KÜLTÜR SANAT - 25 Mart 2026 Çarşamba 09:21

Hisarcık’ta kültür varlığı statüsündeki binalar risk oluşturuyor

A
A
A
Hisarcık’ta kültür varlığı statüsündeki binalar risk oluşturuyor

Kütahya’nın Hisarcık ilçesinde, Kütahya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu uzmanlarınca tescil edilen kültür varlığı niteliği taşıyan bazı binaların, yayalar ve araç trafiği açısından ciddi can ve mal güvenliği riski oluşturduğu iddia edildi. İlçede 40-50 yıllık bazı evlerin de kültür varlığı statüsüne alındığı öne sürüldü.


Halen korunması gerekli kültür varlığı niteliği taşıyan 72 binanın bulunduğu ilçede, bina sahipleri hiçbir tarihi kriter taşımadığını savundukları yapıların da kurul tarafından tescillendiğini belirtiyor. Kültür varlığı statüsündeki evinin 1969 yılında yapıldığını söyleyen Mehmet Ali Uludoğan, "Hiçbir tarihi özelliği bulunmayan taş ve kerpiçten yapılma binamız, 2015 yılında Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından kültür varlığı olarak tescillendi. O dönemde yaptığımız itiraz sonucu tescil kaldırıldı. Ancak iki yıl sonra yeniden değerlendirilerek tekrar tescil edildi. Tescili kaldırılan bazı kişiler binalarını yıktı ve tekrar tescil edilmedi. Biz ise ileride değerlendirmek için yıkmamıştık, bu nedenle yeniden tescile maruz kaldık. Bölge İdare Mahkemesine itiraz ettik fakat sonuç alamadık. Şu an bu binalar ilçemizin kanayan yarası. 40-50 yıllık, çatlaklarla dolu ve her an yıkılabilecek durumdalar. Bu şekilde kalmaları bizim için ekonomik kayıp. Yetkililerden tescile değer olmayan binaların yeniden incelenmesini istiyoruz" dedi.


İlçedeki bina sahipleri, özellikle kullanılmayan ve atıl durumda olan yapıların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, sanatsal veya tarihi değeri bulunmayan binaların kontrollü şekilde yıkılması, mimari özelliği bulunan yapıların ise restore edilerek korunması gerektiğini ifade etti.


Vatandaşlar, bakımsızlık ve iklim şartları nedeniyle kendiliğinden yıkılma riski bulunan bu yapıların, ileride olabilecek bir çökme durumunda can kaybına ve araçlarda maddi hasara yol açabileceğini belirterek yetkililerden acil önlem alınmasını istedi.


İlçede halen korunması gerekli kültür varlığı statüsünde 72 eski bina bulunduğu bildirildi.



Hisarcık’ta kültür varlığı statüsündeki binalar risk oluşturuyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Muğla Akyaka’da yanan alan fidanlarla yeşeriyor Muğla’nın Akyaka ile Akbük arasındaki Turnalı mevkiinde 18 Ekim 2024 tarihinde başlayıp üç gün süren yangında zarar gören alan, Orman Haftası etkinlikleri kapsamında yeniden yeşillendiriliyor. Orman yangınlarının ardından başlatılan rehabilitasyon ve ağaçlandırma çalışmaları, zarar gören alanların yeniden doğaya kazandırılmasında büyük önem taşıyor. Bu kapsamda, bölgedeki tahribatın izlerinin silinmesi ve ekosistemin yeniden canlandırılması amacıyla çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Orman Haftası etkinlikleri kapsamında bölgede 350 adet kızılçam fidanı toprakla buluşturularak, yangından etkilenen bölgenin yeniden kazanılması için önemli bir adım atıldı. Yapılan çalışmalarla birlikte bölgenin eski doğal yapısına kavuşturulması hedeflenirken, doğayı koruma ve ağaçlandırma faaliyetlerinin aralıksız süreceği ifade edildi. Törene katılan Muğla Vali Yardımcısı Murat Sarı, "Bizim geleceğe aktarmamız gereken en önemli mirasımız ormanlardır. Çocuklarımıza da bu bilinci aşılamalıyız. Bu kapsamda bu tören ile birlikte 350 adet fidanı toprakla buluşturuyoruz. Hedefimiz hiç solmayan ve devamlı yeşil kalan bir Türkiye. Muğla ilimizde ormansız yeşil alansız yer bırakmamak için çalışıyoruz. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum" ifadelerine yer verdi. Etkinliğe orman personelinin yanı sıra öğrenciler, adliye çalışanları ve jandarma ekipleri katıldı.
Ankara Bakan Yumaklı: "Barajlar bir milletin yarınına yazdığı güven mektuplarıdır" Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, "Barajlar betondan ibaret değildir. Barajlar bir milletin yarınına yazdığı güven mektuplarıdır. Bugün Devlet Su İşleri yalnızca bir kurum değildir. Türkiye’nin suyla atan kalbidir" dedi. Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü Konferans Salonu’nda düzenlenen ‘2026 Dünya Su Günü’ programına katıldı. Programda bir konuşma gerçekleştiren Bakan Yumaklı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararıyla her yıl 22 Mart’ta kutlanan Dünya Su Günü’nün bu yılki temasının ‘su ve insan’ olarak belirlendiğini kaydederek, "Bu tema aslında insanlık tarihinin en eski gerçeğini bize hatırlatmış durumda. İnsan suyla var olmuştur, suyla medeniyet kurmuştur, suyla kalkınmıştır. Su sadece bir doğal kaynak değildir. Su; hayatın kendisidir. Sağlıktır, gıdadır, enerjidir, güvenliktir ve gelecektir. Bugün burada sadece suyu konuşmak için değil; suyun içinde saklı olan insanlık hikayesini konuşmak için bir aradayız. İnsanlık tarihi bize çok net bir gerçeği gösteriyor. Su, tarihin hem mürekkebi hem de kağıdı olmuştur. Mısır’da binlerce yıl önce suyu yükseltmek için kullanılan ‘Arşimet Vidası’nın yakın zamanlara kadar kullanıldığını hepimiz biliyoruz. Bu, insanlığın en eski ‘teknoloji’ cümlelerinden biridir; ‘Suyu yerinde tutamazsan, onu akılla yükseltirsin.’ Mezopotamya’da insanlar suyu akıllarıyla yönetirlerdi. Şehir planlarının içinde su yollarının isimleri yazılıydı. Yani insanlık suyu sadece kazmayla değil, aklıyla yönetmeye başlamıştı. Anadolu’ya baktığımızda ise bu hikâye daha gurur verici bir hal alır. Dünya Sulama Mirası Listesi’ne girmiş Çorum’daki Hitit Barajı yaklaşık 3 bin 200 yıl önce inşa edildi. Yine aynı listede yer alan Van’daki Şamran Kanalı, 53 kilometre boyunca suyu hayatla buluşturdu ve bugün halen kullanılmaktadır. Bu eserler bize şunu gösteriyor; su yönetimi, medeniyet yönetimidir" diye konuştu. "Barajlar bir milletin yarınına yazdığı güven mektuplarıdır" Osmanlı döneminde İstanbul’a su taşıyan kemerler, çeşmeler ve su yolları yalnızca mühendislik eserleri olmadığını vurgulayan Bakan Yumaklı, Osmanlı Devleti’nin, su için özel bir Su Nezareti kurduğunu belirtti. Yumaklı, Cumhuriyet döneminde ise bu anlayışın kurumsallaştığını ifade ederek, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘İktisadiyatımızın ana tedbirlerinden olan Su İşleri umumi idaresinin fenni kabiliyet ve kudreti, çok sağlam kurulmalıdır’ sözünü hatırlattı. Yumaklı, bugün DSİ’nin bu vizyonun devamı olduğunu aktararak, şu ifadelere yer verdi: "Seyhan Barajı’ndan Keban’a, Keban’dan Atatürk Barajı’na, Atatürk’ten Yusufeli’ne kadar uzanan bu büyük eserler zinciri, bize bir gerçeği gösterir; barajlar betondan ibaret değildir. Barajlar bir milletin yarınına yazdığı güven mektuplarıdır. Bugün Devlet Su İşleri yalnızca bir kurum değildir. Türkiye’nin suyla atan kalbidir. 81 ilde faaliyet gösteren 25 bölge müdürlüğümüz ve yaklaşık 24 bin kişilik büyük bir emek ordusu ile; Bir baraj şantiyesinde, bir sulama kanalında, bir taşkın anında, bir içme suyu hattında çalışıyoruz. Bu emek ordusuyla, Cumhuriyetimizin kuruluşundan itibaren 7,7 trilyon lira maliyetli 18 binden fazla su tesisi hizmete alınmıştır. Bunların içinde; bin 800’den fazla baraj ve gölet, 3 bin 600’den fazla sulama tesisi, 11 binden fazla taşkın kontrol tesisi, yüzlerce içme suyu ve enerji tesisi bulunmaktadır. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde son 23 yılda yapılan yatırımlar ise tüm yatırımların yüzde 60’ından fazlasını oluşturmaktadır. Bu yatırımların anlamı şudur; tarlaya su gitmesi, şehirde musluğun akması, fabrikada üretimin durmaması ve vatandaşın güven içinde yaşaması. Bugün; 7,3 milyon hektar tarım alanı sulamaya açılmış, 183,7 milyar metreküp su depolanmış, 5,5 milyar metreküp yıllık içme suyu sağlanmış, 11 bin 237 adet taşkın kontrol tesisi yapılmış, 7,8 milyon hektar alanda arazi toplulaştırma çalışmaları tamamlanmış, HES kurulu gücümüz ise 32 bin 500 megavata ulaşmıştır." "Son 23 yılda döşenen boruların uzunluğu 120 bin kilometreyi geçti" Artık dünyanın, iklimin, yağış düzenlerinin değiştiğini dile getiren Yumaklı, bu nedenle modern sulama sistemlerini yaygınlaştırdıklarını söyleyerek, "Basınçlı borulu sistemler sayesinde yılda, yaklaşık 10 milyar metreküp su tasarrufu sağlıyoruz. Son 23 yılda döşenen boruların uzunluğu 120 bin kilometreyi geçti. Bu borularla dünyanın etrafını üç kez dolaşabilirsiniz. Artık suyu yalnızca borularla değil, veriyle de yönetiyoruz. Yapay zeka destekli sistemlerle; toprak nemini ölçüyor, yağışı takip ediyor, sulamayı otomatik olarak yönetiyoruz. Çünkü gelecekte su, yalnızca bulunan değil, yönetilen bir kaynak olacaktır. Bir ülkenin gerçek gücü bazen gözle görülmez. O güç, dağların arasında saklı bir barajda, kilometrelerce uzanan bir kanalda, yerin yüzlerce metre altından ilerleyen bir tünelde yaşar. Çünkü suyu doğru yöneten bir millet, aslında geleceğini yönetir. Onlar bir milletin azminin simgeleridir. Örneğin; Atatürk Barajı, Fırat’ın kalbine vurulmuş bir mühür gibidir. Keban Barajı, bir nehrin boynuna takılmış gerdanlık gibi. Yusufeli Barajı, insan iradesinin gücünü gösterir. Deriner Barajı, bir vadinin sessizliğine kurulmuş dev bir kararlılıktır. Ilısu Barajı, Mezopotamya’nın kalbine bırakılmış bereket anahtarıdır. Ermenek Barajı, dar bir vadide saklanan büyük bir hazinedir. Konya Ovası’na su taşıyan Mavi Tünel, susuz bir ovaya yazılmış yeni bir hikayedir. Şanlıurfa’daki Harran kanalları, Mardin’deki Ceylanpınar sulamaları, Diyarbakır’daki Kralkızı sistemi. Bunlar sadece kanallar değildir. Toprağın kalbine uzanan damarlar gibidir. Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a denizin altından uzanan sadece su hattı değil kardeşlik köprüsü de var. Bu proje bize şunu anlatır; su bazen sadece bir ihtiyaç değil, bir kardeşlik köprüsüdür" ifadelerini kullandı. "2025 yılına barajlarımızda 10 milyar metreküp daha az suyla girdik" Kar yağışının aslında Türkiye’nin doğal barajı olduğunu ancak o doğal barajın da küçüldüğünü belirten Yumaklı, "2025 yılına barajlarımızda 10 milyar metreküp daha az suyla girdik. Bu sadece bir sayı değildir. 10 milyar metreküp, 125 milyon insanın yıllık içme suyu ihtiyacına eşittir. 2025 yılında birkaç örnek verelim. Konya Bağbaşı Barajı’nda su kalmadı. Eğirdir Gölü bin yıl sonra ilk kez ikiye ayrıldı. Çatalan Barajı tarihinin en düşük seviyesine geriledi. Bütün bunlar bize bir mesaj veriyor. O da şu; kuraklık artık kapımızdaki bir misafir değildir. Kuraklık artık evimizin içindedir. Ama şunu da açıkça söylemek isterim; Türkiye bu mücadelede hazırlıksız değildir. Bugüne kadar kurulan barajlar, göletler, sulama projeleri sayesinde kuraklığın etkilerini büyük ölçüde hamdolsun yönettik. Ancak artık yeni bir döneme girdiğimizi tekrar ifade etmek istiyorum. Bu dönemin adı, suyu koruma dönemi. Çünkü bugün şehirlerde kullanılan suyun yaklaşık yüzde 31’i kayıp ve kaçak olarak yok olmaktadır. Yani bazı şehirlerde barajdan çıkan her üç bardak sudan birisi, daha vatandaşa ulaşmadan maalesef yok olmaktadır. Artık suyu yalnızca doğal bir kaynak olarak değil, stratejik bir varlık olarak görmek zorundayız" şeklinde konuştu. Programa ayrıca, DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, Milletvekili Vahit Kirişci, akademisyenler, öğrenciler ve davetliler katıldı. Konuşmaların ardından Dünya Su Günü kapsamında düzenlenen yarışmada dereceye giren isimler açıklanarak ödülleri takdim edildi.
Osmaniye Osmaniye’de "Zimem Defteri" geleneği yaşatıldı, öğrencilerin borçları kapatıldı Osmaniye’nin Düziçi ilçesinde Osmanlı’dan günümüze uzanan "Zimem Defteri" geleneği bu yıl da yaşatıldı. Hayırsever bir iş adamı, öğrencilerin kantine olan toplam 10 bin TL borcunu kapattı. Osmaniye’nin Düziçi ilçesinde Osmanlı’dan günümüze uzanan "Zimem Defteri" (Borç Defteri) geleneği, Düziçi Atatürk Kız Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde bu yıl da anlamlı bir dayanışmaya sahne oldu. Hayırsever bir iş adamı, öğrencilerin kantine olan tüm borçlarını ödeyerek defteri kapattı. Bu yıl üçüncü kez gerçekleştirilen uygulama kapsamında, ihtiyaç sahibi öğrencilerin kantin borçları hayırsever tarafından karşılandı. Toplamda 10 bin liralık borcun kapatılmasının ardından, gelenek gereği "Zimem Defteri" okul yönetimi tarafından yakıldı. "İsminin açıklanmasını istemeyen bir iş insanı benim de eski öğrencim okula gelerek öğrencilerin biriken kantin borçlarını tek seferde ödedi" diyen Müdür Yardımcısı Yahya Çoban, "Okulumuz öğrencilerinin kantine bir miktar borcu olduğunu öğrendik. Kantinci kulağımıza fısıldadı. Biz de geleneksel olarak her yıl şöyle bir bakıyoruz, kimin ne borcu var, durumu olmayan öğrencilerle ilgili çalışma yaptık. Zimem defteri geleneğidir bu, Osmanlı’dan gelen. Daha sonra hayırsever, bir öğretmen lisesinden öğrencim olan bir iş adamının gönderdiği parayla borç defterinin tamamını kapattık. Öğrencileri mutlu ettik, bizler de mutlu olduk. Bu bize çok büyük mutluluk verdi. İşte öğretmenlik budur. Hayırsever kardeşimize de ayrıca çok teşekkür ediyorum. Bizi çok mutlu etti. Hani on binin üzerinde sağ olsun ödedi" diye konuştu. "Hem öğrencilerimiz hem de kantincimiz mutlu" Bu geleneğin hem öğrenciler hem de kantinci adına çok güzel bir etkinlik olduğunu belirten Okul Müdürü Adem Yakar ise, "Okulumuzda öğrencilerimizin her yıl Ramazan ayında, mezun olan vefalı arkadaşlarımız tarafından kantine olan borçları ödenmektedir. Öğrencilerimiz de bu konuda çok memnun olmakta, mutlu olmaktadır. Dar gelirli ailelerimiz mevcut. Bu da bizi mutlu ediyor, güzel bir örnek teşkil ediyor" ifadelerini kullandı. Kantin borcu silinen öğrencilerden Leyli Kazak, "Kantinde biraz borcum birikmişti ve kantine girdiğimde kantinci borcumun olmadığını söyledi. Ben çok mutlu oldum. Aşırı sevindim yani. Bu uygulamadan biz çok memnunuz. Devam etmesini istiyoruz" dedi.
Denizli Halk oyunlarında yıldızlar Denizli’de sahne alacak Okul Sporları Halk Oyunları Yıldızlar Grup Şampiyonası 28-29 Mart 2026 tarihlerinde Denizli’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek. İki gün sürecek yarışmalarda, 9 ilden katılacak 20 ekip ve yaklaşık 600 sporcu Türkiye Şampiyonası’na adını yazdırabilmek için sahneye çıkacak. Denizli’nin ev sahipliğinde yapılacak ulusal spor organizasyonlarına bir yenisi daha eklendi. Halk Oyunları branşında il şampiyonalarında dereceye girerek Grup Şampiyonası’nda yarışmaya hak kazanan 9 farklı ilden 20 ekip hafta sonu Denizli’de buluşuyor. 28-29 Mart 2026 tarihlerinde iki gün sürecek yarışmalar için ekipler son hazırlıklarını gerçekleştiriyor. Düzenlemesiz Dal yarışmaları 28 Mart Cumartesi günü saat 11.00’de Vali Recep Yazıcıoğlu Spor Salonu’nda yapılacak açılış seremonisi ile başlayacak. Düzenlemeli Dal yarışmaları ise 29 Mart Pazar günü saat 11.00’de gerçekleşecek seremoni ile start alacak. Denizli Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nün organizasyonunda yapılacak yarışmalar için hazırlıklar hummalı bir şekilde devam ediyor. Ekiplerin en iyi şekilde ağırlanmasından, salonun ses sistemi ve düzenine kadar tüm ayrıntılar ele alınıyor. Yarışmalarda ekiplerin sergileyeceği performanslar; uyum, koreografi, sahne hakimiyeti ve kostüm gibi kriterler doğrultusunda halk oyunları milli hakemlerinden oluşan jüri tarafından değerlendirilecek ve puanlama yapılacak. Halk Oyunlarının; kültür ve medeniyetler beşiği olan ülkemizin önemli bir zenginliği olduğunu söyleyen Denizli Gençlik ve Spor İl Müdürü Süleyman Erdoğan, şampiyonada sahne alacak tüm ekiplere başarılar diledi. Halk Oyunları şölenine ev sahipliği yapacak olmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirten Erdoğan, kültürel değerlerin gelecek nesillere aktarılmasında halk oyunlarının önemine dikkat çekti. Yarışmalar sonunda Türkiye Şampiyonası’nda illerini temsil etmeye hak kazanan ekipler belirlenecek ve ödül töreni ile kupa ve madalyaları takdim edilecek.
İzmir Annesini kanserden kaybeden lise öğrencisi, kanseri teşhis eden yapay zeka destekli proje geliştirdi İzmir’de lise öğrencisi Melek Öztürk, annesini kanserden kaybetmesinin ardından hastalıklarda erken ve doğru teşhis koyabilen yapay zeka destekli bir sistem geliştirdi. "ONCOMathRIX" adı verilen sistemin açık kaynak verilerle yüzde 97 başarı oranına ulaştığı ve projenin patent alma aşamasında olduğu belirtildi. Sıdıka Rodop Anadolu Lisesi 10. sınıf öğrencisi Melek Öztürk’ün (16) hayatı, annesi Zehra Öztürk’ün amansız bir hastalığa yakalanmasıyla tamamen değişti. Genç kızın annesine ilk olarak pankreas kanseri, ardından ise böbrek üstü bezi kanseri teşhisi konuldu. Bu zorlu süreçte annesinin tedavisinde yaşanan aksaklıklar ve tıbbi süreçlerdeki zorluklar, Öztürk’ün dikkatini sağlık alanına yöneltti. Tedavi aşamalarında bir hastanın ve hasta yakınlarının yaşadığı yıkıma bizzat şahit olan genç öğrenci, annesini kaybetmesinin ardından büyük bir acı yaşadı. Yaşadığı bu derin kayıp, onda başka hastaların ve ailelerin benzer acılar çekmesini önlemek adına güçlü bir motivasyon oluşturdu. Matematik ve biyolojiye olan ilgisini bu motivasyonla birleştiren Öztürk, okulunda TEKNOFEST ve TÜBİTAK projelerine hazırlanan "Matrix" adlı matematik kulübünde çalışmalar yapmak için harekete geçti. Matematik öğretmeni Erhan Erdoğan’ın desteğiyle araştırmalar yapan genç kız, pes etmeden çalışarak dijital patoloji alanındaki büyük iş yükünü fark etti. Bu doğrultuda Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kubilay Doğan Kılıç ile iletişime geçerek fikrini anlattı. Başlangıçta genç bir öğrencinin hevesi olarak değerlendirilen bu fikir, literatürdeki eksiklikleri tespit eden yapısı sayesinde kısa sürede ciddi bir bilimsel çalışmaya dönüştü. Ortaya çıkan ve "ONCOMathRIX" adı verilen bu proje, böbrek hücresi karsinomu tanısında patoloji uzmanlarının iş yükünü hafifletmek amacıyla matematik tabanlı bir farmakolojik karar destek sistemi olarak hayata geçirildi. Biyolojik verileri topolojik ve diferansiyel analiz yöntemleriyle işleyen ONCOMathRIX sistemi, hücre yapısındaki değişimleri yüksek hassasiyetle modelleyerek, ilaç etkileşimlerini ve tedavi süreçlerini dijital bir tabanda analiz etme imkanı sunuyor. Kanser hastalarına umut olacak Annesinin tedavi sürecinde yaşadığı zorlukların kendisine ilham olduğunu anlatan Melek Öztürk, "Bu süreçte hastanın ve hasta yakınlarının ne kadar yıkıldığını, ne kadar zor dönemlerden geçtiğini bizzat yaşadım. Annemi kaybettikten sonra bu konuyla ilgili bir adım atmam gerektiğine olan inancım arttı ve projemi bu motivasyonla hayata geçirdim." ifadelerini kullandı. Sistemin histopatolojik görüntülerdeki gürültüyü azaltarak bunları ısı haritalarına dönüştürdüğünü ve böbrek kanserinde evreleme yaparak kişiselleştirilmiş tedavi örnekleri sunduğunu belirten Öztürk, "Mevcut 537 açık kaynak veri setiyle yüzde 97 başarı oranına ulaştık. Şu an projemizin marka tescili ve patenti mevcut olup fikri ve sınai mülkiyet hakkı başvurularımızı da revize ettik. Sadece benim değil, birçok kanser hastasının yaşadığı bu zorluklara umut olabilmek ve bilime fayda sağlamak adına çalışıyorum. Aynı zamanda konuyla ilgili bir makalenin de yayım süreçlerini yürütüyorum." şeklinde konuştu. Görüntü işleme teknolojilerinde büyük potansiyel Proje hakkında değerlendirmelerde bulunan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kubilay Doğan Kılıç, birimlerinde ürettikleri verileri bilim dünyasına kazandırarak tutarlılığı artırmaya çalıştıklarını kaydetti. Kişiselleştirilmiş tıp ve akıllı sistemlerin alanın geleceği olduğunu vurgulayan Kılıç, "Melek de yapay zekanın devreye girmesiyle hızla popülerleşen görüntü işleme sistemleri üzerine çalışarak bilimsel literatürdeki eksikliklerden birini tespit edip bunun üzerine ilerledi. Başlangıçta projeyi genç bir arkadaşımızın hevesi olarak düşündük fakat ciddi bir bilimsel bakış açısıyla geldiğini görünce kendisine ufak destekler vererek yol gösterici olduk. Ancak çalışmayı, düşünceyi ve fikri tamamen kendisi geliştirdi." dedi. Görüntü işleme sistemlerinin birçok alanda kullanılabileceğine dikkat çeken Kılıç, "Amacımız sistemin diğer dallarda kullanılamaması değil, kullanıldığı alanlarda olabildiğince tutarlı sonuçlar almasını sağlamaktır. Biz bu yönü çok güçlü yapmaya çalışıyoruz. Eğer bu projeyi tam tutarlı ve kliniğe yansıyabilecek bir hale getirirsek, görselle tanı yapılan diğer bütün alanlarda da kullanılmaması için hiçbir sebep görmüyorum. Melek’in patent ve fikri mülkiyet konusundaki başvuruları başladı ve süreç devam ediyor. Aynı zamanda işin ticari olmayan akademik kısımlarını bilim dünyasıyla paylaşmak adına bir makale çalışmasına da başlandı." açıklamasında bulundu. "Türkiye’de bir ilke imza attı" Sıdıka Rodop Anadolu Lisesi Müdürü Zeynep Aslan, öğrencisi Melek Öztürk’ün geliştirdiği projeyle tıp dünyasında Türkiye’de bir ilke imza atarak imkansızı başardığını belirtti. Tüm çabalarının bu başarıyı daha ileriye taşımak olduğunu vurgulayan Aslan, TÜBİTAK ve TEKNOFEST’in desteklediği projeye farklı kurum ve kişilerden de katkı beklediklerini ifade etti. Sıdıka Rodop Anadolu Lisesi Matematik Öğretmeni Erhan Erdoğan ise TEKNOFEST ve TÜBİTAK projelerine hazırlanan "Matrix" adlı matematik kulüplerinin, öğrencileri Melek Öztürk’ün öncülüğünde büyük bir başarıya imza attığını dile getirdi. Öğrencisinin topolojiden tıbba ve onkolojiye kadar birçok farklı alanda pes etmeden gösterdiği azme dikkat çeken Erdoğan, bu kararlılığın kendilerini son derece gururlandırdığını kaydetti.