EKONOMİ - 31 Mart 2025 Pazartesi 11:46

Mersin’de çilekte ihracat başladı

A
A
A
Mersin’de çilekte ihracat başladı

Mersin’in Silifke ilçesinde çilek hasadı başladı.


Türkiye’nin önemli çilek üretim merkezlerinden olan Mersin’in Silifke ilçesinde ürün hasadına başlandı. Çilek hem yurt içinde hem de Irak ve Rusya’nın Krasnodar bölgesinde alıcı buluyor. Bu yıl Silifke genelinde açık arazide 5 bin dönüm, sera ve topraksız üretimde ise 2 bin dönüm alanda üretim yapıldığını, bu sezon 50 bin ton ürün beklediklerini belirten Atayurt Hal Dernek Başkanı İbrahim Kaynar, özellikle Atayurt başta olmak üzere Arkum, Atakent ile Kurtuluş, Bahçeköy, Sökün, Çeltikçi mahallelerinde de çilek üretiminin yapıldığını söyledi.


Çilekte üretime başladıklarını belirten Kaynar, "Şu anda 5 bin dönüm açık alanda, 2 bin dönüm ise topraksız tarımla üretimimiz var. 50 bin ton rekolte bekliyoruz. Bugünlerde yurt içi ve Irak’a ayrıca ufak tefek uçak kargolarla Rusya’nın Krasnodar bölgesine ihracata başladık. Önümüzdeki günlerde Rusya Moskova kapısı açılacak. Bugünlerde çileğin kilosu yurt içinde 90, yurt dışına ise 110 liradan alıcı buluyor. Bol ve bereketli bir sezon olmasını diliyoruz" dedi.



Mersin’de çilekte ihracat başladı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Memur-Sen Genel Başkanı Yalçın: "Karşı karşıya olduğumuz durum, tekil ve istisnai vakaların ötesinde yapısal bir sorunun yansımasıdır" Memur Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen) ve Memur-Sen’e bağlı Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim Bir-Sen) Genel Başkanı Ali Yalçın, "Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan acı olaylar bir kez daha göstermiştir ki, karşı karşıya olduğumuz durum, tekil ve istisnai vakaların ötesinde yapısal bir sorunun yansımasıdır" dedi. Eğitim-Bir-Sen, son dönemde eğitim ortamlarında artan şiddet olaylarının toplumsal etkilerini bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek amacıyla "Eğitim Ekosisteminde Şiddet: Kurumlar Arası Koordinasyon ve Sorumluluklar" başlıklı çalıştay düzenledi. Çalıştayda eğitim ortamlarında şiddet olgusu sosyolojik, psikolojik ve dijital boyutlarıyla ele alınırken, okul iklimi ve öğretmenin rolü, kurumsal kapasite, aile, medya ve sosyal çevrenin etkisi, kurumlar arası koordinasyon ile mevcut yapısal sorunlar kapsamlı biçimde değerlendirildi. Ayrıca önleyici, koruyucu ve müdahale edici politika önerileri masaya yatırıldı. "Karşı karşıya olduğumuz durum, tekil ve istisnai vakaların ötesinde, yapısal bir sorunun yansımasıdır" Eğitim ortamlarında artan şiddet olgusu üzerine ortak akıl üretmek üzere bir araya geldiklerini ifade eden Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, "Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan acı olaylar bir kez daha göstermiştir ki, karşı karşıya olduğumuz durum, tekil ve istisnai vakaların ötesinde yapısal bir sorunun yansımasıdır. Bu bağlamda bizim için sendikacılık sadece hak arama mücadelesi değil, aynı zamanda eğitim politikalarına katkıda bulunma, sorunlara bilimsel ve kalıcı çözümler üretme sorumluluğudur. Bu nedenle biz buna ‘akademik sendikacılık’ diyoruz ve bugün burada gerçekleştirdiğimiz çalıştay da bu sorumlu yaklaşımın somut bir yansımasıdır. Bugün burada ele aldığımız mesele, sadece eğitim sisteminin değil, toplumsal yapının da beka meselesidir. Disiplin yönetmeliğindeki yetersizlikler, öğretmenlere adeta ‘başına iş alma, başından sav’ demektedir. Bedeli ödetilmeyen mesnetsiz CİMER şikayetlerinin okulu boğduğu ve öğretmeni yorduğu, aşırı müdahaleci ve okul üzerinde baskı kuran veli profilinin eğitimcileri gerdiği artık görülmelidir. Sanal dünyanın karanlık dehlizlerinde çocuklarımıza ve gençlerimize kurulan kumpaslar ortadadır. TBMM’de 15 yaş altına yönelik sosyal medya kullanımına ilişkin sınırlamaların görüşüldüğü bu süreçte aynı zamanda bu yaş grubunun internetle temasını daha kontrollü ve güvenli hale getirecek alternatif modeller de tartışmaya açılmalıdır" diye konuştu. "Tuşlu telefonla okula gelmeleri yönündeki tedbirleri de artık konuşabilmeliyiz" Çocukların korunması amacıyla bir dizi çalışma gerçekleşmesi gerektiğini ifade eden Yalçın, "Çocukların korunması amacıyla yalnızca temel iletişim imkanı sunan, internet erişimi olmayan tuşlu telefonla okula gelmeleri yönündeki tedbirleri de artık konuşabilmeliyiz. Sınıflarda cep telefonu kullanımı yasaklanmış olsa da okul çıkış saatlerinde internete bağlı akıllı telefon üzerinden yaşanan siber zorbalık ciddi bir tehdit oluşturmaya devam etmektedir. İnternet erişimi olmayan tuşlu telefonlar, bu noktada önleyici bir tedbir işlevi görebilir; velileri de eğitimcileri de büyük bir yükten kurtarabilir. Ne öğrenci eski öğrenci, ne şartlar eski şartlar. Geleneksel toplumsal yapılar bozulmakta, eğitim kurumları ve aileler bu yeni şartlarla baş etmekte zorlanmaktadır. Eğitim-Bir-Sen olarak 2025 Temmuz ayında, 2012’de devrin şartları ve ihtiyaçları gereği hayata geçirilen ancak bugün değişen şartlar çerçevesinde yeniden ele alınması gereken ‘4+4+4’ zorunlu eğitim sistemine ilişkin 36 binden fazla katılımcıyla kapsamlı bir çalışma yürüttük. Çalışmada öğretmenlerin yüzde 93,8’i, okul yöneticilerinin yüzde 97,1’i, öğrencilerin yüzde 78,5’i ve velilerin yüzde 78,8’i 12 yıllık zorunlu eğitim süresinin kısaltılması gerektiğini ifade etmiştir. Üniversite öğrenim süresinin tartışıldığı bir düzlemde eğitimde çocukların hazır bulunuşluk düzeyi, hayata hazırlık ve mesleğe geçiş gibi temel işlevleri, lise düzeyinde de yeniden ele alınmalı ve bu konuda somut bir sonuca artık ulaşılmalıdır. Zorunlu eğitim, sorunlu eğitime dönmeden önlemler alınmalıdır" şeklinde konuştu. "Sabah programları ile aile yapımız, şiddet içerikli dizilerle neslimiz hedef alınmaktadır" Şiddet içerikli olayların medyada ve sosyal medyada sunuş biçiminin de ayrı bir sorun alanı olduğuna işaret eden Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sabah programları ile aile yapımız, şiddet içerikli dizilerle neslimiz hedef alınmaktadır. Kontrolsüz dijital mecralar ve sapkın akımlarla toplum çürütülmek istenmektedir. Bu tabloyu görmeli ve önlemler almalıyız. Dijital yayın platformlarında sapkınlığı yayan içerikleri de konuşmalıyız. Bu konuya da bir çerçeve çizilmesinin, daha güçlü bir düzenleme ve denetim mekanizmalarının zamanı gelmiş ve geçmektedir. Tüm bu başlıkların eğitim sistemimizin geleceğini şekillendirecek bütüncül bir bakış açısıyla ele alınması ve ilgili paydaşlarla ortak akıl doğrultusunda hareket edilmesi büyük bir önem taşımaktadır. İşte bu çalıştayı düzenleme amacımız da budur. Bu kapsamda eğitimde şiddetin güncel görünümünü ve nedenlerini; şiddetin sosyolojik, psikolojik ve dijital boyutlarını; okul iklimini ve öğretmenin rolünü; aile, medya ve sosyal çevrenin etkisini; kurumlar arası koordinasyon ve sorumluluk alanlarını hep birlikte değerlendireceğiz. Amacımız dert yanmak değil, çare bulmaktır. Hiç kimse kendini bu süreçten soyutlamamalı, çünkü sorun hepimizin ortak sorunudur. Bir Kızılderili atasözü, ‘Bir çocuğun eğitiminden bütün kasaba sorumludur’ der. Bu yüzden herkese düşen bir sorumluluk bulunmaktadır. Bu masa etrafında bir araya gelmemizin anlamı da budur: Ortak akıl üretmek, sorumlulukları paylaşmak ve birlikte çözüm yolları bulmak."
Samsun "İnsülin tedavisi bağımlılık yapmıyor" Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Gülçin Cengiz Ecemiş, insülin tedavisinin bağımlılık yapmayacağını söyledi. Liv Hospital Samsun Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Gülçin Cengiz Ecemiş, insülin tedavisinin bağımlılık yapmayacağını belirtti. Diyabetin insülinin eksikliği veya etkisizliği sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlık olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Ecemiş, "Toplumda daha sık görülen diyabet formu tip 2 diyabettir ve insülinin yeterince etki gösterememesi sonucu ortaya çıkar. Tip 1 diyabet ise daha seyrek olarak görülmesine rağmen küçük yaşlardan itibaren başlar. Mutlak insülin eksikliğine neden olan ’Tip 1 diyabet’ hastası değilseniz, diyabetinizi kontrolde tutmak için ağız yolu ile alınan şeker düşürücülere ihtiyacınız olabilir. Şeker düşürücü ilaçlar ’Tip 2 diyabet’te kullanılır. Tip 2 diyabetli kişiler kan şekerini normal seviyede tutabilmek için mutlaka insülin kullanmak zorunda değildir" dedi. "Hastanın klinik durumuna göre ihtiyaç duyulan yoğun insülin tedavisi takiplerde hafifletilebilir" Her diyabet hastasının tedavisinin bireysel olduğunu söyleyen Doç. Dr. Gülçin Cengiz Ecemiş, "Tip 2 diyabetik hastalarda eğer hastanın durumu çok kötü değilse ve şekerleri ılımlı derecede yüksekse öncelikle şeker düşürücü ilaçlarla tedaviye başlanabilir. Bu ilaçlara rağmen kan şekerleri yüksek seyrederse tedaviye insülin eklenebilir. İnsülin tedavisi bağımlılık yapmaz. Vücuttaki eksikliğin tamamlanması gibi düşünülebilir. Hastanın klinik durumuna göre ihtiyaç duyulan yoğun insülin tedavisi takiplerde hafifletilebilir, hatta tekrar ağızdan alınan şeker düşürücü ilaçlara dönülebilir" diye konuştu. "Diyabet tedavisinde beslenme ve egzersiz de olmalıdır" Diyabette tedavinin sadece ilaç kullanmakla sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Doç. Dr. Ecemiş, beslenme ve sporun önemine dikkat çekti. Ecemiş ayrıca şunları söyledi: "Diyabetli hastalarımızın yaptığı en büyük yanlışlardan bir tanesi, ağızdan şeker düşürücü ilaçlar kullanmakta iken, bunun diyabet tedavisinde her şey olduğunu düşünerek beslenme ve egzersiz programlarınızı ihmal etmenizdir. Unutulmamalıdır ki modern tedavi yöntemlerine rağmen tip 2 diyabetin tedavisinde halen beslenme ve egzersiz en önemli tedavi metotlarıdır."
Sivas Sivas’ta çift dilli eğitim modeli, ingilizceyi ezberleyerek değil konuşarak öğreniyorlar Sivas’ta eğitimde dikkat çeken bir yeniliği hayata geçiren Cumhuriyet Üniversitesi Vakfı Okulları, anaokulunda uygulanan çift dilli eğitim modeliyle çocuklar İngilizceyi ezberleyerek değil, konuşarak öğreniyor. Sivas’ta faaliyet gösteren Cumhuriyet Üniversitesi Vakfı Okulları, anaokulu kademesinde uygulamaya koyduğu çift dilli eğitim modeliyle eğitimde fark oluşturuyor. Oyun temelli ve doğal öğrenme ortamına dayanan sistem sayesinde çocuklar İngilizceyi klasik yöntemlerin aksine ezberlemeden, aktif olarak konuşarak öğreniyor. Erken yaşta dil gelişimini merkeze alan modelde çocuklar, gün içerisindeki doğal akışta hem Türkçe hem de İngilizceyi eş zamanlı olarak deneyimleyerek kazanım sağlıyor. Ders odaklı yaklaşımdan uzak, etkileşim temelli eğitim sistemiyle öğrencilerin dili yaşayarak öğrenmesi hedefleniyor. Çok konuşulan eğitim modellerinden birisi haline geldi Uzman eğitim kadrosu tarafından yürütülen programın yalnızca dil öğretimiyle sınırlı kalmadığı, aynı zamanda çocukların özgüvenini artırmayı, iletişim becerilerini geliştirmeyi ve çok yönlü düşünme yetilerini desteklemeyi amaçladığı belirtildi. Eğitimciler, 0-6 yaş aralığının dil ediniminde kritik bir ‘altın dönem’ olduğuna dikkat çekerek, bu süreçte verilen eğitimin çocukların geleceğini doğrudan etkilediğini vurguladı. "Çocuklarımızın geleceğini inşa ediyoruz" Cumhuriyet Üniversitesi Vakfı Okulları kurucusu uzman eğitimci Onur Feridun Bozyiğit konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Biz sadece eğitim vermiyoruz, çocuklarımızın geleceğini inşa ediyoruz. Bu modelle yetişen her çocuk, dünyaya daha hazır, daha özgüvenli ve daha donanımlı olacak" dedi.