GÜNDEM - 17 Ağustos 2024 Cumartesi 01:40

Marmara Depremi’nin 25. yılında acılar tazeliğini koruyor

A
A
A
Marmara Depremi’nin 25. yılında acılar tazeliğini koruyor

17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi’nin üstünden çeyrek asır geçerken, acılar tazeliğini koruyor. Merkez üssü Gölcük’te düzenlenen programa katılan AFAD Başkanı Okay Memiş, "Her 10 yılda bir 7 büyüklüğünün üzerinde depremle sarsılıyoruz. Her 5 yılda bir 6.5 büyüklüğünde depremle sarsılıyoruz. Her 3 yılda bir de 6 büyüklüğünde depremle sarsılıyoruz. Coğrafyamız bize depremin ne kadar önemli, gerçek ve ne kadar etkili olduğunu hatırlatıyor" dedi.



17 Ağustos 1999 tarihinde saat 03.02’de 45 saniye süren Kocaeli merkezli depremin üstünden 25 yıl geçti. 18 bin 373 kişi hayatını kaybederken, 48 bin 901 kişi yaralandı, yüzlerce kişi de sakat kaldı. Merkez üssü Gölcük’te deprem şehitlerini anmak ve deprem gerçeğine dikkat çekmek için program düzenlendi. Programda Kavaklı Sahili’nde kurulan stantta vatandaşlar bilgilendirildi. Kuran-ı Kerim tilaveti ve dualar ile başlayan programdan konuşan Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer, “Her türlü afetle her zaman karşılaşabilmemiz mümkün. Deprem bölgesinde yaşıyoruz. Dolayısıyla yeni canların kaybının önüne geçmek elimizde. Bununla ilgili yapılması gereken az önceki görüntülerde de vardı. Çalışmaları yapılıyor. İlmin, fennin gerektirdiği şekilde eğer biz konutlarımızı, işyerlerimizi yaptığımız takdirde o zaman bu kayıplarla karşılaşmayacağız demektir. Gölcük merkezde bir kentsel dönüşüm yapılıyor. 36 dönüm alanda iki katı iki katı yeraltı otoparkı ve sonrasında 406 iş yeri ve 360 konuttan meydana geliyor. Bizler eğer konutlarımızı dönüştürür, sağlam hale getirirsek bundan sonrakileri de sağlam yaptığımız takdirde deprem anında hasar görecek ya da bir afet anında hasar görecek bina sayısı azalacaktır. Dolayısıyla alacağımız tedbirlerle uğranılacak zararı her zaman azaltmak önüne geçmek mümkün” dedi.



“Yaklaşık 30 bin tane yeni konut yenilendi”


Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, “İki binli yılların başından itibaren bugüne kadar aldığımızda şehrimizde yaklaşık 30 bin tane yeni konut gerek TOKİ gerek emlak konut gerekse kent konut belediyemizin şirketi eliyle yenilendi. Şu anda bir tanesi Gölcük Merkez Mahallesi’nde olmak üzere şehrimizin farklı ilçelerinde 7 tane farklı noktada kentsel dönüşüm çalışması devam ediyor. 1999 tarihi öncesinde yapılmış toplam 160 bin binayı 2007 esas aldığımızda 2997’den önce yapılmış olan toplam 250 bin binayı hızlı tarama yöntemiyle riskli binalar yönetmeliğinin ek A protokolü gereğince taradık ve taramalarımızı tamamladık. Bu manada tarama faaliyetlerini tamamlayan ilk şehir olmanın gururunu da yaşıyoruz. Kocaeli’de toplam 315 bin bina var. Bu 315 bin binanın 250 bin tanesi 2007 yönetmeliğinden önce yapılmış binalar. 160 bin tanesi 1999 depreminden önce yapılmış. Ön taramaya göre veriler şunu gösteriyor. 130 bin bağımsız birim, 30 bin kadar da ticari birimin önümüzdeki süreçte depreme kadar dönüştürülmesi gerekiyor” diye konuştu.



“Bizim için depremdeki en önemli risk azaltma kentsel dönüşüm”


Türkiye’nin bir deprem bölgesi olduğunu ve yıllar bazında oluşan depremlerin skalasını açıklayan AFAD Başkanı Okay Memiş, “Her 10 yılda bir 7 büyüklüğünün üzerinde depremle sarsılıyoruz. Her beş yılda bir 6.5 büyüklüğünde depremle sarsılıyoruz. Her 3 yılda bir de 6 büyüklüğünde depremle sarsılıyoruz. Coğrafyamız bize depremin ne kadar önemli, gerçek ve ne kadar etkili olduğunu da hatırlatıyor. Afet yönetiminde 3 aşama var. Bir afet öncesi risk azaltma diyoruz. 1 liralık harcama yapmakla 12 liralık maliyetin önüne geçiyorsunuz. Bizim için depremdeki en önemli risk azaltma kentsel dönüşüm. Biz muhtemel depremlerde ülkemizdeki şehirlerimizin binalarının yaklaşık olarak 7 büyüklüğü üzerindeki depremde ne tür bir davranış sergileyeceğini biliyoruz. Bunlara yönelik olarak kentsel dönüşümü mutlaka hızlandırmamız gerekiyor. İki afetlere müdahale de çok önemli. Müdahalede de kapasitenizin çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Üç afet sonrası iyileştirme çalışmaları biz 6 Şubat’ta asrın felaketini yaşadık, 7.7 ve 7.6 büyüklüğünde ve devamında 6.5 büyüklüğünde depremlerle asrın felaketini yaşadık. Müdahale kapasitesinde arama kurtarmada müdahale ederken bir ekip 25 kişiden oluşur. 24 saat çalışmaz ve 8 saat çalıştığını düşünürsek bir binada 75 kişilik arama kurtarmacıya ihtiyacınız var. 6 Şubat depreminde 39 bin bina yıkıldı ve bu binadan 26 bininde insan yaşıyordu. 26 bin binaya 1 milyon 950 bin arama kurtarmacı müdahale etmesi gerekir. Peki dünyada ne kadar arama kurtarmacı var? Dünyada yapılan çalışmaya göre 750 bin arama kurtarmacı var. Dünyadaki kapasitenin iki katı olsa 6 Şubat’taki depremde müdahaleye yeterli olmuyordu. Biz kendi ülkemizin kapasitesi yurt dışından gelen arama kurtarma ekipleri ile beraber 35 bin kişiyle müdahale ettik. Ancak alanda 650 bin kamu görevlisi çalıştı, STK’larımız ayrıca çalıştı ama elimizdeki arama kurtarma sayımız buydu. Yani dünyanın kapasitesi bile olsa yeterli olmayan bir durum var” şeklinde konuştu.



“Vatandaşımıza mahcup olmamak için büyük gayret içerisindeyiz”


AFAD olarak risklere karşı çalışmalara ağırlık verdiklerini aktaran Memiş, “Biz tabii ki buradan ders çıkardık ve şu anda Türk Silahlı Kuvvetlerimizi, ordumuzu, jandarmamızı, polisimizi, İtfaiyecilerimizi, madencilerimizi ve sivil toplum kuruluşlarımızı eğitmeye başladık. Nüfusumuzla orantılandığında dünyada en fazla arama kurtarma ekibine sahip ülke olacağız çok yakın bir sürede. Ama asıl yapmamız gereken risk azaltmaya, sağlam zemine, sağlam binaları yapmak zorundayız. İyileştirme çalışmaları olarak da şu anda dünyanın en büyük afet sonrası iyileştirme operasyonu yapan bir Türkiye Cumhuriyeti devleti var ve Türk milleti var. Yapılan çalışma çok büyük. Bir yıl içerisinde yaklaşık 80 bin kalıcı konutun sağlam zemine yapılmış sağlam binaların konutları teslim edilmiş durumda, şu anda ve yıl sonunda inşallah 200 bin konutun teslimini de yapacağız ve bu operasyon başlı başına gerçekten dünyanın en büyük afet sonrası iyileştirme operasyonu marifet mi? Evet marifet ama asıl marifet bu depremlerde büyüklüğü ne kadar olursa olsun yıkılmayan binalar yapabilmek. Bilimin ışığında, tekniğin ışığında, mühendisliğin bize söylediği bilgiler ışığında en iyisini yapmamız lazım. Bu yönde 24 saat çalışıyoruz. Vatandaşımıza mahcup olmamak için büyük gayret içerisindeyiz” ifadelerini kullandı.



“Bizim 17 Ağustos depremi olduğunda deprem yönetmenliğimiz yoktu”


Anma programında konuşan Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, “Ben de kısa bir süre önce göreve başlamış olduğum valiliğimizin ilk törenin böyle acı bir anı anma töreni olması bizim de mesleki hatıratımızda önemli bir yer tutacak. Ama bu tür anma etkinlikleri özellikle böyle 25’inci yılı, 50’nci yılı, 10’uncu yılı, 100. yılı gibi etkinlikler bizim tekrar tekrar oturup düşünmemizi, geçmişin muhasebesini yapıp önümüzde ne tür tedbirler almamız gerektiğini irdeleyebileceğimiz fırsatlar veren yıl dönümleri” dedi.


Program sonunda GESOTİM Kadın Arama Kurtarma Timi; Kocaeli’nin ilk Türkiye’nin ise 2. akredite kadın arama kurtarma ekibi yeminlerini ederek sertifikalarını aldı.



Programa yoğun katılım


Programa; Japonya Başkonsolosu Yoshinori Moriwaki, Pakistan Başkonsolosu Syed Musawir Abbas Shah, Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, AFAD Başkanı Okay Memiş, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Kocaeli İl Emniyet Müdürü Faruk Karaduman, Garnizon Komutanı Tümamiral Hüseyin Tığlı, Kocaeli İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Murat Bozkurt, AFAD Afetlere Müdahale Genel Müdürü İsmail Palakoğlu, Gölcük Kaymakamı Müfit Gültekin, Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer ve çok sayıda vatandaş katıldı.



Marmara Depremi’nin 25. yılında acılar tazeliğini koruyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Saitabat Şelalesi eski ihtişamlı günlerine döndü Bursa’nın Kestel ilçesine bağlı Derekızık Mahallesi’ne 3 kilometre mesafede, kayalıklar arasında bulunan ve Marmara Bölgesi’nin önemli doğa turizmi destinasyonlarından biri olan Saitabat Şelalesi’nde su seviyesi rekor düzeye ulaştı. Uludağ eteklerindeki bir kanyondan neşet eden ve yaklaşık 5 metre yükseklikten dökülen şelale, geçmiş yaz dönemlerinde kuraklık ve yetersiz yağışlar nedeniyle kuruma noktasına gelerek parmak kalınlığında akmaya başlamıştı. Bu yıl kış ve ilkbahar aylarında zirvede etkili olan yoğun kar yağışı ve ardından gerçekleşen hızlı erimeler, şelalenin su debisini son yıllarda görülmemiş bir seviyeye taşıdı. Tekirdağ’dan gelen bir aile, Uludağ’da kar gördüklerini ve aşağıya inip eriyen kar sularının oluşturduğu şelaleye hayran kaldıklarını dile getirerek, bu güzelliğin korunması gerektiğini söyledi. Saitabat Köyü Kadınları Dayanışma Derneği İdari İşler Sorumlusu Kemal Akçay, gazetecilere yaptığı açıklamada, doğal güzelliğin geri dönmesinin bölge turizmine doping etkisi yaptığını belirtti. Şelalenin son 10 yıldır bu denli güçlü akmadığına dikkati çeken Akçay, mevcut su rezervi sayesinde canlılığın yaz ayları boyunca kesintisiz sürmesini öngördüklerini ifade etti. Akçay, artan su debisiyle beraber İstanbul, Ankara ve Trakya başta olmak üzere çevre illerden gelen ziyaretçi sayısında ciddi bir artış yaşandığını, bu durumun yerel esnafın yüzünü güldürdüğünü aktardı. Doğa yürüyüşü, yöresel köy kahvaltısı, akarsuda yetiştirilen alabalık tesisleri ve atlı safari gibi etkinliklerin sunulduğu şelale çevresini ziyaret eden vatandaşlar ise Uludağ’ın serin havası eşliğinde gürül gürül akan suyun oluşturduğu görsel şölene hayran kaldıklarını dile getirdi.
Ankara Bayramın kokusu çam ormanlarından yükseliyor: Çam kolonyası ve aromalı Türk kahvesine yoğun ilgi Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde bulunan, çam ormanlarından esinlenerek hazırlanan çam kolonyası ve aromalı Türk kahvesi Kurban Bayramı’nda vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Kurban Bayramı’nda termal ve doğal güzellikleriyle öne çıkan Kızılcahamam ilçesinde, yıllardır üretilen çam kolonyası ve aromalı Türk kahveleri vatandaşlardan yoğun ilgi görüyor. Başta Başkent’teki ilçelerin doğasından ilham alınarak hazırlanan çam, havuç, kavun ve üzüm aromalı esanslar ve kahveler, bayram ziyaretlerinde hem geleneksel hem de farklı bir hediye alternatifi olarak tercih ediliyor. Kadın istihdamıyla üretim yapan işletme sahibi Nuray Arslan, niş esanslarla hazırlanan kolonyalar ve özel aromalı kahvelerin yapım sürecini İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine anlattı. "Amacım ilçemize ne katabilirim, ne yapabilirim" Yaklaşık 12 yıldır kolonya firmasını işlettiğini belirten Arslan, "Kadınlarla başladık, kadınlarla devam ediyoruz. Üreten kadının gücüne inanlardanım. Çalışan personelin büyük bir çoğunluğu kadın. Sadece Kızılcahamam değil bizim çalıştığımız yerler. İlçelerle çalışıyorum. Amacım ilçemize ne katabilirim, ne yapabilirim? Nasıl bir fayda sağlayabilirim diye düşünürken kahvelerle çıktığımız yolculukta kolonyalarla bütünleştirdik. Daha sonra Kahramankazan’a çalıştık, kavun kahvesi ile kavun kolonyası. Elmadağ’ın elma kahvesi, elma kolonyası. Kalecik’le çalıştık. Çok büyük bir festivalleri oluyor. Üzümle çalışmamız devam etti. 2 sene öncesinde de Beypazarı’na dedik neden çalışmıyoruz? Beypazarı’nın havucu çok meşhur. Görüştük yetkililerle. Onlar da çok memnun oldular. Beypazarı’nın havuç kahvesi ve havuç kolonyasıyla yolculuğumuz devam ediyor. Çamlıdere ve Kızılcahamam’a da çam kahvesi ve çam kolonyası yapıyoruz" dedi. "Kolonyalarımız bizim bebeklerimiz gibi" Kolonya yapımındaki esanslara ve çeşitliliğe değinen Arslan, şu ifadelere yer verdi: "Kolonyalarımız bizim bebeklerimiz gibi. Bir ürünün 10 tane çeşidi var. Düşünün ki 50 milimden 40 milime kadar, 400 milimden, şişelerden plastik petlere kadar hepsi bizim evlatlarımız. Hepsinin dolumları da esansları da yaptığımız çalışmalar da keyif alarak yaptığımız işler. 3 sene önce kızımın adına bir kolonya çıkardım, Damla kolonyası diye. Aslında orkide var içerisinde. Müşterilerimiz yıllardır geliyorlar, ismini hatırlayamasalar bile kızınızın adıydı diyorlar. 1 sene olacak gelinimin adına Esin kolonyası çıkardık. O da çok niş bir ürünümüz. Onda çok ünlü bir parfümün esansı kullanıldı. Şimdi diyorlar ki biz gelinden alalım, biz kızdan alalım. Böyle bir rekabet var kendi aralarında. Buraya özgü kolonyamız var. Bize ait tılsım kolonyası dediğimiz lavanta ve zambak karışımı gibi bir kokumuz var. Yaklaşık 15 çeşit ürünle biz gelen müşterilerimize hitap ediyoruz." Niş esanslar tercih ediliyor Nuray Arslan, kolonya ve koku seçiminde kullanılan esansların büyük önem taşıdığını belirterek, kaliteli ve insan sağlığına zarar vermeyen niş esanslar tercih ettiklerini söyledi. Kokuların deri yoluyla da vücuda temas ettiğine dikkati çeken Arslan, kalıcı ve kaliteli ürünler kullanmalarının vatandaşların tercih sebeplerinden biri olduğunu ifade etti. "Belli bir süre ayrışması var" Kolonyaların yapım sürecini anlatan Özarlsan, "Önce alkol geliyor, damıtılıyor. Belli bir süre ayrışması var. Esansların dinlendirilmesi var. Belli bir dinlendirilme sürecinden sonra dolum aşamaları var. Dolum aşamalarında da belli bir boyutta 50 milimler, 100 milimler dolup paketleniyor. Şişelenme süreçleri, paketlenmelerle birlikte adetler, adetlerle birlikte müşteriye dağıtım yapıyoruz. Sonra dağıttığımız yerler de müşteriyle buluşturuyorlar" ifadelerini kullandı. "Hem ülke ekonomisine katkısı sağlıyoruz hem de çalışan insanlar evine ekmek götürüyor" Aynı zamanda kahvelerin İstanbul, İzmir ve Mersin’deki limanlardan alındığını söyleyen Arslan, "Kavrulma aşamaları, öğütülme aşamaları ve daha sonra yapılan aşamalarla birlikte paketlemeleri var. Zor bir süreç ama çok keyifli ve zevkli bir süreç bunlar. Biz işimizi aşkla ve severek yaptığımız için bize zor gelmiyor. Bunu yapıp kendi yavrularımız gibi doğumundan satışına kadar bir süreç bu. Kendi sevgimizle büyüterek satışımızı yapıyoruz. Hem ülke ekonomisine bir katkısı sağlıyoruz hem burada çalışan insanlar evine ekmek götürüyor. Kadınların ayakta durması için fırsat tanıyoruz. Çalışan, üreten kadının, emeğin ülke genelinde daha büyük katkı sağlayacağını ve ülkenin gelişmesine faydası saylayacağını düşünen insanlarız" şeklinde konuştu. Bayram dönemlerinde yoğunluk Nuray Arslan, Kızılcahamam’ın turistik bir ilçe olduğunu ve üretici firma olarak ilçe genelindeki işletmelerle çalıştıklarını belirtti. Bayram dönemlerinde yoğunluk yaşandığını ifade eden Arslan, özellikle Kızılcahamam’daki otellerin ve turistik hareketliliğin şovrum satışlarında önemli paya sahip olduğunu söyledi. Kızılcahamam’ın doğasından çam kolonyası ve Türk kahvesi Arslan, Soğuksu Milli Parkı’nın dünyada sayılı olduğunu dile getirerek, "Özellikle hamamlarımız çok şifalı. Şöyle düşündüm, gelen kişiler Kızılcahamam’ın hamam suyunu götüremiyor. Soğuksu’ya çıkıyor, yürüyüş, piknik yapıyor. Havasını da götüremiyor. Ne götürecek bu insanlar? Bazlamayı götürebiliyor. Tereyağı, etlerimiz çok güzeldir. Etlerimizi götürüyor ama bir şeyler daha katmak gerekmiyor mu buna? Sınırlı kalmamalı diye düşündüm. Kahveyle başladığımız yolculukta Kızılcahamam, Çamlıdere yan ilçemiz çam kahvesi olarak çıkarttığımız yolda çam kolonyamızı da ekledik. Ne oldu? Mis gibi orman koktu. İçtiğinizde de yoğun bir şey yoktur. Türk kahvesi ağırlıklıdır. İçtikten sonra damağınıza gelen çok güzel bir tadı vardır. İlçemize katkı olsun amacıyla başladığımız yolda Allah bizi bugünlere nasip etti" diye konuştu.
Kütahya İlkbahar Kütahya’ya ayrı bir güzellik kattı Kütahya’da ilkbaharın etkisini göstermesiyle birlikte kent genelinde ortaya çıkan yeşil manzara vatandaşların beğenisini topluyor. Tarihi yapıları, meydanları ve doğal güzellikleriyle dikkat çeken şehir, özellikle son yıllarda yapılan ağaçlandırma çalışmaları sayesinde adeta "yeşil şehir" kimliğini daha da güçlendirdi. Havadan çekilen görüntülerde tarihi alanların doğayla bütünleşmesi ise kartpostallık manzaralar oluşturdu. Kentte "şehrin kalbi" olarak adlandırılan Hisar Kalesi çevresindeki tarihi burçlar, baharın gelişiyle birlikte yemyeşil bir görünüme kavuştu. Tarihi dokunun doğayla birleştiği görüntüler sosyal medyada da ilgi görürken, şehrin simgesi Zafer Meydanı’ndaki çinili vazo ve çevresi yeşili bol görüntüsüyle dikkat çekti. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın verilerine göre Kütahya, Türkiye’de en fazla ormanlık ve yeşil alana sahip beşinci il konumunda bulunuyor. Şehir genelinde sürdürülen ağaçlandırma ve çevre düzenleme çalışmaları, kentin doğal güzelliğinin korunmasına katkı sağlıyor. "Yeşil Bursa değil, artık Yeşil Kütahya diyoruz" Kütahya’daki yeşil dönüşüm vatandaşların da takdirini topluyor. Emekli din görevlisi Turhan Bayatlı, son yıllarda devlet ve vatandaş iş birliğiyle gerçekleştirilen ağaçlandırma çalışmalarının kente önemli katkılar sunduğunu belirterek, Kütahya’nın artık tamamen yeşil bir şehir görünümüne kavuştuğunu söyledi. Yeşilin gelecek nesiller açısından büyük önem taşıdığına dikkat çeken Bayatlı, "Yapılan ağaçlandırma çalışmalarıyla Kütahya tamamen yeşil bir şehir haline geldi. Bu bize sevinç ve kıvanç veriyor. Gelecek nesillere umut oluyor. Vatandaşlarımızın da bu konuda duyarlılık göstermesi çok önemli" dedi. Hz. Muhammed’in ağaç dikmenin önemine vurgu yapan hadis-i şerifini hatırlatan Bayatlı, "Kıyametin kopacağını bilseniz bile elinizde bir fidan varsa onu dikiniz" sözünün çevre bilinci açısından önemli bir mesaj taşıdığını ifade etti. Bayatlı, son yıllarda dikilen ağaçların Kütahya’nın çehresini değiştirdiğini belirterek, "Yeşil Bursa değil, artık Yeşil Kütahya diyoruz. Yaşanabilir bir şehir için yeşil alanların artması büyük önem taşıyor" diye konuştu. "Her yerde ağaç, her yerde doğa var" Emlakçı Özcan Öz de Kütahya’nın huzurlu atmosferi ve doğal güzellikleriyle öne çıktığını söyledi. Kütahya’nın birçok bölgesini gezdiğini dile getiren Öz, "Kütahya’ya geldiğiniz zaman insan rahatlıyor. Psikolojiniz düzeliyor. Şehrin her tarafı yemyeşil. dolaşırken kendimi vadide hissediyorum. Her yerde ağaç, her yerde doğa var" dedi. Kütahya’nın doğal güzelliklerini reklam amacıyla değil, içinden geldiği gibi anlattığını belirten Öz, "Bunu reklam olsun diye söylemiyorum. Gerçekten kalbimden geçenleri anlatıyorum. Kütahya çok huzurlu bir şehir. Burayı görmek isteyen herkes gelsin, misafirimiz olsun" ifadelerini kullandı.
Hatay Akıma kapılarak hayatını kaybeden 16 yaşındaki Mahir Buğra’nın ölümünden 2 gün önce söylediği kurban hayalini gözü yaşlı annesi gerçekleştirdi Hatay’da staj yaptığı pastanede çalışırken elektrik akımına kapılarak hayatını kaybeden 16 yaşındaki Mahir Buğra Karagön’ün vefatından 2 gün önce annesine Kurban Bayramı’nda kurban kesmek istediğini söylemesi nedeniyle acılı aile evlatlarının hayalini gerçekleştirdi. Evladı adına kına yaktıkları ve süsledikleri koyunu kurban olarak kestiren gözü yaşlı anne Serap Karagön’ün "Ramazan Bayramı’nda 5 kişiydik, bu bayramda 4 kişi kaldık" sözleriyse yürekleri dağladı. İskenderun ilçesi Modernevler Mahallesi’nde bulunan Saray Pastanesi’nde 1 Mayıs günü yaşanan olayda Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) Yiyecek İçecek Hizmetleri Bölümünde eğitim gören 10. sınıf öğrencisi 16 yaşındaki Mahir Buğra Karagön, staj gördüğü iş yerinde elektrik akımına kapılarak vefat etmişti. Evladı vefat eden anne Serap Karagön, oğlunun ölmeden 2 gün önce kendine söylediği "Ben de kurban kesmek istiyorum, benim param var" sözleri nedeniyle ailesiyle birlikte Mahir Buğra’nın hayalini gerçekleştirdi. Hayatında ilk kez para kazanan ve kurban kesmek isteyen Mahir Buğra için ailesi tarafından kurban kesildi. Oğulları adına seçtikleri kurbanı süsleyen aile duygusal anlar yaşarken anne Serap Karagön, elleriyle kına yaktığı koyuna ’kınalı yavrum’ diyerek duygusal anlar yaşadı. Karagön ailesi, Mahir Buğra’nın mezarını ziyaret ederek duygusal anlar yaşadı. "Ramazan Bayramı’nda 5 kişiydik, bu bayramda 4 kişi kaldık" Evladının vefatından 2 gün önce kendisine kurban kesmek istediğini söylediğini dile getiren hayalini acılı anne Serap Karagön, "Ölmeden iki gün önce Çarşamba günüydü. Beraber oturduk kahvaltı yaptık, oğlumla. Kahvaltıdan sonra oturduk sohbet ediyorduk. ‘Anne bu sene kurban kesmek istiyorum’ dedi. Oğlum senin daha yaşın küçük, sana düşmez dedim. Ama yine de istiyorsan babana söylerim dedim. Senin adına keseriz bu senelik. ‘Ben de kurban kesmek istiyorum, benim param var’ ve ‘ben de çalışıyorum’ dedi. Bugün o hayalini gerçekleştirdik. Şimdi sıra ikinci hayalinde inşallah. Ne yapayım kısmet ederse pastaneyi de açmayı düşünüyorum. Oğlumun hayalini gerçekleştirmeyi düşünüyorum inşallah, babasıyla birlikte. Diyecek bir şey bulamıyorum. Ramazan Bayramı’nda 5 kişiydik, bu bayramda 4 kişi kaldık. Bir yanım eksik kaldı, benim bayramım oğlumun yanına geldiğim zaman oluyor. Bugün benim bayramım, bugün onun bayramıydı. Bugün kurbanını kestiğimiz için e bizim bayramımız. Bizim bayramımız bitti bugünden itibaren" dedi.