TEKNOLOJİ - 04 Haziran 2024 Salı 09:39

İlaç metabolitlerinin sentezlenmesi konusunda çevre dostu yeni yöntem geliştirdiler

A
A
A
İlaç metabolitlerinin sentezlenmesi konusunda çevre dostu yeni yöntem geliştirdiler

Mersin Üniversitesi’nde (MEÜ) yürütülen proje kapsamında, ilaç metabolitlerinin sentezlenmesi konusunda geliştirilen çevre dostu yeni yöntemin bilim dünyasına kazandırılması amaçlanıyor. Yüzde 70’lik bölümü tamamlanan yeni yöntemin, mevcut yöntemlerin eksikliklerini giderecek çevre dostu, foto redoks tekniğiyle yapılan ilk yöntem olacağı bildirildi.


MEÜ Fen Fakültesi Kimya Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Özgür Yılmaz, kabul edilen TÜBİTAK projesi ile Türkiye’de ve dünyada olmayan çevre dostu yeni bir yöntemin geliştirmeyi hedefliyor. "Tersiyer Aminlerin N-Dealkilasyon Tepkimesi için Fonksiyonel Grup Toleransı Yüksek Olan Yeni Yöntemin Geliştirilmesi ve İlaç Metabolitlerinin Sentezlenmesi" başlıklı 10 ay sürecek TÜBİTAK 1002 projesinde 3’ü yüksek lisans, 3’ü de lisans olmak üzere 6 öğrenci görev alıyor.



"Vücut içerisinde gerçekleşen olayı laboratuvar ortamında gerçekleştirmeye çalıştık"


Üzerinde çalıştıkları proje hakkında bilgi veren Yılmaz, zenobiyotik kavramından bahsederek, zenobiyotiklerin, insanların hayatları boyunca karşılaştıkları, doğal olmayan her türlü yabancı kimyasal olarak sınıflandırılabileceğini ifade etti. Zenobiyotiklere örnek olarak kozmetikler, deterjanlar, endüstriyel kimyasallar, gıda katkı maddeleri, pestisitler gibi birçok örnek verilebileceğini belirten Yılmaz, "Zaten yapılan bilimsel çalışmalarla da bir insanın ömrü boyunca yaklaşık 1 ila 3 milyon arasında zenobiyotik dediğimiz yabancı kimyasala maruz kaldığı biliniyor. Tabii ki insan vücudu kendi mekanizmasını bozmamak adına bu zenobiyotikleri, yani aldığımız bu yabancı kimyasalların giderimini, vücuttan atılımını gerçekleştirmek için çeşitli enzimlerle çalışıyor. Bu zaten bilinen bir şey. Hepimizin çokça kullandığı, hayatımızda olan ve her ne kadar biz faydalarından ya da yararlı etkilerinden faydalansak da aslında ilaçlar da zenobiyotik sınıfında. Vücudumuz ilaçları yabancı kimyasal olarak algılayıp vücuttan atılımı için metabolizma üzerinden çalışmaya başlıyor. Bulmaya çalıştığımız bu yöntemde vücut içerisinde gerçekleşen bu biyotransformasyonu (ilaçların enzimlerin etkisi ile kimyasal değişikliklere uğraması) yani vücut içerisinde gerçekleşen bu tepkimenin bir taklidini laboratuvar ortamına indirgemeye çalıştık. Yani vücut içerisinde gerçekleşen bu olayı laboratuvar ortamında gerçekleştirmeye çalıştık" diye konuştu.



Yöntemin ilaç endüstrisi için önemi


Söz konusu yöntemin ilaç endüstrisinde kullanımından bahseden Yılmaz, ilaç endüstrisinde yeni bir ilaç geliştirip piyasaya sürmeden önce laboratuvar koşullarında vücut içerisinde hangi türlere dönüşeceğinin tespit edilmesi gerektiğini söyledi. Vücudun, aktif olan türleri inaktif türlere dönüştürerek atılımını gerçekleştirdiğini ifade eden Yılmaz, "Ama bu her zaman böyle gerçekleşmiyor. Son yapılan bilimsel çalışmalarda ilaçların metabolitlerine dönüştüğünde yani vücutta o biyotransformasyonu gerçekleştiğinde dönüşen türlerin de toksik olabileceği tespit edilmiştir. Dolayısıyla yeni bir ilaç sentezlediyseniz, bu ilacı piyasaya sürmeden önce kesinlikle laboratuvar ortamında vücut içerisinde dönüşebilecek olan türlerini belirleyip onların toksik olup olmadıklarını, aktivitelerini, önden tespit etmemiz gerekiyor. Bizim hedefimiz bu projede yeni sentezlenecek olan, özellikle tersiyer amin dediğimiz o grubu içeren bileşiklerin vücutta dönüşebilecek olan türlerini sentezleyebilmek ve bunların etkilerini, toksitelerini inceleyebilmek adına geliştirdiğimiz bir yöntem" dedi.



"Özellikle ilaç endüstrisi başta olmak üzere bilimsel fayda sağlamayı planlıyoruz"


Literatürde halihazırda bu amaçla kullanılan yöntemler olduğunu dile getiren Yılmaz, ancak bu yöntemlerin belirli bazı sınırlamaları olduğunu kaydetti. Kimisinin çok pahalı şartlar gerektirdiğini, kimisinin çevre dostu olmadığını kimisinin çok ağır şartlar gerektirdiğini, kimisinin ise çok kısıtlı sayıda ilaç etken maddesine uygulanabildiğini vurgulayan Yılmaz, "Biz literatürde bilinen yöntemlerdeki bütün bu eksiklikleri giderebilecek, daha çevre dostu, özellikle ışık enerjisinin kullanıldığı yeni bir yöntem geliştirmeyi hedefledik. Ve bu geliştirdiğimiz yöntemi de daha sonra yaptığımız sonuçlarla birlikte literatüre sunarak, özellikle ilaç endüstrisi başta olmak üzere bilimsel fayda sağlamayı planlıyoruz. Projemizin temel amacı bu" şeklinde konuştu.



"Yöntemimizin başarılı olduğunu tespit ettik"


Projenin şu anda yüzde 60-70’lik bölümünün bitirildiğini ve yöntemlerini optimize ettiklerini ifade eden Yılmaz, "Biz öncesinde optimizasyon çalışması yapıyoruz. Hangi koşullarda daha iyi çalışıyor, hangi koşullarda yüksek verimler edilebiliyor, hangi çözücü daha uygun oluyor? Bunların hepsini çeşitli seri reaksiyonlarla tespit ediyoruz. Ön çalışmalarımızı tamamladık. En iyi koşulları optimize ettik, tespit ettik. Şu anda uygulama aşamasındayız. Piyasada bilinen ve tersiyer amin grubu içeren ilaç etken maddelerinin tepkimelerini yapmaya çalışıyoruz. Bu tepkimeler gerçekten istediğimiz gibi gerçekleşiyor mu, vücutta gerçekleşen o olayın aynısını burada gerçekleştirip vücuttaki dönüşümü sağlayabiliyor muyuz? Onu tespit etmeye çalışıyoruz. Yaptığımız birkaç çalışmada ilaç etken maddelerinde de çok yüksek verimlerle çalıştığını ve yöntemimizin başarılı olduğunu tespit ettik" dedi.



"Geliştirdiğimiz yöntemin patent başvurusunu yapacağız"


İlaç etken maddeler üzerinde çalışmaya devam edeceklerini belirten Yılmaz, projeyi tamamlayarak bilimsel bir makaleye dönüştürmeyi ve uluslararası bir dergide yayınlamayı planladıklarını söyledi. Makalenin yayınlanmasının ardından da öncelikli hedeflerinin Mersin Üniversitesi’nin de desteğiyle geliştirdikleri yöntemin patent başvurusunu yapmak olduğunu vurgulayan Yılmaz, "Patent başvurusu sonrasında da öncelikle çeşitli dönütlerle birlikte belki bunu endüstriyel anlamda uygulanabilirliğini çeşitli firmalarla da görüşerek konuşmayı planlıyoruz" diye konuştu.



"Proje araştırmacı yetiştirme açısından da önemli"


Yılmaz, yürüttükleri projenin araştırmacı yetiştirme açısından da önemli olduğunu kaydetti. Projede akademik anlamda lisans ve yüksek lisans öğrencileri olduğunu ifade eden Yılmaz, şöyle devam etti:


"Araştırmacı yetiştirmesi açısından bu sürekliliğin kesinlikle bitmemesi gerekiyor. Tabii ki bunu hem üniversitemiz, hem de TÜBİTAK üzerinden aldığımız destekler sayesinde burslarla öğrencileri destekliyoruz. Öğrencilerimiz hem bursiyer olarak bu projelerde yer alıyorlar, hem de bu projelerde çalışarak bilimsel anlamda geleceğin hocaları, geleceğin akademisyenleri, geleceğin bilim insanları, bilim kadınları olma yolunda kendilerini yetiştirme şansı buluyorlar. Bu projemizde de 6 öğrencimiz çalışıyor. Bunun 3’ü lisans, 3’ü de yüksek lisans öğrencisi. Öğrencilerimizin katkısı olmazsa bu projelerin yürütülmesi de mümkün olmazdı."



"Çevre dostu, foto redoks tekniğiyle yapılan ilk yöntem olacak"


Yılmaz, özellikle kimya alanında tekniklerin geliştirildiğini, geliştirilen bu tekniklerin üzerinden de yöntemler bulunmaya çalışıldığını belirtti. Kullandıkları yöntemin 2014’ten itibaren çok revaçta olmaya başlayan foto redoks tepkimeleri olduğuna işaret eden Yılmaz, şunları kaydetti: "Yani ışıklı tepkimeler diyoruz. Aslında çok eskiden klasik metotlarda ortama birçok kimyasal katarak, belki çevreye zarar verilecek türler katarak geliştirdiğimiz bazı yöntemlerin aksine burada ışık enerjisini kullanıyoruz. Işıkla sistemi uyardığımız zaman, kimyasalların gerçekleştireceği o dönüşümü, ışık sayesinde gerçekleştiriyoruz. Ve aslında yöntem daha çevre dostu hale gelmiş oluyor. Foto redoks tekniğini tabii ki biz geliştirmedik. Son yıllarda birçok bilim insanı tarafından kullanılıyor. Biz sadece foto redoks tekniğini kullanarak, daha çevre dostu olan bu tekniği kullanarak N-Dealkilasyon tepkimesi için yani ilaç metabolitlerinin sentezlenmesi için yeni bir yöntem geliştirdik. Ve bu yöntem literatürde olan, şu anda bu alanda kullanılan mevcut yöntemlerin eksikliklerini giderecek çevre dostu, foto redoks tekniğiyle yapılan ilk yöntem olacak."



İlaç metabolitlerinin sentezlenmesi konusunda çevre dostu yeni yöntem geliştirdiler

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara HAK-İŞ Başkanı Arslan: "Çatışmaların hatta ölümlerin olduğu Nevruzları unutmadık, Allah’a şükür Nevruz’u normalleştirdik" Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ) Genel Başkanı Mahmut Arslan, "Yakın tarihte Nevruz günlerinde yapılan kavgaların, çatışmaların hatta ölümlerin olduğu Nevruzları unutmadık, hatırlıyoruz. Onun için Nevruz’u da normalleştirdik Allah’a şükür" dedi. HAK-İŞ Konfederasyonu Türk Dünyası ve Akraba Topluluklar Komitesi tarafından ‘Türk Dünyası Öğrencileriyle Buluşma ve Nevruz Etkinlikleri’ gerçekleştirildi. Konfederasyonun ev sahipliğinde gerçekleşen programda Türk tarihi ve kültürünün önemine vurgu yapılırken, birlik beraberlik ve kardeşliğin güçlendirilmesi gerektiğine değinildi. Programda bir konuşma gerçekleştiren HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan, "Benim çocukluğumda ilk hatırladığım Nevruz’la ilgili baharın gelişinin müjdecisi olduğu ve çiçeğiyle beraber biz Nevruz’u hatırlıyoruz. Sultan Nevruz Bey bizde geçer. Biraz Avşar Türklerinde de böyle bir şey. Sultan Nevruz. Ve Nevruz çiçeğimiz açar. Zambağın küçüğüne benzer, mor ve sarı renklerin olduğu. Gerçekten Nevruz’dan hemen sonra Toroslar’da açan bir çiçektir. Biz Nevruz çiçeğini Çiğdemi, Nergiz’i baharla birlikte tanımıştık. Tabi bu geleneklerimizin bir ifadesiydi. Fakat gençlik yıllarımızda başka bir şeyle karşılaştık. Nevruz bir ideolojik mücadelenin ne yazık ki adı olarak topluma anlatılmaya çalışıldı. Bu da çatışmaların, kavgaların çeşitli Türkiye’yi ve bizi rahatsız eden bir kısım eylemlerin günü olarak karşımıza çıktı" açıklamasında bulundu. "Türkiye ideolojik kavgaların, çatışmaların gölgesinde 1 Mayıs’ı ve Nevruz’u uzun yıllar tartışmak zorunda kaldı" Arslan, günümüzde hem Nevruz Bayramı’nın hem de 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün normalleşmesinin gururunu yaşadıklarını aktararak, "Ne yazık ki Türkiye hem Nevruz’da hem de 1 Mayıs’ta ideolojik kavgaların, çatışmaların gölgesinde 1 Mayıs’ı ve Nevruz’u uzun yıllar tartışmak zorunda kaldı. Her ikisi de çatışmaların olduğu, gerginliklerin olduğu, polisin, copun, su sıkan TOMA’ların, gazların tartışıldığı günler olarak hafızamızda kaldı. Bunlar gerçekten bizi hem üzdü hem de tarihsel gerçeklerin sattırılması konusundaki itirazlarımız da haklı gösterdi. 1 Mayıs’ı Taksim’e hapsettiler. 1 Mayıs’ın olabilmesi için Taksim’de 1 Mayıs kutlanır. 1 Mayıs bütün alanlarda kutlanabilir. Bu tartışmaları 1 Mayıs’ı Emek Dayanışma Gününe dönüştürdük. Sonra Taksim’in tasallutundan kurtardık" ifadelerine yer verdi. "Çatışmaların hatta ölümlerin olduğu Nevruz’u normalleştirdik" Aynı şekilde Nevruz Bayramı’nın da ideolojik baskı ve kavgaların odağından kurtulduğuna dikkati çeken Arslan, "Biz bugün Nevruz’un bu yönünü konuşuyoruz. Yakın tarihte Nevruz günlerinde yapılan kavgaların, çatışmaların hatta ölümlerin olduğu Nevruzları unutmadık, hatırlıyoruz. Onun için Allah’a şükür Nevruz’u da normalleştirdik. Bugün Nevruz’u gerçek anlamıyla konuşabiliyorsak, bütün Türk dünyası ve özellikle Orta Asya toplumlarının hemen hemen pek çoğunun da sahiplendiği Nevruz’u bugün HAK-İŞ’te de konuşup kutlayabiliyorsak, Türkiye önemli iki sorunu önemli, iki kavga gününü barışa dönüştürerek hayırlı bir iş yapıldı. Burada Sayın Cumhurbaşkanımız da hükümetimize bu konudaki gayret duaları herkese teşekkür ediyoruz" değerlendirmesinde bulundu. Konuşmasının ardından Arslan, Ergenekon’da demir dağın delinerek aşılmasına ithafen temsili olarak demir dövdü. Programa HAK-İŞ Başkanı Mahmut Arslan’ın yanı sıra; HAK-İŞ Türk Dünyası ve Akraba Topluluklar Komitesi Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Yeşil, TÜRKSOY Türkiye Temsilcisi Doç. Dr. Abdullah Kutalmış Yalçın, Türk Dil Kurumu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Harun Şahin, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Genel Sekreteri Dr. Mümin Şen, üye sendikaların yönetim kurulu üyeleri, Türk Dünyası öğrencileri ve akademisyenler katıldı.
Afyon Onlar artık vatansız değil Afyonkarahisar’da yaşayan ve kendilerini ‘vatansızlar’ olarak nitelendiren 8 kişilik ailenin vatan ve kimlik kazanma maratonu kamu kurumlarının iş birliği sayesinde mutlu sonla bitti. Afyonkarahisar’da Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartları olmadığı için adeta hayalet gibi yaşayan, okula gidemeyen, işe girip çalışmayan ve erkeklerinin askere dahi gidemediği aile üyeleri, İl Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Müdürlüğü ile yargının duruma el atmasıyla kimliklerine kavuştu. İhlas Haber Ajansı’nın (İHA) 2023 yılında gündeme getirdiği ailenin durumuyla ilgili Afyonkarahisar Valiliği’nden yapılan yazılı açıklamada aile üyelerinin kimliklerinin çıkarıldığı ve soy bağlarının oluşturulduğu belirtildi. Açıklamada, "Galip Cimbil’in ‘saklı nüfus’ çerçevesinde yaptığı başvuru, yürütülen detaylı inceleme, tahkikat ve yargı sürecinin ardından sonuçlandırıldı. Galip Cimbil ve ailesi Afyonkarahisar İl Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Müdürlüğünün titiz çalışmasıyla resmen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldu. 12 Haziran 2023 tarihinde Afyonkarahisar Valiliği İl Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Müdürlüğüne müracaat eden Cimbil’in durumu, ilgili kurumlar tarafından titizlikle ele alındı. Yapılan incelemelerde, Galip Cimbil’in geçmişte ‘Kalip Gül’ adıyla oluşturulan nüfus kaydının, usulsüz ve dayanaksız olduğu gerekçesiyle 2006 yılında Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü kararıyla silindiği tespit edildi. Başvuru sürecinde alınan yazılı beyanlar, ifade tutanakları ve MERNİS kayıtları doğrultusunda yapılan değerlendirmeler sonucunda, ilgilinin beyanlarının doğruluğu kanaatine varıldı. Kardeşleri üzerinden yürütülen tahkikat süreci de ilgili kurumlarca olumlu sonuçlandırıldı" denildi. Olayla ilgili aile üyelerinin DNA testleri de yapıldı Açıklamada olayla ilgili yargı sürecinin de titizlikle işlediğinin vurgulanırken şu ifadelere yer verildi: "Saklı nüfus kütüğüne kaydı yapılan Galip Cimbil’e geçici kimlik numarası verilirken ayrıca Afyonkarahisar 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava çerçevesinde DNA incelemeleri yapıldı. Yapılan bilimsel incelemeler sonucunda, Galip Cimbil’in Erdal Cimbil ve Sürmeli Aslan ile aynı soydan geldiği; Fatma Cimbil’in annesi, Ali Cimbil’in ise babası olma ihtimalinin yüzde 99,99 olduğu tespit edildi. Mahkeme, 20 Şubat 2026 tarihinde verdiği ve kesinleşen kararla bu durumu hüküm altına aldı. Mahkeme kararının ardından hazırlanan dosya, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüne iletildi. Yapılan değerlendirme sonucunda, 12 Mart 2026 tarihli karar ile Galip Cimbil’in saklı nüfus çerçevesinde Türk vatandaşlığını kazandı."
Van Erciş’in düşman işgalinden kurtuluşunun 108. yılı coşkuyla kutlandı Van’ın Erciş ilçesinin düşman işgalinden kurtuluşunun 108. yıldönümü coşkuyla kutlandı. Kaymakamlık önündeki Atatürk büstüne çelenk sunumu, saygı durusu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda konuşma yapan Erciş Kaymakamı Murat Karaloğlu, "108 yıl önce, 1915 yılında, Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’nın en çetin dönemlerinden birini yaşıyordu. Doğu Anadolu’nun birçok bölgesi gibi Erciş de bu savaşın en ağır yükünü taşıyan yerlerden biri oldu. Rus İmparatorluğu ve onların desteklediği Ermeni çeteleri, bu toprakları işgal etti. Ancak Erciş halkı, vatanına, toprağına ve namusuna sahip çıkmak için kahramanca direndi. Bu büyük mücadelede Ali İhsan Paşa komutasındaki 4. Kolordu’ya bağlı birlikler Erciş’i düşman işgalinden kurtarmak için harekete geçti. Bu kolorduya bağlı birlikler, zorlu kış şartlarına rağmen büyük bir azimle savaşarak 1 Nisan 1918’de Erciş’i düşmandan temizledi. Erciş halkı da ordumuzla omuz omuza vererek, bağımsızlığı uğruna mücadele etti ve bu kutlu zaferin kazanılmasına katkı sağladı. Bugün bizler, bu aziz topraklarda özgürce yaşayabiliyorsak, bunu kahraman ecdadımızın gösterdiği fedakârlıklara borçluyuz. Onlar, canları pahasına vatanı savundular; bizlere düşen ise onların emanetine sahip çıkmak, birlik ve beraberlik içinde ülkemizi daha da ileri taşımak ve sahip çıkmaktır. Bu duygu ve düşüncelerle, 1 Nisan 1918’de Erciş’in kurtuluşu için canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle anıyor, kahraman gazilerimize minnetlerimi sunuyorum. Bizlere bu cennet vatanı emanet eden tüm ecdadımızı saygı ve şükranla yâd ediyorum" dedi. Tenzile Ana Ortaokulu öğrencileri tarafından hazırlanan 1 Nisan Erciş’in düşman işgalinden kurtuluşunun 108. yıldönümü etkinlikleri izleyicilerin beğenisine sunuldu. Program şiir, müzik, halk oyunları, okul öncesi öğrencilerin gösterisi, gelin kaynana atışması, Erciş’ten geçen devletler gösterisi, Erciş’in düşman işgalinden kurtuluşu, meşalelerin yakılması, kurtuluş koşusu sonuçlarının açıklanması, ödül töreni, güzel sanatlar lisesi bando gösterisi, tören geçişi ile son buldu. Programa; Erciş Kaymakamı Murat Karaloğlu, 108. Alay Komutanı Topçu Albay Murat Payas, Cumhuriyet Başsavcısı V. Aykut Kağnıcı, Emniyet Müdürü Uğur Ölmez, İlçe Jandarma Komutanı Murat Geniş, ilçe protokolü, siyasi parti başkanları, kurum amirleri, öğrenciler, öğretmenler ve çok sayıda vatandaş katıldı.