KÜLTÜR SANAT
‘Sorgun Yağlısı’ Tokat ve Kayseri’ye rakip oldu 26 Ocak 2026 Pazartesi - 09:42:51 Yozgat’ın Sorgun ilçesiyle özdeşleşen ve geçtiğimiz yıllarda coğrafi işaretle tescillenen ‘Sorgun Yağlısı’, sabah kahvaltılarının vazgeçilmez lezzeti olarak yoğun ilgi görüyor. Sorgun’da oldukça talep gören bu lezzet, bir geleneğin yaşatılmasını sağlıyor. Özel yoğurma tekniği, kullanılan katı yağ ve odun ateşinde pişirilme özelliğiyle diğer çörek türlerinden ayrılan Sorgun Yağlısı, hem yerel halkın hem de ilçeye dışarıdan gelen misafirlerin ilk durağı oluyor. Ustalar tarafından hazırlanan hamur, bezelere ayrıldıktan sonra bol yağ ile harmanlanıyor. Kat kat açılan hamurun üzerine yumurta sarısı sürülerek fırına veriliyor. Pişme esnasında çevreye yayılan koku ise iştah kabartıyor. Sadece kahvaltılarda değil, günün her saatinde çayın yanında tüketilen bu tescilli lezzet, Sorgun’un gastronomi turizmine de büyük katkı sağlıyor. "Her gün severek yiyoruz" Yağlı yemek için erkenden fırının yolunu tutan Ramazan Bal yağlının mükemmel olduğunu söyledi. Bal, "Sadesini de yiyoruz. Şu an peynirlisini yiyorum gayet hoş olmuş. Sorgun yağlısı denilince sade olan geleneksel ve patentini aldığımız yağlı daha güzel. Biz her gün bu yağlının tadına bakıyoruz. Çok memnunuz, çok severek yiyoruz. Buradaki arkadaşlar da gerçekten güzel yapıyorlar" dedi. "Günlük 200-300 tane, yazları daha fazla tüketilir" Usta Ali Kılıç Sorgun yağlısının sabah kahvaltılarında en çok tüketilen ürün olduğunu ifade etti. Kılıç, "Günlük 200-300 tane, yazları daha fazla tüketilir. Şehir dışına da çok fazla gider. Patenti buraya ait. Coğrafi işaretli ürünümüz. Sorgun yağlısı denilince akıllara burası gelir. Hamur olarak içerisinde maya, tuz, su, katı yağ kullanıyoruz. Diğer yağlarla olmuyor. Tereyağla denedik, bu şekilde güzel tutmadı. Yapım aşaması ve dinlenme süresi derken yarım saat içerisinde hazır olmuş olur" şeklinde konuştu.
26 Ocak 2026 Pazartesi - 08:52 Döneminde padişahların gücünü ve kudretini simgeliyordu şimdi Trabzon’da yeniden hayat buluyor Trabzon’da doğal ipliklerle dokunan organik kumaşlar, geçmişte padişahların gücünü ve kudretini simgelemek amacıyla kullanılan ’Eli belinde’ motifiyle buluşarak kültürel mirası günümüze taşıyor. Geleneksel el tezgâhlarında doğal iplikler kullanılarak üretilen kumaşlar, Osmanlı döneminin önemli desenlerinden biri olan ’Eli belinde’ motifiyle hayat buluyor. Dokuma aşamasında ortaya çıkan bu motif; bereketi, üretkenliği ve doğurganlığı temsil eden güçlü bir simge olarak öne çıkıyor. Trabzon Büyükşehir bünyesinde faaliyet gösteren Kadın İstihdam ve Yaşam Merkezi’nde Osmanlı’dan günümüze ulaşan ve vazgeçilmez desenler arasında yer alan ’Eli belinde’ motifi, tamamen kişiye özel olarak tasarlanarak kültürel mirası geleceğe taşıyan önemli eserler olarak dikkat çekiyor. Kadın İstihdam ve Yaşam Merkezi Yöresel Bez Dokuma Eğitmenlerinden Aygen Sır, ’Eli belinde’ motifinin, Osmanlı döneminden günümüze ulaşarak artık vazgeçilmez hâle geldiğini söyledi. Sır "Geleneksel el tezgâhlarımızda, doğal iplikler kullanarak ürettiğimiz kumaşlara Osmanlı motifi olan ’Eli belinde’ desenini dokuyoruz. Kumaş dokuma aşamasında ortaya çıkan bu motif, bereketi, üretkenliği ve doğurganlığı temsil eden güçlü bir simgedir. Eli belinde motifi, Osmanlı döneminden günümüze ulaşmış, artık vazgeçilmez hâle gelmiş Osmanlı desenlerinden biridir. Döneminde padişahların gücünü ve kudretini simgelemek amacıyla da kullanılmıştır" dedi. "Tasarım aşamasında Osmanlı motiflerini kumaşlarımıza işlemeye başladığımızda, bu desenlerin kumaşlarla son derece uyumlu olduğunu gördük" diyen Sır "Bunun üzerine tüm Osmanlı motiflerimizi dokuma sırasında kumaşa aktarmaya başladık. Bu motifler, Osmanlı’dan günümüze taşınan desenlerdir. Unutulmaya yüz tutmuş kültürel mirasımızı canlandırmak ve yaşatmak amacıyla hizmet veriyoruz. Organik kumaş ile Osmanlı motiflerini bir araya getirmek bizim için çok anlamlı. Tamamen kişiye özel olarak tasarlanan bu ürünler, zarafeti simgeleyen önemli bir kültürel mirastır" şeklinde konuştu.
25 Ocak 2026 Pazar - 15:03 Manisa Kurtuluş Müzesi kentin tarihine ışık tutuyor Manisa Büyükşehir Belediyesi tarafından yapımı gerçekleştirilen Manisa Kurtuluş Müzesi, kentin tarihi hafızasını yaşatarak ziyaretçilerini ağırlıyor. Cumhuriyet’in 102’nci yıl dönümünde açılan müze, kurtuluş sürecini belge, görsel ve canlandırmalarla anlatarak milli mücadele ruhunu aktarıyor. Manisa’nın yakın tarihine tanıklık eden, kurtuluş mücadelesinin izlerini bugüne taşıyan Manisa Kurtuluş Müzesi, Manisa Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen önemli bir kültür ve hafıza mekânı olarak ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’nun katılımıyla 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda açılışı gerçekleştirilen müze, Manisa’nın 1918-1923 yılları arasında yaşadığı işgal sürecini, Kuvayımilliye mücadelesini ve kurtuluşun ardından yeniden ayağa kalkışını belge, görsel, panorama ve canlandırmalarla ziyaretçilere aktarıyor. Kuvayı Millîye mücadelesinin hafızası Müze, Birinci Dünya Savaşı sonrası işgale uğrayan Manisa’nın 3 yıl 3 ay 14 gün süren işgal döneminde yaşadığı tüm zorluklara tanıklık ediyor. Bu süreçte, kurtuluş mücadelesini kazanma gayesiyle halkın birbirine kenetlenmesi, işgal kuvvetlerinin şehirden çekilirken Manisa’yı planlı bir şekilde yakıp yıkması ve Türk ordusunun zaferi sonrası şehrin yeniden inşa edilme süreci ziyaretçilerle paylaşılıyor. Felaket günlerinin isimsiz kahramanlarının hatıralarını yaşatmayı amaçlayan müze; yaşamlarını, ailelerini ve çocuklarını bağımsızlık ülküsü için tehlikeye atan halkın mücadelesini, tanıklık edilen tüm acı ve zorluklara rağmen umudun hiç yitirilmediği bir ruhla anlatıyor. Dünyaca ünlü mimarlık dergileri ve sosyal medya sayfalarında yer aldı Manisa Kurtuluş Müzesi, yalnızca içerdiği tarihi anlatımla değil, mimari yapısıyla da dikkat çekiyor. Müze, son dönemde dünyaca ünlü mimarlık dergilerinde yer alan yazılarla uluslararası alanda da ilgi gördü. Binlerce takipçisi bulunan sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımlarla da geniş kitlelere ulaşan müze, hem Türkiye’de hem de uluslararası platformlarda ilgi odağı haline geldi. Manisa’nın kurtuluş mücadelesini tüm yönleriyle anlatan Manisa Kurtuluş Müzesi, tarih bilincini güçlendirmek ve ortak hafızayı canlı tutmak isteyen tüm ziyaretçilerini bekliyor.
25 Ocak 2026 Pazar - 14:36 ASEV TSM Korosu, Şekip Ayhan Özışık eserleriyle sahne aldı Aliağa Belediyesi Sanatevi (ASEV) Türk Sanat Müziği (TSM) Korosu, Türk Sanat Müziği’nin usta bestecilerinden Şekip Ayhan Özışık’ın eserlerinin seslendirildiği kış konseriyle müzikseverlere keyif dolu anlar yaşattı. Ege Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı Öğretim Üyesi Şef Dr. Barış Doğan yönetimindeki 98 kişilik dev koro, profesyonel enstrüman ekibinin eşliğinde sahne aldı. Müzikseverlerin yoğun ilgi gösterdiği konser, Şekip Ayhan Özışık’ın "Bahar Gelmiş Neyleyim" adlı eseriyle başladı. Usta bestecinin 16 eserinin seslendirildiği tek bölümden oluşan konser, "O Beni Bir Bahar Akşamı Terkedip Gitti" adlı eserle sona erdi. Şarkı müzikseverlere bırakıldı Gecenin en özel anlarından biri, "Gönlümde Açmadan Solan Bir Gülsün" adlı eser sırasında yaşandı. Şef Barış Doğan, eserin programa dinleyicilerin seslendirmesi hayal edilerek dahil edildiğini belirtirken, şarkının müzikseverlere bırakılmasıyla salonu dolduran izleyiciler eseri hep birlikte seslendirdi. ‘Sanat şehrimizi daha da güzelleştiriyor’ Konserin son bölümünde sahneye davet edilen Aliağa Belediye Başkan Yardımcısı Mesut Öztürk koro şefi Barış Doğan’a teşekkür çiçeği takdim etti. Ardından yaptığı konuşmasında şunları söyledi: "Şekip Ayhan Özışık’ın eserlerini başarıyla seslendiren koromuzu yürekten kutluyorum; bizlere çok değerli bir gece yaşattılar. Gördüğünüz gibi sanat, şehrimizi daha da güzelleştiriyor. Bu anlamlı akşam için Şefimiz Barış Doğan’a, koromuza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Ayrıca koromuzu yalnız bırakmayan siz değerli sanatseverlere de şükranlarımı sunuyor, sanat dolu nice güzel gecelerde buluşmayı diliyorum." Aliağa Belediye Başkan Yardımcısı Mesut Öztürk konuşmasının ardından Aliağa Belediyesi Kültür Sanat ve Sosyal İşler Müdürü Serap Cerrahoğlu ile birlikte konserin son şarkılarında koristlere eşlik etti. Şef Barış Doğan, kış konserinde korosunu yalnız bırakmayıp gelen herkese teşekkür ederken, ekibin yaz konseri için çalışmalarına başladığını duyurdu.
Bakan Ersoy: "Türkiye Yüzyılı, bilgiyle, kültürle ve gençliğin enerjisiyle yükselecek"
29 Eylül 2025 Pazartesi - 11:33 Bakan Ersoy: "Türkiye Yüzyılı, bilgiyle, kültürle ve gençliğin enerjisiyle yükselecek" Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, "Çocuklarımızın gözlerindeki ışık, gençlerimizin dile getirdiği umut dolu sözler, bizlere en büyük motivasyonu veriyor. Çünkü biliyoruz ki Türkiye Yüzyılı, bilgiyle, kültürle ve gençliğin enerjisiyle yükselecek" dedi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 2 Temmuz’da açılışını gerçekleştirdiği Esendere Halk Kütüphanesi’ne ilişkin sosyal medya hesabında bir paylaşımda bulundu. Hakkari’nin Yüksekova ilçesine bağlı, İran sınırındaki Esendere beldesinde bulunan kütüphanenin kısa sürede çocukların ve gençlerin hayallerini gerçekleştirdiği yerlerden biri haline geldiğini belirten Bakan Ersoy, kütüphanede 15 binlik kitap koleksiyonunun bulunduğunu, modern çalışma salonları ile bölge halkına kapsamlı bir hizmet sunduklarını açıkladı. Bunun yanı sıra 500 metrekare alanda 120 kişiye ev sahipliği yapan Esendere Halk Kütüphanesi, öğrenciler için yüksek kapasiteli çalışma imkanı da sağlıyor. Bakan Ersoy, paylaşımında şu ifadelere yer verdi: "İran sınırındaki Esendere beldemize kazandırdığımız Halk Kütüphanemiz, kısa sürede sadece kitapların değil; umutların, dostlukların ve hayallerin de mekanı oldu. Çocuklarımızın ve gençlerimizin anlattıkları her şeyin özeti niteliğinde. 15 bin kitaplık koleksiyonu, modern yapısı, internet ve çalışma salonlarıyla Esendere Halk Kütüphanesi, öğrencilerimizin kendilerini geliştirdikleri, hayallerini büyüttükleri bir merkez haline geldi. Burada artık sadece kitap okunmuyor; araştırmalar yapılıyor, etkinlikler düzenleniyor, gençlerimiz geleceğe hazırlanıyor. Çocuklarımızın gözlerindeki ışık, gençlerimizin dile getirdiği umut dolu sözler, bizlere en büyük motivasyonu veriyor. Çünkü biliyoruz ki Türkiye Yüzyılı, bilgiyle, kültürle ve gençliğin enerjisiyle yükselecek."
Kış sofralarının vazgeçilmezi: Orcik mesaisi başladı
29 Eylül 2025 Pazartesi - 11:24 Kış sofralarının vazgeçilmezi: Orcik mesaisi başladı Elazığ’da kış aylarının vazgeçilmezi olan orcik yapımı başladı. Üreticilerden Tayfun Erdem, asırlardır süren bu geleneği doğal yöntemlerle sürdürdüklerini belirtti. Elazığ’ın Değirmenönü (Zerteriç) köyünde kış aylarının vazgeçilmez lezzeti orcik yapımı, asırlardır süregelen gelenekler çerçevesinde devam ediyor. Üzüm ve ceviz hasadının ardından köy halkı, orcik üretimi için mesaiye başladı. Üzümler sıkıldıktan sonra şıra, özel toprakla mayalanıyor ve kazanda kaynatılıyor. Yüzeye çıkan "paf" temizlendikten sonra un eklenip bulamaç haline getiriliyor ve cevizler ipe dizilerek karışıma batırılıyor. Bu gelenek, köy halkının hem geçim kaynağı hem de kış aylarının vazgeçilmez lezzeti olmaya devam ediyor. Emekli olduktan sonra 25 yıldır orcik ve pestil üretimini sürdürdüğünü belirten Tayfun Erdem, "Orcik sezonu başladı. Hemen hemen her gün yapıyoruz. Önce üzümü sıkıyoruz. Ondan sonra özel toprağından şıranın içerisine katıyoruz. Bunun ekşiliğini alıyor. Daha sonra üzümü kazana doldurup kaynatıyoruz. Bunun yüzüne çıkan pafını alıyoruz. Akşamdan kaynatıyoruz, sabaha kadar dinleniyor. Ondan sonra tekrar kazana çekiyoruz ve tekrar kaynatıyoruz. Akabinde un katıyoruz ve liviç yapıyoruz ve tekrar kazana dolduruyoruz. Bir saate yakın karıştırıyoruz. Ondan sonra orcik yapımına başlıyoruz. Üzüm ve ceviz kaliteli olacak. Özellikle şırasında oluşan o pafı almak lazım. Talep çok güzel. Bazen talepleri yetiştiremiyoruz bu da kaliteye bağlı. Genelde cevizli sucuk diyorlar bizim Elazığ’da ’Orcik’ olarak geçiyor" dedi. Orcik’in köy yaşamındaki önemine dikkat çeken Bilal Erdem ise, "Köyümüzde şu anda üzüm ve ceviz hasadı zamanıdır. Bu hasatlardan elde edilen Anadolu’muzun en güzel tatlarından biri olan orcik yapımını yapmaktayız. Orcik yapımı ortalama her bir işlemler için bir hafta sürmektedir. Bir gün öncesinden üzüm sıkımından başlar, ardından cevizler ipe dizilir. Daha sonra elde edilen şıra ile içine karışım yapılan unla bulamaç dediğimiz madde elde edilir. Tamamıyla el ürünü ve doğal ve organiktir. Köyümüzde meşhur olduğu için hemen hemen her evde yapılmaktadır. Köyümüzün geçim kaynağı da bu şekildedir" şeklinde konuştu.
Beyağaç’ın yöresel ürünleri bağbozumu şenliğinde tanıtıldı
29 Eylül 2025 Pazartesi - 10:44 Beyağaç’ın yöresel ürünleri bağbozumu şenliğinde tanıtıldı Beyağaç Belediyesi tarafından Beyağaç Geriçam Mahallesi’nin yöresel ürünlerini tanıtmak ve sezonu başlayan üzüm hasadını renklendirmek amacıyla 3. Bağbozumu, Doğal ve Yöresel Ürünler Şenliği düzenlendi. Beyağaç Belediyesi tarafından Beyağaç’ın kültürünü, doğal güzelliklerini, yöresel ürünlerini ve sezonu başlayan üzüm hasadını eğlenceli hale getirmek amacıyla Geriçam Bağbozumu, Doğal ve Yöresel Ürünler Şenliği düzenlendi. Beyağaç Belediyesi tarafından 3’üncüsü düzenlenen şenlikler Geriçam Mahallesi Sosyal Tesislerinde gerçekleştirilen festivale Tavas Belediye Başkanı Kadir Tatık da katılım sağladı. Gündüz bağ bozumu gibi çeşitli etkinliklerin yer aldığı şenlik Denizli Büyükşehir Belediyesi Konservatuarı sanatçısı Emin Boyacıoğlu konserleriyle son buldu. Hem çiftçiye destek olama hem de Beyağaç’ın kültürünü ve yöresel ürünlerini tanıtmak için çalışmalarına devam edeceklerini belirten Beyağaç Belediye Başkanı Sezayi Pütün, "Bugün Beyağaç Geriçam Mahallesi’nde düzenlediğimiz 3. Bağ Bozumu, Doğal ve Yöresel Ürünler Şenliğini gerçekleştiriyoruz. Burada köylülerimizin ürettiği ürünler kurulan tezgahlarda satışa sunuldu. Festivalimiz şehir dışından ve çevre ilçelerden gelen vatandaşlarımızla gerçekleştiriyoruz. Antalya ve Köyceğiz’den festivalimize özel turlar düzenlendi. Bu festival sayesinde Beyağaç’ın kültürünü, doğal güzelliklerini ve yöresel ürünlerini tanıtma fırsatı bulduk. Kadınlarız Kışa hazırlık amacıyla hazırladıkları ürünlerin de fazlaları burada kurdukları tezgahlarda satışa sundular. Bu da kadınlarımıza ek bir gelir kazandırdı. Kırsalda yaşan vatandaşlarımız bu festivalle iyi bir kazanç elde etti. Festivalimiz akşam da Denizli Büyükşehir Belediyesi Konservatuarı sanatçısı Emin Boyacıoğlu sahne alacak. Düzenlediğimiz bu festival geleceğe yatırım bir festival. Kültün ve yöresel ürünlerin ve çiftçinin sahip çıkıldığı bir festival. Hizmete geldiğimiz günden bu yana en büyük hedefimiz çiftçiye ve üreticiye sahip çıkmaktır. Biz çiftçiye sahip çıkacağız sözü vermiştik ve yaptığımız yatımlarla ve projeler üretmeye devam ediyoruz. Türkiye’nin hatta dünyanın bilmesi gereken bir durum var ki çiftçi üretmezse aç kalacağımızdır. Çiftçiye destek vermezsek oluşabilecek sorunları göz önüne almalıyız" dedi.
Yarış atlarının eyerleri Beypazarı’nda yapılıyor
29 Eylül 2025 Pazartesi - 10:38 Yarış atlarının eyerleri Beypazarı’nda yapılıyor Türkiye’de kaybolan meslekler sıralamasında yer alan eyerciliğin son ustalarından Mesut Atıcı, mesleğini Beypazarı’nda yaşatıyor. Türkiye’de kaybolan meslekler sıralamasında yer alan semerciliğin son ustalarından Ankara’nın Beypazarı ilçesinde eyercilik yapan Mesut Atıcı, eyere olan talebin azalması üzerine at eyerleri yapımına ağırlık verdi. Dededen miras kalan eyercilik mesleğinde 38 senedir mesleğini yaptığını belirten Atıcı, son yıllarda semerciliğin bitme noktasına geldiğini, semere olan talebin iyice azaldığını ve bundan dolayı mesleğe gelen talepleri yoğunlaştırdıklarını belirtti. Dana ve manda derisinden isteğe göre model yaptıklarını vurgulayan Atıcı; son yıllarda yarış atlarına, yılkı atlarına, gezi atlarına ve askeri birlik atlarına eyer yaptığını açıkladı. "1987-1989 arası çıraklıktan başlayarak devam ettim" At eyeri yapmaya dedesinin yanında başladığını ve elinden geldiği kadarıyla bu mesleği ayakta tutmaya çalıştığını belirten Atıcı, "1987-1989 arası çıraklıktan başlayarak devam ettim. Şu an bu meslekte yetişen yok, çırak yok. Malzeme konusunda da büyük sıkıntılar çekiyoruz. İskelet ve semer iskeletinde sıkıntı çekiyoruz ama deride sıkıntımız yok. Deriyi bulabiliyoruz. Şu an talep biraz daha az. Pandemi dönemine göre yaptığımız sayıları tutturamıyoruz ama mesleği canlı tutmak için hala devam ediyoruz. Kardeşim ve babam var. Onlarla birlikte bu mesleği devam ettiriyoruz. İlk önce ufak şeylerle başlanıyor. Belli bir dönemde dedemiz bize mesleğe gösterdi. Aşağı yukarı 3 veya 4 yıl içinde neredeyse yapım aşamasına geldim" diye konuştu. "Mesleğe yaklaşan yok" Semercilik ve eyercilik mesleğine çırak bulamadığını ve bu durumdan dolayı sıkıntı çektiğini ifade eden Atıcı, "Galiba çocuklar okul okuyup daha rahat işler düşünüyor. Bize gelip de ‘ben bir meslek yapacağım, bana bir mesleğe öğretir misin?’ diye talepte olan olmadı. Kendi çocuğum makine kullanıyor. Bazı şeylerin çoğunu yapıyor. Çok eski bir meslek. Çırak yetiştirilmesi gerekiyor. Bence çıraklık eğitimlerine bir kol açılması lazım. Biz Beypazarı’nda 2 kişiyiz. Biri ben, birisi de yaşlı bir adam. Ben de 50 yaşındayım. Benim bunu 50 sene daha yürütecek halim yok. En fazla 15-20 sene daha çalışırım. Bunu bir delikanlı yapsa daha iyi olur. Mesleğin kaybolma ihtimali olduğu için çocuk belki önünü karanlık görüyor, yaklaşmıyor" şeklinde konuştu. "Yurt dışında da müşterilerimiz var" Yaptığı eyerleri yurt dışına da ihraç ettiğini ve yurt dışına satış ile yurt içine satış arasında fark olduğunu vurgulayan Atıcı, "Kangal tasması satışında yurt dışında müşterilerimiz var. Birkaç sene önce Meksika’ya mal gönderdim. Adam malları çok beğenmiş. Bizi sosyal medya aracılığıyla görmüş. Oradan da bir Türk ile tanışıyor. Diyor ki ‘ben bu maldan alacağım.’ Biz de ona bazı konularda yardımcı olduk. Oranın sanatı ile bizim sanatımız bir değil. Bizim yaptığımız ürünler sıra dışı. Normal bir tasma da yapıyoruz. Sıra dışı deriden tasma da yapıyoruz" dedi.
Ege’de edebiyat ve moda aynı sahneyi paylaştı
29 Eylül 2025 Pazartesi - 10:14 Ege’de edebiyat ve moda aynı sahneyi paylaştı Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencileri, edebiyat ile modayı buluşturan özgün bir etkinliğe imza attı. TÜBİTAK 2209-A kapsamında düzenlenen "Edebiyatın Gardırobu: İkonik Karakterler ve Modanın Anlatısal Gücü" başlıklı defile ve sunum, Edebiyat Fakültesi Nuri Bilgin Konferans Salonunda renkli anlara sahne oldu. Etkinliğe akademisyenler ve öğrenciler yoğun ilgi gösterdi. EÜ Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Züleyha Çetiner Öktem’in danışmanlığını yaptığı projede, 3. sınıf öğrencisi Irmak Soran yürütücü; 3. sınıf öğrencisi Hazal Yüksel araştırmacı, 2. sınıf öğrencisi Dilruba Tama ise tasarımcı olarak görev aldı. Proje hakkında bilgi veren Irmak Soran, "Bu projede, edebi metinlerdeki kıyafet anlatılarının ve betimlemelerinin sadece yüzeysel detaylar olmadığını, aslında altında çok daha fazla anlam barındıran önemli ögeler olduğunu ortaya koymaya çalışıyoruz. Örneğin, Juliet’in beyaz giymesi onun küçük yaşta evlenme arzusunu ya da masumiyetini temsil ederken, Jay Gatsby’nin bulunduğu toplum daha koyu tonları tercih etmesine rağmen onun pembe tonda özel dikilmiş takım elbiseler giymesi, o topluma ait olmadığını ve kabul görme çabasını gösteriyor. Farklı kıyafetler üzerinden bu türden önemli detayları ele alarak modanın bir anlatı gücü olduğunu göstermeyi amaçlıyoruz. Proje kapsamında beş farklı tasarım ortaya koyduk. Bu karakterlerden ilham alan beş farklı kıyafet tasarımı gerçekleştirdik. Karakterlerimiz Jay Gatsby, Orlando, Juliet, Green Knight ve Anna Karenina olmak üzere toplam beş kişiden oluşuyor. Tasarımcımız, İstanbul Üniversitesi’nde ikinci sınıf öğrencisi olup tüm tasarımları kendisi yaptı. Biz de onunla bu alanda birlikte çalıştık. Projenin akademik çıktılarıyla çeşitli makaleler, akademik çıktılar ve sunumlar gerçekleştirdik" diye konuştu. "Zihinlerdeki karakterleri somut forma dönüştürdük" Edebiyatı sahne sanatları ve moda ile buluşturarak, okuyucuların zihnindeki karakterleri somut ve görsel bir forma dönüştürmeyi amaçladıklarını söyleyen Hazal Yüksel "Bu projede araştırma kısmında yer aldım. Amacımız, edebiyat karakterlerini yalnızca kitap sayfalarında bırakmayıp, moda aracılığıyla sahnede ve görsel dünyada yeniden karşımıza çıkarmaktı. Çalışmamızda farklı dönemlerden karakterler seçtik: Anna Karenina, Jay Gatsby, Juliet, Orlando ve Yeşil Şövalye. Her biri edebiyat tarihinde iz bırakmış, dönemlerinin ruhunu ve evrensel bir anlatıyı temsil eden figürlerdi. Biz de bu yönleriyle onların hikâyelerini moda üzerinden izleyiciye aktarmayı hedefledik" dedi. Projede yapılan tasarımlarla, edebiyat karakterlerinin ruhunu ve hikâyesini sadece kıyafet olarak değil, birer görsel anlatı olarak sahneye taşıdıklarını belirten Dilruba Tama ise "Ben projede tasarım sürecinden sorumluydum. Karakterleri kumaş, renk ve silüetlerle yeniden yorumladım. Juliet’te romantizm ve gençliği, Gatsby’de 1920’lerin ışıltısını, Anna Karenina’da trajik bir zarafeti, Yeşil Şövalye’de ise güçlü ve mistik bir etkiyi yansıtmaya çalıştım. Tasarımlarımız, yalnızca kostüm değil; karakterlerin ruhunu sahneye taşıyan birer anlatı unsuru oldu" dedi. Etkinlik, katılımcılardan gelen soruların cevaplanmasıyla son buldu.
Türk askerleri, Çanakkale cephesinde düşmanla burun buruna siper kazdı
29 Eylül 2025 Pazartesi - 10:04 Türk askerleri, Çanakkale cephesinde düşmanla burun buruna siper kazdı Çanakkale muharebelerinde siper yapımının önemi ve zorluğuna dikkat çeken ÇOMÜ Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Borlat, askerlerin düşmana sadece birkaç metre uzaklıkta gece gündüz siper kazdığını söyledi. Çanakkale muharebelerinde askerlerin ön hatlarda düşmana yalnızca 8 metre mesafede siper kazmak zorunda kaldığını söyleyen ÇOMÜ Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Borlat, bazı siperlere günde ortalama 150 el bombası düşerken, askerlerin hem korunma hem de taarruz hazırlığını bir arada sürdürdüklerini aktardı. 19’uncu Tümen’in belgelerine göre, taşlık ve engebeli araziyi kullanarak inşa edilen siperler, yalnızca savunma amaçlı değil, düşmana karşı hızlı taarruz için özel kademelerle hazırlandı. İşlemlerin çoğunlukla gece, mehtap ve ay ışığında gerçekleştirildiğini belirten Doç. Dr. Barış Borlat, yoğun ateş altında görev yapan askerlerin kendi hatlarını güçlendirirken, düşmanın saldırılarını karşılamak için de hazırlık yaptığını vuruladı. Doç. Dr. Borlat, "Siperler bir yandan da askerlerin muharebe etme alanları ve bir yandan da yaşam alanları olduğunu göreceğiz. Nitekim muharebeler devam ederken topçu bombardımanından kaynaklı askerler siperlerin içerisinde toprakların üzerini kapatmasıyla birlikte siperin içerisi doğal bir şehitlik halini almaya başlayacak. Yani asker aslında siperin içerisindeki yaşamıyla birlikte kendi mezarı da olduğunu söyleyebiliriz" dedi. "Cephede kahramanların siperlerin isimlendirilmesiyle de yaşamış" Çanakkale muhareblerinde mevzi yapım çalışmalarına değinen ÇOMÜ Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Borlat, "Çanakkale Kara Muharebesi 25 Nisan 1915 gününde başlamış ve kısa süre sonra mevzi harbine dönmeye başlamıştı. Ancak mevzi harbinin başlaması ile birlikte aslında en temel problemse her iki tarafın da birbirine yaklaşan şekilde siper kazması, mevzi kazmasıydı. Aslında bundaki amaç şuydu her iki tarafın topçu atışından korunmak ve kısmen sakınmayı sağlamaktı. Bu amaçla Çanakkale cephesinde hızla siper yapımının başlamış olduğunu göreceğiz. Özellikle Arıburnu bölgesindeki siperler yapılmaya başlandığında en temel sorunların bir tanesi de bu siperlerin içerisinde nasıl yol bulacağız? Askerler burada nasıl hareket edeceklerdi. İşte bu amaçla özellikle Conkbayırı bölgesinden başlamak üzere siperlere numara verilmiş olduğunu göreceğiz. Numaralar 1’den başlayacaktı ve 90’a kadar Arıburnu bölgesinde bir siperlerin numaralandırıldığını göreceğiz. Özellikle bölge içerisinde kahramanlık yapan askerler olduğunda bu kahramanlık yapılan yerlere bu isimlerin verilmiş olduğunu göreceğiz. Örneğin bölge içerisinde Hüseyin Ağa Siperi, Mehmet Çavuş Siperi, Seyit Efendi Siperinde olduğu gibi. Böylece aslında cephede kahramanların siperlerin isimlendirilmesiyle de yaşamış olduğunu söyleyebiliriz" şeklinde konuştu. "Bir nevi mühendislik harikasıydı" Siper yapımının fenni usullere değinerek yapıldığını belirten Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Borlat, "Siperlerin başka bir yanı ise şuydu bu aslında bir nevi bir mühendislik harikasıydı çünkü siper yapımı tesadüfi değildi. Çanakkale bölgesinde aslında biz Balkan Harbi’nden itibaren siperlerin yapılmaya başlanmış olduğunu göreceğiz. Bu geçmiş tecrübe etkisiyle siper yapılma esnasında mesafelerin hangi noktalardan geçeceği, siper derinliğinin 1 metre 80 santimetreye hazırlanması, hatta bunun için sahra tahkimatnamesi hazırlanmış ve bu tahkimatnamedeki belirtilen bütün özelliklerle yapılmış olduğunu göreceğiz. Dönem içerisinde buna fenni usullerle siperlerin yapılması esasının olduğunu göreceğiz. Bu amaçla istihkam birliklerinde siperlerin nasıl yapılacağı tarif edilmiş, her birliğin piyade askerleri tarafından siper yapımı icra edilmiş, ve sadece Arıburnu bölgesinde yaklaşık bir ay içerisinde 3 kilometreye uzanan bir siper ağanın yapılmış olduğunu göreceğiz" ifadelerini kullandı. "Muharebe etme alanları ve bir yandan da yaşam alanları" Siperlerde uzun süre zaman geçiren askerlerin hem burada savaştıklarını hem de yaşamlarını sürdürdüklerini söyleyen Doç. Dr. Barış Borlat, "Siperler bir yandan da askerlerin muharebe etme alanları ve bir yandan da yaşam alanları olduğunu göreceğiz. Asker siperin içerisinde 8 buçuk aydan fazla muharebe etmiş. Bir yandan aile hasretini, özlemini bu siperin içerisinde yaşamış ancak bir yandan da sadece bakın bomba sırtının bulunmuş olduğu yerdeki dönemin askeri kayıtlarına göre günlük 150 el bombasının düşmüş olduğunu göreceğiz. Yani asker bir yandan günde 150 el bombasına maruz kalacak ki dönemin subaylarından Fasi Kayabalı hatıralarında şundan bahsediyor: ’Osmanlı cephesinde subay olmak her şeyden önce el bombasına tahammül etmektir. El bombalarının etkisiyle saçım sakalım ağardı’ diyor. Yaşı 21’dir kendisinin, içinde bulunduğu aslında psikolojiyi de o el bombası ve ’mevzi harbi’nin yapmış olduğu etkiyi de en iyi anlatan anılardan birisi olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum devam eden birçok hatıralarda yer alacaktır. Askerler mevzi harbi içerisinde Atatürk’ün bahsettiği bomba sırtındaki taraflar arasındaki mesafenin 8 metre kadar düştüğü bir gerçeklik içerisinde 9 ay boyunca düşmanıyla mücadele edecek. Bir yandan da siperin içerisinde aile özlemiyle, aile hasretiyle mektup yazacak. Ailesinden gelen haberleri bu siperin içerisinde öğrenmeye başlayacak" diye konuştu. Siperlerde yaşanan seller nedeniyle de askerler şehit oldu Eylül-ekim ayları ile beraber yağışların başlamasıyla siperler içerinde askerlerin zor durumlar yaşadığını aktaran Doç. Dr. Borlat, "Çanakkale bölgesinde tam da içinde bulunduğumuz eylül-ekim ayı içerisinde yağışlar başlayacak ve bu yağışlarla birlikte askerlerin siperlerin içerisinde sel baskınlarından kaynaklı olarak da şehit olduğunu göreceğiz. Yani aslında burası bir zaman içerisinde askerlerin doğal şehitliği halini almaya başlayacak, ki biz buna muharebe esnasında da şahit olacağız. Nitekim muharebeler devam ederken topçu bombardımanından kaynaklı askerler siperlerin içerisinde toprakların üzerini kapatmasıyla birlikte siperin içerisi doğal bir şehitlik halini almaya başlayacak. Yani asker aslında siperin içerisindeki yaşamıyla birlikte kendi mezarı da olduğunu söyleyebiliriz. Bu haliyle Gelibolu Yarımadası’nın 1915 yılındaki hava fotoğraflarına bakıldığında neredeyse her yer köstebek yuvası gibi kazılmış ki bunlar kendi içerisinde zeminlik, itibas siperleri, hendek siperleri gibi birçok özel isimle adlandırılmak suretiyle aslında biz bir siper ağı sisteminin Gelibolu Yarımadası’nda var olduğunu da söyleyebiliriz" dedi. "Asker bir yandan düşmanla bir yandan da iklimle mücadele ediyordu" Zorlu iklim şartları nedeniyle siperlerde askerlerin hem hastalandığını hem de şehit olduğunu vurgulayan Borlat, o şartları şöyle anlattı: "Çanakkale cephesinde 1915 yılında asker bir yandan düşmanla bir yandan da iklimle mücadele ediyordu. Özellikle eylül ayı geldiğinde bölgedeki yağışlar hızla artmaya başlamış ve siperler içerisinde askerlerin mahfuz bölgelerini bir sel sularıyla bastığını göreceğiz. Bu durum askerlerde selden kaynaklı olarak şehit olma durumunu beraberine getirecekti. Eylül ayındaki yağmurlar arkasından ekim-kasım ayında ise özellikle havanın hızla soğuması ve karın gelmesiyle birlikte asker bu defa kar içerisinde soğuktan donarak ve aslında etkilenmek suretiyle şehit olduğunu göreceğiz. Bu durum sadece askerin şehit olmasını değil bölgedeki hastalanmaların da hız artırdığını söyleyebiliriz. Eylül ayındaki yağışlardan kaynaklı özellikle siperlerin içerisinde su birikmeye başlamış. Bu su askerin ayaklarından soğuk almasını ve cephe içerisinde siper hatlarında özellikle ishal olmalarını hızlandırmıştır. Ve ishalden kaynaklı bu aydan sonra biz şehit sayısının hızla artmış olduğunu da söyleyebiliriz." "Siper içerisindeki askerlere Ayvacık’tan özel bir ayakkabı imali" Siperin zorlu şartlarına karşı özel bir ayakkabı tasarlandığını aktaran Borlat, "Önlem amacıyla siper içerisindeki askerlere Ayvacık’tan özel bir ayakkabı imali olduğunu göreceğiz. Keçi derisinden ayakkabı yapılacaktır. Bölgede Eylül ayında yapılan ayakkabıyı özellikle şöyle tarif ediyor. Altında takunyası bulunacak. Keçi derisini ayağına giydirmek suretiyle siperin içerisindeki asker eylül ayından sonra artık bu ayakkabıları kullanmaya başlayacak. Ve bu ayakkabılar sadece ön hatta muharebeden askere aittir. Yani eğer olur da siperden geriye alınacak olursa ayağındaki bu ayakkabıyı da çıkartması gerekiyor. Yani artık sadece düşman değil bir anlamda iklimle mücadele eylülden sonra Çanakkale cephesinde hızla artmış olduğunu da söyleyebiliriz" ifadelerini kullandı.
Kazankaya Kanyonu tarihi ve doğal güzellikleriyle meditasyon merkezini andırıyor
29 Eylül 2025 Pazartesi - 10:01 Kazankaya Kanyonu tarihi ve doğal güzellikleriyle meditasyon merkezini andırıyor Yozgat’ın Aydıncık ilçesinde bulunan Kazankaya Kanyonu eşsiz manzarası ve doğa harikası görüntüsüyle ziyaretçi akınına uğruyor. Tarihi yerleşim izleri taşıyan Kazankaya Kanyonu Alacahöyük, Boğazköy, Şapinuva, Zile, Maşat Höyük, Tavium ve Kerkenes gibi antik kentlerin arasında olmasıyla da ön plana çıkıyor. Yeşilırmak’ın bir kolu olan Çekerek Irmağı’nın geçtiği kanyon şehir içi ve şehir dışından ziyaretçilerini ağırlıyor. Doğa harikası kayalıkların çevresinde fotoğraf çektirenler manzaranın tadını çıkarıyor. "Memleketimize giderken keşfetmek amacıyla geldik" Kanyonun ziyaretçilerinden Metin Kazan Ankara’da yaşıyor olmasına rağmen Kazankaya Kanyonu’nu merak ederek ziyaret ettiğini söyledi. Kazan, "Buranın meşhur ve ileride turist çekecek bir yer olduğunu fark ettik. Turizm merkezi olabilecek bir yer. Bunu keşfetmek amacıyla eşimle birlikte geldik. Bizim de ilk deneyimimiz. Buradaki patika yol üzerinden biraz yürüdük. Gayet güzel manzaralar var. Büyük dağlar ve dağların eteklerinden akan akarsular var. Bunları keşfettik, fotoğrafladık, videoya aldık, çok memnun kaldık. İnşallah Kültür Bakanlığı buraya daha büyük yatırımlar yapıp insanları çekebilirse daha mutlu olacağız. Bu yol Zile-Ankara yolu üzerinde olduğu için Kazankaya Kanyonu levhasını görünce meraka mucip olarak buraya girmiş olduk" dedi. Ahu Kazan ise "Memleketten dönüşte burayı ziyaret ettik. Çok mutlu kaldık. Ben fotoğraf çekmeyi çok sevdiğim için doğayı çok sevdiğim için şu an çok mutluyum. Çok beğendim. İlerisi için daha güzel olacağına inanıyorum. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. "Hititlerden kalma korunaklı bir alan görüyoruz" Heykeltıraş Erol Gürgen Kazankaya Kanyonu’nun 12 kilometre boyunca uzandığını belirterek, "Aydıncık ilçesinden girince Çorum Ortaköy’den çıkılacak bir parkurdur. Genellikle hiking, trekking ekiplerinin kullandığı şu anda da yeni projemizde yürüyüş parkurları ve cam teraslar yapıldı. Bugünkü kalabalığı görüyorsunuz. Üçüncü etap daha bitmeden bu kalabalığa hakim oldu. Kazankaya Kanyonu 700 metre derinlikte. Yeşilırmak’ın bir kolu olan Çekerek Irmağı’nda. Tarihi ismi de Skylaks olması gerek. Böyle bir ırmak üzerinde kurulmuş. Burada sur duvarlarını görüyorsunuz. Bu Hititlerden kalma korunaklı bir alan aslında. İçeride mağaralar ve Kibele heykelleri, merdivenler burada tarihin yaşandığını gösteriyor" dedi. "Burası bir meditasyon ve turizm alanı" Kanyonun kendine has özelliklerine değinen Erol Gürgen, "Endemik bitki türleri var. Kendine özgü hayvanlar var. Su samuru var. Su samuru burada doğanın bozulmadığını gösteriyor aslında. 263 kuş türü var. Bunların hepsi bir araya gelince burası bir meditasyon ve turizm alanı olduğunu gösteriyor. Yeni yapılan projelerle turizme çok büyük katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Buradaki duvarlar bir söylentiye göre de ‘Ben Kuşşara Kralı Anitta. Hititleri yenmeden önce ırmağı suyla kestim, onların susuz kalmasını sağladım, onları telef ettim daha sonra gittim yendim’ diyor. Bakıyoruz Kazankaya Kanyonu’nun girişinde çok büyük bir sur var. Suyu kesen bir sur var. Hem şehrin girişi olarak algılayabiliriz hem de bu tür bir savaşta suyu kesen bir duvar olarak da algılayabiliriz. Anitta diyor ki ‘Suyu keserek onları telef ettim. Daha sonra batıya doğru gittim. Diğer tarafta onları yenerek surlarla çevirdim, bir şehir yaptım’ diyor. Bakıyoruz bu sefer de Kerkenes Harabeleri var. Burayı tarihle bütünleştirirsek çok güzel hikayeler çıkacaktır" diyerek Kanyonun tarihi önemine değindi.
Yörük kültürü genç kuşaklara aktarılacak
29 Eylül 2025 Pazartesi - 09:58 Yörük kültürü genç kuşaklara aktarılacak Denizli’de Yörük kültürünün yaşatılması için yıllardır büyük emek veren Mustafa Yalıbir, kurucusu olduğu Denizli Efeleri Yörükleri Kültür Yardımlaşma Derneği’nde oybirliğiyle yeniden başkan seçildi. Yeni dönemde kültürel faaliyetler ve genç kuşaklara aktarım ön planda olacak. Denizli’de Yörük kültürünün tanıtılması, yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla kurulan ve bugüne kadar pek çok kültürel etkinliğe imza atan Denizli Efeleri Yörükleri Kültür Yardımlaşma Derneği’nde seçim heyecanı yaşandı. Derneğin tarihi Kaleiçi Çarşısı’ndaki binasında gerçekleşen genel kurulda, kurucu başkan Mustafa Yalıbir, üyelerin oybirliği ile bir kez daha başkanlığa seçildi. Yalıbir, tek liste ile girdiği seçimde, kullanılan tüm oyları alarak büyük bir destekle 3 yıllığına yeniden dernek başkanlığına getirildi. "Yörük ruhunu daha gür haykıracağız" Dernek çatısı altında yürütülen kültürel faaliyetlerin artarak devam edeceğini vurgulayan Yalıbir, "Bu dernek bir gönül hareketidir. Yörük kültürünü, efelik ruhunu sadece yaşatmakla kalmıyor, aynı zamanda çocuklarımıza, torunlarımıza bu mirası en doğru şekilde aktarıyoruz. Bugün buradan aldığım destek, yalnızca şahsıma değil, Yörük kültürüne duyulan güvenin bir göstergesidir. Yeni dönemde paneller, kültürel şenlikler, yöresel kıyafet tanıtımları, halk oyunları kursları ve okullarla iş birliği içinde kültür aktarım projeleri düzenleyeceğiz. Denizli halkına ve gençlere efelik geleneğini, çadır yaşamını, yöresel giyimi ve Yörük mutfağını tanıtacağız" dedi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan sinema sektörüne rekor destek
29 Eylül 2025 Pazartesi - 09:57 Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan sinema sektörüne rekor destek Kültür ve Turizm Bakanlığı sinema sektöründe 24 projeye toplam 142 milyon 400 bin lira destek sağladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı uzun metraj, ortak yapım ve çekim sonrası türlerindeki 24 projeye toplam 142 milyon 400 bin lira destek sağladı. Bakanlığın bu desteğiyle birlikte 2025 yılında sinema projelerine aktarılan toplam destek miktarı 359 milyonu aşarak rekor seviyeye ulaştı. Sinema sektör temsilcilerinden oluşan Sinema Destekleme Kurulunca belirlenen ve Türk sinemasının gelişiminde önemli rol oynayan bu desteklerden 9’ar adedini ‘İlk Uzun Metrajlı Kurgu Film Yapım’ ve ‘Uzun Metrajlı Sinema Film Yapım’, 4’ünü ‘Ortak Yapım’ ve iki tanesini ise ‘Çekim Sonrası’ türlerindeki projeler oluşturdu. Usta yönetmenlere destek Bakanlığın desteklediği projeler arasında Altın Ayı ödüllü ünlü yönetmen Semih Kaplanoğlu’nun ‘Bağlılık Ayda’ ile bir önceki filmi ‘Son Hasat’ ile Toronto Film Festivalinde dünya prömiyerini gerçekleştiren yönetmen Cemil Ağacıkoğlu’nun ‘Sessiz Dağ’ adlı projesi de yer aldı. Sektöre genç ve yetenekli yönetmenlerin kazandırılması amacıyla verilen ilk Uzun Metrajlı Kurgu Film Yapım türünde ise 9 projeye destek sağlandı. Sinema Destekleme Kurulu’nca son dönemin en beğenilen animasyonları arasında yer alan Rafadan Tayfa serisinin yeni filmi ‘Gordion’ ile Kral Şakir serisinin son filmi ‘Dünyalar Karıştı’ filmleri desteklenen projeler arasında yer alıyor. Kurulda ayrıca ilk filmini gerçekleştirecek yönetmenlerce tasarlanan ‘Babamın Gölgesi 1915 Küçük Kahramanlar Geçidi’ ile ‘Umay Ana: Taşların Gizemi’ adlı animasyon filmlere de destek sağlandı. Kültür ve Turizm Bakanlığınca, Türk sinemasına sağlanan destek tutarı 2024 yılında 284 milyon 141 bin lirayken 2025 yılında destekler yaklaşık yüzde 27’lik artışla 359 milyon 424 bin liraya ulaştı. Bakanlığın açıkladığı yeni desteklere https://sinema.ktb.gov.tr/TR-406347/2025-5-sayili-sinema-destekleme-kurulu-karari-aciklandi.html adresinden ulaşılabiliyor.