SAĞLIK - 18 Mayıs 2022 Çarşamba 10:18

Uzmanından arı sokmalarına karşı uyarı

A
A
A
Uzmanından arı sokmalarına karşı uyarı

MARDİN (İHA) – Mardin’in Dargeçit Devlet Hastanesi’nde görevli Acil Doktoru Cazım Algül, son dönemlerde artan arı sokmalarına karşı uyarılarda bulundu.

MARDİN (İHA) – Mardin’in Dargeçit Devlet Hastanesi’nde görevli Acil Doktoru Cazım Algül, son dönemlerde artan arı sokmalarına karşı uyarılarda bulundu.


Dargeçit Devlet Hastanesi’ne bir günde 7 hastanın arı sokması şikayetiyle başvurduğunu belirten Dr. Cazım Algül, baharın gelişi ile birlikte mantar zehirlenmelerinin yanı sıra arı sokmaları ile karşı karşıya kaldıklarını ifade etti. Arılar her ne kadar balları ile bilinse de yeri geldiğinde insanları hayati tehlikeye sokacak dereceye varacak zararları da olabildiğini aktaran Dr. Algül, “Vücudun buna tepkisi lokalize olabileceği gibi sistemik gibi dramatik cevaplar da olabiliyor. Lokalize olan tepkiler her ne kadar profesyonel müdahaleler gerektirmese de sistemik tepkiler profesyonel müdahaleler gerektirir. Arı sokması, iğnenin hacminden dolayı vücutta hemen hissedildiği için insanlar bunu anında fark edebiliyor. Acı hissedildiği anda ise ilk yapılması gereken iğneyi vücuttan hızla çıkarmak. Çünkü aksi takdirde deride kalan iğne, venom adı verilen arı zehrini vücuda pompalamaya devam ediyor. Bu da belirtilerin çok daha geniş alana yayılmasına ve acının giderek artmasına yol açabiliyor. Bu aşamada iğnenin deri asla sıkılmadan, dikkatli ve nazik bir şekilde tırnak ucu ile kazınarak çıkarılması gerekiyor. Çünkü deri sıkıldığında iğnedeki zehir kesesinin derinin içinde tamamen patlama ihtimali bulunuyor. Bu da ne yazık ki istenenin tam tersi sonuç anlamına geliyor. Derinin sıkılması, diğer yandan iğnedeki feromonları da harekete geçirebileceğinden diğer arıların da saldırı için gelme ihtimali bulunuyor” dedi.


Arı sokmasından hemen sonra şişliğin oluşmaması veya ilerlememesi için iğnenin vakit kaybetmeden tırnak ucu ile çıkarılması gerektiğini ifade eden Dr. Algül, “Ardından bölgenin sterilize edilmesi ve üzerine soğuk kompres uygulanması, zehrin yayılmaması için atılacak en etkili adımları oluşturuyor. Bunun yanı sıra, sokulan bölgenin kaşınmaması ve kalpten yüksekte tutulması da diğer önemli gereklilikler arasında yer alıyor. Bunlar haricinde bal dökme, amonyak sürme, sirke dökme, karbonat ile suyu karıştırıp uygulama ve diş macunu sürme gibi bazı farklı yanıtları da bulunuyor. Ancak bunları yine de iğnenin çıkarılması, bölgenin temizlenmesi ve buz kompresi adımlarından sonra denemeyi tercih etmelisiniz. Söz konusu uygulamalar, kesinlikle tedavi önerisi niteliğinde değildir. Yaygın şekilde uygulanan yöntemleri belirtme amaçlıdır. Arı sokması, evdeki imkânlarla etkileri hafifletilebilecek bir durum olduğu için çoğunlukla hekim müdahalesine ihtiyaç duymuyor. Şiddetli alerjik durumlarda ise en yakın sağlık kuruluşuna en kısa sürede başvurmak hayati önem taşıyor” şeklinde konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Gülistan Doku dosyasında firari şüphelinin ağabeyi Silar Altaş’ın ifadesi ortaya çıktı Gülistan Doku dosyasında firari şüpheli Umut Altaş’ın ağabeyi Silar Altaş’ın ifadesi ortaya çıktı. Gülistan Doku dosyasında firari şüpheli Umut Altaş’ın ağabeyi Silar Altaş’ın savcıya verdiği ifade ortaya çıktı. Altaş ifadesinde, "Umut Tunceli’deyse, bu olay büyük ihtimalle onun 18 yaşına girdiği zamanlara denk geliyor. Şu an 24 yaşında, yani yaklaşık 5-6 yıl öncesinden bahsediyoruz. İlkay, ‘Ben bir kızla birlikte oldum, hamile kaldı’ demiş. Ben de Umut’un çok üstüne gittim, sürekli sorguladım. En sonunda ‘Umut, nedir bu mevzu?’ diye sordum. Bana sadece evet-hayır şeklinde cevaplar verdi. ‘Kız hamile mi kalmış?’ dedim, ‘Evet’ dedi. ‘Aldırmak istememiş mi?’ dedim, ‘Evet’ dedi. Hep kaçamak cevaplar veriyordu. Anlattığına göre Türkay, ‘Kız hamile kaldı, ben de kafasına sıktım’ demiş. Bu ‘kafasına sıktım’ ifadesini birkaç kez tekrar etti. Büyük ihtimalle tek bir mermi sıkmış. Türkay, olayı kısaca şöyle anlatıyormuş: ‘Birinin kafasına sıktım.’ Hatta silahı önceden başkalarına da gösterdiği söyleniyor. Türkay’ın silahı tabancaydı. Ben de o silahı gördüm sanırım. Onu bana arabada göstermişti. Arabası BMW 420’ydi, koyu mavi-siyah arası bir renkti. Silahı torpidoya koyuyordu. Arabayı Umut’a da veriyordu. Sürekli araçlarla geziyorlardı. Hatta çoğu zaman arabaları çalıp getiriyorlardı; yaptıkları şey genelde buydu. En ufak bir yalanım varsa Allah belamı versin" dedi. Mustafa Türkay Sonel’in "Birinin kafasına sıktım" dediği kişinin yüzde yüz Gülistan Doku olduğuna emin olduğunu ifade eden Altaş, "Bu kızın Gülistan olma ihtimali nedir diye sorarsanız, bence yüzde yüz. Ben de istiyorum ki, eğer kardeşimin bu işte en ufak bir dahli varsa, o da ortaya çıksın. Ona çok kızdım. ‘Sen ne yaptın Umut, öldürdün mü?’ dedim. O da bana şöyle dedi: ‘Abi, bana bunu anlattı. Ben korktum. Birini öldürmüş bir adamdan korktum. O yüzden sesimi çıkaramadım.’ Valinin kötü biri olduğunu düşündüğü için de korkmuş olabilir" diye konuştu. Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel ile kardeşi Umut Altaş arasında geçen konuşmalardan bahseden Silar Altaş, şunları kaydetti: "Umut’a dedim ki: ‘Bak, bu kadar şey olmuş, ortada bu kadar ciddi iddia var. Bu adam bu işin içindedir.’ Çünkü bazı şeylerin silindiğini, ortadan kaldırıldığını söylüyordu. Bir keresinde bana şunu anlattı: ‘İstanbul’daki evine gittim’ dedi. ‘Bir gün babası durduk yere geldi, beni alnımdan öptü. Halbuki normalde yüzüme bile bakmayan bir insan, gelip böyle davranınca dikkatimi çekti’ dedi. Babası vali. Umut’un, Türkay’ın İstanbul’daki evine gittiği bir zamanda bu olayın yaşandığını söyledi. Ya İstanbul’da ya da Tunceli’de karşılaşmışlar. Ben de Umut’un üzerine gittim. ‘Ne olduysa açık açık anlat. Babasıyla ilgili farklı bir durum var mı? Onun bir şeylerden haberi var mı?’ diye sürekli sordum. Aslında olayın Zeynal’ın üzerine kalacağı konuşuluyordu. Ama Zeynal geri dönünce, sanki yön başka birine çevrildi. Bize göre bunu yapabilecek, bu kadar şeyi saklayabilecek kişi belliydi." Altaş, "Umut’un bana anlattığına göre; Türkay, kız hamile kaldığı için kürtaj yaptırmak istemiş. Kız kabul etmeyince aralarında sorun çıkmış. Türkay da, bağlantılarından dolayı korktuğu için kızı vurmuş olabilir. Babasının vali olması da bu korkuyu artırmış olabilir. Çünkü Umut’un anlattığına göre Türkay her şeyden çekinen biriydi. Umut’a, ‘Bunu hiç sorgulamadın mı? Bu işin aslı nedir diye hiç üzerine gitmedin mi?’ diye sordum. ‘Abi, o sırada çok korktum’ dedi. Umut’un anlattığına göre Türkay, ‘Ben bir kızı vurdum. Hamile kaldı, aldırmak istemedi. Tartıştık’ demiş. Özellikle ‘kafasına sıktım’ ifadesini kullanmış. Umut da buna tepki göstermiş, aralarında kısa bir tartışma yaşanmış ama sonra konuyu kapatmışlar. Çünkü ‘Birini öldüren biri bana da zarar verebilir’ diye korkmuş. Umut’un konuşması gerektiğinin farkındayım. Daha sonra dayım geldi. ‘Savcılık ve Adalet Bakanlığı devrede, artık kimse bir şeyden korkmasın, ne biliyorsanız anlatın’ dedi. O noktadan sonra biz aile olarak korkmayı bıraktık" şeklinde konuştu. Vali Sonel’in korumaları hakkında bildiklerini aktaran Altaş, "Bu olaya birçok kişi dahil edilmiş. Olay büyük; öyle kolayca üstü örtülecek bir şey değil. Bunun farkındayız. Artık gerçekten korkmuyoruz, korku aşamasını geçtik. Çünkü mesele bizi de aşmış durumda. Bundan sonra bize ne olacaksa olsun. Sonuçta kızın ailesi aylardır, yıllardır büyük acı çekiyor. Olay artık sadece onların değil, çok daha büyük bir hale geldi. Benim şu an aklıma gelen tek isim ‘Sütlü Bey’. Onu da sadece vali koruması olduğu için biliyorum. Umut’la konuştuğumda ona şunu sordum: ‘Bu işe kimler karışmış olabilir, nasıl olmuş olabilir?’ Koruması var mı? Vardır, olabilir. Ama kimdir, nedir, bilmiyoruz. ‘Bu kızı kim götürdü, kim gömdü, kim sakladı? Nasıl oldu da bu kız aylardır kayıp?’ diye sordum. Umut da ‘Bilmiyorum abi’ dedi. ‘Koruma olabilir mi?’ dedim, ‘Olabilir’ dedi. Koruma olarak Şükrü ismini duydum. Erdoğan ismini de duydum. Bu kişiler; Umut, Türkay ve koruma, sürekli birlikte takılıyorlarmış. Hatta bir evleri olduğunu da duydum ama nerede olduğunu bilmiyorum. Sadece bir ev olduğundan bahsedildi" sözlerini söyledi. Umut’un telefonu ile görüşen kişinin Türkay Sonel olduğunu anlatan Altaş, "Ev kimin adına diye sorulduğunda; İlker, Uğurcan ve Ercan Ç. isimlerini duydum. Bunlar aynı arkadaş grubundaydı, birlikte vakit geçiriyorlardı. Daha sonra bir süre sonra yolları ayrılmış. Umut 19 yaşına geldiğinde, yani olaydan yaklaşık 1-2 yıl sonra araları açılmış. Mektup meselesini de şöyle anlattı: Mektubu Türkay götürüp bırakmış. Vali’nin oğlu olan Türkay’ın bunu yaptığı söyleniyor. Nereye bıraktığını tam bilmiyorum. Anladığım kadarıyla kızın ablasına bırakıldığı söyleniyor, en azından haberlerde bu şekilde geçiyor. Bu konuyu duyduğumda Umut’a çok sert tepki gösterdim. ‘Nasıl olur da telefonunu verirsin?’ dedim. O da ‘Ben değilim’ dedi. ‘Türkay konuşmuştur’ diye cevap verdi. ‘Neden telefonunu veriyorsun, ne konuşuldu bilmiyor musun?’ diye sordum. Zaten ne konuşulduğunu bilse ve anlatsa doğrudan hapse girecek bir durum olduğunu düşünüyorum" diye konuştu. Aile olarak Umut’a bu olayları sorduklarını vurgulayan Altaş, "Umut, olayın detaylarını tam bilmediğini söylüyor. Sadece Türkay’ın arabada kendisine ‘Birini vurdum’ dediğini aktarıyor. ‘Bir kız hamile kaldı, aldırmak istemedi, ben de vurdum’ şeklinde konuştuğunu söylüyor. Silahı getirip getirmediğini ya da gösterip göstermediğini ise net bilmiyor. Biz aile olarak Umut’u sorguladık. ‘Bu adamın kimlerle takıldığını bilmiyor musun? Bu kız ne zamandır kayıp, bunları hiç mi düşünmedin? Telefonunu vermişsin, bir yere gitmişsin, bırakmışsın’ diye üzerine gittik. Mektup konusunda da şunu anlattı: Türkay, Umut’u bir yere bırakmış ve ‘Git, bunu bırak’ demiş. Umut mektubu bırakıp geri dönmüş. Daha sonra Türkay gelip onu tekrar almış. Bu durumun Umut’un üzerine suç atmak için mi yapıldığı, yoksa neden böyle bir yol izlendiği net değil. Umut da aynı şeyi söyledi; mektupta da benzer şekilde yazdığını ifade etti" dedi.