GÜNDEM - 16 Ağustos 2024 Cuma 15:34

Deprem döneminin belediye başkanı o günleri anlattı

A
A
A
Deprem döneminin belediye başkanı o günleri anlattı

17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi’nde İzmit Büyükşehir Belediye Başkanı olan Sefa Sirmen, deprem yönetmeliğine uygun yapılan binaların yıkılmadığını belirtti. Sirmen, "Benim dönemimde yapılan hiçbir bina hasar almadı" dedi.


Deprem döneminde İzmit Büyükşehir Belediye Başkanı olan Sefa Sirmen, şehir olarak yaşadıklarını, deprem sonrasına yapılan çalışmaları, krizleri ve yönetimsel hataları İHA Muhabirine anlattı. İlk olarak depreme nasıl yakalandığını ve kriz anlarını paylaşan Sirmen, "Deprem gecesi saat bir gibi Hacı Bektaş-i Veli törenlerine katıldığım Nevşehir’den gelmiştim. Genel başkanımız Altan Öymen ’kal’ diye ısrar etmişti ama dönmüştüm. Deprem anında uykuya dalmamıştım. Çok büyük bir felaketti. Hanımla birbirimize sarılıp depremin durmasını bekledik. Sonra alt kata indik ve bahçeye çıktık, çocuklar da iyi. Şoförüme ulaşamadım. Yeğenimin arabasıyla belediyeye gittim. Baktık, bina yerinde duruyor ama gidene kadar yolun sağında ve solunda binalar kibrit kutusu gibi çökmüş" dedi.



"Tabloyu gün doğarken gördük"


Sefa Sirmen sözlerine şöyle sürdürdü:


"Vali konağına gittik, kolordu komutanı da orda. Telefonlar kitlenmiş, kullanılamıyor. Halk sokaklarda. Jandarma genel komutanı Rasim Bedir Paşa bize 3 helikopter gönderdi. Vali, kolordu komutanı ve ben helikoptere bindik; deprem bölgesinde duruma havadan baktık. Tabloyu gün doğarken gördük. Daha içerlere girdikçe felaketin daha da büyük olduğunu gördük. Özellikle Gölcük, Değirmendere bölgesi en fazla hasar gören yerlerimizdi. Döndük, valilikte masa oluşturup çalışmalara başladık. 17 Ağustos 1999’ta hem Kocaeli için, hem Türkiye için iz bırakan, çok acı bir felaket yaşadık. Hem belediye başkanı, hem kulüp başkanı olarak çok sorumluluklarım vardı"



"İlk yardım Saddam Hüseyin’den Kocaeli Valiliği emrine 10 milyon dolar olarak geldi"


Depremden sonra aldıkları aksiyonları da anlatan Sirmen, "O dönem en önemli su ve doğalgaz için çözüm önemliydi. Bizim barajı İngilizler ve Japonlar yapmıştı. Çağırdık, 10 kişilik ekip geldi. Barajı, İZAYDAŞ çöp fabrikasını, kulüp binasını, tesisleri ve belediye binasını kontrol ettirdik. Herhangi sıkıntı olmadan oturulabileceğini öğrendik. Aynı gün suyu verdik. Doğalgazı verdik. İnsanların en önemli temel ihtiyaçlarını musluklardan karşılayabilir duruma geldiler. İzmit dışındaki bölgelerde bu imkan hiç olmadı. Çok önemliydi. Enkaz altında bir sürü yardım isteyenler vardı. Validen ziyade bana gelip makine, araç gereç istiyorlardı. Bizim itfaiyemiz canla başla, tarihe geçecek hizmet verdi. Her tarafa cevap vermeye çalıştık. Uyku diye bir şey yoktu. Gece gündüz ayaktaydık. O zaman Bolu, Düzce, Adapazarı, Yalova, Kocaeli içinde en hızlı hayatın başladığı yer İzmit’ti. Hatta Sakarya’dan aileler gelip bizim bölgemizdeki çadır kentlere ve prefabriklere yerleşmeye başladılar. Herkese hizmet etmeye çalıştık. Alışveriş merkezleri hemen faaliyete geçti. Uluslararası fuar merkezimizi bütün bölgenin ihtiyaçlarını karşılayacak yardım toplama ve dağıtım merkezi yaptık. Birçok sorunu belediyemizin imkanlarıyla çözdük. Çok yardım da geldi. İlk yardım Saddam Hüseyin’den Kocaeli Valiliği emrine 10 milyon dolar olarak geldi. Sonra Bill Clinton geldi. O, Dünya Bankası’nı seferber etti, kalıcı konutlar yapımına hızla başlandı. Yaraları çabuk sarmışız. Tabii Kocaelispor çok etkili oldu. Halkın psikolojisini düzeltmesinde çok katkısı oldu. O zaman o imkanı oluşturan futbolcularımıza, taraftarımıza, herkese çok teşekkür ediyorum. Bize çok destek verdiler. O günleri hatırlamak bile insana ağır geliyor. Çok kayıp verdik. Allah bir daha göstermesin" ifadelerini kullandı.



"Bizim dönemimizde yapılan hiçbir bina hasar almadı"


Türkiye’nin bir deprem bölgesi olduğunu hatırlatan Sirmen, "Her 15-20 senede bir böyle büyük felaketler olabiliyor. 1967 Adapazarı merkezli depremi de yaşadım. O zaman da birçok bina yıkıldı ama 17 Ağustos’taki gibi olmadı. Çok enteresandır; 1989’da belediye başkanı seçildiğim zaman ilk meclis kararımız; inşaat yapan vatandaşımıza ruhsat vermeden evvel önce projelerini mimarlar ve mühendisler odasına götürüp, inceletip onaylattırıp sonra bizden ruhsat talep etmesiydi. Ve gerçekten bizim dönemimizde yapılan hiçbir bina hasar almadı. Çünkü deprem yönetmeliği uyguladık. Belediye başkanlığı yaptığım sınırlarda çok fazla yıkım o yüzden olmadı. Deprem yönetmeliğinden önce yapılan binalar maalesef riskli binalar. Bugün Türkiye muhtemel İstanbul depremini konuşuyor. Tedbir almak lazım. Japonya’daki depremler bizden daha büyük ve hiçbir hasar yok. Neden? Yapılaşmayı ona göre yapmışlar. Çözümü var. Tedbir almak mümkün. Ama maalesef henüz bizde o gelişme olmadı" diye konuştu.



"Deprem yönetmeliğini uygulayan hiçbir inşaat yıkılmaz”


Sirmen, şöyle devam etti:


"Deprem yönetmeliğini uygulayan hiçbir inşaat yıkılmaz. Biz meclis kararı alıp yönetmeliği uyguladık. Yerine getirmeyen hiç kimse inşaat ruhsatı alamazdı, almadı. Yıkılan binalara baktığımız zaman 1999’dan sonra yapılan binaların yıkılmasına pek ihtimal vermiyorum. Deprem yönetmeliği uygulanmışsa 7,4 şiddetindeki depremle o binalar yıkılmaz. O kolon kesilmiş, binada değişiklikler yapılmışsa o binaları tutamazsın. O yüzden TOKİ’nin yaptığı tünel kalıp sistemi depreme karşı en önemli yapıdır. Ben belediye olarak evi olmayan vatandaşlar için 8-9 bin konut yaptım. Bir tanesi hasar almadı. Yapı önemli. Deprem yönetmeliğine göre yaptıysanız o yapı yıkılmaz. Hakikaten çok doğru projeler yapmışız. Mesela İZAYDAŞ çöp fabrikası. Türkiye’de tek. Zehirli atıkları, tehlikeli atıkları hepsini yakabilen bir tesis. Depremde bütün mikroplu şeylerin hepsi orada imha edildi. O kadar büyük hizmet gördük ki olamaz böyle bir şey. İkincisi; olimpik buz pateni yapmıştım. Belli bölgelerde cenazeler kepçeyle gömüldü ama bizim bölgemizde ağustos sıcağında cesetleri buz pateni sahasına uzattık. Yakınları, tanıyanlar gelip orada teşhis ettiler. Sonra İslami şartlara göre hazırlandı ve defnedildi. Kimsesi çıkmayanları da fotoğraflayarak belirli yerlere defnettik. Tabii ki su hayattır. Diğer deprem bölgelerinde görüyoruz; su akmadığı zaman ne büyük sıkıntı var. Bizde su sorun olmadı. Yuvacık Barajı hem içilebilir nitelikte suyu anında akıttık. Doğalgazı kesintisiz verdik. Tek bir doğalgaz patlaması olmadı. Yaptığımız projelerin hepsi depremde imdadımıza yetişti. Kocaelispor da bunları sosyolojik olarak tamamladı. Şanslıydık çünkü bu projeler gerçekleşmişti"



"O dönem kaynaklar çok hoyratça kullanıldı"


O dönemde gördüğü yanlışları da dile getiren eski başkan Sefa Sirmen, "Yanlış gördüğüm şeyler oldu. Özellikle o zamanki koalisyon hükümeti çok yanlı davrandı. Yeniden yapılanmada çok hoyratça kaynakları kullandı. Gereksiz harcamalar yapıldı. Bana göre onlar yanlıştı. Çünkü bağış yapan insanlar depremzedelere katkıları olsun diye yaptı. Bütün vatandaşlardan deprem vergisi kesildi, bir tek lirası deprem bölgesine harcanmadı. Bunlar hep yanlıştı. Maalesef Türkiye’de yönetimler bazı şeyleri hesap etmeden yapıyor. Halbuki böyle acı bir günde, böyle felaket yaşanmış bölgede herkes fedakarlık yapmak zorunda. Hele hele onların haklarını gelişigüzel harcamak da insanlığa yakışmaz. Çok seslendirdik ama sesimiz yetmedi" dedi.



Deprem döneminin belediye başkanı o günleri anlattı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Saitabat Şelalesi eski ihtişamlı günlerine döndü Bursa’nın Kestel ilçesine bağlı Derekızık Mahallesi’ne 3 kilometre mesafede, kayalıklar arasında bulunan ve Marmara Bölgesi’nin önemli doğa turizmi destinasyonlarından biri olan Saitabat Şelalesi’nde su seviyesi rekor düzeye ulaştı. Uludağ eteklerindeki bir kanyondan neşet eden ve yaklaşık 5 metre yükseklikten dökülen şelale, geçmiş yaz dönemlerinde kuraklık ve yetersiz yağışlar nedeniyle kuruma noktasına gelerek parmak kalınlığında akmaya başlamıştı. Bu yıl kış ve ilkbahar aylarında zirvede etkili olan yoğun kar yağışı ve ardından gerçekleşen hızlı erimeler, şelalenin su debisini son yıllarda görülmemiş bir seviyeye taşıdı. Tekirdağ’dan gelen bir aile, Uludağ’da kar gördüklerini ve aşağıya inip eriyen kar sularının oluşturduğu şelaleye hayran kaldıklarını dile getirerek, bu güzelliğin korunması gerektiğini söyledi. Saitabat Köyü Kadınları Dayanışma Derneği İdari İşler Sorumlusu Kemal Akçay, gazetecilere yaptığı açıklamada, doğal güzelliğin geri dönmesinin bölge turizmine doping etkisi yaptığını belirtti. Şelalenin son 10 yıldır bu denli güçlü akmadığına dikkati çeken Akçay, mevcut su rezervi sayesinde canlılığın yaz ayları boyunca kesintisiz sürmesini öngördüklerini ifade etti. Akçay, artan su debisiyle beraber İstanbul, Ankara ve Trakya başta olmak üzere çevre illerden gelen ziyaretçi sayısında ciddi bir artış yaşandığını, bu durumun yerel esnafın yüzünü güldürdüğünü aktardı. Doğa yürüyüşü, yöresel köy kahvaltısı, akarsuda yetiştirilen alabalık tesisleri ve atlı safari gibi etkinliklerin sunulduğu şelale çevresini ziyaret eden vatandaşlar ise Uludağ’ın serin havası eşliğinde gürül gürül akan suyun oluşturduğu görsel şölene hayran kaldıklarını dile getirdi.
Ankara Bayramın kokusu çam ormanlarından yükseliyor: Çam kolonyası ve aromalı Türk kahvesine yoğun ilgi Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde bulunan, çam ormanlarından esinlenerek hazırlanan çam kolonyası ve aromalı Türk kahvesi Kurban Bayramı’nda vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Kurban Bayramı’nda termal ve doğal güzellikleriyle öne çıkan Kızılcahamam ilçesinde, yıllardır üretilen çam kolonyası ve aromalı Türk kahveleri vatandaşlardan yoğun ilgi görüyor. Başta Başkent’teki ilçelerin doğasından ilham alınarak hazırlanan çam, havuç, kavun ve üzüm aromalı esanslar ve kahveler, bayram ziyaretlerinde hem geleneksel hem de farklı bir hediye alternatifi olarak tercih ediliyor. Kadın istihdamıyla üretim yapan işletme sahibi Nuray Arslan, niş esanslarla hazırlanan kolonyalar ve özel aromalı kahvelerin yapım sürecini İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine anlattı. "Amacım ilçemize ne katabilirim, ne yapabilirim" Yaklaşık 12 yıldır kolonya firmasını işlettiğini belirten Arslan, "Kadınlarla başladık, kadınlarla devam ediyoruz. Üreten kadının gücüne inanlardanım. Çalışan personelin büyük bir çoğunluğu kadın. Sadece Kızılcahamam değil bizim çalıştığımız yerler. İlçelerle çalışıyorum. Amacım ilçemize ne katabilirim, ne yapabilirim? Nasıl bir fayda sağlayabilirim diye düşünürken kahvelerle çıktığımız yolculukta kolonyalarla bütünleştirdik. Daha sonra Kahramankazan’a çalıştık, kavun kahvesi ile kavun kolonyası. Elmadağ’ın elma kahvesi, elma kolonyası. Kalecik’le çalıştık. Çok büyük bir festivalleri oluyor. Üzümle çalışmamız devam etti. 2 sene öncesinde de Beypazarı’na dedik neden çalışmıyoruz? Beypazarı’nın havucu çok meşhur. Görüştük yetkililerle. Onlar da çok memnun oldular. Beypazarı’nın havuç kahvesi ve havuç kolonyasıyla yolculuğumuz devam ediyor. Çamlıdere ve Kızılcahamam’a da çam kahvesi ve çam kolonyası yapıyoruz" dedi. "Kolonyalarımız bizim bebeklerimiz gibi" Kolonya yapımındaki esanslara ve çeşitliliğe değinen Arslan, şu ifadelere yer verdi: "Kolonyalarımız bizim bebeklerimiz gibi. Bir ürünün 10 tane çeşidi var. Düşünün ki 50 milimden 40 milime kadar, 400 milimden, şişelerden plastik petlere kadar hepsi bizim evlatlarımız. Hepsinin dolumları da esansları da yaptığımız çalışmalar da keyif alarak yaptığımız işler. 3 sene önce kızımın adına bir kolonya çıkardım, Damla kolonyası diye. Aslında orkide var içerisinde. Müşterilerimiz yıllardır geliyorlar, ismini hatırlayamasalar bile kızınızın adıydı diyorlar. 1 sene olacak gelinimin adına Esin kolonyası çıkardık. O da çok niş bir ürünümüz. Onda çok ünlü bir parfümün esansı kullanıldı. Şimdi diyorlar ki biz gelinden alalım, biz kızdan alalım. Böyle bir rekabet var kendi aralarında. Buraya özgü kolonyamız var. Bize ait tılsım kolonyası dediğimiz lavanta ve zambak karışımı gibi bir kokumuz var. Yaklaşık 15 çeşit ürünle biz gelen müşterilerimize hitap ediyoruz." Niş esanslar tercih ediliyor Nuray Arslan, kolonya ve koku seçiminde kullanılan esansların büyük önem taşıdığını belirterek, kaliteli ve insan sağlığına zarar vermeyen niş esanslar tercih ettiklerini söyledi. Kokuların deri yoluyla da vücuda temas ettiğine dikkati çeken Arslan, kalıcı ve kaliteli ürünler kullanmalarının vatandaşların tercih sebeplerinden biri olduğunu ifade etti. "Belli bir süre ayrışması var" Kolonyaların yapım sürecini anlatan Özarlsan, "Önce alkol geliyor, damıtılıyor. Belli bir süre ayrışması var. Esansların dinlendirilmesi var. Belli bir dinlendirilme sürecinden sonra dolum aşamaları var. Dolum aşamalarında da belli bir boyutta 50 milimler, 100 milimler dolup paketleniyor. Şişelenme süreçleri, paketlenmelerle birlikte adetler, adetlerle birlikte müşteriye dağıtım yapıyoruz. Sonra dağıttığımız yerler de müşteriyle buluşturuyorlar" ifadelerini kullandı. "Hem ülke ekonomisine katkısı sağlıyoruz hem de çalışan insanlar evine ekmek götürüyor" Aynı zamanda kahvelerin İstanbul, İzmir ve Mersin’deki limanlardan alındığını söyleyen Arslan, "Kavrulma aşamaları, öğütülme aşamaları ve daha sonra yapılan aşamalarla birlikte paketlemeleri var. Zor bir süreç ama çok keyifli ve zevkli bir süreç bunlar. Biz işimizi aşkla ve severek yaptığımız için bize zor gelmiyor. Bunu yapıp kendi yavrularımız gibi doğumundan satışına kadar bir süreç bu. Kendi sevgimizle büyüterek satışımızı yapıyoruz. Hem ülke ekonomisine bir katkısı sağlıyoruz hem burada çalışan insanlar evine ekmek götürüyor. Kadınların ayakta durması için fırsat tanıyoruz. Çalışan, üreten kadının, emeğin ülke genelinde daha büyük katkı sağlayacağını ve ülkenin gelişmesine faydası saylayacağını düşünen insanlarız" şeklinde konuştu. Bayram dönemlerinde yoğunluk Nuray Arslan, Kızılcahamam’ın turistik bir ilçe olduğunu ve üretici firma olarak ilçe genelindeki işletmelerle çalıştıklarını belirtti. Bayram dönemlerinde yoğunluk yaşandığını ifade eden Arslan, özellikle Kızılcahamam’daki otellerin ve turistik hareketliliğin şovrum satışlarında önemli paya sahip olduğunu söyledi. Kızılcahamam’ın doğasından çam kolonyası ve Türk kahvesi Arslan, Soğuksu Milli Parkı’nın dünyada sayılı olduğunu dile getirerek, "Özellikle hamamlarımız çok şifalı. Şöyle düşündüm, gelen kişiler Kızılcahamam’ın hamam suyunu götüremiyor. Soğuksu’ya çıkıyor, yürüyüş, piknik yapıyor. Havasını da götüremiyor. Ne götürecek bu insanlar? Bazlamayı götürebiliyor. Tereyağı, etlerimiz çok güzeldir. Etlerimizi götürüyor ama bir şeyler daha katmak gerekmiyor mu buna? Sınırlı kalmamalı diye düşündüm. Kahveyle başladığımız yolculukta Kızılcahamam, Çamlıdere yan ilçemiz çam kahvesi olarak çıkarttığımız yolda çam kolonyamızı da ekledik. Ne oldu? Mis gibi orman koktu. İçtiğinizde de yoğun bir şey yoktur. Türk kahvesi ağırlıklıdır. İçtikten sonra damağınıza gelen çok güzel bir tadı vardır. İlçemize katkı olsun amacıyla başladığımız yolda Allah bizi bugünlere nasip etti" diye konuştu.
Kütahya İlkbahar Kütahya’ya ayrı bir güzellik kattı Kütahya’da ilkbaharın etkisini göstermesiyle birlikte kent genelinde ortaya çıkan yeşil manzara vatandaşların beğenisini topluyor. Tarihi yapıları, meydanları ve doğal güzellikleriyle dikkat çeken şehir, özellikle son yıllarda yapılan ağaçlandırma çalışmaları sayesinde adeta "yeşil şehir" kimliğini daha da güçlendirdi. Havadan çekilen görüntülerde tarihi alanların doğayla bütünleşmesi ise kartpostallık manzaralar oluşturdu. Kentte "şehrin kalbi" olarak adlandırılan Hisar Kalesi çevresindeki tarihi burçlar, baharın gelişiyle birlikte yemyeşil bir görünüme kavuştu. Tarihi dokunun doğayla birleştiği görüntüler sosyal medyada da ilgi görürken, şehrin simgesi Zafer Meydanı’ndaki çinili vazo ve çevresi yeşili bol görüntüsüyle dikkat çekti. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın verilerine göre Kütahya, Türkiye’de en fazla ormanlık ve yeşil alana sahip beşinci il konumunda bulunuyor. Şehir genelinde sürdürülen ağaçlandırma ve çevre düzenleme çalışmaları, kentin doğal güzelliğinin korunmasına katkı sağlıyor. "Yeşil Bursa değil, artık Yeşil Kütahya diyoruz" Kütahya’daki yeşil dönüşüm vatandaşların da takdirini topluyor. Emekli din görevlisi Turhan Bayatlı, son yıllarda devlet ve vatandaş iş birliğiyle gerçekleştirilen ağaçlandırma çalışmalarının kente önemli katkılar sunduğunu belirterek, Kütahya’nın artık tamamen yeşil bir şehir görünümüne kavuştuğunu söyledi. Yeşilin gelecek nesiller açısından büyük önem taşıdığına dikkat çeken Bayatlı, "Yapılan ağaçlandırma çalışmalarıyla Kütahya tamamen yeşil bir şehir haline geldi. Bu bize sevinç ve kıvanç veriyor. Gelecek nesillere umut oluyor. Vatandaşlarımızın da bu konuda duyarlılık göstermesi çok önemli" dedi. Hz. Muhammed’in ağaç dikmenin önemine vurgu yapan hadis-i şerifini hatırlatan Bayatlı, "Kıyametin kopacağını bilseniz bile elinizde bir fidan varsa onu dikiniz" sözünün çevre bilinci açısından önemli bir mesaj taşıdığını ifade etti. Bayatlı, son yıllarda dikilen ağaçların Kütahya’nın çehresini değiştirdiğini belirterek, "Yeşil Bursa değil, artık Yeşil Kütahya diyoruz. Yaşanabilir bir şehir için yeşil alanların artması büyük önem taşıyor" diye konuştu. "Her yerde ağaç, her yerde doğa var" Emlakçı Özcan Öz de Kütahya’nın huzurlu atmosferi ve doğal güzellikleriyle öne çıktığını söyledi. Kütahya’nın birçok bölgesini gezdiğini dile getiren Öz, "Kütahya’ya geldiğiniz zaman insan rahatlıyor. Psikolojiniz düzeliyor. Şehrin her tarafı yemyeşil. dolaşırken kendimi vadide hissediyorum. Her yerde ağaç, her yerde doğa var" dedi. Kütahya’nın doğal güzelliklerini reklam amacıyla değil, içinden geldiği gibi anlattığını belirten Öz, "Bunu reklam olsun diye söylemiyorum. Gerçekten kalbimden geçenleri anlatıyorum. Kütahya çok huzurlu bir şehir. Burayı görmek isteyen herkes gelsin, misafirimiz olsun" ifadelerini kullandı.
Hatay Akıma kapılarak hayatını kaybeden 16 yaşındaki Mahir Buğra’nın ölümünden 2 gün önce söylediği kurban hayalini gözü yaşlı annesi gerçekleştirdi Hatay’da staj yaptığı pastanede çalışırken elektrik akımına kapılarak hayatını kaybeden 16 yaşındaki Mahir Buğra Karagön’ün vefatından 2 gün önce annesine Kurban Bayramı’nda kurban kesmek istediğini söylemesi nedeniyle acılı aile evlatlarının hayalini gerçekleştirdi. Evladı adına kına yaktıkları ve süsledikleri koyunu kurban olarak kestiren gözü yaşlı anne Serap Karagön’ün "Ramazan Bayramı’nda 5 kişiydik, bu bayramda 4 kişi kaldık" sözleriyse yürekleri dağladı. İskenderun ilçesi Modernevler Mahallesi’nde bulunan Saray Pastanesi’nde 1 Mayıs günü yaşanan olayda Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) Yiyecek İçecek Hizmetleri Bölümünde eğitim gören 10. sınıf öğrencisi 16 yaşındaki Mahir Buğra Karagön, staj gördüğü iş yerinde elektrik akımına kapılarak vefat etmişti. Evladı vefat eden anne Serap Karagön, oğlunun ölmeden 2 gün önce kendine söylediği "Ben de kurban kesmek istiyorum, benim param var" sözleri nedeniyle ailesiyle birlikte Mahir Buğra’nın hayalini gerçekleştirdi. Hayatında ilk kez para kazanan ve kurban kesmek isteyen Mahir Buğra için ailesi tarafından kurban kesildi. Oğulları adına seçtikleri kurbanı süsleyen aile duygusal anlar yaşarken anne Serap Karagön, elleriyle kına yaktığı koyuna ’kınalı yavrum’ diyerek duygusal anlar yaşadı. Karagön ailesi, Mahir Buğra’nın mezarını ziyaret ederek duygusal anlar yaşadı. "Ramazan Bayramı’nda 5 kişiydik, bu bayramda 4 kişi kaldık" Evladının vefatından 2 gün önce kendisine kurban kesmek istediğini söylediğini dile getiren hayalini acılı anne Serap Karagön, "Ölmeden iki gün önce Çarşamba günüydü. Beraber oturduk kahvaltı yaptık, oğlumla. Kahvaltıdan sonra oturduk sohbet ediyorduk. ‘Anne bu sene kurban kesmek istiyorum’ dedi. Oğlum senin daha yaşın küçük, sana düşmez dedim. Ama yine de istiyorsan babana söylerim dedim. Senin adına keseriz bu senelik. ‘Ben de kurban kesmek istiyorum, benim param var’ ve ‘ben de çalışıyorum’ dedi. Bugün o hayalini gerçekleştirdik. Şimdi sıra ikinci hayalinde inşallah. Ne yapayım kısmet ederse pastaneyi de açmayı düşünüyorum. Oğlumun hayalini gerçekleştirmeyi düşünüyorum inşallah, babasıyla birlikte. Diyecek bir şey bulamıyorum. Ramazan Bayramı’nda 5 kişiydik, bu bayramda 4 kişi kaldık. Bir yanım eksik kaldı, benim bayramım oğlumun yanına geldiğim zaman oluyor. Bugün benim bayramım, bugün onun bayramıydı. Bugün kurbanını kestiğimiz için e bizim bayramımız. Bizim bayramımız bitti bugünden itibaren" dedi.