ÇEVRE - 11 Şubat 2026 Çarşamba 11:38

Gülnar’ın 50 yıllık su sorunu çözüldü

A
A
A
Gülnar’ın 50 yıllık su sorunu çözüldü

Mersin Büyükşehir Belediyesine bağlı Mersin Su ve Kanalizasyon İdaresi (MESKİ) Genel Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen Ilısu İçme Suyu Projesi ile Gülnar ilçesinin yıllardır süregelen içme suyu sorunu çözüldü, 14 mahalle kesintisiz suya kavuştu.


Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in sözünü verdiği ve geçtiğimiz haziran ayında açılışı yapılan Ilısu İçme Suyu Projesi, Gülnar’ın yarım asırlık su sorununa çözüm oldu. Son yıllarda yaşanan kuraklık ve kar ile yağmur yağışlarının azalması nedeniyle ilçede artan su sıkıntısı, proje sayesinde giderildi.


Yaz aylarında yaylalara çıkan vatandaşlarla birlikte nüfusun önemli ölçüde arttığı Gülnar’da, daha önce su dönüşümlü olarak veriliyordu. MESKİ’nin çalışmasıyla kesintili ve yetersiz su sorunu sona erdi. Proje kapsamında merkezde Saray, Hacıpınar, Akdeniz ve Ayvalı mahalleleri ile kırsalda Köseçoban, Dayıcık, Demirözü, Konur, Çukurkonak, Mollaömerli, Üçoluk, Örtülü, Kurbağa ve Sarıkavak mahalleleri kesintisiz içme suyuna kavuştu.


MESKİ Gülnar-Aydıncık İşletme Şube Müdürü Mehmet Duran, projenin detayları hakkında bilgi vererek, suyun Ilısu Mahallesi’ndeki kaynaktan alındığını belirtti. Duran, "Ilısu Mahallesi’nden üç farklı lokasyonda bulunan pompa tesislerimizde yaklaşık 28 kilometrelik isale hattıyla Köseçobanlı Mahallesi’nde bulunan 300 tonluk su deposuna ulaştırıyoruz. Buradan da yaklaşık 47 kilometrelik hatla cazibeyle Gülnar merkezindeki depolara su temini sağlıyoruz. Toplamda 75 kilometrelik bir hat kurduk" dedi.


Gülnar’da son yıllarda ciddi kuraklık yaşandığını ifade eden Duran, projenin ilk etapta merkez ve 5 kırsal mahalleyi kapsadığını, daha sonra 5 kırsal mahallenin daha dahil edildiğini belirterek, "Toplamda 10 kırsal mahalle ve 4 merkez mahallemiz bu projeden faydalanıyor. Daha önce merkezde dönüşümlü su veriliyordu. Projenin tamamlanmasıyla kesintisiz su temini sağladık. Vatandaşlardan ve muhtarlardan olumlu geri dönüşler alıyoruz. Ilısu Projesi sayesinde Gülnar’ın 50 yıllık su sorununu çözüme kavuşturduk" diye konuştu.


Saray Mahallesi sakinlerinden Havva Çöndür, daha önce sık sık su kesintileri yaşadıklarını belirterek, "Şimdi suyumuz kesintisiz geliyor. Birçok mahallenin sıkıntısı çözüldü" dedi.


Saray Mahallesi Muhtarı Ahmet Karabulut da projenin Gülnar için çok önemli olduğunu belirterek, "Özellikle yaz aylarında nüfus artıyor ve su yetmiyordu. İnsanlar evlerine kovayla su taşıyordu. Şimdi vatandaşlarımız çok memnun" diye konuştu.



Gülnar’ın 50 yıllık su sorunu çözüldü

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Eskişehir Uzmanından ‘İlişkileri tehdit eden sessizlik’ uyarısı Acıbadem Eskişehir Hastanesi Uzman Psikolog Beste Çokaygil, ilişkilerin toplumda sık bilinenin aksine her zaman kavgayla bitmediğini belirterek çiftler arasında konuşulmayan duygulara dikkat çekti. İlişkilerde fark edilmeden ilerleyen duygusal uzaklaşma tehlikesi hakkında uyarıda bulunan Çokaygil, "İlişkiler çoğu zaman büyük kavgalarla değil, konuşulamayan duygular nedeniyle zayıflar. Aynı evde olup duygusal olarak uzaklaşmak sessiz kopuşun en önemli göstergesidir" dedi. "Sessiz kopuş, partnerlerin ilişki içinde kalmaya devam ederken psikolojik olarak birbirlerinden uzaklaşmalarıdır" Romantik ilişkilerde ayrılıkların her zaman açık bir çatışma ile gerçekleşmediğini belirten Çokaygil, "Bazı ilişkilerde fiziksel birliktelik devam ederken, duygusal bağ giderek zayıflar. Bu süreç literatürde sıklıkla duygusal uzaklaşma (emotional disengagement) ya da halk arasında tanımlandığı şekliyle sessiz kopuş olarak ifade edilir. Sessiz kopuş, partnerlerin ilişki içinde kalmaya devam ederken psikolojik olarak birbirlerinden uzaklaşmalarıdır. Bu durum, ilişkinin görünürde devam etmesine rağmen bağlanma, yakınlık ve karşılıklı duygusal paylaşımın azalmasıyla karakterizedir" diye konuştu. İhtiyaçlar karşılanmayınca geri çekilme başlıyor Bağlanma kuramına göre bireylerin ilişkilerinde anlaşılma, kabul görme ve güven ihtiyacı duyduğunu belirten Çokaygil, "Bu ihtiyaçların uzun süre karşılanmaması, bireyde kaçınma davranışlarının gelişmesine yol açabilir. Kaçınma, çoğu zaman doğrudan ilişkiyi sonlandırmak yerine, duygusal geri çekilme şeklinde ortaya çıkar" diye konuştu. Tartışmalardan kaçınma, empati eksikliği, gelecek planlarının konuşulmaması Sağlıklı ilişkilerin temelinde açık iletişim olduğunu vurgulayan Çokaygil, "Duyguların ifade edilemediği ilişkilerde bireyler zamanla içe kapanmaya başlar. Bu süreçte kişiler ilişkiye yaptığı yatırımı azaltmaya başlar, tartışmalardan kaçınır ve psikolojik mesafeyi bir savunma olarak kullanır. Sessiz kopuş yaşayan çiftlerde duygusal paylaşımların azalması, partnerin iç dünyasına ilginin kaybolması, tartışmalardan kaçınma, empati eksikliği, geleceğe dair planların konuşulmaması ve birlikteyken yalnız hissetme gibi ortak belirtiler görülür" ifadelerini kullandı. "Bu durum geri döndürülebilir" Sessiz kopuşun ilişkisel tükenmişliğin bir göstergesi olduğunu ancak geri döndürülebilir olduğunu belirten Çokaygil, "Doğru müdahale ile ilişki yeniden güçlenebilir. Çift terapilerinde temel hedef, partnerler arasında yeniden duygusal farkındalık oluşturmak, güvenli iletişim alanı inşa etmek, ifade edilmeyen duyguları görünür kılmak ve empatik bağ kurmayı güçlendirmektir" dedi. "Ben dili ilişkileri güçlendiriyor" Araştırmalara göre duyguların suçlayıcı olmayan bir dille ifade edilmesinin ilişkisel doyumu artırdığını belirten Çokaygil, "Ben dili kullanmak, karşı tarafı savunmaya geçirmeden iletişimi güçlendirir. Araştırmalara göre duygular suçlayıcı olmayan bir dille ifade edildiğinde ilişkisel doyumu artırır. Örneğin ‘Sen beni anlamıyorsun’ demek yerine ‘Kendimi anlaşılmamış hissediyorum’ şeklinde ifade etmek, duygunun daha sağlıklı aktarılmasını sağlar" dedi. Bu yaklaşımın ilişkilerde çatışmayı derinleştirmek yerine çözümü kolaylaştırdığını vurgulayan Çokaygil, duyguların açık ve yargılayıcı olmayan bir şekilde ifade edilmesinin, çiftler arasındaki bağın yeniden güçlenmesine önemli katkı sağladığını belirtti.
Ankara Dr. Özge Çelik Büyükceran: "Otizim spektrum bozukluğu her 31 çocuktan 1’inde görülmektedir" Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Çelik Büyükceran, Otizm Spektrum Bozukluğu’nun (OSB) erken çocukluk döneminde ortaya çıktığını söyleyerek, "Centers for Disease Control and Prevention tarafından 2025 yılında yayımlanan izlem verilerine göre, OSB, her 31 çocuktan 1’inde görülmektedir. Erken çocukluk, beyin gelişiminin en yüksek olduğu dönem olup bu süreçte başlanan müdahaleler, çocuğun iletişim, sosyal etkileşim ve uyum becerilerinde belirgin gelişim sağlar" dedi. Güven Çayyolu Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Özge Çelik Büyükceran, "OSB, erken çocukluk döneminde ortaya çıkan ve yaşam boyu sürebilen nörogelişimsel bir durumdur. Güncel epidemiyolojik veriler, OSB’nin çocukluk çağında giderek daha sık tanındığını göstermektedir. Nitekim Centers for Disease Control and Prevention tarafından 2025 yılında yayımlanan izlem verilerine göre, otizm spektrum bozukluğu her 31 çocuktan 1’inde görülmektedir. Bu artışın farkındalığın artması, erken değerlendirme imkanlarının gelişmesiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir" diye konuştu. "Erken teşhis tanı sürecini hızlandırır" Uzm. Dr. Özge Çelik Büyükceran, OSB’nin temel olarak sosyal iletişim alanında güçlükler ve sınırlı, tekrarlayıcı davranış örüntüleri ile karakterize olduğunu vurguladı. OSB’nin her çocukta farklı klinik görünümlerle ortaya çıkabildiğini belirten Büyükceran, erken belirtilerin dikkatle izlenmesi gerektiğini ifade etti. Büyükceran, "Özellikle erken çocukluk döneminde isme tepki vermeme, göz teması kurmada zorluk, işaret edilen nesneye bakmama ve dil gelişiminde gecikme gibi bulgular önemli uyarı işaretleri arasında yer alıyor. Bu belirtilerin erken fark edilmesi tanı sürecini hızlandırıyor" ifadelerini kullandı. "Tanılama süreci multidisipliner bir yaklaşımla yürütülür" Otizm tanısının çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı tarafından konulmasının ardından, tedavi ve izlem sürecinin dil ve konuşma terapistleri, özel eğitim uzmanları ve diğer ilgili disiplinlerin katılımıyla multidisipliner bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Büyükceran, "Tanılama süreci yalnızca tek bir görüşmeyle sınırlı değil. Tanı, ayrıntılı gelişim öyküsünün alınması, çocuğun doğal ve/veya yapılandırılmış ortamlarda klinik gözlemi ve gerektiğinde standardize değerlendirme araçlarının kullanılması ile konulmaktadır. Bu süreçte aileden alınan bilgilerle, çocuğun sosyal iletişim becerileri, oyun davranışı ve tekrarlayıcı örüntüleri ayrıntılı biçimde değerlendirilir" diye konuştu. "Müdahale planları bireye özgü yapılandırılır" Büyükceran, tanı sürecinde yaşanan gecikmelerin müdahale sürecini doğrudan etkilediğini vurgulayarak, "Erken çocukluk dönemi, beyin gelişimi açısından en yüksek nöroplastisite dönemidir. Bu dönemde başlanan müdahaleler, çocuğun iletişim becerileri, sosyal etkileşimi ve uyumsal işlevselliği üzerinde belirgin kazanımlar sağlar. Tanının gecikmesi ise bu kritik gelişimsel pencerenin kaçırılmasına ve müdahale etkinliğinin azalmasına neden olabilir. Erken dönemde başlanan müdahalelerin uzun vadeli işlevsellik üzerinde belirgin etkileri var. Erken çocukluk döneminde aile katılımını içeren, sözel olmayan iletişim becerileri, dil ve konuşma terapileri içeren bireyselleştirilmiş eğitim programları ön plandadır. Okul çağında sosyal beceri eğitimleri önem kazanırken, ergenlik ve yetişkinlik döneminde bağımsız yaşam ve mesleki becerilerin geliştirilmesine odaklanılmaktadır. Bireye özgü yapılandırılmış müdahale programları; iletişim, sosyal uyum ve günlük yaşam becerilerinde anlamlı ilerlemeler sağlayabilmektedir" dedi. "İlaç tedavileri de gündeme gelebilir" Psikofarmakolojik tedavilere de değinen Büyükceran, bu yaklaşımların otizmin çekirdek belirtilerine yönelik olmadığını, daha çok eşlik eden klinik durumların yönetiminde kullanıldığını belirtti. Uzm. Dr. Büyükceran, şöyle devam etti: "Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, kaygı bozuklukları, depresyon, uyku sorunları ya da şiddetli davranış problemleri varlığında ilaç tedavileri gündeme gelebilir. Ancak bu tedaviler her zaman eğitsel ve psiko-sosyal müdahalelerle birlikte, destekleyici nitelikte uygulanmalıdır."