EKONOMİ - 07 Ağustos 2024 Çarşamba 10:40

Alaşehirli üzüm üreticileri satışlarını güvenle yapacak

A
A
A
Alaşehirli üzüm üreticileri satışlarını güvenle yapacak

Manisa’nın Alaşehir Ticaret ve Sanayi Odası tarafından hazırlanan ürün alım taahhüt sözleşmesiyle hem üreticileri hem de üzüm işletmeleri güvenle alışverişlerini yapabilecek.


Alaşehir Ticaret ve Sanayi Odası Üzüm üreticileri ve üzüm alıcıları arasında alışverişi güvence altına almak adına "Ürün Alım Taahhüt Sözleşmesi" hazırlattı. Sözleşeme ile hem üreticiler, hem de üzüm alıcıları daha güvenli bir alışveriş yapabilecekler. Sözleşm hakkında bilgiveren Alaşehir Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Seyhan, "İlçemizin geçim kaynağı olan üzümün zahmetli olarak yetiştirilmesinden sonra hasat zamanı geldiğinde tüccar firmalar hasat edilecek bağları dolaşarak ihracat veya iç piyasaya gönderecekleri üzümleri belirler ve bağ sahipleri ile yazılı bir metine dayanmadan sözlü olarak anlaşırlar. Bu anlaşmalar genelde götürü usülü ve ya bağdan çıkan mahsül tonajı şekilde olmaktadır. Bu sözlü anlaşmalar yapılarken ürünün ne zaman hasat edileceği, hasat zamanına kadar atılacak ilaç durumları, hasat zamanına kadar oluşabilecek doğal afetler veya öngörülemeyen nedenler genelde muallakta kalmaktadır. Bu anlaşmaların sadece söze dayanmasından dolayı bağ sahibi ile tüccar firma arasında sürekli itilaflar çıkmaktadır ve çıkmaya devam edecektir. Odamız tarafından bu itilafların önüne geçmek amacıyla bir hukuk bürosuna ürün alım taahhütü ile ilgili yazılı maktu bir sözleşme hazırlatılmasına, bu yazılı maktu sözleşmenin hem bağ sahibini hem tüccar firmayı yasalar önünde koruyup kollamasına, bağ sahibi ile tüccar arasında yapılan konuşmaların, anlaşmaların söze değil de yazılı metne dayandırılmasına, ve bu maktu sözleşmenin web sitemizden herkesin ulaşabileceği şekilde ücretsiz olarak yayımlanmasına oy birliği ile karar verildi" dedi.


Üretici ve tüccarlar arasında daha önceden sözleşmelerin yapılmadığının altını çizen Seyhan, "Ülkemizin en çok üzüm yetiştiren ve daha çok sofralık olarak satılan üzümlerimiz için, ne yazık ki satıcı ile alıcı arasında her hangi bir akit sözleşmesi yapılmamaktadır. Ticarette ve hukukta iyi niyet olmaz. Allah göstermesin üretici ile alıcı arasında her hangi bir olumsuzluk yaşandığı zaman, mahkeme önce yazılı belge ister. Çiftçilerimiz ve alıcılar karşılıklı iyi niyet çerçevesinde alış veriş yapmaktadır. Ancak zaman zaman olumsuzluklar yaşanabiliyor. Biz oda olarak, hem üreticilerimiz, hemde üzüm alıcılarımızın karşılıklı taahhütlerini yerine getirebilmeleri, karşılıklı memnuniyetin oluşturulabilmesi için ellerinde resmi bir belge bulunması amacıyla, bir hukuk ofisine Ürün Alım Taahhüt Sözleşmesi hazırlattık. Bu sözleşmeyi odamızın sayfasına koyduk. İsteyen ve ihtiyaç duyan her üretici ve alıcı örnekleri buradan alabilecekler" dedi.



Alaşehirli üzüm üreticileri satışlarını güvenle yapacak

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Üreten kadınlar Trendyol’la Türkiye’den dünyaya açılıyor Trendyol’un sunduğu e-ticaret ve e-ihracat imkânları, Türkiye’nin farklı şehirlerindeki kadın üreticilerin ürünlerini milyonlarca müşteriye ulaştırıyor. İlknur Evcan’ın evde başlayan üretim yolculuğu, bugün 10 kadının birlikte çalıştığı Desenİzmir markasına dönüşmüş durumda. Evcan, ev tekstili ürünlerini platform aracılığıyla yurt içi ve yurt dışındaki müşterilerle buluşturuyor. Trendyol’un e-ticaret ile sunduğu erişim gücü, bugün birçok yerel üreticinin hikâyesini bulunduğu şehirle sınırlı kalmaktan çıkarıp Türkiye geneline ve sınırlar ötesine taşıyor. İzmirli girişimci İlknur Evcan da evde başladığı üretim yolculuğunu platform aracılığıyla büyüterek markasını yurt içi ve yurt dışına açılan bir ev tekstili firmasına dönüştürdü. İzmir’de yaşayan iki çocuk annesi Evcan’ın tekstil alanında herhangi bir deneyimi yoktu. Kızının doğumunun ardından çalışma hayatına ara veren Evcan’ın girişimcilik yolculuğu, evinde kullandığı kendi el emeği masa servislerinin misafirlerinden ilgi görmesiyle başladı. Öncelikle internetteki videoları izleyerek dikim öğrendi. İlk başlarda evinde üreterek başladı. Annesi ile bir arkadaşı, markanın ilk ekibini oluşturdular. Markanın çıkış ürünü Amerikan servisler oldu. Sağlam, leke tutmayan ve uzun süre kullanılabilen suplalar kısa sürede kullanıcıların ilgisini çekti. Evde başlayan bu üretim, zamanla bir atölyeye taşındı. Pandemi döneminde ev yaşamına ve sofra düzenine artan ilgi, Desenİzmir’in büyümesini hızlandırdı. Eşi ve çocuklarından büyük destek gördüğünü belirten İlknur Evcan, evden atölyeye geçiş için "Bir yıl kadar evde çalıştıktan sonra küçük bir yer tutma ihtiyacı doğdu" diyor. 10 kadın birlikte üretiyor Bugün Desenİzmir, 10 kadının birlikte üretim yaptığı bir markaya dönüşmüş durumda. İlknur Evcan, üç kişiyle başlayan yolculuğun hikayesini, "Kadınların gücünü burada çok iyi hissedebiliyorsunuz. Mesela işlerimiz arttıkça ürünleri taşıyabilmek için forklift satın aldık, atölyede forklift kullanmayı öğrendik. Farklı dikiş teknikleri, yeni modeller, tasarımlar çıkardık. Lisede başlayan tasarım merakımın buralara geldiğine annem hala inanamıyor. Hem kızımın hem oğlumun anneleriyle gurur duyması, benim için her şeyden değerli" sözleriyle anlattı. Üretimi biliyordu, platform ile müşterilerine ulaştı Evcan için platform, bu yolculukta önemli bir dönüm noktası oldu. Evcan’ın ürünleri, platform aracılığıyla yalnızca Türkiye’nin farklı şehirlerindeki müşterilere değil, yurt dışındaki müşterilere de ulaşmaya başladı. Supla, runner, kırlent, çocuk supla ve masa örtüsü gibi ürünler, e-ticaret ve e-ihracat sayesinde İzmir’deki atölyeden farklı ülkelere uzanan bir yolculuğa çıktı. Üretim tarafında kendine güvendiğini ancak pazarlama ve geniş müşteri kitlelerine ulaşma konusunda zorlandığını belirten İlknur Evcan, e-ticaret ve e-ihracatın markasına kattığı değeri şu sözlerle ifade etti: "İyi bir pazarlamacı değilim, iyi bir üreticiyim. Trendyol benim için ürünlerimi geniş müşteri kitlesine ulaştırmamı destekleyen muhteşem bir adım oldu, hayatıma çok şey kattı. E-ihracatı hayal gibi görüyordum. Tek tuşla yurt dışına ürün gönderebilmek bana çok uzak geliyordu. Gerçekleştikten sonra bile hâlâ inanamıyorum. Platform bize çok güzel bir yol açtı." Her ülkeden talep var Platform üzerinden yaptıkları mikro ihracat ile her ülkeden sipariş aldıklarını belirten İlknur Evcan, "Ürünlerimizi çoğunlukla Körfez ülkelerine ve Romanya’ya gönderiyoruz. Özellikle Ramazan ayında Körfez Bölgesi satışlarımızda yüzde 40 oranında artış görüyoruz. Hedefimiz Doğu Avrupa’da genişlemek. Avrupa’daki insanların ürünlerimizi seveceğini düşünüyorum" dedi.
Mersin Akdeniz Belediyesinden mobil kesim ünitesiyle hijyenik kurban alanı Mersin’in merkez ilçe Akdeniz Belediyesi, vatandaşların Kurban Bayramı ibadetlerini sağlıklı, güvenli ve hijyenik koşullarda yerine getirebilmeleri amacıyla hazırlıklarını tamamladı. Bu kapsamda Özgürlük Mahallesi Tırmıl mevkiinde oluşturulan kurban satış alanına mobil kesim üniteleri yerleştirildi. Kurban Bayramına sayılı günler kala çalışmalarını yoğunlaştıran Akdeniz Belediyesi, Zabıta Müdürlüğü koordinasyonunda ve Fen İşleri Müdürlüğü ekiplerinin desteğiyle bölgede kapsamlı düzenlemeler gerçekleştirdi. Kurulan kurban satış alanının yanında vatandaşların rahat ve düzenli bir şekilde hizmet alabilmesi için toplam 10 mobil kesim ünitesi hazır hale getirildi. Mobil kesim ünitelerinin 5’i alanın doğu kısmına, 5’i ise batı kısmına konuşlandırılırken, kesim alanlarında hijyen, çevre temizliği ve düzenin sağlanmasına yönelik tüm tedbirlerin alındığı belirtildi. Konuya ilişkin bilgi veren Akdeniz Belediyesi Zabıta Müdürü Ufuk Sivaslıoğlu, "Vatandaşlarımızın kurban ibadetlerini hijyenik, güvenli ve düzenli bir ortamda yerine getirebilmeleri amacıyla gerekli tüm hazırlıklarımızı tamamladık. Kurban satış alanımızda mobil kesim ünitelerimizi hizmete hazır hale getirirken, çevre temizliği, atık yönetimi ve denetim çalışmalarımızı da titizlikle sürdürüyoruz. Bayram süresince ekiplerimiz sahada aktif olarak görev yapmaya devam edecek" ifadelerini kullandı. Akdeniz Belediyesi yetkilileri, vatandaşların hem kendi sağlıkları hem de çevre temizliği açısından belirlenen kesim alanlarını tercih etmeleri çağrısında bulundu.
Sivas Modern köprüler bir bir yıkılırken, Selçuklu köprüsü 8 asırdır dimdik ayakta duruyor Son yılların en yağışlı dönemi yaşanırken Tokat’ta bazı köprüler taşkın riskine karşı yıkıldı. Yakın dönemde inşa edilen köprüler birbir yıkılırken tarihi birçok köprünün halen ayakta kalması dikkatlerden kaçmadı. Sivas’ta 8 asırdır dimdik ayakta kalan Tarihi Eğri Köprü, günümüz mimarilerine örnek oluyor. Yurt genelinde etkili olan bahar yağmurları, birçok noktada sel ve taşkınlara sebep oldu. Şehirler ve ilçelerden geçen akarsularda su seviyesinin yükselmesiyle çeşitli tedbirler alınmaya başladı. Tokat’ta taşkın riskine karşı 2 köprü kontrollü şekilde yıkıldı. Modern mimari ile inşa edilen köprüler yıkılırken asırlara meydan okuyan taş köprülerin yüzyıllardır ayakta kalması dikkat çekti. Sivas’ta yer alan ve Türkiye’nin en uzun nehri üzerine inşa edilen Tarihi Eğri Köprü, artan su seviyesine rağmen dimdik ayakta duruyor. Selçuklular döneminde inşa edilen ve uzunluğu 173 metre olan köprü, yıllardır coşkuyla akan ırmak suyuna göğüs geriyor. Ortasındaki eğim ile hırçın Kızılırmak suyunda dalgakıran görevi gören köprüde 18 adet kemer bulunuyor. Eğri yapısıyla asırlardı ayakta duruyor Köprünün mimarisi ile ilgili bilgiler veren Sanat Tarihçisi Yunus Budaktaş, "Tarihi Eğri Köprü mimari özelliklerinden anlaşılacağı üzere Selçuklular döneminde inşa edildiği düşünülmektedir. Eğri Köprü ile ilgili her hangi bir kitabe bulunamadığı için kesin bir tarihlendirme yapılmıyor ancak yapının geçirdiği restorasyonlara ait bir takım kitabeler bulunmakta. Bu kitabelerde tarihi köprünün restorasyon aşamalarında detaylarını bilme imkanı sunuyor. Tarihi Eğri Köprü kesme taştan inşa edilmiş, 18 kemerli bir köprüdür. Yaklaşık olarak 173 metre uzunluğunda, 4.6 metre genişliğindedir. Klasik bir Selçuklu köprüsü diyebiliriz. Ancak Eğri Köprü’yü diğer Selçuklu köprülerinden ayıran en önemli özelliği isminden de anlaşılacağı üzere ters ‘v’ şeklinde tasarlanmasıdır. Bu konuyla ilgili çok farklı görüşler olmakla birlikte kabul göreni, yoğun bir şekilde akan Kızılırmak’ın akış hızını kesmek için köprünün böyle eğri bir biçimde tasarlanarak suyun baskı kuvvetini kırmak yönünde bir mimari tasarım olduğu düşünülüyor. Özellikle son yıllarda artan yağışlar ve eriyen karlarla birlikte Kızılırmak yatağında ciddi anlamda bir sel ve taşkın riskinin oluşma ihtimaline karşı, muhtemelen ustalarında bu taşkın ve selden köprünün etkilenmemesi, yıkılmaması amacıyla köprünün böyle bir eğimle inşa edildiğini düşünüyoruz. Özellikle son yıllarda ülkemizde artan yağışlarla birlikte oluşan sel ve taşkınların ciddi maddi hasarlara, can kayıplarına neden olduğunu bilmekteyiz. Dönemin mimarları da bu gibi durumları göz önünde bulundurarak mimari tasarımlarda oluşabilecek bu tür sorunlara karşı kendi içerisinde mimari çözümler üretmiştir. Bunun en büyün örneğinin de Tarihi Eğri Köprü’de görmekteyiz" ifadelerine yer verdi. "Tarihi köprüler çok daha sağlam" Modern mimarilerin daha sağlam ve dayanıklı olmasının beklendiğini söyleyen Budaktaş, "Günümüzde sel ve taşkınlardan dolayı modern inşa teknikleriyle inşa edilen köprülerin daha sağlam daha dayanıklı olmasını bekliyoruz. Ancak Türkiye genelinde gördüğümüz üzere tarihi eser olarak değerlendirdiğimiz köprülerin çok daha sağlıklı, sağlam bir şekilde ayakta durduğunu görüyoruz. Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen günümüze sağlam bir şekilde ulaştığını görebiliyoruz. Bunun temel sebebi Eğri Köprü’nün mimari tasarımının çok sağlam ve sağlıklı bir şekilde yapılmış olması. Sel ve taşkınların önlenmesi için böyle bir mimari çözüm üretilirken aynı zamanda malzeme ve işçilikte çok önemli. 18 kemerden oluşan bu tarihi köprü çok sağlam ayaklar üzerinde oturmaktadır. Ayaklar ırmağa sağlam yerleştirildiği için suyun itki kuvvetini mümkün olduğu kadar kıracak şekilde tasarlanmıştır. Yapılan kemerli tasarımında bu itki kuvvetini kırması noktasında etkili olduğunu söyleyebiliriz. İnşa sürecinde kullanılan kesme taşlarda çok sağlam bir şekilde yerleştiriliyor. Günümüz köprüleri inşa edilirken aslında sadece köprü olarak bakmamak gerekiyor, inşa faaliyetleri özellikle temel anlamında çok sağlam zeminlere oturmadığı için bugün maalesef bu faciaları yaşayabiliyoruz. Çünkü binaları ya da tarihi eserleri ayakta tutan şey temeldir, temel ne kadar sağlam olursa yapı o kadar sağlıklı olur. Eğri köprüde 18 kemerin oturmuş olduğu ayaklar çok kalın kütleler halinde inşa edilmiş ve köprünün ırmak içerisine yüz yıllarca sağlam bir şekilde oturmasını sağlamıştır" ifadelerine yer verdi.