TEKNOLOJİ - 06 Mayıs 2026 Çarşamba 15:16

Bilim ve teknoloji, tarım için Selçuk Üniversitesi’nde buluştu

A
A
A
Bilim ve teknoloji, tarım için Selçuk Üniversitesi’nde buluştu

Selçuk Üniversitesi (SÜ) Ziraat Fakültesince düzenlenen "Tarımda Dijital Dönüşüm" temalı Uluslararası Tarım Bilimleri Kongresi (ISASC’26) ile Selçuk Tarımtech’26 Tarım Teknolojileri Festivali başladı. Üç gün sürecek etkinlikler boyunca 55’i yüz yüze, 16’sı çevrim içi olmak üzere toplam 71 bildiri sunulacak.


Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde düzenlenen kongre, Türkiye’nin yanı sıra Rusya, Çin, Almanya, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kazakistan, Amerika Birleşik Devletleri, Romanya, Yemen ve Nijer’den akademisyen, araştırmacı ve sektör temsilcilerini bir araya getiriyor. Dijital tarımın geleceğinden yapay zeka destekli sistemlere, sürdürülebilir üretim modellerinden akıllı sulamaya kadar birçok başlığın ele alındığı akademik oturumların yanı sıra festival alanındaki stantlarda da yenilikçi tarım teknolojileri katılımcıların beğenisine sunuluyor.


Açılış programında konuşan Selçuk Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Zeki Bayramoğlu, tarımın günümüzde yalnızca ekonomik değil aynı zamanda stratejik bir alan haline geldiğini söyledi. Prof. Dr. Bayramoğlu, "Günümüzde tarımın karşı karşıya olduğu sorunlar çok boyutludur: İklim değişikliği, su kaynaklarının azalması, artan nüfus ve küresel tedarik zinciri kırılmaları, tarımı sadece ekonomik değil, stratejik bir güvenlik meselesi haline getirmiştir. Bu yeni dönemin en kritik kavramı ise gıda arz güvenliğidir. Ancak bu yeni paradigmada başarı, daha fazla üretmekle değil, akıllı, verimli ve sürdürülebilir üretmekle ölçülmektedir. Bu nedenle geleneksel tarım anlayışı ile geleceği yönetmek mümkün değildir. Tarım artık sensörlerle izlenen, yapay zeka ile analiz edilen, veri ile yönetilen ve otonom sistemlerle yürütülen bir yapıya dönüşmektedir. Bu dönüşümün adı dijital tarım ekosistemidir. Bu sürecin merkezinde gençler yer almaktadır. Tarım artık sadece toprağı işlemek değil, veriyi okumak, teknolojiyi geliştirmek ve sistemi yönetmektir. Üniversite, sanayi, kamu ve üretici arasında güçlü bir entegrasyon şarttır. Konya’nın bu dönüşümde öncü olabilecek güçlü bir potansiyele sahip olduğuna inanıyoruz" diye konuştu.


Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Harmankaya ise kongrenin disiplinler arası iş birliğine katkı sunacağını ifade etti. Kongrenin farklı disiplinlerden bilim insanlarını, araştırmacıları ve sektör temsilcilerini bir araya getirdiğini belirten Harmankaya, "Kongremiz bilgi alışverişini teşvik etmeyi, yenilikçi çözümleri tartışmayı ve uluslararası iş birliklerini güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Sunulacak bildiriler ve yapılacak tartışmaların tarımın dijital geleceğine ışık tutacağına inanıyorum. Tarımda dijital dönüşüm, yalnızca teknolojik bir değişim değil, aynı zamanda bir zihniyet dönüşümüdür. Bu süreçte özellikle genç araştırmacılar ve öğrenciler kritik bir rol üstlenecektir. Selçuk Üniversitesi olarak bilimsel üretimi teşvik eden, yenilikçi yaklaşımları destekleyen ve toplumsal faydayı önceleyen çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ziraat Fakültemiz de güçlü akademik kadrosuyla bu alanda öncü rol üstlenmektedir" dedi.


Program, açılış konuşmalarının ardından Prof. Dr. İskender Yıldırım’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen davetli konuşmacılar oturumu ile devam etti. Oturumda Kansas State University Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ajay Sharda, Tennessee State University Öğretim Üyesi Assoc. Prof. Dr. Erdem Erdemir ve Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Avcin, tarımın geleceği, tarımda yapay zeka ve uluslararası ticarette dijital teknoloji konularında sunumlar gerçekleştirdi.



Bilim ve teknoloji, tarım için Selçuk Üniversitesi’nde buluştu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümünden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, Akdeniz anemisinin doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini söyledi. Genetik geçişli bir hastalık olan talasemide taşıyıcılığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini vurguladı. Talasemilerin, otozomal resesif geçiş gösteren, eritrosit (kırmızı kan hücrelerine) kırmızı rengini veren protein yapısındaki hemoglobin zincirlerinden birinin veya bir kaçının hatalı sentezi sonucu ortaya çıkan hipokrom mikrositer anemi ile karakterize bir grup hastalık olduğunu belirten Prof. Kadıköylü, "Talasemi, alfa, beta, gama, delta olarak tanımlanan hemoglobin zincirinin veya zincirlerinin az sayıda veya hiç yapılamaması ile oluşur. Alfa zincir yapımı azlığı alfa talasemiye, beta zincir yapım azlığı beta talasemiye neden olmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 3’ü beta talasemi taşıyıcısı, Güneybatı Asya’da nüfusun yüzde 5-10’u alfa talasemi taşıyıcısıdır. Ülkemizde Çukurova, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde talasemi taşıyıcılığı çok sıktır" dedi. "Sessiz taşıyıcı hematolojik olarak normal iken talasemi minörda (taşıyıcı, heterozigot) hafif hipokrom mikrositer anemi görülür" diyen Kadıköylü, "Talasemi taşıyıcılığında herhangi bir yakınma olmaz iken tedaviye gerek yoktur. Genetik danışmanlık mutlaka verilmeli ve hasta anne, baba ve kardeşleri taşıyıcılık yönünden taranmalıdır. Talasemi intermediada (hasta, homozigot) kan transfüzyonu ihtiyacı çok değildir ancak orta derecede bir anemi mevcut olup anemiye bağlı halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı ve efora toleranssızlık ortaya çıkabilir. Hemoglobin düzeyi 6-10 g/dl arasında olup enfeksiyon, cerrahi gibi durumlarında kan transfüzyonu gerekir. Sarılık, dalak büyüklüğü, idrar renginde koyulaşma, yüzdeki ve uzun kemiklerdeki değişiklikler, demir emiliminin artışı ve sık kan transfüzyonuna bağlı olarak kalp, karaciğerde ve diğer organlarda demir birikimi nedeniyle çeşitli bulgular görülür" diye konuştu. Talaseminin majorda klinik bulguların genellikle 6 ay-2 yaş arasında ortaya çıktığını aktaran Kadıköylü, "İlk 4-6 ayda anemiye bağlı bulgular görülür. Solukluk, kısa boy, yüz kemikleri çıkık görünümlü, baş büyüktür, büyüme geriliği, karında şişlik, sarılık, karaciğer ve dalak büyüklüğü, kemik kırıkları tespit edilir. Bu hastalar küçük yaşlardan itibaren kan transfüzyonlarına bağımlıdır. Talasemi tanısında rutin hemogram (hemoglobin ve hematokrit düşüklüğü, bunlarla uyumsuz olarak eritrosit sayısında yükseklik, hipersplenizm gelişirse lökosit ve trombosit sayısında düşüklük), periferik yayma (hipokromi, mikrositoz, bazofilik noktalanma, eritrosit öncül hücrelerinin görülmesi), demir parametreleri (demir ve demir doygunluğunda normallik/artış, normal/yüksek ferritin düzeyleri) yardımcıdır. Ancak tanı hemoglobin elektroforezinde hemoglobin yapımına bağlı olarak HbA azalması, HbA2 ve HbF artışı tespit edilir. Genetik olarak mutasyonlar tespit edilebilirir" şeklinde konuştu. Talasemili hastalarda kan transfüzyonun amacının doku oksijenlenmesini sağlamak olduğunu kaydeden Prof. Kadıköylü, "Büyümeyi engellemeyecek, kemik iliğindeki yetersiz kan yapımını baskılayabilecek hemoglobin düzeyinin sağlanmasıdır. Hemoglobin düzeyinin 9-10 g/dl’nin altına düşürmemek için taze eritrosit süspansiyonları verilmelidir. Talasemide demir şelasyon tedavisi vücutta demir birikiminin önlenmesi, mevcut demir birikiminin azaltılması ve böylece artmış vücut demir birikimine bağlı gelişen kalp (en sık ölüm nedenidir, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, ritm bozukluğu), karaciğer (siroz ve kanser), endokrin (gelişme-büyüme geriliği, kemik gelişimde zayıflık, kırıklar, ergenlikte gecikme, hipogonadizm, tiroid ve paratiroid bezinde yetersiz çalışma, diyabetes mellitus), enfeksiyonlara yatkınlık gibi komplikasyonların önlenmesidir. Demir birikiminin önlenmesi ve takip için serum ferritin düzeyi (1000 ng/ml’nin altında tutulmalı) izlenmelidir. Karaciğer ve kalpte demir birikiminin tespit edilmesi için magnetik rezonans (MR) incelemesi gereklidir. Demir şelasyonu için desferrioksamine (pompa ile kullanılmaktadır, günümüzde çok tercih edilmemektedir), deferiprone (ağızdan kullanılır, kan değerlerinde kısmi düşüklük yapabilir) ve deferasiroks (ağızdan kullanılır, en çok tercih edilen ilaçtır, böbrek fonksiyonları izlenmelidir) gibi ilaçlar kullanılmaktadır" dedi. Splenektominin çocuklarda ölümcül enfeksiyon riski nedeniyle erken çocukluk çağında önerilmemekte olduğunu söyleyen Kadıköylü, "5 yaşından sonra yapılmalıdır. Splenektomiden 3-6 hafta önce pnömokok, hemofilus influenza, meningokok aşıları yapılmalı, splenektomi sonrasında antibiotik proflaksisi kullanılmalıdır. Kemik iliği (kök hücre) nakli talasemide tek kesin tedavi şeklidir. Bütün talasemi majör hastalarına tanı sonrası sağlıklı kardeşi varsa doku grupları (HLA) araştırılmalı, donörü olma ihtimali değerlendirilmelidir. HLA uygun kardeşten donör bulma şansı yaklaşık %25’tir. Kök hücre nakli kemik iliği, periferik kan, göbek kordon kanından yapılabilir. Karaciğer büyüklüğü ve biyopsi fibrozis varlığı, şelasyon tedavisine uyuma göre hastalar kök hücre nakli açısından sınıflandırılarak risk değerlendirilmesi yapılır. Talasemide en önemli nokta koruyucu/önleyici tıptır. Eğitimler okul çağında başlanmalı ve evlilik öncesi taramalar yapılmalıdır. Talasemi taşıyıcısı olan anne-babalara genetik danışmanlık verilmelidir. Prenatal tanı için fetal kan örnekleri 19-20. haftada, amniyosentez 16-20. haftalarda, koryon-villus örnekleri 10-11. haftada DNA analizi yapılır" ifadelerini kullandı.
Edirne Edirne’de çeltiğin geleceği masaya yatırılıyor Edirne’de, Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü ile İl Tarım ve Orman Müdürlüğü öncülüğünde düzenlenen uluslararası çeltik çalıştayı başladı. Üç gün sürecek organizasyonda çeltik üretimindeki güncel gelişmeler ve karşılaşılan sorunlar ele alınıyor. Edirne Ticaret Borsası’nda gerçekleştirilen ve "Çeltik Üretiminde Güncel Gelişmeler ve Zorluklar" başlığını taşıyan çalıştay, sektör temsilcileri, akademisyenler ve üreticileri bir araya getirdi. Açılış programı saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı, sinevizyon gösterimi ve protokol konuşmalarıyla devam etti. Katılımcılar stantları gezerek sektördeki yenilikleri inceleme fırsatı buldu. Toplantılarda Türkiye’deki çeltik üretiminin önemli bölümünün Edirne’de gerçekleştirildiğine dikkat çekildi. Özellikle İpsala Ovası’nın üretimdeki yüksek payı vurgulandı. Açılışta konuşan Vali Yunus Sezer, Türkiye’de üretilen çeltiğin yaklaşık yüzde 43’ünün Edirne’de üretildiğini, bunun yüzde 25’inin ise İpsala’dan karşılandığını belirtti. Edirne’nin çeltiğin başkenti olduğunu vurgulayan Sezer, yaklaşık 500 bin dekarda üretim yapıldığını ifade etti. Küresel ölçekte yaşanan iklim krizine de değinen Sezer, belirsizliklerin tarımı doğrudan etkilediğini söyledi. Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcısı Şerafettin Çakal, bitkisel üretimde toprak, su ve tohumun hayati önem taşıdığını belirterek, çeltiğin dünya beslenmesinde önemli bir yer tuttuğunu ifade etti. Çakal, Türkiye’nin çeltik üretiminde dünyada 5. sırada yer aldığını, üretimin büyük bölümünün Edirne ve çevresinde yoğunlaştığını söyledi. Dayanıklı ve verimli çeşitlerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. Edirne İl Tarım ve Orman Müdürü İslam Köse, tarımın yalnızca üretim değil aynı zamanda stratejik bir güç olduğunu belirterek, çeltiğin ekonomik değerinin yanı sıra gıda güvenliği açısından kritik rol oynadığını vurguladı. Köse, Edirne’nin Türkiye çeltik üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını karşıladığını ifade etti. Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürü Adnan Tülek de Türkiye’nin çeltik veriminde dünya sıralamasında 5’inci olduğunu belirterek, ortalama verimin 800 kilogram seviyesinde olduğunu söyledi. Tülek, yeni çeşitler ve teknolojik gelişmelerle verimin arttığını, enstitü bünyesinde 85 çeşidin tescil edildiğini kaydetti. Konuşmaların ardından oluşturulan alanlar gezilerek çalışmalarla ilgili yetkililerden bilgi alındı. Çalıştay çerçevesinde teknik sunumlar sürerken oluşturulan alanlarda çeltik çeşitleri de sergilendi. Edirne Ticaret Borsası’nda gerçekleştirilen program 8 Mayıs’a kadar devam edecek.