ASAYİŞ - 06 Ekim 2025 Pazartesi 14:30

Genel Müdür Prof. Dr. Orhan Tatar deprem riskine dikkat çekti

A
A
A
Genel Müdür Prof. Dr. Orhan Tatar deprem riskine dikkat çekti

AFAD Deprem ve Risk Azaltma Genel Müdürü Prof. Dr. Orhan Tatar, Manisa’nın afet tehlikelerinin en fazla barındıran illerden bir tanesi olduğunu söyleyerek, "Manisa fayı diye adlandırdığımız fayın düşen bloğu üzerinde gerçekten göreceli olarak baktığınızda çok da iyi sayılmayacak bir zemin üzerinde oturan bir Manisa’mız var. Ve fayın üzerinde de çok sayıda bina var. Yani sadece zemin kaynaklı değil aynı zamanda doğrudan oraya fayın üzerinde şu anda bulunan belki 2 bin civarında benim bir çalışmada bildiğim, gördüğüm çok sayıda binada aynı zamanda fayın bizim yüzey faylanması tehlikesi dediğimiz doğrudan doğruya fay hareketlendiğinde bir yüzey kırığı oluşturduğunda zeminden depremin dalga etkisinden bağımsız ayrıca oluşturacağı bir tehlike de var" dedi.


Manisa İl Afet Risk Azaltma Planı (İRAP) Değerlendirme Toplantısı, Vali Vahdettin Özkan ve Prof. Dr. Orhan Tatar başkanlığında, Manisa İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantının açılış konuşmasını yapan Manisa Valisi Vahdettin Özkan, risk azaltma planıyla Manisa’da büyük tehlike oluşturabilecek bir çok orman yangınının daha başındayken sonlandırıldığını söyledi. Özkan, "Yani hem uluslararası alanda hem özellikle Türkiye’mizde kamu kuruluşlarımızda bir müdahale gerekliliği ortaya koyduğu çıktığı zaman insanlarımızın gerçekten empati duygusu çok iyi. Başkalarına yardım etmek, afet zamanında yüksek derecede refleks göstermek temayülü çok iyi. Bu potansiyelimizi aynı zamanda afet planlarında iyi bir şekilde uyguluyoruz. Bunun uygulamalarını gördük. Afetlere müdahale noktasında herkes seferber olabilmektedir. Ama bu müdahale planlarının dışında esasen müdahaleden ziyade afet olmadan önce o afete ilişkin riskleri iyi bir şekilde analiz edip o riskleri bertaraf etmek ya da kontrol altında tutmak çok çok önemli. Bizim özellikle müdahale planlarındaki başarıdan sonra görüldü ki bir afet vuku bulmadan önce de yapmamız gereken çok önemli şeyler vardır. Bunların bilimsel olarak sistematik olarak iyi bir analizini yapıp bunlarla ilgili yapmamız gereken nelerdir, bunları sistematik ve sürdürülebilir bir plana büründürmemiz lazım" dedi.



"143 yangının 114 tanesi ön müdahaleyle söndürüldü"


Orman yangınlarına karşı ilk 10 dakikada yapılan müdahalelerin önemli olduğuna dikkat çeken Vali Özkan, "Biz müdahalede iletişimde duyarlılıkta koordinasyonda hep beraber çok sonuç odaklı olarak işe yoğunlaşmış durumdayız. Fakat bu konuyla ilgili İRAP’ın bir türevi olarak riski azaltmak için ne yapmak lazım? Bununla ilgili hemen bir o sahadaki müşahedeleri de gözlemlerimizi de esas alarak İRAP planının bir alt bileşeni olarak münhasıran orman yangınları ile ilgili afetlerde biz afetten önce ne yapmalıyız? Bu soruyu kendimize sorduk. Bir de yaşayarak olunca çok daha iyi bir plan ortaya çıktı. Hem 12 saat nöbet sistemi ile orman bölgesinde bütün bu risk faktörlerini denetleyen ekipler oluşturduk. Her çiftçi yanında aletli edevatı götürüyor mu? Trafonun yanındaki otlar temizlenmesine kadar bütün bunlar risk unsurları. Bunları oluşturmuş olduk. Bir de itfaiye ve hava araçları gelmeden önce ilk 10 dakika orman yangınlarından çok önemli olduğunu gördük. Bir ot basit bir ot yangını bir kişinin söndürebileceği bir yangın yangının devasa orman yangınlarına, can mal kaybına sebep olacağı ve milyonlarca para harcayarak söndürülmediğini gördük. Bunun için de ön müdahale ekibi dediğimiz yerel müdahale kapasitesini oluşturduk. Bizim görevlendirmiş olduğumuz okul müdür yardımcısından muhtar ve diğer öğretmenlere kadar onların oluşturmuş olduğu bilinçle, organizasyonla köydeki bu konuda eğitim almış arkadaşlar itfaiye ve hava araçları gelmeden önce ormana yansımadan ot yangınlarını söndürmeye başladılar. Çıktıları itibariyle şimdiye kadar 14 Temmuz’da biz bu riski azaltma eylem planını devreye koyduk bin 27 kişiyle beraber. Sahada 143 tane yangın çıktı. Bunların 114 tanesi bizim bu ön müdahale ekipleri tarafından söndürüldü. Yani hava destek unsurları gelmeden yerelden söndürülmüş oldu. Orman yangınlarının yüzde 78’i bu riski azaltma eylem planı sayesinde söndürülmüş oldu" ifadelerini kullandı.



"Manisa afet tehlikelerini bünyesinde en fazla barındıran illerimizden bir tanesi"


Manisa’nın afet tehlikelerinin en fazla barındıran illerden bir tanesi olduğunu söyleyen AFAD Deprem ve Risk Azaltma Genel Müdürü Prof. Dr. Orhan Tatar, "Manisa afet tehlikelerini bünyesinde en fazla barındıran illerimizden bir tanesi. İRAP’a bile baktığınızda 11 tane farklı afet türü tanımlanmış. Bunların içerisinde en fazla kütle hareketleri, sonra meteorolojik afetler, sonra deprem vesaire böyle gidiyor. Endüstriyel kazalardan maden kazalarına kadar, orman yangınlarına kadar birçok farklı farklı afet türlerine dair eylemler tanımlanmış. Ama tabii bunların içerisinde özellikle deprem bizi çok korkutuyor, çok ürkütüyor. Deprem dediğiniz şey anlık bir olay. Yani 10 saniyelik bir sürede başımıza geliyor ve geriye dönüp baktığımızda hakikaten büyük kayıplarla karşı karşıya kalabiliyoruz" diye konuştu.



2 bin bina fay hareketinden doğrudan etkilenme tehlikesiyle karşı karşıya


Manisa’da yaklaşık 2 bin binanın aktif Manisa fayı üzerinde bulunduğunu ve deprem sarsıntısından bağımsız fay hareketlerinden doğrudan doğruya etkilenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyleyen Genel Müdür Prof. Dr. Orhan Tatar, "6 Şubat’ı en acı şekilde yaşamış bütün o süreçlerin içerisinde bulunmuş bir kişi olarak şunu söylemek istiyorum. Birçok büyük depremden sonra ‘milat’ dedik. ‘Bu artık milat olsun’ dedik ama artık 6 Şubat son bir adımız olsun. Çünkü 53 bin 737 canımızı yitirdik. Çok büyük acılar yaşadık. Halen 6 Şubat’ı konuştuğumuzda zorlanıyorum, gözlerim yaşarıyor. Ama Manisa da çok farklı değil. Şehrin göbeğinden geçen bir aktif fay var. Bizim Manisa fayı diye adlandırdığımız fayın düşen bloğu üzerinde gerçekten göreceli olarak baktığınızda çok da iyi sayılmayacak bir zemin üzerinde oturan bir Manisa’mız var. Ve fayın üzerinde de çok sayıda bina var. Yani sadece zemin kaynaklı değil aynı zamanda doğrudan oraya fayın üzerinde şu anda bulunan belki 2 bin civarında benim bir çalışmada bildiğim, gördüğüm çok sayıda binada aynı zamanda fayın bizim yüzey faylanması tehlikesi dediğimiz doğrudan doğruya fay hareketlendiğinde bir yüzey kırığı oluşturduğunda zeminden depremin dalga etkisinden bağımsız ayrıca oluşturacağı bir tehlike de var. O yüzden bu gerçekleri bilmek durumundayız. Ve bu risk azaltma çalışmalarını yaparken de hiçbir şeyi ‘mış’ gibi yapmamamız gerekiyor. Yani skorla ilgimiz yok. Yüzde 32, 35, 40, 50 hiç önemli değil. Ama 10 tane eylemimiz varsa bir kurumumuzun bunun içinden gerçekten bir tanesini, iki tanesini bile gerçek anlamda ‘evet ya ben bu eylemin gereklerini yerine getirdim. Bu riski bertaraf ettim. Artık güvenli bir şekilde burayı kullanabilirim’ diyebileceğimiz bir anlayış içinde olmamız gerekiyor ki bu risk azaltma planları konusunda kendimizi kandırmayalım" ifadelerini kullandı.


Manisa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Besim Dutlulu, belediyelerin afet yönetiminde kilit kurumlar olduğunu belirterek, "Belediyeler afet konusunda çok önemli kurumlar ve işin tam merkezinde yer alıyor. Deprem, büyükşehir ve ilçe belediyelerimizin, valiliğimizin ve tüm kurumların iş birliği içinde çözmesi gereken bir konudur. Bize gösterilen en önemli noktalardan biri mevcut yapı stokumuzun durumuydu. Haritayı gördüğümüzde gerçekten insanın içini ürperten, kıpkırmızı bir tabloyla karşılaştık. 2000 yılından önce yapılan tüm binalar risk taşıyor. Bu nedenle bu yapıları kentsel dönüşüme sokarak yenilememiz gerekiyor. Hem belediyelere hem devletimize bu konuda büyük sorumluluk düşüyor. Risk azaltma aslında tam da budur" dedi.


Toplantıda ilgili kurum ve kuruluşlar da sunumlar yaparak risk faktörleri ve alınan tedbirler hakkında bilgilendirmede bulundu.


Toplantı soru-cevap bölümüyle sona erdi.



Genel Müdür Prof. Dr. Orhan Tatar deprem riskine dikkat çekti

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Bakan Uraloğlu: "Biletli yolcu taşımacılığı yapan otobüs firmalarının turizm amaçlı yetkilendirilmiş araçlarını ek seferlerde kullanmalarına imkan tanıdık" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Ramazan Bayramı’nda artması beklenen yolcu yoğunluğuna karşı şehirler arası otobüs firmalarının turizm taşımacılığı için yetkilendirilmiş araçlarını da seferlerde kullanabileceğini açıkladı. Bakan Uraloğlu, Ramazan Bayramı tatili sebebiyle şehirler arası otobüs taşımacılığına yönelik uygulanacak düzenlemeyi duyurdu. Bayram dönemlerinde yolcu talebinin olağan sefer kapasitesinin çok üzerine çıktığını hatırlatan Uraloğlu, vatandaşların mağdur olmaması için ek sefer imkanının genişletildiğini söyledi. "Bayramda yoğunluk olacağını öngörüyoruz" Uraloğlu, bayram tatilinde şehirler arası yolcu taşımacılığında ciddi bir yoğunluk yaşanmasını beklediklerini belirterek, "Bayramda yoğunluk olacağını öngörüyoruz. Mevcut tarifeli seferlerin bu talebi karşılayabilmesi için biletli yolcu taşımacılığı yapan otobüs firmalarının turizm amaçlı yetkilendirilmiş araçlarını ek seferlerde kullanabilmelerine imkan tanıdık" diye konuştu. "Firmalar, araçlarla gerçekleştirecekleri ek seferlerini 29 Mart gün sonuna kadar sürdürebilecek" Ek Seferler, 29 Mart gün sonuna kadar sürdürülebileceğini ifade eden Uraloğlu, "Biletli yolcu taşımacılığı yapan B1 ve D1 yetki belgesi sahibi firmalar; tarifeli hatlar dışına çıkmama, ücret tarifelerine uyma ve yapılan taşımadaki tüm sorumluluğu üstlenme şartıyla, ayrıca Ulaştırma Elektronik Takip ve Denetim Sistemi’ne (U-ETDS) bildirimde bulunmaları kaydıyla, B2 ve D2 yetki belgesi sahiplerinin 25 ve üzeri koltuk kapasitesine sahip taşıtlarını da kullanarak ek sefer yapabilecek. Firmalar, bu araçlarla gerçekleştirecekleri ek seferlerini 29 Mart gün sonuna kadar sürdürebilecek" dedi.
Antalya Manavgat Belediyesi’nden kırsal mahallelerde bayram öncesi ücretsiz kuaför hizmeti Manavgat Belediyesi, Ramazan Bayramı öncesinde kırsal mahallelerde yaşayan vatandaşlara yönelik ücretsiz kuaför hizmeti sundu. Sosyal belediyecilik anlayışıyla çalışmalarını sürdüren Manavgat Belediyesi, bayram öncesi vatandaşların kişisel bakım ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla harekete geçti. Bu kapsamda oluşturulan dört ayrı ekip, ilçeye bağlı kırsal mahalleleri ziyaret ederek özellikle yaşlılar ve çocuklara ücretsiz saç kesimi hizmeti verdi. Kuaför ekipleri vatandaşlarla birebir ilgilenerek bayrama daha bakımlı ve mutlu girmelerine katkı sağladı. Gün boyu süren kuaför hizmetinden çok sayıda vatandaş faydalandı. Gerçekleştirilen ziyaretlere Manavgat Belediye Başkan Vekili Av. Mehmet Çiçek de katıldı. Vatandaşlarla bir araya gelen Çiçek, mahalle sakinleriyle sohbet ederek, "Manavgat Belediyesi olarak özellikle kırsal mahallelerimizde yaşayan vatandaşlarımızın bayrama daha mutlu girmeleri için bu hizmeti hayata geçirdik. Büyüklerimizin hayır dualarını almak, çocuklarımızın yüzündeki tebessüme vesile olmak bizim için en büyük mutluluk. Sosyal belediyecilik anlayışıyla her zaman vatandaşlarımızın yanındayız" ifadelerini kullandı. Manavgat Belediyesi, Ramazan ayı boyunca ilçenin farklı mahallelerinde vatandaşlarla bir araya gelmeye ve sosyal belediyecilik anlayışıyla çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor.
Giresun Değirmen taşının dilinden anlayan son usta Giresun’un Espiye ilçesine bağlı Soğukpınar beldesinde yaşayan 61 yaşındaki Bayram Karaman, bölgede değirmen taşı yapan son usta olarak mesleğini sürdürmeye çalışıyor. Bir dönem altın çağını yaşayan taş ustalığının bugün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirten Karaman, çırak bulamadığı için mesleğin kendisiyle birlikte bitebileceğini ifade etti. Giresun’un Espiye ilçesine bağlı Soğukpınar beldesinde yaşayan 61 yaşındaki Bayram Karaman, babasından ve atalarından öğrendiği taş ustalığını yıllardır sürdürüyor. Bölgede değirmen taşı yapan son usta olarak bilinen Karaman, gurbete gitmeden yıllarca emeğiyle "ekmeğini taştan çıkaran" ustalardan biri olarak dikkat çekiyor. Taş ustalığının geçmişte bölgede oldukça yaygın bir meslek olduğunu belirten Karaman, bugün ise bu işi yapan kimsenin kalmadığını söyledi. Mesleğin yok olma noktasına geldiğini dile getiren Karaman, "Dışarıda bir gurbet hayatım olmadı. Bu taş işçiliği babadan, atadan kalma bir meslek. Biz de devralıp devam ettirdik. Ama artık bu taş işçiliği bitme noktasına geldi. Halkın hala buna ihtiyacı var ama bu işi yapan kimse kalmadı" dedi. "Taş ne hızlı, ne yavaş, sadece sabırla işlenmeli" Mesleğin en önemli özelliğinin sabır olduğunu vurgulayan Karaman, değirmen taşının işlenmesinin büyük bir ustalık istediğini belirterek, "Bu işin en büyük inceliği sabırdır. Taşa hızlı vurursan kırılır, çok yavaş vurursan iş ilerlemez. Onun için sabırla, yavaş yavaş çalışmak gerekir. Taşın dili vardır, onu dinlemek gerekir. Değirmen taşı da her taştan yapılmaz. Taş tek parça ve çatlak olmaması gerekir. Taşın yiv dediğimiz çatlağı olmayacak, tek parça olacak. Suya dayanıklı olacak. Bizim yöredeki taşlar bu özellikleri taşıdığı için çok tercih edilir. Yapıldıktan sonra da değirmen çalıştıkça taş yavaş yavaş aşınarak görevini tamamlar. Eskiden değirmenler çok işlek olduğu için en fazla 20 yıl dayanırken, şimdi çok çalışmadığı için 50-100 yıl da dayanabilir" diye konuştu. Mesleğin en büyük sorunu, çırak yetişmemesi Bugün ise mesleğin en büyük sorununun çırak bulamamak olduğunu belirten Karaman, gençlerin bu işe ilgi göstermediğini belirterek, "Bugünkü gençlik bu işe pek önem vermiyor. Parasıyla da olsa bir çırak bulamıyorum. Hatta kendi çocuklarımdan bile bu işi öğrenmek isteyen olmadı. Benden sonra ne olur ben de bilmiyorum. Belki birileri görür, merak eder de devam ettirir diye umut ediyorum" ifadelerini kullandı. Bölgede değirmen taşı yapan tek usta olduğunu söyleyen Karaman, mesleğin kendisiyle birlikte yok olmasından endişe ettiğini sözlerine ekledi.
Ankara Uzmanından uyarı: "Her adet ağrısı normal değildir; ağrı kesicilere rağmen geçmiyorsa endometriozis mutlaka akla gelmelidir" Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Prof. Dr. Nafiye Yılmaz, "Her adet ağrısı normal değildir; özellikle şiddetliyse, yaşam kalitesini bozuyorsa ve ağrı kesicilere rağmen geçmiyorsa endometriozis mutlaka akla gelmelidir" dedi. Güven Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Nafiye Yılmaz, Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, endometriozisin yalnızca adet sancısıyla sınırlı bir tablo olmadığını; ağrı, inflamasyon, yapışıklıklar ve doğurganlıkla ilgili sorunlara kadar uzanabilen çok yönlü bir hastalık olduğunu vurguladı. Yılmaz, endometriozisi, rahim iç dokusunun olması gereken yerin dışında; rahmin dış yüzeyinde, tüplerde, yumurtalıklarda, karın zarında, bağırsak veya mesane gibi organların üzerinde yerleşmesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalık olarak tanımladı. Bu dokuların her adet döngüsünde hormonal olarak etkilenmeye devam ettiğini belirten Yılmaz, karın içinde gerçekleşen bu sürecin inflamasyona, yapışıklıklara ve yoğun ağrıya yol açtığını ifade etti. "Her adet ağrısı normal değildir" Endometriozisin en sık gözden kaçan yönlerinden birinin, ağrının normal adet sancısı sanılması olduğunu belirten Prof. Dr. Yılmaz, özellikle genç yaşlarda başlayan ve yıllar içinde artan şiddetli adet ağrılarının önemsenmesi gerektiğini söyledi. Yılmaz, "Her adet ağrısı normal değildir. Kişiyi yatağa düşüren, günlük yaşamını aksatan, iş gücü kaybına yol açan, ağrı kesicilere rağmen geçmeyen ağrılar varsa bunun altında endometriozis olabilir" diye konuştu. Erken tanı çevre dokuları korur Hastalığın ilerleyici bir karakter taşıdığına dikkat çeken Yılmaz, erken tanının çevre dokuların korunması açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. Endometriozisin tanısında 3 ile 10 yıl arasında gecikmeler yaşanabildiğini ifade eden Yılmaz, bunun en önemli nedenlerinden birinin hastalığın farklı formlarda ortaya çıkabilmesi olduğunu belirtti. Noktasal odaklar, yumurtalıkta oluşan ve halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen kistler ya da daha derin yerleşimli nodüller nedeniyle bazı hastalarda tanının daha erken, bazılarında ise daha geç konabildiğini söyledi. Kadınların doğurganlığını da etkiliyor Yılmaz, endometriozisin yalnızca ağrıya neden olmadığını, aynı zamanda kadınların doğurganlığını da etkileyebildiğini kaydetti. Tüplerde yapışıklık ve tıkanıklıklara yol açabileceğini, yumurtalık rezervi ile yumurta kalitesini olumsuz etkileyebileceğini, rahim iç ortamını bozarak gebelik sürecini zorlaştırabileceğini anlatan Yılmaz, "Bu hastalık infertiliteye yol açabilir; ancak bu, her endometriozisi olan kadının kısırlık yaşayacağı anlamına gelmez. Hastalığın şiddeti, yerleşim yeri ve dokulara verdiği hasar burada belirleyicidir" şeklinde konuştu. İlişki sırasında derin ağrı, yoğun adet kanamaları, bağırsak ve mesane şikayetleri, bel ve bacağa vuran ağrılar gibi belirtilerin de endometriozise işaret edebileceğini söyleyen Prof. Dr. Yılmaz, hastalığın bazı olgularda karın dışındaki alanlarda da görülebildiğini aktardı. Göğüs kafesi, sezaryen kesi hattı ya da daha önce yapılan ameliyat giriş yerlerinde bile endometriozis odaklarına rastlanabildiğini vurguladı. Öncelik ağrı mı doğurganlığın korunması mı? Tanı sürecinde en önemli unsurlardan birinin ayrıntılı hasta öyküsü olduğunu vurgulayan Yılmaz, muayene, ultrason, MR ve bazı kan testlerinden yararlanılsa da hiçbir tek yöntemin tek başına yeterli olmadığını belirtti. Özellikle hastanın şikayetlerinin döngüsel yapısı, yani adet dönemleriyle ilişkili artış göstermesi, tanıya giden yolda önemli ipuçları sunuyor. Tedavinin ise hastaya özel planlandığını söyleyen Yılmaz, burada temel sorunun hastanın önceliğinin ağrı mı yoksa doğurganlık mı olduğunun iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. İlaç tedavilerinin adet döngüsünü baskılayarak alevlenmeleri azaltabildiğini; yanıt alınamayan veya ileri evre hastalarda cerrahi seçeneklerin gündeme gelebildiğini ifade etti. Cerrahi planlanan ve ileride çocuk sahibi olmayı düşünen hastalarda ise doğurganlığın korunmasına yönelik bilgilendirmenin mutlaka yapılması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, yumurta ya da embriyo dondurma seçeneklerinin de bu süreçte değerlendirildiğini aktardı. Endometriozis tedavisinde multidisipliner yaklaşımın önemine de dikkat çeken Yılmaz, kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının yanı sıra radyoloji, gastroenteroloji, genel cerrahi, üroloji ve gerektiğinde fizik tedavi uzmanlarının birlikte çalışmasının tedavi başarısını artırdığını belirtti.
Zonguldak BEUN’da Geleceğin Hekimleri Kariyer Günleri’nde buluştu Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) ev sahipliğinde, Bülent Ecevit Tıp Öğrencileri Birliği tarafından düzenlenen Türk Tıp Öğrencileri Birliği (TurkMSIC) 11. Tıpta Kariyer Günleri, iki gün süren bilimsel ve mesleki paylaşımların ardından sona erdi. Sezai Karakoç Kültür Merkezinde düzenlenen etkinliğin açılış programına BEUN Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Servet Karasu, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hande Aydemir ve Bülent Ecevit Tıp Öğrencileri Birliği Topluluk Danışmanı Prof. Dr. Suat Hayri Uğurbaş, akademik ve idari personel ile tıp fakültesi öğrencileri katıldı. Türkiye genelindeki tüm tıp fakültesi öğrencilerine açık olarak düzenlenen etkinlikte; Cerrahi Bilimler, Dahili Bilimler ve Temel Bilimler başta olmak üzere pek çok farklı alanda kariyer planlamasına yönelik oturumlar gerçekleştirildi. Alanında uzman akademisyenlerin deneyimlerini paylaştığı programda tıp fakültesi öğrencileri, oturum aralarında akademisyenlerle birebir görüşme fırsatı bularak mesleki gelişimleri hakkında önemli bilgiler edindi. Etkinliğin ilk gününde; BEUN Genel Cerrahi Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Güldeniz Karadeniz Çakmak, BEUN İmmünoloji Ana Bilim Dalından Doç. Dr. İshak Özel Tekin, Karabük Üniversitesi Pediatrik Gastroenteroloji Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Eylem Sevinç, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Anatomi Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Ferruh Yücel ile Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Kemal Uğurlu, mesleki tecrübelerini paylaşarak kariyer yolculuklarını anlattı ve öğrencilerin sorularını yanıtladı. Program kapsamında ayrıca 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla aynı gün bir Tıp Balosu düzenlendi. Etkinliğin ikinci gününde ise Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Kenan Karbeyaz, BEUN Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Hilal Ayoğlu ile Pediatrik Kardiyoloji Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Haşim Hüsrevşahi’nin katılımıyla gerçekleştirilen oturumlarda tıp öğrencileri, alanında uzman akademisyenlerle bir araya gelerek kariyer planlamalarına yönelik önemli bilgiler edindi. Programda ayrıca akran eğitimleri de gerçekleştirildi. Kapanış oturumunda Bülent Ecevit Tıp Öğrencileri Birliği, Ulusal Tıp Eğitimi Takımı ve 11. Tıpta Kariyer Günleri Proje Takımı tarafından etkinliğe verdikleri desteklerden dolayı başta BEUN Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer olmak üzere emeği geçen tüm kişi ve kurumlara teşekkür edildi. TurkMSIC 11. Tıpta Kariyer Günleri hakkında değerlendirmelerde bulunan Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, tıp öğrencilerinin mesleki gelişimlerine katkı sağlayan bu tür organizasyonların büyük önem taşıdığını belirterek şu sözleri dile getirdi: "Üniversitemiz ev sahipliğinde gerçekleştirilen TurkMSIC 11. Tıpta Kariyer Günleri gibi nitelikli programlar, genç hekim adaylarımızın mesleki ufuklarını genişletmeleri ve kariyer planlamalarını daha bilinçli bir şekilde yapmaları açısından son derece kıymetlidir. Alanında uzman akademisyenlerimizin bilgi ve tecrübelerini öğrencilerimizle paylaşmaları, geleceğin hekimlerinin meslek hayatlarına daha güçlü ve donanımlı bir şekilde hazırlanmalarına önemli katkı sağlamaktadır. Bu anlamlı etkinliğin düzenlenmesinde büyük emek ve gayret gösteren Bülent Ecevit Tıp Öğrencileri Birliği başta olmak üzere organizasyonda görev alan tüm öğrencilerimizi gönülden tebrik ediyorum. Üniversitemizin bilimsel, akademik ve sosyal yaşamına değer katan bu tür çalışmalar, öğrencilerimizin yalnızca akademik açıdan değil, aynı zamanda mesleki vizyon ve sorumluluk bilinci açısından da gelişimlerine önemli katkılar sunmaktadır. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi olarak öğrencilerimizin bilimsel üretim, akademik gelişim ve mesleki kariyer yolculuklarında her zaman yanlarında olmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle etkinliğe katkı sunan tüm akademisyenlerimize teşekkür ediyor, tıp fakültesi öğrencilerimize eğitim hayatlarında ve meslek yaşamlarında üstün başarılar diliyorum." Bilimsel paylaşımın ve mesleki deneyim aktarımının ön plana çıktığı TurkMSIC 11. Tıpta Kariyer Günleri, iki gün boyunca gerçekleştirilen oturumlar ve kapanış programının ardından sona erdi.