Son Dakika
|
Pitbull saldırısına uğrayan Onur Akay o anları anlattı: "Ölümden döndüm"
Galatasaray ile Fenerbahçe 406. randevuda
Bakanlık harekete geçti! 638 faili meçhul dosya yeniden incelemede
AVM’de dehşet: 3 yaşındaki çocuk parmağını kaybetti
Beyaz Saray, ABD'li heyetin yarın Pakistan'da İran tarafıyla görüşeceğini teyit etti
Erdoğan: "İmalatçı ihracatçılarımızda vergiyi yüzde 9’a indiriyoruz"
26 yıl hapis cezası bulunan kadın, gizli bölmede yakalandı
Spiker Ela Rümeysa Cebeci, ‘ev hapsi’ şartıyla tahliye edildi
Netanyahu, prostat kanseri tedavisi gördüğünü açıkladı
Michael Eneramo hayatını kaybetti
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Inside the Success of Sialkot’s Thriving Leather Hub in Pakistan
Bayraktar: "Medeniyet mücadelemizi sanatın aydınlığıyla yeni bir menzile ulaştırıyoruz"
İstanbul Havalimanı’nda İran uçuşları yeniden başladı
İran Dışişleri Bakanı Arakçi, Pakistan Başbakanı Şerif ile görüştü
İran’dan sert uyarı: "Abluka ve haydutluğa devam ederse sert karşılık veririz"
Ankara’da feci kaza: Kamyonun ezdiği 4 yaşındaki çocuk kurtarılamadı
Galatasaray’da derbide hedef galibiyet
Fenerbahçe’de tek hedef; derbi galibiyetiyle yarışa tutunmak
KÜLTÜR SANAT
Mersin’de edebiyat buluşması: Dr. Nedim İnce okurlarıyla bir araya geldi
25 Nisan 2026 Cumartesi - 17:42:12
Mersin’de hekimliği ve yazarlığıyla tanınan Toros Devlet Hastanesi eski Üroloji Uzmanı Op. Dr. Nedim İnce, 6’ncı kitabı ’İnsan Dediğin Derya Deniz’ için düzenlenen tanıtım, imza ve söyleşi gününde okurlarıyla buluştu. İçel Sanat Kulübünde gerçekleştirilen etkinlik, sanatseverlerin yoğun katılımıyla gerçekleşti. Gazeteci Kıymet Gökçe’nin moderatörlüğünde düzenlenen programda İnce, yazarlık serüvenini ve Mersin ile olan bağını anlattı. Okurlarıyla birebir sohbet etme fırsatı bulan İnce, kitabını imzalayarak katılımcılarla samimi anlar yaşadı. İnce, konuşmasında Mersin’e ilk geldikleri yıllarda kimseyi tanımadıklarını belirterek, tanıştıkları kişilerin hayatlarında önemli etkiler bıraktığını söyledi. Yazarlık sürecinin Yelken Kulübünde başladığını ifade eden İnce, daha sonra yerel gazete sahibi Ahmet Leventyürü’nün ısrarı ile köşe yazarlığına yöneldiğini ve ilk kitabı ’Sağlık Olsun’un bu süreçte ortaya çıktığını dile getirdi. Mersin’de geçirdiği yılların hayatında özel bir yere sahip olduğunu vurgulayan İnce, "Bir insanın en büyük ihtiyaçlarından biri kabul edilmek ve değerli olduğunu hissedebilmektir. Burada bunu fazlasıyla hissediyorum. İyi ki Mersin’e gelmişim" dedi. Ayvalık’ta yaşamasına rağmen gönlünün Mersin’de olduğunu ifade eden İnce, sağlığı el verdiği sürece yazmaya devam edeceğini kaydetti. Programda İnce’nin dostları da söz alarak yazarla ilgili düşüncelerini paylaşırken, eserlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Etkinlik, imza töreninin ardından sona erdi.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 17:31
Ameliyathaneden okyanusa uzanan hikaye Kuşadası’nda anlatıldı
Aydın’ın Kuşadası ilçesinde düzenlenen etkinlikte, sualtı fotoğrafçısı ve göz hekimi Op. Dr. Eser Paşa, ameliyathane ile sualtı arasında kurduğu bağı anlatarak doğa ve insan yaşamına dair farkındalık oluşturdu. Kuşadalı fotoğrafçıları bir araya getiren Kuşadası Fotoğraf Dostları (ADAFOD), "Fotoğrafçının Beslenme Saatleri" etkinliklerinde bu hafta milli sualtı fotoğrafçısı ve göz hekimi Op. Dr. Eser Paşa’yı ağırladı. Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği’nin (EKODOSD) ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinliğin konusu ise "İki Dünya, Tek Nefes" oldu. Bu temayla sunum gerçekleştiren milli sualtı fotoğrafçısı Paşa, ameliyathane ile sualtı arasında kurduğu bağı anlatarak iki farklı dünyanın aslında aynı sorumluluk ve hassasiyetle yürütüldüğünü vurguladı. Paşa, bir yanda insan hayatına dokunan bir meslek, diğer yanda doğayı ve deniz yaşamını koruma çabasının ortak noktada buluştuğunu ifade etti. Sualtı fotoğrafçılığının yalnızca bir sanat değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluk olduğunu ifade eden Paşa, doğayı anlamanın ve korumanın önemini hatırlattı. Ayrıca Paşa, sualtı fotoğrafçılığında yalnızca fotoğraf tekniğinin yeterli olmadığını, aynı zamanda çok iyi bir dalgıç olunması gerektiğini belirtti. Etkinlik ile ilgili açıklama yapan EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü; "Milli sualtı fotoğrafçısı ve göz hekimi Op. Dr. Eser Paşa’nın ’İki Dünya, Tek Nefes’ temasıyla gerçekleştirdiği sunum, katılımcıları hem düşündürdü hem de derinden etkiledi. Ulusal ve uluslararası yarışmalarda dünya şampiyonlukları ve önemli başarılar elde eden Dr. Eser Paşa, ameliyathane ile sualtı arasında kurduğu güçlü bağ üzerinden, iki farklı dünyanın aslında aynı nefeste buluştuğunu anlattı. Birinde hayata dokunan eller, diğerinde yaşamı korumaya çalışan bir bilinç. Her iki dünyada da sabrın, dikkatin ve sorumluluğun ne kadar hayati olduğunu vurguladı. Sualtının etkileyici dünyasından yansıttığı görüntülerle izleyenleri derin bir yolculuğa çıkaran Paşa, bu eşsiz yaşam alanının aynı zamanda ne kadar kırılgan olduğuna da dikkat çekti. İklim değişikliğiyle değişen dengeler, çoğalan türler ve özellikle denizleri kuşatan plastik kirliliğine vurgu yaptı" dedi. Sunumun ardından katılımcıların sorularını yanıtlayan Op. Dr. Eser Paşa’ya, EKODOSD Denetim Kurulu Üyesi sualtı fotoğrafçısı diş hekimi Rüştü Kirman ve Habip Yanç tarafından ADAFOD adına teşekkür belgesi takdim edildi.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 16:19
Edirne’de turistler romanların kakava davetine ortak oldu
Edirne’de Romanlar, müzik ve dans eşliğinde vatandaşları ve turistleri 5-6 Mayıs’ta düzenlenecek Kakava ve Hıdırellez Şenliklerine davete başladı. Kente gezmeye gelen turistler de ritimlere ayak uydurarak bu anlara eşlik etti. Roman vatandaşların baharın gelişini kutladığı Kakava şenlikleri için geri sayım başladı. Saraçlar Caddesi’nde müzik ve dans etkinlikleriyle yapılan davet, kentte festival havası oluşturdu. Edirne’de baharın habercisi olan Kakava ve Hıdırellez şenlikleri için geri sayım başladı. Her yıl 5-6 Mayıs tarihlerinde kutlanan ve binlerce turist ağırlayan Kakava ve Hıdırellez şenliklerine kısa bir süre kala yöresel kıyafetlerini giyen Roman vatandaşlar, 9/8’lik müzik eşliğinde dans ederek hem Edirnelileri hem de turistleri Kakava ve Hıdırellez şenliklerine davet etti. Müzikler eşliğinde Sarayiçi’nde düzenlenecek şenliğe davet eden Romanlara turistler de eşlik edince renkli görüntüler ortaya çıktı. Kakava ve Hıdırellez şenliklerinin ilk gününde bereketin artması, güzelliklerin paylaşılması için dev ateş yakılıyor ve pilav ikramı yapılıyor. Şenliğin en önemli geleneklerinden olan ‘bahara giriş ritüeli’ 6 Mayıs sabahı 06.00’da Tunca Nehri kıyısında gerçekleşiyor. Edirne şenliğine Edirnelileri davet eden Roman vatandaşlar 9/8’lik müzik eşliğinde Saraçlar Caddesi’nde dans etti. "Çok güzel neşe dolu bir ortamları var" Osmaniye’den Edirne’ye gezmeye gelen turistlerden Cebrail ve Durdane Kirik çifti, "Kakava şenlikleri varmış Mayıs ayında bunu öğrendik hem hazırlık yapıyorlarmış bunu duyunca ayrı bir sevindik hazırlıkları gördük çok güzel bir şenlik neşe dolu bir ortamları var. Herkesi bekleriz Edirne’ye gelmelerini. Çok güzel eğleniyoruz. Herkesin buralarda eğlenmesini isteriz. Gelip görmeleri için çok güzel bir yer. Tarihi yerleri de var. Gelip görmeleri daha iyi olur yani" ifadelerine yer verdi. Edirne’deki Kakava Şenlikleri, yalnızca kent halkı için değil, Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen Roman vatandaşlar için de büyük bir buluşma anlamı taşıyor. Her yıl binlerce kişi, şenliklere katılmak için kente akın ediyor.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 16:18
106 yıllık Karaköy Palas yeniden kapılarını açtı
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, "Bakanlık olarak, kültür varlıklarımızın restorasyonuna gösterdiğimiz hassasiyet sadece onarmakla sınırlı kalmayıp işlevsellik kazandırmak suretiyle daima hayata dahil etme, şehre ve insana hizmet sunma önceliğinde şekillenmektedir" dedi. İstanbul’un kültür sanat hayatına yeni bir soluk kazandıran Karaköy Palas, uzun yıllar farklı işlevlerle kullanılan bir yapıdan çağdaş üretim ve etkileşim alanına dönüştürülerek yeniden kapılarını açtı. Kültür Medeniyet Vakfı (KÜME) tarafından hayata geçirilen dönüşümle birlikte 106 yıllık yapı, sanatçılar ve sanatseverler için yeni bir buluşma noktası olarak konumlandırıldı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımıyla gerçekleştirilen program, KÜME Mütevelli Heyeti Başkanı Selçuk Bayraktar ile Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Eren’in ev sahipliğinde düzenlendi. İstanbul Valisi Davut Gül, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Başkan Vekili, akademisyen ve yazar Prof. Dr. İskender Pala ile Kadın ve Demokrasi Vakfı (KADEM) Mütevelli Heyet Başkanı Sümeyye Erdoğan Bayraktar da programda yer aldı. Açılışta, ArtıKÜME 2025 seçkisi ile vakfın veri temelli kültürel bellek çalışması olan ODAK projesi ve "ODAK 2025" basılı seçkisinin tanıtımı yapıldı. KÜME tarafından organize edilen program farklı disiplinlerden sanat üretimlerini bir araya getiren kapsamlı bir içerikle gerçekleştirildi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, konuşmasında Karaköy Palas’ın yeniden işlevlendirilmesinin önemine dikkat çekerek, "Bakanlık olarak, kültür varlıklarımızın restorasyonuna gösterdiğimiz hassasiyet sadece onarmakla sınırlı kalmayıp işlevsellik kazandırmak suretiyle daima hayata dahil etme, şehre ve insana hizmet sunma önceliğinde şekillenmektedir" dedi. Bir milletin tarihi ve kültürel belleğinin farklı alanlarda kayıt altına alındığını belirten Ersoy, sanatın bu belleğin en önemli taşıyıcılarından biri olduğunu vurguladı. Sanatın; toplumun birikimini, yaşanmışlıklarını ve değerlerini yansıtan güçlü bir alan olduğunu ifade eden Ersoy, gelenekselden çağdaşa uzanan üretimlerin köklerden beslendiğini dile getirdi. ArtıKÜME ve Odak projelerine özel vurgu Kültür Medeniyet Vakfının (KÜME), ArtıKÜME Sanat Destekleri Programı ve ODAK projesine değinen Ersoy, bu çalışmaların kültür-sanat alanında önemli bir sorumluluk bilinciyle hayata geçirildiğini ifade etti. Sanatseverlerin beğenisine sunulan ArtıKÜME 2025 seçkisinin 25 projeden oluşan geniş bir yelpazeyi kapsadığını belirten Ersoy, farklı disiplinlerin aynı zeminde buluşturulduğunu söyledi. ODAK projesinin ise sanat üretimi ve etkinliklerin sistematik biçimde kayıt altına alınması açısından önemli bir işlev üstleneceğini belirten Ersoy, bu yapının hem sanatçılar hem de araştırmacılar için kapsamlı bir rehber niteliği taşıyacağını ifade etti. Kültür sanatta dijital ve geleneksel hamleler Bakanlık olarak kültür-sanat alanında yürütülen çalışmalara da değinen Ersoy, farklı sanat dallarını destekleyen yarışmalar, sergiler ve projelerle sanatçılara alan açıldığını belirtti. Ersoy, aynı zamanda dijitalleşme kapsamında geliştirilen veri tabanları ve envanter projeleriyle kültürel mirasın kayıt altına alındığını ve erişimin kolaylaştırıldığını ifade ederek şu ifadeleri kullandı: "Sanat Eserleri Yönetim Bilgi Sistemi, Müze Ulusal Bilgi Sistemi, Türk İslam Dönemi Mezar Taşları ve Kitabeleri Ulusal Envanter Projesi, Tarihi Eserlerin Güvenliği İçin Kimliklendirilmesi Projesi, Yazma Eserler Veri Tabanı gibi dijital dünyanın ve teknolojik gelişmelerin gerektirdiği adımları da atıyoruz. Hem sahip olduğumuz eser, bilgi ve birikimi güvence ve kayıt altına alıyoruz hem de gerek ilgili vatandaşlarımızın gerekse araştırmacı ve akademisyenlerimizin bilgiye hızla ve en geniş ölçekte ulaşabilmelerini mümkün kılıyoruz." KÜME ve Bayraktar vurgusu Konuşmasında KÜME’nin kurumsal yapısına ve çalışmalarına da değinen Ersoy, vakfın çok katmanlı üretim ve düşünce zemini oluşturduğunu ifade etti. Selçuk Bayraktar’ın gençler için rol model olduğunu vurgulayan Ersoy, Bayraktar ailesinin yürüttüğü projelerin Türkiye’nin geleceği açısından önemine dikkat çekerek "Gençlerimize rol model olarak çizdiği yol, gösterdiği hedefler ve bunu ulaşılmaz bir birey olarak değil gençlerimizin Selçuk abisi olarak yapması çok ama çok değerli.Malumunuz bu ülkenin çocuklarının özgüvenine çok uzun yıllar sürekli şekilde saldırıldı. Yapamazsın, başaramazsın diyerek; uğraşmana değmez, ne gerek var söylemleriyle yolları kesildi. Sayın Cumhurbaşkanımızın millî ve yerli üretim vizyonu, hayata geçirilen milli teknoloji hamlesi çocuklarımızın önüne çekilen bu seti yıkmıştır. Rahmetle ve saygıyla andığımız merhum Özdemir Bayraktar o sete en güçlü, en etkili darbeyi vurmuş; onun açtığı yolda Baykar yükselmiş, dünyanın en iyisini ve ilkleri yaparak Türk savunma sanayine benzersiz bir güç katmıştır."
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
23 Nisan 2026 Perşembe- 18:21
Burhaniye’de 23 Nisan coşkuyla kutlandı
2
21 Nisan 2026 Salı- 10:18
Diyarbakır’da 71 yıllık binanın müze olması için kampanya talebi
3
24 Nisan 2026 Cuma- 09:41
Bursa’da kültüre anlamlı dokunuş: Düğünlere "Keles bebeği" ile katılacaklar
4
23 Nisan 2026 Perşembe- 10:15
Sanayinin başkenti Gebze’de bu kez sanayi değil tarih konuşuldu
5
24 Nisan 2026 Cuma- 16:43
Gazetecilerden köy okuluna kütüphane
28 Ekim 2025 Salı - 11:37
Mersin’de akustik sahne konserleri gençlerin ilgisini çekiyor
Mersin Büyükşehir Belediyesinin Akustik Sahne Konserleri, Kültür Parkta gençlerin yoğun ilgisini çekiyor. Sokak sanatçılarının sahne aldığı etkinliklerde üniversiteli gençler ve vatandaşlar, deniz havası eşliğinde popüler parçalarla keyifli vakit geçiriyor. Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı bünyesinde kentin dört bir yanında gerçekleşen konserlerle vatandaşlar müziğe doyuyor. O konserlerden biri de Akustik Sahne Konserleri. Vatandaşların güzel vakit geçirmek için yoğun olarak tercih ettiği Kültür Parkta, marinanın yanında yapılan akustik konserler en çok gençlerin ilgisini çekiyor. Üniversite öğrencilerinin yoğun olarak talep ettiği ve arkadaşlarıyla dinlemek için geldiği akustik konserde sahne alan sokak sanatçıları, pop müziğin sevilen parçaları seslendirdi. İki farklı grubun sahne aldığı konser, sokak sanatçılarının desteklemesi açısından da son derece önem taşıyor. Sanatını, sahilde, sokakta ve kentin farklı noktalarında sürdüren sanatçılar, bu konserler sayesinde daha geniş bir kitleye hitap etmiş oluyor. "Büyükşehir sayesinde Mersin tam bir üniversiteli şehri oldu" Sahilde yapılan konseri dinlemeye özellikle geldiklerini söyleyen üniversiteli gençlerden Sıla Ulutaş, "Bugün müzik dinlemek için buradayız. Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği bu akustik konser bizim için çok eğlenceli oldu" dedi. Sahilde yapılan bu konserlerin devam etmesini isteyen Ulutaş, "Mersin, Büyükşehir Belediyesi sayesinde tam bir üniversite şehri oldu diyebiliriz" ifadelerini kullandı. "Böyle bir konser olduğu için mutlu olduk" Üniversite öğrencisi bir diğer genç de Sudenaz Alagöz’de konseri beğendiğini söyleyerek, "Arkadaşımla keyifli vakit geçirmek için geldik. Böyle bir etkinlik olduğu için de mutlu olduk, çok keyifli vakit geçiriyoruz" diye belirtti.
28 Ekim 2025 Salı - 11:34
Güzel: "102 yıllık haklı gururu yaşıyoruz"
Erzurum Kalkınma Vakfı (ERVAK) Başkanı Erdal Güzel, Cumhuriyet Bayramı vesilesiyle bir mesaj yayınladı. "Ana vatanımız Anadolu, askerî ve stratejik açıdan dünyanın en riskli coğrafyalarından biridir" diyen ERVAK Başkanı Erdal Güzel, "Bu topraklarda hür ve bağımsız olarak yaşamak, ağır bedeller ödemekle mümkün olabilmektedir. Yüz iki yıl önce her türlü zorluklara karşı onurluca vermiş olduğumuz mücadele neticesinde ilelebet payidar kalacak olan Cumhuriyetimizin temellerini atmış ve üzerimizde yapılan kirli hesapları boşa çıkarmıştık. Anadolu’yu işgale gelenler, geldikleri gibi gitmişlerdi. Millet olarak şimdi, egemenliğin kayıtsız şartsız millete verildiği, kul toplumundan, millet olma bilincine eriştiğimiz, eşit vatandaşlık ilkesiyle onurlandığımız, muasır medeniyet yolunda ilerlediğimiz Cumhuriyetimizin 102. yılını kutlamanın haklı gururu içerisindeyiz. Bu geçen sürede çok işler başardık. "Fikri hür, irfanı hür, vicdani hür" nesiller yetiştirmeyi hedefleyerek her alanda atılımlar yapıp, modern ve güçlü bir ülke olma yolunda emin adımlarla yürüyerek dünyanın en büyük ekonomileri arasına girdik Cumhuriyet’in ilk tohumları Erzurum’da atılmış, Sivas’ta filizlenmiş, Ankara’da ulu çınar olmuştu. Bu ulu çınarın kökleri artık Misakı-ı Millî sınırlarını kaplamış, onun gölgesi altında 85 milyon nüfusumuzla özgürlük esintileri altında yarınlarımıza güvenle bakmaktayız" dedi. "Nice yüzyıllar bu topraklarda yaşayacak" Zengin fakir, köylü kentli her kesimden çocukların Cumhuriyet’in verdiği imkânlarla ülke yönetiminde üst kademelere gelebildiği, kadınlara tüm haklarının teslim edildiği, sosyal devlet anlayışının her kesime ulaştığı, din ve vicdan hürriyetinin sağlandığı Cumhuriyet Türkiye’si, aradan geçen yüz iki yılı emin adımlarla yürümüş ve risklerle dolu bu coğrafyada her türlü zorluğun üstesinden gelmesini bilmiştir" şeklinde konuşan Güzel, " Doğan her yüz çocuktan, altmışının öldüğünü, halkın yarısının hastalıklarla boğuştuğunu, sigara kâğıdından kibrite kadar en basit ihtiyaç maddesinin ithal edildiğini, hekimin ve ilacın bulunmadığını, fukaralığın, giysilerdeki yamaların çokluğu ile kendini yansıttığını, okuma yazma oranının çok düşük oranlarda olduğunu, halkın yüzde sekseninin kırsalda yaşadığını, öz güvenini kaybetmiş ve kimliğinin farkında olmayan bir toplumun o günlerdeki ruh halini, hasta adam tabir edilen imparatorluğun hangi acıları çektiğini tarihî kaynaklardan öğrenmekte ve geldiğimiz durumla, geçmişin mukayesesini yapabilmekteyiz. Tüm bu kazanımlarımızı, savaşlarla elde edilen zaferlerin ekonomik başarılarla taçlandırılması gerçeğini gören, millî kimliğin kazanılmasını sağlayan ve kurulan devletin yönetim biçimini Cumhuriyet olarak belirleyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve onun yol arkadaşlarına borçlu olduğumuzun idraki içerisindeyiz. Ellerin öz vatanda nara attığı o karanlık günlerden bizi bu aydınlık günlere taşıyan kutlu iradenin emanetini, nesilden nesile taşımamız gerektiğinin sorumluluğu ve bilincindeyiz. Nice yüzyıllar bu topraklarda yaşayacak olan Türkiye Cumhuriyeti, Türk Dünyasının ağabeysi, İslam Coğrafyasının yüz akı, mazlum milletlerin umudu olmuştur. Cumhuriyetimizin 102.yılında, hemşerimiz, milletvekilimiz, ebedi Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının aziz hatıraları önünde saygı ile eğiliyoruz. Ruhları şad olsun"
28 Ekim 2025 Salı - 11:27
Gaziantep’e gelen turistler katmer yemeden dönmüyor
Gaziantep’e gelen yerli ve yabancı turistler, kent mutfağında önemli yeri bulunan ve Antep fıstığı ile kaymağın buluştuğu lezzet olan katmeri yemeden gitmiyor. Katmerciler ise turist yoğunluğundan memnun oluyor. Gastronomi şehri Gaziantep’in tescilli lezzetleri arasında yer alan katmer, kentte baklavadan sonra en fazla tüketilen yiyecek olarak tercih ediliyor. Gaziantep’te özellikle kahvaltı sofralarının vazgeçilmezi katmer, turistlerin de tattığı lezzetler arasında ilk sıralarda bulunuyor. Seneler boyunca çeşitli geleneklerin ve kültürlerin harmanlanmasıyla oluşan Gaziantep mutfağının en önemli lezzetlerinden olan katmer, maharetli ellerde tam bir lezzete dönüşüyor. Kültür ve turizm şehri Gaziantep’te turistlerin de tattığı lezzetler arasında ilk sıralarda bulunan katmerin, turistlerin de ilgi göstermesiyle tüketimi artmaya başladı. Gezi için Gaziantep’e gelen yerli ve yabancı turistler, kentin en ünlü yiyeceklerinden katmeri yemeden gitmiyor. Gaziantep mutfağında önemli yeri olan ve kentte yoğun olarak tüketilen katmer, ağızları tatlandırdığı için turistler katmere hayran kalıyor. Antep fıstığı ve kaymağın buluştuğu katmere Gaziantep halkının yanı sıra yerli ve yabancı turistlerin de ilgi gösterdiğini belirten katmer ustası Gültekin Şerif Babacan, Gaziantep’i ziyaret edenlerin tattığı lezzetler arasında yer alan katmerin lezzetinin Antep fıstığı ve kaymağın bir araya gelmesiyle ortaya çıktığını söyledi. Kentte genellikle kahvaltıda tüketilen Antep katmerinin hamurunda buğday ununun kullanıldığını ve Antep katmerine tadını pişirme sırasında eriyerek yufkaya yayılan şekerin verdiğini belirten Babacan, "Gastronomi şehri Gaziantep katmeri en çok tercih edilen lezzetimizdir. Gaziantep’e gelen turistler de katmeri çok tercih ediyor. O yüzden katmer Gaziantep’in geleneksel bir yiyeceği haline geldi. Daha önceleri gelin ve damadın da ilk sabah kahvaltısında yer alan katmer şu an şehrimize gelen turistlerin de çok ilgisini çekiyor. Gaziantep nasıl bir baklavada ön sırada ise şu anda katmerde de ön sıradayız ve bir Gaziantepli olarak bununla gurur duyuyoruz. Şehrimize gelen turistlere de hizmet vermekten onur duyuyoruz. Katmer baklava gibi çok büyük ilgi gördüğü için herkes bu lezzeti tatmak istiyor. Bu güzel lezzeti tadan müşterilerin çoğu memnun kalıyor. Katmer baklava gibi ince hamur, süt kaymağıyla ve fıstıkla yapılır" dedi. Gaziantep’e gelen turistlerin katmer yemeden dönmediklerini belirten Babacan, katmerin yapılışıyla ilgili de bilgi vererek, "Katmer için ince bir hamur açılıyor. Hamur açıldıktan sonra içerisine ’boz fıstık’ dediğimiz fıstık ilave edilir. Fıstıktan sonra şeker ve şekerin üzerine de süt kaymağımız, kaymağın da üzerine sadeyağ ekleriz. Sonra taş fırında piştikten sonra da sunum yapılır" ifadelerini kullandı. Katmerin fiyatının 600 TL olduğunu belirten Babacan, usta ellerde lezzete dönüşen katmere artan bu ilgiden de memnun olduklarını sözlerine ekledi. Arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’dan Gaziantep’e gezmeye gelen Ebrar Sarıhan, "Bu benim Gaziantep’e üçüncü gelişim. Her geldiğimde katmer yiyorum. Özellikle İstanbul’dan arkadaşlarımı da davet ettim. Gaziantep’in bütün yemekleri çok lezzetli ama özellikle katmer için kesinlikle Gaziantep’e gelindiğinde katmer yemeden gitmemek lazım. Herkese tavsiye ediyoruz. Ben de her geldiğimde kesinlikle katmer yiyorum. Katmer İstanbul’da çok bulabildiğimiz bir lezzet değil. İstanbul’da katmer bulamıyoruz ve Gaziantep katmeri hem çıtır hem fıstıkla birleştiği için çok lezzetli. O yüzden herkese tavsiye ederim" şeklinde konuştu. Gaziantep katmerini çok beğendiğini belirten Hazal Merve ise, "Bodrum’dan geliyoruz ve katmerin meşhur olduğunu duymuştuk. Buraya da denemek için geldik. Gerçekten övüldüğü kadar da varmış. Hepimiz çok memnun kaldık. Çok lezzetli, daha önce yediğimiz hiçbir katmere benzemiyor. Her şey yerinde güzel olduğu gibi katmerin de en lezzetli olduğu yer burasıymış. Denedik ve gördük" diye konuştu.
28 Ekim 2025 Salı - 11:11
Mersin’de miniklerden Cumhuriyet Bayramı coşkusu
Mersin Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı bünyesinde hizmet veren Begonvil, 100. Yıl, Halkkent, Kurdali, Adile Teyze ve Münir Özkul Çocuk Gelişim Merkezleri ile Yenice Yaşar Bayboğan ve Gülnar Çocuk Atölyelerinde, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı coşkuyla kutlandı. Büyükşehir Belediyesinin, çocukların erken yaşta cumhuriyet bilincini kazanması için düzenlediği etkinliklerle, geleceğin aydınlık nesilleri yetiştirilmeye devam ediliyor. Cumhuriyetin ilan edilişinin 102. yılı dolayısıyla düzenlenen etkinliklerde minikler, yaş gruplarına uygun hazırladıkları gösterilerle bayramın anlam ve önemini yansıttı. Kırmızı beyaz kostümler, marşlar ve danslarla süslenen kutlamalarda, hem çocuklar hem de veliler büyük mutluluk yaşadı. Hafta boyunca devam eden etkinlikler kapsamında özenle hazırlanan programlar, çocukların coşkusuna ve heyecanına sahne oldu. "Çocuklarımız, cumhuriyetin anlam ve önemine uygun gösteriler gerçekleştirdiler" Mersin Büyükşehir Belediyesi Çocuk Gelişim Merkezleri Koordinatörü Özlem Tanışık, çocuk gelişim merkezleri ve çocuk atölyeleri ile 8 birimde eş zamanlı olarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları yaptıklarını belirterek, "29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızın 102. yılını kutluyoruz. Bu coşkuyu, hafta boyunca çocuklarımızla birlikte yaşadık. Cumhuriyet ışığında, cumhuriyetin anlam ve önemine uygun gösteriler gerçekleştirdiler. Bu gösteriler sırasında çocuklarımız ve ebeveynlerimiz oldukça mutlulardı. Cumhuriyet Bayramımızı miniklerimizle ve ebeveynlerimizle birlikte kutladığımız için biz de çok mutluyuz" dedi. Veliler, çocuklarının gösterileriyle 29 Ekim ruhunu yaşadı Velilerden Şilan Doğan, "Çocuklarımız eğlence düzenlediler. İlk etkinlikleri olunca çok duygulandık ve eğlendik. Çocuklarımızla çok gurur duyduk. Bize 29 Ekim ruhunu yansıttılar. Cumhuriyet, çocukların geleceği" dedi. Çocuğu Kurdali Çocuk Gelişim Merkezine giden ve çok memnun olduğunu belirten Doğan, "Etrafımdaki herkese öneriyorum. Özellerden hiçbir farkı yok. Öğretmenler çok ilgili. Çocuklarımız çok güzel şeyler öğreniyor" diye konuştu.
28 Ekim 2025 Salı - 10:50
Ünlü Şef Fikret Özdemir’den huzurevi sakinlerine lezzet dolu ziyafet
Ünlü şef Fikret Özdemir, Mersin’deki yaşlı bakım merkezi sakinlerine unutulmaz bir lezzet ziyafeti sundu. ’Uluslararası MasterChef’ ünvanlı Özdemir, merkezin bahçesinde kurulan ocakta kendi elleriyle kebap pişirip taze salatalar hazırladı, yaş almış vatandaşlara hem lezzet hem de mutluluk dolu anlar yaşattı. Samimi atmosferde gerçekleşen etkinlikte huzurevi sakinleri, Özdemir’in ikram ettiği özel tatlarla keyifli bir gün geçirdi. Mersin’in önemli sosyal yaşam merkezlerinden Özel Kemal Şahin Yaşlı Bakım Merkezi, keyifli ve lezzet dolu bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Uluslararası MasterChef ünvanlı ünlü şef Fikret Özdemir, merkezde gerçekleştirdiği ziyarette yaş almış vatandaşlarla bir araya geldi, kendi elleriyle hazırladığı kebap ve taze salataları ikram etti. Ziyareti sırasında sakinlerle sohbet eden Özdemir, onların yaşam hikayelerini dinleyip keyifli dakikalar geçirdi. Samimi atmosferde gerçekleşen buluşmada Özdemir, mutfaktaki ustalığını da konuşturdu. Merkezin meyve ağaçlarıyla çevrili bahçesindeki ocakta kebap pişiren ünlü şef, hazırladığı lezzetleri yaş almışlara kendi elleriyle ikram etti. Pişen kebapların mis gibi kokusu bahçeyi sararken, huzurevi sakinleri keyifli ve unutulmaz anlar yaşadı. "Bu güzel sofra, bir arada olmanın kıymetini bir kez daha hatırlattı" Mersin’de inşaat, turizm ve otelcilik başta olmak üzere birçok alanda faaliyet gösteren ve Özel Kemal Şahin Yaşlı Bakım Merkezi’nin kurucusu Nihat Şahin, etkinliğin sıcak ve samimi bir ortamda geçtiğini vurguladı. Şahin, "Bu güzel ortamı hazırlayarak bizlerle paylaşmanın ve bir arada olmanın kıymetini bir kez daha hatırlattı. Soframıza sadece lezzet değil, gönül de katan Şef Fikret Özdemir Beye ve tüm katılımcılara teşekkür ediyoruz" sözleriyle duygularını dile getirdi. "Her şeyi organik olarak pişirdik" Özel Kemal Şahin Yaşlı Bakım Merkezi’nde keyifli bir gastronomi etkinliği gerçekleştirdiklerini belirten Fikret Özdemir ise "Burayı ziyaret ettiğimde, Nihat Şahin beni merkezde gezdirirken yaş almış vatandaşlarımızı gördüm ve onlara böyle güzel bir yemeği ustasından tatma fırsatı sunmak istedim. Nihat Bey’in önerisiyle burada bir etkinlik düzenledik; her şeyi organik olarak pişirdik, taze taze salatalar hazırladık, kebap yaptık ve onları mutlu etmeye çalıştık" şeklinde konuştu. Etkinliğin sonunda merkez yönetimi, Fikret Özdemir’e bu özel ziyaret ve yaşlılara gösterdiği içten ilgiden dolayı teşekkür etti. Gün, hem lezzetin hem de sevginin paylaşıldığı unutulmaz anlarla son buldu.
28 Ekim 2025 Salı - 10:49
"Kahraman Türk Kadınları ve Folklorik Bebekler Sergisi" Gölcük’te açıldı
"Kahraman Türk Kadınları ve Folklorik Bebekler Sergisi" Gölcük Belediyesi Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluştu. Gölcük Belediyesi ve Gölcük Kent Konseyi iş birliğinde düzenlenen, Kültür ve Turizm Bakanlığı Geleneksel El Sanatları Folklorik Bez Bebek Sanatçısı Naz Camkıran’ın sanatçı ve küratörlüğünü üstlendiği sergi ilgi çekti. Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer, açılışta yaptığı konuşmada, Anadolu’nun sembol ve kahraman kadınlarının sanatla buluşturularak gelecek kuşaklara tanıtılmasının önemine değindi. Sezer, sergide emeği geçenlere teşekkür etti. Konuşmaların ve kurdele kesiminin ardından sergiyi gezen katılımcılar Sanatçı Naz Camkıran’dan eserler hakkında bilgi aldı. Törene; Kocaeli Valisi İlhami Aktaş’ın eşi Songül Aktaş, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Berna Abiş, Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer ve eşi Türkan Sezer, Kent Konseyi Başkanı Fatih Bayram, serginin sanatçı ekibinden Sevil Adıyaman, Selma Cebeci, Arzu Sarıer Koç, Fatma Gümüş, Özlem Erdemir ve Reyhan Tezsay, Gölcük Kent Konseyi Kadın Meclisi üyeleri, siyasi parti temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.
28 Ekim 2025 Salı - 10:24
Kurtuluşun Kadınları tiyatrosu Germencik’te seyirciyle buluştu
Cumhuriyet’in 102. yılı etkinlikleri kapsamında Germencik’te sahnelenen "Kurtuluşun Kadınları" tiyatro oyunu, kahraman Türk kadınlarının destansı mücadelesini gözler önüne serdi. Germencik Belediyesi tarafından Cumhuriyetin 102. yılı kapsamında sahnelenen Kurtuluşun Kadınları isimli tiyatro oyunu duygu dolu anlar yaşattı. Germencik Belediyesi Tiyatro ve Gösteri Salonu’nda gerçekleşen etkinlikte, Çete Ayşe, Kara Fatma, Gördesli Makbule, Şerife Bacı, Nezahat Onbaşı, Halide Edip Adıvar, Halime Çavuş ve Tayyar Rahmiye gibi kahraman kadınların destansı mücadelesi sahneye taşındı. Tiyatro sanatçısı Ecem Yüksel’in performansıyla hayat bulan oyun, salonu dolduran izleyicilere duygu dolu anlar yaşattı. Cumhuriyet’in kazanılmasında büyük payı olan kadın kahramanların fedakarlıklarının anlatıldığı oyun uzun süre ayakta alkışlandı. Germencik Belediye Başkanı Burak Zencirci yaptığı açıklamada, "Cumhuriyet’imizin kuruluşunun 102. yılını karşılarken, Belediyemiz Sahne Germencik Tiyatro ve Gösteri Salonu’nda Kurtuluşun Kadınları adlı tiyatro oyununu seyirciyle buluşturduk. Nice Kuvay-i Milliye Kadını’nın canlandırıldığı bu muhteşem oyunu sahneleyen tiyatro sanatçısı Ecem Yüksel’e ve emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Cumhuriyet’in ışığıyla aydınlanan, kadınların gücüyle büyüyen bir Germencik için çalışmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
28 Ekim 2025 Salı - 10:17
Tarihi köprü 2 bin yıldır hizmet veriyor
Tokat’ın Sulusaray ilçesinde Roma döneminden kalan ve yaklaşık 2 bin yıllık olduğu düşünülen tarihi köprü ayakta kalmayı başarırken halen hizmet vermeye devam ediyor. İlçe merkezinde Çekerek Irmağı üzerinde yer alan ve Roma dönemine ait olduğu değerlendirilen yaklaşık 2 bin yıllık tarihi Sulusaray köprüsü, aradan geçen yüzyıllara rağmen zamana meydan okuyor. Antik dönem mimarisinin izlerini taşıyan köprü, günümüzde araç ve yaya trafiğine açık şekilde kullanılmaya devam ediyor. Kesin yapım tarihi bilinmeyen, ancak ilçedeki diğer arkeolojik kalıntılarla benzerlik gösterdiği için Roma dönemine ait olduğu düşünülen köprü, altı kemerli yapısıyla da dikkat çekiyor. Ortadaki iki kemer gözünün diğerlerinden daha geniş ve yüksek inşa edilmesi, dönemin mühendislik anlayışına dair önemli ipuçları sunarken her iki kıyıdan itibaren büyük kemere doğru hafif eğimli şekilde yükselen mimarisiyle köprü; hem estetik hem de dayanıklılığıyla öne çıkıyor. Köprü 2 bin yıl içerisinde bir çok onarım ve restorasyon gördü. İlçe merkezini Sulusaray’a bağlı 7 köy ile Yozgat sınırındaki yerleşim yerlerine bağlayan köprü, bölge halkının ulaşımında da aktif rol oynuyor. Tarihi değeri kadar işlevselliğini de koruyan Sulusaray Köprüsü, geçmişle bugünü birbirine bağlayan sembolik bir yapı olarak ayakta duruyor. Köprünün tarihe tanıklık ettiğini söyleyen Burhanettin Erden, "Sulusaray ilçemizin Roma dönemi köprüsü. Bu köprü tarihe tanıklık yapıyor. 2 bin yıllık geçmişe dayanan bu köprü Sulusaray ilçemize bağlı. 7 köye geçiş yapılıyor. Aynı zamanda bu köprüden Yozgat’a da gidiliyor. Hala ayakta, yüklü araçlarda geçiyor. 2 bin yıllık köprü aktif olarak kullanılmaktadır" dedi.
28 Ekim 2025 Salı - 10:10
Bu evin temel taşları, İmparator Caracalla’nın 1800 yıllık mektubu çıktı
Burdur’un Yeşilova ilçesinde 1950’li yıllarda yapılan evin dış duvarlarında kullanılan taşlar, 186-217 yılları arasında yaşamış Roma İmparatorlarından Caracalla’nın mektubu olduğu ortaya çıktı. Günümüzde harabeye dönen ev, Roma İmparatoru Caracalla’nın mektubun yazdığı taşlarla zamana meydan okuyor. Burdur’un Yeşilova ilçesine bağlı Yarışlı Köyü’nde bulunan Takina Antik Kenti’ne yakın bölgeden 1950’li yıllarda köylüler tarafından ev yapılmak üzere taşlar alındı. Bu taşları dönemin şartlarında at arabaları ile köye getiren vatandaşlar taşları kullanarak ev yaptı. 1970 yılında ise bölgede çalışma yapan arkeologlar tarafından bahse konu taşların 186 -217 yılları arasında yaşamış Roma İmparatorlarından Caracalla’nın mektubu olduğu belirlendi. Evin temelinde kullanılan 10 taş Burdur Müze Müdürlüğü tarafından belgelenerek takibe alındı. Müdürlük tarafından muhtarlığa ve ev sahiplerine yazılan yazıyla eve yıkım kararının çıkmasının ardından taşların alınacağı ve müdürlük tarafından korunacağı bildirildi. Şimdilerde ise evde kimse yaşamazken, Roma İmparatoru Caracalla’nın mektubunun yazdığı taşlarla birlikte zaman meydan okuyor. "Ben böyle taşları başka yerde görmedim" Kayınpederi tarafından evin yapıldığını ve yapılış hikayesini anlatan Ferhat Ağıl (65), "Biz hanımla 1988 yılında evlendik. Kayınpederin üzerineydi bu ev. Kayınpeder eşime verdi, eşim de vefat edince kızıma kaldı. Bu taşları kayınlar getirmişler. Biz getirdikleri yere Asar Tepesi deriz. Kayınlar oradan getirip bu evi yapmışlar. 22 yıl önce müzeden yazı geldi. O yazı da muhtarlıkta duruyor. Biz ev yıkılırsa bu taşları kaybetme bu taşlar sana zimmetli diye yazı geldi. Zamanında ta İstanbul’da arkeologlar geldi. Burada çalışma yaptılar. Bana o zaman bu taşların Roma dönemine ait olduğunu söylediler. 1971 yılında yaşanan deprem de bu evde oturuyorlarmış. Zamanında at arabaları ile getirmişler bu taşları. O zamanlar 5-6 kişide anca traktör var. Parça parça kırılmış. Taşların yazılı olan kısımları yoldan tarafa doğru koymuşlar. Sonrasında da yazılardan durumu fark ediyorlar. Ben böyle taşları başka yerde görmedim" dedi.
28 Ekim 2025 Salı - 10:07
Rıfat Ilgaz Öykü Ödülü’nde kazananlar belli oldu
2025 yılını Rıfat Ilgaz’a Nilüfer Belediyesi’nin bu çerçevede düzenlediği "Rıfat Ilgaz Öykü Ödülü"nde kazananlar belli oldu. Nilüfer Belediyesi’nin 2025 Yılın Yazarı Rıfat Ilgaz etkinlikleri kapsamında düzenlediği "Rıfat Ilgaz Öykü Ödülü"nde kazananlar açıklandı. Her yarışmacının iki öyküyle katıldığı yarışmaya bu yıl büyük ilgi oldu. 131 yarışmacının toplam 262 öyküyle yer aldığı yarışmada, ödüle değer görülen eserler, yapılan değerlendirmeler sonucu belirlendi. Bu yıl öykü yarışmasında büyük ödül 10 bin TL, mansiyon ödülleri ise 5 bin TL olarak açıklandı. Burcu Aktaş, Turgay Fişekçi, Nalan Karagöz, Nahit Kayabaşı, Figen Şakacı’dan oluşan yarışmanın seçici kurulu, değerlendirme sonucunda; "Canlı bir öykü atmosferi oluşturması, diyaloglarının doğallığı ve ele aldığı temayı öykü formunda başarıyla işlemesi" gerekçesiyle Adalet Temürtürkan’ın "Bilmediğim Dağların Ardındaki Bahçe" başlıklı öyküsü "Rıfat Ilgaz Öykü Ödülü" yarışmasında büyük ödüle değer bulundu. Ayrıca; Derya Atsan, Tuğba Yalçın, Yakup Cemel, Anıl Çetinel Örselli, Özlem Oral Gürdal mansiyon ödülüne, İnci Gürbüzatik, Gülnar Kandeyer, Ali Çağlar Kale, Nihal Aksoy, Mürşide Göven, Zeliha Tamer Uçar, Berk Kaya, Emin Mete Öztürk, Handan Saatçıoğlu Gürses, Gencay Çubuk, R.Nur Aktaş Engin, Hakan Akar, Ebru Nisa Gürbüz, Güner Arslan’ın öyküleri de hazırlanacak kitapta yayınlanmaya değer bulundu. Ödüller Aralık ayında yapılacak Yılın Yazarı Rıfat Ilgaz Sempozyumu kapsamında sahiplerine verilecek.
28 Ekim 2025 Salı - 09:55
Altın Portakal’da beyazperdeye, hayatta kalma hikâyeleri yansıdı
Altın Portakal Ulusal Uzun Metraj Yarışma filmlerinden "Bağlar, Kökler ve Tutkular" ile "Doğudan Fragmanlar" seyirci karşısına çıktı. Biri; göçmen kimlikleriyle var olmaya, diğeri ise savaş ve doğa şartlarına karşı hayatta kalmaya çalışan insanların hikâyelerini anlatan iki filmin ekipleri, gösterimler sonrası seyircilerin sorularını cevapladı. 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’ndeki Ulusal Yarışma filmlerinden "Bağlar, Kökler ve Tutkular", Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Aspendos Salonu’nda seyirci karşısına çıktı. Gösterim sonrası; yönetmen Sunay Terzioğlu, görüntü yönetmeni Serdar Özdemir, yapımcı Yaşar Harzadın ve ortak yapımcı Kemal Genel ile oyuncular Ushan Çakır, Ezgi Yaren Karademir, Barancan Eraslan ve Özgün Çoban seyircilerin sorularını cevapladı. Bindikleri mülteci botundaki kazadan kurtulan üç kişinin Türkiye’deki hikâyelerini beyazperdeye taşıyan filmin yönetmeni Terzioğlu, kendi göçmenlik geçmişinden de istifade ettiğini söyledi: "1992’de Bulgaristan’dan ailemle göç ettim buraya; 9 yaşındaydım. Beş yıl kaçak yaşadık. O yüzden bildiğim konular, bildiğim mekanlar. Karakterlerime yakın olduğuma ve filmi çekerken de karakterlerime doğru rehberlik ettiğime inanıyorum" Filmde ‘gerçekçiliğe’ özellikle dikkat ettiklerini ve bunu sağlamak için titizlikle çalıştıklarını belirten yönetmen, "Gerçek mekanlarda çektik, gerçek kostümler bulmaya çalıştık, hatta bit pazarlarını dolaştık, gerçek aksesuarlar aradık" diye konuştu. Bu ‘gerçekçi bakış’ı, filmin özelliklerinde de sürdürmeyi amaçladıklarını dile getiren Terzioğlu, şunları söyledi: "Film montaj anlamında da farklı bir film; bakan bir göz gibi. Çünkü bu film 30 mm tek lensle çekildi. Çünkü belli bir mesafeden bakmak istedik. Ne yargılamak ne de uzak kalmak istedik. Hiç siyaha düşmüyoruz; başta açılıyor ve jenerikten sonra kapanıyor; gözün açılıp kapanması gibi" "Sanat tarihine layık bir şeyler çekmek istiyorum" Terzioğlu, çekimlerde ise gerilla taktiği ile çalışırken çok zorlandıklarından bahsetti: "Basmane’de çekim yaptık. Bir yandan oyuncularımızla çalışırken bir yandan kalabalığı kontrol etmeye çalışıyorduk. Çünkü gerçek mekanlarda, göçmenlerin yaşadığı evlerde çekim yaptık. Onlar odada gündelik hayatlarını yaşarken biz de yan tarafta çekimlere devam ediyorduk. Çekimlere İzmir’de başladık ama Erzincan’da bitirdik. İzmir’de aradığımız doğayı bulamadım. Şuna inanıyorum; sinema kaydedilen anlardır. Okuldan beri öğrendiğim ve yapmak istediğim şey, sanat tarihine layık bir şeyler çekebilmek" Filmdeki sorunların çözümüne dair fikri sorulan yönetmen, "Hiçbir zaman karamsar bakmadım. Öyle olsaydı şu an bu filmi çekmiş ve karşınızda olamazdım. Yönetmen olarak amacım bu konuyu düşündürtebilmek. Karakterleri bir noktada bırakıyoruz ve sonrasını bilmiyoruz" dedi. Oyuncu Ezgi Yaren Karademir ise kendi canlandırdığı Hazel karakteri üzerinden aynı soruyu şöyle cevaplandırdı: "Ben Hazel’in çok güçlü bir karakter olduğunu düşünüyorum çünkü başka bir seçeneği yok; güçlü durmak zorunda. Ablayken bir anda anne rolü yükleniyor. Bir yandan kendi özgürlüğünü ararken bir yandan hep engellerle karşılaşıyor. Bu bir son değil sadece onunla ilgilenmeyi bırakıyoruz ve seyirci, karakterin yolunu biraz kendi kafasında çiziyor" Sinema, hakikati arıyor: Doğudan Fragmanlar Günün diğer Ulusal Yarışma filmi "Doğudan Fragmanlar"ın gösterim sonrası söyleşisine ise yönetmen Kubilay Erkan Yazıcı, görüntü yönetmeni Vedat Oyan, kurgucu Umut Sakallıoğlu, yapımcı Mahpare Tanın ve oyuncular Güldestan Yüce, Turgay Atalay, Elvin Köse katıldı. Savaştan kaçan bir kadınla firarî bir Rus generalin birbiriyle kesişen hayatta kalma mücadelelerine tanıklık eden film, yönetmenin kendine özgü üslubuyla dikkat çekti ve yönetmene ilk olarak bu soruldu. Yazıcı, sinema üzerine düşüncelerini ve sinema dilini şöyle açıkladı: "Benim için film sanatı, sanat; özünde bir hikaye anlatma biçimi değil aynı zamanda bir zaman inşâ etme işi. Ben sinemadan zaman-mekân birlikteliği dediğimiz şeyi anlıyorum. Zamanı kronolojik bir akış olarak görmüyorum. Zaman; insanı, düşünmeye, hayal etmeye, hakikatle kendisi arasında bir bağ kurmaya iten bir metafizik varlık esasında. Zamanı yakalayabileceğimiz, ona dokunabileceğimiz tek sanat da sinema ve bu filmde esasen bunu yapmaya çalıştım. Zaman; hakikatin temsil bulduğu bir alan ve mekân da oyuncuların içinde gidip geldikleri bir çerçeve değil zamanı inşâ eden, ona gerçeklik kazandıran, onu varlık haline taşıyan bir yer" Yönetmenin sinema perspektifi doğrultusunda hazırlıkların da uzun sürdüğünü belirten yapımcı Mehpare Tanın, "Önce farklı mevsimlerde dört defa mekânları gezdik. Mekânların o mevsimlerde nasıl göründüğünü görmek istedi. Karın çok yoğun olabileceği, kardan çıkamama ihtimalimizi de öngörerek alternatif mekânlar belirledik" derken görüntü yönetmeni Vedat Oyan da birkaç ay süren bir ‘resim çalışması’ yaptıklarından bahsetti: "Referans aldığımız ressamlar vardı. Birçok ressamla başladık, eleyerek gittik ve günün sonunda Bruegel’i ayırdık. Bruegel’in tablolarında da karakter ve mekânın, zamanın içinde eridiğini, hiçliğin içerisinde gittiğini görürüz. Keza bizim karakterlerimiz de sürekli aynı mekânlarda dolanıp duruyor; sıfır çizgisine ulaşma ve bunun içinde erime hali var" Filmin aslında neredeyse her unsuru, özel olarak en baştan tasarlanmış. Kurgucu Umut Sakallıoğlu bunlardan şöyle anlattı: "Şunun altını çizmek lazım: Arka planda bir savaş meselesi, insanî meseleler var. Film dilinde bunun için o yabancılaşmayı, gerginliği ve tedirginliği hep canlı tutmaya çalıştık. Filmdeki müzik kullanımları da alıştığımız kullanımlardan farklı. Görsel, grafik ve yazı kullanımları da farklı. İç mekânlara girilmemesi de bunların hepsi gibi aynı amaca hizmet ediyor. Bizim sinemamızda çok panoramik resimler vardır ama bazen fon gibi kullanılır. Bu filmde manzaranın da farklı bir kullanımı var; manzara size bir haz veren bir şeyin ötesinde" Filmde sadece dış mekânlarının olmasının sebebine dair sorulan soruya ise yönetmen şu cevabı verdi: "Benim zihnimde gerçeklik alanı ve onun ötesinde hakikate dair bir tefekkür çizgisi var. Hayatta, algıladığımız gerçekliğin ötesinde hakikat dediğimiz bir şey var. Karakterler mekânların içine girdiğinde benim gerçeklik alanım sınırlanıyor. Var ya da yok, oluyor ya da olmuyor gibi bir duygunun içerisinde, izleyiciyi öncel tedirgin edip sonra görmeye zorlamak istedim. Bu, hakikate dair görme beklentim esasında. Kameramı dışarıda tutarak izleyiciye, o gerçeklikle ilgili sınır koyup ‘bunun ötesi hakikattir, buraya bakmamız gerek’ demek istedim" "Karakterimi çalışırken değil kara çıktığımda buldum" Oyuncuların, karakterlerine hazırlanırken yaşadıkları da seyircilerin merak ettiği konulardandı. Güldestan Yüce, "Safiye bugüne kadar oynadığım karakterlerden çok başka bir yerde. Bütün renkleri göğsünde taşıyıp mücadele eden ve inatla yürümeye devam eden bir kadın" şeklinde tarif ettiği karakterine dair en çok zorlandığı şeyin, istemeden de olsa birini öldürmek zorunda kalma fikri olduğunu söyledi. Elvin Köse ise karakterini tam olarak çalışmalar sırasında değil ‘kara çıktığı zaman’ bulduğunu dile getirdi: "Kara çıktığımızda yani doğanın, dağların ve soğuğun karakterime çok şey kattığını düşünüyorum. Mesela Zeynep’in kendini yıkadığı o sahnede; evet, oynuyorum ama bir yandan da aslında oynamıyorum" Anlattıklarına bakılırsa rol için kendini en çok zorlayan ve en çok zorlanan, general rolündeki Turgay Atalay’dı: "Bu general birçok savaşta vurulmuş, birçok insanı öldürmüş, kirli biri. Pek çok film, belgesel izledim, araştırdım, sonunda yönetmenimize ‘benden ne istiyorsunuz?’ diye sordum. Ondan sonra kendimi yönetmene ve doğaya teslim ettim. Artık diyaloglara bir aidiyetle oynamıyordum; ben bir generaldim! Sadece çok yoruldum. Yönetmenimiz, istediğini almak için çok uğraşıyordu" Güldestan Yüce ise en çok Safiye’den fakat asıl olaraksa kendini doğaya teslim etmekten destek gördüğünü dile getirdi: "Bir hikâyenin içindeyiz ve hikâyenin içindeki kahramanlar başka hikâyeler anlatıyor! Bu filme dair en sevdiğim şey bu. Ama şöyle enteresan bir şey oldu: Filme çalışırken Safiye benimle iletişime geçti, ‘akşamları bana yaz’ dedi. Bir defter tuttum. Hatta bir gün ben çok korkuyordum. Çünkü Mahpare Tanın; şartlar zor olacak, karın içinde olacağız, yükseklere çıkacağız, demişti. Safiye o zaman bana ‘Biz Allah’ın kızıyız Güldestan, bize hiçbir şey olmaz’ demişti. Ama, diğer arkadaşlarımın da söylediği gibi, doğa o kadar güçlü ki... Ben, doğanın bu kadar güçlü olduğunu ve insanın, doğa karşısında bu kadar çaresiz kaldığını bizzat orada deneyimledim. En basitinden; karda ses kayboluyor! Görüş mesafesini kapatmak gibi asla ses duyulmuyor"
28 Ekim 2025 Salı - 09:46
Vali Coşkun: "Cumhuriyet, Türk milletine bırakılmış en büyük emanettir"
Cumhuriyetin kuruluşunun 102. Yıldönümü kapsamında mesaj yayımlayan Denizli Valisi Ömer Faruk Coşkun, "Bugün bizlere düşen görev, bu emaneti birlik ve beraberliğimizle daha da güçlendirmek; barış, huzur ve kardeşlik içinde azimle korumak ve ülkemizi gelecek nesillere daha güçlü bir şekilde teslim etmektir" dedi. Denizli Valisi Ömer Faruk Coşkun, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kapsamında bir mesaj yayımladı. 29 Ekim’in bir iftihar ve gurur günü olduğunu vurgulayan Vali Coşkun, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde aziz milletin zaferle taçlandırdığı milli mücadelenin ardından Cumhuriyetin kurulduğunu belirtti. Cumhuriyetin demokrasi ve milli egemenliğimin en somut kazanımı olduğunu belirten Vali Coşkun, ""Türk milletinin karakterine en uygun yönetim biçimi" olan Cumhuriyet; inançla, fedakârlıkla ve kahramanlıkla yazılmış bir mücadelenin tezahürüdür. Milletimizin bağımsız yaşama iradesinin eseri olan Cumhuriyet; demokrasi ve milli egemenliğimizin en somut kazanımıdır. Cumhuriyet, Türk milletine bırakılmış en büyük emanettir. Bugün bizlere düşen görev, bu emaneti birlik ve beraberliğimizle daha da güçlendirmek; barış, huzur ve kardeşlik içinde azimle korumak ve ülkemizi gelecek nesillere daha güçlü bir şekilde teslim etmektir. Köklerinden aldığı inanç, birlik ve kararlılıkla her geçen gün daha da güçlenen Cumhuriyetimiz; birçok alandaki hamleleri ile dünyanın yükselen ülkeleri arasında yerini almış, muasırlaşma yolunda önemli mesafeler kat etmiştir. Unutmayın ki Türkiye Cumhuriyeti, sizlerin inancı ve kararlılığıyla ilelebet payidar kalacaktır. Türkiye Yüzyılı’nda geleceğe umutla bakan, müreffeh ve güçlü Türkiye ideali; siz gençlerin omuzlarında yükselecektir. Bu duygu ve düşüncelerle, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere aziz şehitlerimizi kahraman gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum. Bu büyük bayramın coşkusu ve heyecanı içinde başta Denizlili hemşehrilerim olmak üzere tüm vatandaşlarımıza sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun" ifadelerini kullandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder