Son Dakika
|
Sultangazi’de kuyumcu soygunu girişimi kamerada
Ümraniye’de araca çarpan beton mikseri devrildi: 1 yaralı
İran, İsrail'in merkezini balistik füze ile vurdu
Usta sanatçı Orhan Gencebay, hastaneye kaldırıldı
Antalya Kepez Kaymakamlığında silah sesleri duyuldu
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'ten İsrail'e Mescid-i Aksa tepkisi!
Liverpool - Galatasaray maçını Szymon Marciniak yönetecek
İsrail’den Lübnan’a "hedefli kara operasyonu"
İsrail ordusu: "Son 24 saatte İran’daki 200’ü aşkın hedef vuruldu"
Son sözü Arda Güler söyledi, Real Madrid farklı kazandı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Fatih’te gelinlikçide yangın: Ekmek teknesini görünce gözyaşlarına boğuldu
İsrail, Lübnan’da Hizbullah’a ait silah deposunu vurdu: 2 ölü
Ümraniye’de araca çarpan beton mikseri devrildi: 1 yaralı
Antalya Kepez Kaymakamlığında silah sesleri duyuldu
Liverpool - Galatasaray maçını Szymon Marciniak yönetecek
İsrail’den Lübnan’a "hedefli kara operasyonu"
UEFA Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finalistler belli oluyor
POLİTİKA
Bakan Fidan’dan Bakan Çiftçi’ye "hayırlı olsun" ziyareti
16 Mart 2026 Pazartesi - 15:47:32
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye hayırlı olsun ziyaretinde bulundu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye hayırlı olsun ziyaretinde bulundu. Çiftçi, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda nazik ziyaretleri ve hayırlı olsun dilekleri için Fidan’a teşekkürlerini iletti.
16 Mart 2026 Pazartesi - 15:15
Sağlık Bakanı Memişoğlu Muğla’da açıkladı: "Muğla’da şehir hastanesinin planlanması tamamlanmak üzere"
Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Muğla’ya bin yataklı şehir hastanesi planlamasının tamamlanmak üzere olduğunu, Fethiye ilçesine ise 500 yataklı yeni bir devlet hastanesinin de yatırım programına alındığını açıkladı. Bakan Memişoğlu, Muğla temasları kapsamında Valiliği ziyaret etti. Ziyaret sonrası açıklama yapan Bakan Prof. Dr. Memişoğlu, Muğla’nın sağlık turizmi alanında örnek kentlerden birisi olduğunu açıkladı. Muğla’ya bin yataklı Şehir Hastanesi Memişoğlu, bin yataklı Muğla Şehir Hastanesinin projesinin hazırlandığını, en kısa sürede bu projeyi başlayacaklarını belirterek, "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı kapsamında ülkemizi karış karış dolaşıyoruz. Muğla’mıza 2002’den beri 45 tane sağlık tesisi yapmışız. Bunların 19’u hastane. Daha iyilerini de yapmak için planlamalarımız var. Özellikle Cumhurbaşkanımızın ‘hayalim’ dediği Muğla’ya şehir hastanesi planlamamız var. Yerini ayarlıyoruz şu anda. Projesine en kısa zamanda başlayacağız. İnşallah 1000 yataklı Muğla Şehir Hastanemizi insanlarımıza sunulacak şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bunun yanında Merkez ilçemizdeki Menteşe’deki hastanemizi yenileyip buraya inşallah 200 yataklı bir hastaneye de inşaat yapacağız. Bunun yanında ilçelerinde hastanelerimizi daha etkin kullanmak için analizler yapıp değerlendirmelerde bulunacağız. Özellikle Fethiye ilçemizdeki hastanemizi yenileyeceğiz. Oraya da 500 yataklı inşallah yatırımı aldığımız hastanemizi en kısa zamanda inşaatına başlayacağız" dedi. "Muğla sağlık turizminde örnek il olacak" Muğla’nın hem Türkiye’de, hem de dünyada önemli bir turizm kenti olduğunu belirten Bakan Memişoğlu, sağlık turizmi açısından Muğla’nın örnek kentlerden birisi haline geleceğini belirtti. Memişoğlu, "Türkiye turizmde dünyanın en iyi ülkelerinden bir tanesi, en iyi destinasyonlarından bir tanesi. Biz de aynı zamanda sağlık turizmini geliştirmeye çalışıyoruz. Bunun için de elimizden geldiğince bunu daha etkin, daha güvenilir ve daha kapsamlı yapmaya çalışıyoruz. Özellikle kamu hastanelerini de buna dahil etmeye çalışıyoruz. Ancak ayrı bir şey de yapacağız. Türkiye sadece hastalıkla ilgili sağlık turizmi yapsın istemiyoruz. Bunun yanında sağlıklı yaşam dediğimiz, Avrupalıların, Amerikalıların Wellness dedikleri sağlıklı yaşam sağlık turizmi de yapmamız lazım. Yani sağlam gelen, burada hücre terapistlerin diyetisyenine kadar herkese hizmet alınacağı, gerektiği zaman küçük bir check-up yapılacağı, bir mevzuat hazırlıyoruz. Esasında sağlık ve yaşam turizmi de yapmak istiyoruz. O nedenle de rehabilitasyondan termaline kadar hepsini kapsayacak bir esenlik mevzuatı hazırlıyoruz. İnşallah Muğla da bu konuda örnek bir il olacak. Çünkü biz sadece hastalıkların tedavisi değil, esasında sağlıklı yaşamın gerekli olan her türlü desteği verebilecek altyapıya, insan gücüne sahibiz. Onun için Türkiye bu konuda da artık dünyada iddiası olan bir ülke haline gelecek diye düşünüyoruz. Bunun yanında Muğla gerçekten demin bahsettiğim gibi turizmi yanında sağlık turizmi içinde bizim için örnek illerden bir tanesi olacak" ifadelerini kullandı. "Ramazan ayı özellikle sigarayı bırakmak için iyi bir fırsat ayı" Mübarek Ramazan ayının aynı zamanda sigara içen vatandaşlar için bir fırsat ayı olduğunu belirten Bakan Memişoğlu, "Ben toplumumuza bir daha ifade etmek istiyorum ki esasında sağlıklı kalmak önemli iş, Ramazan ayındayız, kendimizi değerlendirme ayındayız. O nedenle özellikle sigara, tütün bağımlılığı gibi bağımlılıklardan kurtarmak için bir fırsat, bir zaman olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Diyet, kilo, beslenme alışkanlıklarımızın düzeltileceği zaman olarak düşünüyoruz. Onun için hazır böyle bir, Allah’ın bize lütfu olarak Ramazan kendimizi değerlendirme, irademize sahip çıkma, aynı zamanda sosyalleşip empati kurma ayı. Onun için toplumumuzdan da bu konuda bu ayın güzel değerlendirmesini bekliyorum" dedi.
16 Mart 2026 Pazartesi - 12:34
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik: "Müslümanların Mescid-i Aksa’da namaz kılmasını engellemek, barbarlıktır"
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "İsrail’in Mescid-i Aksa’yı ibadete kapatmasını ve Müslümanların burada namaz kılmasını engellemesini en güçlü şekilde kınıyoruz. Müslümanların Mescid-i Aksa’da namaz kılmasını engellemek, barbarlıktır" dedi. AK Parti Sözcüsü Çelik, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "İsrail’in Mescid-i Aksa’ya dönük saygısızlığı insanlığın tüm değerlerine yeni bir saldırıdır. İsrail’in Mescid-i Aksa’yı ibadete kapatmasını ve Müslümanların burada namaz kılmasını engellemesini en güçlü şekilde kınıyoruz. Müslümanların Mescid-i Aksa’da namaz kılmasını engellemek, barbarlıktır. İsrail bir kere daha uluslararası hukuku ihlal etmektedir. İnsanlığın değerlerini korumak için tüm dünyanın İsrail’in hukuksuz eylemlerine karşı ortak mücadele etmesi gerekmektedir" ifadelerine yer verdi.
16 Mart 2026 Pazartesi - 12:28
Çameli Belediyesinde engelli vatandaşlar için yol çalışması
Çameli Belediyesi Fen İşleri ekipleri, Kirazlıyayla Mahallesi’nde yaşayan iki engelli vatandaşın ulaşımını kolaylaştırmak amacıyla yol açımı ve kumlama çalışması gerçekleştirdi. Çameli Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü ekipleri, Kirazlıyayla Mahallesi’nde yaşayan engelli vatandaşlar Süleyman İvgin ve Dudu Özbek’in ulaşımını kolaylaştırmak amacıyla yol açımı ve kumlama çalışması yaptı. Vatandaşların günlük yaşamlarını daha rahat sürdürebilmeleri ve ulaşımda yaşadıkları zorlukların giderilmesi için ekipler kısa sürede bölgede çalışma başlattı. Yapılan yol açımı ve kumlama çalışmasıyla birlikte iki vatandaşın evlerine ulaşım daha güvenli ve kolay hale getirildi. Çameli Belediye Başkanı Cengiz Arslan, engelli bireylerin yaşamlarını kolaylaştırmaya yönelik çalışmalara büyük önem verdiklerini belirterek, "Çameli Belediyesi olarak engelli vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıracak çalışmalara büyük önem veriyoruz. Onların yaşamını kolaylaştıracak her adımı atmaya devam ediyoruz. Engelleri birlikte aşmak için var gücümüzle çalışmayı sürdüreceğiz" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
14 Mart 2026 Cumartesi- 20:41
Bakan Fidan: "Türkiye bu devam eden haksız savaşta yer almak istememektedir"
2
14 Mart 2026 Cumartesi- 22:39
MHP Lideri Bahçeli: "Türkiye vicdan, emniyet ve huzur ülkesi olmak mecburiyetindedir"
3
16 Mart 2026 Pazartesi- 12:24
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'ten İsrail'e Mescid-i Aksa tepkisi!
4
15 Mart 2026 Pazar- 10:19
Kazakistan’da tarihi referandum için İstanbul’da sandıklar kuruldu
5
14 Mart 2026 Cumartesi- 22:31
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Sağlık sistemimiz bugün, hiç olmadığı kadar güçlüdür, dayanıklıdır"
15 Ocak 2026 Perşembe - 14:30
Bakan Fidan: "ABD’de birçok senatör var. Biz bunların yaptığı ferdi beyanlardan yola çıkarak politika belirlemiyoruz"
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ulusal ve uluslararası medya kuruluşlarının temsilcileriyle düzenlenen toplantıda gündemi değerlendirdi. Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "SDG’nin Kandil’le bağı meselesinin yeni keşfedilmiş bir bilgi olarak zaman zaman, özellikle batılı muhataplar tarafından karşılanması bizim de hayret ettiğimiz bir konu. Dört ülkede iddiası olan, örgütlenmesi olan ve eylemi olan bir örgütün Suriye’deki uzantısının adının SDG olması, YPG olması yani çok bildiğimiz bir gerçeklik. Dolayısıyla SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin Kandil’den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğini herkes bilincinde. Bu işleri biraz sürekli zora sokan bir husus, öyle ama zora da soksa bizim temennimiz bir an önce 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanarak ülkede istikrarın sağlanması" dedi. İran’ın komşusu olarak görüşlerimizi net olarak paylaştıklarını kaydeden Bakan Fidan, "Bizim sınır komşumuz, yüzyıllara dayanan değişmeyen bir sınırımız var ve iki halk birbirine çok benziyor, yoğun bir ticari ve sosyal ilişki var. Dolayısıyla İran’da olacak olan her şey bizi yakından ilgilendirdiğinden bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz. Biz İran’a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız" ifadelerini kullandı.Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, medya temsilcileriyle bir araya geldiği değerlendirme toplantısında, uluslararası sistemin 2025 yılındaki görünümüne ve Türk dış politikasının temel önceliklerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Bakan Fidan, daha sonra medya temsilcilerinin sorularını yanıtladı.Bakan Fidan, "Bizim baştan beri önem verdiğimiz konu bölgesel istikrar ve güvenlik. Yani bölgemizde geçmişten tevarüs ettiğimiz, evrilerek gelen çok sayıda sorunlar var. Yani bunlardan biri de İran’ın uzun yıllar maruz kaldığı yaptırımlar biliyorsunuz ve bölgedeki birtakım politik uyumsuzluklar. Şimdi biz tabii İran’ın komşusu olarak, dostu olarak müteaddit defalar samimi bir şekilde görüşlerimizi çok net olarak paylaşıyoruz. Yani bizim sınır komşumuz, yüzyıllara dayanan değişmeyen bir sınırımız var ve iki halk birbirine çok benziyor, yoğun bir ticari ve sosyal ilişki var. Dolayısıyla İran’da olacak olan her şey bizi yakından ilgilendirdiğinden bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz" dedi.Sorunların diyalogla çözülmesini istediklerini kaydeden Bakan Fidan, "İran’ın uluslararası belli başlı aktörlerle olan sorunlarını çözmesi ve bölgenin tamamına yayılacak istikrarsızlık senaryolarından kaçınması bizim de menfaatimize. Onun için bizim önceliğimiz hiçbir şekilde güç kullanımına yol açacak bir duruma gelmemek ama maalesef geçtiğimiz ayları da gördük. 12 gün savaşlarında önce İsrail’in sonra da Amerika’nın mahdut da olsa bir saldırısıyla karşı karşıya kaldık ve bu saldırı belli bir yerde durdu. Şimdi bunun tekrar etme olasılığının ortaya gelmesi, ortaya çıkması yani bizim tasvip ettiğimiz bir şey değil. Biz kesinlikle sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz. İran’da olacak geniş çaplı istikrarsızlığın bölgenin kaldırma kapasitesinin çok üstünde olduğunu düşünüyorum ben. Onun için diplomatik çabalara devam edeceğiz. İnşallah Amerika ile İran kendi arasında bu konuyu gerek arabulucular üzerinden gerek diğer aktörler üzerinden veya direkt görüşerek çözerler. Biz de konuyu yakından takip ediyoruz" şeklinde konuştu.Gazze’de güvenliğin sağlanmasıDün özel temsilci Steve Witkoff’un da ilanıyla artık ikinci aşamaya geçtiklerini ifade eden Bakan Fidan, "Bunun bir gün öncesinden takip etmiş olabilirsiniz, biz de yine dört ülkenin online katılımıyla bir toplantı yaptık ikinci aşamayı nasıl ve hangi sırayla hayata geçireceğiz diye. Birincisini bu toplantının biliyorsunuz Miami’de yapmıştık, yeni yıla girmeden birkaç hafta önce. Sürecin ağır aksak da olsa ilerlemesi bizim memnun olduğumuz bir husus. Biliyorsunuz Cumhurbaşkanımız özellikle insani yardımlar konusunda inanılmaz derecede büyük bir hassasiyet içerisinde. Filistinlilerin orada soğukta barınmasız kalması, ilaçsız kalması, gıdasız kalması hepimizin vicdanını çok derinden yaralamakta. İsrail’in bu konuda sistemli ve maksatlı bir politika uyguladığını da biliyoruz. Yani İsrail uluslararası toplumun hep beraber uygulamak istediği bu barış planına, Netanyahu hükümetinin esas itibariyle çok fazla uygulamaya taraftar olmadığını biliyoruz. Onların nihai amacı Filistinlilerin Gazze’den çıkması. Ama uluslararası toplum, başta bölge ülkelerinin ortaya koyduğu itme gücüyle, Amerika’nın da şu anda ağırlığını koymasıyla bu barış aşamasını bu noktaya getirdi" diye konuştu.Bakan Fidan, "Şimdi ikinci aşamada geçtiğimiz günlerde grup olarak mutabık kaldığımız Filistinli teknik komitenin Gazze’nin idaresini alması birinci öncelik taşıyor. Daha sonra Barış Kurulu’nun ilan edilmesi ve daha sonra Barış Kurulu adına gündelik icraatı yürütecek yönetim kurulunun belirlenmesi ve çalışmaya başlaması. Bu sırada gidecek bir işlem manzumesi var. Biz önümüzdeki birkaç hafta içerisinde bunun inşallah tamamıyla organların en azından hayata geçeceğini düşünüyoruz. Uygulamada birtakım zorluklar olacak tabii ki ama hem biz hem diğer kurumlarımız gerçekten büyük bir hassasiyetle diğer ortaklarımızla konuşarak bu sürecin sorunsuz gitmesi veya olan sorunların barış sürecini inkıtaya uğratmaması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Olumlu bir aşamaya geliyoruz ama dediğim gibi riskler ortada, İsrail’in niyeti de ortada" açıklamasında bulundu."10 MART Mutabakatı Uygulanmalı"Bakan Fidan, "SDG’nin Kandil’le bağı meselesinin yeni keşfedilmiş bir bilgi olarak zaman zaman, özellikle batılı muhataplar tarafından karşılanması bizim de hayret ettiğimiz bir konu. Yani bu 2+2 dört eder kadar net olan bir bilgi. Yani bizim zaten SDG ile en büyük problemimizin bu olduğunu baştan beri söyledik. Suriye Kürtlerinin kendi otantik bir araya gelip sadece Suriye’deki Kürtlere has, Suriye’deki sorunları çözmeye yönelik bir hareketin Suriye ile tabii ki ilgisi var. Biz medeni, gelişmiş bir ülkeyiz; belli ülkelerin kendi iç sorunlarını çözmede sınırlarının neler olduğunu biz biliriz. Ama bunun böyle olmadığını herkes biliyor. Yani dört ülkede iddiası olan, örgütlenmesi olan ve eylemi olan bir örgütün Suriye’deki uzantısının adının SDG olması, YPG olması yani çok bildiğimiz bir gerçeklik. Dolayısıyla SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin Kandil’den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğini herkes bilincinde. Bu işleri biraz sürekli zora sokan bir husus, öyle ama zora da soksa bizim temennimiz bir an önce 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanarak ülkede istikrarın sağlanması" diye konuştu."Halep’te her zaman aynı oyunu görüyoruz"Halep konusunda geçmişte uyardıklarını belirten Bakan Fidan, "Halep konusunda da geçmişte biz uyardık, gittik, geldik. Yani bu sorunların ortadan kalkması lazım, olayın güç kullanımına gelmemesi lazım dedik. Şimdi Fırat’ın batısında, özellikle geçtiğimiz 2024 8 Aralık’tan sonra işgal edilen yerlerin bir iyi niyet göstergesi olarak tekrar boşaltılması, unsurların doğuya çekilmesi hususu gündemde. Yani bu film tekrar tekrar oluyor. Yani biz Afrin’den, Resulayn’dan itibaren, Tel Rıfat’tan itibaren, Halep’te her zaman aynı oyunu görüyoruz. Yani gidiyoruz diyoruz ki: "Ya bakın burada duruşunuz illegal, şu yapıların şu unsurların şu şekilde olmaması lazım." Yok, direniyorlar; sonra güç kullanılıyor, geri adım atılıyor. Sonra güç kullanılıyor, geri adım atılıyor. Yani bu şablondan çıkılması lazım artık. Yani gerçekten iyi niyet gösterisinde bulunmak istiyorlarsa bir diplomasiye dayalı, diyaloğa dayalı bir artık sorun çözme tekniğine girmeleri lazım. Diyalog içindeymiş gibi gözüküp dünyaya böyle bir imaj verip zaman kazanıp bölgede hani daha fazla istifade edeceğimiz bir kriz çıkar mı diye de etrafa bakıp belli aktörlerle de ilişkiyi devam ettirip... Ya bu kadar parametre yönetecek ne zihniniz var ne de gerçeklik buna izin verir. Bir iyi niyet koyacaksınız. Biz Suriye’de istikrarı istiyoruz, Suriyeli Kürtlerin refah olmasını istiyoruz, emin olmasını istiyoruz. Irak ve diğer konuları bırakın bir kenara. Ama bunun böyle olmadığını biliyoruz. İnşallah olur, yani çok yakından takip ettiğimiz bir konu. İnşallah barışçıl yollarla çözülür" ifadelerini kullandı.10 Mart Mutabakatı ile ilgili de konuşan Bakan Fidan, "10 Mart Mutabakatı’nın uygulanmaya başlanması konusunda adım atılmadığı için bunun da şu anda uygulanmasıyla alakalı o maddede. Ama ben şunu size söyleyeyim: Suriye yönetiminin bunları hayata geçirmesi için bu 10 Mart Mutabakatı’nda yer alan hususlara ihtiyacı yok. Yani bu konu hem bölge ülke olarak bizim kendisinden talebimiz hem kendilerinin programında var. Yani ülkede bulunan diğer azınlıkları, inanç gruplarını sizin yönetime katmayarak, dışlayarak bir yere gitme şansınız yok. Ama burada altın oran şu: Anayasal vatandaşlık çerçevesinde inanç gruplarının, etnik azınlıkların yönetime dahil olmasıyla, kendilerine ayrı bir küme olarak belirleyip bir siyasal entite formuna dönüşüp buradan yönetime dahil olması; bu ikisi ayrı şey. Bu ikisi ayrı şey. Zaten problemin çıktığı yer burası. Bizim istediğimiz modern zamanların artık evrilerek getirdiği anayasal vatandaşlık formülünün bütün insanların lehine olacak şekilde; insanlar kendi kimliklerini, kültürlerini, inançlarını yaşarken aynı zamanda bir bayrağın altında vatandaşı oldukları ülkenin bütün menfaatinden, gücünden, refahından yararlanacakları ve katılımı da o şekilde yapacakları bir yapının defaatle denenmiştir ki istikrara, barışa, refaha daha uygun bir yapı olduğu ortada. Şimdi bu böyleyken ülkeyi siyasal entiteler bölmek, inanca göre, etnisiteye göre adacıklar oluşturmak bu bölünmeye davetiye çıkartmaktadır. Hani ben bölünmeyi burada hani bir ideoloji aracı olarak değil, ortak insanlığın menfaati olarak ortaya sorun olarak atmaya çalışıyorum. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor" dedi.Ukrayna konusunda, geçtiğimiz günlerde Paris’te Liderler Toplantısı düzenlendiğini hatırlatan Bakan Fidan, "Gönüllüler Koalisyonuna ait ülkelerin liderleri bu toplantıya katıldılar. Biz de Cumhurbaşkanımızı temsilen o toplantıdaydık. Tabii o toplantıya gelene kadar yapılmış bakan düzeyinde ve diğer düzeylerde çok fazla sayıda toplantı oldu. Diplomatlar, askerler herkes bir araya gelerek ortaya çıkacak dokümanın, planın ne olacağı konusunda yoğun bir çalışma içerisinde bulundular. Daha önce de çeşitli vesilelerle ifade ettim. Tabii yapılacak olan barış sadece Rusya ile Ukrayna arasında olacak olan bir barış olmayacak. Esas itibarıyla Avrupa ile Rusya arasında olan bir barış da olacak aynı zamanda. Trump’ın Amerika’da iktidara gelmesinden sonra Amerika’nın Rusya-Ukrayna Savaşı’nda öncü rolünü değiştirmesi ve nötr bir pozisyona adeta geçmesi ve Avrupa güvenliği ile ilgili oynadığı tarihi rolü ve sorumluluğu da tekrar tadil etmeye gitmesi neticesinde ortaya başka bir sorun çıktı. Rusya-Ukrayna Savaşı bir sorun iken Amerika’nın bu savaşın sonuna doğru ortaya koyduğu pozisyonda daha başka bir sorun çıkarttı; yani sorun içinde sorun çıkarttı. Ortaya baktığımız zaman Avrupa güvenliği çok ciddi bir şekilde Ukrayna’nın güvenliğine de bağlanmış durumda. Tabii bunun askeri strateji olarak ne kadar gerçekçi olup olmadığı hususu tartışılmalı, askeri stratejistler tarafından tartışılmalı. Biz de önümüze gelen verilere bakıyoruz. Esas itibarıyla gelinen noktada şu anda eğer bir barış anlaşması olursa üç tane husus var askeri boyutu olan. Birincisi; bu anlaşmanın takibi, doğrulanması, izlenmesi nasıl olacak? Bunun keyfiyeti nedir? Buna ilişkin yapılan çalışmalar var. Hem SACEUR hem diğer komutanlar bu konuda bilgi verdiler; Avrupa Müttefik Komutanı NATO’nun. İkincisi; Ukrayna’nın caydırıcılık gücü nasıl devam edecek? Buna ilişkin yapılan çalışmalar ve planlamalar var. Üçüncüsü; bir ihlal olması durumunda ne türden tedbirler, hangi araçlarla, hangi senaryolarla alınacak? Bütün planlamalar bu yönde yapılmakta. Barış anlaşması olduktan sonra askeri unsurların bütün bu görevlerde kullanılacak yapıların üç tane biliyorsunuz klasik yeri var: Kara, deniz, hava. Denizalanı deyince de Ukrayna’nın sadece Karadeniz’e kıyısı var. Karadeniz bizim de bulunduğumuz, en büyük NATO üyesi olarak Türkiye’nin yer aldığı bir yer. Şimdi deniz gücünün komutasını, Cumhurbaşkanımızın da müzakere talimatıyla öteden beri biz bu sorumluluğu almak istiyorduk. Şimdiki planlamalarla bu sorumluluk bize verilmiş durumda. Burada gönüllü olan diğer ülkelerle beraber biz bu sorumluluğu alacağız. Yani bu bir veri. Buna ilişkin Milli Savunma Bakanlığımız çok yoğun bir çalışma yürütmekte. Tabii hava ve kara unsurları İngiltere, Fransa’nın öncülüğündeki başka ülkelerle gidecek" diye konuştu."CAATSA Kalkınca F-35 Ve Diğer Başka Konularda Hayata Geçer"F-35 konusuna değinen Bakan Fidan, "F-35 konusuna gelince; biliyorsunuz bu aslında CAATSA’nın uygulanmasının neticesinde ortaya çıkan bir sorun. Yani biz olaya sadece F-35 açısından bakmıyoruz. CAATSA’nın genel olarak ortadan kaldırılması konusunda yürütülen diplomatik çalışmalarımız var. İki lider; New York sonrası Cumhurbaşkanımız Washington’u ziyaret ettiğinde geçtiğimiz yıl Eylül ayında, 25 Eylül’de aslında Sayın Trump’la Sayın Erdoğan arasında varılan mutabakat sonucunda bu sorunun da diğer sorunlar gibi iki ülke gündeminden çıkması konusunda bir irade oluştu. Bunu daha önce de ifade etmiştim. Şimdi bu iradenin, iki taraflı iradenin hayata geçmesindeki teknik zorlukların, problemlerin ortadan kaldırılması için çalışıyoruz. Bu irade burada mevcut. Biz bunu inşallah bu sene CAATSA’nın kalktığına şahit oluruz, sizin dediğiniz F-35 ve diğer başka konular da hayata geçer" dedi."Çözüm vize serbestisi anlaşmasının yürürlüğe girmesidir"Bakan Fidan, "Vize konusuna gelince; bu vize konusu biliyorsunuz Avrupa’da esas itibarıyla iki tane husus var. Birincisi; Avrupa Birliği giderek daha merkezileşerek vize politikasını tek vize prosedürleri haline getiriyor. Aslında siz herhangi bir Avrupa devletine müracaat ettiğiniz zaman işlem olarak giderek daha merkezileşiyor, kriterler aynı. Birincisi böyle bir idari sorun var. Bunlar biliyorsunuz uzun süre pandemi de kapalı kalmıştı ve daha sonra hayata geçmesinde sıkıntı vardı. İşte şimdi bu kabiliyetleri tekrar kazandılar, belli yerlerde sorunlar azaltılıyor. Ama bu biraz daha olayın az etkileyen boyutu.Daha çok etkileyen boyutu, bildiğiniz gibi Avrupa’da aslında göçten dolayı, göçmenlik meselesinden dolayı yani son yıllarda değil, hep var olan göçmenlerin artık bir politika malzemesi haline gelmesi ve bu politikayı güdenlerin diğer partiler karşısında giderek mevzi kazanması. Artık Avrupa hükümetleri giderek daha fazla dışarıdan yabancıların ülkeye hangi sebeple olursa olsun... yani siz ’doktor, mühendis’ diyorsunuz fark etmiyor, onlar dışarıda birini gördüğü zaman kimliğine bakmıyor; tipine bakıyor, rengine bakıyor, duruşuna bakıyor. Yani artık Avrupa’nın tabii bu noktaya gelmiş olması başka bir sorun alanı, yani insanlık adına. Yani siz aydınlanmayı yaşayın, modernleşmeyi getirin, ondan sonra tekrar tekerlekleri geriye döndürün; bu başka bir konu. Ama realiteyi ifade etmek açısından gerekirse; ülkeye yabancı girişi artık Avrupa’da siyasetin bir numaralı sorunu haline gelmiştir. Benim korkum, bakın ben korkumu söyleyeyim burada: Bu konuda zaten artık yığınsal göç durmuştur, kendileri de biliyorlar ama aşırı sağın yükselmesi için bu konudaki rüzgara ihtiyacı var. Artık dışarıdan göç almanın değil, içeride bulunanı tekrar göndermenin siyaset malzemesi yapılacağı bir noktaya Avrupa evrilebilir. Çünkü artık aşırı sağ bakıyor; merkezi hükümetler çok ciddi vize politikaları, göç politikaları geliştirdiler ve oradan artık ekmek çıkmayabilir siyasi olarak. ’Remigration’ dedikleri kavramı, yani yeniden göç ettirme kavramını artık ağır ağır gündeme getiriyorlar. Biliyorsunuz aşırı sağın kendi konseptleri ilk gündeme geldiğinde de çok az taraftarı vardı ama giderek bu taraf kazanmaya başladı. Belli başlı Avrupa ülkelerinde yani yabancıyla yaşama, yabancıyı kabul etme, yabancıyla beraber olabilme konusundaki problem alanları siyasetin şu anda bir numaralı konusu halinde diye görüyoruz. Tabii buna baktığımız zaman AB’ye aday ülke olan ve yıllardır gerçekten AB ile her türlü etkileşime girmiş olan Türkiye’nin vize konusunda bu sorunu yaşıyor olması, Avrupa ülkeleri tarafından bir problem alanı. Bunun ortadan kalkmasının çözümü Vize Serbestisi Anlaşması’nın yürürlüğe girmesidir. Bu anlaşmanın vuku bulması ve yürürlüğe girmesi için biz bu yıl daha sistemli bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz. Biliyorsunuz Cumhurbaşkanımızın özellikle AB konusundaki hassasiyeti, iradesi çok muhkem" açıklamasında bulundu.Gazze’ye İnsani YardımDeprem bölgesinde boşalan çadırlar Gazze’ye gönderilir mi sorusu üzerine Bakan Fidan, "Gazze’ye insani yardım konusu bir numaralı işlem alanı bizim için şu anda. Özellikle açılış konuşmasında da ifade ettim; oradaki kardeşlerimizin soğukta, bu kış mevsiminde bu şartlar altında yaşamasını başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere hiçbir kardeşimizin yüreği kaldırmıyor. Konteynerler meselesini biz toplantılarda gündeme getirdik, bu yaptığımız koordinasyon toplantılarında. Onun için bu kurulların bir an önce hayata geçmesini istiyoruz. Biliyorsunuz İsrailliler uzun zamandır içeriye giren insani yardım malzemelerinde içinde metal olan unsurları hiçbir zaman için kabul etmek istemediler, tıbbi malzemelerde bile. Çünkü bunları çift kullanımlı malzeme olarak görüyorlar; oradaki direnişçilerin, işgale karşı direnenlerin bundan silah yapacağını hep öne sürdükleri için burada ortaya koydukları bir tavır var. İşgal güçlerinin etkisini, aslında bu konudaki yetkilerini elinden alacak BM’nin kurumları hayata geçtikçe ben bu konudaki direncin de azalacağını düşünüyorum. Biz bu konudaki başvurularımızı, görüşmelerimizi çok önceden yaptık. Hem ilgili platformlarla görüştük hem de kendi içimizde başta Çevre Bakanlığımız, AFAD olmak üzere yani bu stokları elinde bulunduran kardeşlerimizle bir araya geldik bunu nasıl ilerletebiliriz diye. Biz şunu gördük, yani Cumhurbaşkanımız da o yönde talimat verdiler; şartlar uygun olması halinde biz bunları hemen Gazze’ye göndereceğiz. Yani bunda bizim bir sıkıntımız yok ama dediğim gibi konteynerler metal olduğu için şu anda içeriye alınmasında birtakım problemler var, bunu aşmaya çalışıyoruz. Onun yerine Türkiye’nin gönderdiği çadırlar şu anda içeriye giriyor ama çadırlar da her zaman etkili olmayabiliyor" şeklinde cevap verdi."Biz İran’a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız"İran’a yönelik bir askeri müdahaleye karşı olduklarını kaydeden Bakan Fidan, "Biz İran’a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız. Yani İran’ın kendi içindeki otantik sorunlarını kendisinin çözmesi gerekiyor. Tabii ki bunun uluslararası ilişkilere bakan boyutu var; o da nedir? Yaptırımlara tabi. Yaptırımlara da neden tabi? Takip ettiği bazı politikalardan dolayı gerek küresel gerek bölgesel. Kendilerine de söylüyoruz; bölge ülkeleriyle olan sorunlarını çözmesi gerekiyor. Küresel nükleer konuda da sorunlarını diplomasi yoluyla hiç fırsat kaybetmeden çözmeli ki ekonomik zorluklara neden açan yapısal birtakım problemler ortadan kalksın. Şimdi uluslararası izolasyon altında olduğunuz zaman yani sizin bazı ekonomik hizmetleri verme imkanınız giderek sınırlanıyor. İran’ın büyük bir nüfusu var, dinamik bir halkı var, yaşam arzusu, yaşama katılma arzusu son derece yüksek bir halkı var, sofistike. Bunları belli konulardan mahrum ettiğiniz zaman ortaya bu türden sıkıntılar çıkıyor. Burada şu karıştırılıyor: Yani insanların karşılaştıkları ekonomik ve diğer güçlüklerle ilgili sıkıntıların rejime karşı bir ideolojik başkaldırı gibi görünmesi aslında bu artık gri bir alan olmuş oluyor. Burada yakından baktığınız zaman çok fazla yani dışarıdaki bazı İran düşmanı olan ülkelerin iştahını kabartacak bir durum yok, yani rejime düşmanlık açısından. Ama var olan politikaların ortaya koyduğu bu ekonomik zorluklar, bunun bir türlü izale edilememesi bir sıkıntı doğuruyor. Şimdi biz burada bir müdahale olmasını istemiyoruz ama yani Trump politikalarına baktığınız zaman hani karadan güç kullanmayı şu ana kadar çok fazla tercih ettiğini de görmedik. Hani sizin söylediğiniz örnekler daha fazla hani gidip konuşlanmayla alakalı konular. Ben hani askeri strateji açısından da artık o konuların çok fazla hani gündeme getireceğini düşünmüyorum" şeklinde konuştu."Yunanistan’daki iç siyasi dengeler imkan vermiyor"Var olan sorunları çözmek için bir niyetle, bir iradeyle gelip oturacağız ve sorun çözülene kadar kalkmayacağız masadan. O da Ege’deki sorunun, başta Ege olmak üzere çözülmesi. Bu karasuları, kıta sahanlığı, bu meselenin çözülmesi konusunda bizim şöyle bir duruşumuz var. Cumhurbaşkanımızın uzun erimli liderliğine baktığınız zaman kendisi özellikle bu meseleyi çözme konusunda büyük bir vizyonu var hem iradesi var. Bizim şöyle bir sıkıntımız oluyor, ben hani sorunu karşı tarafa atma gibi niyetim yok. Bunu daha önce de söylediğim için söylüyorum. Yani Yunanistan’daki iç siyasi dengeler herhangi bir siyasi liderin bu sorunu çözüp altına imza atmasına çok fazla imkan vermiyor. Miçotakis 2023 Haziran’ında seçildi değil mi? Tekrar seçildiğinde biz Mayıs’ta seçildik, kendisi Haziran’da seçildi. Büyük bir aslında halktan destek aldı. Cumhurbaşkanımız da bunu gördüler, kendisi de gördü Sayın Miçotakis. Aslında buradan gerçekten bir irade konularak gidilmesi istendi. Şimdi biz nitelikli görüşmeleri yapmaya hani sadece istikşafi değil bunu daha da ileri taşıyıp yani bu konuyu çözmeye kalıcı olarak çözmeye hazır olduğumuzu defaatle ifade ettik. Bunun için irade ortaya konması gerekiyor. Bunun için biraz iç politikayla dış politikanın bu konuda en azından parantez içine alınan bir noktada olması gerekiyor."Yunanistan siyasetinde itici güç Türkiye’nin tehdit olarak algılanması"Bu noktada Türkiye’de ben hani biraz bu konuda tarafsız olmaya çalışıyorum, gerekli olgunluğun fazlasıyla var olduğunu görüyorum ama hani Yunanistan iç politikasında hani Türkiye’nin tehdit olarak algılanması meselesi her zaman için siyasette bir itici güç oynamakta. Türkiye ile ilgili birisi bir şey yapmaya çalıştığı zaman muhakkak ve muhakkak bir siyasi bedel ödemesi gerekiyor. Şimdi bir siyasi liderin Yunanistan’da Türkiye ile sorunları çözüp bölgeye barış getirmekle kendi siyasi kariyerini riske atma arasında bir tercihte bulunması gerekiyor. Ama bu tercih hiçbir zaman için sorunu çözmekten yana olamıyor. Yani bu bir gerçeklik. Yani bunun ortadan kalkması lazım. Bizim güven artırıcı önlemleri hayata geçirmemiz gerekiyor. Halkın daha fazla birbiriyle etkileşim kurmasına izin vermemiz gerekiyor. Mümkün olduğunca tabanı olmayan, zemini olmayan konuların iç politikaya malzeme yapılmaması gerekiyor. Çünkü iç politikada çok kolay kullanılabilecek bir konu. Yani Türkiye için de böyle ama biz artık belli bir siyasi olgunluğa ulaşıp bu meselenin çok fazla ha iç politikada kullanılması gereken yerler de var. Hani gerginlik arttığı zaman, tehdit arttığı zaman, bir takım lüzumsuz tavırlara girildiği zaman biz buna gerekli tepkiyi, politik tepkiyi tabii ki koymak zorundayız. Bunu koyuyoruz, halkımız başta bu tepkiyi koyuyor. Ama ifade etmek istediğim şu Cumhurbaşkanımızın bu yöndeki iradesi devam ediyor. Bu sorunları çözmemiz mümkün" diye konuştu.İran’daki olaylarla ilgili tedbir aldıklarını belirten Bakan Fidan, "Tarihten iyi okumalar, iyi analizler yapmak, çıkarımlarda bulunmak gerekiyor. İran’daki olaylarla ilgili gerekli tedbirlerimizi, konsolosluk tedbirlerimizi tabi ki alıyoruz. Bizim bütün ülkelere, senaryolara yönelik konsolosluk vakalarıyla alakalı aldığımız tedbirler var. Bunları zamanı geldikçe hayata geçiriyoruz. İran konusunda da zaten bu konuda zaten tedbirlerimiz ortada kendi çalışanlarımız, vatandaşlarımız, diplomatlarımız, görevlilerimiz, iş adamlarımız, öğrencilerimiz unlarla ilgili gerekli planlamalarımız var ama inşallah İran’daki olaylar en kısa zamanda yatışır. Daha büyük bir drama şahit olmalıyız. Mülteciler meselesi; inşallah böyle bir noktaya gelmeyiz, geleceğimizi de açıkçası düşünmüyorum ama Türkiye büyük bir ülke, yakın tarihten örneklerini görüyorsunuz ama bu konuda inşallah bir tedbire, aksiyona ihtiyaç olmayacak diye değerlendiriyorum" dedi.Çin ile ilişkiler konusunda gelen bir soruyu yanıtlayan Bakan Fidan, "İpek yolu ile ilgili bizim Çin ile olan özellikle bağlantısallık konularındaki çalışmalarımız önemli. Çin büyük bir üretim habına dönmüş durumda. Çin’in başta tek yol, tek kuşak olmak üzere, Orta Koridor, İpek yolu gibi birçok proje ile aslında bu stratejik hedeflerini hayata geçirdiğini görüyoruz. Liman yeterli olmuş olmalı ki demir yollarına şu ana kadar özellikle Türkiye üzerinden geçmekte olan çok fazla ilgisinin olmadığını gördük. Geçmişte ilgisi vardı bu proje bir noktaya kadar geldi, daha sonra durdu. Söylemek istediğim bu proje tekrar hayata geçirilebilir, her 2 taraf da bu konuda çok uzun yıllar çok mesafe sarf ettiler. Ulaştırma Bakanlığımızın elinde bu konuda çok yoğun mesaisi yapılmış evraklar var. Çin tarafı da bu iyi biliyor, diğer taraftan Çin’in üretim hablarını sadece merkezileştirmekten yana olmayıp başka ülkelere de kaydırma politikası çerçevesinde Türkiye ile de iş birliği yapabilir. Bizim karşılıklı menfaat ve çıkara dayalı başka ülkeleri de rahatsız etmeyen her türlü işbirliğine açık olduğumuzu Cumhurbaşkanımız müteaat defalar ifade ettiler. Biz Çin ile işbirliğimize önem veriyoruz, değer veriyoruz" şeklinde konuştu.
15 Ocak 2026 Perşembe - 14:21
Bakan Ersoy: "Türkiye’de kültür ve turizm alanında tarihi rekorlar kırıyoruz"
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye’de kültür ve turizm alanında tarihi rekorlar kırdıklarını belirterek, "Devrim niteliğinde atmış olduğumuz adımlar neticesinde bugün Türkiye dünyada turizm dendiğinde ilk akla gelen ülkeler arasında yer almaktadır" dedi. Bir dizi ziyaret için Ağrı’ya gelen Bakan Ersoy, Genişletilmiş İl Meclisi Toplantısı’na katıldı. Burada partililerle bir araya gelen Ersoy, "Ağrı’da dayanışma ve yardımlaşma kültürü çok güçlüdür. Bu açıdan Ağrı, bizim hafızamızda yalnız bir şehir değil, aynı zamanda Anadolu’nun kapısı, kültürümüzün müstesna şehirlerinden biridir. Kültür, inanç ve medeniyet tarihimizde özel bir yeri olan Ağrı’da İshak Paşa Sarayı’nın her bir taşında ecdadımızın adaleti, estetiği ve bu topraklara vurduğu mühür vardır. Bu yapıyı dimdik ayakta tutan çimento, aynı zamanda bizim aramızdaki kardeşliği de yoğuran Anadolu mayasıdır. Sayın Cumhurbaşkanımız da her zaman ’Ağrı’yı anlamayan, Anadolu’yu anlayamaz’ demektedir. Buradaki kardeşliği görmeyen, tarihin en zor zamanlarında omuz omuz mücadele veren bu milletin arasındaki güçlü bağları hissedemeyen Türkiye’nin birliğini de kavrayamaz" diye konuştu. "Bizim aramızdaki kardeşlik, bizi kopmaz bağlarla birbirine bağlayan hikayemiz Ağrı Dağı kadar vakurdur" diyen Bakan Ersoy, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Allah, bu birlik ve beraberliği daim eylesin. Aramızdaki kardeşliği daha da güçlendirsin. Bildiğiniz gibi AK Parti ailesi olarak sürekli teşkilatlarımızla, sivil toplum kuruluşlarımızla ve vatandaşlarımızla bir araya gelip karşılıklı görüş alışverişinde bulunuyoruz. Şimdi de Teşkilat Başkanlığımızın koordinasyonu ile bakan, genel başkan yardımcısı ve milletvekili arkadaşlarımızla farklı şehirlerde gerçekleşen toplantılara katılarak, teşkilatlarımızla bir araya geliyor, bu toplantılarda sahadaki arkadaşlarımızla görüşerek fikirlerini dinliyor ve onların önerilerini not alıyoruz. Ayrıca Sayın Cumhurbaşkanımızın çok önem verdiği bu buluşmalarda geçmiş dönemlerde teşkilat bünyesinde farklı görevlerde bulunmuş değerli arkadaşlarımızla da bir araya gelmeye çok dikkat ediyoruz. Değerli arkadaşlar şunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Bugün bu makamlarda bizler oturuyoruz. Hepimiz ülkemiz, şehirlerimiz, partimiz için mücadele ediyoruz. Ama geçmişte bu dava için mücadele eden başka insanlar da oldu. Onların çabalarını da hiçbir zaman unutmamalıyız. Bizim hayat felsefemizde vefanın çok önemli bir yeri vardır. Bu sebeple bizden önce emek harcayan dostlarımızı, büyüklerimizi asla ihmal etmemeliyiz. Ara ara onları ziyaret ederek, fikirlerini, önerilerini dinlemeliyiz. Bu çerçevede biz, vefa gösteren vefa bulur anlayışıyla hareket etmeye devam edeceğiz. Bize yakışan budur. Biz biliyor ve inanıyoruz ki siyasette en zor ve en fazla fedakarlık gösterenler teşkilat mensuplarımızdır. Bu bayrağı sarsılmaz şekilde ayakta tutan teşkilat mensuplarımızın sarsılmaz iradesidir. Şunu çok açık bir şekilde ifade etmek isterim ki Sayın Cumhurbaşkanımızla yapmış olduğumuz birçok özel toplantıda kendileri sık sık bizlere teşkilatçılığın ne kadar önemli olduğunu ifade etmişlerdir. Bu açıdan bizim nazarımızda sizlerin emeği, çabası, her şeyin üzerindedir. Teşkilat dediğimiz yapı; sadece binalardan, tabelalardan ibaret değildir. Teşkilat, milletimizin dertliyle dertlenen, gece gündüz, bayram, tatil demeden kapı kapı dolaşan, davasına sadakatle bağlı olan, fedakarca çalışan kardeşlerimiz demektir. Sizin mahalle mahalle gezerek ortaya koyduğunuz mücadele bizim bu makamlardaki sorumluluğumuzu daha da arttırmaktadır. İşte bizler de bu sorumluluk çerçevesinde başınız dik dolaşmanız için gece gündüz demeden çalışıyoruz." "200’e yakın ülkede Ağrı’yı, Diyarbakır’ı, Mardin’i, Antalya’yı, İstanbul’u tanıttık" Türkiye’de kültür ve turizm alanında tarihi rekorlar kırdıklarını kaydeden Bakan Ersoy, "Devrim niteliğinde atmış olduğumuz adımlar neticesinde bugün Türkiye dünyada turizm dendiğinde ilk akla gelen ülkeler arasında yer almaktadır. Bu salonu dolduran herkes Türkiye’nin ciddi bir turizm potansiyeline sahip olduğunu biliyor. Peki şimdi size soruyorum, Türkiye bu potansiyeli doğru bir şekilde kullanabildi mi? Maalesef hayır. Türkiye’de turizm dendiğinde eskiden ne anlaşılıyordu; sadece deniz, kum, güneş. Peki bu doğal kaynaklar etkin bir şekilde kullanıldı mı? Maalesef hayır. Dünyanın en güzel doğasına sahip, yaylarını bünyesinde barındıran kadim kültürü ile öne çıkan çok zengin bir coğrafyaya sahibiz. Peki bu doğal güzellikler, zenginlikler turizm bağlamında değerlendirebildi mi? Maalesef yine hayır. Bakın, 2002 yılında turizm gelirimiz ne kadardı; 13 milyar dolar. Bugün ise 64 milyar dolardan söz ediyoruz. 5 katı bir yükseliş, bir başarı öyküsü bu. En büyük etken de 2018 yılından itibaren uygulamaya başladığımız yeni turizm stratejimizin başarılı adımlardır. Bu rekorları kırarken, bu büyük başarıları elde ederken elbette çok çalıştık. Bu başarılarımız elbette tesadüfle açıklanamaz. Şunu açık yüreklilikle söylemek isterim ki gerçekten bu işin ehli olan arkadaşlarımızla ülkemiz için çok çalıştık. Türkiye’nin turizmde altın bir dönem yaşaması, potansiyelimizin doğru bir şekilde değerlendirilmesi için çok ciddi bir irade ortaya koyduk. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde turizm alanında büyük dönüşümler gerçekleştirdik. Ülkemizin alt yapı sorunlarını bir bir çözdük. Anadolunun dört bir yanını yollarla, demir ağlarla ördük, havalimanları ile donattık. Ülkemizin, şehirlerimizin tanıtımına ayrı bir önem verdik. 200’e yakın ülkede Ağrı’yı, Diyarbakır’ı, Mardin’i, Antalya’yı, İstanbul’u tanıttık. Dünyanın en çok takip edilen medya kanallarında ülkemizi ve turizm bölgelerimizi anlattık. Türkiye’de turizmi 12 aya yayma hedefiyle çalışmalar gerçekleştirdik. Bu kapsamda sadece sahil turizmini değil bunun yanında tarih, inanç, kültür, doğa, sağlık, gastronomi gibi alanlarda da önemli çalışmaları hayata geçirdik. Biliyoruz ki turizmin 12 aya yayılmasının kültür turizmiyle doğrudan bir ilişkisi söz konusu. Bu çerçevede uzun yıllar ihmal edilen kültürel mirası ayağa kaldıracak çalışmalar yaptık. Birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapmış Anadolu topraklarının dört bir yanında saklı olan, fakat geçmiş dönemlerde ihmal edilen kültürel mirası gün yüzüne çıkardık. Ülkemizin dört bir yanında kazı çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Kazı alanında şu anda dünyada bir numarayız. Kültürümüze, tarihimize ait tüm eserlerin izini sürerek, o eserleri bulup ülkemize getiriyoruz. Tarihimize ait yurt dışına kaçırılan binlerce eserin iadesini gerçekleştirdik" ifadelerini kullandı. Bakan Ersoy, hep birlikte el ele vererek Türkiye Yüzyılı’nda önlerine çıkan engelleri bir bir aştıklarını ifade ederek, "Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ülkemizin yıldızını parlatmaya devam edeceğiz. Kültür ve Turizm alanında daha fazla üretmeyi sürdüreceğiz. Ağrı’yı daha iyi tanıtıp, anlatıp daha fazla turistin buraya gelmesini sağlayacağız. Bunu da yine birlikte başarabiliriz. Ağrı’nın bu çerçevede turizm potansiyelini en doğru şekilde ortaya koymalıyız. Avantajlı ve dezavantajlı noktalarımızı belirleyip hareket etmeliyiz. Artık tek bir hedefimiz olmalı; Ağrı’ya daha fazla turist gelsin, Ağrı turizm pastasından daha fazla pay alsın, Ağrı’nın ekonomisi güçlensin, insanının yüzü gülsün. Gençlerimiz Türkiye Yüzyılı hedeflerine ve geleceğe daha bir umutla yürüsün. Şunu unutmamalıyız ki bizler, bir zincirin halkaları gibi birbirimize kenetlendiğimiz sürece aşamayacağımız hiçbir engel, tırmanamayacağımız hiçbir zirve yoktur" şeklinde konuştu.
15 Ocak 2026 Perşembe - 14:09
Bakan Fidan: "Çin ile ilişkilerimizi her alanda ilerletmek istiyoruz"
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ulusal ve uluslararası medya kuruluşlarının temsilcileriyle düzenlenen toplantıda gündemi değerlendirdi. Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "SDG’nin Kandil’le bağı meselesinin yeni keşfedilmiş bir bilgi olarak zaman zaman, özellikle batılı muhataplar tarafından karşılanması bizim de hayret ettiğimiz bir konu. Dört ülkede iddiası olan, örgütlenmesi olan ve eylemi olan bir örgütün Suriye’deki uzantısının adının SDG olması, YPG olması yani çok bildiğimiz bir gerçeklik. Dolayısıyla SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin Kandil’den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğini herkes bilincinde. Bu işleri biraz sürekli zora sokan bir husus, öyle ama zora da soksa bizim temennimiz bir an önce 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanarak ülkede istikrarın sağlanması" dedi. İran’ın komşusu olarak görüşlerimizi net olarak paylaştıklarını kaydeden Bakan Fidan, "Bizim sınır komşumuz, yüzyıllara dayanan değişmeyen bir sınırımız var ve iki halk birbirine çok benziyor, yoğun bir ticari ve sosyal ilişki var. Dolayısıyla İran’da olacak olan her şey bizi yakından ilgilendirdiğinden bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz. Biz İran’a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız" ifadelerini kullandı.Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, medya temsilcileriyle bir araya geldiği değerlendirme toplantısında, uluslararası sistemin 2025 yılındaki görünümüne ve Türk dış politikasının temel önceliklerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Bakan Fidan, daha sonra medya temsilcilerinin sorularını yanıtladı.Bakan Fidan, "Bizim baştan beri önem verdiğimiz konu bölgesel istikrar ve güvenlik. Yani bölgemizde geçmişten tevarüs ettiğimiz, evrilerek gelen çok sayıda sorunlar var. Yani bunlardan biri de İran’ın uzun yıllar maruz kaldığı yaptırımlar biliyorsunuz ve bölgedeki birtakım politik uyumsuzluklar. Şimdi biz tabii İran’ın komşusu olarak, dostu olarak müteaddit defalar samimi bir şekilde görüşlerimizi çok net olarak paylaşıyoruz. Yani bizim sınır komşumuz, yüzyıllara dayanan değişmeyen bir sınırımız var ve iki halk birbirine çok benziyor, yoğun bir ticari ve sosyal ilişki var. Dolayısıyla İran’da olacak olan her şey bizi yakından ilgilendirdiğinden bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz" dedi.Sorunların diyalogla çözülmesini istediklerini kaydeden Bakan Fidan, "İran’ın uluslararası belli başlı aktörlerle olan sorunlarını çözmesi ve bölgenin tamamına yayılacak istikrarsızlık senaryolarından kaçınması bizim de menfaatimize. Onun için bizim önceliğimiz hiçbir şekilde güç kullanımına yol açacak bir duruma gelmemek ama maalesef geçtiğimiz ayları da gördük. 12 gün savaşlarında önce İsrail’in sonra da Amerika’nın mahdut da olsa bir saldırısıyla karşı karşıya kaldık ve bu saldırı belli bir yerde durdu. Şimdi bunun tekrar etme olasılığının ortaya gelmesi, ortaya çıkması yani bizim tasvip ettiğimiz bir şey değil. Biz kesinlikle sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz. İran’da olacak geniş çaplı istikrarsızlığın bölgenin kaldırma kapasitesinin çok üstünde olduğunu düşünüyorum ben. Onun için diplomatik çabalara devam edeceğiz. İnşallah Amerika ile İran kendi arasında bu konuyu gerek arabulucular üzerinden gerek diğer aktörler üzerinden veya direkt görüşerek çözerler. Biz de konuyu yakından takip ediyoruz" şeklinde konuştu.Gazze’de güvenliğin sağlanmasıDün özel temsilci Steve Witkoff’un da ilanıyla artık ikinci aşamaya geçtiklerini ifade eden Bakan Fidan, "Bunun bir gün öncesinden takip etmiş olabilirsiniz, biz de yine dört ülkenin online katılımıyla bir toplantı yaptık ikinci aşamayı nasıl ve hangi sırayla hayata geçireceğiz diye. Birincisini bu toplantının biliyorsunuz Miami’de yapmıştık, yeni yıla girmeden birkaç hafta önce. Sürecin ağır aksak da olsa ilerlemesi bizim memnun olduğumuz bir husus. Biliyorsunuz Cumhurbaşkanımız özellikle insani yardımlar konusunda inanılmaz derecede büyük bir hassasiyet içerisinde. Filistinlilerin orada soğukta barınmasız kalması, ilaçsız kalması, gıdasız kalması hepimizin vicdanını çok derinden yaralamakta. İsrail’in bu konuda sistemli ve maksatlı bir politika uyguladığını da biliyoruz. Yani İsrail uluslararası toplumun hep beraber uygulamak istediği bu barış planına, Netanyahu hükümetinin esas itibariyle çok fazla uygulamaya taraftar olmadığını biliyoruz. Onların nihai amacı Filistinlilerin Gazze’den çıkması. Ama uluslararası toplum, başta bölge ülkelerinin ortaya koyduğu itme gücüyle, Amerika’nın da şu anda ağırlığını koymasıyla bu barış aşamasını bu noktaya getirdi" diye konuştu.Bakan Fidan, "Şimdi ikinci aşamada geçtiğimiz günlerde grup olarak mutabık kaldığımız Filistinli teknik komitenin Gazze’nin idaresini alması birinci öncelik taşıyor. Daha sonra Barış Kurulu’nun ilan edilmesi ve daha sonra Barış Kurulu adına gündelik icraatı yürütecek yönetim kurulunun belirlenmesi ve çalışmaya başlaması. Bu sırada gidecek bir işlem manzumesi var. Biz önümüzdeki birkaç hafta içerisinde bunun inşallah tamamıyla organların en azından hayata geçeceğini düşünüyoruz. Uygulamada birtakım zorluklar olacak tabii ki ama hem biz hem diğer kurumlarımız gerçekten büyük bir hassasiyetle diğer ortaklarımızla konuşarak bu sürecin sorunsuz gitmesi veya olan sorunların barış sürecini inkıtaya uğratmaması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Olumlu bir aşamaya geliyoruz ama dediğim gibi riskler ortada, İsrail’in niyeti de ortada" açıklamasında bulundu."10 MART Mutabakatı Uygulanmalı"Bakan Fidan, "SDG’nin Kandil’le bağı meselesinin yeni keşfedilmiş bir bilgi olarak zaman zaman, özellikle batılı muhataplar tarafından karşılanması bizim de hayret ettiğimiz bir konu. Yani bu 2+2 dört eder kadar net olan bir bilgi. Yani bizim zaten SDG ile en büyük problemimizin bu olduğunu baştan beri söyledik. Suriye Kürtlerinin kendi otantik bir araya gelip sadece Suriye’deki Kürtlere has, Suriye’deki sorunları çözmeye yönelik bir hareketin Suriye ile tabii ki ilgisi var. Biz medeni, gelişmiş bir ülkeyiz; belli ülkelerin kendi iç sorunlarını çözmede sınırlarının neler olduğunu biz biliriz. Ama bunun böyle olmadığını herkes biliyor. Yani dört ülkede iddiası olan, örgütlenmesi olan ve eylemi olan bir örgütün Suriye’deki uzantısının adının SDG olması, YPG olması yani çok bildiğimiz bir gerçeklik. Dolayısıyla SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin Kandil’den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğini herkes bilincinde. Bu işleri biraz sürekli zora sokan bir husus, öyle ama zora da soksa bizim temennimiz bir an önce 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanarak ülkede istikrarın sağlanması" diye konuştu."Halep’te her zaman aynı oyunu görüyoruz"Halep konusunda geçmişte uyardıklarını belirten Bakan Fidan, "Halep konusunda da geçmişte biz uyardık, gittik, geldik. Yani bu sorunların ortadan kalkması lazım, olayın güç kullanımına gelmemesi lazım dedik. Şimdi Fırat’ın batısında, özellikle geçtiğimiz 2024 8 Aralık’tan sonra işgal edilen yerlerin bir iyi niyet göstergesi olarak tekrar boşaltılması, unsurların doğuya çekilmesi hususu gündemde. Yani bu film tekrar tekrar oluyor. Yani biz Afrin’den, Resulayn’dan itibaren, Tel Rıfat’tan itibaren, Halep’te her zaman aynı oyunu görüyoruz. Yani gidiyoruz diyoruz ki: "Ya bakın burada duruşunuz illegal, şu yapıların şu unsurların şu şekilde olmaması lazım." Yok, direniyorlar; sonra güç kullanılıyor, geri adım atılıyor. Sonra güç kullanılıyor, geri adım atılıyor. Yani bu şablondan çıkılması lazım artık. Yani gerçekten iyi niyet gösterisinde bulunmak istiyorlarsa bir diplomasiye dayalı, diyaloğa dayalı bir artık sorun çözme tekniğine girmeleri lazım. Diyalog içindeymiş gibi gözüküp dünyaya böyle bir imaj verip zaman kazanıp bölgede hani daha fazla istifade edeceğimiz bir kriz çıkar mı diye de etrafa bakıp belli aktörlerle de ilişkiyi devam ettirip... Ya bu kadar parametre yönetecek ne zihniniz var ne de gerçeklik buna izin verir. Bir iyi niyet koyacaksınız. Biz Suriye’de istikrarı istiyoruz, Suriyeli Kürtlerin refah olmasını istiyoruz, emin olmasını istiyoruz. Irak ve diğer konuları bırakın bir kenara. Ama bunun böyle olmadığını biliyoruz. İnşallah olur, yani çok yakından takip ettiğimiz bir konu. İnşallah barışçıl yollarla çözülür" ifadelerini kullandı.10 Mart Mutabakatı ile ilgili de konuşan Bakan Fidan, "10 Mart Mutabakatı’nın uygulanmaya başlanması konusunda adım atılmadığı için bunun da şu anda uygulanmasıyla alakalı o maddede. Ama ben şunu size söyleyeyim: Suriye yönetiminin bunları hayata geçirmesi için bu 10 Mart Mutabakatı’nda yer alan hususlara ihtiyacı yok. Yani bu konu hem bölge ülke olarak bizim kendisinden talebimiz hem kendilerinin programında var. Yani ülkede bulunan diğer azınlıkları, inanç gruplarını sizin yönetime katmayarak, dışlayarak bir yere gitme şansınız yok. Ama burada altın oran şu: Anayasal vatandaşlık çerçevesinde inanç gruplarının, etnik azınlıkların yönetime dahil olmasıyla, kendilerine ayrı bir küme olarak belirleyip bir siyasal entite formuna dönüşüp buradan yönetime dahil olması; bu ikisi ayrı şey. Bu ikisi ayrı şey. Zaten problemin çıktığı yer burası. Bizim istediğimiz modern zamanların artık evrilerek getirdiği anayasal vatandaşlık formülünün bütün insanların lehine olacak şekilde; insanlar kendi kimliklerini, kültürlerini, inançlarını yaşarken aynı zamanda bir bayrağın altında vatandaşı oldukları ülkenin bütün menfaatinden, gücünden, refahından yararlanacakları ve katılımı da o şekilde yapacakları bir yapının defaatle denenmiştir ki istikrara, barışa, refaha daha uygun bir yapı olduğu ortada. Şimdi bu böyleyken ülkeyi siyasal entiteler bölmek, inanca göre, etnisiteye göre adacıklar oluşturmak bu bölünmeye davetiye çıkartmaktadır. Hani ben bölünmeyi burada hani bir ideoloji aracı olarak değil, ortak insanlığın menfaati olarak ortaya sorun olarak atmaya çalışıyorum. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor" dedi.Ukrayna konusunda, geçtiğimiz günlerde Paris’te Liderler Toplantısı düzenlendiğini hatırlatan Bakan Fidan, "Gönüllüler Koalisyonuna ait ülkelerin liderleri bu toplantıya katıldılar. Biz de Cumhurbaşkanımızı temsilen o toplantıdaydık. Tabii o toplantıya gelene kadar yapılmış bakan düzeyinde ve diğer düzeylerde çok fazla sayıda toplantı oldu. Diplomatlar, askerler herkes bir araya gelerek ortaya çıkacak dokümanın, planın ne olacağı konusunda yoğun bir çalışma içerisinde bulundular. Daha önce de çeşitli vesilelerle ifade ettim. Tabii yapılacak olan barış sadece Rusya ile Ukrayna arasında olacak olan bir barış olmayacak. Esas itibarıyla Avrupa ile Rusya arasında olan bir barış da olacak aynı zamanda. Trump’ın Amerika’da iktidara gelmesinden sonra Amerika’nın Rusya-Ukrayna Savaşı’nda öncü rolünü değiştirmesi ve nötr bir pozisyona adeta geçmesi ve Avrupa güvenliği ile ilgili oynadığı tarihi rolü ve sorumluluğu da tekrar tadil etmeye gitmesi neticesinde ortaya başka bir sorun çıktı. Rusya-Ukrayna Savaşı bir sorun iken Amerika’nın bu savaşın sonuna doğru ortaya koyduğu pozisyonda daha başka bir sorun çıkarttı; yani sorun içinde sorun çıkarttı. Ortaya baktığımız zaman Avrupa güvenliği çok ciddi bir şekilde Ukrayna’nın güvenliğine de bağlanmış durumda. Tabii bunun askeri strateji olarak ne kadar gerçekçi olup olmadığı hususu tartışılmalı, askeri stratejistler tarafından tartışılmalı. Biz de önümüze gelen verilere bakıyoruz. Esas itibarıyla gelinen noktada şu anda eğer bir barış anlaşması olursa üç tane husus var askeri boyutu olan. Birincisi; bu anlaşmanın takibi, doğrulanması, izlenmesi nasıl olacak? Bunun keyfiyeti nedir? Buna ilişkin yapılan çalışmalar var. Hem SACEUR hem diğer komutanlar bu konuda bilgi verdiler; Avrupa Müttefik Komutanı NATO’nun. İkincisi; Ukrayna’nın caydırıcılık gücü nasıl devam edecek? Buna ilişkin yapılan çalışmalar ve planlamalar var. Üçüncüsü; bir ihlal olması durumunda ne türden tedbirler, hangi araçlarla, hangi senaryolarla alınacak? Bütün planlamalar bu yönde yapılmakta. Barış anlaşması olduktan sonra askeri unsurların bütün bu görevlerde kullanılacak yapıların üç tane biliyorsunuz klasik yeri var: Kara, deniz, hava. Denizalanı deyince de Ukrayna’nın sadece Karadeniz’e kıyısı var. Karadeniz bizim de bulunduğumuz, en büyük NATO üyesi olarak Türkiye’nin yer aldığı bir yer. Şimdi deniz gücünün komutasını, Cumhurbaşkanımızın da müzakere talimatıyla öteden beri biz bu sorumluluğu almak istiyorduk. Şimdiki planlamalarla bu sorumluluk bize verilmiş durumda. Burada gönüllü olan diğer ülkelerle beraber biz bu sorumluluğu alacağız. Yani bu bir veri. Buna ilişkin Milli Savunma Bakanlığımız çok yoğun bir çalışma yürütmekte. Tabii hava ve kara unsurları İngiltere, Fransa’nın öncülüğündeki başka ülkelerle gidecek" diye konuştu."CAATSA Kalkınca F-35 Ve Diğer Başka Konularda Hayata Geçer"F-35 konusuna değinen Bakan Fidan, "F-35 konusuna gelince; biliyorsunuz bu aslında CAATSA’nın uygulanmasının neticesinde ortaya çıkan bir sorun. Yani biz olaya sadece F-35 açısından bakmıyoruz. CAATSA’nın genel olarak ortadan kaldırılması konusunda yürütülen diplomatik çalışmalarımız var. İki lider; New York sonrası Cumhurbaşkanımız Washington’u ziyaret ettiğinde geçtiğimiz yıl Eylül ayında, 25 Eylül’de aslında Sayın Trump’la Sayın Erdoğan arasında varılan mutabakat sonucunda bu sorunun da diğer sorunlar gibi iki ülke gündeminden çıkması konusunda bir irade oluştu. Bunu daha önce de ifade etmiştim. Şimdi bu iradenin, iki taraflı iradenin hayata geçmesindeki teknik zorlukların, problemlerin ortadan kaldırılması için çalışıyoruz. Bu irade burada mevcut. Biz bunu inşallah bu sene CAATSA’nın kalktığına şahit oluruz, sizin dediğiniz F-35 ve diğer başka konular da hayata geçer" dedi."Çözüm vize serbestisi anlaşmasının yürürlüğe girmesidir"Bakan Fidan, "Vize konusuna gelince; bu vize konusu biliyorsunuz Avrupa’da esas itibarıyla iki tane husus var. Birincisi; Avrupa Birliği giderek daha merkezileşerek vize politikasını tek vize prosedürleri haline getiriyor. Aslında siz herhangi bir Avrupa devletine müracaat ettiğiniz zaman işlem olarak giderek daha merkezileşiyor, kriterler aynı. Birincisi böyle bir idari sorun var. Bunlar biliyorsunuz uzun süre pandemi de kapalı kalmıştı ve daha sonra hayata geçmesinde sıkıntı vardı. İşte şimdi bu kabiliyetleri tekrar kazandılar, belli yerlerde sorunlar azaltılıyor. Ama bu biraz daha olayın az etkileyen boyutu.Daha çok etkileyen boyutu, bildiğiniz gibi Avrupa’da aslında göçten dolayı, göçmenlik meselesinden dolayı yani son yıllarda değil, hep var olan göçmenlerin artık bir politika malzemesi haline gelmesi ve bu politikayı güdenlerin diğer partiler karşısında giderek mevzi kazanması. Artık Avrupa hükümetleri giderek daha fazla dışarıdan yabancıların ülkeye hangi sebeple olursa olsun... yani siz ’doktor, mühendis’ diyorsunuz fark etmiyor, onlar dışarıda birini gördüğü zaman kimliğine bakmıyor; tipine bakıyor, rengine bakıyor, duruşuna bakıyor. Yani artık Avrupa’nın tabii bu noktaya gelmiş olması başka bir sorun alanı, yani insanlık adına. Yani siz aydınlanmayı yaşayın, modernleşmeyi getirin, ondan sonra tekrar tekerlekleri geriye döndürün; bu başka bir konu. Ama realiteyi ifade etmek açısından gerekirse; ülkeye yabancı girişi artık Avrupa’da siyasetin bir numaralı sorunu haline gelmiştir. Benim korkum, bakın ben korkumu söyleyeyim burada: Bu konuda zaten artık yığınsal göç durmuştur, kendileri de biliyorlar ama aşırı sağın yükselmesi için bu konudaki rüzgara ihtiyacı var. Artık dışarıdan göç almanın değil, içeride bulunanı tekrar göndermenin siyaset malzemesi yapılacağı bir noktaya Avrupa evrilebilir. Çünkü artık aşırı sağ bakıyor; merkezi hükümetler çok ciddi vize politikaları, göç politikaları geliştirdiler ve oradan artık ekmek çıkmayabilir siyasi olarak. ’Remigration’ dedikleri kavramı, yani yeniden göç ettirme kavramını artık ağır ağır gündeme getiriyorlar. Biliyorsunuz aşırı sağın kendi konseptleri ilk gündeme geldiğinde de çok az taraftarı vardı ama giderek bu taraf kazanmaya başladı. Belli başlı Avrupa ülkelerinde yani yabancıyla yaşama, yabancıyı kabul etme, yabancıyla beraber olabilme konusundaki problem alanları siyasetin şu anda bir numaralı konusu halinde diye görüyoruz. Tabii buna baktığımız zaman AB’ye aday ülke olan ve yıllardır gerçekten AB ile her türlü etkileşime girmiş olan Türkiye’nin vize konusunda bu sorunu yaşıyor olması, Avrupa ülkeleri tarafından bir problem alanı. Bunun ortadan kalkmasının çözümü Vize Serbestisi Anlaşması’nın yürürlüğe girmesidir. Bu anlaşmanın vuku bulması ve yürürlüğe girmesi için biz bu yıl daha sistemli bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz. Biliyorsunuz Cumhurbaşkanımızın özellikle AB konusundaki hassasiyeti, iradesi çok muhkem" açıklamasında bulundu.Gazze’ye İnsani YardımDeprem bölgesinde boşalan çadırlar Gazze’ye gönderilir mi sorusu üzerine Bakan Fidan, "Gazze’ye insani yardım konusu bir numaralı işlem alanı bizim için şu anda. Özellikle açılış konuşmasında da ifade ettim; oradaki kardeşlerimizin soğukta, bu kış mevsiminde bu şartlar altında yaşamasını başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere hiçbir kardeşimizin yüreği kaldırmıyor. Konteynerler meselesini biz toplantılarda gündeme getirdik, bu yaptığımız koordinasyon toplantılarında. Onun için bu kurulların bir an önce hayata geçmesini istiyoruz. Biliyorsunuz İsrailliler uzun zamandır içeriye giren insani yardım malzemelerinde içinde metal olan unsurları hiçbir zaman için kabul etmek istemediler, tıbbi malzemelerde bile. Çünkü bunları çift kullanımlı malzeme olarak görüyorlar; oradaki direnişçilerin, işgale karşı direnenlerin bundan silah yapacağını hep öne sürdükleri için burada ortaya koydukları bir tavır var. İşgal güçlerinin etkisini, aslında bu konudaki yetkilerini elinden alacak BM’nin kurumları hayata geçtikçe ben bu konudaki direncin de azalacağını düşünüyorum. Biz bu konudaki başvurularımızı, görüşmelerimizi çok önceden yaptık. Hem ilgili platformlarla görüştük hem de kendi içimizde başta Çevre Bakanlığımız, AFAD olmak üzere yani bu stokları elinde bulunduran kardeşlerimizle bir araya geldik bunu nasıl ilerletebiliriz diye. Biz şunu gördük, yani Cumhurbaşkanımız da o yönde talimat verdiler; şartlar uygun olması halinde biz bunları hemen Gazze’ye göndereceğiz. Yani bunda bizim bir sıkıntımız yok ama dediğim gibi konteynerler metal olduğu için şu anda içeriye alınmasında birtakım problemler var, bunu aşmaya çalışıyoruz. Onun yerine Türkiye’nin gönderdiği çadırlar şu anda içeriye giriyor ama çadırlar da her zaman etkili olmayabiliyor" şeklinde cevap verdi."Biz İran’a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız"İran’a yönelik bir askeri müdahaleye karşı olduklarını kaydeden Bakan Fidan, "Biz İran’a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız. Yani İran’ın kendi içindeki otantik sorunlarını kendisinin çözmesi gerekiyor. Tabii ki bunun uluslararası ilişkilere bakan boyutu var; o da nedir? Yaptırımlara tabi. Yaptırımlara da neden tabi? Takip ettiği bazı politikalardan dolayı gerek küresel gerek bölgesel. Kendilerine de söylüyoruz; bölge ülkeleriyle olan sorunlarını çözmesi gerekiyor. Küresel nükleer konuda da sorunlarını diplomasi yoluyla hiç fırsat kaybetmeden çözmeli ki ekonomik zorluklara neden açan yapısal birtakım problemler ortadan kalksın. Şimdi uluslararası izolasyon altında olduğunuz zaman yani sizin bazı ekonomik hizmetleri verme imkanınız giderek sınırlanıyor. İran’ın büyük bir nüfusu var, dinamik bir halkı var, yaşam arzusu, yaşama katılma arzusu son derece yüksek bir halkı var, sofistike. Bunları belli konulardan mahrum ettiğiniz zaman ortaya bu türden sıkıntılar çıkıyor. Burada şu karıştırılıyor: Yani insanların karşılaştıkları ekonomik ve diğer güçlüklerle ilgili sıkıntıların rejime karşı bir ideolojik başkaldırı gibi görünmesi aslında bu artık gri bir alan olmuş oluyor. Burada yakından baktığınız zaman çok fazla yani dışarıdaki bazı İran düşmanı olan ülkelerin iştahını kabartacak bir durum yok, yani rejime düşmanlık açısından. Ama var olan politikaların ortaya koyduğu bu ekonomik zorluklar, bunun bir türlü izale edilememesi bir sıkıntı doğuruyor. Şimdi biz burada bir müdahale olmasını istemiyoruz ama yani Trump politikalarına baktığınız zaman hani karadan güç kullanmayı şu ana kadar çok fazla tercih ettiğini de görmedik. Hani sizin söylediğiniz örnekler daha fazla hani gidip konuşlanmayla alakalı konular. Ben hani askeri strateji açısından da artık o konuların çok fazla hani gündeme getireceğini düşünmüyorum" şeklinde konuştu."Yunanistan’daki iç siyasi dengeler imkan vermiyor"Var olan sorunları çözmek için bir niyetle, bir iradeyle gelip oturacağız ve sorun çözülene kadar kalkmayacağız masadan. O da Ege’deki sorunun, başta Ege olmak üzere çözülmesi. Bu karasuları, kıta sahanlığı, bu meselenin çözülmesi konusunda bizim şöyle bir duruşumuz var. Cumhurbaşkanımızın uzun erimli liderliğine baktığınız zaman kendisi özellikle bu meseleyi çözme konusunda büyük bir vizyonu var hem iradesi var. Bizim şöyle bir sıkıntımız oluyor, ben hani sorunu karşı tarafa atma gibi niyetim yok. Bunu daha önce de söylediğim için söylüyorum. Yani Yunanistan’daki iç siyasi dengeler herhangi bir siyasi liderin bu sorunu çözüp altına imza atmasına çok fazla imkan vermiyor. Miçotakis 2023 Haziran’ında seçildi değil mi? Tekrar seçildiğinde biz Mayıs’ta seçildik, kendisi Haziran’da seçildi. Büyük bir aslında halktan destek aldı. Cumhurbaşkanımız da bunu gördüler, kendisi de gördü Sayın Miçotakis. Aslında buradan gerçekten bir irade konularak gidilmesi istendi. Şimdi biz nitelikli görüşmeleri yapmaya hani sadece istikşafi değil bunu daha da ileri taşıyıp yani bu konuyu çözmeye kalıcı olarak çözmeye hazır olduğumuzu defaatle ifade ettik. Bunun için irade ortaya konması gerekiyor. Bunun için biraz iç politikayla dış politikanın bu konuda en azından parantez içine alınan bir noktada olması gerekiyor."Yunanistan siyasetinde itici güç Türkiye’nin tehdit olarak algılanması"Bu noktada Türkiye’de ben hani biraz bu konuda tarafsız olmaya çalışıyorum, gerekli olgunluğun fazlasıyla var olduğunu görüyorum ama hani Yunanistan iç politikasında hani Türkiye’nin tehdit olarak algılanması meselesi her zaman için siyasette bir itici güç oynamakta. Türkiye ile ilgili birisi bir şey yapmaya çalıştığı zaman muhakkak ve muhakkak bir siyasi bedel ödemesi gerekiyor. Şimdi bir siyasi liderin Yunanistan’da Türkiye ile sorunları çözüp bölgeye barış getirmekle kendi siyasi kariyerini riske atma arasında bir tercihte bulunması gerekiyor. Ama bu tercih hiçbir zaman için sorunu çözmekten yana olamıyor. Yani bu bir gerçeklik. Yani bunun ortadan kalkması lazım. Bizim güven artırıcı önlemleri hayata geçirmemiz gerekiyor. Halkın daha fazla birbiriyle etkileşim kurmasına izin vermemiz gerekiyor. Mümkün olduğunca tabanı olmayan, zemini olmayan konuların iç politikaya malzeme yapılmaması gerekiyor. Çünkü iç politikada çok kolay kullanılabilecek bir konu. Yani Türkiye için de böyle ama biz artık belli bir siyasi olgunluğa ulaşıp bu meselenin çok fazla ha iç politikada kullanılması gereken yerler de var. Hani gerginlik arttığı zaman, tehdit arttığı zaman, bir takım lüzumsuz tavırlara girildiği zaman biz buna gerekli tepkiyi, politik tepkiyi tabii ki koymak zorundayız. Bunu koyuyoruz, halkımız başta bu tepkiyi koyuyor. Ama ifade etmek istediğim şu Cumhurbaşkanımızın bu yöndeki iradesi devam ediyor. Bu sorunları çözmemiz mümkün" diye konuştu.İran’daki olaylarla ilgili tedbir aldıklarını belirten Bakan Fidan, "Tarihten iyi okumalar, iyi analizler yapmak, çıkarımlarda bulunmak gerekiyor. İran’daki olaylarla ilgili gerekli tedbirlerimizi, konsolosluk tedbirlerimizi tabi ki alıyoruz. Bizim bütün ülkelere, senaryolara yönelik konsolosluk vakalarıyla alakalı aldığımız tedbirler var. Bunları zamanı geldikçe hayata geçiriyoruz. İran konusunda da zaten bu konuda zaten tedbirlerimiz ortada kendi çalışanlarımız, vatandaşlarımız, diplomatlarımız, görevlilerimiz, iş adamlarımız, öğrencilerimiz unlarla ilgili gerekli planlamalarımız var ama inşallah İran’daki olaylar en kısa zamanda yatışır. Daha büyük bir drama şahit olmalıyız. Mülteciler meselesi; inşallah böyle bir noktaya gelmeyiz, geleceğimizi de açıkçası düşünmüyorum ama Türkiye büyük bir ülke, yakın tarihten örneklerini görüyorsunuz ama bu konuda inşallah bir tedbire, aksiyona ihtiyaç olmayacak diye değerlendiriyorum" dedi.Çin ile ilişkiler konusunda gelen bir soruyu yanıtlayan Bakan Fidan, "İpek yolu ile ilgili bizim Çin ile olan özellikle bağlantısallık konularındaki çalışmalarımız önemli. Çin büyük bir üretim habına dönmüş durumda. Çin’in başta tek yol, tek kuşak olmak üzere, Orta Koridor, İpek yolu gibi birçok proje ile aslında bu stratejik hedeflerini hayata geçirdiğini görüyoruz. Liman yeterli olmuş olmalı ki demir yollarına şu ana kadar özellikle Türkiye üzerinden geçmekte olan çok fazla ilgisinin olmadığını gördük. Geçmişte ilgisi vardı bu proje bir noktaya kadar geldi, daha sonra durdu. Söylemek istediğim bu proje tekrar hayata geçirilebilir, her 2 taraf da bu konuda çok uzun yıllar çok mesafe sarf ettiler. Ulaştırma Bakanlığımızın elinde bu konuda çok yoğun mesaisi yapılmış evraklar var. Çin tarafı da bu iyi biliyor, diğer taraftan Çin’in üretim hablarını sadece merkezileştirmekten yana olmayıp başka ülkelere de kaydırma politikası çerçevesinde Türkiye ile de iş birliği yapabilir. Bizim karşılıklı menfaat ve çıkara dayalı başka ülkeleri de rahatsız etmeyen her türlü işbirliğine açık olduğumuzu Cumhurbaşkanımız müteaat defalar ifade ettiler. Biz Çin ile işbirliğimize önem veriyoruz, değer veriyoruz" şeklinde konuştu.
15 Ocak 2026 Perşembe - 13:16
Bakan Fidan: "İran’da olacak geniş çaplı istikrarsızlığın bölgenin kaldırma kapasitesinin çok üstünde"
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ulusal ve uluslararası medya kuruluşlarının temsilcileriyle düzenlenen toplantıda gündemi değerlendirdi. Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "SDG’nin Kandil’le bağı meselesinin yeni keşfedilmiş bir bilgi olarak zaman zaman, özellikle batılı muhataplar tarafından karşılanması bizim de hayret ettiğimiz bir konu. Dört ülkede iddiası olan, örgütlenmesi olan ve eylemi olan bir örgütün Suriye’deki uzantısının adının SDG olması, YPG olması yani çok bildiğimiz bir gerçeklik. Dolayısıyla SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin Kandil’den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğini herkes bilincinde. Bu işleri biraz sürekli zora sokan bir husus, öyle ama zora da soksa bizim temennimiz bir an önce 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanarak ülkede istikrarın sağlanması" dedi. İran’ın komşusu olarak görüşlerimizi net olarak paylaştıklarını kaydeden Bakan Fidan, "Bizim sınır komşumuz, yüzyıllara dayanan değişmeyen bir sınırımız var ve iki halk birbirine çok benziyor, yoğun bir ticari ve sosyal ilişki var. Dolayısıyla İran’da olacak olan her şey bizi yakından ilgilendirdiğinden bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz. Biz İran’a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız" ifadelerini kullandı.Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, medya temsilcileriyle bir araya geldiği değerlendirme toplantısında, uluslararası sistemin 2025 yılındaki görünümüne ve Türk dış politikasının temel önceliklerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Bakan Fidan, daha sonra medya temsilcilerinin sorularını yanıtladı.Bakan Fidan, "Bizim baştan beri önem verdiğimiz konu bölgesel istikrar ve güvenlik. Yani bölgemizde geçmişten tevarüs ettiğimiz, evrilerek gelen çok sayıda sorunlar var. Yani bunlardan biri de İran’ın uzun yıllar maruz kaldığı yaptırımlar biliyorsunuz ve bölgedeki birtakım politik uyumsuzluklar. Şimdi biz tabii İran’ın komşusu olarak, dostu olarak müteaddit defalar samimi bir şekilde görüşlerimizi çok net olarak paylaşıyoruz. Yani bizim sınır komşumuz, yüzyıllara dayanan değişmeyen bir sınırımız var ve iki halk birbirine çok benziyor, yoğun bir ticari ve sosyal ilişki var. Dolayısıyla İran’da olacak olan her şey bizi yakından ilgilendirdiğinden bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz" dedi.Sorunların diyalogla çözülmesini istediklerini kaydeden Bakan Fidan, "İran’ın uluslararası belli başlı aktörlerle olan sorunlarını çözmesi ve bölgenin tamamına yayılacak istikrarsızlık senaryolarından kaçınması bizim de menfaatimize. Onun için bizim önceliğimiz hiçbir şekilde güç kullanımına yol açacak bir duruma gelmemek ama maalesef geçtiğimiz ayları da gördük. 12 gün savaşlarında önce İsrail’in sonra da Amerika’nın mahdut da olsa bir saldırısıyla karşı karşıya kaldık ve bu saldırı belli bir yerde durdu. Şimdi bunun tekrar etme olasılığının ortaya gelmesi, ortaya çıkması yani bizim tasvip ettiğimiz bir şey değil. Biz kesinlikle sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz. İran’da olacak geniş çaplı istikrarsızlığın bölgenin kaldırma kapasitesinin çok üstünde olduğunu düşünüyorum ben. Onun için diplomatik çabalara devam edeceğiz. İnşallah Amerika ile İran kendi arasında bu konuyu gerek arabulucular üzerinden gerek diğer aktörler üzerinden veya direkt görüşerek çözerler. Biz de konuyu yakından takip ediyoruz" şeklinde konuştu.Gazze’de güvenliğin sağlanmasıDün özel temsilci Steve Witkoff’un da ilanıyla artık ikinci aşamaya geçtiklerini ifade eden Bakan Fidan, "Bunun bir gün öncesinden takip etmiş olabilirsiniz, biz de yine dört ülkenin online katılımıyla bir toplantı yaptık ikinci aşamayı nasıl ve hangi sırayla hayata geçireceğiz diye. Birincisini bu toplantının biliyorsunuz Miami’de yapmıştık, yeni yıla girmeden birkaç hafta önce. Sürecin ağır aksak da olsa ilerlemesi bizim memnun olduğumuz bir husus. Biliyorsunuz Cumhurbaşkanımız özellikle insani yardımlar konusunda inanılmaz derecede büyük bir hassasiyet içerisinde. Filistinlilerin orada soğukta barınmasız kalması, ilaçsız kalması, gıdasız kalması hepimizin vicdanını çok derinden yaralamakta. İsrail’in bu konuda sistemli ve maksatlı bir politika uyguladığını da biliyoruz. Yani İsrail uluslararası toplumun hep beraber uygulamak istediği bu barış planına, Netanyahu hükümetinin esas itibariyle çok fazla uygulamaya taraftar olmadığını biliyoruz. Onların nihai amacı Filistinlilerin Gazze’den çıkması. Ama uluslararası toplum, başta bölge ülkelerinin ortaya koyduğu itme gücüyle, Amerika’nın da şu anda ağırlığını koymasıyla bu barış aşamasını bu noktaya getirdi" diye konuştu.Bakan Fidan, "Şimdi ikinci aşamada geçtiğimiz günlerde grup olarak mutabık kaldığımız Filistinli teknik komitenin Gazze’nin idaresini alması birinci öncelik taşıyor. Daha sonra Barış Kurulu’nun ilan edilmesi ve daha sonra Barış Kurulu adına gündelik icraatı yürütecek yönetim kurulunun belirlenmesi ve çalışmaya başlaması. Bu sırada gidecek bir işlem manzumesi var. Biz önümüzdeki birkaç hafta içerisinde bunun inşallah tamamıyla organların en azından hayata geçeceğini düşünüyoruz. Uygulamada birtakım zorluklar olacak tabii ki ama hem biz hem diğer kurumlarımız gerçekten büyük bir hassasiyetle diğer ortaklarımızla konuşarak bu sürecin sorunsuz gitmesi veya olan sorunların barış sürecini inkıtaya uğratmaması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Olumlu bir aşamaya geliyoruz ama dediğim gibi riskler ortada, İsrail’in niyeti de ortada" açıklamasında bulundu."10 MART Mutabakatı Uygulanmalı"Bakan Fidan, "SDG’nin Kandil’le bağı meselesinin yeni keşfedilmiş bir bilgi olarak zaman zaman, özellikle batılı muhataplar tarafından karşılanması bizim de hayret ettiğimiz bir konu. Yani bu 2+2 dört eder kadar net olan bir bilgi. Yani bizim zaten SDG ile en büyük problemimizin bu olduğunu baştan beri söyledik. Suriye Kürtlerinin kendi otantik bir araya gelip sadece Suriye’deki Kürtlere has, Suriye’deki sorunları çözmeye yönelik bir hareketin Suriye ile tabii ki ilgisi var. Biz medeni, gelişmiş bir ülkeyiz; belli ülkelerin kendi iç sorunlarını çözmede sınırlarının neler olduğunu biz biliriz. Ama bunun böyle olmadığını herkes biliyor. Yani dört ülkede iddiası olan, örgütlenmesi olan ve eylemi olan bir örgütün Suriye’deki uzantısının adının SDG olması, YPG olması yani çok bildiğimiz bir gerçeklik. Dolayısıyla SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin Kandil’den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğini herkes bilincinde. Bu işleri biraz sürekli zora sokan bir husus, öyle ama zora da soksa bizim temennimiz bir an önce 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanarak ülkede istikrarın sağlanması" diye konuştu."Halep’te her zaman aynı oyunu görüyoruz"Halep konusunda geçmişte uyardıklarını belirten Bakan Fidan, "Halep konusunda da geçmişte biz uyardık, gittik, geldik. Yani bu sorunların ortadan kalkması lazım, olayın güç kullanımına gelmemesi lazım dedik. Şimdi Fırat’ın batısında, özellikle geçtiğimiz 2024 8 Aralık’tan sonra işgal edilen yerlerin bir iyi niyet göstergesi olarak tekrar boşaltılması, unsurların doğuya çekilmesi hususu gündemde. Yani bu film tekrar tekrar oluyor. Yani biz Afrin’den, Resulayn’dan itibaren, Tel Rıfat’tan itibaren, Halep’te her zaman aynı oyunu görüyoruz. Yani gidiyoruz diyoruz ki: "Ya bakın burada duruşunuz illegal, şu yapıların şu unsurların şu şekilde olmaması lazım." Yok, direniyorlar; sonra güç kullanılıyor, geri adım atılıyor. Sonra güç kullanılıyor, geri adım atılıyor. Yani bu şablondan çıkılması lazım artık. Yani gerçekten iyi niyet gösterisinde bulunmak istiyorlarsa bir diplomasiye dayalı, diyaloğa dayalı bir artık sorun çözme tekniğine girmeleri lazım. Diyalog içindeymiş gibi gözüküp dünyaya böyle bir imaj verip zaman kazanıp bölgede hani daha fazla istifade edeceğimiz bir kriz çıkar mı diye de etrafa bakıp belli aktörlerle de ilişkiyi devam ettirip... Ya bu kadar parametre yönetecek ne zihniniz var ne de gerçeklik buna izin verir. Bir iyi niyet koyacaksınız. Biz Suriye’de istikrarı istiyoruz, Suriyeli Kürtlerin refah olmasını istiyoruz, emin olmasını istiyoruz. Irak ve diğer konuları bırakın bir kenara. Ama bunun böyle olmadığını biliyoruz. İnşallah olur, yani çok yakından takip ettiğimiz bir konu. İnşallah barışçıl yollarla çözülür" ifadelerini kullandı.10 Mart Mutabakatı ile ilgili de konuşan Bakan Fidan, "10 Mart Mutabakatı’nın uygulanmaya başlanması konusunda adım atılmadığı için bunun da şu anda uygulanmasıyla alakalı o maddede. Ama ben şunu size söyleyeyim: Suriye yönetiminin bunları hayata geçirmesi için bu 10 Mart Mutabakatı’nda yer alan hususlara ihtiyacı yok. Yani bu konu hem bölge ülke olarak bizim kendisinden talebimiz hem kendilerinin programında var. Yani ülkede bulunan diğer azınlıkları, inanç gruplarını sizin yönetime katmayarak, dışlayarak bir yere gitme şansınız yok. Ama burada altın oran şu: Anayasal vatandaşlık çerçevesinde inanç gruplarının, etnik azınlıkların yönetime dahil olmasıyla, kendilerine ayrı bir küme olarak belirleyip bir siyasal entite formuna dönüşüp buradan yönetime dahil olması; bu ikisi ayrı şey. Bu ikisi ayrı şey. Zaten problemin çıktığı yer burası. Bizim istediğimiz modern zamanların artık evrilerek getirdiği anayasal vatandaşlık formülünün bütün insanların lehine olacak şekilde; insanlar kendi kimliklerini, kültürlerini, inançlarını yaşarken aynı zamanda bir bayrağın altında vatandaşı oldukları ülkenin bütün menfaatinden, gücünden, refahından yararlanacakları ve katılımı da o şekilde yapacakları bir yapının defaatle denenmiştir ki istikrara, barışa, refaha daha uygun bir yapı olduğu ortada. Şimdi bu böyleyken ülkeyi siyasal entiteler bölmek, inanca göre, etnisiteye göre adacıklar oluşturmak bu bölünmeye davetiye çıkartmaktadır. Hani ben bölünmeyi burada hani bir ideoloji aracı olarak değil, ortak insanlığın menfaati olarak ortaya sorun olarak atmaya çalışıyorum. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor" dedi.Ukrayna konusunda, geçtiğimiz günlerde Paris’te Liderler Toplantısı düzenlendiğini hatırlatan Bakan Fidan, "Gönüllüler Koalisyonuna ait ülkelerin liderleri bu toplantıya katıldılar. Biz de Cumhurbaşkanımızı temsilen o toplantıdaydık. Tabii o toplantıya gelene kadar yapılmış bakan düzeyinde ve diğer düzeylerde çok fazla sayıda toplantı oldu. Diplomatlar, askerler herkes bir araya gelerek ortaya çıkacak dokümanın, planın ne olacağı konusunda yoğun bir çalışma içerisinde bulundular. Daha önce de çeşitli vesilelerle ifade ettim. Tabii yapılacak olan barış sadece Rusya ile Ukrayna arasında olacak olan bir barış olmayacak. Esas itibarıyla Avrupa ile Rusya arasında olan bir barış da olacak aynı zamanda. Trump’ın Amerika’da iktidara gelmesinden sonra Amerika’nın Rusya-Ukrayna Savaşı’nda öncü rolünü değiştirmesi ve nötr bir pozisyona adeta geçmesi ve Avrupa güvenliği ile ilgili oynadığı tarihi rolü ve sorumluluğu da tekrar tadil etmeye gitmesi neticesinde ortaya başka bir sorun çıktı. Rusya-Ukrayna Savaşı bir sorun iken Amerika’nın bu savaşın sonuna doğru ortaya koyduğu pozisyonda daha başka bir sorun çıkarttı; yani sorun içinde sorun çıkarttı. Ortaya baktığımız zaman Avrupa güvenliği çok ciddi bir şekilde Ukrayna’nın güvenliğine de bağlanmış durumda. Tabii bunun askeri strateji olarak ne kadar gerçekçi olup olmadığı hususu tartışılmalı, askeri stratejistler tarafından tartışılmalı. Biz de önümüze gelen verilere bakıyoruz. Esas itibarıyla gelinen noktada şu anda eğer bir barış anlaşması olursa üç tane husus var askeri boyutu olan. Birincisi; bu anlaşmanın takibi, doğrulanması, izlenmesi nasıl olacak? Bunun keyfiyeti nedir? Buna ilişkin yapılan çalışmalar var. Hem SACEUR hem diğer komutanlar bu konuda bilgi verdiler; Avrupa Müttefik Komutanı NATO’nun. İkincisi; Ukrayna’nın caydırıcılık gücü nasıl devam edecek? Buna ilişkin yapılan çalışmalar ve planlamalar var. Üçüncüsü; bir ihlal olması durumunda ne türden tedbirler, hangi araçlarla, hangi senaryolarla alınacak? Bütün planlamalar bu yönde yapılmakta. Barış anlaşması olduktan sonra askeri unsurların bütün bu görevlerde kullanılacak yapıların üç tane biliyorsunuz klasik yeri var: Kara, deniz, hava. Denizalanı deyince de Ukrayna’nın sadece Karadeniz’e kıyısı var. Karadeniz bizim de bulunduğumuz, en büyük NATO üyesi olarak Türkiye’nin yer aldığı bir yer. Şimdi deniz gücünün komutasını, Cumhurbaşkanımızın da müzakere talimatıyla öteden beri biz bu sorumluluğu almak istiyorduk. Şimdiki planlamalarla bu sorumluluk bize verilmiş durumda. Burada gönüllü olan diğer ülkelerle beraber biz bu sorumluluğu alacağız. Yani bu bir veri. Buna ilişkin Milli Savunma Bakanlığımız çok yoğun bir çalışma yürütmekte. Tabii hava ve kara unsurları İngiltere, Fransa’nın öncülüğündeki başka ülkelerle gidecek" diye konuştu."CAATSA Kalkınca F-35 Ve Diğer Başka Konularda Hayata Geçer"F-35 konusuna değinen Bakan Fidan, "F-35 konusuna gelince; biliyorsunuz bu aslında CAATSA’nın uygulanmasının neticesinde ortaya çıkan bir sorun. Yani biz olaya sadece F-35 açısından bakmıyoruz. CAATSA’nın genel olarak ortadan kaldırılması konusunda yürütülen diplomatik çalışmalarımız var. İki lider; New York sonrası Cumhurbaşkanımız Washington’u ziyaret ettiğinde geçtiğimiz yıl Eylül ayında, 25 Eylül’de aslında Sayın Trump’la Sayın Erdoğan arasında varılan mutabakat sonucunda bu sorunun da diğer sorunlar gibi iki ülke gündeminden çıkması konusunda bir irade oluştu. Bunu daha önce de ifade etmiştim. Şimdi bu iradenin, iki taraflı iradenin hayata geçmesindeki teknik zorlukların, problemlerin ortadan kaldırılması için çalışıyoruz. Bu irade burada mevcut. Biz bunu inşallah bu sene CAATSA’nın kalktığına şahit oluruz, sizin dediğiniz F-35 ve diğer başka konular da hayata geçer" dedi."Çözüm vize serbestisi anlaşmasının yürürlüğe girmesidir"Bakan Fidan, "Vize konusuna gelince; bu vize konusu biliyorsunuz Avrupa’da esas itibarıyla iki tane husus var. Birincisi; Avrupa Birliği giderek daha merkezileşerek vize politikasını tek vize prosedürleri haline getiriyor. Aslında siz herhangi bir Avrupa devletine müracaat ettiğiniz zaman işlem olarak giderek daha merkezileşiyor, kriterler aynı. Birincisi böyle bir idari sorun var. Bunlar biliyorsunuz uzun süre pandemi de kapalı kalmıştı ve daha sonra hayata geçmesinde sıkıntı vardı. İşte şimdi bu kabiliyetleri tekrar kazandılar, belli yerlerde sorunlar azaltılıyor. Ama bu biraz daha olayın az etkileyen boyutu.Daha çok etkileyen boyutu, bildiğiniz gibi Avrupa’da aslında göçten dolayı, göçmenlik meselesinden dolayı yani son yıllarda değil, hep var olan göçmenlerin artık bir politika malzemesi haline gelmesi ve bu politikayı güdenlerin diğer partiler karşısında giderek mevzi kazanması. Artık Avrupa hükümetleri giderek daha fazla dışarıdan yabancıların ülkeye hangi sebeple olursa olsun... yani siz ’doktor, mühendis’ diyorsunuz fark etmiyor, onlar dışarıda birini gördüğü zaman kimliğine bakmıyor; tipine bakıyor, rengine bakıyor, duruşuna bakıyor. Yani artık Avrupa’nın tabii bu noktaya gelmiş olması başka bir sorun alanı, yani insanlık adına. Yani siz aydınlanmayı yaşayın, modernleşmeyi getirin, ondan sonra tekrar tekerlekleri geriye döndürün; bu başka bir konu. Ama realiteyi ifade etmek açısından gerekirse; ülkeye yabancı girişi artık Avrupa’da siyasetin bir numaralı sorunu haline gelmiştir. Benim korkum, bakın ben korkumu söyleyeyim burada: Bu konuda zaten artık yığınsal göç durmuştur, kendileri de biliyorlar ama aşırı sağın yükselmesi için bu konudaki rüzgara ihtiyacı var. Artık dışarıdan göç almanın değil, içeride bulunanı tekrar göndermenin siyaset malzemesi yapılacağı bir noktaya Avrupa evrilebilir. Çünkü artık aşırı sağ bakıyor; merkezi hükümetler çok ciddi vize politikaları, göç politikaları geliştirdiler ve oradan artık ekmek çıkmayabilir siyasi olarak. ’Remigration’ dedikleri kavramı, yani yeniden göç ettirme kavramını artık ağır ağır gündeme getiriyorlar. Biliyorsunuz aşırı sağın kendi konseptleri ilk gündeme geldiğinde de çok az taraftarı vardı ama giderek bu taraf kazanmaya başladı. Belli başlı Avrupa ülkelerinde yani yabancıyla yaşama, yabancıyı kabul etme, yabancıyla beraber olabilme konusundaki problem alanları siyasetin şu anda bir numaralı konusu halinde diye görüyoruz. Tabii buna baktığımız zaman AB’ye aday ülke olan ve yıllardır gerçekten AB ile her türlü etkileşime girmiş olan Türkiye’nin vize konusunda bu sorunu yaşıyor olması, Avrupa ülkeleri tarafından bir problem alanı. Bunun ortadan kalkmasının çözümü Vize Serbestisi Anlaşması’nın yürürlüğe girmesidir. Bu anlaşmanın vuku bulması ve yürürlüğe girmesi için biz bu yıl daha sistemli bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz. Biliyorsunuz Cumhurbaşkanımızın özellikle AB konusundaki hassasiyeti, iradesi çok muhkem" açıklamasında bulundu.Gazze’ye İnsani YardımDeprem bölgesinde boşalan çadırlar Gazze’ye gönderilir mi sorusu üzerine Bakan Fidan, "Gazze’ye insani yardım konusu bir numaralı işlem alanı bizim için şu anda. Özellikle açılış konuşmasında da ifade ettim; oradaki kardeşlerimizin soğukta, bu kış mevsiminde bu şartlar altında yaşamasını başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere hiçbir kardeşimizin yüreği kaldırmıyor. Konteynerler meselesini biz toplantılarda gündeme getirdik, bu yaptığımız koordinasyon toplantılarında. Onun için bu kurulların bir an önce hayata geçmesini istiyoruz. Biliyorsunuz İsrailliler uzun zamandır içeriye giren insani yardım malzemelerinde içinde metal olan unsurları hiçbir zaman için kabul etmek istemediler, tıbbi malzemelerde bile. Çünkü bunları çift kullanımlı malzeme olarak görüyorlar; oradaki direnişçilerin, işgale karşı direnenlerin bundan silah yapacağını hep öne sürdükleri için burada ortaya koydukları bir tavır var. İşgal güçlerinin etkisini, aslında bu konudaki yetkilerini elinden alacak BM’nin kurumları hayata geçtikçe ben bu konudaki direncin de azalacağını düşünüyorum. Biz bu konudaki başvurularımızı, görüşmelerimizi çok önceden yaptık. Hem ilgili platformlarla görüştük hem de kendi içimizde başta Çevre Bakanlığımız, AFAD olmak üzere yani bu stokları elinde bulunduran kardeşlerimizle bir araya geldik bunu nasıl ilerletebiliriz diye. Biz şunu gördük, yani Cumhurbaşkanımız da o yönde talimat verdiler; şartlar uygun olması halinde biz bunları hemen Gazze’ye göndereceğiz. Yani bunda bizim bir sıkıntımız yok ama dediğim gibi konteynerler metal olduğu için şu anda içeriye alınmasında birtakım problemler var, bunu aşmaya çalışıyoruz. Onun yerine Türkiye’nin gönderdiği çadırlar şu anda içeriye giriyor ama çadırlar da her zaman etkili olmayabiliyor" şeklinde cevap verdi."Biz İran’a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız"İran’a yönelik bir askeri müdahaleye karşı olduklarını kaydeden Bakan Fidan, "Biz İran’a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız. Yani İran’ın kendi içindeki otantik sorunlarını kendisinin çözmesi gerekiyor. Tabii ki bunun uluslararası ilişkilere bakan boyutu var; o da nedir? Yaptırımlara tabi. Yaptırımlara da neden tabi? Takip ettiği bazı politikalardan dolayı gerek küresel gerek bölgesel. Kendilerine de söylüyoruz; bölge ülkeleriyle olan sorunlarını çözmesi gerekiyor. Küresel nükleer konuda da sorunlarını diplomasi yoluyla hiç fırsat kaybetmeden çözmeli ki ekonomik zorluklara neden açan yapısal birtakım problemler ortadan kalksın. Şimdi uluslararası izolasyon altında olduğunuz zaman yani sizin bazı ekonomik hizmetleri verme imkanınız giderek sınırlanıyor. İran’ın büyük bir nüfusu var, dinamik bir halkı var, yaşam arzusu, yaşama katılma arzusu son derece yüksek bir halkı var, sofistike. Bunları belli konulardan mahrum ettiğiniz zaman ortaya bu türden sıkıntılar çıkıyor. Burada şu karıştırılıyor: Yani insanların karşılaştıkları ekonomik ve diğer güçlüklerle ilgili sıkıntıların rejime karşı bir ideolojik başkaldırı gibi görünmesi aslında bu artık gri bir alan olmuş oluyor. Burada yakından baktığınız zaman çok fazla yani dışarıdaki bazı İran düşmanı olan ülkelerin iştahını kabartacak bir durum yok, yani rejime düşmanlık açısından. Ama var olan politikaların ortaya koyduğu bu ekonomik zorluklar, bunun bir türlü izale edilememesi bir sıkıntı doğuruyor. Şimdi biz burada bir müdahale olmasını istemiyoruz ama yani Trump politikalarına baktığınız zaman hani karadan güç kullanmayı şu ana kadar çok fazla tercih ettiğini de görmedik. Hani sizin söylediğiniz örnekler daha fazla hani gidip konuşlanmayla alakalı konular. Ben hani askeri strateji açısından da artık o konuların çok fazla hani gündeme getireceğini düşünmüyorum" şeklinde konuştu."Yunanistan’daki iç siyasi dengeler imkan vermiyor"Var olan sorunları çözmek için bir niyetle, bir iradeyle gelip oturacağız ve sorun çözülene kadar kalkmayacağız masadan. O da Ege’deki sorunun, başta Ege olmak üzere çözülmesi. Bu karasuları, kıta sahanlığı, bu meselenin çözülmesi konusunda bizim şöyle bir duruşumuz var. Cumhurbaşkanımızın uzun erimli liderliğine baktığınız zaman kendisi özellikle bu meseleyi çözme konusunda büyük bir vizyonu var hem iradesi var. Bizim şöyle bir sıkıntımız oluyor, ben hani sorunu karşı tarafa atma gibi niyetim yok. Bunu daha önce de söylediğim için söylüyorum. Yani Yunanistan’daki iç siyasi dengeler herhangi bir siyasi liderin bu sorunu çözüp altına imza atmasına çok fazla imkan vermiyor. Miçotakis 2023 Haziran’ında seçildi değil mi? Tekrar seçildiğinde biz Mayıs’ta seçildik, kendisi Haziran’da seçildi. Büyük bir aslında halktan destek aldı. Cumhurbaşkanımız da bunu gördüler, kendisi de gördü Sayın Miçotakis. Aslında buradan gerçekten bir irade konularak gidilmesi istendi. Şimdi biz nitelikli görüşmeleri yapmaya hani sadece istikşafi değil bunu daha da ileri taşıyıp yani bu konuyu çözmeye kalıcı olarak çözmeye hazır olduğumuzu defaatle ifade ettik. Bunun için irade ortaya konması gerekiyor. Bunun için biraz iç politikayla dış politikanın bu konuda en azından parantez içine alınan bir noktada olması gerekiyor."Yunanistan siyasetinde itici güç Türkiye’nin tehdit olarak algılanması"Bu noktada Türkiye’de ben hani biraz bu konuda tarafsız olmaya çalışıyorum, gerekli olgunluğun fazlasıyla var olduğunu görüyorum ama hani Yunanistan iç politikasında hani Türkiye’nin tehdit olarak algılanması meselesi her zaman için siyasette bir itici güç oynamakta. Türkiye ile ilgili birisi bir şey yapmaya çalıştığı zaman muhakkak ve muhakkak bir siyasi bedel ödemesi gerekiyor. Şimdi bir siyasi liderin Yunanistan’da Türkiye ile sorunları çözüp bölgeye barış getirmekle kendi siyasi kariyerini riske atma arasında bir tercihte bulunması gerekiyor. Ama bu tercih hiçbir zaman için sorunu çözmekten yana olamıyor. Yani bu bir gerçeklik. Yani bunun ortadan kalkması lazım. Bizim güven artırıcı önlemleri hayata geçirmemiz gerekiyor. Halkın daha fazla birbiriyle etkileşim kurmasına izin vermemiz gerekiyor. Mümkün olduğunca tabanı olmayan, zemini olmayan konuların iç politikaya malzeme yapılmaması gerekiyor. Çünkü iç politikada çok kolay kullanılabilecek bir konu. Yani Türkiye için de böyle ama biz artık belli bir siyasi olgunluğa ulaşıp bu meselenin çok fazla ha iç politikada kullanılması gereken yerler de var. Hani gerginlik arttığı zaman, tehdit arttığı zaman, bir takım lüzumsuz tavırlara girildiği zaman biz buna gerekli tepkiyi, politik tepkiyi tabii ki koymak zorundayız. Bunu koyuyoruz, halkımız başta bu tepkiyi koyuyor. Ama ifade etmek istediğim şu Cumhurbaşkanımızın bu yöndeki iradesi devam ediyor. Bu sorunları çözmemiz mümkün" diye konuştu.İran’daki olaylarla ilgili tedbir aldıklarını belirten Bakan Fidan, "Tarihten iyi okumalar, iyi analizler yapmak, çıkarımlarda bulunmak gerekiyor. İran’daki olaylarla ilgili gerekli tedbirlerimizi, konsolosluk tedbirlerimizi tabi ki alıyoruz. Bizim bütün ülkelere, senaryolara yönelik konsolosluk vakalarıyla alakalı aldığımız tedbirler var. Bunları zamanı geldikçe hayata geçiriyoruz. İran konusunda da zaten bu konuda zaten tedbirlerimiz ortada kendi çalışanlarımız, vatandaşlarımız, diplomatlarımız, görevlilerimiz, iş adamlarımız, öğrencilerimiz unlarla ilgili gerekli planlamalarımız var ama inşallah İran’daki olaylar en kısa zamanda yatışır. Daha büyük bir drama şahit olmalıyız. Mülteciler meselesi; inşallah böyle bir noktaya gelmeyiz, geleceğimizi de açıkçası düşünmüyorum ama Türkiye büyük bir ülke, yakın tarihten örneklerini görüyorsunuz ama bu konuda inşallah bir tedbire, aksiyona ihtiyaç olmayacak diye değerlendiriyorum" dedi.Çin ile ilişkiler konusunda gelen bir soruyu yanıtlayan Bakan Fidan, "İpek yolu ile ilgili bizim Çin ile olan özellikle bağlantısallık konularındaki çalışmalarımız önemli. Çin büyük bir üretim habına dönmüş durumda. Çin’in başta tek yol, tek kuşak olmak üzere, Orta Koridor, İpek yolu gibi birçok proje ile aslında bu stratejik hedeflerini hayata geçirdiğini görüyoruz. Liman yeterli olmuş olmalı ki demir yollarına şu ana kadar özellikle Türkiye üzerinden geçmekte olan çok fazla ilgisinin olmadığını gördük. Geçmişte ilgisi vardı bu proje bir noktaya kadar geldi, daha sonra durdu. Söylemek istediğim bu proje tekrar hayata geçirilebilir, her 2 taraf da bu konuda çok uzun yıllar çok mesafe sarf ettiler. Ulaştırma Bakanlığımızın elinde bu konuda çok yoğun mesaisi yapılmış evraklar var. Çin tarafı da bu iyi biliyor, diğer taraftan Çin’in üretim hablarını sadece merkezileştirmekten yana olmayıp başka ülkelere de kaydırma politikası çerçevesinde Türkiye ile de iş birliği yapabilir. Bizim karşılıklı menfaat ve çıkara dayalı başka ülkeleri de rahatsız etmeyen her türlü işbirliğine açık olduğumuzu Cumhurbaşkanımız müteaat defalar ifade ettiler. Biz Çin ile işbirliğimize önem veriyoruz, değer veriyoruz" şeklinde konuştu.
15 Ocak 2026 Perşembe - 13:00
Bakan Fidan: "Gazze’de yaşanan soykırım, uluslararası hukuk ve insani değerler bakımından 2025’in en ağır ve öncelikli gündem maddesini teşkil etti"
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Önümüzdeki dönemde ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi, Gazze’nin yeniden imar edilmesi ve Filistinlilerin kendi devletlerinin çatısı altında barış ve huzur içinde yaşayabilmeleri amacıyla çalışmaya devam edeceğiz. Ülkemize savunma sanayii konusunda uygulanan yaptırımların büyük oranda kaldırılmasını sağladık. Artık hiçbir ülke dış politikasını önceden belirlenmiş şablonlara göre yürütecek durumda değil. Çünkü belirsizlik artık daimi hale gelmiş durumdadır. SDG meselesi ise takip ettiğiniz gibi yine Suriye, Türkiye ve bölgemizin geri kalanı için bir sorun olmaya devam ediyor" dedi.Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, medya temsilcileriyle bir araya geldiği değerlendirme toplantısında, uluslararası sistemin 2025 yılındaki görünümüne ve Türk dış politikasının temel önceliklerine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "2025 yılında uluslararası sistemin içinde bulunduğu tıkanmışlığın daha ileri bir boyuta taşındığını ve bu tıkanmışlığın da adeta kanıksandığına şahit olduk. Geçtiğimiz sene küresel düzenin temelini oluşturan kurallar manzumesi onarılması güç bir tahribata uğradı. İnsanlığın ortak vicdanında derin yaralar açan krizler art arda yaşanmaya başladı. Bu durum karşısında devletlerin mevcut ittifak ilişkilerini sorguladıklarını ve yeni yapılar tesis etme arayışına girdiklerini gördük. Çatışmalar, ekonomik dalgalanmalar ve teknolojik dönüşümler ülkelerin önceliklerini, yeteneklerini ve stratejilerini gözden geçirmelerine sebep oldu. Öte yandan, sorumluluk ve irade sahibi ülkeler açısından diplomasi, sorunların barışçıl çözümü yönünde yegane araç olarak öne çıktı. Tüm bu sebeplerle 2025 senesi uluslararası sistemde kalıcı izler bırakan ve Türk dış politikası açısından son derece yoğun geçen bir yıl oldu. Gazze’de yaşanan soykırım, uluslararası hukuk ve insani değerler bakımından 2025’in en ağır ve öncelikli gündem maddesini teşkil etti. Aynı zamanda uluslararası sistemin kapasitesinin test edildiği bir sınav niteliği taşıdı. Açıkça söylemek gerekir ki, günümüzün küresel yönetişim modeli maalesef bu sınav karşısında sınıfta kaldı" ifadelerini kullandı."Gazze’nin yeniden imar edilmesi ve Filistinlilerin kendi devletlerinin çatısı altında barış ve huzur içinde yaşayabilmeleri amacıyla çalışmaya devam edeceğiz"Filistinlerin barış ve huzur içinde yaşaması için çalışmalara devam edileceğini belirten Fidan, "Türkiye olarak, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde dost ve kardeş ülkelerle beraber soykırımın durdurulması ve ateşkesin sağlanması için büyük çaba gösterdik. Gelinen aşamada kırılgan ancak ümit vadeden bir durumla karşı karşıyayız. Önümüzdeki dönemde ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi, Gazze’nin yeniden imar edilmesi ve Filistinlilerin kendi devletlerinin çatısı altında barış ve huzur içinde yaşayabilmeleri amacıyla çalışmaya devam edeceğiz. Diğer taraftan, Rusya-Ukrayna savaşı transatlantik ilişkilerden Avrupa’nın kimliğine ve güvenlik mimarisine kadar pek çok konunun alışılagelmiş kalıplarının sorgulandığı tartışmaları da beraberinde getirdi. Türkiye olarak diplomatik kanalları açık tutmak ve barışın tesisi yönünde adımlar atılmasını sağlamak için -siz de takip ettiniz- gerçekten başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere çok yoğun çaba gösterdik" ifadelerini kullandı.Fidan, "2026 yılında savaşın sona erdirilmesi konusundaki gayretler ideal çözüm ile gerçekçi çözüm arasındaki farkı kapatmaya odaklanacak. Avrupa güvenlik mimarisi bağlamında başlayan tartışmaların ise daha uzun yıllar ana gündem maddelerimizden birini teşkil edeceğini şimdiden öngörmek mümkün. Öte yandan, Suriye’nin içinden geçtiği büyük dönüşüm ve uluslararası topluma entegrasyonu 2025 yılının olumlu gelişmelerinden birini teşkil etti. Suriye konusunda bölge ülkelerinin, Avrupalı devletlerin ve ABD’nin ortaya koyduğu yapıcı iradenin aynı kararlılıkla bu yıl da devam etmesini temenni ediyoruz" dedi."SDG meselesi sorun olmaya devam ediyor"SDG’nin sorun olmaya devam ettiğini ifade eden Dışişleri Bakanı Fidan, "SDG meselesi ise takip ettiğiniz gibi yine Suriye, Türkiye ve bölgemizin geri kalanı için bir sorun olmaya devam ediyor. İnşallah bu yıl bu sorun da çözülür. Türkiye olarak bu husustaki kararlı ve net politikamızı 2026 yılında da sürdüreceğiz. Geçtiğimiz sene İsrail’in Suriye, İran ve Lübnan gibi ülkeleri hedef alan saldırılarının arttığını ve Somaliland’den İran’a uzanan geniş bir coğrafyadaki böl, parçala, yönet faaliyetlerinin yoğunlaştığına şahit olduk. Bu politika, İsrail’in komşu ülkeleri istikrarsızlaştırarak kendi güvenliğini sağlayabileceği illüzyonuna dayanmaktadır. Söz konusu zihniyetin sadece bölge ülkeleri için değil, küresel düzeyde bir tehdide dönüşmekte olduğunu her fırsatta dikkat çekiyoruz. Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki dış politikamızın 2025 yılında etkin ve pratik sonuçlar ürettiği ortadadır. Değinmiş olduğum başlıklar dışında ayrıca Kafkasya’da kalıcı barışın tesisi ve Balkan ülkeleri ve Türk devletleri ile olan ilişkilerimizin daha da güçlendirilmesi 2025’te de en fazla mesai harcadığımız konular arasında yer aldı. Keza Kıbrıs, Ege ve Akdeniz’deki gelişmelerle çok yakından ilgilendik. AB ile ilişkilerimizde ortak bir stratejik perspektif geliştirilmesi yönündeki irademizi ve gayretlerimizi samimi bir biçimde ortaya koyduk. Afrika ülkeleri ile ilişkilerimize özel emek sarf ettik. Rusya-Ukrayna, Etiyopya-Somali ve Pakistan-Afganistan arasında arabuluculuk faaliyetleri yürüttük.""Savunma sanayii konusunda uygulanan yaptırımların büyük oranda kaldırılmasını sağladık"Savunma Sanayii alanında uygulanan yaptırımların büyük oranda engellendiğini ifade eden Fidan, "Ülkemize savunma sanayii konusunda uygulanan yaptırımların büyük oranda kaldırılmasını sağladık. Ekonomik konulara, küresel ve ikili ticari ilişkilerimize özel önem atfettik. Enerji ve bağlantısallık konularında diğer kurumlarımızla beraber kapsamlı ve kapsayıcı projeler ürettik. Şu hususun bilinmesi gerekmekte; artık hiçbir ülke dış politikasını önceden belirlenmiş şablonlara göre yürütecek durumda değil. Çünkü belirsizlik artık daimi hale gelmiş durumdadır. Bugünün uluslararası ortamı kuralların aşındığı, güç dengelerinin yeniden şekillendiği ve ancak vizyoner liderlerin yön verebileceği bir yapıya evrilmektedir. İttifakları doğru kurmak, menfaatleri doğru tanımlamak ve araçları ustalıkla kullanmak zorundayız. Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu dönemde belirleyici bir rol oynama kapasitesine sahiptir ve bu rolü oynamaya da devam edecektir. Nitekim kriz anlarında tavsiyesi aranan, arabuluculuğu ve katkısı talep edilen bir konuma geldiysek bu hem devlet aklının hem de liderliğin uzun yıllara yayılan birikiminin sonucudur. 2026 yılında da yoğun bir takvim tahmin edeceğiniz gibi bizi bekliyor. Yeni yılda dış politika önceliklerimizi hassasiyetle takip etmeye devam edeceğiz. NATO zirvesine, Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine ve BM İklim Değişikliği zirvesine inşallah bu yıl ev sahipliği yapacağız" şeklinde konuştu.Fidan, "Türkiye; ideali ile gerçeklik, değerleri ile menfaatleri arasındaki dengeyi gözeterek, ilkeli duruşuyla, kararlılıkla, özgüvenle ve kesintisiz bir çabayla yoluna devam edecektir. Bu anlayış temelinde 2026 yılında Balkanlardan Latin Amerika’ya Orta Asya’ya, Orta Asya’dan Doğu Akdeniz’e uzanan geniş coğrafyada inisiyatif almayı ve sorunlara çözüm üretmeyi sürdüreceğiz. Bölgemiz için barış, istikrar ve refah üretmek önceliğimiz olmaya devam edecek" dedi.
15 Ocak 2026 Perşembe - 12:26
İstanbul’da düzenlenen toplantıda medya temsilcileri ile bir araya gelen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "İran’da olan her şey bizi de ilgilendiriyor. Bölgesel istikrar ve güvenlik istiyoruz" dedi.
İstanbul’da düzenlenen toplantıda medya temsilcileri ile bir araya gelen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "İran’da olan her şey bizi de ilgilendiriyor. Bölgesel istikrar ve güvenlik istiyoruz" dedi.
15 Ocak 2026 Perşembe - 11:59
CHP Genel Başkanı Özel’den Nilüfer ve Bursa teşkilatına mesaj
Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, mart ayında ilçeye kazandıracakları 3 kreş ve 2 kız yurdunun temel atma töreni için CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i Bursa’ya davet ettiklerini belirterek, "Genel Başkanımız Bursa ve Nilüfer’e mesaj gönderdi. "Ulaşılmayan vatandaş bırakmayın" dedi. Bizler de herkese dokunacak işler yapmaya çalışıyoruz. Nilüfer’i 20 ayda toparladık. Daha yönetilebilir hale getirdik. Kamucu ve toplumcu bir duruş sergiliyoruz. Artık herkes hakkını istiyor" dedi. CHP Nilüfer İlçe Teşkilatı ve Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir Ankara’ya çıkarma yaptı. Anıtkabir ve CHP Grup toplantısı ziyaretinin ardından partililer Genel Başkan Özgür Özel ile görüştüler. Belediye Başkanı Şadi Özdemir ise sonrasında Genel Başkan Özgür Özel ile yüzyüze görüşme yaparak Nilüfer ve Bursa’yı anlattı. Genel Başkan Özgür Özel ile Bursa ve Nilüfer ile problemleri ve projeleri paylaştıklarını ifade eden Şadi Özdemir, "Yeni temel atmaya çalıştığımız 3 kreşimiz 2 kız yurdu projemiz vardı. Bunlar için mart ayında temel atma töreni planlıyoruz. Genel Başkanımız çok yoğun. Genel Başbakanımızın katılımıyla Mart ayında Bursa’da temel atma törenlerini gerçekleştireceğiz" dedi. "Nilüfer’de artık herkes hakkını istiyor" Nilüfer’in sıkıntılarını ve son durumu paylaştıklarını hatırlatan Başkan Şadi Özdemir, "Genel Başkanımız sıkıntılarımızı biliyor. Bir toparlanma durumu oldu, toparladık, daha yönetilebilir hale geldi. Burada Nilüfer Belediyesi bir duruş sergiliyor. Bu duruş daha çok kamucu, toplumcu; kamunun toplumun çıkarlarını önceleyen bir duruş sergiliyoruz. Herkesin kendini buraya ait hissettiği bir belediye oluşturmaya çalışıyoruz. Herkes hakkı neyse onu alacağına inanılan bir belediye inşa etmeye çalışıyoruz. Herkes bunu kabul etti. Artık herkes hakkını istiyor, fazlasını isteyen yok. Yeni bir anlayışı paylaştık. Genel Başkan memnun oldu. Kısa süre içinde sürdürübelir hale gelip yatırımcı tarafa da çevirmiş olacağız. Şu anda da yatırımları yapıyoruz. Bu ay içinde bir kapalı pazar yeri, ve birkaç park açacağızç. Bütün yaptıklarımızı hem de yapmaya çalıştıklarımızı hem de herkesin Nilüfer’ini ve herkesin kendini iyi hissettiği Nilüfer çabamızı genel başkanla paylaştık" diye konuştu. "Ulaşılmadık vatandaş bırakmayın" mesajı Genel Başkan Özgür Özel’in Bursa’ya selam gönderdiğini kaydeden Başkan Şadi Özdemir, "Tabiki Bursa güçlü bir şehir. Ekonomisi Türkiye’nin 3.büyüğü, nüfusu 4.büyüklükte. 40-50 yıl sonra Bursa’da ilk defa Büyükşehir kazanıldı. Bir arada olmayı, kardeşlik ilişkilerini, dayanışmayı güçlendirmeyi ve tabi ki ulaşılmadık vatandaş bırakılmamasını genel başkanımız istedi. Biz de bu doğrultuda gece gündüz her noktaya, her insana, herkese ulaşmaya ve dokunmaya çalışıyoruz. Nilüfer, sosyal belediyeciliğin tam olarak örnek uygulamasının yapıldığı bir yer. İhtiyacı olan her vatandaşın yanında olarak çalışmaya devam edeceğiz. Bize de bu konularda Genel Başkanımız tavsiyelerde bulundu" ifadelerini kullandı.
15 Ocak 2026 Perşembe - 11:16
Başkan Uysal: "Zeytinköy elit mahalle olacak"
Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal, Yeşildere Mahallesi’nde ya da bilinen adıyla Zeytinköy’de yenilenen kültür çadırını inceleyerek, "Burada suça geçit yok. Zeytinköy’ümüz, Antalya’mızın elit mahallelerinden biri olacak. Bu mücadelenin bir parçasıyız" dedi. Zeytinköy’ün geçmişte ciddi sorunlarla anıldığını belirten Başkan Uysal, son 12-13 yılda önemli bir dönüşüm yaşandığını vurguladı. Bölgenin bir dönem suç örgütlerinin etkisi altında kaldığını ifade eden Uysal, "Bugün gördüğümüz tek katlı, gecekondu görünümlü yapılaşma alanın yalnızca yüzde 10’udur. Yüzde 90’lık bölüm ise vatandaşlarımızın ferasetiyle, belediyemiz ve diğer kamu kurumlarının katkılarıyla yasal biçimde kent dokusuna dahil oldu" diye konuştu. Kentsel dönüşüm sürecinin kararlılıkla sürdüğünü kaydeden Başkan Uysal, "Son kalan yüzde 10’luk alanda kamulaştırma ve tahliyeler devam ediyor. Mücadelemizden geri adım atmayacağız" ifadelerini kullandı. Mahallenin sosyal ihtiyaçları doğrultusunda yenilenen kültür çadırının önemine de değinen Uysal, "Vatandaşlarımızın sportif faaliyetler, düğünler ve buluşmalar için kapalı alana ihtiyacı vardı. Ekonomik krize rağmen bu alanı hep birlikte kazandırdık. Yoğun kullanılan, son derece verimli bir mekan oldu" dedi. Başkan Uysal, incelemelerinin ardından Yeşildere Mahalle Muhtarlığı’nı ziyaret ederek, mahalle sakinlerinin talep ve önerilerini dinledi.
15 Ocak 2026 Perşembe - 11:09
Vali Coşkun Denizli’ye veda etti
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile görevi sona eren Denizli Valisi Ömer Faruk Coşkun, yayımladığı mesajla Denizlililere teşekkür etti. Görev süresi boyunca "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" anlayışıyla görev yaptığını vurgulayan Vali Coşkun, "Devletin insan için var olduğu bilinciyle hareket ederek çalışmalarımızı vatandaş odaklı, sevgi ve saygı temelinde yürütmeye özen gösterdik" dedi. Denizli Valisi Ömer Faruk Coşkun, yayımladığı veda mesajıyla Denizli halkına ve mesai arkadaşlarına teşekkür etti. 7 Ocak 2026 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yapılan atama sonucunda yaklaşık iki buçuk yıldır sürdürdüğü Denizli Valiliği görevinin sona erdiğini belirten Coşkun, Denizli’de görev yapmanın kendisi için büyük bir onur olduğunu ifade etti. Denizli’nin tarihi, kültürel zenginliği, sanayi gücü ve turizm potansiyeline dikkat çeken Vali Coşkun, "Denizli’de görev yapmak, benim için her zaman büyük bir gurur kaynağı olmuştur. Görev süremiz boyunca; "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" düsturuyla, devletin insan için var olduğu bilinciyle hareket ederek çalışmalarımızı vatandaş odaklı, sevgi ve saygı temelinde yürütmeye özen gösterdik. Her bir hemşehrimizin derdiyle dertlenmeyi, sevincini paylaşmayı asli bir görev bildik. Şehrimizin kalkınması adına yürüttüğümüz tüm çalışmalarda, insan odaklı hizmet anlayışını ve vatandaşlarımızla gönül bağımızı her şeyin üzerinde tuttuk. Bu kadim şehre hizmet etme imkânını şahsıma tevdi eden başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanımız Ali Yerlikaya olmak üzere, tüm devlet büyüklerimize şükranlarımı arz ediyorum. Hizmet yolculuğumuzda desteklerini esirgemeyen milletvekillerimize, mülki idare amirlerimize, belediye başkanlarımıza, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerimize, iş dünyamıza, basın mensuplarımıza, hayırseverlerimize ve bilhassa şehit ailelerimiz ile kahraman gazilerimize minnettarım. Gök kubbede hoş bir sadâ bırakabilmiş olmak ümidiyle; gönlümde daima özel bir yere sahip olacak Denizli’den ayrılırken hepinizi en kalbi duygularımla, sevgi ve saygıyla selamlıyorum" ifadelerimi kullandı.
15 Ocak 2026 Perşembe - 11:04
Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, Ağrı’da
Bir dizi programa katılmak üzere Ağrı’ya gelen Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Valiliği ziyaret etti. Valilik binasında Vali Mustafa Koç ve il protokolü tarafından karşılanan Bakan Ersoy, ziyareti anısına Valilik Şeref Defteri’ni imzaladı. Ziyarette, Ağrı’nın kültürel ve turistik potansiyeline ilişkin değerlendirmelerde bulunulurken, yürütülen çalışmalar hakkında Bakan Ersoy’a bilgi aktarıldı.
15 Ocak 2026 Perşembe - 10:37
Türkiye, Sudan’da barış konulu beşinci istişare toplantısına katıldı
Türkiye, Sudan’da Barış Girişimleri ve Çabalarının Koordinasyonunun Geliştirilmesine İlişkin Beşinci Danışma Toplantısı’na gözlemci olarak katılım sağladı. Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Musa Kulaklıkaya, Mısır’ın ev sahipliğinde ve Birleşmiş Milletler’in iş birliğiyle dün Kahire’de gerçekleştirilen, Sudan’da Barış Girişimleri ve Çabalarının Koordinasyonunun Geliştirilmesine İlişkin Beşinci Danışma Toplantısı’na Türkiye’yi temsilen gözlemci olarak katıldı. Ateşkes ve insani yardım Katılımcılar toplantıdaki hitaplarında, Sudan’da ateşkesin desteklenmesi, sivillerin korunması ve insani yardımların engelsiz olarak ulaştırılmasının kolaylaştırılması için bölgesel ve uluslararası çabaların yoğunlaştırılmasının; ayrıca ülkenin birliği ve toprak bütünlüğünü koruyacak, Sudan halkının güvenlik ve istikrar beklentilerini karşılayacak kapsamlı bir siyasi sürecin desteklenmesinin önemini vurguladı. Uluslararası katılım Aynı zamanda söz konusu toplantıda, Türkiye’nin yanı sıra ABD, Almanya, Angola, Birleşik Arap Emirlikleri, Birleşik Krallık, Cibuti, Çin Halk Cumhuriyeti, Fransa, Irak, Katar, Mısır, Norveç, Rusya Federasyonu ve Suudi Arabistan ile Afrika Birliği, Avrupa Birliği, Arap Ligi, Birleşmiş Milletler ve Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) dahil olmak üzere uluslararası ve bölgesel kuruluşlar temsil edildi. Sürecin geçmişi Danışma Toplantıları Sudan’da devam eden çatışmaların barışçıl yollarla çözümü için yürütülen çabaların eş güdümünün sağlanması ve söz konusu çabaların uluslararası paydaşlarla ele alınması amacıyla ‘Danışma Toplantıları’ düzenleniyor. Söz konusu toplantı daha önce 12 Haziran 2024 tarihinde yine Kahire’de, 24 Temmuz 2024 tarihinde Cibuti’de, 18 Aralık 2024 tarihinde Nuakşot’ta ve 26 Haziran 2025 tarihinde Brüksel’de düzenlendi.
15 Ocak 2026 Perşembe - 10:32
Başkan Hallaç’tan Miraç Kandili mesajı
Adıyaman’ın Kahta ilçe Belediye Başkanı Mehmet Can Hallaç, Miraç Kandili dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Başkan Hallaç mesajında, Miraç Kandili’nin Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) Yüce Allah’ın huzuruna yükseldiği, ilahi hikmet ve rahmetle müjdelenmiş mübarek bir gece olduğunu belirterek, bu gecenin imanların tazelenmesine, gönüllerin arınmasına ve manevi değerlerin güçlenmesine vesile olduğunu ifade etti. Miraç Gecesi’nin İslam dünyasında birlik, beraberlik, sevgi ve kardeşlik duygularını pekiştiren müstesna bir zaman dilimi olduğunu vurgulayan Başkan Hallaç, "Bu mübarek gecenin hürmetine; başta Gazze olmak üzere zulüm altında olan tüm Mü’min kardeşlerimize yardım, sabır ve kurtuluş nasip eyle Allah’ım. Onları bu kutlu dava yolunda muzaffer kıl. Mazlumların gözyaşını dindir, yaralarını sar, gönüllere huzur ve selamet ver" dedi. Başkan Hallaç, başta Kahtalı hemşehrilerimiz olmak üzere milletimizin ve tüm İslam âleminin Miraç Kandili’ni tebrik ederek, bu mübarek gecenin sağlık, huzur ve hayırlara vesile olmasını temenni etti.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder