EKONOMİ - 06 Eylül 2021 Pazartesi 11:39

Türkiye’nin yerel kalkınma modeline örnek şehir: Ordu

A
A
A
Türkiye’nin yerel kalkınma modeline örnek şehir: Ordu

Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr.

Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler’in son iki yılda klasik belediyecilik dışında tarım, turizm, enerji, sosyal hizmetler, kırsal kalkınma ve hayvancılık, kültür-sanat, kent estetiği ve gastronomi alanlarında gerçekleştirdiği çalışmalar dikkat çekmeye başladı. Belediyecilik açısından yerel kalkınmaya örnek gösterilen bu çalışmalarını yerinde görmek ve incelemek amacıyla ulusal medya temsilcileri ve iş insanları Ordu’ya geldi.


Ekonomi Gazeteciler Derneği’ne bağlı ve ulusal medyanın tanınan gazeteci ve yazarları ile Türkiye’de bazı sektörlerde faaliyet gösteren firmaların yöneticileri ve iş insanlarının da katıldığı program kapsamında ‘Sürdürülebilir Turizm ve Bir Yerel Kalkınma Modeli-Ordu’ konulu bir oturum düzenlendi.


Bir otelde düzenlenen oturumda Ordu’da klasik belediyeciliğin dışında tarım, turizm, enerji, sosyal hizmetler, kırsal kalkınma ve hayvancılık, kültür-sanat, kent estetiği ve gastronomi alanlarında yapılan çalışmalar ele alındı. Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler, yerel kalkınma modeli kapsamında gerçekleştirdikleri proje ve çalışmalarla ilgili ekonomi gazetecileri ve iş insanlarına bilgiler verdi.



“Düşünen, Üretin ve Yarışan Ordu felsefesi ana stratejimiz oldu”


İki yılda gerçekleştirilen çalışmalarla ilgili bir sunum gerçekleştiren Başkan Güler, projeleri uygulamaya başladıklarında bazı kesimlerin karşı çıktığını ancak zaman içerisinde eserler ortaya çıktıkça dikkat çekmeye başladığını ifade etti.


Başkan Güler, “Aradan geçen 2 yıl gibi bir süre içinde yapılan çalışmaların ne kadar doğru olduğunu özellikle bu pandemi döneminde gördük. Biz üretim ağırlıklı bir kalkınma ve belediyecilik kavramını benimsedik. Bu kapsamda faaliyete geçirdiğimiz iştirak şirketlerimiz başta olmak üzere diğer projelerimizle ne kadar doğru bir iş yaptığımızı göstermiş olduk. Yol, asfalt, kaldırım, çöp toplama bunlar zaten belediyeciliğin olmazsa olmazlarıdır. Bunların dışına çıkarak ne yapabilirsiniz önemli olan budur. Arkadaşlarımız ile yola çıkarken ana stratejimizi ‘Düşünen Ordu, Üreten Ordu, Yarışan Ordu’ üzerine oluşturduk. Bu felsefeyle hareket ettik. Ordu’nun ekonomisine ne kazandırabiliriz, vatandaşlarımıza ne kadar ek girdi ile parasal katkı sağlarız onun düşünerek çalışma gerçekleştirdik” dedi.



“Klasik belediyecilik zaten yapılıyor. Önemli olan yerel kalkınmayı sağlayacak adımlar atmak”


Ordu’yu hem ekonomik ve sosyal yönden hem de stratejik açıdan büyütmek için büyük düşündüklerini belirten Başkan Güler, açıklamalarına şöyle devam etti:


“Göreve geldiğimizde tarım, turizm, enerji ve yazılım şirketleri kurduk. Ben ve ekibim Ordu’ya geldiğimiz günden itibaren farklı bir belediyecilik modeli benimsedik. Bu model aslında üretim modeliydi. Yaptığımız bu çalışmalar ilk zamanlarda birçok tepkiye neden oldu. Kendi çevrem de dahil olmak üzere. Ama bizim yaptığımız bu çalışmaların ne kadar doğru olduğu aslında bu pandemi döneminde ortaya çıktı. Bir çok Büyükşehir Belediyesi tarım başta olmak üzere üretime yoğunlaştı. O zaman bizi eleştirenler sonra geldiler, ne kadar doğru bir iş yaptığımız konusunda bizi tebrik ettiler. Sadece tarım değil, turizm şirketimiz, yazılım şirketimiz ve enerji şirketlerimiz de bu dönemde önemli çalışmalar yaptılar. Ordu Büyükşehir Belediyesi olarak belediyeciliğin en büyük gereksinimlerini bu 2,5 yıl içinde ekonomik darboğaza rağmen yaptık. Tüm olumsuzluklara rağmen bunlar başarıldı.”



“Tarımı canlandırdık ve ihraç etmeye başladık”


En birincil hedeflerinin gıda üretim ve enerji olduğunu altını çizen Başkan Güler, köy-kent ilişkisi sıkı olan Ordu’da tarım ve hayvancılığın önemli bir yer tuttuğunu belirtti. Doğal güzellikler açısından turizmin öne çıktığını aktaran Başkan Güler, yenilenebilir enerji açısından rüzgâr enerjisinin önemli olduğunu vurguladı.


Başkan Güler, “Göreve geldiğimizde 330 damızlık koyun dağıttık, bugün sayısı 1200 oldu. Sayı artınca yeni çiftlik ve üretim alanları ortaya çıktı. 4 bin adet damızlık kaz dağıttık, bugün sayısı 21 bine ulaştı. Kaz üreticileri yakın zamanda Ağrı’ya kaz satışı yaparak orada da bu üretimin artmasına katkıda bulunuyor. Bunların yanısıra yöresel ürünleri destekledik, satış reyonları ve pazarları açtık, kadınlarımız üretime yöneldi ve ekonomik kazanç sağlamaya başladı. Boş ve ve âtıl arazileri değerlendirerek üreticilere tohum desteği verdik, bugün o boş araziler üretim alanları oldu. Sera isteyene sera kurduk, üretilen sütün ekonomik kazanca dönüşmesi için süt evleri inşa ettik, yılda 50 bin adet yumurta üretiliyordu, verdiğimiz desteklerle bugün yılda 12 milyon yumurta üretiliyor. Yumurta üretici kooperatifimiz yakın zamanda Dubai’ye yumurta ihraç etti. Bu tarım arazilerinde üretilen ürünler için sözleşmeli tarım uygulaması başlattık. Üreticimizden aldığımız ürünleri hem satışını yapıyor hem de aşevimizde değerlendirerek 19 ilçemizde bulunan ihtiyaç sahiplerimize ulaştırıyoruz.”



“Turizmin cazibesini arttırıyoruz”


Turizm alanında doğal güzelliklerin cazibesini arttırmak amacıyla sıkı bir çalışma gerçekleştirdiklerini belirten Başkan Güler, şu bilgileri verdi:


“Yayla turizmini geliştirmek açısından Çambaşı yaylasında bulunan kayak tesisinde 4 olan pist sayısı 15’e, 5 km olan pist uzunluğunu 17 km’ye çıkardık. Aynı zamanda Çambaşı yaylamıza 5 yıldız konforunda otel inşasına başladık. Çam ormanlarının arasına bungalov evler inşa ederek cazibesini arttırdık ve potansiyeli yüksek bir kayak merkezi oluşturduk. Yayla merkezlerimizin görsel estetiğini yeniledik. Kabadüz, Mesudiye, Akkuş ve Aybastı yaylalarında yaylalarda kış festivalleri düzenledik. Hoynat Adası, Yason Burnu, Ünye Çamlık ve Asarkaya kent ormanlarında yeni sosyal tesisler inşa ettik, Çınarsuyu tesislerini halka açtık. Yaylalarda balon turizmini başlattık. Dünyada denize, karayoluna, havaalanına ve şehir merkezine en yakın yamaç paraşüt alanı olan Boztepe’nin zirvesine paraşüt pisti inşa ettik. Denizden daha fazla yararlanmak için Şehit Temel Şimşir Gemisini turizme kazandırdık. Gençler için spor sahaları inşa ettik, su sporlarının gelişmesi için kano ve yelken kulübü kurduk. Düne kadar boş olan denizde bugün yelkenler, kanolar, gezinti gemisi tur atıyor.”



“Nitelikli tarım ile turizmi birleştireceğiz. Asıl amacımız bölge insanının doğduğu yerde doymasıdır”


“Nitelikli tarım ile turizmi birleştireceğiz. Geçmişte göç veren şehrimiz pandemi sonrası göç alan bir haline geldi” diyerek açıklamalarına şöyle devam etti:


“Biz uyguladığımız nitelikli tarım projelerini turizm ile birleştireceğiz. Bizim asıl amacımız bölge insanının doğduğu yerde doymasıdır. Doğduğu yerde doyan bir Karadenizli profili ortaya çıkarmak istiyoruz. Göçü önlemek istiyoruz aslında. Esas hedef budur. Yıllarca hep göç etmişiz, sonra yanık gurbet türküleri söylüyoruz. Şimdi türkülerimizi Ordu’da söyleyeceğiz. Yaptığımız çalışmalarla da bunu başardık. Özellikle bu pandemi döneminde Ordu’ya önemli göç geldi. İnsanlara üretim konusunda teşvik ettik. Bu da yetmedi. Alım garantili ürünlerin dikimini sağladık. Sonra o ürünleri satın aldık. Şimdi her ilçemizde birden fazla ürün ekiliyor. Akkuş’undan tutunda, Mesudiye’sine kadar, Gürgentepe’sinden tutunda Ünye’sine kadar her ilçemizde üretim var. Bu üretim ağırlıklı bir modeldir. Biz verimli topraklarımızın kıymeti bu üreticilerimize bir kez daha hatırlattık. Bugün sanayi tesisi kurmak istesen hiç yoksa 1,5 yıl uğraşacaksın. Ancak toprağa bir ürün diktiğinde en az 6 ay içinde ürün veriyor. Biz bunları bilerek hareket ediyoruz. Bu aslında topyekûn bir eğitimdir. Bunu biz sadece 2 yıl içinde başardık. Aslında başarılamaz denileni başardık.”



“Ordu’nun enerjisini yükseltiyoruz”


Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı döneminde Türkiye genelinde uyguladıkları projeleri Ordu’da uygulamaya yönelik çalışmalarda bulunduklarını da kaydeden Başkan Güler, şöyle devam etti:


“Göreve geldiğimizde vahşi çöp depolama sorununun toplumsal problem haline geldiğini gördük. Bunun üzerine Ünye’de 35 yıl, Fatsa’da 24 yıl, Perşembe ilçesinde 20 yıldır denizin kenarında veya doğada bulunan çöp alanlarını kapattık. Altınordu ve Ünye ilçemizde bulunan ayrıştırma tesislerimizde yenilikler yaptık. Çaybaşı İlküvez’deki katı atık depolama tesisimizi enerji tesisine dönüştürdük. Bugün gelinen noktada çöpten enerji üretiyor ve özel şirkete satıyoruz. Aynı zamanda Ordu’nun rüzgârı serttir. Akkuş’un yaklaşık 2 bin rakımlı tepesine Rüzgâr Enerji Santralları (RES) kurulmasını sağladık. Şimdi aynı ilçede yeni bir tepeye RES’ler kuracağız. Ayrıca mini HES kurarak ürettiği elektriği kendi tesislerimizde kullanıyoruz. Yeni inşa ettiğimiz Şehirlerarası Otobüs Terminali’nin çatısına paneller kurarak kendi elektriğini kendisinin üretmesini sağladık. Özellikle yenilenebilir enerji alanlarına yönelik çalışmalarımız devam edecek."



“Proje liderleri yetiştirdik”


Başkan Güler, bu çalışmaları yaparken yeni proje liderleri ortaya çıkardıklarını vurgulayarak,


“Ordu Büyükşehir Belediyesi olarak birçok alanda faaliyet ve çalışma içerisindeyiz. Bunların çoğunu kendi imkanlarımız ile yaptık, yapmaya da devam ediyoruz. Aslında başarı Büyükşehir Belediyesinin teşkilat şeması ile bağlantılı değil. Biz birçok alanda proje liderleri yetiştirdik. Bu geçen süre içinde bunu da yaptık. Yani yapacağımız projeleri bu liderler ile yapıyoruz. Hem daha faydalı oluyor. Hem de verimli. Ama sonuç itibariyle biz bir takımız herkes birbirine yardımcı oluyor. Bu sayede hem işleyiş daha hızlı oluyor hem de daha ekonomik oluyor. Belediyede çalışan tüm mesai arkadaşlarımızı ben tekrar mülakata aldım ve onlarla birebir görüşme sağladım. Onların yapabileceklerini veya projelerini tek tek dinledim. Bu sayede birçok cevheri ortaya çıkartmış olduk. Daha fazla kaleye oynayan ve sonuç alan bir ekip oluşturduk. Yani gerçek manada işleyen bir mekanizma oluşturduk" şeklinde konuştu.



“Fındığın tanıtımı üretimden daha zor”


Türkiye’nin en büyük tarım ihracat ürünlerinden biri olan fındığı ele alan Başkan Güler, ilginç noktaları göz önüne serdi. Türkiye’nin dünya fındığının yaklaşık yüzde 75’ini ürettiğini, Ordu’nun ise dünya fındık üretiminin yüzde 25’ini, Türkiye üretiminin yüzde 35’ini gerçekleştirdiğine dikkat çeken Başkan Güler, “Fındığın tanıtımı üretiminden daha zor. Öncelikle fındığın tanıtımını daha iyi yaparak üreticilerimizin kazançlarını daha da artırmamız gerekir” dedi.


Başkan Güler, şu görüşlerde bulundu: “Ülkemizin en büyük tarım ihracat ürünleri arasında fındık önemli bir yer tutuyor. Dünya fındığının yüzde 75’ini ülkemiz karşılıyor. Buna karşılık olarak ilimizde fındık üretimi yüzde 25 seviyelerinde üretim yapıyor. Aslında fındık üretmek kolay zor olan ise fındığı tanıtmaktır. Yani fındığa pazar bulmak ve onu oraya satmak üretmekten daha zordur. Ülkemiz bu konuda geçmiş yıllarda sıkıntı yaşadı. Ancak yapılan tanıtımlar ve görüşmelerle bu sıkıntı ortadan kalktı. Ancak yeni pazarların oluşturulması ekonomik açıdan çok önemlidir. Yeni pazar demek rekabet demektir. Yeni pazarlar demek alınan ürünün değerinin yukarıya doğru yükselmesi demektir. Şu anda bu konuda önemli çalışmalar yapılıyor. İnanıyoruz ki, ilimiz başta olmak üzere ülkemizde üretimi yapılan fındığın değeri her geçen gün daha da yukarıya çıkacak ve üreticilerimiz daha da gelir elde edeceklerdir.”


Oturuma Ordu Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Coşkun Alp, Başkan Vekilleri Celal Tezcan ve Adem Atik, Ordu Gazeteciler Derneği Başkanı Recep Aydın, Ordu 19 Eylül Gazeteciler Derneği Başkanı Erdoğan Erişen, Ordu Kent Konseyi Başkanı Ömer Aydın ve Ordu Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Servet Şahin de katıldı. İki gün süren programlarda Boztepe, Hoynat Adası, Yason Burnu, sahil gezisi, Sırrı Paşa Caddesi, Basın Müzesi, Çikolata Park gezilirken gem turu düzenlendi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Zonguldak 11 kadına istihdam sağladı, iki çocuğa annelik yaptı Zonguldak’ın Devrek ilçesinde eşiyle birlikte kurdukları restoranda 11 kadına istihdam sağlayan 50 yaşındaki Yadigar Benli, çalışan bir anne olmanın zorluklarını eşinin desteği ve kadın dayanışmasıyla aştı. Anneler Günü dolayısıyla deneyimlerini paylaşan iki çocuk annesi Benli, iş hayatında kadın olmanın zorluklarını, ailesi ve çalışanlarının destekleriyle nasıl aştıklarını anlatarak kadın gücü ve aile dayanışmasının önemine dikkat çekti. "Kadın olmak ve iş kadını olmak gerçekten zor" İşletmelerinde kadın istihdamına büyük önem verdiklerini belirten Yadigar Benli, "İki çocuk annesiyim. Ailece işletiyoruz eşimle beraber. Şu an yanımda 11 çalışan kadın arkadaşım var. Onlarla bu yolda ilerlemeye çalışıyoruz" diyerek kadın dayanışmasının altını çizdi. İş hayatında karşılaştıkları zorluklara değinen Benli, "Zor günlerimiz çok oldu, kolay gelmedik tabii ki buralara. Hem çocuk, hem ev, hem aile, iş tabii ki bizi zorladı. Ama eşimle beraber ve çalışan arkadaşlarımla beraber buralardayız" ifadelerini kullandı. Yoğun bir çalışma temposu içinde olduklarını ifade eden Benli, mesai saatlerini şu sözlerle anlattı: "Mesaimiz sabah saat 6’da başlıyor. Çorbalarımızla beraber yemeklerimize geçiyoruz. Sonrasında öğlen aramız başlıyor. Günün en yoğun saatimiz öğlen arasıdır. Gün içerisinde akşam 9’a kadar devam etmekte. Akşam saat 9 gibi iş yerimizi kapatıyoruz. Buradan çıktığımızda da evimize gidiyoruz." İş ve ev arasındaki dengeyi sağlamanın yorucu olduğunu dile getiren Benli, çalışan bir anne olmanın zorlu süreçlerini şu sözlerle aktardı: "Gün içerisinde zaten çok yorgun oluyoruz. Çocuklarımıza vakit ayırıyoruz belli saatlerde. Bu şekilde devam ediyoruz. Tabii evin işi hiçbir zaman bitmiyor. Hanımlar bunu daha iyi bilirler. Kadın olmak zor. Hem iş kadını olmak hem hayatta kadın olmak gerçekten zor. Onları (çocukları) evde yalnız bırakıp gelmek, gün içerisinde çocuklarımla uzunca zaman vakit geçirememek, sadece onlara ayırdığım zamanın akşam 1-2 saat olması, bizim için zor süreçler oldu. Bu güçlüklerle birlikte onları da yetiştirdik, bugünlere getirdik çok şükür." "Annelerimiz baş tacımız" Anne olmanın tarif edilemez bir duygu olduğunu söyleyen Yadigar Benli, sözlerini Anneler Günü mesajıyla tamamladı: "Anne olmak tabii ki çok güzel bir duygu. Çocukların varlığı ayrı bir güzellik bizim için. Tabii biz de onlara karşı olan sorumluluklarımızı elimizden geldiğince yerine getirmeye çalışıyoruz. Annelerimiz başımızın tacı. Onların hakkı bir gün değil, bir ömür ödenebilecek bir şey değil bana göre. Hakları hiçbir zaman ödenmez. Anneler Günü’nde başta kendi annem olmak üzere, kendim de bir anne olarak bütün annelerin Anneler Günü’nü kutlarım. Annelerimiz baş tacımız. Anneler günümüz kutlu olsun." "Kadının elinin değdiği her şey güzeldir" Yadigar Benli’nin eşi 50 yaşındaki Atilla Benli ise eşinin ticaretteki azminden övgüyle bahsetti. Geçmişte farklı sektörlerde de faaliyet gösterdiklerini söyleyen Atilla Benli, "Eşimle beraber bizim farklı sektörlerimiz de oldu. Sadece bu sektör değil; 16 yıl başka bir sektör, 4 yıl başka bir sektör, son sektörümüz bu. Eşimle tanıştığımızdan bu yana kendisi değişik ticari faaliyetlerde bulunmaya çalıştı, ticarete yönelik katkıları oldu sürekli" dedi. Eşinin iş hayatındaki güçlü karakterine dikkat çeken Benli, "Hatta kendi yerinden kendi dükkan sahibini kovmuşluğu da olmuştur. İnatçıdır ticarette, o kadar güçlüdür. Onun kararlı duruşları sayesinde, beraber aldığımız kararlar doğrultusunda bu günlere geldik" şeklinde konuştu. Başarılarının temelinde aile içi dayanışmanın yattığını belirten Atilla Benli, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerine atıfta bulunarak duygularını şu şekilde ifade etti: "Yani ’birlikten kuvvet doğar’ dedikleri bu olsa gerek. Bir iki kelimeyle ölçülebilecek bir durum değil. İnsanların, tabii bizim yaşadığımız veya çoğu insanın yaşadığı bir durum da vardır. Lakin ’kadının elinin değdiği her şey güzeldir’ cümlesiyle, ’Dünyadaki bütün güzellikler varsa bunlar kadının eseridir’ diyen Atatürk’ün bir cümlesi vardı, onunla noktalamak isterim. Bazı kelimeler yetmiyor bazen anlatmaya bazı durumları." İşletmede anne olan personellerle çalışmaya özen gösterdiklerini belirten Benli, "Şimdi torunumuzla uğraşıyoruz. O da ayrı bir duygu, ayrı bir güzellik. Ne diyelim, inşallah onun da anne olduğu günleri görürüz. Ekip arkadaşlarımız da var. Hepsi de birer anne, bir iki tane genç arkadaşımız var. Sorumluluklarını bilen insanlarla çalışmaya çalışıyoruz." "Çalışan bir kadının çocuğu olmak çok büyük bir avantaj" Çalışan bir annenin çocuğu olarak büyümenin kendisine kattığı değerleri anlatan 28 yaşındaki Neslişah Gemici, annesinin güçlü figüründen ilham aldığını söyledi. Zorlukların üstesinden ailece geldiklerini belirten Gemici, "Elbette çok zor ve daha güçlü olmanız gereken bir durumla karşı karşıya kalıyorsunuz. Ben çoğu zaman annemin yanında, anneme yardım ederek, annem ve babamla birlikte hep çalışarak onların yanında oldum. Annem hiçbir zaman bizi yalnız bırakmadı, ne kadar çalışırsa çalışsın" ifadelerini kullandı. Kardeşiyle olan dayanışmasını anlatan Gemici, "Kız kardeşim de vardı. Ona ben annelik etmek zorunda kaldım. Çünkü onun yaşı daha küçüktü. Sabah okula giderken onu ben giydirdim, saçlarını ben topladım. Dediğim gibi çünkü çalışan bir annemiz vardı. Ve biz kardeşimle birbirimizin eksiklerini daima tamamlamaya çalıştık" şeklinde konuştu. Çalışan bir anneyle büyümenin kendisine özgüven kattığını vurgulayan Gemici, annesiyle duyduğu gururu şu sözlerle dile getirdi: "Ama şöyle bir gerçek var ki; çalışan bir annenin kızı olmak iyi mi kötü mü? Kesinlikle çok iyi bir duygu. Çünkü ’daha ne kadar güçlü olabilirim, daha ne kadar kendim başarabilirim’ duygusunu en yakınınızdan aldığınızda o güç zehirlenmesini yaşıyorsunuz zaten. Ve bizde de öyle oldu. Kardeşim de ben de hiçbir zaman hiçbir zorluktan korkmayan, daima bütün zorlukları aşabileceğine inanan iki kadın olarak bu yaşa geldik. Ve bundan da hiçbir zaman pişman olmadık." Bu durumun sosyal hayatına ve hayata bakışına olumlu yansıdığını ifade eden Gemici, "Bunun avantajları da çok oldu. Bakış açınız bile çalışan bir anneye sahipseniz daima daha geniş oluyor. Daha anlayarak, anlamlı bakabiliyorsunuz hayata. Çünkü dört duvar arasına sıkışmış olmuyorsunuz. Sadece bir evde büyümenin de vardır avantajları ama siz küçük yaştan itibaren kalabalığa, ortama, insanlarla konuşmaya, farklı konuşmalara şahit olmaya başlıyorsunuz. Ve bu yüzden iyi ki annem çalışan bir anneymiş, çalışan bir kadınmış. Annemle gurur duyuyorum. Ve çalışan, çalışmayan, izleyen, izlemeyen bütün kadınlarla da gurur duyuyorum. Kadın olmak çok güzel bir duygu" dedi.
Eskişehir Kamu yönetimine Yunus Emre’den dersler Eskişehirli genç araştırmacı yazar Meryem Ülkü Aygül, Yunus Emre’nin bilinen ‘Divan’ı dışındaki tek eseri olan ‘Risâletü’n Nushiyye’ kitabını kamu yönetimi bağlamında değerlendiren bir makale hazırladı. Bir ilk olan makale, "17. Uluslararası Akademik Araştırmalar Kongresi’nde (ICAR) yayınlanırken, Felemenkçe yayınlanan ‘Yunus’un İzinde Adım Adım’ kitabında da yer aldı. Makale, yazarı tarafından Yunus Emre Haftası kapsamında Eskişehir Büyükşehir Kent Konseyi ve Emirdağ Federasyonu’nun hazırladığı "Yunusça Sevmek" panelinde de anlatıldı. Eser ilk defa kamu yönetimi açısından ele alındı Anadolu’da yetişen tasavvuf ehli ve halk şâiri Yunus Emre’nin Risâletü’n-Nushiyye, ‘Nasihatlar Kitabı’ isimli eseri, kamu yönetimi açısından ilk defa Meryem Ülkü Aygül tarafından ele alındı. Yaklaşık 562 beyitten oluşan ve orijinal nüshası Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi Fatih Kitaplığı bölümünde bulunan eser başta dil bilim olmak üzere eğitim ve din alanları dışında ilk defa kamu yönetimi açısından ele alındı. Batı Türkçesinin ise ilk mesnevisi Yaptığı çalışmayla ilgili bilgi veren Meryem Ülkü Aygül, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunu olduğunu, hâlen Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi ana bilim dalında yüksek lisans yaptığını anlattı. Çalışmalarını, ‘Afet yönetimi’ ve ‘Yaşadığı şehre bir vefa borcu olduğunu düşündüğü Eskişehir tarihi’ olarak iki kanatta ilerlettiğini anlatan Aygül "Çalışmamın konusu Yunus Emre’nin Risâletü’n Nushiyye adlı öğüt kitabıdır. Yunus Emre’nin 1307 yılında yazdığı Risâletü’n Nushiyye eseri ise bilindiği kadarıyla Kutadgu Bilig’den sonra Türk edebiyatının üçüncü, Batı Türkçesinin ise ilk mesnevisidir Moğol istilası, isyanlar, şehzadeler arasındaki mücadeleler ile devletin karışık durumu ve devlet idaresinde bulunanların keyfî tutumlarına şahitlik eden Yunus, nasihat dilinin konuştuğu bu eseriyle gördüğü eksiklikleri ve bozuklukları dile getiren bir tenkitçi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yunus’un ve eserinin önemine rağmen yaptığımız literatür taramasında esere yeterli ilginin gösterilmediği anlaşılmaktadır. Eserle ilgili şimdiye kadar yapılan çalışmalar ise başta dil bilim olmak üzere eğitim ve din alanlarındadır. Yunus’un genel olarak şiirlerine dair sosyal bilimler kapsamında tezler, kitap ve makaleler bulunmakla birlikte kamu yönetimi bağlamında bir çalışmaya ulaşılmamıştır." dedi. "Terörle mücadelenin nasıl yapılması gerektiği hususunda Yunus Emre bizlere önemli dersler veriyor" Meryem Ülkü Aygül, Risâletü’n Nushiyye gibi kamu yönetiminin temel unsuru olan "İnsan"a nasihatlerde bulunan kitapların, sadece edebî eser olarak değerlendirilemeyeceğini anlattı. Bu tür eserlerin, döneme dair bilgiler sunarken bir zihniyeti, bir anlayışı, bir kültürü ortaya koyduğunu belirten Aygül, şunları belirtti: "Araştırmada, ‘Risâletü’n Nushiyye, kamu yönetimi bağlamında okunduğunda Yunus Emre, bizlere neler sunacaktır?’ sorusuna cevaplar aranmıştır. Eseri incelediğimde tasavvufi öğütlerin sembollerle yüklü bir dil ile hikâyeleştirilerek anlatıldığı Risâletü’n Nushiyye’nin kamu yönetimi bağlamında da ele alındığında sosyal ve siyasi yapı, ideal yönetici ve yönetim anlayışı bakımından önemli bulgular sunduğunu gördüm. İyi bir yöneticinin özellikleri, kamu düzeninin nasıl sağlanacağı ve günümüzde kullanılan terimle ifade edecek olursak terörle mücadelenin nasıl yapılması gerektiği hususunda Yunus Emre bizlere önemli dersler vermektedir. Sembollerin ardındaki yönetim anlayışında ise kamu düzeninin esas alındığı görülmektedir. Devletin temel varlık nedenlerinden biri olan vatandaşların can ve mal güvenliğinin sağlanmasında Yunus, somut tedbirler önermektedir. Suça, suçluya göz açtırmayan bir yaklaşım söz konusudur. Terörle mücadelede ise askerî operasyon ve sınır dışı etmekten bahsetmektedir. Devlete bağlılığın sağlanması ve devlete sadakatin pekiştirilmesi esastır. Göktürk Kitabelerindeki "başlıya baş eğdirmek, dizliye diz çöktürmek" deyimiyle ifadesini bulduğu üzere Yunus Emre’ye göre devletin ihtişamı ve gücü gösterilmelidir. Hatta silahlı mücadele dışında kalanların da, yani teröre destek verenler de statüsü ne olursa olsun seçkin bir kesime mensup olsalar bile onların kamu hizmetlerinden, belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılması gerektiği işaret edilir. Ancak terörle mücadelede sapla samanın ayrılması gerektiği yönünde de bir uyarı mevcuttur. Meşru otoriteye başkaldıran, yasayı çiğneyen, hakkı olmayana el uzatanlar sıfır toleransla ağır bir şekilde cezalandırılırken "suçu olmayan kişinin eli bağlanmaz". "Eser, günümüz yönetim düşüncesine ve kamu yönetiminin gelişmesine katkı sağlayacaktır" Risâletü’n Nushiyye’nin; devlet kurma geleneğine sahip Türklerin yönetim anlayışına dair mirasını devam ettirdiğini anlatan Meryem Ülkü Aygül "Bu köklü mirasa ve dönem itibarıyla Türkçeyle kaleme alınması bakımından yüksek öneme sahip olan eserden istifade edilmesi günümüz yönetim düşüncesine ve kamu yönetiminin gelişmesine katkı sağlayacaktır. Türk devlet geleneğinin neşvünema bulması Yunus gibi değerlerimizin öğütlerine kulak vermek ve bunu titizlikle hayata geçirmekle mümkündür" diye anlattı. Çalışmayı tanıtmak için yapılan faaliyetler Aygül, "Bu çalışmam, "17. Uluslararası Akademik Araştırmalar Kongresi"ne (ICAR) kabul edildi, Kongre Kitabı’nda da tam metni yayınlandı. Çalışmamın bir versiyonu da Felemenkçeye çevrildi ve ortak yazarlı kitapta Avrupa’da okurlarla buluşuyor. Kitabın adı "In Yunus’ voetsporen stap voor stap" (Yunus’un İzinden Adım Adım). Ayrıca bu yıl Yunus Emre Haftası kapsamında Eskişehir Büyükşehir Kent Konseyi ve Emirdağ Federasyonu’nun hazırladığı "Yunusça Sevmek" paneline konuşmacı olarak davet edildim ve konu hakkında konuşma yaptım" diye anlattı. "Yaşadığım şehre vefa borcum olduğunu düşünüyorum" Eskişehirli genç araştırmacı yazar Meryem Ülkü Aygül, yaşadığım şehre bir vefa borcu olduğunu düşündüğünü de anlatarak, "Mesela mezuniyet tezim, bir kitap bölümü olarak yayınlandı. 1956 Eskişehir depreminde afet yönetimini ele aldım. Yine köklü bir sivil toplum kuruluşu olan Türk Ocaklarına ilk kez Eskişehir’den baktık. Eskişehir Türk Ocaklarının Osmanlı döneminden itibaren tasfiye edildiği 1931 yılına kadar faaliyetleri, teşkilatlanması arşiv belgelerinden, dönemin basınından ve özel koleksiyonlardan elde ettiğimiz bulguları önce uluslararası kongreye sunduk, kabul edildi, hatta tam metni de yayınlandı. Akabinde bu çalışmayı genişleterek ortak yazarlı kitap olarak yayımladık. Aslında benim Eskişehir’e dair araştırmalarım lise yıllarıma dayanıyor. Osmanlı döneminde 1911-1912 yıllarında Eskişehir’de çıkan "Hakikat-Anadolu Sesleri" gazetesinden şehrin tiyatro, tıp, sanayi ve iş dünyasına dair ilanlarını analiz ettim. Hatta 2017 yılında TÜBİTAK Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışması’na sunmuştum, kabul edilmemişti ancak yaşadığım şehrin tarihine ait daha önce ortaya konmamış bilgileri kazandırmak, kabul edilmekten daha önemliydi benim için" dedi.
Bursa Otomobilin devirdiği elektrik direğine motosiklet çarptı: 4 yaralı Bursa’nın Orhangazi ilçesinde İznik yolu üzerinde seyir halindeki bir otomobil kontrolden çıkarak yol kenarına savruldu. Elektrik direğine çarpan ve otomobil tarlaya devrildi. Devrilen elektrik direğine ise aynı yönde ilerlemekte olan bir motosiklet çarpıp savruldu. Kazada otomobildeki iki kadın ile motosikletteki iki kişi yaralandı. Yaralılardan otomobil sürücüsünün durumu ağır. Kaza sabah 06.00 sıralarında Orhangazi-İznik Karayolu üzerinde meydana geldi. Alınan bilgilere göre İznik istikametinden Orhangazi istikametine doğru gitmekte olan Eda K. (23) idaresindeki 34 GB 0642 plakalı otomobil virajda kontrolden çıkarak savruldu. Yol kenarındaki elektrik direğine çarpan otomobil tarlaya uçtu. Otomobilin çarptığı elektrik direği ise yola devrildi. Motosiklet elektrik direğine çarptı Kazanın hemen ardından aynı istikamette gitmekte olan Berkan E.P. (24) idaresindeki 16 BFG 616 plakalı bir motosiklet yol ortasına devrilen elektrik direğine çarparak savruldu. Kazada otomobil sürücüsü Eda K. ile yanında yolcu olarak bulunan Nida G.U.(18), motosiklet sürücüsü Berkan Eray P. İle arkasında yolcu olarak bulunan Oktay E.(35) yaralandı. İhbar üzerine olay yerine ambulanslar sevk edildi. İlk müdahaleleri olay yerinde yapılan yaralılar ambulanslarla Orhangazi Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak burada tedavi altına alındı. Yaralılardan otomobil sürücüsü Eda K.’nin durumunun ağır olduğu belirlendi. Kazada yola devrilen elektrik direği nedeniyle Orhangazi-İznik karayolunda trafik akışı bir süre tek şeritten sağlandı.
Denizli Düğün masrafını düşürmek için damatlığını reklam panosuna çevirdi Denizli’de dünya evine giren damat, düğün masraflarını hafifletmek için uyguladığı sıra dışı yöntemle davetlileri hayretler içerisinde bıraktı. Damatlığına yaklaşık 20 firmadan reklam alan Ramazan Bekrek, bu yöntemle düğün masraflarının dörtte birini karşılamayı başardı. Denizli’de hayatlarını birleştiren Ramazan Bekrek ve Pınar Abas çiftinin düğününe, damadın reklam panosunu andıran damatlığı damga vurdu. Düğün maliyetlerinin artması üzerine çözüm arayışına giren damat Bekrek, yurt dışında gördüğü bir uygulamadan esinlenerek kendisine sponsor bulmaya karar verdi. Çevresindeki işletmelerle görüşerek yaklaşık 20 firma ile el sıkışan Bekrek, firmaların isimlerini damatlığının üzerine yerleştirdi. Genç çiftin alkışlar eşliğinde salona girişi sırasında damat Ramazan Bekrek’in üzerindeki yazılar, ilk anda davetliler tarafından anlamlandırılamadı. Ancak çift yaklaştıkça damatlığın ön, arka ve kol kısımlarında farklı sektörlerden firmaların isimlerinin yer aldığı fark edildi. Şoke olan birçok davetli, cep telefonlarına sarılarak bu anı ölümsüzleştirmek için birbiriyle yarıştı. Damatlığının her santimetresini birer ticari alana çeviren Ramazan Bekrek, bu sıra dışı fikir sayesinde düğün masraflarının dörtte birini finanse etmeyi başardı. Yurt dışındaki örneği Denizli şartlarına entegre eden genç damadın bu hamlesi, sadece ekonomik bir kolaylık sağlamakla kalmadı, aynı zamanda düğünün en çok konuşulan detayı haline geldi. "Gülen var, ilginç bulan var" Sıra dışı fikriyle düğünü ucuza getiren damat Ramazan Bekrek, "Bu fikir ilk önce yurt dışında yapılmış, bir denemesi var. Türkiye’de bildiğim kadarıyla hiç yapılmadı. Türkiye’de de yapılabileceğini düşündüm. Toplam 20 kadar firma sponsoru olduğu üzerime düğün masraflarımızın da yaklaşık 4’te 1’i kadar karşıladı. Ayrıca çok dikkat çekici olduğunu düşünüyorum. Bir fikir de olarak da güzel o yüzden yaptım. Yani eşim ilk önce ‘10 firma olmadan bunu yapma’ dedi. ‘10 firma olursa yapabilirsin. Ben de destekliyorum’ dedi. Yani gülen var, değişik bulan var, ilginç bulan var, farklı tepkiler var. Tabi ki ailem destekledi, hepsi arkamdaydı. Özellikle eşim başta olmak üzere. O olmasaydı zaten bu projeyi yapamazdık. Doğal olarak en azından bir bütçe olarak katkısı sağladı" dedi. "Garip ve mutlu hissedeceğim" İlk duyduğu anda fikri farklı bulduğunu ifade eden gelin Pınar Abas ise "Sonra "Neden yapılmasın ki?" dedim ve destek verdim. Arkadaşlarım şaşırdılar, "Olmaz" diye konuştular ama ben de ‘Neden olmasın’ dedim ve eşimin yanında durmayı tercih ettim. İyi ki de durmuşum. Bence güzel, farklı, orijinal bir şey. Yani garip ve mutlu hissedeceğim. Belki de bunun eşim öncüsü olduğu için de ‘Babanız bunun öncüsü ve iyi ki böyle bir şey yapmış’ diyeceğimi düşünüyorum. Hani sonuçta belirli kalıplar var ama ailelerimiz sonrasında bize destek çıktılar. Çünkü gerçekten maddi olarak belli şeyleri karşıladığı için de bizi de rahatlattı" diye konuştu. "Daha önce böyle bir teklif gelmemişti, iyi ki geldi" Damada sponsor olan arkadaşlarından Burak Özenir, "Damada sponsor oldum. Daha önce böyle bir teklif gelmemişti, iyi ki geldi. Hemen severek kabul ettim. Sözlü sözleşme yani bir yazılı sözleşmemiz yok. Karşılıklı güvene dayalı. Buradan da söyleyeyim, çocukları olduğunda hayatı boyunca giyecek kıyafetler bizim markamızdan ücretsiz olarak verilecektir" ifadelerini kullandı. Bir diğer sponsor İsmail Anatürk, "Nakit karşılığında sözlü bir anlaşma yaptık. Gece boyunca ceketinde bizim firmalarımızın adını taşıyacak. Gayet keyifli olacağını düşünüyorum. Daha önce böyle bir sponsorluk anlaşması yapmadım. Hemen kabul ettim" diye konuştu.
Manisa Minik satranççılar Manisa’da yarıştı Manisa’da düzenlenen satranç turnuvasında yüzlerce minik sporcu zekâ dolu hamleleriyle kıyasıya mücadele etti. Organizasyon sonunda dereceye giren sporcular ödüllerine kavuştu. Manisa Büyükşehir Belediyesi Çocuk Kültür ve Sanat Merkezi (ÇKSM) ile Türkiye Satranç Federasyonu iş birliğinde düzenlenen 7-8-9-12 Yaş Şah Mat Yolculuğu ÇKSM Satranç Turnuvası, Manisa Gediz Spor Salonu’nda başladı. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’nun destekleriyle gerçekleştirilen organizasyonda farklı yaş kategorilerinden sporcular kıyasıya mücadele etti. Manisa’da satranç sporunun gelişimine katkı sağlamak amacıyla düzenlenen turnuvaya çocuk sporcuların yanı sıra aileler de yoğun ilgi gösterdi. Gediz Spor Salonu’nda gerçekleştirilen organizasyonda minik satranççılar zeka dolu hamleleriyle dikkat çekti. Geleceğin satranççıları hünerlerini sergiledi Manisa Büyükşehir Belediyesi Çocuk Kültür ve Sanat Merkezi tarafından organize edilen turnuvada 7, 8, 9 ve 12 yaş kategorilerindeki sporcular centilmence mücadele etti. Turnuva boyunca çocukların stratejik düşünme, planlama ve dikkat becerilerini ortaya koyduğu gözlenirken, organizasyonun çocukların sosyal gelişimine katkı sağlaması ve satranca olan ilgiyi artırması hedeflendi. Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Daire Başkanı Ural Sevener, satrancın çocukların zihinsel gelişiminde önemli bir yere sahip olduğunu belirterek, erken yaşta satrançla tanışmanın önemine dikkat çekti. Sevener, Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin çocukların kültürel ve sportif gelişimine katkı sağlayan organizasyonlara devam edeceğini ifade etti. Dereceye giren sporcular ödüllendirildi Çeşitli yaş kategorilerinde düzenlenen satranç turnuvasının sonunda dereceye giren sporculara ödülleri protokol üyeleri tarafından takdim edildi. Madalya ve ödüllerini alan minik sporcular büyük sevinç yaşarken, yeni turnuvalar için heyecanlarını dile getirdi.