GÜNDEM - 03 Nisan 2026 Cuma 13:21

Ordu’da beton yol seferberliği sürüyor

A
A
A
Ordu’da beton yol seferberliği sürüyor

Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından il genelinde ihtiyaç duyulan güzergahlarda beton yol çalışmaları gerçekleştiriliyor.


Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen beton yol çalışmaları il genelinde devam ediyor. Ekipler bu kapsamda Kumru ilçesinde çalışmalarını sürdürürken, ilçenin Yeniakçalan-Hatipli ve Yeniakçalan-Üçpınar Mahallesi’ni birbirine bağlayan güzergah beton yol konforuna kavuşturuluyor.


Yaklaşık 1 kilometre uzunluğundaki bağlantı yolunda çalışmalarını sürdüren ekipler, güzergahı daha güvenli ve konforlu hale getirmek için yoğun mesai harcıyor. Tamamlanma aşamasına gelen yol ile birlikte bölge halkının ulaşımında önemli bir rahatlama sağlanması hedefleniyor.


Yeniakçalan Mahalle Muhtarı Mehmet Işık, yapılan hizmetten duydukları memnuniyeti dile getirerek, "Yolumuz çok bozuktu. Fatsa’ya da bağlantı sağlayan yolumuzdan tarım araçları ve büyük tonajlı araçlar sıklıkla geçiş yapıyordu. Tozdan ulaşım sağlamakta güçlük çekiyorduk. Çalışmalar başladı ve artık tamamlanma aşamasına geldi. Başkanımız Dr. Mehmet Hilmi Güler’den Allah razı olsun" dedi.


Vatandaşlar ise çalışmalardan duydukları memnuniyetleri dile getirdi.



Ordu’da beton yol seferberliği sürüyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Samsun Yüksek tansiyonda "dil altı ilaç" her zaman doğru çözüm değil Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, halk arasında "dil altı tansiyon ilacı" olarak bilinen yaklaşımın, her yüksek tansiyon durumunda doğru ve güvenli bir çözüm olmadığını belirterek, mutlaka tıbbi değerlendirme gerektiğini vurguladı. Halk arasında ani tansiyon yükselmelerinde "hayat kurtarıcı" olarak görülen dil altı ilaç kullanımı, sanılanın aksine her zaman güvenli değil. Kontrolsüz ve hızlı şekilde düşürülen tansiyon; beyin, kalp ve böbreklerde kalıcı hasara yol açabiliyor. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, dil altı tansiyon ilaçları hakkında bilgiler vererek uyarılarda bulundu. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, "Halk arasında ’dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen bazı ilaçlar, yıllardır ani tansiyon yükselmelerinde hızlı bir çözüm gibi görülüyor. Oysa bugün daha net biliyoruz: Her yüksek tansiyon tablosunda bu yaklaşım doğru değildir. Üstelik tansiyonu hızlı ve kontrolsüz biçimde düşürmeye çalışmak, bazı hastalarda faydadan çok zarar verebilir. Hipertansiyon toplumda çok yaygın olduğu için, bu alışkanlığın ne kadar geniş bir kesimi etkileyebileceğini görmek zor değildir. Bu nedenle mesele yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı konusudur. Önce temel noktayı netleştirelim. Toplumda "dil altı tansiyon ilacı" diye anılan bazı ilaçlar, resmi ürün bilgilerine göre aslında ağızdan kullanılan tabletlerdir. Yani halk arasında yerleşen ifade ile resmi kullanım tanımı aynı şey değildir. Bir uygulamanın yıllardır biliniyor olması, onun herkes için doğru ve güvenli olduğu anlamına gelmez" dedi. Asıl soru sayı değil, tablo Dr. Yücel, "Tansiyon yükseldiğinde çoğu kişinin aklına önce şu soru gelir: ‘Kaç çıktı?’ Elbette sayı önemlidir. Ancak hekimlik açısından daha önemli soru çoğu zaman şudur: Bu yükselmeye eşlik eden tehlikeli bir belirti var mı? Çünkü her yüksek tansiyon aynı değildir. Bazen kişi sakinleştiğinde, birkaç dakika dinlendikten sonra ve doğru teknikle yeniden ölçüm yapıldığında değerler düşebilir. Ağrı, korku, panik, uykusuzluk, yoğun stres, merdiven çıkmak, yeni sigara içmiş olmak ya da kafein almak bile ölçümü geçici olarak yükseltebilir. Bu nedenle tek bir ölçüme bakarak kesin hüküm vermek her zaman doğru değildir. Öte yandan bazen asıl tehlike yalnızca rakam değildir; göğüs ağrısı, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol ya da bacakta güçsüzlük, görme kaybı, bilinç bulanıklığı, bayılma ya da çok şiddetli alışılmadık baş ağrısı gibi belirtilerdir. Hekimlerin dikkat ettiği nokta tam da budur: Yalnızca tansiyonun kaç çıktığı değil, bu yüksekliğin vücutta neyle birlikte görüldüğü. Bu yüzden konu, "Tansiyonum yükseldi, bir hap alayım" kadar basit değildir. Bazı hastalarda asıl ihtiyaç evde kendi kendine ilaç almak değil, gecikmeden acil tıbbi değerlendirme yapılmasıdır" diye konuştu. "Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" "Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" diyen Dr. Yücel, "Toplumda sık yapılan hatalardan biri, her yüksek tansiyon değerini aynı kefeye koymaktır. Oysa güncel tıbbi yaklaşım iki farklı tabloyu birbirinden ayırır. Birincisi, tansiyon yüksek olsa da ciddi yakınması olmayan ve hedef organ hasarı düşündüren belirti taşımayan durumdur. Bu kişilerde amaç çoğu zaman tansiyonu dakikalar içinde sert biçimde düşürmek değildir. Önce ölçüm doğrulanır, hasta dinlendirilir, ilacını düzenli alıp almadığı sorgulanır ve tedavi gerekiyorsa hekim kontrolünde düzenlenir. İkincisi ise gerçekten tehlikeli olan tablodur. Yüksek tansiyona göğüs ağrısı, nefes darlığı, ani nörolojik belirti, bilinç değişikliği, görme kaybı ya da konuşma bozukluğu eşlik ediyorsa durum acil olabilir. Böyle bir tabloda evde çözüm aramak yerine acil yardım zincirine başvurmak gerekir. Toplumda yaygın bir inanış vardır: ‘Tansiyon ne kadar yüksekse, o kadar hızlı düşürmek gerekir.’ Oysa bu düşünce her zaman doğru değildir. Özellikle ileri yaşta ve uzun süredir hipertansiyonu olan kişilerde vücut belirli kan basıncı düzeylerine zaman içinde uyum sağlayabilir. Bu nedenle tansiyonun ani biçimde düşürülmesi, bazı hastalarda beyin, kalp ve böbrek gibi organlara giden kan akımını olumsuz etkileyebilir. Kısacası yalnızca rakamı görmek yetmez; o rakamın hangi bağlamda ortaya çıktığını da bilmek gerekir. Panikle yapılan ve kontrolsüz müdahaleler baş dönmesi, halsizlik, bayılma, düşme ve bazı durumlarda organ kanlanmasında bozulma gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle yaşlı hastalarda bu risk daha da önemlidir. Bu nedenle güncel yaklaşım, belirti ve organ hasarı olmayan durumlarda "hemen ve sert biçimde düşürelim" anlayışından uzaklaşmıştır. Esas olan güvenli, kontrollü ve doğru değerlendirilmiş bir yaklaşımdır" şeklinde konuştu. Evde ne yapılmalı, ne yapılmamalı? Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, şöyle devam etti: "Öncelikle kişi çok yüksek bir ölçüm gördüğünde panik yapmamalıdır. Ölçüm doğru teknikle mi yapıldı, manşon uygun muydu, kişi birkaç dakika dinlenmiş miydi, kısa süre önce kahve, sigara, efor ya da yoğun stres olmuş muydu; bunların hepsi önemlidir. Uygun koşullarda birkaç dakika dinlenip ölçüm tekrarlanmalıdır. Evde doğru ölçüm için de birkaç basit kurala dikkat etmek gerekir: Ölçümden önce kısa bir dinlenme süresi olmalı, kişi konuşmadan oturmalı, sırtı desteklenmeli, kol kalp seviyesinde tutulmalı ve ölçüm mümkünse art arda birkaç kez değerlendirilmelidir. Tek ve aceleyle yapılmış bir ölçüm, özellikle kaygılı anlarda yanıltıcı olabilir. İkinci önemli nokta, başkasının ilacını kullanmamaktır. Komşunun, eşin, dostun ya da akrabanın ‘bana iyi geliyor’ dediği bir ilaç, başka biri için güvenli olmayabilir. Tansiyon ilaçları kişiye özel tedavi planının parçasıdır. Aynı ilaç, farklı hastalarda farklı etki ve riskler doğurabilir. Üçüncü nokta, bu ilaçları "evde dursun, yükselince alırım" mantığıyla genel bir çözüm gibi görmemektir. Böyle bir yaklaşım, altta yatan tehlikeli bir durumu gözden kaçırabilir. Kimi zaman mesele yalnızca tansiyonun yükselmesi değil; kalp, beyin, aort veya böbrekle ilgili ciddi bir sorunun ilk işareti olabilir. Bir başka sık hata da, düzenli kullanılan tansiyon ilaçlarını hekim önerisi olmadan azaltmak, kesmek ya da yalnızca şikâyet olduğunda almak şeklindeki düzensiz kullanımdır. Oysa tansiyon tedavisi çoğu hastada günlük ve planlı bir yaklaşımdır. Kriz anına odaklanıp uzun vadeli tedaviyi ihmal etmek, sorunu çözmek yerine büyütebilir." Hangi durumlarda acile başvurulmalı? Yücel, şu bilgileri verdi: "Yüksek tansiyona şu belirtilerden biri eşlik ediyorsa kişi beklememeli; 112’yi aramalı ya da en yakın acil servise başvurmalıdır: Göğüs ağrısı veya göğüste baskı hissi, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol veya bacakta güçsüzlük, ani görme kaybı veya belirgin görme bozukluğu, bilinç bulanıklığı, sersemlik ya da bayılma, çok şiddetli ve alışılmadık baş ağrısı. Bu belirtiler varken konuyu yalnızca "tansiyon yükseldi" diye görmek yanıltıcı olabilir. Çünkü bazen yüksek tansiyon asıl sorunun nedeni değil, sonucudur; bazen de acil müdahale gerektiren hastalıklarla birlikte görülür. Toplumda bazı uygulamalar yıllar içinde öylesine yerleşir ki, insanlar bunları neredeyse tartışılmaz doğru kabul eder. "Dil altı tansiyon ilacı" anlayışı da büyük ölçüde böyle bir alışkanlığın ürünüdür. Geçmişte bazı ortamlarda bu tür uygulamalar daha sık görülmüş olabilir. Ancak güncel tıbbın bakışı, yüksek tansiyon yönetiminde daha seçici, daha kontrollü ve daha güvenli olma yönündedir. Bugün asıl amaç, tansiyonu gelişigüzel ve hızla düşürmek değil; hangi hastanın gerçekten acil durumda olduğunu ayırt etmek ve tedaviyi buna göre planlamaktır. Bu da bize çok açık bir kamu sağlığı mesajı verir: Her yüksek tansiyon tablosu ‘dil altına bir hap atıp geçsin’ anlayışıyla yönetilmemelidir." Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru değerlendirme Dr. Yücel, açıklamasını şöyle tamamladı: Yüksek tansiyonla yaşayan kişiler için en etkili koruma, yalnızca kriz anında ne yapılacağını bilmek değildir. Düzenli takip, ilaç uyumu, tuz kısıtlaması, kilo kontrolü, egzersiz ve hekim önerilerine bağlı kalmak, ani yükselmelerde panik çözüm aramaktan çok daha değerlidir. Halk arasında ‘dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen ilaçlar, sanıldığı kadar basit bir çözüm değildir. Tansiyonu hızlıca düşürmek her zaman doğru tedavi anlamına gelmez. Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru zamanda ve doğru değerlendirmeyle belirlenir. Akılda tutulması gereken en önemli cümle belki de şudur: Yüksek tansiyon tek başına bir sayı değildir; bazen dikkatle değerlendirilmesi gereken bir uyarıdır. Bu uyarıyı doğru okumak, yanlış bir alışkanlıktan daha değerlidir. Kısa hatırlatma: Her yüksek tansiyon tablosu evde ‘dil altı’ diye bilinen ilaçlarla müdahale gerektirmez. Asıl önemli olan, tehlike işareti olup olmadığını ayırt etmek ve gerektiğinde zaman kaybetmeden tıbbi yardım almaktır."
Bursa Büyükşehir’den kırsal mahallelere malzeme desteği Bursa Büyükşehir Belediyesi, kırsal mahallelerde yaşam standartlarını yükseltmek ve ortak kullanım alanlarını güçlendirmek amacıyla malzeme desteğini aralıksız sürdürüyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi, Fen İşleri Dairesi Başkanlığı aracılığıyla Gürsu ve Kestel ilçelerinde hizmet binaları ve toplanma alanları hayata geçiriyor. Gelen talepleri büyük bir titizlikle değerlendiren Büyükşehir Belediyesi, malzeme destekleriyle ortak kullanım alanlarının geliştirilmesi ve vatandaşların sosyal yaşamını kolaylaştıracak yapıların kazandırılmasını sağlıyor. Gürsu ilçesine bağlı Karahıdır Mahallesi’nde, muhtarlık tarafından yapımı gerçekleştirilen hizmet binası için değeri 4 milyon lirayı aşan demir, beton, profil, trapez sac, sandviç panel, tuğla, kum ve kireç gibi malzeme desteği sağlandı. Ağaköy Mahallesi’ne 224 bin lira tutarında beton desteği verilirken, Adaköy Mahallesi’nde yürütülen çalışmalar için değeri 1 milyon liradan fazla olan profil, trapez sac, fayans, seramik ve karo yapıştırıcı desteği verildi. Kestel ilçesine bağlı Serme Mahallesi’nde ise mahalle tarafından yapımı gerçekleştirilen toplanma alanı için 1 milyon 500 bin bin liraya yakın tutarda profil ve sandviç panel desteğinde bulunuldu. Bursa Büyükşehir Belediyesi, kırsal mahallelerde sosyal yaşamı güçlendirecek, mahalle sakinlerinin ortak kullanımına hizmet edecek projelere destek vermeyi sürdürürken, kırsal alanlarda yaşam standartlarının yükseltilmesine katkı sağlamaya devam ediyor.
Aydın Milli Eğitim Bakanı Tekin: "LGS 13 Haziran Cumartesi günü yapılacak" Aydın’a gelen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin valilik ziyaretinde LGS sınavının 13 Haziran Cumartesi günü yapılacağını açıklarken, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) olarak ana görevlerinin ulusal birliği, beraberliği, milli değerleri çocukların içselleştireceği bir eğitim iklimi oluşturmak olduğunu ifade etti. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin dün akşam saatlerinde bir dizi ziyaret ve program için Aydın’a geldi. Bakan Tekin, Adnan Menderes Demokrasi Müzesi’nde düzenlenen özel programda Aydın’daki bir grup öğrenciye ‘Demokrasi ve İnsan’ konulu ders verdi. Sabah saatlerinde okul ziyaretinin ardından Aydın Valiliği’ni ziyaret eden Bakan Tekin, burada Aydın İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından hazırlanan sunumu dinledi. Bakan Tekin sonrasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. "Öğretmen arkadaşlarımızın sorun ve taleplerini dinledik" Bakan Tekin, Aydın’daki programa bir söyleşi ile başladıklarını ifade ederek, "Dün Adnan Menderes Demokrasi Müzemizde İl Milli Eğitim Müdürlüğümüzün yürüttüğü bir proje kapsamında öğrenci arkadaşlarımızla bir araya geldik. Türk Demokrasi tarihinde Aydın’ın Adnan Menderes’in yeriyle ilgili yaklaşık iki saatlik bir söyleşi ile başladık programımıza. Sabah 8 itibariyle bir ortaokulumuzda öğretmen arkadaşlarımızla sohbet ederek güne başladık. Öğretmen arkadaşlarımızın talep ve önerilerini dinledik. Ardından da Valiliğimiz koordinesinde İl Milli Eğitim Müdürlüğümüzün yaptığını sunumu izledik" dedi. "Bütçelerimizde eğitim hep birinci sırada" 2003 yılından bu yana bütçelerde eğitimin ilk sırada yer aldığını söyleyen Bakan Tekin, "2002 yılı sonrası Türkiye hükümetlerinin en temel problemlerinden birisi eğitim öğretimle ilgili oldu. Ülkelerin demokratikleşmeleri açısından önemli bir parametre olarak değerlendirilen bütçe kaynaklarının hangi alanlara daha çok tahsis edildiği analizlerde gösteren önemli bir parametresi eğitim öğretim bütçesine ne kadar kaynak ayrıldığıdır. 2003 yılından itibaren bütün bütçelerimizde birinci sırada hep eğitim öğretim oldu. Bu sayede de Türkiye’nin eğitiminde çok önemli değişiklikler oldu. Bu gelişmeler de uluslararası raporlarda övgüyle bahsedildi. Ben başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere milletvekillerimize, öğretmenlerimize ve destek olan bütün siyasi partilere teşekkür ediyorum" diye konuştu. "Aydın’daki öğretmenlerimize teşekkür ediyorum" Aydın’daki eğitim öğretim durumu ile ilgili konuşan Bakan Tekin, "Aydın’da 2002 yılında 170 bin öğrencimiz zorunlu eğitim çağında eğitim alan öğrenci sayımız. Bugün de bu rakam 198 bin. Yani yaklaşık olarak yüzde 15 civarında bir artış var. 2002 yılında 170 bin öğrenciye 8 bin 500 öğretmenle hizmet verirken, bugün bu sayı 17 bin 661. Yine aynı şekilde derslik olarak baktığımızda, 2002 yılında Aydın’da 5 bin 900 dersliğimiz vardı. Bugün Aydın’da 9535 dersliğimiz var. Bunlar ortalamalara yansıyınca OECD ortalamasının üzerine çıkmış durumdayız. Aydın’da derslik başına düşen öğrenci sayısı 19, öğretmen başına düşen öğrenci sayımız ise 9 orta öğretimde. İlköğretimde ise derslik başına düşen öğrenci sayımız 20, öğretmen başına düşen öğrenci sayımız da 14. Aydın’da bize destek olan eğitim öğretim süreçlerimizi yüklenen 20 bine yakın öğretmenimizin her birine içtenlikle teşekkür ediyorum" açıklamasında bulundu. "Ana görevimiz, Milli değerlerimizi çocuklarımızın içselleştireceği bir eğitim iklimi oluşturmak"" "Milli Eğitim Bakanlığının ana görevlerinden bir tanesi ulusal birliğimizi, beraberliğimizi milli değerlerimizi çocuklarımızın içselleştireceği bir eğitim iklimi oluşturmak bizim ana görevimiz" diyen Bakan Tekin, konuşmasını şöyle sürdürdü: Bunlardan bir tanesi de geçtiğimiz günlerde ülke çapında büyük bir coşkuyla karşıladığımız Ramazan ayı. Ulusal birliğimiz açısından ulusal birliğimizi sağlayacak. Yardımlaşma, dayanışma, merhamet gibi insani değerler açısından Ramazan ayını biz bu anlamda değerlendirmek üzere okullarımızda paylaşıyoruz. Yine aynı mantıkla Nisan ayı bizim açımızdan çok kritik, çok önemli. Çünkü Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı 23 Nisan’ın yıldönümü. Nisan ayı bizim açımızdan bu anlamda önemli. Büyük Millet Meclisi aynı zamanda ülkemizde demokrasinin, ulusal kurtuluş mücadelesinin çok önemli bir merkezi. Bu açıdan önemsiyoruz ve akabinde de biliyorsunuz 23 Nisan Meclis’in açıldığı gün Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanıyor. Bunun bir mantığı olması lazım. Ülkemizde de Türkiye’deki milli birliği temin edecek günler önemli. Bizde bu anlamda çocuklarımız arasında demokrasiyi güçlü hale getirecek, Cumhuriyetimizi güçlü hale getirecek etkinliklere zaman ayırmaya, çocuklarımızı bu şekilde yönlendirmeye çalışıyoruz. Nisan ayında biz tüm okullarımızda öğretmenlerimizin liderliğinde çocuklarımızın milli egemenlik, hürriyet, demokrasi gibi kavramların, ne anlama geldiğini, nasıl yaşaması gerektiğini öğrenmesini istiyoruz. Bu vesileyle öğretmen arkadaşlarımıza, velilerimizin, siyasetçilerimizin, yerel yöneticilerimizin, annelerimizin bu ulusal payda etrafında destek olmaları da bu etkinliklere katılmalarını sağlamalarını ifade etmek istiyoruz" "LGS 13 Haziran’da yapılacak" Biz Kosova maçından sonra, Dünya Kupası’nda grup aşamasında ilk maçımızın saatinin 14 Haziran Pazar günü Türkiye saatiyle sabah 7 civarında olacağını öğrenince, çocuklarımızın bizi bir arada tutan Ayyıldızlı bayrağımızı temsil eden sporcularımızın, bu heyecanına ortak olmak isteyen çocuklarımıza rahat bir şekilde maçları seyredebilsin, ne yapabiliriz diye bunu hemen gündemimize aldık. Çarşamba günü itibari ile bu konuda arkadaşlarımız çalışmaya başladılar ve 14 Haziran günü yapılması yapılacağını ilan ettiğimiz Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Kapsamındaki Liselere Geçiş Sınavı’nın 13 Haziran Cumartesi günü aynı saatte yapılmasına hukuken ve teknik olarak bir engel olmadığını arkadaşlarımız tespit edince, biz de sınav değişikliğini yapmaya karar verdik. 12 Haziran’da sınav yapacağız. Sınavın Pazar günü olması, Cumartesi günü okullarımız da sınavla ilgili hazırlıkların yapıldığı bir gün olarak velilerimizin çocuklarını sınava girecekleri, yerlerle ilgili hazırlıkları yaptıkları bir gün olarak bizim için önemliydi. Dolayısıyla bu hazırlıklar açısından da bir sorun yaşanmaması adına 12 Haziran Cuma günü de bakanlığımız bünyesindeki örgün eğitim kurumlarında bir gün idari izin olarak geçirilmesini bugün düzenlediği basın açıklaması ile arkadaşlarımız duyuracaklar. Dolayısıyla 12 Haziran Cuma günü idari tatil örgün eğitim kurumlarında. 12 Haziran Cumartesi günü aynı saatte daha önce ilan ettiğimiz aynı saatte LGS’yi gerçekleştirmiş olacağız. Çocuklarımıza, öğretmenlerimize hayırlı olmasını temenni ediyoruz" dedi. Bakan Tekin’in Aydın Valiliği ziyaretinde Aydın Valisi Yakup Canbolat, Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, AK Parti Aydın Milletvekilleri ve ilgili kurum müdürleri de hazır bulundu. Bakan Tekin Aydın Valiliği ziyaretinin ardından, sırasıyla AK Parti Aydın İl Başkanlığı, MHP Aydın İl Başkanlığı, Efeler Aliya İzzet Begoviç İlkokulu’nu ziyaret edip, son olarak Nazilli Erzurumlular Derneği Hizmet Binası açılışına katılacak.
Bursa Teknoloji Fuarı’nda sektör temsilcileri öğrencilerle buluştu Bursa Uludağ Üniversitesi Dijital Dönüşüm Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezi (DİJİMER) tarafından düzenlenen Teknoloji Fuarı’nda stant açan firmalar, öğrencilerden yoğun ilgi gördü. BUÜ DİJİMER’in üçüncü kez gerçekleştirdiği Teknoloji Fuarı 1-2 Nisan tarihleri arasında Prof. Dr. Mete Cengiz Kültür Merkezi’nde yapıldı. Organizasyonda farklı sektörlerden çok sayıda kurum ve kuruluş temsilcileri yer aldı. Gençler tarafından ziyaretçi akınına uğrayan fuarda öğrenci kulüpleri de stant açarak projelerini sergiledi. BUÜ Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Cafer Çiftci ve Prof. Dr. İrfan Kırıştıoğlu da stantları ziyaret etti. Programda gençlerle ve sektör temsilcileriyle sohbet eden Rektör Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, BUÜ’nün sadece bir eğitim kurumu değil, aynı zamanda nitelikli projelerin üretildiği büyük bir bilim yuvası olduğuna işaret etti. Üniversite-Sanayi işbirliğinin geliştirilmesi adına da önemli bir köprü görevi gören fuara iş dünyasının da ciddi bir ilgi gösterdiğini aktaran Yılmaz; "Burada sadece firmaların ürünlerini değil, genç yeteneklerimize ilham verecek vizyon sergileniyor. Bu fuarı aynı zamanda ortak projelerin, staj imkanlarının ve yerli teknoloji hamlesinin değerli bir başlangıcı olarak görüyoruz. İlgi ve katılım bizi mutlu etti. Emeği geçen herkese gönülden teşekkür ediyoruz" dedi. BUÜ Dijital Dönüşüm Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Kurtuluş Kaymaz ise fuarın çok olumlu geçtiğini belirterek, tüm katılımcılara teşekkür etti.