KÜLTÜR SANAT
Bayburt’ta on beşi coşkusu: Asırlık gelenek ile çocuklar sokakları şenlendirdi 04 Mart 2026 Çarşamba - 22:23:54 Bayburt’ta ramazan ayının 14’üncü gününü 15’ine bağlayan gecede yaşatılan asırlık on beşi geleneği bu yıl da çocukların coşkusuyla sürdürüldü. İftarın ardından poşetlerini alarak sokaklara çıkan çocuklar, kapı kapı dolaşıp "on beşi" diye seslenerek şekerleme, çikolata, fındık, fıstık topladı. Bayburt’a özgü gelenekler arasında yer alan on beşi, bu yıl da mahalle aralarında renkli görüntülere sahne oldu. Soğuk havaya rağmen evlerinden çıkan çocuklar, vatandaşların kapılarını çalarak hem Ramazan sevincini paylaştı hem de kendileri için hazırlanan hediyeleri topladı. Büyükler ise çocuklara şeker, çikolata, kuru yemiş ve çeşitli ikramlarda bulunarak, geleneğin sürmesine katkı sundu. Uzun yıllardır sürdürülen gelenekle, ramazan ayının 15’ine ulaşmanın sevinci yaşanırken, çocukların sevindirilmesi de amaçlanıyor. Bayburt sokaklarında her yıl tekrarlanan bu gelenek, kentin kültürel hafızasında önemli yerini korumaya devam ediyor. Çocuklar poşetlerini doldurdu Bayburtlu çocuklardan Ebubekir Işılak, kente özgü bu geleneği her yıl heyecanla beklediklerini belirterek, "Bayburt’a özgü bir geleneğimiz var, adı da on beşi. Kapı kapı gezip şekerlemeler toplarız. Akşam da ailemizle birlikte atıştırırız" dedi. Muhammet Enes Göktaş da geleneği arkadaşları ve kuzenleriyle birlikte yaşattıklarını ifade ederek, "Çok güzel bir gelenek, hep beraber seviyoruz. Arkadaşlarımla, kuzenlerimle çok eğleniyoruz. ‘On beşi’ diye bağırarak şekerlemeler topluyoruz. Hep beraber bağırınca sesimiz daha kuvvetli çıkıyor, bize daha fazla şeker ve çikolata veriyorlar. Poşetlerimiz doluyor" diye konuştu. Hira Dikbaş ise iftarın ardından montunu giyip şeker toplamaya çıktığını söyledi. Ayşegül Anar da ramazan ayında on beşi gibi güzel geleneklerin yaşatıldığını, bu toplamanın her gün değil sadece bu gece yapıldığını dile getirdi. Nisa Çaphan da on beşinin Bayburt’a özel bir gece olduğunu söyleyerek, çocukların iftardan sonra evlerin kapısını çalıp "on beşi" diyerek şekerlerini aldığını ifade etti. "Dedelerimizden bugüne aktarılan çok güzel bir gelenek" Vatandaşlardan Mehmet Çınar, geleneğin dedelerden bu yana kuşaktan kuşağa aktarıldığını bildirerek, "Bu gelenek yüzyıllardır devam ediyor. Çocukları sevindirmek için ramazan ayının 14’ünü 15’ine bağlayan gecede on beşi toplanır. Başka bir memlekette bu coşku yoktur. Çocuklar her kapıyı çalar, her kapı da onları gülerek karşılar. Meyve, kuru yemiş, şeker, çikolata, para verilir ve çocuklar sevindirilir. Bu güzel bir gelenektir, bu gelenekten mutluluk duyuyorum" ifadelerini kullandı. "Soğuk havaya rağmen çocuklar geleneği yaşatıyor" Özgür Demir ise Bayburt’un asırlık geleneğinin bu yıl da aynı heyecanla sürdüğünü kaydederek, "Bayburt’umuzun asırlık geleneği on beşi, her yıl olduğu gibi bu sene de coşkuyla devam ediyor. Bu soğuk havaya rağmen çocuklar sokak sokak, kapı kapı gezip bu geleneği yaşatmaya çalışıyorlar. Bizler de onların gönlünü hoş etmek için elimizden geleni yapıyoruz. Şekerlemelerini verip onları sevindiriyoruz" dedi.
Genç yetenek Alya, ilk kişisel resim sergisini sanatseverlerle buluşturdu
05 Şubat 2026 Perşembe - 12:59 Genç yetenek Alya, ilk kişisel resim sergisini sanatseverlerle buluşturdu Yozgat’ta yaşayan Alya Begüm Topaktaş, ilk kişisel resim sergisini okulunda sanatseverlerle buluşturdu. Yozgat Çözüm Koleji 6.sınıf öğrencisi Alya Begüm Topaktaş, uzun süredir üzerinde çalıştığı eserlerini ‘Kişisel Resim Sergisi’ çatısı altında sanatseverlerin beğenisine sundu. Açılış törenine; Yozgat Milli Eğitim Müdürü İsmail Altınkaynak, okul yönetimi, öğretmenler, öğrenciler ve davetliler katıldı. Küçük yaştan itibaren resme olan tutkusuyla dikkat çeken Topaktaş, sergisinde farklı tekniklerle hazırladığı çalışmalarını sergileyerek büyük beğeni topladı. Sergide yer alan eserler, genç sanatçının iç dünyasını, doğa sevgisini ve hayal gücünü yansıtan geniş bir yelpazeden oluşuyor. Açılış kurdelesinin kesilmesinin ardından ziyaretçiler eserleri inceleyip değerlendirme fırsatı buldu. Sergide konuşma yapan Yozgat Milli Eğitim Müdürü İsmail Altınkaynak "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin önemsediği çalışmalardan birisinin de bu olduğunu sizlerin aracılığıyla bütün Yozgat halkımıza duyurmak istiyorum. Biz öğrencilerimizin çok yönlü yetişmelerini istiyoruz. Akademik başarılarının yanında sosyal, kültürel, sportif ve sanatsal faaliyetlerine de yer vermelerini istiyoruz. Bu çalışma bizim için çok kıymetli. Öğrencimiz zamanını kıymetlendirerek resim yapmış. Bunu sergiye dönüştürecek kadar malzeme biriktirmiş. Alya öğrencimize, onu yetiştiren ailesine ve öğretmenlerine, yöneticilerine çok teşekkür ederim" dedi. Sergisi hakkında açıklamada bulunan Alya Begüm Topaktaş resim yapmayı sevdiğini ifade etti. Topaktaş "Resim sevgim tuvallerle devam etti. Bu sergide cam boyamalar dışında 22 tane tuval var. Gelecekte doktor olmak istiyorum" şeklinde konuştu.
Tuğba’nın ‘Geleneksel Lokum Günleri’ başladı
05 Şubat 2026 Perşembe - 11:59 Tuğba’nın ‘Geleneksel Lokum Günleri’ başladı Merkezi Aydın’da bulunan ve Türkiye’de değişik illerinde 127 ayrı şubesi hizmet veren Tuğba Kuruyemiş’in geleneksel hale getirdiği ‘Lokum günleri’ başladı. 15 Şubat’a kadar devam edecek geleneksel lokum günlerinde firmanın 127 ayrı mağazasında 6 asırlık Türk geleneği olan lokumun tanıtımı da yapılacak. Türk mutfağı kültüründe yeri ayrı olan ve dünyaya açılan en özel lezzetlerinden biri olan Türk Lokumu, Tuğba Kuruyemiş öncülüğünde yeniden sofralarla buluşuyor. Bu lezzetin aynı zamanda bir değer olduğunu ve bu değeri yaşatmak için çalıştıklarını belirten Tuğba Kuruyemiş Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Tonkul, "Osmanlı’dan günümüze uzanan köklü bir miras olan Türk Lokumu için Tuğba Kuruyemiş olarak her yıl tanıtım tadım günleri yapıyoruz. Türkiye genelindeki 127 Tuğba Kuruyemiş mağazamızda bu yönde bir kampanya başlattık. Kampanyanın temel amacı yalnızca bir indirim değil; bir kültürü yaşatmak ve yeni nesillere tanıtmak" dedi. "Her eve lokum girsin, çocuklar bu lezzetle tanışsın istiyoruz" Lokumun bir kültür olduğunu ve genç neslin bu kültürü de tanıması gerektiğini savunan Tonkul, özellikle genç neslin ve çocukların, son yıllarda yabancı tatlara yönelmesiyle kendi kültürel lezzetlerinden uzaklaşması üzerine bu kampanyayı geleneksel hale getirdiklerini belirtti. Tuğba Kuruyemiş Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Tonkul, "Sosyal hayattan, yeme içme kültürüne kadar pek çok değerimizi maalesef unutmaya başladık. Lokum bizim kültürümüz. Çocuklarımızın, gençlerimizin bu lezzeti tanımasını, Osmanlı’dan gelen bu geleneğin yeniden yaşamasını istiyoruz. Bu yüzden fiyatları mümkün olan en alt seviyeye çektik. Türk Lokumu, dünyada ‘Turkish Delight’ ismiyle bilinse de, bazı ürünlerin farklı ülkeler tarafından sahiplenilmesi kamuoyunda tartışma konusu olmaya devam ediyor. Tuğba Kuruyemiş, bu noktada Türk Lokumu’nun kültürel kimliğine sahip çıkmayı da önemli bir sorumluluk olarak görüyor. Baklava gibi birçok ürünümüzde olduğu gibi, lokumun da Türk kültürüne ait olduğu unutulmamalı. Biz bunu ticari bir fırsattan öte, kültürel bir görev olarak görüyoruz" dedi. Geleneksel hale gelen lokum günleri kampanyasının geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da yoğun ilgi gördüğü belirtildi.
Devlet desteğiyle Mağara köyü yeniden canlanıyor
05 Şubat 2026 Perşembe - 10:50 Devlet desteğiyle Mağara köyü yeniden canlanıyor Şırnak’ın İdil ilçesine bağlı Gabar Dağı eteklerinde bulunan Mağara köyü, 1990’lı yıllarda yaşanan olaylar nedeniyle boşaltılmasının ardından, devletin yaptığı altyapı çalışmalarıyla yeniden canlanıyor. Avrupa’ya göç eden Ezidilerin köylerine dönüşü sürüyor. İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülen "Köye Dönüş Projesi" kapsamında, 130 haneden oluşan Mağara köyünün Almanya, Belçika ve Hollanda’da yaşayan eski sakinlerinden bir kısmı köylerine dönerek yerleşti. Tarihi dokusu ve doğal mağaralarıyla dikkat çeken köy, yaz aylarının yanı sıra kış mevsiminde de yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktası haline geldi. Mağara köyü muhtarı Necat Akçay, köyün geçmişine ve dönüş sürecine ilişkin yaptığı açıklamada, "İdil ilçesine bağlı Mağara köyü olarak 1988 ile 1992 yılları arasında köyümüzü tamamen boşalttık. Bölgede yaşanan olaylardan dolayı mecbur kaldık ve Avrupa’ya gittik. Daha sonra köye dönüş projesi başladı, biz de geri döndük. Devletimiz kanalizasyon, elektrik, yol ve su gibi altyapı hizmetlerini yaptı. Biz de köyümüze sahip çıkarak burayı yeniden yaşanır hale getireceğiz" dedi. Köyün turizm potansiyeline de değinen Akçay, "Tarihi ve doğal mağaralarından dolayı Mağara köyü yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. Kış mevsiminde kar, köyümüzü adeta beyaz bir gelinlik gibi sarıyor ve köy daha da güzel bir görüntüye bürünüyor. Kapadokya’dan bir farkı yok. Doğal mağara evleri ve tarihi yapılarıyla göz kamaştırıyor" ifadelerini kullandı. Devlet destekli altyapı yatırımları ve geri dönüşlerle birlikte Mağara köyünün, hem yaşam hem de turizm açısından yeniden bölgenin önemli merkezlerinden biri olması hedefleniyor.
Mersin’de ‘Sinemanın İlham Veren Anıları’ sergisi açıldı
05 Şubat 2026 Perşembe - 10:41 Mersin’de ‘Sinemanın İlham Veren Anıları’ sergisi açıldı Mersin’de sinema ve görsel kültürü bir araya getiren ’Sinemanın İlham Veren Anıları’ sergisi sanatseverlerle buluştu. Tekstil mühendisi ve sanatçı Seçil Coşgun’un küratörlüğünü üstlendiği sergi, Mersin Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı bünyesindeki Mersin Sinema Ofisinin katkılarıyla açıldı. Mersin Arkeoloji Müzesi Sergi Salonunda ’Gelenekten Geleceğe Yün’ temasıyla kapılarını açan sergide, sinema sahneleri ile animasyon ve çizgi film karakterlerinin yün keçe üzerine işlendiği 36 eser yer aldı. Açılışa sanatseverler yoğun ilgi gösterirken, sergi alanında nostaljik anlar yaşandı. Sergi kapsamında ayrıca 49 sinema filminden kesitlerin yer aldığı interaktif bir yarışma da düzenlendi. Ziyaretçiler, eserler içerisindeki film sahnelerini tahmin ederek QR kod üzerinden yarışmaya katılabiliyor. Yarışma sonuçlarının ve ödül töreninin 10 Şubat’ta sergi salonunda yapılacağı bildirildi. Keçe üzerine doğal renkli yünlerin iğnelenmesiyle oluşturulan eserler, geleneksel malzemeyi çağdaş sinema imgeleriyle buluşturuyor. 1990’lı yılların çizgi film ve anime karakterleri ile 2000’li yılların animasyon kahramanlarından oluşan çalışmalar, izleyicilere çocukluk anılarını hatırlatıyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı Kent Katılımı ve Sivil Toplum ile İlişkiler Şube Müdürü Başar Akça, serginin 4-10 Şubat tarihleri arasında 08.00-17.00 saatleri arasında ziyarete açık olacağını belirterek, "Sergimiz, 1990’lı ve 2000’li yılların çizgi film ve animasyon karakterlerinin yün keçe üzerine işlenmiş eserlerinden oluşuyor. Ziyaretçilerimiz interaktif yarışmayla da geçmişe bir yolculuk yapacak. Yarışma sonunda ilk 3 kişiye ödüllü sinema bileti verilecek" dedi. Sanatçı Seçil Coşgun ise eserlerinde kadim bir malzeme olan yünü kullandığını ifade ederek, "Yün; geçmişle gelecek arasında köprü kuran bir malzeme. Çocukluk anılarımızı günümüzde de mutlu eden anılarla birleştirmek istedim. Sergi; animasyon, anime ve çizgi film karakterlerinden oluşuyor. Geleneksel olanı modern bir dille yorumluyoruz" diye konuştu. Sergiyi gezen ziyaretçiler de çalışmaları orijinal ve dikkat çekici bulduklarını ifade ederek, kente kazandırılan kültür-sanat etkinliklerinden memnuniyet duyduklarını dile getirdi.
Yağışlar sonrası Kuşadası’nda tarih gün yüzüne çıktı
05 Şubat 2026 Perşembe - 10:41 Yağışlar sonrası Kuşadası’nda tarih gün yüzüne çıktı Aydın’ın Kuşadası ilçesinde sağanak yağış sonrası yaşanan sel sebebiyle, denize taşınan kıyı kumları tarihi gün yüzüne çıkarttı. Doğal ve tarihi güzellikleriyle dikkat çeken Aydın’ın Kuşadası ilçesinde geçtiğimiz günlerde etkili olan sağanak yağışların ardından yaşanan sel felaketi, tarihi gün yüzüne çıkarttı. Geçtiğimiz ay denizde suların çekilmesiyle birlikte, kuzey bölgesinde Anaia Kadı Kalesi’ne ait liman ve şapel yapıları meydana çıkmıştı. Şimdi de selin etkisiyle yüzeyden yaklaşık 1 metreye yakın kum tabakasının denize taşınması sonucu güney bölgesindeki yapıların tamamen ortaya çıktığı görüldü. Bir duvar kalıntısının yanında nüfuslu birine ait olduğu tahmin edilen bir mezar yapısının da meydana çıktığını ifade eden Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD) Başkanı Bahattin Sürücü; "Kuşadası ve komşu ilçelerde meydana gelen aşırı yağışlar taşkınlara ve sel felaketlerine yol açmıştır. Selin geldiği son nokta olan kıyı alanlarını incelediğimizde, kum yataklarının en fazla çekildiği ve atıkların yoğun olduğu yerler SSK sitesiyle Nazilli Sitesi önleridir. Geçtiğimiz ay denizde suların çekilmesiyle birlikte, kuzey bölgesinde Anaia Kadı Kalesi’ne ait liman ve şapel yapıları meydana çıkmıştı. Şimdi de selin etkisiyle yüzeyden yaklaşık 1 metreye yakın kum tabakasının denize taşınması sonucu güney bölgesindeki yapıların tamamen ortaya çıktığı görüldü. Bir duvar kalıntısının yanında nüfuslu birine ait olduğu tahmin edilen bir mezar yapısı da meydana çıkmış" dedi.
Ressamı depremde tuttuğu fırça hayata bağladı
05 Şubat 2026 Perşembe - 10:04 Ressamı depremde tuttuğu fırça hayata bağladı Hatay depremine resim yaparken yakalanan ve asrın felaketinde komşularını kaybeden, felaketin ardından Eskişehir’de göç eden 50 yaşındaki ressam Ayten Cömert, "Depreme resim yaparken yakalandım. O resim fırçası beni hayata bağladı diyebilirim" dedi. Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen depremlerde 11 ilde büyük yıkım ve akabinde can kayıpları yaşanmıştı. Depremin üzerinden yaklaşık 3 yıl geçmesine rağmen sarsıntı anı ve yaşanan kargaşa, o bölgede yaşamış olan vatandaşların hala zihninde dün gibi canlı kalıyor. Bölgedeki yıkımdan dolayı başka illere taşınan vatandaşlar, yeni düzenlerini kurdular. Diğer iller gibi Eskişehir’e de göç eden depremzedeler burada hayatlarını sürdürüyor. Onlardan biri olan 50 yaşındaki 3 çocuk annesi Ayten Cömert, Hatay’ın Antakya ilçesinde saat 04.17’de resim yaparken asrın felaketine yakalandı. Depremde oturduğu site enkaza dönen Cömert’in komşularının çoğu ikinci sarsıntıda hayatını kaybetti. Resim yapmak depremzede için daha anlamlı Depremden 1 yıl sonra eşini de kaybeden Ayten Cömert, o anları anlatırken yaşadığı acı ve korku gözlerinden net bir şekilde okunuyor. Enkazdan yaptığı tabloları çıkaran Cömert, sarsıntı da zarar gören resimlerini halen saklıyor. Deprem anında tuttuğu fırçadan dolayı ailesini erkenden uyandırarak evlerini terk etmelerine vesile oldu. Resim yapmanın kendisi için depremden sonra ayrı bir anlamı olduğuna değinen Cömert, duygu ve düşüncelerini tuvale dökmeye devam ediyor. "Resim yaparken yakalandık ve gerçekten çok kötüydü" Konuyla alakalı konuşan depremzede Ayten Cömert, "Depreme resim yaparken yakalandım. O sırada sergiye hazırlanıyorduk, büyük bir tuval yapıyordum. Konusu şuydu; harman kaldıran bir kadın, çok güzel ve büyük bir resimdi. O an, ’Hocam kızmadan tablodaki kadının yüzünü bir düzelteyim,’ dedim. Vallahi, ’Sabaha kadar uyuyamasam da olur,’ diyordum çünkü ertesi gün çok yoğun çalışacaktık, sergi çalışmalarına başlamıştık. Yoğun bir şekilde çalışıyorduk ve vaktimiz kısıtlıydı. Biz enkaz altında kalmadık ama ev çok fena haldeydi, yani sağ çıktık diyelim. Ama ablam burada, o enkazdan çıktı. Zaten bütün mahallemiz yıkıldı. Oturduğum yerin tamamı gitti; sadece bizim binamız ve yanındaki bahçeli ev ayakta kaldı. Oturduğumuz site dört binalıktı; üç binası yıkıldı, bizimki daha sağlam yapılmış. İçime bir şey mi doğdu nedir, bir türlü yatamadım, uyuyamadım. Gençler de ayaktaydı, ’Çocuklar, bir kahve yapın,’ dedim. Üst komşumuzun oğlu da bizdeydi, ’Aaa Ayten Teyze, uyumamışsın,’ dediler. ’Yok, uyumadım’ dedim, çünkü elimde bir iş vardı, bunu bitirmem lazımdı. Uykum gelse de o gün uyumayı düşünmüyordum ama içimde garip hisler vardı tabii ki. Evet, resim yaparken, kahve içerken yakalandık ve gerçekten çok kötüydü. Asırların felaketi, ben eşimi depremden sonra kaybettim. Ailesinden kayıplar olunca o da hastalandı; rahmetli zaten hastaydı, bir yıl sonra vefat etti. Eşim öleli iki yıl oldu. Sitemizin dışındaki binalarda, apartmanlarda çok ölüm oldu. Belki bir gün önceden selamlaşıp merhabalaşmışımdır o insanlarla. O betonların altından sadece seslenebiliyorsun, ’Abi, hocam’ diye sesler geliyordu. Çocukları geliyor; ’Baba, baba kurtarın kızımı,’ diye bağırıyorlardı. O çok beyefendi bir adamdı, çok üzüldüm. Sekiz on yaşlarında ufak çocuklar vardı, başlarını okşadım, ailece hepsi öldü" dedi. "Bundan sonraki hayatımda tek gayem resim yapmak" Depreme uyanık yakalanmasına vesile olan resim ve tuttuğu fırça hakkında da konuşan 50 yaşındaki ressam Ayten Cömert, "Yani her fırçayı tuttuğumda o günü hatırlıyorum. Zaten çok kötü günler yaşadım. Resim, mutsuz ve hüzünlü hayatıma bir güzellik getirdi. Zaten resim yapmayı çok seviyorum; bu şekilde üzerimdeki yükü atmaya çalıştım ve benim için iyi oldu. Kimin emeği geçmişse sağ olsun. Ayşe Ünlüce hanımefendi sergimizin açılışını yaptı, çok güzel anlar yaşadık. Bizi destekleyen herkese çok teşekkürler; harika bir sergimiz oldu, satış da yaptık. Tabii ki satışlarımızın gelirini öğrencilere vakfettim; Hatay’dan gelen üniversite öğrencilerine bağışladım. O resim fırçası beni hayata bağladı diyebilirim. Bundan sonrası için zaten tek gayem bu; çocuklarım büyüdü, en küçüğü 25 yaşında olan ikizlerim, abileri daha da büyük. Bundan sonraki hayatımda tek gayem resim yapmak ve öğrencilerimize, gençlerimize destek vermek" diye konuştu. (BT-Y)
Sultanahmet’teki tarihi Arasta Hamamı restore edilecek, kadınların el emekleri sergilenecek
04 Şubat 2026 Çarşamba - 17:22 Sultanahmet’teki tarihi Arasta Hamamı restore edilecek, kadınların el emekleri sergilenecek İstanbul Sultanahmet’te 1609 yılında inşa edilen Arasta Hamamı, Fatih Belediyesi’nce restore edilerek kültürel hayata kazandırılacak. Yıllar boyunca harabe halde kalan tarihi eser hakkında bilgi veren Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan, "Bir yıl içerisinde, yani önümüzdeki sene bu zamanlarda çok güzel bir mekan olarak burayı açmış olacağız. Burası hem bir sergi alanı hem de kadınların el ürünlerini sattığı yer haline gelecek" dedi. Mimar Sedefkar Mehmet Ağa’nın öncülüğünde Sultanahmet Külliyesi bünyesinde yaptırılan Arasta Hamamı’nın yıllar boyunca atıl ve kullanılamaz halde olması Fatih Belediyesi’ni harekete geçirdi. Klasik Osmanlı mimarisi üslubunda inşa edilen hamamın geçirdiği yangınlar ve 1894 depremi sonrası soyunmalık bölümünün tamamen yok olması, yeni yapılan binalar arasında moloz yığını olarak kalması dikkatleri üzerine çekti. Fatih Belediyesi hamamı restore edecek Fatih Belediyesi tarafından tarihi dokusunun korunarak yaşatılması ve yenilenerek hayata kazandırılması amacıyla hazırlanan Arasta Hamamı’nın rölöve restitüsyon ve restorasyon projesi koruma kurulu tarafından onaylandı. Tarihi hamamın restorasyon sonrası ağır teknik donanımlara ihtiyaç duymayacak şekilde "sergi mekanı-müze" olarak kullanılmasına karar verildi. Müze, "Türk hamam kültürü"nü anlatacak biçimde kurgulanacak. "Arasta Pazarı’nın yanında çok uzun yıllardır metruk halde duran hamamın bir parçasıydı" Tarihi Arasta Pazarı hakkında bilgi veren Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan, "Bulunduğumuz yer hemen Sultanahmet Camii’nin mütemmim cüzü olan, yani onu tamamlayan, bu külliyenin bir parçası olan Arasta Pazarı’nın hemen dibinde; yine bu külliyenin bir parçası olan hamamın çok uzun yıllardır metruk halde kalan bu bölümü. Hemen giriş yolunun üstünde, Arasta Pazarı’nın yanında çok uzun yıllardır metruk halde duran hamamın bir parçasıydı. Projelerini yaptık. Bu tescilli eserlerin projelerini oluşturmak çok uzun zaman alıyor. Dediğiniz gibi 16. yüzyıldan kalma bir eser. Dolayısıyla bunların bütün projeleri tamamlandı" dedi. "Hamam olarak ihya edilmeyecek, çünkü hamamın birçok parçası şu anda burada yok olmuş vaziyette" Tarihi yapının müze olarak hizmet vereceğini söyleyen Turan, "Hamam olarak ihya edilmeyecek, çünkü hamamın birçok parçası şu anda burada yok olmuş vaziyette. Fakat çağdaş bir normla beraber bir müze alanı, sergi alanı. Çünkü burası turizmin tam merkezi bir alanı. Arasta Pazarı’nın girişinde bir sergi ve müze alanı olarak burasını çok kısa zamanda yapıp, hem İstanbulluların hem de burayı gezmeye gelen bütün turistlerin hizmetine sunmuş olacağız" şeklinde konuştu. "Bir yıl içerisinde, yani önümüzdeki sene bu zamanlarda çok güzel bir mekan olarak burayı açmış olacağız" Yapının restorasyonunun 1 yıl içinde tamamlanacağını söyleyen Turan, "Tarihi yapı, Sultanahmet’in mimarı Mimar Sedefkar Mehmet Ağa tarafından yapılmış bir yapı. Bu açıdan da önemli bir yapı. Çok uzun zamandır projesinin koruma kurullarından geçmesini bekliyorduk; geçti, ihalemizi yaptık. Şu anda başlıyoruz. Tahmin ediyorum bir yıl içerisinde, yani önümüzdeki sene bu zamanlarda çok güzel bir mekan olarak burayı açmış olacağız" ifadelerini kullandı. "Tamamen el ürünü olan ürünlerin satıldığı yer olacak" Müze olarak hayata geçmesi planlanan yapıtta kadınların el emeği ürünlerinin satılacağını söyleyen Başkan Turan, "Niyetimiz şu; dediğim gibi bir müze ve sergi alanı olarak planlıyoruz. Ne demek bu? Burada Fatih’te çok çalışan karıncalardan ilham alarak Karınca diye bir projemiz var ve burada hanımefendilerin ürettiği ürünler var; çok nitelikli ürünler. Yani bizim tekamül sınıflarımız var, çok nitelikli ürünler üretiliyor. Bu ürünlerin sattığımız mağazalarımız var. Aynı zamanda burası; porselen, deri, kumaş, birçok ürünün satıldığı, tamamen el ürünü olan ürünlerin satıldığı ve satılan ürünlerin yüzde 100 paralarının yapanlara iade edildiği bir sistemimiz var. Burası onların da sergilendiği ve satıldığı bir yer olacak" diye konuştu. "Fatih’te 140’a yakın çeşmeyi ihya ettik" Fatih’te tarihi eserlerin ihya edildiğini söyleyen Turan, "Bittiğinde, uzun yıllardır Fatih’te metruk olarak kalan, belki yüzyıllar boyu metruk olarak kalan bu yapıyı da diğer eserlerimiz gibi İstanbul’a ve tarihe kazandırmış oluruz. Biz bunlara ’miras’ diyoruz; aslında hem miras hem de emanet bu eserler. Ecdadımızdan miras olarak aldık ama bunları aynı zamanda bir emanet olarak gelecek nesillere taşıyoruz. Şunu söyleyebilirim bir teknik adam olarak da; uzun yıllar bu işlerin içinde olmuş, yaklaşık 27 yıl belediyecilik benim kendi serüvenim var. Son 25 yıldır Türkiye’de kültürel miras eserlerimiz, her boyuttaki kültürel miras eserimiz hemen hemen ihya ediliyor. Şu anda Fatih’te 140’a yakın çeşmeyi ihya ettik. Yani tekrar ayağa kaldırdık ve su akıttık. Birçok sıbyan mektebi ayağa kalktı, medreseler ayağa kalktı. Yok olmuş camilerimiz var. Bunları tekrar restore ediyoruz, rekonstrüksiyon yapıyoruz. Dolayısıyla büyük bir ihya çalışması var. Bütün kurumlar ayakta; hem Valiliğimiz, hem Vakıflarımız, hem Kültür Bakanlığımız, hem biz burada büyük çalışmalar yapıyoruz. Bu da onlardan bir tanesi. Ama dediğim gibi önemli bir eser, çok uzun zamandır burada bir eser olarak mahzun bekliyordu, burayı da ayağa kaldırmış olacağız" ifadelerini kullandı. "Türkiye’deki kültürel miras açısından da bakıldığında medeniyetimizin en büyük şaheserleri şu anda Fatih sınırları içerisinde" Fatih’te çok sayıda tarihi eserin olduğunu söyleyen Başkan Turan, "Bakın Türkiye’deki, İstanbul’daki kültürel mirasın yüzde 40’ı şu anda sadece Fatih’in sınırlarında. Halbuki haritaya baktığınızda Fatih çok ufak bir yerdir. Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında Türkiye’deki kültürel miras açısından da bakıldığında medeniyetimizin en büyük şaheserleri şu anda Fatih sınırları içerisinde. Biz de ufak büyük demeden çeşme, sıbyan mektebi, hamam, kalıntı, hiçbirisini demeden hem de dönem gözetmeden ayağa kaldırabileceklerimizi dönemine göre kaldırmaya çalışıyoruz. Buna da sahip çıkıyoruz. Şunu da rahatlıkla söyleyebiliriz, arkadaşlarımız en son Moskova’daydılar, Moskova’da kültürel mirasla ilgili bir sunumdaydılar. Yaptığımız işler dünyada çok ilgi çekiyor" dedi. "Türkiye kültürel mirasın ihyası, restorasyonu konusunda dünyada en ileri gelen maksimum iki ya da üç ülkeden bir tanesidir" Türkiye’nin kültürel mirasın ihyası konusunda dünyanın önde gelen ülkeleri arasında olduğunu söyleyen Başkan Turan, "Türkiye’de maalesef bir hastalık var; yani bunu iddialı söyleyebilirim. Türkiye kültürel mirasın ihyası konusunda, restorasyonu konusunda dünyada en ileri gelen maksimum iki ya da üç ülkeden bir tanesidir. Ve dünya da bunu ilgiyle izliyor. Şu anda yaptığımız işler, bu kadar eserin ihya edilmesi ilgiyle izleniyor. Bunu da belirtmek isterim. Dolayısıyla bu heyecan verici bir iş. Ben şunu da biliyorum, kültürel miras eserleri herkesi heyecanlandıran işler. Kültürel mirasın ihyası konusu. İnsanların iyi şeyler duymaya da ihtiyacı var. Türkiye’de maalesef son dönemde bir hastalık var; her şeyi olumsuzdan okuma hastalığı. Halbuki Türkiye’de şu anda onlarca, sadece Fatih’te bile onlarca, yüzlerce güzel bu tür hikaye var. İşte bu da onlardan bir tanesi. Bu işi seven, ilgi duyan bütün hemşehrilerimize, İstanbul severlere bu eserin yanından da bunu duyurmak istedik. Burada hiçbir ücret falan olmayacak. Çünkü burası dediğim gibi hem bir sergi alanı hem de kadınların, el ürünü satan hanımefendilerin ürünlerini sattığı çok nitelikli bir ürün satılan yer haline gelecek" diye konuştu.