POLİTİKA
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 21:28 TBB’de kriz oluşturan ‘mektup’ gerginliği sonrası Alemdar’dan sert eleştiri Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) seçimlerinde yaşanan ve arbedeye dönüşen ’mektup’ gerginliğinin ardından Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Kamusal bir statüsü olmayan ismin mesajını divanda okunması açık bir usul hatasıdır" dedi. TBB Meclisi; Başkan, Meclis Başkanlık Divanı, İhtisas Komisyonu Üyeleri ile Encümen Üyeleri seçimi yapılması için Ankara’da bir araya geldi. TBB Başkanvekili ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in açılış konuşmasının ardından Divan’da konuşan Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, İBB davası kapsamında tutuklu bulunan ve İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu’nun mektubunu okumak istemesi üzerine, salonda tepkiler oluştu. Çavuşoğlu’nun mektubu okumaya başlamasıyla birlikte AK Partili belediye başkanlarıyla CHP’li belediye başkanları arasında tartışma yaşandı. Belediye başkanlarının tartışmaları kısa sürede fiziksel arbedeye dönüştü. Tepkilerin ardından salonda bulunan bir grup kürsüye yöneldi ve bunun üzerine fiziksel arbede yaşandı. Yaşanan arbedenin ardından Olağan Meclis Toplantısı’na bir süre ara verildi. "Kamusal bir statüsü olmayan ismin mesajını divanda okunması açık bir usul hatasıdır" Kamuoyunun gündemine oturan olaylı oturumun ardından Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, konuya ilişkin sosyal medyasından açıklamada bulundu. Alemdar, "Türkiye Belediyeler Birliği, kamu yararına çalışan, her görüşten belediye başkanının üye olduğu bir çatı kuruluşudur. Bu yapının tarafsızlığı ve kurumsal itibarı hepimiz için esastır. Kamusal bir statüsü olmayan ismin mesajını divanda okunması açık bir usul hatasıdır. Kurumların teamüllerine ve ciddiyetine gölge düşüren bu tür uygulamalar kabul edilemez. Her zemini siyasi ikbal için istismar etmeye kalkmak, en başta kurumlara zarar verir. TBB bir partinin arka bahçesi değildir, olmaz. Bu tavır, yerel yönetimlerin birlik ruhunu yaralar. Tekrar soruyoruz, ‘Bu yapılan doğru bir şey mi?" dedi.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 19:19 Bakan Ersoy Nazilli’de festival açılışına katıldı Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Aydın’ın Nazilli ilçesinde İsabeyli Yöresel Ürünler ve Kültür Sanat Festivali’nin açılışına katıldı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Aydın’ın Nazilli ilçesi İsabeyli Mahallesi’nde bu yıl ilki gerçekleştirilen "İsabeyli Yöresel Ürünler ve Kültür Sanat Festivali"ne katıldı. Bakan Ersoy ve beraberindeki heyet, açılışın ardından stantları gezerek ilçenin ve bölgenin yöresel ürünleri hakkında bilgi aldı. Aydın Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Taner Sayın’ın ev sahipliğinde İsabeyli Mahallesi’nde ilk kez düzenlenen etkinlik yoğun katılımla gerçekleştirildi. Etkinliğe, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un yanı sıra Dünya Etnospor Birliği Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan, AK Parti İstanbul Milletvekili Zafer Sırakaya, AK Parti Aydın Milletvekilleri Mustafa Savaş, Ömer Özmen, Seda Sarıbaş, Aydın eski milletvekilleri, Aydın Valisi Yakup Canbolat, Nazilli Kaymakamı Huriye Küpeli Kan, ADÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Kent, Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, ilçelerin belediye başkanları, protokol üyeleri ve çok sayıda davetli katıldı. "Her bir değerimiz kültürel mirasımızın yaşayan bir parçası" Festivalin açılışında konuşan Bakan Ersoy, Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin açılışı için Aydın’a geldiğini ifade ederek, "Aydın, tarihin derin izlerini, doğanın cömertliğini ve çalışkan insanlarının emeğini aynı anda harmanlayan, geçmişiyle geleceği arasında güçlü bir köprü kuran özel bir şehrimiz. İsabeyli Yöresel Ürünler ve Kültür Sanat Festivali, sadece bir etkinlik olmanın çok ötesinde bu toprakların ruhunu, emeğini ve irfanını geleceğe taşıyan güçlü bir iradenin de tezahürü. Aydın tarih boyunca bereketiyle, üretimiyle ve kültürel zenginlikleri ile öne çıkmış nadide şehirlerimizden biri. Bu topraklar sadece ürün yetiştiren değil aynı zamanda değer üreten, kültür inşa eden ve medeniyet taşıyan bir anlayışın merkezi. Nazilli ise çalışkan insanıyla, üretim gücüyle ve sağlam toplumsal yapısıyla her zaman milletimizin yanında durmuş, değerlerine sahip çıkmış güzide ilçelerimizden biri. Bu festivalde yer alan her bir stant alınterinin, sabrın ve ustalığın bir hikayesini anlatmaktadır. Sergilenen her ürün bu toprakların hafızasını, kimliğini ve ruhunu taşımaktadır. Yöresel lezzetlerimizden el sanatlarımıza kadar her bir değerimiz kültürel mirasımızın yaşayan bir parçası. Bizler bu mirası korumayı, geliştirmeyi ve gelecek nesillere en güçlü şekilde aktarmayı bir sorumluluk olarak görüyoruz" dedi. Dünyanın zor ve çalkantılı bir dönemden geçtiğine de dikkat çeken Bakan Ersoy, kültürün ve ortak değerlerin bu süreçte daha da önemli hale geldiğini belirtti. Ersoy, bu tür etkinliklerin, toplumların birlik ve beraberliğini güçlendiren önemli buluşmalar olduğuna vurgu yaptı.
Ticaret Bakanı Bolat: "Ağrı’ya 23 yılda 85 milyar liralık yatırım yapıldı"
24 Nisan 2026 Cuma - 13:20 Ticaret Bakanı Bolat: "Ağrı’ya 23 yılda 85 milyar liralık yatırım yapıldı" Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ağrı’ya son 23 yılda yaklaşık 85 milyar liralık kamu yatırımı gerçekleştirildiğini belirterek, ihracat ve üretim odaklı desteklerin süreceğini söyledi. Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, bir dizi ziyaret kapsamında Ağrı’ya geldi. İlk olarak Ağrı Valiliği’ni ziyaret eden Bakan Bolat, Ağrı Valisi Önder Bozkurt’tan kentin ticari ve ekonomik gelişimine yönelik yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı. Daha sonra AK Parti İl Başkanlığı’nı ziyaret eden Bolat, partililerle görüştü. Bakan Bolat ve beraberindeki heyet, ardından Ağrı Ticaret ve Sanayi Odası’nda (ATSO) iş insanlarıyla buluştu. Burada konuşan Bakan Bolat, Ağrı’nın gelişimi için son 23 yılda yaklaşık 85 milyar liralık kamu yatırımı yapıldığını belirterek, "Eğitimden sağlığa, ulaştırmadan tarıma kadar her alanda şehrimizi daha güçlü ve yaşanabilir hale getirmek için çalışmalarımızı sürdürdük" dedi. Sosyal destekler kapsamında 50 binin üzerinde haneye ulaşıldığını ifade eden Bolat, sağlık alanında 3 milyar 227 milyon liralık yatırım yapıldığını, kentte 9 hastane ve 933 yatak kapasitesiyle hizmet verildiğini söyledi. Sanayi ve teknoloji alanında 823 milyon liralık destek sağlandığını belirten Bolat, 10 binden fazla kişiye istihdam oluşturacak yatırımlar için teşvik belgeleri düzenlendiğini kaydetti. Küresel ticarette yaşanan belirsizliklere de değinen Bakan Bolat, jeopolitik gelişmeler ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmaların ticaret üzerinde baskı oluşturduğunu ifade etti. Türkiye ekonomisine ilişkin verileri paylaşan Bolat, 2025 yılında ekonominin yüzde 3,6 büyüdüğünü, ihracatın ise 273,3 milyar dolara ulaşarak Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine çıktığını belirtti. Ağrı’nın dış ticaret verilerine de değinen Bolat, 2025 yılında ilin ihracatının 60,6 milyon dolar, 2026’nın ilk üç ayında ise 12,7 milyon dolar olarak gerçekleştiğini ifade etti. İhracatçılara yönelik desteklerin artarak devam edeceğini vurgulayan Bolat, "2026 yılında mal ihracatçılarımıza 32,8 milyar lira, hizmetler ihracatına ise 12 milyar lira destek sağlamayı hedefliyoruz" diye konuştu.
Milli İstihbarat Akademisi: ’Yapay zeka yeni güvenlik açıkları ortaya çıkarıyor’
24 Nisan 2026 Cuma - 10:24 Milli İstihbarat Akademisi: ’Yapay zeka yeni güvenlik açıkları ortaya çıkarıyor’ Milli İstihbarat Akademisi (MİA) tarafından hazırlanan raporda yapay zekanın yeni güvenlik açıkları ortaya çıkardığı belirtilerek, siber risklere karşı kısa, orta ve uzun vadeli hedefler belirlendi. Milli İstihbarat Akademisi tarafından hazırlanan "Yapay Zeka Çağında Siber Güvenlik ve Türkiye’nin Stratejik Öncelikleri" başlıklı raporda, dijital teknolojilerde yaşanan hızlı gelişmelerin güvenlik anlayışını, risk ortamını ve kurumsal hazırlık ihtiyacını derinden dönüştürdüğü ifade edildi. Raporda, yapay zekanın yalnızca verimlilik, hız, otomasyon ve karar destek kapasitesi sunan bir teknoloji olmadığı, aynı zamanda siber tehditlerin niteliğini, kapsamını ve etkisini daha karmaşık hale getiren yeni bir güvenlik alanı oluşturduğu vurgulandı. Siber güvenliğin artık sadece teknik sistemlerin korunmasıyla sınırlı görülmemesi gerektiği, veri güvenliği, kurumsal süreklilik, kamu hizmetlerinin aksamadan yürütülmesi, toplumsal güvenin korunması ve ulusal kapasitenin güçlendirilmesi gibi başlıklarla birlikte değerlendirilmesinin önem taşıdığı kaydedildi. Rapordaki önsözde Milli İstihbarat Akademisi Başkanı Prof. Dr. Talha Köse de yapay zeka destekli tehditlerin ortaya çıkardığı yeni risk alanlarının, büyük dil modeli tabanlı sistemlerin güvenlik boyutunun, kritik altyapılar üzerindeki etkilerinin ve kurumsal karar alma süreçlerine yönelik muhtemel tehditlerin stratejik bir çerçevede ele alınmasının gerekli olduğuna dikkat çekti. Köse, bugün temel ihtiyacın yalnızca teknolojik gelişmelere uyum sağlamak değil, bu gelişmelerin doğurabileceği riskleri önceden görmek ve gerekli kurumsal tedbirleri zamanında almak olduğunu ifade etti. Türkiye’nin dijital dönüşüm sürecinde güvenlik, düzenleme, koordinasyon ve insan kaynağı alanlarında eş zamanlı ilerleme kaydetmesinin kritik önem taşıdığını ifade eden Köse, söz konusu sürecin kamu kurumları, özel sektör, akademi ve sivil toplumu kapsayan güçlü bir güvenlik ekosistemiyle desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Yapay zeka siber saldırıların maliyetini düşürürken etkisini artırıyor Raporda, yapay zekanın siber güvenlik alanında yeni bir araç olmanın ötesine geçerek saldırı ölçeğini, savunma hızını ve düzenleyici ihtiyaçları aynı anda dönüştüren stratejik bir güç çarpanı haline geldiği ifade edildi. Kamu kurumları, özel sektör ve kritik altyapılarda yapay zeka kullanımının hızla yaygınlaştığı, buna karşılık güvenlik, denetim ve yönetişim mekanizmalarının aynı hızda gelişmemesinin verimlilik artışıyla birlikte kırılganlıkları ve dijital bağımlılığı da büyüttüğü belirtildi. Bu çerçevede yapay zeka çağında siber güvenliğin yalnızca teknik güvenlik önlemleri üzerinden değil, ulusal kapasite, yönetişim ve stratejik hazırlık başlıklarıyla birlikte ele alınması gerektiği kaydedildi. Yapay zeka yeni güvenlik açıkları ortaya çıkarıyor Raporda, büyük dil modeli tabanlı sistemlerin istem enjeksiyonu, güvensiz çıktı işleme, hassas bilgi sızıntısı, tedarik zinciri zafiyetleri, aşırı yetki ve aşırı güven gibi yeni riskler ürettiği ifade edildi. Bu risklerin yalnızca teknik zaaflar olarak görülmemesi gerektiği, veri yönetişimi, denetim, hesap verebilirlik ve kurumsal karar kalitesi sorunları olarak değerlendirilmesinin önem taşıdığı vurgulandı. Yapay zeka destekli siber tehditlerin etkisinin teknik sistemlerle sınırlı kalmadığı, ulusal güvenlik, kritik altyapılar, kurumsal kapasite ve toplumsal güven üzerinde doğrudan sonuçlar ürettiği ifade edildi. Özellikle derin sahte ve sentetik medya üretiminin bilgi ekosistemini bozma, kurumsal meşruiyeti aşındırma ve kriz anlarında kamu güvenini zayıflatma potansiyeli taşıdığı ifade edildi. Raporda, bu çerçevede yapay zeka tabanlı tehditlerin yalnızca siber güvenlik alanında değil, aynı zamanda bilgi güvenliği, kamu otoritesinin sürekliliği ve toplumsal istikrar bakımından da stratejik sonuçlar doğurduğu vurgulandı. Bu nedenle teknolojik yaygınlaşmanın güvenlik boyutunun yalnızca yazılım ve donanım koruması düzeyinde değil, karar süreçlerinden kamu güvenine uzanan daha geniş bir çerçevede değerlendirilmesi gerektiği belirtildi. Siber güvenlikte en etkili model: İnsan ve yapay zeka iş birliği Hazırlanan raporda, yapay zeka sistemlerinin büyük veri kümeleri üzerinden saldırı örüntülerini, anomali sinyallerini ve olağan dışı davranışları daha hızlı tespit edebilse de insanların bağlamı yorumlama, yanlış pozitifleri ayıklama, kritik kararları doğrulama ve kurumsal etkileri değerlendirme kapasitesinin halen vazgeçilmez olduğu ifade edildi. Bu nedenle en gerçekçi ve sürdürülebilir yaklaşımın insan uzmanlığını dışlamayan, aksine yapay zekanın hız ve ölçek avantajını insan denetimiyle birleştiren hibrit savunma modeli olduğu vurgulandı. Kurumsal kapasite açısından temel meselenin ise otomasyonun güvenli, denetlenebilir ve sorumluluğu açık biçimde tanımlanmış hale getirilmesi olduğu bildirildi. Türkiye için kısa, orta ve uzun vadeli hedefler belirlendi Raporda, Türkiye için politika yanıtının kısa, orta ve uzun vadeli hedeflere dayanan, çok aktörlü ve güvenlik ekosistemiyle bütünleşik bir yol haritası şeklinde kurgulanması gerektiği ifade edildi. Kısa vadede merkezi koordinasyonun güçlendirilmesi, yapay zeka destekli siber riskler için ortak bir kurumsal çerçevenin oluşturulması ve kamu kurumları ile kritik altyapı işletmecilerinde kullanılan yapay zeka sistemleri için zorunlu envanter çıkarılması gerektiği belirtildi. Ayrıca sistemlerin işlediği veri türü, etki ettiği karar süreçleri, sahip olduğu yetki düzeyi ve bağlı olduğu dış servis sağlayıcıların görünür hale getirilmesinin önem taşıdığı, büyük dil modeli ve ajan tabanlı sistemler için veri sınıflandırması, işlem günlüğü, çıktı doğrulama ve insan onayı gibi asgari güvenlik kurallarının belirlenmesi gerektiği aktarıldı. Orta vadede regülasyon, standart, denetim ve sektörel dayanıklılık mekanizmalarının kurumsallaştırılması; kritik altyapılar ve kamu hizmetlerinde kullanılan yapay zeka sistemleri için sektörel teknik standartların geliştirilmesi; kamu alımlarında güvenlik, denetlenebilirlik, kayıt tutma, olay raporlama, tedarik zinciri görünürlüğü ve insan denetimi şartlarının açık biçimde tanımlanması gerektiği ifade edildi. Uzun vadede ise dış teknoloji bağımlılığının güvenlik sonuçlarını yönetebilen güçlü bir ulusal kapasite oluşturulması, test, doğrulama, sertifikasyon ve denetim kapasitesinin geliştirilmesi, uzman insan kaynağını güçlendiren sürdürülebilir iş birliği mekanizmalarının kurulması ve yerli siber güvenlik ile yapay zeka ekosisteminin desteklenmesinin hedeflendiği belirtildi. Ayrıca kimlik manipülasyonu, derin sahte, sentetik medya ve bilgi güvenliği risklerine karşı toplumsal farkındalığın artırılmasının ve yapay zekanın güvenli, denetlenebilir, hesap verebilir ve dayanıklı bir yönetişim çerçevesi içinde yönetilmesini sağlayacak kalıcı bir ulusal yapının kurulmasının önem taşıdığı vurgulandı. Siber güvenlik ulusal güvenliğin temel unsurlarından biri haline geliyor Raporda sonuç olarak, yapay zeka çağında siber güvenliğin yalnızca sistemleri korumanın ötesinde devlet kapasitesini, kurumsal karar kalitesini, toplumsal güveni ve stratejik özerkliği birlikte yönetme meselesi olduğu ifade edildi. Türkiye açısından başarı ölçütünün yapay zekanın güvenli, denetlenebilir, hesap verebilir ve dayanıklı bir ulusal çerçeve içinde yönetilebilmesi olduğu vurgulandı. Raporda, yapay zekanın teknik bir yenilik alanı olmanın ötesine geçtiği, ulusal hazırlık, stratejik dayanıklılık ve kurumsal eşgüdüm başlıklarıyla birlikte ele alınması gereken çok boyutlu bir güvenlik alanı haline geldiği kaydedildi.
Doç. Dr. Berat Akıncı: "Yeni kurulacak düzende hiçbir şey eskisi gibi olmayacak"
24 Nisan 2026 Cuma - 10:20 Doç. Dr. Berat Akıncı: "Yeni kurulacak düzende hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" Adana Alparslan Türkeş Üniversitesi’nden Doç. Dr. Berat Akıncı, İran’ın mevcut süreci bir rejim ve varlık mücadelesi olarak gördüğünü belirterek, "İran onurlu bir çıkış arıyor ancak yeni kurulacak düzende hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" dedi. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a düzenledikleri saldırılarla başlayan savaş yaklaşık 2 aydır sürüyor. Farklı ülkelere de sirayet eden savaşla ilgili ABD Başkanı Donald Trump, İran ile ateşkesi iki ülke arasındaki görüşmeler ilerleyene ve sonuçlanana dek uzatacağını açıkladı. Dün ise Trump, İran’ın siyasi anlamda bir "karmaşa" içinde olduğunu ve bunun çözülebilmesi için ateşkesi uzattığını savunarak "Zaman daralıyor" dedi. Hürmüz Boğazı’ndaki abluka da sürerken konuyla ilgili Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Berat Akıncı, değerlendirmelerde bulundu. "Kırmızı çizgiler İslamabad’da belirleniyor" Orta Doğu’da tarafların kırmızı çizgilerini İslamabad görüşmelerinde belirlediğini hatırlatan Akıncı, gelinen noktada diplomatik iradenin ön plana çıktığını söyledi. Özellikle Pakistan’ın yürüttüğü mekik diplomasisinin ve ABD Başkanı Trump’ın masaya çözüm iradesi koymasının kritik olduğunu vurgulayan Akıncı, "Taraflar açısından bakıldığında tarafların bölgedeki amaçlarının aslında farklı olduğunu ve bu farklı amaçlarının da gerçekleşme noktasında herkes elinin masada güçlü olmasını istiyor. Masada güçlü olmak içinde sahada da güçlü olmak gerekiyor. İran, Hürmüz Boğazı’nı kapatarak hem ekonomi jeopolitiği hem de enerji jeopolitiğindeki önemini artırıp savaşın küresel maliyetini da arttırmıştı. ABD’nin İran’ın Hürmüz Boğazı kartını tekrar elinden almak için ikinci bir ablukayla dengeleme açısı ve baskı aracı oluşturmasıyla kartları tekrar eline aldığını görüyoruz" diye konuştu. "İran, bu savaşı varlık yokluk savaşı olarak görüyor" ABD’nin barışa yakın olduğunu ifade eden Doç. Dr. Akıncı, "ABD, savaşarak sorunun çözülemeyeceğini anladı ve barışa yakın oldukları yönünde mesajlar gelmeye başladı. Durum İran açısından daha farklı çünkü İran, bu savaşı varlık yokluk savaşı olarak görüyor. Rejim açısından bakıldığında İran ya var olmaya devam edecek ya da bir şekilde rejim düşecek ve rejim ABD isteği doğrultusunda liderlik değişimi olacak. İran mevcut konumundan geri adım atmak istemiyor. İran’ın rejim değişikliğinde 1979’dan itibaren ilmek ilmek uyguladığı bir Orta Doğu politikası ve nükleer çalışması var. Dolayısıyla hem uranyum zenginleştirmesinde hem nükleere yönelik çalışmalarını tam bağımsızlık olarak görüyor. İran bazı noktalarda taviz verse de kendi egemenliğini sıkıntıya sokacak ve ulusal çıkarlarınızı zedeleyecek bir masaya oturmak istemiyor" ifadelerini kullandı. "Yeni bir düzen kurulacak" Bölge ülkelerinin ve Türkiye’nin desteğinin barış için hayati önem taşıdığını kaydeden Akıncı, şunları söyledi: "İran kadim bir devlet geleneğine ve diplomasi mantığına sahip. Ciddi askeri ve yönetsel kayıplar vermiş olsa da süreci ABD ve İsrail aleyhine domine etmeyi bildi. Kurulacak yeni bir barış masasıyla eski düzene dönülmesi bekleniyor ancak İran’ın da altını çizdiği gibi hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Yeni bir düzen kurulacak. Umuyoruz ki bu düzen, halkların Osmanlı dönemindeki gibi kardeşçe yaşadığı bir iklime evrilir. Aksi takdirde bölgedeki sıcak temas, küresel bir savaşı tetikleme riski taşıyor." "Uluslararası hukuk arka plana itildi" Küresel sistemin ve uluslararası hukukun tehdit altında olduğunu belirten Akıncı, Birleşmiş Milletler üyesi ülkelerin, ABD ve İsrail’in savaş hukukunu hiçe sayan politikalarını dengelemek adına sahada ve masada daha aktif olması gerektiğini sözlerine ekledi.
Milletvekili Bozgeyik’ten CHP yöneticilerine sert tepki
24 Nisan 2026 Cuma - 10:19 Milletvekili Bozgeyik’ten CHP yöneticilerine sert tepki AK Parti Gaziantep Milletvekili Bünyamin Bozgeyik, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında düzenlenen çocukların mehteran gösterisine CHP’lilerin sırtını dönerek protesto etmesine sert tepki gösterdi. Gaziantep’te gerçekleştirilen kutlama programında sahne alan çocukların mehteran gösterisi sırasında CHP’lilerin sırtını dönmesi kamuoyunda tartışma oluştururken, konuya ilişkin açıklama yapan Milletvekili Bozgeyik, yaşanan durumu "kabul edilemez" olarak nitelendirdi. "Tam bir gaflet içindeler" Bozgeyik açıklamasında, Gaziantep’in tarihî kimliğine ve milli değerlerine vurgu yaparak, "Adını şanlı direnişinden alan Gaziantep’te; o kahraman gazilerin minik torunlarının alın terine ve Mehteran gösterisine sırt dönen zihniyet, tam bir gaflet içindedir. Çocuklarımızın emeğine saygı, ecdadın mirasına vefa bizler için sarsılmaz bir esastır" dedi. "Bu tavır kabul edilemez" 23 Nisan’ın anlam ve önemine dikkat çeken Bozgeyik, Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu özel günde sergilenen tavrın kabul edilemeyeceğini belirtti. Açıklamasında, çocukların büyük emek ve heyecanla hazırladığı gösteriye sırt çevirenlerin hem bayramın ruhunu hem de toplumun değerlerini kavrayamadığını ifade etti. "Toplumsal birliğimize darbe" Mehteran gösterisinin tarihî ve kültürel önemine de değinen Bozgeyik, "Ecdadın gür sesi olan Mehter, yavrularımızın coşkusuyla birleşmişken sergilenen bu kibirli tavır; sadece o masum yürekleri incitmekle kalmamış, toplumsal birliğimizi de yaralamıştır" dedi. "O Makamları işgal etmeyin" Söz konusu tavrı sergileyenlere çağrıda bulunan Bozgeyik, Gaziantep halkından ve çocuklardan özür dilenmesi gerektiğini belirterek, "Milli değerlerimize ve çocuklarımıza sırt dönenlerin o makamları işgal etmesi kabul edilemez. Gaziantep halkından özür dileyin ve istifa edin" diye konuştu.
8 ülkenin dışişleri bakanlarından ortak Mescid-i Aksa açıklaması
23 Nisan 2026 Perşembe - 21:02 8 ülkenin dışişleri bakanlarından ortak Mescid-i Aksa açıklaması Türkiye, Mısır, Ürdün, Endonezya, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri dışişleri bakanları, İsrailli yerleşimcilerin ve aşırılıkçı bakanların, İsrail polisinin koruması eşliğinde Mescid-i Aksa/Harem-i Şerif’e yönelik devam eden baskınları ve avlusunda İsrail bayrağı çekilmesini kınadı. Türkiye, Mısır, Ürdün, Endonezya, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin dışişleri bakanları tarafından Mescid-i Aksa’nın hukuki statüsüne ve İsrail’in bu konudaki politikalarına ilişkin yapılan ortak açıklamada, "Kudüs’ün Müslüman ve Hristiyan kutsal mekanlarının tarihi ve hukuki statüsüne yönelik İsrail işgal makamlarının tekrarlanan ihlallerini, özellikle İsrailli yerleşimcilerin ve aşırılıkçı bakanların, İsrail polisinin koruması eşliğinde Mescid-i Aksa / Harem-i Şerif’e yönelik devam eden baskınlarını ve avlusunda İsrail bayrağının çekilmesini kınadılar. Bakanlar, Mescid-i Aksa / Harem-i Şerif’teki bu kışkırtıcı eylemlerin uluslararası hukukun ve uluslararası insancıl hukukun açık bir ihlali olduğunu ve dünya genelindeki Müslümanlara yönelik kabul edilemez bir provokasyon ve kutsal şehrin kutsiyetine yönelik açık bir ihlali teşkil ettiğini yinelediler" ifadelerine yer verildi. "Filistinlilere karşı devam eden şiddeti kınayarak sorumluların hesap vermesi çağrısında bulundular" Bakanların, Kudüs ile buradaki Müslüman ve Hristiyan kutsal mekanlarının tarihi ve hukuki statüsünü değiştirmeye yönelik her türlü girişimi kategorik olarak reddettiklerini belirttikleri açıklamada, "Bu statünün korunması gerektiğini vurguladılar ve bu bağlamda Haşimi himayesinin tarihi özel rolünü tanıdıklarını belirttiler. Bakanlar, 144 dönümlük Mescid-i Aksa / Harem-i Şerif alanının tamamının sadece Müslümanlara ait bir ibadet yeri olduğunu, Ürdün Evkaf ve İslami İşler Bakanlığı’na bağlı Kudüs Vakıfları ve Mescid-i Aksa İşleri Dairesi’nin, mübarek Mescid-i Aksa / Harem-i Şerif’in işleyişini yönetmek ve buraya girişi düzenlemek konusunda münhasır yetkiye sahip yasal merci olduğunu yinelediler. Bakanlar ayrıca, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve Uluslararası Adalet Divanı’nın 2024 yılındaki istişari görüşü de dahil olmak üzere uluslararası hukukun ağır bir ihlalini teşkil eden, İsrail’in 30’dan fazla yeni yerleşim birimini onaylama kararı da dahil olmak üzere hız kazanan yasa dışı yerleşim faaliyetlerini kınadılar. Bakanlar, işgal altındaki Batı Şeria’da Filistin okullarına ve Filistinli çocuklara yönelik ahiren gerçekleştirilen saldırılar da dahil olmak üzere, Filistinlilere karşı devam eden ve tırmanan yerleşimci şiddetini de kınayarak sorumluların hesap vermesi çağrısında bulundular" denildi. "İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’daki yasa dışı uygulamalarına son verme çağrılarını yinelediler" İsrail’in, işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde hiçbir egemenliğinin bulunmadığını vurgulanan açıklamada şunlar kaydedildi: "İşgal altındaki Filistin topraklarının ilhak edilmesi veya Filistin halkının yerinden edilmesine matuf herhangi bir adımı kategorik olarak reddettiler. Bakanlar, bu tür eylemlerin, Filistin Devleti’nin varlığını sürdürebilmesine ve iki devletli çözümün uygulanmasına yönelik kasıtlı ve doğrudan bir saldırıyı teşkil ettiğini, gerilimi artırdığını, barış çabalarını baltaladığını ve gerilimi düşürmeyi ve istikrarı yeniden tesis etmeyi amaçlayan süregelen girişimleri engellediğini belirttiler. Bakanlar, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirmesi; İsrail’i işgal altındaki Batı Şeria’da tehlikeli tırmanışı durdurmaya ve yasa dışı uygulamalarına son vermeye zorlaması yönündeki çağrılarını yinelediler. Bakanlar, uluslararası topluma sorumluluklarını üstlenme ve bu ihlallerin durdurulmasını teminen net ve kararlı tutum alma çağrısında bulundular. Bakanlar ayrıca, uluslararası topluma, iki devletli çözüm temelinde kapsamlı bir barışa ulaşılmak üzere siyasi bir çözümün ilerletilmesini teminen tüm bölgesel ve uluslararası çabaların yoğunlaştırılması çağrısında bulundular. Bakanlar, başta kendi kaderini tayin ve 4 Haziran 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin Devleti’ni hayata geçirme hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru haklarına verdikleri sarsılmaz desteği yinelediler."
TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Şu anda Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarını bitirmiştir"
23 Nisan 2026 Perşembe - 20:47 TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Şu anda Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarını bitirmiştir" TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na ilişkin, "Şu anda komisyon çalışmalarını bitirmiştir" dedi. TBMM Başkanı Kurtulmuş’un, ev sahipliğinde TBMM Tören Salonu’nda 23 Nisan Resepsiyonu verildi. Kurtulmuş, Resepsiyonda gazetecilerin sorularını cevapladı. Kurtulmuş, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na ilişkin olarak 21 toplantı yapıldığını belirterek, "Partilerimizin temsilcisi arkadaşlarla nihai bir rapor ortaya çıktı. Bu raporda ortaya çıkan irade katılan bütün partilerin ittifakı oluşmuş bir rapordur. O iradede 6’ıncı ve 7’inci bölümde dile getirilen önerilerin bir an evvel hayata yansıması gerekiyor. Şu anda komisyon çalışmalarını bitirmiştir" ifadelerini kullandı. Kurtulmuş, devletin güvenlik birimleri tarafından örgütün silah bıraktığının tespiti ve rapor edilmesi beklentisi olduğunu söyleyerek, bunun zamana yayılmış olduğunu ifade etti. Kurtulmuş, "Beklentimiz bütün siyasi partilerin özellikle TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin bu konuda yasal tekliflerini gerçekleştirmesi, parti grupları arasında müzakerelerin yapılması, neyin ne olduğunun nasıl yapılacağının gerçekleştirilmesi ve Mecliste yasal çalışmanın yapılmasıdır" dedi. Kurtulmuş, bir takvim olup olmadığına ilişkin soruya, "Bu işlerde komisyon kurulmadan daha takvim soruluyordu. Burada bir takvimden ziyade herkesin bu konuya görüşlerini tekzip etmiş siyasi partilerin bu konunun gerçekleştirilmesidir. Buna göre de kamuoyuyla paylaşmalarıdır" cevabını verdi.