YEREL HABERLER - 19 Aralık 2011 Pazartesi 10:35

MERSİN’E 5 YILDIZLI HASTANE

A
A
A
MERSİN’E 5 YILDIZLI HASTANE

Mersin Toros Devlet Hastanesi Başhekimi Opr. Dr. Süleyman Ülger, yapımı devam eden 250 yataklı yeni hastanenin ilk bölümünün 2012’nin Nisan ya da Mayıs ayında tamamlanarak hizmete gireceğini bildirdi. Başhekim Ülger, inşaat bittiğinde Mersin’in 5 yıldızlı otel konforunda bir hastaneye kavuşacağını söyledi.
Mersin merkez Akdeniz İlçesi’nde yer alan Toros Devlet Hastanesi’nin bahçesinde 2010 yılında temeli atılan yeni hastane binasının yapımı devam ediyor. Sağlık Bakanlığı tarafından TOKİ’ye yaptırılan ve iki bölüm halinde inşa edilecek hastanenin ilk binası tamamlanmak üzere. Toros Devlet Hastanesi Başhekimi Süleyman Ülger, inşaat aşaması ve yeni hastanenin Mersin’e kazandıracaklarıyla ilgili İHA muhabirine açıklama yaptı. Eski hastanenin yapımına 1955 yılında başlandığını ve 1964 yılında tamamlanarak hizmete girdiğini belirten Başhekim Ülger, uzun yıllar SSK Hastanesi olarak hizmet veren hastanenin, o zamanki şartlarda güneyin en güzel hastanelerinden biri olduğunu, ancak artık hizmet veremeyecek konumda bulunduğunu kaydetti. Mevcut hastanenin günümüz şartlarında hiçbir ihtiyacı karşılayamadığına dikkat çeken Ülger, “Sağlık 1955’ten bu yana çok değişti ve sürekli değişmeye devam ediyor. 255 yataklı mevcut hastanemizde 3-4-6 kişilik odalarımız var ve her bir odada 6 kişi yatıyordu. Artık böyle 4-6 kişilik odalar tarih oldu. Yeni hastanemizde 106 tane tek kişilik, 60 tane çift kişilik, 10 tane süit odamız var. Yeni hastanemiz toplam 250 yataklı olacak ama ayrıca 25 yoğun bakım yatağımız, 31 adet acil serviste sedye yatağımız bulunacak. Hastanemizde 154 poliklinik odamız, 9 tane de ameliyathane yer alacak. Diyaliz ünitemiz de 11 yataklı olarak planlanıyor ama Sağlık Bakanlığı’nın onay vermesi gerekiyor. Çünkü her ilde olması gereken diyaliz ünitesi sayısı belli ve Mersin’de şu anda dolu. Biz diyaliz ünitemizi düzelteceğiz, örneğin acil diyalizimiz yok. Bakanlık ve İl sağlık Müdürlüğü’nden onay alırsak bu bölümü acil diyaliz ve yoğun bakım diyalizleri olarak yapmayı planlıyoruz” dedi.
İLK BİNA 2012’NİN NİSAN YA DA MAYIS AYINDA TESLİM EDİLECEK
Toros Devlet Hastanesi’nin toplam arsa alanının 30 bin 861 metrekare, oturum alanının ise 10 bin 418 metrekare olduğu bilgisini veren Başhekim Ülger, hastanede 321 araçlık açık, 178 araçlık da kapalı olmak üzere iki otopark yer alacağını kaydetti.
TOKİ’nin ilk binanın yapımına 2010’da başladığını ve hastanenin iki aşamada bitirileceğini ifade eden Ülger, inşaatın ilk aşamasının hastane binası olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti: TOKİ yetkilileri, hastane binasını 2012’nin 4. veya 5. ayında bize teslim edeceklerini söylediler. Bina bitince biz oraya taşınacağız. Sonra mevcut işleyen bina ve poliklinikler, acil, idari binalar yıkılarak inşaatın ikinci bölümü başlayacak. Bu bölümü de 2013’ün sonuna teslim etmeyi planlıyorlar. İlk bölümde zemin ve birinci katı poliklinik haline getireceğiz. Zaten bizim Mezitli ve Yenişehir ilçelerinde semt polikliniklerimiz var, dolayısıyla bir yıl bu şekilde idare edeceğiz. Tahmini planımız bu.”
Devam eden hastane inşaatının şu anki aşaması ve yeni binadaki birimler hakkında da bilgi veren Ülger, hastanenin yataklı servisi ve acil hizmet servisinin bittiğini, tüm ıslak zeminlerin boyalarının yapıldığı, seramiklerin döşendiğini anlattı. Hastane yönetiminin, yapım aşamasında boyası, seramiği dahil hiçbir şeye karışamadığını, TOKİ’nin binayı bitirip kendilerine teslim edeceğini aktaran Başhekim Ülger, şunları söyledi: “İnşaatın kabası, detayları, ince işi bitti. Yetkililer, ‘bunu biz Nisan ayına kesin yetiştireceğiz’ diyorlar. İlk binada yataklı servis, ameliyathane, görüntüleme merkezi, acil servis ve laboratuvarlar olacak. Binanın zemin katı acil servis, 1. kat görüntüleme merkezi, 2. kat laboratuvarlar ve Kardiyoloji Yoğun Bakım Ünitesi ile Kardiyoloji Servisi, 3. kat ameliyathane, 4. kat teknik birim olacak. İkinci bina ise 3 kattan oluşacak ve poliklinikler, idari birimler ve konferans salonu ile kapalı otopark bulunacak.”
İlk bina tamamlandığında yataklı servisin zemin katını ve birinci katını 1 yıllığına geçici olarak poliklinik yapacaklarını belirten Başhekim Ülger, bodrumu ise personel, faturalandırma, satın alma, evrak birimi olarak düzenleyeceklerini kaydetti. Ülger, “Buna Amerikan modeli diyorlar; herkesin masası ortada olacak, ışıklandırma ve havalandırması olan geniş bir alanda çalışacak. Aslında poliklinikleri geçici olarak başka bir yer kiralayarak taşımayı düşündük. Ancak, hem çok maliyetli olacak hem de bilgi işlem ağını, elektrik ağını taşımak, hastaya gel röntgen çektir tekrar git hastaneye demek külfet ve hastalar için de sıkıntı yaratacak. Bu nedenle vazgeçtik. Yine de ihtiyacımız olursa yakınlarda bir yerden idari birim için kiralamaya gidebiliriz” ifadelerini kullandı.
MERSİN’E NE GETİRECEK?
Türkiye’de Sağlıkta Dönüşüm Politikası çerçevesinde sağlıkta ciddi dönüşümler olduğuna, dönüşüm politikasının da hizmet sektöründen, yani hastanelerden başladığına işaret eden Başhekim Ülger, bu çerçevede Toros Devlet Hastanesi’nin yeni binaları bittiğinde hizmet ve sağlık açısından Mersin’e çok şey katacağının altını çizdi. İnsanların daha temiz bir hastane, daha temiz, daha hijyenik bir ortama kavuşacaklarını vurgulayan Ülger, “Biz eski binaya ne yaparsak yapalım 1955 yılında inşaatı başlayan bir hastane olduğu için düzeltemiyoruz. Eski binada ortak tuvalet kullanılıyor, o zaman öyle yapılmış. Yeni binada ise her odanın kendi banyosu, tuvaleti olacak. İnsanlara insan gibi değer verilecek, 5 yıldızlı otel konforunda bir hastane planlıyoruz, içini ona göre döşeyeceğiz. Hastanemizin dizaynı değişecek. Hizmet anlayışımızı tamamen hastaya yönelik değiştiriyoruz. Zaten değişmeye başladı bu ve yavaş yavaş daha iyi olacak. Mersin’de bir turistik hastane gibi olacak. Biz, bu yıl içinde Mersin Devlet Hastanesi ile birlikte zaten turizm hastanesi olarak seçildik. Yabancı turistler yurt dışından bize gelip tedavi olabiliyorlar. Dolayısıyla Mersin çok güzel bir hastaneye kavuşacak” diye konuştu.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Ege Üniversitesinden "Yapay Zekâ Destekli Eğitim ve Araştırma" atılımı Yapay zekâ ve kriptoloji alanında dünyanın sayılı akademisyenlerinden Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı’yı ziyaret etti. Ziyarette, Ege Üniversitesinde gerçekleştirilen eğitim ve araştırma faaliyetlerine yapay zekanın ne şekillerde dahil edilebileceğine dair fikir alışverişinde bulunuldu. Yapay zekânın eğitimde kullanımın artık kaçınılmaz bir dünya gerçeği olduğunu ifade eden Rektör Prof. Dr. Musa Alcı, "Üniversite eğitimine ve araştırmalarına yapay zekânın entegrasyonu yalnızca teknolojik bir yükseltme değildir; bilgi aktarımında, öğrenmede ve uygulamada köklü bir değişimi temsil eder. Yapay zekâyı benimseyerek, üniversiteler eğitim deneyimini geliştirebilir, araştırmalarda yeniliği teşvik edebilir ve öğrencileri giderek daha karmaşık ve yapay zekâ odaklı bir dünyada başarılı olmaları için daha iyi bir şekilde hazırlayabilirler. Eğitime ve araştırmalara yapay zekânın entegrasyonu; Kişiselleştirilmiş Öğrenme Deneyimleri, Geliştirilmiş Öğretim Verimliliği, Gelişmiş Araştırma Yetenekleri, Öğrencileri Gelecek İş Gücüne Hazırlama, Eşitlik ve Erişilebilirliğin İlerlemesi, Akademik Programlarda Yenilik ve Toplumsal Sorunların Çözülmesine Katkı gibi alanlarda önemli katkılar sağlama potansiyeline sahiptir" dedi. "Kaynaklarımızı yapay zekâ odaklı eğitime yönlendireceğiz" Ege Üniversitesinin yapay zekâ odaklı eğitime yönelik planlarını anlatan Prof. Dr. Alcı, "Ege Üniversitesi kurumsal bir planla bu yönde kararlı bir şekilde ilerleyecektir. Bir yandan müfredatta değişiklikler yaparken, diğer yandan yapay zekâ destekli eğitim ve araştırmaya odaklanmış doktora öğrencileri ve öğretim üyelerini üniversitemize getirmeyi planlıyoruz. Tüm bölümlerin müfredatına ‘Yapay Zekâ Okuryazarlığı’ dersi ilave edeceğiz. Çalışma alanında yapay zekâ destekli araştırmalar yapan yeni öğretim elemanlarını Üniversitemize çekmek için, vakıf kaynaklarından araştırma desteği sağlayacağız. ABD, AB, Çin, Japonya ve Singapur’dan yapay zekâ destekli araştırmalar yapan öğretim üyelerini Üniversitemize en az bir dönem misafir olarak getirmek için kaynaklarımızdan faydalanacağız. Tersine Beyin Göçü Programı ile Türkiye’ye gelen öğretim üyelerinin Üniversitemize gelmeleri için imkânlar yaratıp, laboratuvar imkânı ve vakıf desteği türünden teşvikler vereceğiz. Araştırmacılarımızı yerel öneme sahip; Su, Güneş Enerjisi, Ekoloji gibi alanlarda araştırmalar yapmaya teşvik edeceğiz ve onlara gereken kaynakları yerel endüstriden sağlamak için bir çalışma ekibi kuracağız. Teknoparkımızın imkânlarını artırıp, firmalarımıza gereken imkânları ve teşvikleri sağlayıp Üniversitemize davet edeceğiz. Yeni öğretim üyeleri, yeni laboratuvar, araştırma teşviklerinde bölüm ve fakültelere odaklanıp, yapılan çalışmaların kalıcı olmasını sağlayacağız. Yapay Zeka konusunda öğretim üyelerine ilaveten, doktora öğrencilerini Üniversitemize çeşitli teşviklerle davet edeceğiz" dedi. Prof. Dr. Çetin Kaya Koç’un ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Rektör Prof. Dr. Alcı, "Kriptoloji alanında ulusal ve uluslararası arenada pek çok ödül alan ve bu alanda pek çok komiteye öncülük eden Prof. Dr. Çetin Kaya Koç’u Üniversitemizde ağırlamaktan memnuniyet duyduk. Yapay zekânın eğitim ve araştırma alanlarında kullanımı konusunda değerli hocamızın deneyimlerini dinledik. Kendisine nazik ziyaretlerinden ötürü teşekkür ediyorum" diye konuştu. Rektör Prof. Dr. Alcı’nın belirttiği hususlarda bütün tecrübesini Ege Üniversitesinin hizmetine sunmaktan memnun olacağını ifade eden Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, bu sayede üniversitenin kısa sürede gerek lisans gerekse lisansüstü eğitim ve araştırma alanlarında atılım yapma potansiyeline sahip olduğunu söyledi. Prof. Dr. Çetin Kaya Koç Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Elektronik ve Haberleşme Mühendisliğini birincilikle bitirdi. Doktorasını Kaliforniya Üniversitesinde yaptı. ABD’deki Oregon Eyalet Üniversitesinde Bilgi Güvenliği Merkezi kurdu. Buradaki çalışmaları sonucunda "Olağanüstü ve Sürdürülebilir Araştırma Liderliği" ödülüne layık görüldü. Kriptografi mühendisliğine yaptığı katkılarından dolayı 2007 yılında "IEEE Fellow" (alanında çok değerli işler yapmış bilim insanları) unvanı aldı. 50’den fazla kriptografik cihaz, yazılım ve donanımın tasarım ile geliştirilmesine katkıda bulundu. Kriptoloji ve şifreleme alanında en çok doktora öğrencisi yetiştiren dünyadaki üç akademisyeninden birisi olan Prof. Dr. Koç, Kriptografik mühendisliğe yaptığı sürekli katkılar nedeniyle IEEE (Elektrik- Elektronik Mühendisleri Enstitüsü) Yaşam Boyu Üyesidir.
İstanbul Trafikte üst üste kornaya basarken dikkat Yargıtay, trafikte bir kişiyi hedef alarak kasıtlı ve ısrarlı şekilde korna çalmanın sadece uyarı değil, hakaret ve huzur bozma suçu kapsamında değerlendirilebileceğine karar verdi. Hukukçular, öfkeyle yapılan her trafik davranışının mahkeme salonuna taşınabileceğine dikkat çekiyor. Trafikte yaşanan tartışmalar, günümüzde çoğu zaman sözlü sataşmaların ötesine geçerek ciddi hukuki boyutlar kazanabiliyor. Özellikle ısrarlı ve kasıtlı şekilde korna çalmak, sürücüler arasında sıkça rastlanan ancak genellikle "basit bir tepki" olarak değerlendirilen bir davranış olarak öne çıkıyor. Ancak Yargıtay kararları, bu tür eylemlerin sadece trafik kuralı ihlali olarak görülmeyeceğini, hakaret ve huzur bozma suçları kapsamında da değerlendirilebileceğini ortaya koyuyor. Yargıtay, bir kişiyi hedef alarak sürekli korna çalınmasını, karşı tarafı rahatsız edici ve küçük düşürücü bir eylem olarak kabul etti. Bu noktada, söz konusu davranışın ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği ve somut olayın özelliklerine göre cezai sorumluluk doğurabileceği vurgulandı. "Yargıtay’a göre korna, yalnızca uyarı amacıyla kullanılabilir" Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Avukat Burak Evci, trafikteki agresif davranışların hukuki sonuçlarının hafife alınmaması gerektiğini belirtti. Avukat Burak Evci, "Yargıtay’a göre korna, yalnızca uyarı amacıyla kullanılabilir. Bir kişiyi hedef alarak, kasıtlı ve ısrarlı biçimde korna çalmak, karşı tarafı rencide edici nitelik taşıyorsa hakaret suçunu oluşturabilmektedir. Trafikte yapılan her davranış masum değildir. Özellikle olayın kasıt, süreklilik ve hedef gözetme unsurlarıyla değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir anlık refleksle yapılan kısa uyarı ile öfke amacıyla sürekli korna çalmak arasında hukuken ciddi fark vardır. Yargıtay, bu tür eylemleri kişinin huzur ve sükununu bozacak nitelikte görmektedir" diye konuştu. "Trafikte öfkeyle yapılan bir davranış, sanık sıfatıyla mahkeme salonuna taşınabilir" Bu tür davranışların yalnızca ceza davasına değil, aynı zamanda manevi tazminat taleplerine de konu olduğunu aktaran Evci, "Trafikte yaşanan her agresif tutumun, ilerleyen süreçte bir mahkeme dosyasına dönüşebileceği uyarısı yapılmaktadır. Direksiyon başında yapılan her hareket hukukun denetimindedir. Korna bir silah değildir. Trafikte öfkeyle yapılan bir davranış, sanık sıfatıyla mahkeme salonuna taşınabilir. Artan trafik gerilimi karşısında sürücülerin daha dikkatli olması gerekiyor. Öfke kontrolünün artık sadece ahlaki değil, hukuki zorunluluk haline geldi" şeklinde konuştu.
Diyarbakır Evde doğum yapan anne ve bebeği, saatler süren çalışmanın ardından kurtarıldı Diyarbakır’da sancısı gelen bir kadın evde doğum gerçekleştirdi. Anne ve bebeği, kar nedeni ile saatler süren çalışmanın ardından kurtarılarak hastaneye kaldırıldı. Diyarbakır’ın Çınar ilçesinde etkili olan yoğun kar yağışı ve tipi, 1 Ocak 2026 günü yaşanan bir doğum vakasında sağlık ekiplerini zamanla yarışan zorlu bir mücadeleye sürükledi. Saat 11.46’da Yeşiltaş Mahallesi’nden gelen doğum ihbarı üzerine Diyarbakır genelinde sağlık birimleri alarma geçti. Sağlık Komuta Kontrol Merkezi koordinasyonunda vakaya 1 kara ambulansı ve 1 UMKE timi olmak üzere toplam 6 sağlık personeli yönlendirildi. Hava ambulansı talebi, olumsuz hava şartları nedeniyle karşılanamazken, karadan ilerleyen ekipler yoğun kar, kapalı yollar ve tipi nedeniyle sık sık durmak zorunda kaldı. Ambulans ekibinin ilerleyememesi üzerine UMKE timi devreye girdi. Sahada ambulansa zincir desteği sağlandı, ancak Aşağı Kırlangıç köyü mevkiinde kar yağışının şiddetlenmesiyle ekipler yeniden mahsur kaldı. Bunun üzerine Çınar Kaymakamlığı ve Büyükşehir Belediyesi ile temasa geçilerek yol açma çalışmaları başlatıldı. Köy halkının traktör desteğiyle ekipler bir süre daha ilerleyebildi. Saatler süren çabanın ardından, yol açma çalışmaları ve saha koordinasyonunun güçlendirilmesiyle UMKE ekibi saat 18.15’te anneye ulaşmayı başardı. Olay yerinde doktor bilgisi dahilinde damar yolu açılarak tıbbi müdahale yapıldı, doğan bebeğin muayenesi gerçekleştirildi. Anne ve bebek, güvenli şekilde ambulans ekiplerine teslim edilerek Çınar 2 No’lu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu tarafından saat 23.41’de SBÜ Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum ile Çocuk Hastalıkları Hastanesine nakledildi. Operasyonu yakından takip eden Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, zorlu süreçte görev alan UMKE Ekip Sorumlusu Salih Bülbül’e, ekibi adına gösterdiği özverili çalışmalardan dolayı teşekkür etti. Asiltürk, "Zorlu kış şartlarına ve saatler süren ulaşım güçlüklerine rağmen ekiplerimiz büyük bir koordinasyon ve özveriyle görevlerini yerine getirdi. UMKE, 112 acil sağlık ekiplerimiz ve vatandaşlarımızın desteğiyle anne ve bebeğimiz güvenli şekilde sağlık tesisimize ulaştırıldı. Diyarbakır’da vatandaşlarımızın sağlık hizmetine erişimi için her şartta sahadayız. Bu süreçte görev yapan tüm sağlık personelimize teşekkür ediyorum’’ dedi.
Düzce Tropikal misafirler kar yağışını görünce mest oldu Düzce’yi etkisi altına alan kar yağışı, kentin en uzak misafirlerine unutulmaz anlar yaşattı. Sri Lanka ve Ruanda gibi tropikal iklim ülkelerinden eğitim için kente gelen öğrenciler, hayatlarında ilk kez gördükleri kar karşısında şaşkınlıklarını gizleyemedi. Kent genelinde etkisini sürdüren yağışla birlikte kar kalınlığı şehir merkezinde 20, Konuralp ve Bahçeşehir bölgelerinde ise 40 santimetreye ulaştı. Kar yağışı, çocuklar kadar memleketlerinden binlerce kilometre uzaktaki üniversite öğrencilerini de mutlu etti. "Burada ilk defa kar görüyorum" Düzce Üniversitesi Hemşirelik Bölümü öğrencisi Sri Lankalı Mohoummead Ayizea, ülkesinin tropikal iklim kuşağında yer alması nedeniyle daha önce hiç kar görmediğini söyledi. Yağışın tadını çıkardığını belirten Ayizea, "Sri Lankalı olarak biz orada kar görmüyoruz. Tropikal olduğu için hava hep güneşli. En fazla yağmur yağıyor. Burada ilk defa kar görüyorum ve her gördüğümde çok heyecanlanıyorum. Karın tadını en güzel şekilde çıkartmaya çalışıyorum" dedi. "Bizim hayallerimizi yaşıyorsun" Ülkesinde kar yağışını hep televizyondan izlediğini belirten Ayizea, şöyle konuştu: "Kar yağışını hep filmlerde görüyorduk. Karlı günleri filmlerde gördüğümüz gibi burada da aynı şekilde kendimiz yaşadık. Arkadaşlarıma ve aileme kar görüntülerini çekip gönderiyorum, onlar da çok seviniyorlar. Karlı havalar, bembeyaz zeminler Sri Lankalılar için bir hayaldir. Kar görmeleri, birbirleriyle kartopu oynamaları hepsi onlar için hayal. Bana ’Bizim hayallerimizi yaşıyorsun’ diyorlar." Kar yağışı Ruanda’dan gelen öğrenciyi korkuttu Ruanda’dan gelen Receaip Moukizzia da eğitim için bir yıldır Türkiye’de bulunduğunu anlattı. Karla ilk karşılaştığında şaşkınlık yaşadığını ifade eden Moukizzia, "Türkiye’ye gelince çok mutlu oldum, şimdilik her şey yolunda. Afrika’da kar yağmıyor. Burada kar görünce hem şaşırdım hem korktum. Çok soğuk olduğu için korktum, soğuktan korkmuştum ama şimdi alıştım" ifadelerini kullandı. Millet Bahçesi’nde Türk arkadaşlarıyla bir araya gelen öğrenciler, kar topu oynayıp hatıra fotoğrafı çektirerek keyifli vakit geçirdi.