KÜLTÜR SANAT
Kütahya, uluslararası ’bayram’ sempozyumuna ev sahipliği yapacak 18 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:11:41 Kütahya Dumlupınar Üniversitesi bünyesinde 20-21 Mayıs 2026 tarihlerinde düzenlenecek "Uluslararası Din, Tarih, Kültür ve Toplum Boyutları ile Bayram Sempozyumu", yurtiçi ve yurtdışından çok sayıda akademisyeni Kütahya’da buluşturacak. Bayram olgusunun dinî, tarihî, kültürel ve toplumsal yönleriyle ele alınacağı sempozyum, DPÜ İlahiyat Fakültesi ev sahipliğinde gerçekleştirilecek. Sempozyumun açılışı, DPÜ Rektörü Süleyman Kızıltoprak’ın himaye ve ev sahipliğinde, Kütahya protokolünün katılımıyla 20 Mayıs Çarşamba günü İlahiyat Fakültesi Konferans Salonu’nda yapılacak. Açılış programında gerçekleştirilecek protokol konuşmalarının ardından, Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Sosyolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Vejdi Bilgin tarafından açılış konferansı verilecek. Sempozyuma ilişkin açıklamalarda bulunan DPÜ Rektör Yardımcısı ve İlahiyat Fakültesi Dekanı İsmail Yalçın, organizasyona Türkiye’nin yanı sıra Suudi Arabistan, Lübnan, Umman ve Makedonya’dan yaklaşık 50 akademisyenin bildirileriyle katılacağını söyledi. Yalçın, sempozyum kapsamında 10 ayrı oturum düzenleneceğini ve ilahiyat, tarih, sosyoloji, psikoloji, kültür ve edebiyat alanlarında önemli bilimsel çalışmaların sunulacağını ifade etti. Bayramların yalnızca dinî bir ritüel olarak değil, aynı zamanda toplumsal dayanışma, kültürel hafıza ve medeniyet tasavvuru açısından da değerlendirileceğini belirten Yalçın, program kapsamında Hz. Peygamber’in bayram uygulamalarından Osmanlı’daki bayram geleneklerine, bayram namazlarının fıkhî boyutundan modern dünyadaki bayram algısına kadar birçok başlığın ele alınacağını kaydetti. Uluslararası katılımın sempozyuma ayrı bir değer kattığını vurgulayan Yalçın, Arapça ve Türkçe sunumların yapılacağı oturumlarda farklı coğrafyalardaki bayram geleneklerinin karşılaştırmalı şekilde değerlendirileceğini söyledi. Özellikle Balkanlar, Orta Doğu ve Batı toplumlarındaki bayram anlayışlarını konu alan bildirilerin dikkat çekici olacağını ifade eden Yalçın, sempozyumun Kütahya’nın akademik ve kültürel hayatına önemli katkılar sağlayacağını dile getirdi. Yalçın, sempozyuma Kütahya İl Müftülüğü, Kütahya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve DİMAM gibi kurumların destek verdiğini belirtti. Prof. Dr. İsmail Yalçın, akademisyenleri, öğrencileri ve konuya ilgi duyan vatandaşları sempozyuma davet ederek, "Bayram kültürünün geçmişten günümüze taşıdığı anlamı birlikte değerlendirmek üzere herkesi sempozyumumuza bekliyoruz" ifadelerini kullandı.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:08 Hasan Altun’dan 19 Mayıs mesajı Araban Ziraat Odası ve Sarımsak Üretici Birliği Başkanı Hasan Altun, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle kutlama mesajı yayımladı. Hasan Altun mesajında, ’’Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolda en önemli adımlardan birinin atıldığı 19 Mayıs 1919’un, 107’inci yıl dönümünü, Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı olarak bir kez daha coşkuyla ve kıvançla kutluyoruz. Zafere inanmış bir milletin kutlu yürüyüşünün başlangıcı olan 19 Mayıs; aziz milletimizin, Gazi Mustafa Kemal’in öncülüğünde Samsun’dan başlattığı şanlı direnişin miladıdır. Devletimizi muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine çıkarabilme hedefimiz için bize ilham ve güç veren özel günlerden biri olan 19 Mayıs’ın, Atatürk tarafından, gençliğimize bayram olarak armağan edilmesi, geleceğimizin teminatı saydığımız evlatlarımıza verilen önemin en büyük göstergesidir. Milletimizin en büyük zenginliği, gücü ve umudu gençlerimizin bugün de aynı heyecanla, geleceğin devlet yöneticileri, siyasetçileri, eğitimcileri, bilim adamları, sanatçıları ve diğer meslek temsilcileri olarak, ülkemizi; bilimde, fende, ekonomide, uluslararası ilişkilerde, kültürde ve sanatta, eğitimde ve sporda elde edecekleri başarılarla çok daha ileri noktalara taşıyacaklarına yürekten inanıyorum" ifadelerini kullandı.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:02 GAHİB Başkanı Zeynal Abidin Kaplan’dan 19 Mayıs mesajı Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği (GAHİB) Başkanı Zeynal Abidin Kaplan, bir mesaj yayımlayarak 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını kutladı. GAHİB Başkanı Kaplan mesajında, Atatürk’ün Samsun’a çıktığı tarih olan 19 Mayıs 1919’un, Cumhuriyet’in kuruluşuna giden yoldaki ilk adım olduğuna vurgu yaparak, "19 Mayıs 1919, milletimizin bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin başlangıcı, Cumhuriyetimize giden yolun ilk adımıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’da yaktığı kurtuluş meşalesi, aziz milletimizin birlik ve beraberlik ruhuyla büyümüş, ülkemizin geleceğini değiştiren büyük bir mücadeleye dönüşmüştür" ifadelerini kullandı. Başkan Kaplan, mesajında şu ifadelere yer verdi: "Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk gençliğine duyduğu güven ve inanç, bugün de en büyük ilham kaynağımızdır. Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerimizin; bilimde, teknolojide, sanatta ve sporda elde edecekleri başarılarla ülkemizi daha güçlü yarınlara taşıyacağına yürekten inanıyoruz.19 Mayıs ruhu; bağımsızlığa, milli iradeye ve geleceğe duyulan inancın simgesidir. Samsun’da yakılan kurtuluş meşalesi, aradan geçen yıllara rağmen bugün de yolumuzu aydınlatmaya devam etmektedir. Bu anlamlı gün vesilesiyle başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve şükranla anıyor; gençlerimizin ve aziz milletimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını en içten dileklerimle kutluyorum."
LC Waikiki, anaokulu ürünlerini tüketicilere sundu
25 Ağustos 2025 Pazartesi - 11:42 LC Waikiki, anaokulu ürünlerini tüketicilere sundu Minikler için anaokulu heyecanı başlıyor. LC Waikiki’nin rengarenk ve eğlenceli tasarımlarıyla anaokulu için seçenekler sunuyor. LC Waikiki, okul serüveninin ilk adımı olan anaokulu hazırlığı için ailelere seçenekler sunuyor. Markanın canlı renklerle oluşturduğu tasarımları, uygun fiyatlı çeşit çeşit ürünleriyle, yeni sezonda çocukların sevincine ortak oluyor. Yapılan açıklamaya göre, erkek çocuk koleksiyonunda futbol tutkusu, oyun dünyasının vazgeçilmezleri ve sevilen karakterler bir araya geliyor. Marvel, Hot Wheels, Batman ve Minecraft gibi çocukların favorisi lisanslı ürünler, tişörtlerden şortlara uzanan parçalar kombinlere eğlence katıyor. Taraftar temalı tasarımlar ve PlayStation detaylarıyla zenginleşen koleksiyon, çocukları ilgi alanlarıyla buluşturarak özel hissettiriyor. Kız çocuk koleksiyonu ise masal dünyasından ilham alan tasarımlarıyla büyülüyor. Barbie, Hello Kitty ve Frozen gibi çocukların kalbini fetheden lisanslı ürünler, tişörtler ve elbiselere uzanan parçalarla gardıroplara renk katıyor. Parıltılı detaylarla bezeli rengarenk elbiseler, ışıltılı sandaletler, neşeli çantalar ve eğlenceli aksesuarlar, çocukların enerjisine eşlik ederken, okul kombinlerini tamamlıyor. Çocukları anaokuluna hazırlayan çeşitli tasarımların, markanın mağazalarında ve LCW.com adresinde satışa sunulduğu belirtildi.
Müzeler, Elazığ’ın tarihine ışık tuttu
25 Ağustos 2025 Pazartesi - 11:20 Müzeler, Elazığ’ın tarihine ışık tuttu Elazığ’da bulunan müzeler, yaz aylarında binlerce ziyaretçiyi ağırlayarak şehrin tarihine ve kimliğine ışık tuttu. Elazığ Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları’nın "Müzeler Şehri Elazığ" vizyonuyla hayata geçirdiği Harput Musiki Müzesi, Basın Müzesi, Hoca Hasan Hamam Müzesi ve Kent Müzesi, yaz sezonunda hem yerli hem de yabancı ziyaretçilerin yoğun ilgisiyle Elazığ’ın kültürel hayatına değer kazandırdı. Kentin tarihi ve kültürel değerlerini gün yüzüne çıkaran müzeler, ziyaretçilerine sadece bilgi sunmakla kalmazken geçmişle bağ kurma ve Elazığ’ın kadim kültürünü yakından tanıma imkanı sunuyor. Ziyaretçilerin yoğun ilgi göstermeye devam ettiği müzeler, yaz aylarında şehrin turizm potansiyelini de güçlendirerek hareketliliği de artırdı. Medeniyetler merkezi Harput’un köklü musikisini günümüze taşıyan Harput Musiki Müzesi, Harput Konağı’nda kapılarını müzikseverlere açarak adeta misafirlerini geçmişe bir kültür yolculuğuna çıkartıyor. Müze, Elazığ’ın musikisini her yaştan vatandaşa tanıtırken, gelecek nesillere aktarılmasını hedefliyor. Yıl içerisinde Harput Musiki Müzesi’nde gerçekleştirilen Kürsübaşı konserleri de Harput musikisinin ruhunu yaşatmaya devam ediyor. Harput’un tarihi dokusunu yaşatan Sağir Müftü Konağı, "Müzeler Şehri Elazığ" projesi kapsamında Basın Müzesi olarak yeniden şehre kazandırıldı. Elazığ’ın basın belleğine katkı sunan müze, geçmişten günümüze uzanan basın tarihinin hafızasını saklı tutuyor. Mehmet Topal Basın Müzesi’nde baskı kalıplarından matbaaya, haberleşme araçlarından gazete ve dergilere kadar birçok basın ve yayın materyali sergilenirken, şehrin basın tarihini merak eden ziyaretçilere eşsiz bir deneyim sunuyor. Yüzyıllar boyunca Harput’un simgelerinden biri olan Hoca Hasan Hamamı, Elazığ Belediyesi’nin restorasyon çalışmalarıyla yeniden şehre kazandırılarak müze olarak hizmet vermeye devam ediyor. Tarihi dokusunu koruyarak geleceğe taşınan yapı hamam geleneğinin izlerini taşırken, bal mumu heykeller, dönemin hamam malzemeleri, kazılar sonucu ortaya çıkan kurna ve bazı malzemeler müzede sergileniyor. Osmanlı’nın eşsiz sanatsal mimarisinin yansıtıldığı müze konuklarını tarihte yolculuğa çıkartırken, yaz döneminde düzenlenen Kürsübaşı konserleri de vatandaşların keyifli akşamlar yaşamasını sağlıyor. Bir asırdan fazla bir geçmişe sahip olan ve son olarak Elazığ Valiliği hizmet binası olarak kullanılan tescilli tarihi yapı, başlatılan restorasyon çalışmaları ile Kent Müzesi olarak düzenlendi. Kent hafızasını yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla faaliyete başlayan iki katlı tarihi yapı, şehrin kültürel mirasını bütün yönleriyle yansıtan bir kültür ve turizm yapısına dönüştü, Yapının zemin katında yer alan tematik galeride, Harput’un binlerce yıllık tarih yolculuğu kronolojik bir anlatımla sunulurken, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte ilin eğitim serüveni, kent belleği ve Atatürk’ün şehre dair izleri özel bölümlerle ziyaretçilere aktarılıyor. Üst katta ise kente özgü dokuma gelenekleri, mutfak kültürü, müzik mirası, geleneksel giyim tarzları, el sanatları, sağlık ve eczacılık tarihi, sarraflık, kalaycılık, madencilik, endemik bitki çeşitliliği ve kök boyama gibi pek çok değer, özgün minyatürler ve detaylı modellemelerle yaşatılıyor. Şehir merkezinde yer alan Kent Müzesi de sanatseverler tarafından yaz döneminde yoğun ilgi gören turizm noktalarından biri oldu.
Battalgazi’de Arslantepe ve Kadın odaklı çalıştay düzenlendi
25 Ağustos 2025 Pazartesi - 11:18 Battalgazi’de Arslantepe ve Kadın odaklı çalıştay düzenlendi Malatya’nın Battalgazi ilçesinde, UNESCO Dünya Mirası Arslantepe’nin kadınların ekonomik ve sosyal hayata katılımına sağlayacağı katkılar, düzenlenen çalıştayda masaya yatırıldı. Battalgazi Belediyesi Kent Tarihi ve Tanıtım Müdürlüğü’nün ev sahipliğinde "Arslantepe Dünya Mirasının Yerelde Sosyoekonomiye Katkıları" başlığıyla gerçekleştirilen çalıştay, Battalgazi Belediyesi Hizmet Binası toplantı salonunda yapıldı. Çalıştayda, Arslantepe’de kadın odaklı kültürel miras çalışmaları ve bu alanda yapılabilecek iş birlikleri gündeme geldi. Toplantıda, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Arslantepe’nin yerel halkla etkileşimleri, Orduzulu kadınların miras sürecine katılımı, kültürel miras odaklı ekonomik kalkınma imkanları, kadın istihdamının artırılması ve eğitim süreçlerinin geliştirilmesi konuları değerlendirildi. Kazı heyeti adına Roma La Sapienza Üniversitesi’nden Prof. Dr. Francesca Balossi Restelli, Prof. Dr. Lucia Mori ve Doç. Dr. Aysun Tuna, yürütülen çalışmaları katılımcılarla paylaşarak kadınların sürece aktif katılımının önemine dikkat çekti. Çalıştaya, Malatya Kadın Girişimciler Kurulu, Kadın Destek Merkezi, AK Parti Kadın Kolları ile çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı. Katılımcılar, kadın istihdamına yönelik projelerin Arslantepe mirasıyla birlikte ele alınması gerektiğini belirterek eğitim programları, kooperatifleşme ve yerel ürünlerin ekonomik değere dönüştürülmesi önerilerinde bulundu.
Külle kaynayan lezzet, imece usulüyle sofralara taşınıyor
25 Ağustos 2025 Pazartesi - 10:33 Külle kaynayan lezzet, imece usulüyle sofralara taşınıyor Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde, geleneksel pekmez üretimi başladı. Aileler, bağlardan topladıkları üzümleri imeceyle işliyor, asırlık yöntemlerle saatlerce süren emeğin sonunda pekmeze dönüştürüyor. Gazipaşa ilçesine bağlı Göçük Mahallesi’nde geleneksel üzüm pekmezi yapımı başladı. Ailelerin imece usulüyle sürdürdüğü bu kültürel üretim, üzüm bağlarından başlayan uzun bir sürecin ürünü. Önce üzüm bağlarında olgunlaşan salkımlar özenle toplanıyor. Kovalarla evlere taşınan üzümler, mahallede ’şırakmana’ olarak bilinen, beton zeminle kaplı küçük havuzlara boşaltılıyor. Burada çürüklerinden ayıklanan üzümler, daha sonra çizme giyilerek ayakla eziliyor. Ezme işlemiyle birlikte akan üzüm suyu, yani ’şıra’, özel kanallardan süzülerek kazana aktarılıyor. Külle kaynayan lezzet Kazanda toplanan üzüm şırasına birer avuç odun külü ekleniyor. Bu işlem, şıranın berraklaşmasını sağlarken kaynama sürecini de destekliyor. Yavaş yavaş kaynamaya başlayan karışımın üzerinde oluşan siyah köpükler sürekli alınarak saflaştırma sağlanıyor. İlk kaynatmanın ardından şıra, birkaç saat dinlenmeye bırakılıyor. Dinlenme sürecinde tortular dibe çökerken, yüzeye çıkan berrak sıvı yeniden hortumla alınarak ikinci kez büyük tavada kaynatılıyor. Bu son aşamada şıranın koyuluğu, rengi ve kıvamı sık sık kontrol ediliyor. Olgunlaşan pekmez, soğutularak cam veya plastik kaplara dolduruluyor. Bir süre dinlendirildikten sonra tüketilmeye hazır hale geliyor. Yapım aşamasını anlattı Göçük Mahallesi sakini Ahmet Kaplan, bu süreci yıllardır aynı şekilde sürdürdüklerini belirterek, "Çocuklarımızı topladık, kovalarımızı, paketlerimizi getirdik. Üzümlerimizi toplamaya başladık. Betondan bir yer yaparız, burada şırakmana deriz. Onun içine dökeriz, çürüğünü ayıklarız. Ondan sonra ayaklarımıza birer çizme giyer, dep ederiz, tepmenin gözünü. Şıra akmaya başlar. Üzümün içinde şıra bitinceye kadar teperiz. Sonra onu bir kazana koyarız. Kazana bir avuç kül atarız. Kül attıktan sonra onu ocakta kaynatırız. Siyah bir köpük gelir üstüne. Tam biraz kaynar, kaynadıktan sonra indiririz. İndirdikten sonra o çöküme alınır. Orada iki üç saat var. İstersen bir akşam, istersen akşamla indir, sabahla. Çökümü al. Oradan, o çöktü müydü ya, içine bir hortum atarız. Şıra temizce gelir. Şıra geldi miydi, onu getiririz" dedi. "2-3 saat kaynar" Zorlu emeğin ardından üzüm şıralarının 3 saat kaynatıldığını söyleyen Kaplan, "Tavamıza döker, başlarız ateşlemeye. Ateşleriz. Kayna babam, kayna babam, iki üç saat kaynar. Kaynadıktan sonra pekmezin rengine bakarız. Cıvıklığına, katılaşmasına, koyulaşmasına, onlara bakarız. Olmuşsa onu indiririz. Tam manasıyla kaynattığımız pekmezleri temiz bir kaba koyarız. Pekmezimizi bir yerde 15 gün bekletiriz. Ondan sonra yüzünden alırsın fıçılara katarsın, eşine dostuma verirsin, yersin, içersin, böylece işimizi bitiririz" ifadelerini kullandı. Baba ocağında pekmez mesaisi Kaplan’ın kızı Elmas Bayrakçı da aile üretimine katkı vermek üzere baba ocağına döndüğünü söyledi. Bayrakçı, "Bugün pekmez kaynatıyorum baba ocağında. Önce üzümleri makasla topluyoruz. Sonra şırakmanaya döküyoruz, çiğniyoruz. Kazana süzülen şıraları alıp kül ekliyoruz. Dinlendirdikten sonra tavalarda kaynatıyor ve pekmez haline getiriyoruz" şeklinde konuştu.
Karagöz Bursalıların gönlüne perde kurdu
25 Ağustos 2025 Pazartesi - 10:29 Karagöz Bursalıların gönlüne perde kurdu Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından UNIMA Türkiye iş birliğinde gerçekleştirilen Türkiye Bursa Karagöz Buluşması, 3 gün boyunca kentin 7 farklı noktasında binlerce kişiye Karagöz’ün mizahi diliyle keyifli anlar yaşattı. Kentin 7 ayrı noktasında gölge oyunu Bursa’nın sahip olduğu zengin kültürel mirası gelecek kuşaklara aktarmak ve tüm dünyaya tanıtmak için çalışmalarını sürdüren Büyükşehir Belediyesi, kentin simgelerinden olan Karagöz’ü doğduğu şehirde Bursalılarla buluşturdu. Büyükşehir Belediyesi ve UNIMA Türkiye iş birliğinde düzenlenen Türkiye Bursa Karagöz Buluşması, 21-23 Ağustos tarihleri arasında Türkiye’nin farklı noktalarından 45 usta ve 14 hayalinin katılımıyla kentin 7 ayrı noktasında gölgeyle ışığın masalsı buluşmasını perdeye yansıttı. Karagöz, her yaştan insanı gülümsetti Zindankapı, Karagöz Müzesi, Tarihi Pınarbaşı Parkı, Reşat Oyal Kültürparkı, Hüdavendigâr Kent Parkı, Temenyeri Parkı ve Teoman Özalp Parkı’nda perdeye yansıtılan Karagöz gösterileri, 7’den 70’e tüm Bursalılara yıldızların altında keyifli anlar yaşattı. Gölge oyununu kahkahalar eşliğinde izleyen çocuklar, Karagöz’ün mizahi diliyle eğlence dolu anlar yaşadı. Buluşmalara büyük ilgi gösteren yetişkinler ise, Karagöz gösterileriyle tekrar çocukluk yıllarına dönerek hoşça vakit geçirdi. Gösterilere 3 gün boyunca yoğun ilgi gösteren vatandaşlar, etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçenlere ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’e teşekkür etti.
Mardin’in sanat çınarı 47 yıldır müziğe yön vermeye devam ediyor
25 Ağustos 2025 Pazartesi - 10:16 Mardin’in sanat çınarı 47 yıldır müziğe yön vermeye devam ediyor Mardin’de 47 yıldır müzikle uğraşan 74 yaşındaki usta sanatçı Sabahattin Onar, sahne yoğunluğunu azaltmasına rağmen mesleğini sürdürmeye devam ediyor. Makine mühendisi olmak isterken okutulmayan ve kendi çabalarıyla müziğe yönelen Sabahattin Onar, 1977 yılında düğünlerde sahne almaya başladı. Yıllarca haftanın altı günü düğünlerde mikrofon başına geçen sanatçı, kısa sürede Mardinlilerin sevgisini kazandı. Sahnelerden çekilmese de ofisinde sevenlerini ağırladığını belirten Onar, sanat dolu günlerini, hayatına neşe katan kedisi Boncuk ile paylaşıyor. Sanatına olan tutkusundan bahseden Onar, "Artık müziği bırakmaya karar verdim. Ofisimde oturuyorum ama mesleğim olan müziği yine de sürdürüyorum. Yerli, yabancı birçok insan ziyaretime geliyor. En sonunda müziği bıraksam da sevenlerim beni bırakmadı. Sahnede şarkı söylemek bana tarifsiz duygular hissettiriyor. Ben şarkılara duygularımı kattığım için karşımda ağlayan insanları görünce hem hüzünleniyor hem de mutlu oluyorum. Çünkü onlara bir şeyler verebildiğimi hissediyorum. Çok çırak yetiştirdim, Mardin’in sanatçılarının neredeyse yüzde 90’ı elimden geçmiştir. Yeni nesil sanatçılara tavsiyem şudur, maddiyatı ikinci planda tutsunlar. İlk parayı alınca sanat gösterilmiyor. Önce sanat gelir, sonra maddiyat zaten arkasından akıp gelir" diye konuştu. Usta sanatçı, sanat müziğinin en ince ayrıntısına, en ağır şarkısına kadar icra ettiği için bütün sanatçıları sevdiğini söyledi.
300 yıllık tarihi evini restore edip müzeye çevirerek ziyaretçilere ücretsiz açtı
25 Ağustos 2025 Pazartesi - 10:09 300 yıllık tarihi evini restore edip müzeye çevirerek ziyaretçilere ücretsiz açtı Isparta Eğirdir’de restore ettirdiği 300 yıllık tarihi evini adeta bir müzeye çeviren emekli akademisyen Dr. Mehmet Gürdal, "Vasiyetim, bu evin ziyaret edilerek dönemin yaşam tarzının, kullanılan eşyaların ve kültürel mirasın gelecek nesiller tarafından görülmesidir" dedi. Eğirdir Kale Mahallesi’ndeki 300 yıllık evini restore ettiren Dr. Mehmet Gürdal, hem çocukluk hatıralarını hem de akademik hayatındaki başarılarını sergiliyor. Gürdal, eviyle ilgili en büyük arzusunun Eğirdir’in kültürel mirasını gelecek kuşaklara aktarmak olduğunu belirtti. Eserleri Türkiye’de birçok okulda ders kitabı olarak yer alıyor 78 yaşındaki Dr. Gürdal, Ege Üniversitesi İşletme Fakültesi Turizm Anabilim Dalı’nı hem bölüm hem fakülte birincisi olarak tamamladı. Akademik hayatında asistanlıktan doçentliğe uzanan bir yol izleyen Gürdal’ın turizm alanında yazdığı altı kitabı Türkiye’de birçok üniversitede ders kitabı olarak yer aldı. "O günler bizim için çok kıymetliydi" Çocukluğunun göl kenarında geçtiğini anlatan Gürdal, "Biz çocukken Poyraz’ın sesiyle, göldeki dalgaların sesiyle uyurduk. Üç dört yaşımıza geldiğimizde yüzmeyi öğrendik. O günler bizim için çok kıymetliydi" dedi. "Vasiyetim bu evin gelecek nesillere kalması" Son 12 yıldır Eğirdir’de yaşamını sürdüren Gürdal, evin tarihini de araştırdığını ifade ederek, "e-Devlet kayıtlarından ulaştığım 1870-1871 tarihli belge, evimizin 300 yıllık tarihini doğruluyor. Bu evin, dönemin yaşam tarzını yansıtacak şekilde gelecek nesillere kalmasını istiyorum. Vasiyetim, bu evin ziyaret edilerek dönemin yaşam tarzının, kullanılan eşyaların ve kültürel mirasın gelecek nesiller tarafından görülmesidir" diye konuştu. Eğirdir sevdalısı Mehmet Gürdal, müzeye çevirdiği evini ücretsiz olarak ziyaretçilere açtığını, herkesin gelip eski Eğirdir evlerinin nasıl olduğunu görmesini istediğini ve bu evi gelecek nesillere miras bırakmayı amaçladığını söyledi.
300 yıllık tarihi evini restore edip müzeye çevirerek ziyaretçilere ücretsiz açtı
25 Ağustos 2025 Pazartesi - 10:05 300 yıllık tarihi evini restore edip müzeye çevirerek ziyaretçilere ücretsiz açtı Eğirdir’de yaşayan emekli akademisyen restore ettirdiği 300 yıllık tarihi evini adeta bir müzeye çevirdi. Dr.Mehmet Gürdal, "Vasiyetim, bu evin ziyaret edilerek dönemin yaşam tarzının, kullanılan eşyaların ve kültürel mirasın gelecek nesiller tarafından görülmesidir" dedi. Eğirdir Kale Mahallesi’nde bulunan 300 yıllık evini restore ettiren Dr. Mehmet Gürdal, hem çocukluk anılarını hem de akademik hayatındaki başarılarını sergiliyor. Gürdal, eviyle ilgili en büyük arzusunun Eğirdir’in kültürel mirasını gelecek kuşaklara aktarmak olduğunu belirtti. Yazdığı kitaplar Türkiye’de birçok okulda ders kitabı olarak yer alıyor 78 yaşındaki Dr. Gürdal, Ege Üniversitesi İşletme Fakültesi Turizm Anabilim Dalı’nı hem bölüm hem fakülte birincisi olarak tamamladı. Akademik hayatında asistanlıktan doçentliğe uzanan bir yol izleyen Gürdal, turizm alanında yazdığı altı kitabıyla Türkiye’de birçok üniversitede ders kitabı olarak yer aldı. "O günler bizim için çok kıymetliydi" Çocukluğunun göl kenarında geçtiğini anlatan Gürdal, "Biz çocukken Poyraz’ın sesiyle, göldeki dalgaların sesiyle uyurduk. Üç dört yaşımıza geldiğimizde yüzmeyi öğrendik. O günler bizim için çok kıymetliydi" dedi. "Vasiyetim bu evin gelecek nesillere kalması" Eğirdir sevdalısı son 12 yıldır Eğirdir’de yaşamını sürdüren Gürdal, evin tarihini de araştırdığını ifade ederek, "e-Devlet kayıtlarından ulaştığım 1870-1871 tarihli belge, evimizin 300 yıllık tarihini doğruluyor. Bu evin, dönemin yaşam tarzını yansıtacak şekilde gelecek nesillere kalmasını istiyorum. Vasiyetim, bu evin ziyaret edilerek dönemin yaşam tarzının, kullanılan eşyaların ve kültürel mirasın gelecek nesiller tarafından görülmesidir" diye konuştu. Mehmet Gürdal, müzeye çevirdiği evini ücretsiz olarak ziyaretçilere açtığını, herkesin gelip eski Eğirdir evlerinin nasıl olduğunu görmesini istediğini ve bu evi gelecek nesillere miras bırakmayı amaçladığını söyledi.
Küllüoba Höyüğü’ndeki mezarlık alanda yapılan arkeolojik çalışmaların ilginç sonuçları
25 Ağustos 2025 Pazartesi - 09:53 Küllüoba Höyüğü’ndeki mezarlık alanda yapılan arkeolojik çalışmaların ilginç sonuçları Eskişehir’de milattan önce 3200-3300 yılları arasında ilk defa yerleşildiği değerlendirilen Küllüoba Höyüğü’ndeki mezarlık alanında yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda, bölgedeki çocuk ölüm oranının yüksek olduğu tespit edildi. Ayrıca, kafalarına sert bir cisimle vurulup öldürülerek taş sanduka mezara gömülen 34 yaşlarında bir erkek ve 12 yaşlarında bir çocuğun iskeletlerine ulaşıldı. Seyitgazi ilçesine bağlı Yenikent Mahallesinde bulunan Küllüoba Höyüğü’nde yapılan arkeolojik çalışmalarla, yaklaşık 5200 yıl önce bölgede yaşayan insan toplulukları hakkında önemli veriler elde ediliyor. Höyükteki mezarlık alanında dallarında uzman olan görevliler tarafından çalışmalar sürdürülürken, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Türktekin bazı önemli bulgulara değindi. Bölgede 160’dan fazla iskeletin ortaya çıkartıldığını belirten Prof. Dr. Türktekin, tahıl ağırlıklı bir tüketimin yaygın olduğunu ancak sosyal hiyerarşide de bazı farklılıklar görüldüğünü, ayrıca protein ağırlıklı beslenen kişilerin bulunduğunu ve onların farklı bir şekilde gömüldüklerinin ortaya çıkarıldığını söyledi. Bölgede çocuk ölümünün çok fazla olduğunu tespit ettiklerini dile getirerek sosyal çatışmalar yaşandığına dair örneklerin bulunduğunu da anlatan Türktekin, kafalarına sert bir cisimle vurulup öldürülerek taş sanduka mezara gömülen 34 yaşlarında bir erkek ve 12 yaşlarında bir çocuğun iskeletlerine ulaşıldığı bilgisini paylaştı. "Çocuk ölümünün çok fazla olduğunu burada tespit etmiştik" Küllüoba Höyüğü’ndeki mezarlık alanında çok önemli veriler elde ettiklerini dile getiren Prof. Dr. Murat Türktekin, "Burası bize insanların yaşamıyla ve besinleriyle ilgili çok önemli veriler sunmuştu. O nedenle çalışmaya devam ediyoruz. Mezarlık, milattan önce 3200-2900 aralığında tarihleniyor. Yani, bu gömülmüş evlerin bulunduğu alanla aslında çağdaş ve yaklaşık 100 metre ötesinde. Burada 160’dan fazla birey ortaya çıkarıldı. Bu bireyler üzerinde yaptığımız incelemelerde tahıl ağırlıklı bir tüketimin yaygın olduğunu ancak sosyal hiyerarşide de bazı farklılıkların olduğunu, bazı protein ağırlıklı beslenen kişilerin de bulunduğunu ve hatta onların farklı bir şekilde gömüldüklerinde ortaya çıkardık. Özellikle diş antropologların yaptığı diş incelemeleri bize bunu gösterdi. Yine çocuk ölümünün çok fazla olduğunu burada tespit etmiştik. Zaman zaman sosyal çatışmaların yaşandığını gösteren örneklerimiz de burada bulunuyordu. Bu nedenle de burada yine çalışmalara devam ediyoruz. Özellikle tabii 2900 yılında tespit etmiş olduğumuz bir taş sanduka mezar var. Taş sanduka mezar içerisinde 2 kişi gömülmüş. Birisi 31 yaşlarında bir erkek, diğeri de 12 yaşlarında bir çocuk. Bunların özelliği, ikisinin de kafalarına sert bir cisimle vurularak öldürülmüş olmaları. Bu sanki bir baba-oğul veya yönetici olarak, belki bir konumları varsa ya da soyun önüne geçmek için gerçekleştirilmiş olmalı diye düşünüyoruz. Yerleşmede böyle bir çatışma süreci yaşanmış gibi görünüyor" dedi. "Taş sanduka mezara gömülen 2 birey küt bir silahla öldürülmüş" Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü Araştırma Görevlisi Dr. Demet Delibaş ise şunları söyledi: "Burada erken tunç çağ mezarlığını kazıyoruz. Burada yaklaşık 160 iskelet çıkardık. Bu iskeletleri Hacettepe Üniversitesi Biyolojik Antropoloji Laboratuvarı’nda inceleyerek Küllüoba insanlarının yaşam biçimlerini anlamaya çalışıyoruz. Ölü gömme geleneklerini anlamaya çalışıyoruz. Ölü gömme geleneği küllü obada çeşitli taş sanduka mezarlar, basit toprak mezarlar var. Pitos mezar var. O bir kültürel çeşitliliğin göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Dönem insanlarının nasıl yaşadıklarını, gündelik hayatlarının, beslenme biçimlerinin nasıl olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Herhangi bir savaş, şiddet izi var mı diye araştırmalarımızı yürütüyoruz. Taş sanduka mezarda, 2 bireyde şiddetin izleri var. İkisi de küt bir silahla öldürülmüş bireyler. Bu tarz verilerin mezarlığın ilerleyen aşamalarında iskeletlerimiz çoğaldıkça artacağını düşünüyoruz."