KÜLTÜR SANAT
İstanbul’un Fethi’nin 573’üncü yılında Edirne’de Osmanlı ruhu yaşatıldı 17 Mayıs 2026 Pazar - 00:40:39 Edirne’de İstanbul’un Fethi’nin 573. yıl dönümü kutlamaları coşku dolu anlara sahne oldu. Programın en dikkat çeken bölümleri ise atlı birlikler ve yeniçeri kıyafetliler eşliğindeki fetih yürüyüşü ile bin dronla fetih ruhunun Selimiye’nin gölgesinde yeniden canlandırılması oldu. İstanbul’un fethinin 573. yıl dönümü etkinlikleri çerçevesinde "İstanbul’un Fethi Edirne’den Başlar" programı yoğun katılımla gerçekleştirildi. Kutlamalar çerçevesinde "Büyük Fetih Yürüyüşü" ve konserler düzenlendi, Edirne’den İstanbul’un fethine uzanan sürecin gökyüzünde canlandırılması bin dron ile yapıldı Tarihi atmosferin hissedildiği program, vatandaşlara unutulmaz anlar yaşattı. Etkinlikler çerçevesinde Selimiye Meydanı’nda gerçekleştirilen İHA ve SİHA gösterileri yoğun ilgi gördü. Teknoloji ile tarihin buluştuğu gösteriler vatandaşlardan büyük alkış aldı. Vatandaşlar bu anları telefonlarına kaydederek güne anı bıraktı. Akşam saatlerinde düzenlenen fetih yürüyüşü ise adeta Edirne sokaklarını tarih yolculuğuna çevirdi. Selimiye Meydanı doldu taştı, adım atacak yer kalmadı. Jandarma Genel Komutanlığı Atlı Jandarma Birliği, Mehteran Birliği, 500’e yakın yeniçeri ve akıncı kıyafetli ve vatandaşların katıldığı yürüyüşte fetih ruhu yeniden canlandı. Temsili yeniçerilerinden bazıları İstanbul’un fethinde büyük rol oynayan şahi toplarının replikalarını taşıyan tahta arabaları çekerek yürüyüşte yer aldı. Şükrüpaşa İlkokulu önünden başlayan yürüyüş, Selimiye Meydanı’na kadar büyük bir coşku eşliğinde devam etti. Selimiye Meydanı’nda bir araya gelen protokol üyeleri ve katılımcılar, Akşemsettin’i temsil eden Eski Cami İmam Hatibi Salih Tatlı’nın duasının ardından kutlama alanına geçti. 1. Ordu Komutanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın destekleriyle gerçekleşen program yağmura rağmen geç saatlere kadar devam etti. "Bin dron ile göküzünde canlandırma yapıldı" Geçen yıl video mapping ile Selimiye üzerinde yapılan fetih canlandırması bu yıl bin dronla gökyüzünde canlandırıldı. Eski Cami önünde gerçekleştirilen fetih duası ve komando andının okunması programa duygu dolu anlar kattı. Vatandaşlar ellerindeki bayraklarla etkinliklere yoğun destek verirken, meydan marşlar ve mehter ezgileriyle yankılandı. Selimiye Meydanı’ndaki ana programda saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından Kur’an-ı Kerim tilaveti gerçekleştirildi. Programda Edirne Valisi Yunus Sezer bir konuşma yaptı. Sezer, konuşmasında İstanbul’un fethinin inanç, azim ve iradenin zaferi olduğunu söyledi. Edirne’nin fetih hazırlıklarının merkezi olduğuna vurgu yapan Sezer, İstanbul’un fethinin yalnızca askeri bir başarı olmadığını, asıl büyük olanın inançla yoğrulmuş bir azmin, sağlam bir hazırlığın ve sarsılmaz bir iradenin zaferi olduğunu ifade etti. Edirne’nin fetih ruhunun şekillendiği şehirlerden biri olduğunu aktaran Sezer, "Dünyayı titretecek dev şahi topları bu ocaklarda dökülmüş, ilk kez Edirne’de yankılanmıştır. Bu kadim şehir devlet aklının şekillendiği, orduların hazırlandığı, ilmin büyüdüğü bir başkenttir" dedi. "Tükiye birçok alanda kendi hikayesini yazdı" Türkiye’nin bugün savunma sanayiinden uzay teknolojilerine kadar birçok alanda kendi hikayesini yeniden yazdığını söyleyen Sezer, "O gün dökülen şahi toplarının yerini bugün yerli ve milli teknolojilerimiz, İHA’larımız ve SİHA’larımız almaktadır. Bizler Türkiye Yüzyılı idealimizle her alanda lider bir Türkiye inşa ediyoruz" ifadelerini kullandı. Gençlerin heyecanının fetih ruhunun devamı olduğuna dikkat çeken Vali Sezer, programın hazırlanmasında destek verenlere teşekkür etti. Konuşmaların ardından sahne alan bando ve mehteran ekipleri izleyenlerden büyük alkış aldı. Gecenin finalinde gerçekleştirilen Edirne’den İstanbul’a doğru yola çıkan fetih yürüyüşünün hikayesi, "Edirne’den İstanbul’a: Mühendisliğin ve Azmin Zaferi" temalı dron gösterisi ise gökyüzünde görsel şölen oluşturdu. Edirne’de düzenlenen fetih etkinlikleri, hem tarih bilincini canlı tuttu, hem de vatandaşlara birlik ve beraberlik duygusunu bir kez daha yaşattı
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 20:09 Kahta Belediyesi’nden "Kaybedeni Olmayan" turnuva Adıyaman Kahta Belediyesi’nin katkılarıyla, Gençlik Meclisi tarafından düzenlenen liseler arası 2. geleneksel "Kaybedeni Olmayan" turnuva, yoğun katılım ve büyük heyecan içerisinde tamamlandı. Gençlerin sosyal, sportif ve kişisel gelişimlerine katkı sunmayı amaçlayan organizasyon, ilçedeki lise öğrencilerini ortak bir platformda buluşturdu. Turnuva kapsamında futbol ve voleybol branşlarında müsabakalar gerçekleştirilirken, bu yıl organizasyona ilk kez münazara kategorisi de dahil edilerek etkinliğin kapsamı genişletildi. Böylece gençlerin yalnızca sportif alanlarda değil; iletişim, fikir üretme, özgüven kazanma ve kendilerini ifade etme becerilerinin de desteklenmesi hedeflendi. Turnuva programına Kahta Belediye Başkanı Mehmet Can Hallaç, Milli Eğitim Müdürü Lütfü Başlı, İlçe Gençlik ve Spor Müdürü Mustafa Çiçek, Kahta Belediyesi Gençlik Meclisi Başkanı Mustafa Bozan, Belediye Başkan Yardımcıları, Öğretmenler ve Öğrenciler katıldı. Kahta Belediye Başkanı Mehmet Can Hallaç, "Kaybedeni Olmayan" anlayışıyla düzenlenen organizasyonda, turnuvaya katılım sağlayan tüm gençlerin kazandığını ifade ederek, gençlerin birlik, kardeşlik ve dayanışma ruhu içerisinde önemli bir deneyim yaşadığını belirtti. Başkan Hallaç konuşmasında, organizasyon sonunda 500 öğrencinin Mersin kamp programına dahil edildiğini belirterek, gençlerin sosyal, kültürel ve akademik gelişimlerine katkı sunmayı amaçladıklarını söyledi. Gençlerin geleceğin değil, bugünün de en önemli gücü olduğunu belirten Başkan Hallaç, "Gençlerimizin sporla, eğitimle, sanatla ve sosyal faaliyetlerle iç içe olması bizler için büyük önem taşıyor. Her gencimizin hayaline dokunan, onları geleceğe daha güçlü hazırlayan projeleri desteklemeye devam edeceğiz. Çünkü güçlü bir gelecek, bilinçli ve donanımlı gençlerle mümkündür" ifadelerini kullandı. Program, dereceye giren öğrencilere ödüllerinin verilmesi ve toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 19:54 Hasankeyf’te "Kadim Şehirler Yolu Projesi" hayata geçirildi Batman ve Şırnak Valilikleri tarafından Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) bünyesinde hayata geçirilen "Kadim Topraklar Projesi" Hasankeyf’te düzenlenen tanıtımla açıklandı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan, AK Parti Batman Milletvekili Ferhat Nasıroğlu, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Batman Valisi Ekrem Canalp, Şırnak Valisi Birol Ekici’nin de katıldığı törenle Şırnak ve Batman illerini kapsayan, İpek Yolu eksenli tematik rota resmen hayata geçirildi. Bakan Şimşek, bölgenin binlerce yıllık medeniyet birikimine dikkat çekerek, projenin sıradan bir etkinlik olmadığını, bu coğrafyayı tarihi, kültürü ve hikayesiyle dünyaya yeniden tanıttıklarını söyledi. Roma’dan Bizans’a, Artuklu’dan Selçuklu ve Osmanlı’ya kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapan bu toprakların dünyanın en büyük açık hava müzelerinden biri olduğunu belirten Şimşek, "Batman, son yıllarda önemli gelişim kaydetti. İlin nüfusu 660 bini aştı ve büyükşehir olma yolunda ilerliyor. AK Parti hükümetleri döneminde kente yaklaşık 90 milyar liralık kamu yatırımı yapıldı. Devam eden projeler ise 28 milyar lira büyüklüğünde. Geçmişte tek fabrikayla sınırlı olan üretim kapasitesi bugün 20 binden fazla istihdama ulaştı. Yeni OSB projeleriyle birlikte Batman, daha fazla göç alması gerekiyor" dedi. Türkiye’nin turizmde küresel başarı elde ettiğini değerlendiren Şimşek, ülkenin 2002’de 20’nci sıradayken bugün turist sayısında dünyada 4’üncü sıraya yükseldiğini söyledi. Geçen yıl 64 milyon turist ve 65 milyar doların üzerinde gelir elde edildiğini anımsatan Şimşek, "Ancak bu büyüme bölgelere eşit dağılmadı. Güneydoğu Anadolu, turizmden henüz yeterince pay alamadı. Bölgeye gelen yabancı turist oranı düşük, kalış süresi de kısa. Bölgedeki güvenlik ortamının iyileşmesiyle turizm hızla gelişecek. Genç nüfus da ekonomik büyüme açısından büyük avantaj sundu. Güneydoğu ve Doğu Anadolu, önümüzdeki 10 yılda Türkiye’nin büyüme motoru olacak. Göbeklitepe, Nemrut Dağı, Ani Harabeleri, Mardin taş evleri, Midyat manastırları, Rumkale, Diyarbakır surları, Cudi Dağı. Bu zenginlik dünyada nadir bulunuyor. Turizm çeşitliliğinin artırılmasıyla bölge, cazibe merkezi haline gelecek" diye konuştu. Batman’da otel doluluk oranlarının yüzde 95 seviyesine ulaştığını açıklayan Şimşek, yatırımcılara çağrıda bulunarak bölgede özellikle nitelikli konaklama tesislerine ihtiyaç olduğunu ifade etti. Şimşek, konuşmasının sonunda Batman Petrolspor’u 1. lige yükselmesi nedeniyle tebrik ederek, kulübün Süper Lig hedefinde de başarılı olmasını temenni etti. Bakan Şimşek, Batman-Şırnak rotasıyla başlatılan "Kadim Şehirler Yolu Projesi"nin ilerleyen dönemde genişletileceğini belirterek, bölgenin hem yerli hem yabancı turistler için güçlü bir destinasyon haline getirilmesinde kararlı olduklarını söyledi.
Abacıbükü Ekmeği’nin sırrı fırınında ve fındık kabuğunda
03 Eylül 2025 Çarşamba - 09:33 Abacıbükü Ekmeği’nin sırrı fırınında ve fındık kabuğunda Giresun’da dededen kalan fırıncılık mirasını sürdüren Burhan Paylan, meşhur Abacıbükü Ekmeği’nin sırrının sadece ekşi maya ile sınırlı kalmadığını, ekmeğin pişirildiği fırının da önemli olduğunu söyledi. Karadeniz’de tek içten yanmalı taş fırın ustasının kendisi olduğunu ileri süren Paylan, iyi ekmek yapmanın sırlarını paylaştı. Aksu Mahallesi’nde kendilerine ait Abacıbükü fırınında üçüncü kuşak olarak fırıncılık yapan Burhan Paylan (60), dededen yadigar kalan fırıncılık mesleğinin, dışarıdan kolaymış gibi görünse de aslında büyük bir titizlik istediğini anlattı. İyi ekmek yapmak için, ekşi maya ve organik un kullanmanın yetmediğini belirten Paylan, "Son günlerde en lezzetli ekmeklerin sırrını ekşi mayada olduğunu söyleyenler bir biriyle yarışa dursun bu işin püf noktası taş fırındadır. Hiçbir ekmek içten yanmalı taş fırında pişirilen ekmeğin lezzetini ve kalitesini tutmaz" dedi. Bugün hala dededen kalma taş fırını kullandıklarını ifade eden Paylan, "Bu fırının özelliği hakiki taş fırın olması, içeriden yanması ve ısı derecesinin yüksek olmasıdır. Bu fırının hikayesine gelince Osmanlı Dönemlerine kadar dayanan yıllarda Aksu Mahallesi Abacıbükü mevkiinde olan fırın yol geçmesi nedeniyle yıkıldı. Daha sonra şimdiki fırının yapılmasına karar verildi. Bu fırının taşlarını Uzuncakum mevkiinde yani Tutyalısı dediğimiz yerden sırtımızda taşıyarak buraya getirdik. Buraya fırını yaptığımızda ölçülerini tutturamadık. Ölçüler tutmadığı için babam dedeme fırını yapamadığımızı ve nedenini soruyor. Dedemde ölçülerini tarif edince usta da fırını yıkıp o ölçülerde tekrar inşa ediyor. Ondan sonra fırından verim almaya başladık. İçten yanmalı taş fırında ekmek pişirmek oldukça zahmetli ve bir o kadarda ustalık ister. Diğer taş fırınlarda ateş yan tarafta yakılır ve fırın öyle ısıtılır ve hatta derecelerle fırının ısısı kontrol edilebilir. İçten yanmalı fırınlarda ise her şey tecrübe işidir, ustalık işidir" diye konuştu. Ekmeğe lezzet katsın diye odun değil fındık kabuğu kullanılıyor İçten yanmalı taş fırında odun yerine fındık kabuğu yaktığını da anlatan Paylan, "Odun ekmeği ile fındık kabuğu ekmeğinin bile ayrı bir lezzeti vardır. Özelikle ben Giresun kalite fındık kabuğu kullanıyorum ki hem daha çok ısı kalitesi yüksek hem de fındık kabuğundaki koku, aroma fırının içerisine siniyor ve dolayısıyla bu da ekmeğe ayrı bir lezzet ve tat veriyor. Dolayısıyla bizim ekmeğimizde sadece ekşi maya özelliği bulunmuyor. İçten yanmalı fırında taşların ısısı, içerisinde yaktığın fındık kabuğunun aroması gibi tatlarda ekmeğe işliyor" şeklinde konuştu. "Abacıbükü ekmeğinin tescilini yaptırıp patentini aldık" Babasından sonra dördüncü kuşak olarak fırıncılığı meslek olarak tercih eden Ercan Paylan ise "Giresun’a özgü bu ekmeğin tescilini yaptırıp patentini aldık. Babamın dedesinin mesleğini yapmayı tercih ettiğimde sadece bir ekmek yapan fırıncı değil, bir kültür ve geleneğin temsilcisi olduğumu düşündüm. Bunun için de sadece dededen toruna devam eden bu özellikli ekmeğin tescilini aldım. Çünkü Abacıbükü ekmeği adı altında ekmek yapıp bu özellikli, yüzyıllık geçmişi olan ekmeğin kalitesini düşürsünler istemedim. Bu ekmekte kullandığımız ekşi mayanın bile en az bir asırlık geçmişi var" ifadelerini kullandı.
Abacıbükü Ekmeği’nin sırrı fırınında ve fındık kabuğunda
03 Eylül 2025 Çarşamba - 09:26 Abacıbükü Ekmeği’nin sırrı fırınında ve fındık kabuğunda Giresun’da dededen kalan fırıncılık mirasını sürdüren Burhan Paylan, meşhur Abacıbükü Ekmeği’nin sırrının sadece ekşi maya ile sınırlı kalmadığını, ekmeğin pişirildiği fırının da önemli olduğunu söyledi. Karadeniz’de tek içten yanmalı taş fırın ustasının kendisi olduğunu ileri süren Paylan, iyi ekmek yapmanın sırlarını paylaştı. Aksu Mahallesi’nde kendilerine ait Abacıbükü fırınında üçüncü kuşak olarak fırıncılık yapan Burhan Paylan (60), dededen yadigar kalan fırıncılık mesleğinin, dışarıdan kolaymış gibi görünse de aslında büyük bir titizlik istediğini anlattı. İyi ekmek yapmak için, ekşi maya ve organik un kullanmanın yetmediğini belirten Paylan, "Son günlerde en lezzetli ekmeklerin sırrını ekşi mayada olduğunu söyleyenler bir biriyle yarışa dursun bu işin püf noktası taş fırındadır. Hiçbir ekmek içten yanmalı taş fırında pişirilen ekmeğin lezzetini ve kalitesini tutmaz" dedi. Bugün hala dededen kalma taş fırını kullandıklarını ifade eden Paylan, "Bu fırının özelliği hakiki taş fırın olması, içeriden yanması ve ısı derecesinin yüksek olmasıdır. Bu fırının hikayesine gelince Osmanlı Dönemlerine kadar dayanan yıllarda Aksu Mahallesi Abacıbükü mevkiinde olan fırın yol geçmesi nedeniyle yıkıldı. Daha sonra şimdiki fırının yapılmasına karar verildi. Bu fırının taşlarını Uzuncakum mevkiinde yani Tutyalısı dediğimiz yerden sırtımızda taşıyarak buraya getirdik. Buraya fırını yaptığımızda ölçülerini tutturamadık. Ölçüler tutmadığı için babam dedeme fırını yapamadığımızı ve nedenini soruyor. Dedemde ölçülerini tarif edince usta da fırını yıkıp o ölçülerde tekrar inşa ediyor. Ondan sonra fırından verim almaya başladık. İçten yanmalı taş fırında ekmek pişirmek oldukça zahmetli ve bir o kadarda ustalık ister. Diğer taş fırınlarda ateş yan tarafta yakılır ve fırın öyle ısıtılır ve hatta derecelerle fırının ısısı kontrol edilebilir. İçten yanmalı fırınlarda ise her şey tecrübe işidir, ustalık işidir" diye konuştu. Ekmeğe lezzet katsın diye odun değil fındık kabuğu kullanılıyor İçten yanmalı taş fırında odun yerine fındık kabuğu yaktığını da anlatan Paylan, "Odun ekmeği ile fındık kabuğu ekmeğinin bile ayrı bir lezzeti vardır. Özelikle ben Giresun kalite fındık kabuğu kullanıyorum ki hem daha çok ısı kalitesi yüksek hem de fındık kabuğundaki koku, aroma fırının içerisine siniyor ve dolayısıyla bu da ekmeğe ayrı bir lezzet ve tat veriyor. Dolayısıyla bizim ekmeğimizde sadece ekşi maya özelliği bulunmuyor. İçten yanmalı fırında taşların ısısı, içerisinde yaktığın fındık kabuğunun aroması gibi tatlarda ekmeğe işliyor" şeklinde konuştu. "Abacıbükü ekmeğinin tescilini yaptırıp patentini aldık" Babasından sonra dördüncü kuşak olarak fırıncılığı meslek olarak tercih eden Ercan Paylan ise "Giresun’a özgü bu ekmeğin tescilini yaptırıp patentini aldık. Babamın dedesinin mesleğini yapmayı tercih ettiğimde sadece bir ekmek yapan fırıncı değil, bir kültür ve geleneğin temsilcisi olduğumu düşündüm. Bunun için de sadece dededen toruna devam eden bu özellikli ekmeğin tescilini aldım. Çünkü Abacıbükü ekmeği adı altında ekmek yapıp bu özellikli, yüzyıllık geçmişi olan ekmeğin kalitesini düşürsünler istemedim. Bu ekmekte kullandığımız ekşi mayanın bile en az bir asırlık geçmişi var" ifadelerini kullandı. (AB-ÖS-Y)
Aydın Dağları’nda susayanlar bu hayırla susuzluğunu gideriyor
03 Eylül 2025 Çarşamba - 09:19 Aydın Dağları’nda susayanlar bu hayırla susuzluğunu gideriyor Gerek İslam inanışında gerekse Türklerin örf ve adetleri arasında en makbul hayırlar arasında yer alan su hayrı, Aydın’ın kırsal köylerinde hala ilginç yöntemlerle devam ediyor. Özellikle incir üretiminin yoğun olduğu kırsal bölgelerde yol kenarlarında belirli aralıklarla küplerde hayır için soğuk su bulunduruluyor. Yoldan geçen insanlar Yörüklerin bu ilginç hayrı ile susuzluğunu gideriyor. Aydın’ın Köşk ilçesine bağlı köylerde Osmanlı Dönemi’nden bu yana devam eden pek çok hayır geleneği görenleri şaşırtıyor. Osmanlı döneminde özellikle kervan geçiş güzergahlarında çeşme olmayan yerlere insanların susuzluğunu gidermesi için belirli aralıklarla su küpü bırakma geleneği Aydın’ın Köşk ilçesine bağlı köylerde yaklaşık 7 asırdan bu yana devam ediyor. Yolcuların su ihtiyaçlarını karşılamak için dönemin varlıklı ailelerinin yaptığı su hayratı, bugün vasiyet üzerine halen yaşatılıyor. Aydın’ın başta Köşk, Germencik ve Karacasu ilçelerine bağlı köyler olmak üzere il genelindeki yaklaşık 450 köyde sürdürülen bu ilginç hayır geleneği görenleri şaşırtıyor. Hayrın en yoğun uygulandığı bölgelerden biri olan Köşk ilçesine bağlı Ilıdağ ve Akçaköy Mahallesi’nin bahçe yolları yaz döneminde su hayrı küpleri ile doluyor. Uygulamayı ilk defa görenler şaşkınlıklarını gizleyemezken hayır sahipleri tarafından küpteki su her hafta kontrol edilerek yenileniyor. Hayrın, Yörük köylerinde asırladır süre gelen bir gelenek olduğunu belirten Rasul Demir; "Ulaşımın bu kadar kolay olmadığı ve motorlu araçların yaygın olmadığı eski dönemlerde atalarımız sıcak yaz günlerinde yolcuların susuzluğunu gidermesi için böyle bir hayır başlatmış. Artık teknoloji gelişse de özellikle dağ köylerinde bu uygulama halen devam ediyor. Her sülalenin dağların çeşitli bölgelerinde su hayrı var. Asırlar önce sülalenin büyüğünün bıraktığı vakıf ve vasiyeti ile devam eden bu hayırlar günümüzde de aslına uygun olarak devam ediyor. Yoldan gelip geçenler küpten, hayvan ve haşerat ise küpün önündeki yalaktan su içerek susuzluğunu gideriyor. Bu su hayrının sevabının da hayrı yapanların ve vesile olanların ruhuna ulaştığı inanılıyor" dedi.
Erzurum Müzesi’nde 5 bin yıllık eserler sergileniyor
03 Eylül 2025 Çarşamba - 09:16 Erzurum Müzesi’nde 5 bin yıllık eserler sergileniyor Erzurum’da Cumhuriyet’in 102. yılı dolayısıyla hazırlanan "102 Sergi Projesi" çerçevesinde Erzurum Müzesi’nde açılan sergi, Karaz Kültürü’nün izlerini her anlamda yansıtıyor. Erzurum Müzesi, günümüzden 5 bin yıldan fazla bir geçmişe sahip olan Karaz Kültürü dönemine ait 159 esere ev sahipliği yapıyor. Sergide 122 eserde ilk kez görücüye çıktı. Karaz kültürüne ait çanak, çömlek, ocaklar, taş kalıplar, metal eserler tarih meraklılarının ilgisini çekiyor. 8 ilden getirilen eserler sergileniyor Erzurum Arkeoloji Müzesi’nde ’Doğu Anadolu’da Kadim Bir Kültür: Karaz’ sergisi düzenlendi. Sergide Erzurum başta olmak üzere Karaz kültürünün yaşandığı 8 ilden getirilen eserler de ilk kez görücüye çıktı. Küratörlüğünü Erzurum Arkeoloji Müdürü Hüsnü Genç ile arkeolog Doç. Dr. Gülşah Altunkaynak’ın yaptığı sergi, 1942 yılında yaptığı kazılarla Karaz kültürünü ortaya çıkaran Hamit Zübeyir Koşay adına ithaf edildi. Bu arada düzenleme komitesini Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı Bülent Gönültaş, Erzurum Müze Müdürü Hüsnü Genç, Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Işıklı, Erzurum Müzesi’nde görevli arkeolog Doç. Dr. Gülşah Altunkaynak ve Dr. Gülşah Öztürk’ün yaptığı "Erzurum’un Karaz Kültürü ve Ötesi: Büyük ve Karmaşık Kültürel Bir Olgunun Anatomisi" konulu sempozyumda, Karaz kültürüne dair önemli sunumlar gerçekleşti. "Bölgenin en kadim kültürü" Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Işıklı, sergide bulunan eserlerin pişmiş toprak, kemik ve taştan olduğunu belirterek, "Karaz bu bölgenin en kadim kültürü olarak ifade edilir. Günümüzden yaklaşık 5 bin 500 yıl önce bu topraklarda yaşamış olan tarım ve hayvancılıkla geçinen çok zengin kültürel materyali olan bir kültürle uğraşıyoruz. Karaz Kültürü 13 ülkenin topraklarına yayılıyor. Bu kültürün merkezi ve en çok verisi ülkemizde bulunuyor, Karaz’ın doğduğu topraklardayız. Bu kültürü anlayabilmemiz için bu bölgedeki yapılan çalışmaları mercek altına yatırmaya karar verdik. Bu kültürün Doğu Anadolu’daki müzelere dağılmış çok nadide eserleri var. Bunların en güzellerini de, Doğu Anadolu’nun Karaz zenginliğini Erzurum Müzesi’nde sergiliyoruz. Eserlerin bir kısmı ilk kez sergiye açıldı. Bazıları da restorasyondan sonra tekrar sergilenmeye başladı. 5 bin 500 yıl önce bu topraklarda yaşamış halkların ürettiği kültürel eserler. Onlar bize tarım ve hayvancılıkla geçinen köy halkının nasıl evlerde yaşadığını, nasıl kap kullandığını, ölülerini nasıl gömdüklerini, neye inandıklarını ve o topluma ait her şeyi anlatıyor" şeklinde konuştu. Karaz Kültürü Nedir? Karaz Kültürü,Erken Tunç Çağı’na (M.Ö. IV binyılın sonu - III binyıl) ait bir kültürdür. Sovyet arkeolog Boris Kuftin’in çalışmalarında ortaya konulan, Geç Kalkolitik Çağ ve Tunç Çağı boyunca Doğu Anadolu Bölgesi, Transkafkasya, Azerbaycan ve Kuzeybatı İran’ı içine alan bir yayılma gösteren kültürdür. Boris Kuftin, 1940 yılında bu kültürü ilk olarak tanımlamış ve Kura-Aras Kültürü olarak adlandırmıştır. Karaz Kültürü’nün yayılma alanı kuzeyde Kuzey Karadeniz Dağları - Transkafkasya hattına, doğuda İran’daki Urmiye Gölü’ne, batıda Divriği - Kangal, Malatya - Elazığ hattına, güneyde ise Kahramanmaraş - Amik Ovası Filistin hattına uzanmaktadır. Günümüze göre ifade edilecek olursa, Karaz Kültürü’nün yayılma alanı Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Doğu Anadolu ve Kuzeybatı İran’dır.
Sivas kongresinin 106. yıl dönümü etkinlikleri kutlanmaya başlandı
02 Eylül 2025 Salı - 20:16 Sivas kongresinin 106. yıl dönümü etkinlikleri kutlanmaya başlandı Sivas Kongresi’nin 106. yıl dönümü etkinlikleri kapsamında Mustafa Kemal Atatürk’ün Sivas’a gelişi her yıl olduğu gibi bu yıl da temsili olarak canlandırıldı. Sivas’ta, Mustafa Kemal Atatürk’ün 2 Eylül 1919’da Erzurum’dan Sivas’a gelişi çerçevesinde düzenlenen temsili karşılama programı bu yıl da gerçekleştirildi. Kepçeli Kavşağı’ndan başlayarak Atatürk Caddesi üzerinden Atatürk ve Kongre Müzesi önüne seyreden temsili Atatürk ve silah arkadaşları, Sivas Valisi Yılmaz Şimşek, Belediye Başkanı Adem Uzun, il protokolü ve vatandaşlar tarafından karşılandı. Atatürk’ü canlandıran Devlet Tiyatrosu oyuncusu, askeri birlik öncülüğünde üstü açık araçla caddeye gelerek halkı selamladı. Karşılama programı, Atatürk ve Kongre Müzesi önünde sona erdi. "Milletimizin bağımsızlık aşkı ve azim aynı şekilde sürüyor" Cumhuriyetin temellerinin Sivas’ta, Kongre binasında atıldığını belirten Sivas Valisi Yılmaz Şimşek, "Sivas olarak çok anlamlı günler yaşıyoruz. Sivas Kongresi’nin 106. Yıldönümünü büyük bir coşkuyla büyük bir gururla şehrimizde kutluyoruz. Bugünde Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Sivas’ımıza gelişinin yıldönümüydü. Bizlerde Mustafa Kemal ve arkadaşlarının sembolikte olsa karşıladık. Mustafa Kemal ve arkadaşları bundan tam 106 yıl önce Sivas’a gelmişlerdi ve Sivaslılar tarafından büyük bir coşkuyla karşılanmışlardı. 108 gün boyunca Sivas Milli Mücadele’nin merkezi olmuştu ve çok önemli kararlar burada alınmıştı. Bir anlamda Cumhuriyet’in temelleri burada atılmış ve Milli Mücadele’nin yol haritası Kongre Binası’nda kararlaştırılmıştı. Sivas’taki aynı ruh aynı heyecan yine sokaklarında ve caddelerinde devam ediyor. Milletimizin bağımsızlık aşkı ve azim aynı şekilde sürüyor. Bizim amacımız da bu ruhu bu heyecanı yaşatmak ve bizden sonraki nesillere aktarmaktır. İnşallah bu amacımızdaki beklentileri karşılayan bir nesil yetiştirebiliriz. Ben bu vesileyle Mustafa Kemal ve tüm Milli Mücadele kahramanlarımızı rahmet ve şükranla anıyorum" dedi.
Altın Portakal’da Onur Ödülleri’nin sahipleri belli oldu
02 Eylül 2025 Salı - 16:10 Altın Portakal’da Onur Ödülleri’nin sahipleri belli oldu Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde bu yılki Onur Ödülleri’nin sahipleri belli oldu. 24 Ekim-2 Kasım 2025 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak festivalde Onur Ödülleri; Serap Aksoy ve Settar Tanrıöğen’e verilecek. 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, Onur Ödülü’ne layık görülen Serap Aksoy, İstanbul Devlet Konservatuvarı Bale Bölümü’nden mezun olduktan sonra Münih Müzik Akademisi’nde eğitimini sürdürdü. Devlet Opera ve Balesi’nde sanat yaşamına başlayan Serap Aksoy, tiyatro, sinema ve televizyon dünyasında 40 yıla yaklaşan kariyeriyle unutulmaz eserlere imza attı. 1983 yılında "Kartallar Yüksek Uçar" dizisiyle ekran yolculuğuna başlayan Aksoy, Atıf Yılmaz’ın yönettiği Değirmen filmiyle sinemaya adım attı. Aksoy, 1987’de "Yaprak Dökümü" dizisinde Fikret karakterini, yine aynı yıl "Yer Demir Gök Bakır" filminde Taşbaş’ın karısı rolünü üstlendi. 1989’da "Kantodan Tangoya" filminde oynadı. 29. Antalya Film Festivali’nde ödül kazandı 1992 yılında Tunç Başaran’ın yönetmenliğini yaptığı "Piano Piano Bacaksız" filminde Kâmile karakterini canlandıran Aksoy, aynı yıl, Yavuz Özkan tarafından yazılıp yönetilen "İki Kadın" filmi ile 29. Antalya Film Festivali, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü kazandı. Film ayrıca 12. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde Yılın En İyi Türk Filmi ödülüne layık görüldü. 1993’te yapımcılığını Zeki Demirkubuz’un yaptığı "C Blok" filminde Tülay karakteriyle Fikret Kuşkan, Selçuk Yöntem ve Zuhal Gencer ile başrolde yer aldı. Piano Piano Bacaksız ve C Blok filmlerindeki unutulmaz rolleriyle Türk sinemasına damgasını vurdu. Aksoy, 1994’te "Geçmişin İzleri" ve 1995’te "Aşk Üzerine Söylenmemiş Her Şey" filmlerinde oynadı. 1999 yılında sahnelenen "Hayal Kurma Oyunları"nda Anne karakterini canlandırdı. Sunuculukta yaptı 2005’te "Aşk Yolu" dizisinde Nigar Yalçıner rolüyle ekranlara dönen sanatçı, 2006’da "Hatırla Sevgili", 2007’de "Kilit" filmi ve "Karayılan" dizisinde rol aldı. 2009’da "Kül ve Ateş" dizisinde Ayten İsfendiyar karakterini, aynı yıl "Sonsuz" filminde Sevim karakterini oynadı. 2010 yılında "Kukuriku - Kadın Krallığı" adlı filmde rol alan Aksoy, 2014’te "Yağmur: Kıyamet Çiçeği" filminde Güllü, yine aynı yıl "Güllerin Savaşı" dizisinde Cahide Hekimoğlu karakterini canlandırdı. Oyunculuğun yanı sıra sunuculuk da yapan Serap Aksoy; Alkışlar", "Merhaba Beyler Talk Show", "Serap’ın Ajandası", "Neredesin" adlı realite show programlarını sundu. Onur Ödülü kazanan diğer isim Settar Tanrıöğen 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, Onur Ödülü’ne layık görülen bir diğer isim olan Settar Tanrıöğen ise oyunculuk kariyerine tiyatro sahnesinde başladı. Tanrıöğen, tiyatroda Bir Demet Tiyatro, Bir Kış Öyküsü, Dünyada Karşılaşmış Gibi (2019), Yedi Kocalı Hürmüz ve Üç Kurşunluk Opera yapımlarında rol aldı. Sinemaya 1996 yılında Yavuz Turgul’un yönettiği Eşkıya filmiyle adım atan Tanrıöğen, sonrasında ise Ardından Yara (1998), Yazı Tura (2003) ve 2 Süper Film Birden (2005) yapımlarında rol aldı. 2005 yılında Takva filmindeki performansıyla sinema kariyerinde önemli bir dönüm noktası yaşayan Tanrıöğen, Hayatımın Kadınısın, Kader, Polis, Nokta ve Vavien (2009) yapımlarında da rol aldı ve sinema kariyerine birçok film ekledi. 2014 yılı kariyerinin dönüm noktası oldu Özellikle Vavien filmindeki performansı ile 2009 yılında 42. Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı. 2010 yılında Çoğunluk filminde canlandırdığı karakterle bir kez daha övgü toplayan Tanrıöğen, bu performansıyla 43. SİYAD Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’ne layık görüldü. Aynı dönemde Gölgeler ve Suretler filmindeki etkileyici oyunculuğu sayesinde, 2011 yılında 22. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı. 2014 yılı, Tanrıöğen’in kariyerinde bir başka dönüm noktası oldu. Yağmur: Kıyamet Çiçeği, Toz Ruhu ve Nergis Hanım filmlerindeki performanslarıyla 21. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’ne değer görüldü. Ayrıca Nergis Hanım filmindeki başarısıyla 2015 yılında Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri’nde Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu Ödülü’nü kazandı. Son dönemde Saklı (2015), Aşıklar Bayramı (2022) ve Bomboş (2023) filmleriyle sinema kariyerine yeni başarılar ekleyen Tanrıöğen, televizyon dizilerinde de unutulmaz karakterlere hayat verdi. 1994 yapımı Aziz Ahmet dizisiyle başladığı televizyon kariyerinde, Bir Aşk Uğruna (1994), Çiçek Taksi (1996) ve Bir Demet Tiyatro (1997) yapımlarıyla devam etti. 1998 yılında İkinci Bahar dizisindeki "Vakkas Resuloğlu" karakteriyle geniş kitleler tarafından tanınan Tanrıöğen, bu başarısını Utanmaz Adam (1998), Güneş Yanıkları (2000), Hızma (2002), Alacakaranlık (2003), Ödünç Hayat(2005) ve Gece Gündüz (2008-2009) projelerle sürdürdü. 2015-2017 yılları arasında yayınlanan Baba Candır dizisindeki "Salih Çelik" karakteriyle izleyicilerin beğenisini kazanan oyuncu, son yıllarda Kızılcık Şerbeti (2022-2024) dizisinde "Abdullah Ünal" karakteriyle televizyon ekranlarında bir kez daha güçlü bir performans sergiledi. Tanrıöğen, Kızıl Goncalar dizisinde "Saatçi Aziz" rolüyle izleyici karşısına çıktı. Settar Tanrıöğen, 2020 yılında "Bir Başkadır" dizisinde canlandırdığı "Ali Sadi Hoca" karakteriyle büyük beğeni topladı. 2024 yılında yayınlanan "Kuvvetli Bir Alkış" dizisiyle dijital dünyadaki başarısını pekiştirdi. 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin "Onur Ödülleri", festivalin 25 Ekim 2025, Cumartesi günü yapılacak açılış töreninde sahiplerine takdim edilecek.
62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde başarı ödülleri Merve Dizdar ve Selahattin Paşalı’ya
02 Eylül 2025 Salı - 16:03 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde başarı ödülleri Merve Dizdar ve Selahattin Paşalı’ya 24 Ekim-2 Kasım 2025 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde; Başarı Ödülleri, Merve Dizdar ve Selahattin Paşalı’ya verilecek. Türkiye’nin en köklü sinema etkinliği Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde başarılı oyunculuk performansları sebebiyle genç aktör ve aktrislere verilen Başarı Ödülleri’nin sahipleri belli oldu. Başarı Ödülleri, bu yıl Merve Dizdar ve Selahattin Paşalı’ya takdim edilecek. Başarı Ödülü’ne layık görülen ve 2010 yılında tiyatro kariyerine başlayan Merve Dizdar, 2017 yılında Stef Smith’in Yutmak oyununda performans sergileyerek ve bu performansıyla Afife Tiyatro Ödülleri’nde "Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu" ödülünü kazandı. Alice Müzikali ile Altın Kelebek Başarı Ödülü’nü kazanan Dizdar, İnsanlar Mekanlar Nesneler oyunuyla 27. Afife Tiyatro Ödülleri’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülüne aday oldu. Altın Portakal’da En İyi Kadın Oyuncu seçildi Sinema kariyerine Cem Davran ile rol aldığı Bir Ses Böler Geceyi filmi ile başlayan Merve Dizdar, 2014 yılında Mandıra Filozofu, 2016 yılında Yok Artık 2, 2017 yılında Organik Aşk Hikâyeleri ve Körfez filmlerinde rol aldı. 2018 yılında Batlır, 2019 yılında Bir Aşk İki Hayat, 2020 yılında Eltilerin Savaşı filmleriyle de kariyer yolcuğuna devam eden Dizdar, 2022 yılında Kar ve Ayı filminde gösterdiği performansıyla Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü ve 10. Boğaziçi Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı. Dizdar, aynı yıl Altın Kelebek En İyi Kadın Oyuncu ödülüne de layık görüldü. Cannes’te ödül alan ilk Türk oyuncu oldu 2023 yılında Kuru Otlar Üstüne filmiyle Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan ilk Türk oyuncu olan Merve Dizdar, aynı yıl Erden Kıral Seçici Kurul Özel Ödülü ve Sinema Yazarları Derneği (SIYAD) En İyi Kadın Oyuncu ödüllerine de layık görüldü. Dijital platformlarda yayınlanan; Yüz (Büyük Günahlar), Sen Hiç Ateş Böceği Gördün mü? dizilerinde de oyunculuk performansını sergileyen Dizdar, 2022 Erşan Kuneri ve 2023 yılında Magarsus isimli dizilerde de rol aldı. Selahattin Paşalı diğer "Başarı Ödülü"nün Sahibi 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Başarı Ödülü’ne layık görülen diğer isim olan Selahattin Paşalı ise oyunculuk kariyerine 2017 yılında ’Kalp Atışı’ isimli dizi ile başladı. Anna Ziegler’in yazdığı Fotoğraf 51 (2018) adlı tiyatro oyununda oynayan Paşalı, 2018 yılında Bir Umut Yeter, 2019 yılında Leke ve 2020 yılında Babil dizilerinde rol aldı. Kariyeri boyunca birçok televizyon dizisinde rol alan Paşalı, dijital platform yapımı Aşk 101 ve Pera Palas’ta Gece Yarısı ile de büyük beğeni topladı. Sinema eleştirmenlerinden övgü Paşalı, 2022 yılında başrolünü Ece Çeşmioğlu ile paylaştığı yönetmenliğini Soner Caner’in üstlendiği Mukavemet adlı filmde ve dünya prömiyerini 75. Cannes Film Festivali’nde yapılan Kurak Günler filminde gösterdiği performansla 59. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandı. Aynı yıl 33. Ankara Film Festivali ve 55. Sinema Yazarları Derneği (SIYAD) tarafından da En İyi Erkek Oyuncu ödülleri ile performansı takdir topladı. Kurak Günler filmiyle 75. Cannes Film Festivali’nde oyunculuğu uluslararası eleştirmenlerden büyük övgü alan Selahattin Paşalı, Kurak Günler ile ayrıca Karlovy Vary ve Saraybosna Film Festivali gibi saygın uluslararası festivallerde Türkiye’yi temsil etti. Ödüller açılış töreninde verilecek 2023 yılında Ömer adlı dizide de rol alan Selahattin Paşalı, 2025 yılında çekimleri tamamlanan ve Orhan Pamuk’un aynı adlı romanından uyarlanan "Masumiyet Müzesi" dizisinde başrolü üstlenerek kariyerinde önemli bir adım attı. Oyuncu, aynı zamanda 2025 yılı itibarıyla bir başka dikkat çekici dizi projesinin de çekimlerini sürdürüyor. 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Başarı Ödülleri, festivalin 25 Ekim 2025, Cumartesi günü yapılacak açılış töreninde sahiplerine takdim edilecek. Festival kapsamında ayrıca "Sinema Emek Ödülü" Feride Çiçekoğlu’na, "Genç Sinemacı Başarı Ödülü" ise Cansu Baydar’a festivalin 25 Ekim 2025, Cumartesi günü yapılacak açılış töreninde takdim edilecek.
Uşak Üniversitesi’nden 1 Eylül Uşak’ın Kurtuluş yıldönümü konferansı
02 Eylül 2025 Salı - 15:52 Uşak Üniversitesi’nden 1 Eylül Uşak’ın Kurtuluş yıldönümü konferansı Uşak Üniversitesi, Uşak’ın Düşman İşgalinden Kurtuluşunun 103. yıl dönümü dolayısıyla "İşgalden Kurtuluşa Uşak" adlı konferans düzenledi. Uşak Üniversitesi YouTube kanalından canlı olarak yayınlanan programda Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Sadiye Tutsak konuşmacı olarak yer aldı. Prof. Dr. Tutsak, konuşmasında Uşak’ın işgal yıllarındaki mücadelesini, kurtuluş sürecinde yaşanan gelişmeleri ve Uşak’ta halkın yaşadıklarını anlattı. Prof. Dr. Sadiye Tutsak konuşmasına ‘‘Muzaffer komutan ve Türkiye Cumhuriyetimizin kurucusu, önderimiz başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün şehit ve gazilerimizin ruhları şad olsun. Mekanları cennet olsun. Günümüzde bu topraklarda huzurla bir devlet çatısı altında yaşıyorsak onların sayesindedir. Bunu hiç unutulmaması ve onların aziz hatırasına sahip çıkmak temel görevimiz olması gerekir’’ diyerek başladı. Uşak’ın işgalinden önce Uşak’taki Kuva-yı Milliye çalışmalarından bahseden Prof. Dr. Tutsak iki cemiyetin teşkilatlanmasının bulunduğunu belirterek ‘‘Bunlardan biri İbrahim Tahtakılıç’ın başkanı olduğu "Müdafaa-i Hukuk Heyet-i Merkeziyesi", diğeri ise Karakol Cemiyeti ile bağlantısı olan "Müdafaa-i Hukuk Heyeti Milliyesidir’’ dedi. Uşak’ın düşman tarafından işgali hakkında da ayrıntılı bilgi veren Prof. Dr. Tutsak, işgal yıllarında Uşak halkının yaşadıklarını anlattı. Uşak’ın iki yıl iki gün Yunan işgali altında kaldığını söyleyen Prof. Dr. Tutsak Uşak’ın Milli Mücadele’nin önemli şehirlerinden biri olduğunu ifade etti. 30 Ağustos 1922 tarihinde kazanılan büyük zafer hakkında bilgi veren Tutsak, "Büyük Zafer, harekât başındaki cephe dikkate alındığında Yunan Ordusu’nun savunma düzenini temelinden sarsmış ve mevcudunun üçte birini savaş dışı bırakmıştır. Her iki taraf da bunun farkında olarak 30 Ağustos 1922 öğle saatlerinden itibaren Dumlupınar ve Banaz ovalarını birbirinden ayıran Karanlık Boğaz’dan başlayarak çetin bir askerî süreç yaşamışlardır. Üç gün içerisinde Uşak topraklarında yaşanan üç muharebe 30 Ağustos Zaferi’ni de daha anlamlı hâle getirmiştir. 1 Eylül 1922’de Uşak’ın kurtuluşu sadece bir şehrin değil, aynı zamanda milletimizin bağımsızlık yolundaki kararlılığının da sembolüdür" dedi. Uşak Üniversitesi, Uşak’ın Düşman İşgalinden Kurtuluşunun 103. yıl dönümü dolayısıyla "İşgalden Kurtuluşa Uşak" adlı konferans düzenledi. Uşak Üniversitesi YouTube kanalından canlı olarak yayınlanan programda Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Sadiye Tutsak konuşmacı olarak yer aldı. Prof. Dr. Tutsak, konuşmasında Uşak’ın işgal yıllarındaki mücadelesini, kurtuluş sürecinde yaşanan gelişmeleri ve Uşak’ta halkın yaşadıklarını anlattı. Prof. Dr. Sadiye Tutsak konuşmasına ‘‘Muzaffer komutan ve Türkiye Cumhuriyetimizin kurucusu, önderimiz başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün şehit ve gazilerimizin ruhları şad olsun. Mekanları cennet olsun. Günümüzde bu topraklarda huzurla bir devlet çatısı altında yaşıyorsak onların sayesindedir. Bunu hiç unutulmaması ve onların aziz hatırasına sahip çıkmak temel görevimiz olması gerekir’’ diyerek başladı. Uşak’ın işgalinden önce Uşak’taki Kuva-yı Milliye çalışmalarından bahseden Prof. Dr. Tutsak iki cemiyetin teşkilatlanmasının bulunduğunu belirterek ‘‘Bunlardan biri İbrahim Tahtakılıç’ın başkanı olduğu "Müdafaa-i Hukuk Heyet-i Merkeziyesi", diğeri ise Karakol Cemiyeti ile bağlantısı olan "Müdafaa-i Hukuk Heyeti Milliyesidir’’ dedi. Uşak’ın düşman tarafından işgali hakkında da ayrıntılı bilgi veren Prof. Dr. Tutsak, işgal yıllarında Uşak halkının yaşadıklarını anlattı. Uşak’ın iki yıl iki gün Yunan işgali altında kaldığını söyleyen Prof. Dr. Tutsak Uşak’ın Milli Mücadele’nin önemli şehirlerinden biri olduğunu ifade etti. 30 Ağustos 1922 tarihinde kazanılan büyük zafer hakkında bilgi veren Tutsak, "Büyük Zafer, harekât başındaki cephe dikkate alındığında Yunan Ordusu’nun savunma düzenini temelinden sarsmış ve mevcudunun üçte birini savaş dışı bırakmıştır. Her iki taraf da bunun farkında olarak 30 Ağustos 1922 öğle saatlerinden itibaren Dumlupınar ve Banaz ovalarını birbirinden ayıran Karanlık Boğaz’dan başlayarak çetin bir askerî süreç yaşamışlardır. Üç gün içerisinde Uşak topraklarında yaşanan üç muharebe 30 Ağustos Zaferi’ni de daha anlamlı hâle getirmiştir. 1 Eylül 1922’de Uşak’ın kurtuluşu sadece bir şehrin değil, aynı zamanda milletimizin bağımsızlık yolundaki kararlılığının da sembolüdür" dedi.