- 05 Ekim 2021 Salı 14:29

107 yaşındaki Osman dede, 40 yıldır kayıp olan oğluna kavuştu

A
A
A
107 yaşındaki Osman dede, 40 yıldır kayıp olan oğluna kavuştu

Osman dedenin “Ölmeden oğlumu son bir kez göreyim ne olur onu bana getirin" feryadının haber yapılmasının ardından kayıp oğul Mustafa Büyükçe, İstanbul’da ortaya çıktı.

Osman dedenin “Ölmeden oğlumu son bir kez göreyim ne olur onu bana getirin" feryadının haber yapılmasının ardından kayıp oğul Mustafa Büyükçe, İstanbul’da ortaya çıktı. Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde yaşayan 107 yaşındaki Osman Büyükçe, kendisine kızıp evi terk eden ve bir daha da haber alamadığı kayıp oğlu Mustafa Büyükçe’ye, 40 yıl aradan sonra kavuştu.


Adana’nın Saimbeyli ilçesine bağlı Ayvacık köyünde yaşayan 107 yaşındaki Osman Büyükçe, 1976 yılında kendisinden para isteyen, o tarihlerde 20’li yaşlarda olan oğlu Mustafa Büyükçe ile tartıştı. Tartışmanın ardından bu durumu gurur meselesi yapan Mustafa Büyükçe evi terk ederek önce Adana’nın Ceyhan ilçesine ardından da Adana’ya geldi. Bir süre buralarda değişik işlerde çalışan Mustafa Büyükçe’den bir daha haber alınamadı. Kayıp oğlunun izini süren Osman Büyükçe 1980 yılında oğlu Mustafa Büyükçe’nin İstanbul’da bir banka şubesinden para çektiği bilgisini aldı. 1980 yılından sonra oğlundan herhangi bir haber alamayan ve ölü veya diri olduğunu bilmeyen 107 yaşındaki Osman Büyükçe 2 çocuğundan biri olan ve evin terk erkek çocuğu olan Mustafa Büyükçe’yi dünya gözüyle son bir kez olsun görmek istiyordu. Osman Büyükçe’nin kızından olan torunu Mehmet Çaparoğlu, kayıp dayısını bulmak için yıllar içerisinde çaba gösterdi. Polis ve jandarmaya dilekçeler yazan, hastane ve devlet kurumlarına başvuru yapan Mehmet Çaparoğlu’nun bu girişimleri sonuçsuz kaldı. Kayıp Mustafa Büyükçe’nin herhangi bir izine rastlanmadı. Çünkü Mustafa Büyükçe 40 yıldır kimlik çıkarttırmadı, herhangi bir işlem yapmadı, SGK kaydı yok herhangi bir hastaneye tedavi için gitmedi ve herhangi bir bankada da hesabı bulunamadı. Adeta yok hükmünde yaşayan Mustafa Büyükçe’den umut kesilmişken 2 hafta önce Sağlık Bakanlığından gelen bir yazı aileyi tekrar umutlandırdı. Kayıp Mustafa Büyükçe 14 Nisan 2019 tarihinde yapılan bir polis kontrolünde kimliğini ispat edemediğinden dolayı İstanbul Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğünce gözaltına alındı ve alınan parmak izinde şahsın 1954 doğumlu Adana Saimbeyli ilçesi Ayvacık köyü nüfusuna kayıtlı Mustafa Büyükçe olduğu tespit edilerek sağlık kontrolü için hastaneye götürüldü. Bu bilgiyi alan torun Mehmet Çaparoğlu dayısının yaşadığını 40 yılın ardından İstanbul’da ortaya çıktığını dedesi Osman Büyükçe’ye söyledi. Şu anda 107 yaşında olan Osman Büyükçe ise "Oğlumu bana getirin ben bir yere gidemiyorum. Onu son bir kez olsun göreyim" diyerek yakınlarına seslendi.


Yakınları tarafında İstanbul’dan alınan Mustafa Büyükçe, Kadirli ilçesinde yaşayan babası Osman Büyükçe’nin yaşadığı eve getirildi. Baba oğul 40 yıllık hasret giderdi. Mustafa Büyükçe’nin kaybolduğu 40 yıl süre zarfında bir müddet Adana, ardından Aksaray’da ve uzun bir süredir de İstanbul’da yaşadığı öğrenildi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman: "Kıbrıs Türk halkı azınlık statüsünü zinhar kabul etmez" Antalya Diplomasi Forumu’nda konuşan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Kıbrıs Türk halkının azınlık statüsünü asla kabul etmeyeceğini, siyasi eşitlik ve egemenlik haklarından vazgeçmeyeceğini belirterek, "Kıbrıs Türk halkı bu adada azınlık statüsünü zinhar kabul etmez. Hakkımız oradadır ve hakkımızı yedirmeyiz" dedi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde bu yıl beşinci kez düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF2026) ikinci gününde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Kıbrıs meselesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. "Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Başetmek" temasıyla Belek turizm bölgesindeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen forumda konuşan Erhürman, Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitlik ve egemenlik haklarından geri adım atmayacağını, çözüm iradesinin ise Türkiye Cumhuriyeti ile tam koordinasyon içinde sürdürüldüğünü söyledi. Erhürman, Kıbrıs Türk halkının tarihi mücadelesinin doğru okunması gerektiğini belirterek, "Kıbrıs Türk halkının kimlik oluşum sürecinin yani 1878’den bugüne kadar olan sürecinin doğru değerlendirilmesi herkese şunu gösterir. Kıbrıs Türk halkı bu adada azınlık statüsünü zinhar kabul etmez. Bütün mücadelesi de bunun üstünden yürümüştür. Dolayısıyla bugün itibarıyla da böyle bir ihtimal Kıbrıs Türk halkı için yok hükmündedir. Kıbrıs Türk halkı siyasi anlamda eşit ve egemenlik haklarının peşinde olan bir hattır ve çözüm iradesinde olan bir hattır" ifadelerini kullandı. "İzolasyonlar haksızdır, kabul edilmesi mümkün değildir" Kıbrıs Türk halkının geçmişte de çözüm yönünde irade ortaya koyduğunu dile getiren Erhürman, 2004 ve 2017 yıllarındaki süreçleri hatırlatarak bu iradenin Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte ortaya konduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın forumdaki konuşmasına da atıfta bulunan Erhürman, adada adil, kalıcı ve sürdürülebilir çözümden yana olduklarını ifade etti. Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyonların hukuk dışı olduğunu vurgulayan Erhürman, "Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyonlar haksızdır. Asla kabul edilmesi mümkün değildir" dedi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin 2004 referandumunun ardından yayımladığı raporda, bu izolasyonların hiçbir meşru gerekçesinin bulunmadığının açıkça ifade edildiğini belirten Erhürman, Avrupa Birliği raporlarında da benzer değerlendirmelerin yer aldığını söyledi. Erhürman, buna rağmen Kıbrıs Türk halkının hem temel hakları ihlal edilen hem izolasyonlara maruz bırakılan hem de adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olma statüsü zedelenen bir halk konumunda tutulduğunu kaydetti. "Türkiye ile tam koordinasyon içinde ne söylediğimizi de ne yaptığımızı da biliyoruz" Konuşmasında Türkiye-KKTC eşgüdümüne özel vurgu yapan Erhürman, Kıbrıs meselesinde ortaya konulan siyasal hattın son derece net olduğunu söyledi. Türkiye Cumhuriyeti ile tam koordinasyon içinde hareket ettiklerini belirten Erhürman, "Dolayısıyla biz ne söylediğimizi de ne yaptığımızı da Türkiye Cumhuriyeti’yle tam bir koordinasyon içerisinde çok iyi biliyoruz. Bunun da dünya tarafından anlaşılması gerektiğini biliyoruz" diye konuştu. Erhürman, dünyanın yeni bir evreden geçtiğine ilişkin değerlendirmelere de değinerek, uluslararası ilişkilerde kuralların ve ilkelerin geri plana itilmesinin insanlık açısından olumsuz sonuçlar doğuracağını söyledi. Erhürman, insanlığın geçmişte medeniyetin rafa kaldırılmaya çalışıldığı dönemlerden geçtiğini ancak sonrasında yeniden kurallı yaşama ve diyalog zeminine döndüğünü ifade etti. Erhürman, kısa süre içinde haklı konumdaki Kıbrıs Türk halkının haklarını almasını sağlayacak bir sürecin yeniden görünür hale geleceğini kaydetti. "Sorunun kaynağı paylaşım iradesinin olmaması" Kıbrıs sorununun neden çözülemediğine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Erhürman, temel meselenin Kıbrıs Rum liderliklerinin adadaki doğal zenginlikleri, doğal kaynakları ve yönetim erkini Kıbrıslı Türklerle paylaşmak istememesi olduğunu savundu. Erhürman, "Sorunun kaynağı şu; Kıbrıs Rum liderlikleri Kıbrıs’ta doğal zenginlikleri, doğal kaynakları ve tabii ki iktidarı Kıbrıslı Türklerle paylaşmak istemiyor" dedi. Montana sürecini örnek gösteren Erhürman, dönemin Rum lideri Nikos Anastasiadis’in dönüşümlü başkanlığı kategorik olarak reddettiğini hatırlatarak, bunun kabul edilebilir olmadığını söyledi. Erhürman, "Herhangi bir yapı olacak ortada ve biz bileceğiz ki tarih boyunca bir Kıbrıslı Türk o yapıyı asla başkan olarak yönetemeyecek. Ben bunun bir hukukçu olarak, siyasi eşitlik olarak kabul edilmesini kat’a mümkün görmem" dedi. "Birinci aşama güven artırıcı önlemler" Erhürman, çözüm için ortaya koydukları yaklaşımın aşamalı bir yöntem içerdiğini belirterek, yıllardır anlamlı bir müzakere sürecinin bulunmadığını söyledi. Bu süreçte Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk tarafını yok sayarak çeşitli ülkelerle güvenlik, enerji ve deniz yetki alanları başta olmak üzere birçok konuda anlaşmalar imzaladığını ifade eden Erhürman, bunun güvensizliği daha da artırdığını kaydetti. Bu nedenle ilk aşamada Lefkoşa’da iki liderin karşı karşıya gelerek hem Kıbrıs Türk halkının hem de Kıbrıs Rum halkının hayatını kolaylaştıracak güven artırıcı önlemler üzerinde karar alması gerektiğini söyleyen Erhürman, "Lefkoşa’da bir tane yeni kapı, bir tane yeni geçiş noktası açabildiğini ispatlayamayan iki liderin, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü gibi 60 senedir devam eden bir sorunun çözmesini hiç kimse bekleyemez" ifadelerini kullandı. Erhürman, 5+1 formatına ilişkin değerlendirmesinde ise Kıbrıs Rum liderliklerinin muhatap olarak Kıbrıs Türk tarafını değil, doğrudan Türkiye’yi alma eğiliminde olduğunu savundu. "İzolasyonlar kalkacaktı ama hâlâ sporcularımız yarışamıyor" Kıbrıs Türk halkının geçmiş deneyimlerinin kendilerine önemli dersler verdiğini belirten Erhürman, Annan Planı sonrası verilen sözlerin tutulmadığını da dile getirdi. Kıbrıslı Türklerin çözüm yönündeki iradesine rağmen izolasyonların kaldırılmadığını ifade eden Erhürman, sporculardan iş insanlarına, akademisyenlerden arkeologlara kadar birçok kesimin hâlâ uluslararası alanda ciddi engellerle karşılaştığını söyledi. Erhürman, "Benim sporcularım hâlâ uluslararası müsabakalarda yarışamıyor. Benim iş insanlarımla benim üniversite insanlarımla bugün yurt dışına çıkışta, bir yerlerde temsiliyette sorun yaşanıyor. Benim arkeologlarımın yazdığı makalelerin yayınlanması engelleniyor uluslararası dergilerde. Kimseyle kavgamız patırtımız yok. Ama hakkımız oradadır. Ve hakkımızı yedirmeyiz" diye konuştu. "Silahlanma ve büyük devletlere yaslanma çabası nafiledir" Konuşmasının son bölümünde adadaki güvenlik dengelerine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Erhürman, Kıbrıs Rum tarafının silahlanma ve büyük devletleri arkasına alma siyasetiyle Türkiye’ye karşı bir askerî denge kurmaya çalıştığını düşündüğünü söyledi. Böyle bir yaklaşımın gerçekçi olmadığını belirten Erhürman, bunun hem Rum halkı hem de Türk halkı açısından ciddi riskler doğurabileceğini ifade etti. Erhürman, "Zannediyorsun ki silahlanma ve bazı büyük devletleri arkana almak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı bir askeri denge oluşturacaksın. Bu nafile bir çabadır, realist değildir, gerçekleşmesi zaten mümkün değildir. Bil ki hiçbir coğrafyada o büyük abiler arkada durmazlar, senin önüne geçenler. Ve senin de iraden ciddi şekilde zedelenir" ifadelerini kullandı. Adada alınan tek taraflı kararların yalnızca bir tarafı değil, tüm halkları riske attığını söyleyen Erhürman, "Benim halkım kendi iradesi olmadan alınan kararlar üzerinden risk altına sokulmayı kabul etmez" dedi.