ÇEVRE - 28 Nisan 2026 Salı 13:02

Niğde’de üreticilere tohum ve çilek fidesi desteği: 522 üreticiye dağıtım yapıldı

A
A
A
Niğde’de üreticilere tohum ve çilek fidesi desteği: 522 üreticiye dağıtım yapıldı

Niğde Tarım ve Orman İl Müdürlüğü tarafından üreticilere yönelik nohut, kuru fasulye tohumu ve çilek fidesi dağıtım programı gerçekleştirildi.


Düzenlenen törenle kent genelinde toplam 522 üreticiye tarımsal üretimi desteklemek amacıyla tohum ve fide desteği sağlandı.


Niğde Tarım ve Orman İl Müdürlüğü yerleşkesinde gerçekleştirilen dağıtım törenine Niğde Valisi Nedim Akmeşe, Niğde Tarım ve Orman İl Müdürü Furkan Mete, kurum müdürleri ve çok sayıda üretici katıldı.


Üreticilere destek projesi kapsamında il genelinde 250 üreticiye 40 ton nohut, 250 üreticiye 32 bin 500 kilogram kuru fasulye ve 22 üreticiye ise 140 bin adet çilek fidesi teslim edildi.


Programda konuşan Niğde Valisi Nedim Akmeşe, tarımsal üretimin güçlendirilmesi ve gıda arz güvenliğinin sağlanmasının kamu politikalarının öncelikli alanları arasında bulunduğunu belirterek, üreticilere verilen desteğin stratejik önem taşıdığına dikkat çekti.


Vali Akmeşe, tarım arazilerinin etkin kullanımını teşvik etmeye yönelik çalışmaların sürdüğünü ifade ederek, "Tarımsal üretimin güçlendirilmesi ve gıda arz güvenliğinin temini, üreticimizin desteklenmesi kamu politikalarımızın öncelikli başlıkları arasında yer almaktadır. Tarım ve Orman Bakanlığımız tarafından yürütülen tarım arazilerinin kullanılmasının teşvik edilmesi politikası kapsamında üretime kazandırılmayan alanların değerlendirilmesi, verimliliğin artırılması ve üretimin yaygınlaştırılması hedeflenmektedir" dedi.


Amaçlarının üretimi artıran, toprağını işleyen ve katma değer oluşturan tarımsal yapıyı daha güçlü hale getirmek olduğunu kaydeden Akmeşe katkı sunan tüm kurum ve kuruluşlara teşekkür etti.


Niğde Tarım ve Orman İl Müdürü Furkan Mete ise bakanlık tarafından yürütülen destek programlarının ülke genelinde üretime önemli katkılar sunduğunu belirtti.


Mete, son yıllarda üreticilere sağlanan desteklerin kapsamına değinerek, "Bakanlığımız son 5 yılda ülke genelinde 512 bin üreticimize tohum, fide ve fidan desteği sağlamıştır. İlimizde de bu yıl toplam 32 ton kuru fasulye ve nohut tohumu dağıtımı gerçekleştirilmiştir. Bunun yanında çilek üretimini yaygınlaştırmak ve üreticilerimize alternatif gelir imkanı sunmak amacıyla 22 üreticimize toplam 140 bin adet çilek fidesi dağıtımı yapıyoruz" dedi.


Tarımda sürdürülebilir üretim anlayışının önemine vurgu yapan Mete, "Amacımız üretimi artıran, üreticisini destekleyen ve toprağını boş bırakmayan bir tarım anlayışını hep birlikte güçlendirmektir. Tarımsal üretimin devamlılığı ve kırsal kalkınmanın güçlenmesi adına bu tür destekler büyük önem taşıyor" şeklinde konuştu.


Desteklerden yararlanan üreticiler adına konuşan Süleyman Çetin de verilen desteklerin üreticiler açısından büyük anlam taşıdığını söyledi.


Çertin, devlet desteklerinin çiftçiye moral ve güç verdiğini ifade ederek, "Toprakla uğraşıp emeğini alın teriyle yoğuran bizler için bu tür destekler sadece bir yardım değil, aynı zamanda umut, motivasyon ve geleceğe dair bir güven kaynağıdır. Üretmek kolay değil ama devletimizin yanımızda olduğunu bilmek bizlere güç veriyor" dedi.


Konuşmaların ardından üreticilere tohum ve çilek fidelerinin dağıtımı gerçekleştirildi.



Niğde’de üreticilere tohum ve çilek fidesi desteği: 522 üreticiye dağıtım yapıldı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Başkan Bingöl Koç Pati Rehabilitasyon Merkezi’nde incelemelerde bulundu Tuzla Belediye Başkanı Av. Eren Ali Bingöl, Tuzla Belediyesi ve Vehbi Koç Vakfı iş birliğiyle hayata geçirilen Koç Pati Rehabilitasyon Merkezi’nde yürütülen çalışmaları yerinde inceledi. Akfırat’ta yapımı süren merkezde gelinen son duruma ilişkin bilgi alan Başkan Bingöl, projenin tamamlandığında sahipsiz hayvanlar için önemli bir yaşam alanı olacağını vurguladı. İncelemelerinin ardından açıklamalarda bulunan Başkan Bingöl, "Can dostlarımızın uzman ekiplerce sağlıklı ve güvenli şartlarda tedavi edileceği, bakımlarının yapılacağı merkezimiz bir şifa ve sevgi yuvası olacak. Koç Pati Rehabilitasyon Merkezi’mizin inşaatı tüm hızıyla sürüyor. Sokaklarımıza huzur, can dostlarımıza yaşam hakkı" ifadelerini kullandı. "3 yıl boyunca çivi dahi çakılmamış" Merkez sahasında detaylı incelemelerde bulunan Başkan Bingöl, projenin kapsamına ilişkin de bilgi verdi. Tuzla’da hem sokakların huzurunu hem de sahipsiz hayvanların yaşam hakkını korumayı hedeflediklerini belirten Bingöl, alanın 2021 yılında Tuzla Belediyesi’ne tahsis edildiğini belirterek, "yaklaşık 3 sene boyunca çivi dahi çakılmamış bir alandı" dedi. Serbest dolaşım alanı olacak Yaklaşık 2 bin hayvan kapasiteli bir rehabilitasyon merkezi inşa ettiklerini ifade eden Bingöl, "Burada ameliyathanelerimiz olacak ve kısırlaştırma faaliyetlerini de bu alanlarda gerçekleştireceğiz. Ameliyat sonrası bakım ünitelerinde hayvanlarımız uluslararası standartlara uygun şekilde dinlenecek ve tedavi süreçleri tamamlanacak. Tesisimizi diğer merkezlerden ayıran en önemli özelliklerden biri, serbest dolaşım alanlarında çok sayıda köpeğin konaklayabilecek olması. Aynı zamanda oyun alanlarıyla da desteklenecek" dedi. Projede iş birliğinin önemine dikkat çeken Bingöl, Vehbi Koç Vakfı’na katkılarından dolayı teşekkür ederek, Koç Pati Rehabilitasyon Merkezi’nin Tuzlalılar için hayırlı olmasını temenni etti. Bin 400 köpek ve 500 kediye barınma, tedavi ve rehabilitasyon hizmeti verilecek Tuzla Belediyesi ve Vehbi Koç Vakfı iş birliğiyle hayata geçirilen Koç Pati Rehabilitasyon Merkezi’nin temeli, 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde atıldı. 75 dönümlük alan üzerine kurulan merkez, tamamlandığında aynı anda 1.400 köpek ve 500 kediye barınma, tedavi ve rehabilitasyon hizmeti sunacak. Doğal yaşam davranışlarının sürdürülmesi hedefleniyor Türkiye’de örnek bir model olması hedeflenen merkezde; kısırlaştırma, aşılama ve tedavi hizmetlerinin yanı sıra yatar hasta bakım alanları, yavrulu anne ünitesi, kedi evi, karantina binası, tedavi sonrası bakım alanları, mama ve ilaç depoları, idari bina ve açık alan patipark gibi birçok bölüm yer alacak. Tesis, hayvanların doğal yaşam davranışlarını sürdürebileceği şekilde tasarlandı.
Antalya Onkoloji uzmanından sosyal medya kürlerine uyarı: "Masum görülen bitkilerin içinde birçok kimyasal var" Türk Tıbbi Onkoloji Derneğince Antalya’da düzenlenen 13. Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi’nde konuşan Dernek Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut, kanser hastalarının geleneksel, bitkisel ve sosyal medyada sıkça karşılaşılan kür, krem ve benzeri ürünleri doktorlarına danışmadan kullanmamaları gerektiğini belirterek, "Biz hastalarımızın zarar görmesini istemediğimiz için, ömrümüzü adadığımız bu insanların saçının teline zarar gelmemesi için bu ürünleri güvenli bulmuyoruz. O yüzden doktorlarına danışmadan, bu işte uzmanlığı olmayan herhangi bir kişinin sözüyle ya da yaptığı uygulamalarla hareket etmesinler" dedi. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği tarafından bu yıl 13’üncüsü düzenlenen "Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi", Antalya’nın Serik ilçesi Belek Turizm Merkezi’nde gerçekleştirildi. Kongre için Antalya’da bulunan Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut, İhlas Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, geleneksel ve bitkisel ürünler ile sosyal medyada sıkça gündeme gelen kür, krem ve benzeri uygulamaların kanser hastaları üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kanser hastalarının tedavi sürecinde bilimsel kanıtı olmayan ürünlere yönelmesinin ciddi riskler taşıyabileceğine dikkat çeken Karabulut, hekimlerin bu tür uygulamalara yaklaşımının "karşı çıkmak" olarak değil, "güvenli bulmamak" olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. "Kanser hastalarının hayatlarını kurtarmak için ömrümüzü adadık" Prof. Dr. Bülent Karabulut, kanser hastalarının yaşamlarını kurtarmak ve onları konforlu bir şekilde yaşatmak için çalıştıklarını vurgulayarak, "Biz kanser hastalarının hayatlarını kurtarmak, onları konforlu yaşatmak için hayatımızı adadık. Onlara iyi gelebilecek herhangi bir şeye karşı çıkmayız. Doktorların bu işe karşı olduğu yönündeki yaklaşıma kesinlikle halkımız inanmasın. Biz bu ürünleri güvenli bulmuyoruz. Basit bir örnek vereyim. Evinize giderken ağacın kenarında iki tane mantar buldunuz. Evinize gidip bu mantarı kavurup yemezsiniz herhalde. O da bitki, o da bir gıda ama ölebilirsiniz" diye konuştu. "Bitkileri masum gibi görüyoruz ama içinde birçok kimyasal var" Bazı bitkilerin yanlış kullanımında ölümcül sonuçlar doğurabileceğini belirten Karabulut, zakkum örneği üzerinden uyarısını sürdürdü. Karabulut, "Zakkum senelerce bu ülkede gündeme geldi. İnsanlar bunun ekstresinden belki de öldü. Çünkü bizim geleneksel dilimizde ‘zıkkım ye’ diye bir laf vardır, o zakkumdan gelir. Bunun birazcık dozunu kaçırırsanız insan ölebilir. Biz aslında bitkileri masum gibi görüyoruz ama onların içinde birçok kimyasal var. Bu nedenle güvenli bulmuyoruz" dedi. Bir maddenin kanser hücresini öldürmesinin tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Karabulut, laboratuvar düzeyindeki bazı sonuçların doğrudan hastalarda güvenle kullanılabileceği anlamına gelmediğine dikkat çekerek, "Bir şeyin kanser hücresini öldürmesi yetmiyor. ‘İspatlandı’ denilen şeylerin de çoğu hücresel düzeyde. Ama bunun zararlı olmadığını da göstermek lazım" ifadelerini kullandı. "İlaçla etkileşiyor mu, yan etkiyi artırıyor mu, etkisini azaltıyor mu" Kanser tedavilerinin hekim kontrolünde ve belirli riskler gözetilerek yürütüldüğünü söyleyen Karabulut, kanıtlanmamış ürünlerin bu sürece dahil edilmesinin hastalar açısından tehlikeli olabileceğini belirterek, "Biz zaten yeterince riski olan tedaviler yaparken, kanıtlanmamış, kanser hücresiyle ya da ilaçla nasıl etkileştiği bilinmeyen; ilacın yan etkisini artırıyor mu, etkisini azaltıyor mu ya da kanser hücresini besliyor mu gibi birçok güvenlik verisine sahip olmayan bir şeyi hastalarımıza uygulamayız" konuştu. "Bu işte uzmanlığı olmayan kişilerin sözüyle hareket etmesinler" Karabulut, kanser hastalarının tedavi sürecinde hekimlerinden habersiz herhangi bir kür, krem, bitkisel ürün ya da sosyal medyada önerilen uygulamaya yönelmemesi gerektiğini belirterek, "Biz hastalarımızın zarar görmesini istemediğimiz için, ömrümüzü adadığımız bu insanların saçının teline zarar gelmemesi için bu ürünleri güvenli bulmuyoruz. O yüzden doktorlarına danışmadan, onlara bilgi vermeden, kesinlikle bu işte uzmanlığı olmayan herhangi bir kişinin sözüyle ya da yaptığı uygulamalarla hareket etmesinler" ifadelerini kullandı.
Konya Orta Doğu’daki gelişmeler, Türkiye’yi yeni enerji merkezi yapabilir Konya Sanayi Odası (KSO) tarafından, ‘Orta Doğu’daki Çatışmaların Türkiye Ekonomisi ve Plastik Hammadde Piyasasına Etkileri’ Konferansı gerçekleştirildi. Sektör sanayicilerinin katıldığı, TTCP Eğitim ve Danışmanlık Kurucusu Dr. Mevlüt Çetinkaya tarafından verilen konferansta, bölgedeki jeopolitik gelişmelerin Türkiye ekonomisine yansımaları ile plastik hammadde piyasasında oluşan riskler, fırsatlar ve beklentiler kapsamlı şekilde değerlendirildi. Konuşmasında petrol ve hammadde fiyatlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çetinkaya, "Bu savaşta 84 enerji tesisi hasar gördü. Bunlardan yaklaşık 50 tanesi petrokimya tesisiydi. Geçmişteki kriz dönemlerinde petrol fiyatları yüzde 25-30 yükselişin ardından, 5 ay sonra normal seyrine dönüyordu. Ancak bugün yaşanan İran, ABD-İsrail savaşında tesisler vurulduğu için petrol fiyatları 10 günde yüzde 60’a yakın arttı. Bu savaştan sonra fiyatların normale dönmesi 18 aya kadar sürebilir" dedi. Yaşanan savaşın küresel tedarik zincirlerinin kırılmasına sebep olduğunu belirten Çetinkaya, Suudi Arabistan’daki tesislere yapılan saldırıların da tedarik riski oluşturduğunu ifade etti. Savaşın plastik hammaddeler üzerinden tüm sanayi sektörlerini etkilediğini kaydeden Çetinkaya, "Petrokimya hammaddeleri ve plastik ara girdileri bakımından Körfez bölgesi, küresel sistemde çok yüksek bir ağırlığa sahip. Orta Doğu’nun Polietilen (PE) ihracatı 2025’te 12,5 milyon ton ile dünya toplam ihracatının yaklaşık yüzde 43’ünü oluşturmuştur. Ayrıca, Orta Doğu’daki polietilen kapasitesinin yaklaşık yüzde 84’ü, denizyolu ihracatı için doğrudan Hürmüz geçişine bağımlıdır. Polietilen, gıda ambalajı, otomotiv, beyaz eşya, boru sistemleri ve tıbbi ekipman üretiminde kullanılan en yaygın plastiklerden biridir. Akıştaki bir kesinti, geniş bir sanayi ekosisteminde maliyet baskısı oluşturuyor. Hürmüz’ün kapanması, yalnızca enerji piyasasını değil, plastik hammaddelere dayalı üretimi ve küresel arzı baskılamaktadır" diye konuştu. "Türkiye enerji merkezi haline gelebilir" Türkiye’nin bölgede yaşanan savaşı kendi lehine çevirebileceğini ve buradaki fırsatları değerlendirmesi gerektiğinin altını çizen Çetinkaya, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Türkiye yeniden hızlı tedarik ve üretim merkezi haline gelebilir. Hızlı teslim gerektiren tekstil, hazır giyim, gıda işleme, beyaz eşya, yan sanayi, makine ve bazı kimya alt dallarında yakın tedarikçi avantajı elde edebilir. Türkiye, enerjide hem transit ülkelerden birisi hem de Körfez-Avrupa-Asya arasında bir ticaret köprüsü. Kriz yönetimi, tahliye, ikmal, sigorta, yönlendirme ve ticari koordinasyon alanlarında bir rol üstlenebilir. Enerji üretim ve dağıtım merkezi Ortadoğu ve Körfez ülkelerinde savaşın yaptığı tahribat nedeniyle Türkiye, Doğu Akdeniz enerji merkezi haline gelebilir. Bu kapsamda Irak’ın petrolünün Türkiye üzerinden Akdeniz’e ve oradan dünyaya ulaştırılmasına başlanması bir işaret olarak değerlendirilebilir. Türkiye, savaşta tahrip olan Ortadoğu ve Körfez ülkelerinin savaş sonrası imarında etkin bir rol alabilir." Çetinkaya, konferansın sonunda katılımcıların sorularını cevaplandırdı.