GÜNDEM - 23 Nisan 2026 Perşembe 09:33

Başkanlık koltuğu 23 Nisan’da öğrenciye emanet edildi

A
A
A
Başkanlık koltuğu 23 Nisan’da öğrenciye emanet edildi

Başiskele Belediye Başkanı Yasin Özlü, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla başkanlık koltuğunu 3. sınıf öğrencisi Melisa Seki’ye devretti.


Levent Kırca - Oya Başar İlkokulu öğrencisi Melisa Seki’nin temsili olarak başkanlık görevini devraldığı ziyarette, renkli ve duygusal anlar yaşandı. Minik başkan, belediyenin çocuklara yönelik çalışmaları hakkında Başkan Özlü’den bilgi alırken, düşüncelerini de paylaşarak geleceğe dair umut verdi. Ziyaretin ardından sosyal medya hesaplarından bir paylaşım yapan Başkan Yasin Özlü, 23 Nisan’ın anlam ve önemine dikkat çekerek, "Dünyanın ilk ve tek çocuk bayramı olan 23 Nisan’da, başkanlık koltuğunu geleceğin emanetçilerine devrettik. Melisa Seki, bugün koltuğumuzu devralarak bizlere umut ve heyecan verdi. Rabbim, geleceğimizin teminatı olan evlatlarımızın bahtını açık, yollarını aydınlık eylesin. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mız kutlu olsun" dedi.


Başkan Özlü ayrıca, devam eden projeler hakkında minik başkan Melisa’ya bilgi verdiklerini ve onun görüşlerini dinlediklerini belirtti.



Başkanlık koltuğu 23 Nisan’da öğrenciye emanet edildi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Uyuşturucu bağımlılığından kurtulduğu dernekte rehber oldu İstanbul’da yaşayan Sıla Akdaş, uyuşturucu bağımlılığını kadınlar tarafından kurulan dernekte bireysel terapi, grup çalışmaları ve farkındalık eğitimleriyle yendi. Aynı dernekte gönüllü olarak çalışmaya başlayarak kendisi gibi uyuşturucuyu yenmeye çalışanlara rehber olan Akdaş, "Burada ilk kez fikirlerimin önemsendiğini, insan yerine konulduğumu hissettim. En başta ailemle aram düzeldi. Kendimi geliştirmeye, öğrenmeye ve hayatı yeniden kurmaya başladım. Madde kullanırken duygularımızı bastırıyorduk. Ağlamamız gereken yerde ağlayamıyor, gülmemiz gereken yerde gülemiyorduk. Şimdi ise duygularımı gerçekten yaşayabiliyorum" dedi. Bahçeşehir’de faaliyet gösteren Beyaz Kelebekler ve Sadra Şifa Derneği ile Liman Ayık Yaşam Derneği, uyuşturucu bağımlılığıyla mücadele eden kadınlara ücretsiz rehabilitasyon desteği sağlıyor. Derneklerde uygulanan program kapsamında kadınlar yalnızca maddeyi bırakmaya değil, aynı zamanda maddesiz bir yaşam kurmaya hazırlanıyor. Ücretsiz olarak yürütülen süreçte bağımlı kadınlar güvenli bir ortamda konaklayarak, uzman psikologlar eşliğinde bireysel psikoterapi seanslarına katılıyor. Bunun yanı sıra grup eğitimleri, farkındalık odaklı çalışmalar ve sosyal uyum programlarıyla danışanların yeniden sağlıklı bir yaşam düzeni kurmaları amaçlanıyor. Tedavi programı ortalama 3 ay sürerken, bazı danışanlarda bu süre 6 aya kadar uzayabiliyor. Sürecin sonunda danışanlar, hem madde kullanımını bırakmış hem de sosyal hayata adapte olmuş, kendi yaşamlarını sürdürebilecek seviyeye ulaşmış bireyler oluyor. Uyuşturucu bağımlılığını yenen Sıla Akdaş, dernekte gönüllü olarak çalışmaya başlayarak kendisi gibi uyuşturucuyu yenmeye çalışanlara rehberlik yapıyor. "Birilerinin beni takip ettiğini düşünmeye başladığımda uyuşturucunun bana verdiği zararı gördüm" Bağımlılıktan kurtuluş sürecini anlatan Sıla Akdaş, "Ailemle problemler yaşadığım bir dönemde, Ankara’da yaşarken psikolojik olarak kendimi çok kötü hissediyordum. Bir anlık kararla İstanbul’a gelmeye karar verdim. Kendi ayaklarımın üzerinde durmaya çalıştığım, iş aradığım ve yalnız kaldığım bu süreçte bulunduğum ortamlarda uyuşturucuyla tanıştım. Yaklaşık üç yıl süren bir bağımlılık sürecim oldu. İlk başta yapay bir mutluluk, haz ve özgüven veriyordu. Uyuşturucu kullanmaya başladığımda bunun ne kadar yıkıcı bir şey olduğunu bilmiyordum. ’İstemezsem bırakırım’ diye düşünüyordum. Ancak zamanla vücudum buna alıştı ve bırakmak istediğimde bunun hiç de kolay olmadığını fark ettim. 3 yılın sonunda psikozlarım başladı. Olmayan kişileri görüyor, sesler duyuyor, kalabalıkların içinde eziliyormuş gibi hissediyordum. Sürekli birilerinin beni takip ettiğini ve kovaladığını düşünüyordum. O zaman uyuşturucunun bana verdiği zararı gerçekten gördüm" dedi. Uyuşturucuyu yendiği dernekte rehber oldu Telefonunun kırılmasıyla birlikte uyuşturucu kullandığı çevre ile bağlantısının koptuğunu söyleyen Akdaş, "O dönem ailem Ankara’daydı, ben ise İstanbul’daydım. Başka insanların telefonlarından aileme ulaşıp, ’Yeter ki beni yanınıza alın, ben maddeyi bırakmak istiyorum’ dedim. Daha sonra Ankara’ya döndüm. Ailem beni tedavi için çeşitli yerlere başvurdu. O sırada annem, Liman Ayık Yaşam Derneği’nden arandığımızı ve başvurumun kabul edildiğini söyledi ve böylece derneğe geldim. Şu anda Beyaz Kelebekler ve Liman Ayık Yaşam Derneği’nin ortak yürüttüğü bölümde rehberlik yapıyorum. Bu bağımlılığın temelinde ailemle yaşadığım problemler ve psikolojik olarak kendimi yalnız hissetmem vardı. Kilo problemim nedeniyle hem ailemden hem arkadaş çevremden sürekli baskı görüyordum. Bu durum beni çok yıpratıyordu. Ailemin yanından ayrılıp İstanbul’a gitmem ve orada yanlış insanlarla karşılaşmam en büyük sebeplerden biri oldu. Bana maddeyi ilk uzatan kişiler, bunun hem kilolarımı azaltacağını hem de yaşadığım sıkıntıları unutturacağını söyleyerek beni teşvik etti" diye konuştu. "Ağlayabildiğim için bile mutlu olduğum zamanlar oluyor, artık gerçekten hissedebiliyorum" Dışarıda kendine ait bir çevresi bulunmadığını söyleyen Akdaş, "Gerçek arkadaşlığı dernek sayesinde gördüm. İlk kez fikirlerimin önemsendiğini, insan yerine konulduğumu burada hissettim. Kapıdan girdiğim anda bavulumu alıp, beni karşılamaları çok kıymetliydi. İyileşme hala devam eden bir süreç. Yaklaşık 15-20 gün içinde programa uyum sağlamaya başladım. Şimdi neredeyse bir yıldır buradayım. Dışarıdayken maddeyi bırakmanın mümkün olduğuna hiç inanmıyordum. Bana bunu söyleyen insanlarla tartıştığım zamanlar oldu. Ama bugün bunun gerçekten mümkün olduğunu yaşayarak gördüm. Dışarıda hala kurtulamayacağını düşünen birçok kadın olduğunu biliyorum. Onlara söyleyebileceğim tek şey, bunun mümkün olduğu. Ben burada örnek aldığım insanları gördüm. Onların ayık kalabilmesi bana da umut verdi. En başta ailemle aram düzeldi. Madde kullanırken ailem küçük kardeşlerimle görüşmeme izin vermiyordu. Babam telefonu yüzüme kapatıyordu. Şimdi ise ben söylemeden telefonu kardeşime veriyor. Ayrıca kendimi geliştirmeye, öğrenmeye ve hayatı yeniden kurmaya başladım. Madde kullanırken duygularımızı bastırıyorduk. Ağlamamız gereken yerde ağlayamıyor, gülmemiz gereken yerde gülemiyorduk. Şimdi ise duygularımı gerçekten yaşayabiliyorum. Ağlayabildiğim için bile mutlu olduğum zamanlar oluyor. Artık gerçekten hissedebiliyorum" şeklinde konuştu. "Maddeyi bırakmak isteyen herkese kapılarımız sonuna kadar açık" Derneğin Müdür Yardımcısı Ayşenur Küçükboyacı, "Derneğimiz, tamamen gönüllü hanımlardan oluşuyor. Yıllardır yardım faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. 2020 yılında aşevi faaliyetimizi hayata geçirebilmek için dernek statüsüne geçtik. Aşevimizde haftanın 3 günü, ihtiyaç sahibi aileler için 350 kişilik yemek dağıtılıyor. Aşevimizde yalnızca şefimiz maaşlı ve profesyonel olarak görev yapmaktadır. Diğer bütün hanımlar tamamen gönüllü olarak, ev hanımı kimlikleriyle destek vermektedir. Kilolarca patates soyuluyor, soğanlar hazırlanıyor, yemekler pişiriliyor ve dağıtılıyor. Tüm bu süreç tamamen gönüllü hanımlar tarafından yürütülmektedir. 2025 yılının ağustos ayında uyuşturucuyla mücadele merkezimiz açıldı. 2026 yılı da zaten bağımsızlık yılı olarak ilan edildi. Burada, genç hanımlarımızın yeniden hayata katılabilmesi için ücretsiz ve ilaçsız bir şekilde rehberlik hizmeti verilmektedir. Derneğimiz, Beyaz Kelebekler Sadece Şifa ile Liman Ayık Yaşam Derneği iş birliğiyle faaliyetlerini sürdürmektedir. Yeniden hayata başlamak isteyen, maddeyi bırakmak isteyen tüm gençlerimize ve özellikle genç kadınlarımıza kapılarımız sonuna kadar açıktır" ifadelerini kullandı. "Sağlıklı insanların da hayatlarında olumsuz duygular yaşayabileceğinin farkındalığını kazanıyorlar" Bağımlı bireylerin yalnızca maddeyi bırakmalarını değil, aynı zamanda maddesiz bir hayatı nasıl inşa edeceklerini hedefleyen çalışmalar yürüttüklerini belirten Psikolog Seval Ekin ise "Bunu yaparken bireysel psikoterapi seanslarından, grup eğitimlerinden ve farkındalık odaklı çalışmalardan yararlanıyoruz. Tedavi programımız 3 ay ile 6 ay arasında sürmektedir. Altı ayın sonunda mezun ettiğimiz danışanlarımızı da takip etmeye devam ediyoruz ve gerekli destek süreçlerimiz sürüyor. Kalıcı iyileşmeyi sağlayabilmek adına aileleri de bu sürece dahil ediyoruz. Her çarşamba akşamı ailelerle online görüşmeler gerçekleştiriyoruz ve danışanlarımız mezun olduktan sonra da bu iletişim devam ediyor. Danışanlarımız, özel hayatlarında öncelikle yoğun bir yalnızlık duygusu hissediyor ve buna benzer zor duygular yaşıyorlar. Yaşadıkları bu olumsuz duyguları bastırmanın yolunun madde olduğunu düşündükleri için, yoğun duygularla baş edebilmek adına ilk başvurdukları şey madde oluyor. Ancak buraya geldikten sonraki süreçte, sağlıklı insanların da hayatlarında zaman zaman olumsuz duygular yaşayabileceğinin farkındalığını kazanıyorlar. Kişi artık zor duygular yaşadığında o duygunun içinde kalabilmeyi, anda kalabilmeyi ve bunu yönetebilmeyi öğreniyor" dedi. "Uyuşturduğu için problemleri çözmez, sadece problemler yokmuş gibi hissettirir" Tüm bireylerin hayatının inişli çıkışlı olduğunu söyleyen Psikolog Ekin, "Zor zamanlarımızda madde yalnızca bizi uyuşturduğu için problemleri çözmez, sadece problemler yokmuş gibi hissettirir. Oysa yaşamda sağlıklı bir şekilde kalabilmek, kendimizi koruyabilmek ve hayatımızı sürdürebilmek için zaman zaman acı hissetmenin de bize fayda sağladığını kabul etmek gerekir. Biz biliyoruz ki dışarıda şu anda bağımlılıkla mücadele eden birçok vatandaşımız var. Asla yalnız değiller ve bu süreci tek başlarına atlatamazlar. Biz onların yanındayız. Bize başvurarak, derneğimize gelerek, daha profesyonel bir ekiple ve daha sağlıklı bir destek sistemiyle bu problemi uzun vadede, kalıcı bir şekilde çözebiliriz. Aynı zamanda şuna da inanıyoruz; iyileşmenin gücü, iyileştirmektir. Derneğimizde eski bağımlılardan oluşan hocalarımız da bulunuyor. Kendileri geçmiş yaşamlarında bağımlılık yaşamış bireylerdi. Ancak bugün bizimle birlikte çalışan, danışanlara rehberlik eden ve bu hizmetin içinde aktif olarak yer alan kişiler haline geldiler" diye konuştu.
Kayseri Talas’ın yöresel lezzetleri tescillendi Talas Belediyesi bünyesinde; Osmanlı Kültür Sokağı’nda hizmet veren Tokana Yöresel Lezzetler, elde ettiği başarıyla Kayseri’de belediyeler arasında bir ilke imza attı. Bağımsız ve tarafsız değerlendirmelerle Türkiye genelinde en iyileri belirleyen EniyiBEST tarafından yapılan incelemeler sonucunda Tokana, mantı kategorisinde ’en iyi’ seçildi. Ankara merkezli akademisyenler ve uzmanlardan oluşan EniyiBEST’in yıl boyunca gerçekleştirdiği anketler, gizli müşteri deneyimleri ve yerinde incelemeler neticesinde belirlenen sonuçlarda Tokana Yöresel Lezzetler, 81,22 puan alarak zirveye yerleşti. Bu başarı, Kayseri’de belediyeler arasında verilen ilk ödül olması bakımından da ayrı bir önem taşıdı. Lezzetin yanı sıra hijyen, hizmet kalitesi ve müşteri memnuniyeti gibi birçok kriterde öne çıkan Tokana, Talas Belediyesinin sosyal belediyecilik anlayışının somut bir yansıması oldu. Tarihi dokunun içinde, kültürel mirasla harmanlanan bu lezzet noktası, hem geçmişin izlerini yaşatıyor hem de günümüzün kalite standartlarını yakalıyor. Elde edilen bu başarı Talas Belediyesinin kaliteyi merkeze alan hizmet anlayışının bir sonucu olurken, Tokana bu ödülle birlikte hem Talas’ın hem de Kayseri’nin gururu haline geldiği. Geleneksel lezzetleri özgün sunumlarla buluşturan Tokana Yöresel Lezzetler, tarihi dokunun içinde yükselen bu anlamlı başarıyla adından söz ettirmeye devam ediyor.
Kocaeli Sanayinin başkenti Gebze’de bu kez sanayi değil tarih konuşuldu Türkiye’nin sanayi ve teknoloji üssü olarak bilinen Kocaeli’nin Gebze ilçesi, bu kez tarihi hafızası ve kültürel mirasıyla sahneye çıktı. Gebze Ticaret Odası Başkanı Abdurrahman Aslantaş, sanayi kenti imajının yanına turizm vizyonunu da eklemek istediklerini belirterek, bölgenin kapsamlı tarih ve turizm haritasını çıkaracaklarını duyurdu. Gebze Ticaret Odası 24. Meslek Komitesi (Turizm Komitesi) öncülüğünde Turizm Haftası dolayısıyla tarihi su dolabında "Sanayinin Başkenti Gebze’de Kültür ve Turizm" programı düzenlendi. Kentin yalnızca fabrikalarıyla değil tarihi yapıları, doğal güzellikleri ve turizm potansiyeliyle de anılması gerektiği vurgulanan programda, Gebze’nin kültürel birikimi katılımcılarla paylaşıldı. Programda ney dinletisi eşliğinde ikramlarda bulunuldu. "Gebze’yi Gebze yapan tarihi yapıları göz ardı etmemeliyiz" GTO Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş yaptığı konuşmada, Gebze’nin sanayi kenti kimliğinin ardında köklü bir tarih yattığını belirtti. Kentin değerlerini açığa çıkarmaya ve bilinirliğini artırmaya yönelik faaliyetler yürüttüklerini ifade eden Aslantaş, "24. Meslek Komitemiz, yani Turizm Komitemiz Turizm Haftası’nda Gebze’nin değerlerini açığa çıkarma, bilinirliğini artırma adına bir faaliyet yaptı. Bunu da yapmamız gerekiyor. Gebze her ne kadar sanayiyle, üretimle, inovasyonla ve teknolojiyle anılsa da Gebze’yi Gebze yapan tarihi yapıları ve doğal güzellikleri göz ardı etmememiz gerekiyor" dedi. "Bölgemizin tarih ve turizm haritasını çıkarmak adına bir çalışmamız olacak" Tarihi yapıların korunmasını önemsediklerine dikkati çeken Aslantaş, şunları kaydetti: "İnsanoğlu sadece çalışmaktan, maddi bir hayattan ibaret değildir. İnsanın dinlenmesi, tarihi yapıları ziyaret ederek geçmişte neler yaşandığını görmesi ve asıl olanın geleceğe bir eser bırakmak olduğunun farkında olması anlamında tarihi binaları çok önemsiyoruz. Gebze Ticaret Odası olarak sadece sanayi ve üretim değil, turizmle, tarihi eserlerimiz ve doğal güzelliklerimizle ilgili de bir çalışma başlattık. Bölgemizin tarih ve turizm haritasını çıkarmak adına bir çalışmamız olacak. Tüm dünyaya ’Gebze bir sanayi kentidir’ anlayışının yanına bir de ’turizm kentidir’ vizyonunu eklemek istiyoruz. Bu haritanın çok katkı sunacağını düşünüyoruz." Aslantaş, bölgede bulunan tarihi yapıların gün yüzüne çıkarılması gerektiğini vurgulayarak, bu eserlerin aslına uygun restore edilip farkındalığının artırılmasını istediklerini sözlerine ekledi.
Kayseri Kayseri Kitap Fuarı’nda çocukların keyfi yerinde 8’inci Kayseri Kitap Fuarı’nda çocukların kitap heyecanı yüzlere yansırken, Kayseri Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki Alo 153 İletişim Merkezi ve Beyaz Masa ekipleri de vatandaşlarla birebir iletişim kuruyor. Kayseri’de kültür ve edebiyatın önemli buluşma noktalarından biri haline gelen 8’inci Kayseri Kitap Fuarı, bu yıl da yoğun katılımla kapılarını açtı. Dünya Ticaret Merkezi ev sahipliğinde Kayseri Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, Erciyes Üniversitesi, Kayseri Üniversitesi ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle, Sun Fuarcılık organizasyonuyla gerçekleştirilen fuarda, sadece kitaplar değil, vatandaşla doğrudan iletişim de ön plana çıkıyor. Fuar alanında kurulan stantlarda Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin Alo 153 İletişim Merkezi ve Beyaz Masa ekipleri aktif olarak görev alıyor. Vatandaşların talep, öneri ve şikâyetlerini yüz yüze dinleyen ekipler, çözüm odaklı yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Bu uygulama, yerel yönetim ile vatandaş arasındaki iletişimi güçlendiren önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç’ın "okuyan ve okutan şehir" vizyonu doğrultusunda geleneksel hale getirilen fuar, her yaştan ziyaretçiyi kitapla buluşturuyor. Özellikle çocukların fuardaki mutluluğu dikkat çekerken, kitaplarla buluşan minik ziyaretçiler hem eğleniyor hem öğreniyor. 500’e yakın yazar, yüzlerce yayınevi ve milyonlarca kitabın yer aldığı etkinlikte, söyleşi, panel ve imza günleri de aralıksız sürüyor. Çocuklar istedikleri kitaplara ulaşmanın sevincini yaşarken, aileler de uygun fiyatlı ve zengin içerikli bir fuar deneyimi yaşıyor. Öte yandan Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından sağlanan ücretsiz ulaşım desteğiyle fuara erişim kolaylaştırılıyor. Cumhuriyet Meydanı’ndan hareket eden otobüs seferleriyle ziyaretçiler fuar alanına rahatlıkla ulaşabiliyor. 26 Nisan’a kadar açık kalacak olan fuar, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile Dünya Kitap Günü’nü kapsayan programıyla, Kayseri’de kültürel hayatın en önemli etkinliklerinden biri olmayı sürdürüyor.
Kütahya Kütahya’da sahaflık geleneği yaşatılmaya devam ediyor Kütahya’da sahaflık geleneğini sürdüren Hayrullah Kesmegülü, sahaflığın yalnızca eski ve yeni kitapların alım satımıyla sınırlı olmayan, aynı zamanda köklü bir kültürel miras olduğunu söyledi. Yüzyıllardır devam eden bu mesleğin önemine dikkat çeken Kesmegülü, sahafların kültür hayatına önemli katkılar sunduğunu ifade etti. Sahaflığın Osmanlı döneminden günümüze kadar uzanan bir geçmişe sahip olduğunu belirten Kesmegülü, sahafların şeyhi olarak kabul edilen Mustafa Muzaffer Özak’ı örnek gösterdi. Kesmegülü, sahafların tarih boyunca nadir eserlerin gün yüzüne çıkarılmasında büyük rol oynadığını belirterek, bazı önemli yazma eser nüshalarının sahaflar aracılığıyla bulunduğunu dile getirdi. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte kitap okuma alışkanlıklarının değiştiğini ifade eden Hayrullah Kesmegülü, e-kitap ve PDF formatlarının özellikle ulaşılması zor ve pahalı eserler için önemli bir avantaj sunduğunu söyledi. Ancak buna rağmen basılı kitabın yerini hiçbir şeyin tutamayacağını vurgulayan Kesmegülü, "Kitabı elde tutmak, kokusunu almak ve sayfalarını çevirmek bambaşka bir deneyim" dedi. Türkiye’de okuma oranlarının istenilen seviyede olmadığını da dile getiren Kesmegülü, özellikle üniversite şehirlerinde gençler arasında okuma alışkanlığının daha yaygın olduğunu belirtti. Buna mukabil genel olarak toplumda okuma kültürünün zayıf kaldığını ifade etti. Gençlere kitap okuma çağrısında bulunan Hayrullah Kesmegülü, teknolojinin yoğun etkisine rağmen sahaflık mesleğinin tamamen yok olmayacağını düşündüğünü söyledi. Kitap koleksiyonculuğunun da yaygın bir ilgi alanı olduğunu belirten Kesmegülü, bazı kitapseverlerin on binlerce kitaptan oluşan arşivlere sahip olduğunu sözlerine ekledi. Kesmegülü, tüm değişimlere rağmen sahaflığın bir "kültür serüveni" olarak varlığını sürdüreceğini belirterek, "Azalabilir ama asla bitmez" ifadelerini kullandı.