POLİTİKA
DBB’nin düzenleyeceği barış paneline CHP’li Özgür Özel, MHP’li Feti Yıldız da davet edildi 03 Mayıs 2026 Pazar - 09:41:27 Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi (DBB) tarafından 12-16 Mayıs tarihleri arasında düzenlenecek olan Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu’na, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız da davet edildi. Diyarbakır’da 12-16 Mayıs arasında Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu düzenlenecek. Çeşitli atölyelerin yapılacağı forumda "Terörsüz Türkiye" sürecinin yansımaları, durumu ve toplumdaki yeri de tartışılacak. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından organize edilen uzun yıllar sonra ilk kez uluslararası forum olma özelliği kazanan Barış ve Özgürlük Formu’na, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile MHP Genel Başkan Yardımcısı Fethi Yıldız da davet edildi. 5 gün sürecek etkinliklerde farklı siyasi parti temsilcileri, STK’lar ve derneklerin de yer alması bekleniyor. 40’tan fazla atölye düzenlenecek Konuya ilişkin İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Serra Bucak, bugün içinde bulundukları, geçtikleri barış, müzakere, demokratik toplum inşa, toplumsal barışı inşa sürecine Diyarbakır’dan da bir katkı olması gerekçesiyle böyle önemli bir uluslararası bir toplantıyı, forumu yapmayı uygun bulduklarını söyledi. Başkan Bucak, "Eylül ayından beri çalışmaları sürüyor. Sizin de bahsettiğiniz gibi uluslararası bir buluşma olacak. Uluslararası alanlarda akademi dünyasından, düşün dünyasından, felsefe dünyasından, aktivistler dünyasından, barış için çalışan enstitüler, araştırma merkezleri, ulusal, uluslararası, bölgesel, yerel tüm ölçekleri kapsayan geniş katılımlı bir buluşma olacak. 12-16 Mayıs tarihinde Diyarbakır’da gerçekleşecek ve 40’tan fazla atölyeler eşzamanlı her gün belki 7-8-9, sayısı epey fazla olan atölyelerin eş zamanlı farklı mekanlarda devam edeceği ve aynı zamanda panellerin olacağı, panellerde de toplumsal uzlaşı anayasa ve hukuki düzen yeni barış sürecinde ve Türkiye’nin kendi barışını, demokratikleşmesini konuşurken statü anlamında Kürtlerin ve diğer toplulukların ya da anadillerin statüsüne ne olacak bağlamında panellerimiz olacak. Yine Orta Doğu’da çatışma, çözüm, barışın mümkün olup olmadığı, nasıl mümkün olacağı çözüm önerilerine dair dil atölyelerimiz olacak, dil panelimiz olacak" dedi. "İnsanların bir araya gelerek konuşamadığı süreci, her 10 yılda bir başka bir çeşitlilikte gördük" Dolu dolu 5 gün geçireceklerini kaydeden Bucak, şöyle devam etti: "Buradaki en önemli meselemiz müzakere ve barış konusunun sadece akademik yahut siyasi çevrelerce değil toplumun tüm kesimlerince tabandan yayılmış, tabana yansıtılmış atölyeler ve tabandan gelecek tartışmaların ışığında bize bir yön vermesi, bize bir çıktısının olması ve bundan sonraki süreç için gerek Diyarbakır kenti olarak gerek gerekse de daha büyük ölçekte ülkemizin barışı için bu atölyenin çıktıları tabandan nasıl ele alınabilir gençler, kadınlar, engelliler, hak savunucuları, aktivistler cephesinden diyerek tartışacağımız dolu dolu bir 5 gün geçireceğiz. Neredeyse insanların yan yana gelerek birbiri ile konuşamadığı bir süreci ne yazık ki hep birlikte her 10 yılda bir başka bir çeşitlilikte gördük. Yani her 10 yılda bir diyorum. Çünkü Türkiye’nin siyasi tarihinde ve toplumsal yaşamında işte darbeler 80 darbesi sonrası 90’lar, 90’lardaki OHAL rejimi, sonrasında 2000’lerle birlikte farklı bir yöne evirilen ama yine de ne yazık ki barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülemeyen başta Kürt sorunu ve Türkiye’nin pek çok çözülemeyen sorununa dair toplum bunun neresinde, toplumun aktivistleri, kadınları, gençleri, çocukları, çocuklar bu çatışma ortamında barışın tesis edilemediği ortamda hangi gerekçelerle haklarından maruz bırakılıyor gibi pek çok sorunu, pek çok meseleyi aslında toplumun farklı kesimlerinin, farklı katmanlarının atölyeler eliyle tartışmasını istiyoruz." "Bir arada yaşamanın mümkün olduğu konuşulacak" Forumun gerçek bir ortak zemine dönüşmesi için toplumun katılımına ihtiyaç var olduğunu vurgulayan Başkan Bucak, şunları söyledi: "Yakınlarına, akrabalarına bu forumun bu atölyelerin nasıl bir şey olduğunu anlatsınlar. Özellikle üniversiteli gençler, liseli gençler kendi akran gruplarında bu forumun Toplumsal Barış ve Özgürlükler Forumu’nun Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde yapılacak olan bu katılımcı ortak forumun gerçek bir ortak zemine dönüşmesi için toplumun katılımına ihtiyaç var. Toplumsal Barış ve Özgürlükler Forumunun ve ilgili panellerinin atölyelerinin oluşması için kurulmuş olan belediye bünyemizdeki koordinasyonumuza artı belediyemizi aşan gönüllülük ağına çok teşekkür etmek istiyorum. Ben diliyorum ve inanıyorum ki çok dolu dolu bir beş gün geçireceğiz. Bu kentte panellerde barışın mümkün olduğu konuşulacak. Bir arada yaşamanın mümkün olduğu ve nasıl yapılacağı konuşulacak." "Barış için amasız herkesi buraya davet ettik" Barış için amasız herkesi foruma davet ettiklerini dile getiren Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Doğan Hatun ise, "Daha önce uluslararası arenada bu tür anlamda çalışma yürüten kurum, kuruluş, sanatçı, akademisyenleri, şehrin bütün sivil toplum örgütlerini ve siyasi partilerini, siyasi partilerin bir büyük bir kısmı amasız hemen hemen yüzde 90’ına erişebildik ve katılım sağlayacaklarını da söylediler. Merkezi düzeyde de siyasi partileri davet ettik. Umarız gelecekler, bu süreci birlikte tartışırız. Merkezi düzeyde CHP’nin Genel Başkanını davet ettik. Yani açılış konuşması için davet ettik. Kuvvetle ihtimal son günlerde belli olur gelip gelmeyeceği. Yine aynı şekilde Milliyetçi Hareket Partisi’nden Feti Yıldız’ı davet ettik. O da son günlerde gelip gelmeyeceğini bilgi verecek. Yine DEM Parti, Demokratik Bölgeler Partisi, Diyarbakır’ın bütün sivil kuruluşlarını merkezi düzeyde barış için çalışma yürütmüş tecrübesi olan merkezi düzeyleri olanları zaten forma atölye olarak katılıyor. Yani bir katkı sunarak geliyor. Biz kimsenin arasına bir ayrım sokmadık. Barış için diyalog kurabilen, emek vermek isteyen, ter dökmek isteyen, bir damla su taşımak isteyen ama siz herkesi buraya davet ettik. Çünkü barış süreci böyle tartışılır yani. Herkesle tartışılır. Yani bu aynı zamanda kendisiyle birlikte toplumun bütün kesimlerinin de merkezi düzeyde şu an bir müzakere yürütüyor ve müzakere yürüten her iki tarafın da elini güçlendirecek bir şeye dönüşecek" diye konuştu. "Forumun çıktıları meclise ve siyasi partilere gönderilecek" Forumun yeni bir kapı aralayabileceğine değinen Eşbaşkan Hatun, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Daha rahat konuşabilecek, daha rahat tartışabilecek, müzakere edilebilecek yeni bir söz söyleyecek ki umutluyuz biz bu konuda. Biz de bütün atölyelerimizin de panellerimizin de diğer sanatsal çalışmalarımızın hepsinin kaydını alacağız zaten. Bir sonuç bildirgemiz de olacak ama nihai sonda da bir kitapçık gibi, bir broşür gibi bu forumda neler tartışıldı, çözüm önerileri nelerdi, neler eleştirildi, neler önerildi, hepsini bir kitapçık haline getirip bütün kamuoyuyla da paylaşacağız bunu elbette. Ve bu siyasi partilerin merkezlerine de göndereceğiz, meclise de göndereceğiz. Ve bu konuda söz sahibi amasız herkes dezavantajlılar da gençler de kadınlar da sanat icra etmek isteyenler de mecbur kalıp buradan göç etmek zorunda kalabilecekleri riskleri de tartışabilecekleri, bir zemin oluşturabilir. Dönüp dolaşıp elbette ki de temel, nihai mesele, Kürtler ve Türkler arasındaki bu bin yıllık bir meselenin en son nihai son 100 yıldaki, son 50 yıldaki çatışmalı sürecin neye evirilmesi gerektiğini bir genç, dezavantajlı bir vatandaş ve bu diğer çalışma alanlarındaki insanlar kendini bu ülkenin, bu coğrafyanın, bu şehrin neresinde görecek ve neyi planlamış, neyin olmasını isteyecek? Bu barışın mutlak sona evirilmesinde o ruh hali, o psikolojik buhran hali neye evrilecek? Yani mevcut nedir, neye evrileceği tartışabileceğimiz çok detay kapsamlı bir mesele. Barış ortamında yaşamak her insanın doğduğu andan beri hakkıdır. Hatta geçmiş tarihinden beri hakkıdır. Bu tür barış sorunları atölyelerde bütün insanların birlikte eşit, adil, özgür yaşayacağı yarınları örgütlemek için yapılır. Ve biz de böyle bir çalışmayı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi olarak başta kendi kentimize, kendi halkımıza ve bütün halklara bir ışık sunmasını umut ediyoruz."
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 21:28 TBB’de kriz oluşturan ‘mektup’ gerginliği sonrası Alemdar’dan sert eleştiri Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) seçimlerinde yaşanan ve arbedeye dönüşen ’mektup’ gerginliğinin ardından Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Kamusal bir statüsü olmayan ismin mesajını divanda okunması açık bir usul hatasıdır" dedi. TBB Meclisi; Başkan, Meclis Başkanlık Divanı, İhtisas Komisyonu Üyeleri ile Encümen Üyeleri seçimi yapılması için Ankara’da bir araya geldi. TBB Başkanvekili ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in açılış konuşmasının ardından Divan’da konuşan Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, İBB davası kapsamında tutuklu bulunan ve İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu’nun mektubunu okumak istemesi üzerine, salonda tepkiler oluştu. Çavuşoğlu’nun mektubu okumaya başlamasıyla birlikte AK Partili belediye başkanlarıyla CHP’li belediye başkanları arasında tartışma yaşandı. Belediye başkanlarının tartışmaları kısa sürede fiziksel arbedeye dönüştü. Tepkilerin ardından salonda bulunan bir grup kürsüye yöneldi ve bunun üzerine fiziksel arbede yaşandı. Yaşanan arbedenin ardından Olağan Meclis Toplantısı’na bir süre ara verildi. "Kamusal bir statüsü olmayan ismin mesajını divanda okunması açık bir usul hatasıdır" Kamuoyunun gündemine oturan olaylı oturumun ardından Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, konuya ilişkin sosyal medyasından açıklamada bulundu. Alemdar, "Türkiye Belediyeler Birliği, kamu yararına çalışan, her görüşten belediye başkanının üye olduğu bir çatı kuruluşudur. Bu yapının tarafsızlığı ve kurumsal itibarı hepimiz için esastır. Kamusal bir statüsü olmayan ismin mesajını divanda okunması açık bir usul hatasıdır. Kurumların teamüllerine ve ciddiyetine gölge düşüren bu tür uygulamalar kabul edilemez. Her zemini siyasi ikbal için istismar etmeye kalkmak, en başta kurumlara zarar verir. TBB bir partinin arka bahçesi değildir, olmaz. Bu tavır, yerel yönetimlerin birlik ruhunu yaralar. Tekrar soruyoruz, ‘Bu yapılan doğru bir şey mi?" dedi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Bütün dünyanın nefretini toplamış olan bir hükümetten Netanyahu hükümetinden bahsediyoruz"
01 Ekim 2025 Çarşamba - 21:30 TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Bütün dünyanın nefretini toplamış olan bir hükümetten Netanyahu hükümetinden bahsediyoruz" TBMM başkanı Numan Kurtulmuş, "Bütün dünyanın nefretini toplamış olan bir hükümetten bahsediyoruz. Netanyahu hükümetinden bahsediyoruz. Dünyada bu anlamda halkların nezdinde geniş kitlelerin nezdinde meşruiyetini kaybetmiş bir İsrail hükümetinden bahsediyoruz. Dolayısıyla eğer böyle bir saldırganlığı bu kadar büyük bir vahşeti yeni bir adım olarak ortaya koyarsa dünyanın birçok yerinde çok daha güçlü bir İsrail karşılığı, siyonizm karşılığı, Netanyahu karşılığı bir dalga ortaya çıkar diye düşünüyorum" dedi. TBMM Başkanı Kurtulmuş, TBMM 28. Dönem 4. Yasama yılı resepsiyonunda gazetecilerin sorularını cevapladı. Kurtulmuş, resepsiyondaki katılımın başlı başına Türkiye’nin demokrasisi bakımından fevkalade önemli olduğunu belirterek, "Biz bütün siyasi görüşlerin mücadele ettiği, fikri ve siyasi mücadele alanının Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu on yıllar boyunca söylüyor ve özellikle bu terörsüz Türkiye ile ilgili çalışmalar başladı. Bu salonda komisyon toplantılarını yapmaya başladığımızdan bu yana partiler arasında ciddi ve kuvvetli bir diyalog zeminin oluştuğunu görüyorum. Bugün de Sayın Cumhurbaşkanımızın Meclise gelmesinden sonra arkada başkanlık Divanı‘ndaki odada Sayın Cumhurbaşkanımız, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DEM Parti Grup Genel Başkanı, Eş Genel Başkanlar, Grup Başkanvekilleri, İYİ Parti ve diğer partilerin başkanları geldiler. Tabii nihayetinde bir sıcak sohbet oldu, gerçekleşti. Ardından Sayın Cumhurbaşkanımızın Meclisin resepsiyonuna gelmesiyle birlikte de burada arkadaki mermerli salonda bir çay kahve içme imkanı oldu. Ben katılım bütün siyasi partilerimizin başkanlarına ve temsilcilerine yürekten teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. Kurtulmuş, CHP’nin resepsiyona katılmamasına ilişkin soruya, "Özellikle Ekim ayı bizim için önemli. Anayasal bir gün. Meclisin açıldığı bir gün ve orada bütün siyasi partilerimizin var olması gelen Cumhurbaşkanı’nın fikirlerini kabul ettikleri anlamına gelmez. Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir tane cumhurbaşkanı var. Sistem gereği Cumhurbaşkanı’nın aynı zamanda AK Parti Genel Başkanı olduğunu ben de biliyorum. Ama bütün bu siyasi farklılıklara rağmen siyasi nezaket Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın konuştuğu özel oturumda bütün siyasi partilerin olmasının daha şık olacağını bize söylüyor. Keşke Cumhuriyet Halk Partisi de Genel Kurul salonunda olsaydı" şeklinde konuştu. Kurtulmuş, Anayasa ve komisyon çalışmalarına ilişkin "Sizin ifade ettiğiniz kadarıyla buradaki uzlaşı ortamını ve diyalog ortamının koruması durumunda. Bu yasa için çalışmaların başlamasını beklemeliyiz. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’yla Anayasa çalışmaları ya da diğer yasa çalışmaları birbirinden tamamen alakasız konular. Ancak bu komisyonda bu kadar farklı siyasi partilerin milletvekilinin bir araya gelmesi, şimdiye kadar aldığı üç kararı ittifakla alması, hemen hemen çok farklı siyasi fikirleri, büyük olgunlukla dinlemesi ve bugüne kadarki komisyon çalışmalarını sürdürmesi aslında tam da aradığımız, özlediğimiz Türkiye’deki olgun demokratik ortamı önemli bir yansımasıdır, göstergesidir. Ümit ederim ki burada oluşan siyasal gücümüz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin geneline sirayet eder. Ve tabii bu çalışmalar içerisinde hem yasa yapma çalışmaları vardır hem de Türkiye’de toplumun büyük bir beklentisi olur. Yeni özgürlükçü, katılımcı, demokratik, kapsayıcı bir anayasa yapılabilmesi bakımından da olgun bir siyasi müzakere ortamını ortaya koyar. Ben bu çalışmaların sürmesini ardından en kısa sürede tamamlanmasıyla birlikte aslında Türkiye’nin demokratik standartları bakımından bir eşiğin daha aşılacağına inanıyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin en zor konusunu bu 50 yıllık terörle ilgili meseleyi halledebilmiş olan bir Meclis önündeki daha kolay meseleleri de rahatlıkla halleder diye düşünüyorum. Bunların başında da anayasa çalışmaları, Meclis iç tüzüğü, siyasi partiler yasası ve seçim yasası başta geliyor" diye konuştu. İsrail konusunda Kurtulmuş, "İsrail bu kadar büyük gücüne, arkasına aldığı güçlü devletlere rağmen medyada, finans çevrelerinde, siyasette, askeri alandaki çok kendisini kuvvetli gördüğü bir noktada İsrail’in soykırımcı, katil, başbakanı konuşurken Birleşmiş Milletler Salonu bomboş hale geldi. Dünya milletleri İsrail’i yalnızlaştırdı. Ve bundan sonra da İsrail’in yalnızlaşma süreci devam edecek. Şunu açık söylemek isterim. Bu küresel kararlılık filosu uluslararası sularda hareket ediyor. Ve uluslararası sularda da bütün gemilerin seyri sefer güvenliği korunmuştur. İsrail’in böyle bir delilik yapmayacağı kanaatindir. Eğer yaparsa bunun sonuçlarının İsrail bakımından fevkalade hazin olacağı da ortadadır. Bütün dünyanın nefretini toplamış olan bir hükümetten bahsediyoruz. Netanyahu hükümetinden bahsediyoruz. Dünyada bu anlamda halkların nezdinde geniş kitlelerin nezdinde meşruiyetini kaybetmiş bir İsrail hükümetinden bahsediyoruz. Dolayısıyla eğer böyle bir saldırganlığı bu kadar büyük bir vahşeti yeni bir adım olarak ortaya koyarsa dünyanın birçok yerinde çok daha güçlü bir İsrail karşılığı, siyonizm karşılığı, Netanyahu karşılığı bir dalga ortaya çıkar diye düşünüyorum. Dolayısıyla ben böylesine ileri bir adıma atlayacaklarını düşünüyorum" dedi.
Başkan Tetik: "Ben devletimden para istemiyorum. Bize 100 personel gönderin, maaşını ben ödeyeyim"
01 Ekim 2025 Çarşamba - 17:41 Başkan Tetik: "Ben devletimden para istemiyorum. Bize 100 personel gönderin, maaşını ben ödeyeyim" Aydın’ın Nazilli ilçesindeki ‘Millet Bahçesi’ tartışmasına ilişkin açıklama yapan Nazilli Belediye Başkanı Ertuğrul Tetik, "Millet Bahçesi’nin bakımsız kalmasının sorumlusu belediye değil, burayı belediyeye devretmeyenlerdir" dedi. Başkan Ertuğrul Tetik, AK Parti Nazilli İlçe Başkanı Volkan Beyazıt’ın "Millet Bahçesi belediye yüzünden harabeye döndü" iddialarına karşı belediye ile protokolün 2023 yılında bittiğini hatırlatarak "Bir yıl boyunca defalarca yazışarak tahsis istedik ama yapılmadı. Belgeler ortada" diye konuştu. Nazilli Belediye Başkan Dr. Ertuğrul Tetik, "26 Nisan 2021’de 2 yıllık ön tahsis yapılmış. Süre 26 Nisan 2023’te bitmiş. O tarihte ben görevde değildim. Ben Nisan 2024’te geldim, yani protokolün bitiminden tam bir yıl sonra. Ayrıca o dönemin Belediye Başkanı Sayın Kürşat Engin Özcan’ın da bizim gibi büyük özen gösterdiği Millet Bahçesi maalesef belediyenin ihmali olmamasına rağmen bakımsız kalmasının suçu bize atıldı. Millet Bahçesi’nin belediyeye devri, belediyenin ihmali yüzünden değil, sürenin dolması nedeniyle gerçekleşmedi" dedi. "İmkansızlıklara rağmen 3 personelimizi görevlendirdik" Göreve başladıktan sonra Millet Bahçesi için çalışma yaptıklarını vurgulayan Başkan Tetik, "Mayıs 2024’te oradaki kafeyi down sendromlu gençlerimize teslim ettik. Hem kafeyi işletmelerini hem de bahçesinin bakımını yapmalarını istedik. Elektrik, su ve bakım giderlerini de biz üstlendik. Göreve geldiğimizden bu yana süreç resmi yazışmalarla belgelidir. 31 Mayıs 2024, 5 Haziran 2024, 21 Şubat 2025 ve Haziran 2025’te Nazilli Milli Emlak’a başvuru yaptık. Ama hiçbirine olumlu dönüş yapılmadı. Temmuz 2025’te ise resmi yazı geldi ve tahsisin Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’ne yapıldığı bildirildi. Burayı sözleşme olmadan temizlemeye ve bakmaya devam etsem suç işlemiş olurdum" dedi. "Madem bilmiyorsun, sor, öğren" Dün yapılan basın açıklamasına gönderide bulunan Başkan Tetik, AK Parti Nazilli İlçe Başkanı Volkan Beyazıt’a seslenerek: "Ortada resmi yazılar, belgeler, güncel tarihli fotoğraflar var. Bilmeyebilirsin ama bilene sorabilirsin. Ağızdan çıkan sözün ispatlı olması lazım" ifadelerini kullandı. "Bana personel verin, maaşını ben ödeyeyim" Belediyedeki personel eksikliğine dikkat çeken Başkan Tetik, "Belediye daha bize geçmeden 2022 yılında 184 personel varken, 2024 Nisan’da sayı 192’ye çıktı. Bugün ise sadece 43 çalışanımız var. İŞKUR’dan da destek yok. Buna rağmen 3 kişiyi sürekli Millet Bahçesi’nde tuttum. Nerede 194 kişi, nerede 43 kişi? El insaf. Biz 43 kişi ile tüm Nazilli’nin temizliğini yapmaya çalışıyoruz. Belediyeyi devraldığımızda yaşadığımız borç yükünü bugün itibari ile oldukça hafiflettik. Bundan sonra yatırım dönemindeyiz. Ben devletimden para istemiyorum. Bize 100 personel gönderin, maaşını ben ödeyeyim. 82 mahalleye 43 kişiyle hizmet vermek imkansız. İşçi olmadan bu yükün altından kalkamayız. Bu konuda destek istiyorum" dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Türkiye Cumhuriyeti Devleti egemenliğini asla pazarlık konusu yapmaz"
01 Ekim 2025 Çarşamba - 17:20 Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Türkiye Cumhuriyeti Devleti egemenliğini asla pazarlık konusu yapmaz" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hiçbir dünyevi güç karşısında diz çökmez, boyun eğmez, taviz vermez ve egemenliğini asla pazarlık konusu yapmaz" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 28. Dönem 4. Yasama Yılı açılışına katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Meclis’e gelişinde TBMM Başkanvekili Celal Adan resmi törenle karşıladı. Yeni yasama yılının açılışında konuşan Erdoğan, "Her Meclis açılışında, yeni yasama yılının ilk gününde, bundan 105 yıl önceki o heyecanı, o tarifsiz gururu hepimiz yaşıyoruz. Halkın doğrudan oylarıyla seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olarak ben de bu kürsüde, yani milletin kürsüsünde sizinle aynı heyecanı tadıyor; sizlerin gururuna ortak olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Meclisimizin yeni yasama yılının milletvekillerimiz, ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum" diye konuştu. "Kuruluşundan itibaren bu yüce çatı altında görev yapmış, ülkesine ve milletine samimiyetle hizmet etmiş, ama artık aramızda olmayan tüm milletvekillerimizi rahmetle anıyorum" diyen Erdoğan, "Bilhassa milletin emanetine leke sürdürmedikleri için canlarına kastedilen Ali Şükrü Bey’in, Adnan Menderes’in, Hasan Polatkan’ın, Fatin Rüştü Zorlu’nun aziz hatıralarını burada kemal-i hürmetle selamlıyorum. 1 Ekim 2024’te başlayan ve 21 Temmuz 2025’te sona eren 28. Dönem 3. Yasama Yılı ülkemizde, bölgemizde ve dünyada tarihi gelişmelerin vuku bulduğu bir dönemde yoğun bir çalışma takvimine sahne oldu. Meclisimiz gerek yasama ve komisyon, gerekse parlamenter diplomasi alanındaki faaliyetleriyle milletimizin iradesini en güzel şekilde temsil etti. Bunun için Gazi Meclisimizin tüm mensuplarına, bu çatı altında görev yapan tüm personele şahsım, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum. Aynı şekilde önümüzdeki yaklaşık 10 ay boyunca teklifleriyle, önergeleriyle, yapıcı tenkitleriyle, ufuk açıcı değerlendirmeleriyle, siyasetin kalitesini artıran fikirleriyle yasama faaliyetlerine katkı sunacak her bir parlamenterimize, siyasi parti ayrımı yapmaksızın şimdiden minnettarlığımızı iletiyorum" dedi. Milli egemenliğin temsil ve tecelli makamı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4’üncü ve sonraki yasama yıllarında da aynı ruh, aynı kararlılıkla çalışacağına inandığını ifade eden Erdoğan, "Her zaman söylediğimiz gibi aslolan, milletin ve memleketin esenliğidir, huzurudur. Bu aziz millete hayırlı hizmetler ve eserler kazandırabilmektir. Aslolan, vatandaşı olmaktan şeref duyduğumuz Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet mesut, muvaffak ve muzaffer kılabilmektir. Aslolan, Türkiye Yüzyılı hedeflerimizi kuvveden fiile çıkarmak için canla başla çalışmak, gecesini gündüzüne katabilmektir. Bu mücadele, iktidar ve ittifak olarak sadece bizim görevimiz değildir. Şu anda yüce Meclis’in Genel Kurul salonunda milletimizin tensipleriyle bulunan her bir milletvekilimizin de asli vazifesidir" şeklinde konuştu. Millete ve memlekete hizmet yolunda bir ve beraber olunduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Büyük ve güçlü Türkiye ülküsüne giden yolda hepimiz biriz, beraberiz. Milletimizin hak ve hukukunun savunulmasında hepimiz biriz, beraberiz. Uğruna nice bedeller ödediğimiz demokrasimizin yüceltilmesinde hepimiz biriz, beraberiz. Vatanımız, bayrağımız, mukaddes değerlerimizle birlikte Cumhuriyetimizin muhafaza ve müdafaasında aynı şekilde hepimiz biriz, beraberiz. Bu kader birlikteliğimiz top seslerinin Polatlı’dan yankılandığı günlerde de böyleydi; bugün de değişen hiçbir şey yoktur. Siyasetin farklı kulvarlarında rekabet halinde olsak da, söz konusu Türkiye olduğunda herkesin ortak bir paydada buluşma erdemi göstermesi, hem millete karşı sorumluluğumuzun hem de milli menfaatlerimizin gereğidir" açıklamasını yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Meclis çalışmalarının milletin iradesini en güçlü şekilde yansıttığını vurguladı. Erdoğan, "Mesele Türkiye’yse gerisi teferruattır. Bu anlayışla hareket eden herkesin başımızın üstünde yeri olduğunu tekrar hatırlatıyorum. Yeni yasama yılının aziz milletimizin iradesinin en parlak şekilde tebellür ettiği; intizam ve insicamın asla bozulmadığı; saygı, hoşgörü ve uzlaşının öne çıktığı verimli, bereketli ve başarılı bir yıl olmasını temenni ediyorum. Milletimizi temsil gibi ulvi bir vazifeyi ifa eden milletvekillerimize, siyasi partilerimize, Meclisimizin tüm birimlerine çalışmalarında Rabbimden üstün başarılar niyaz ediyorum" dedi. Bu sene 105’inci yaşını idrak eden Türkiye Büyük Millet Meclisinin Milli Mücadele’yi başarıyla sevk ve idare eden, Cumhuriyeti kuran irade olduğunu aktaran Erdoğan, "İstiklal Harbi’nin en zor günlerinde, en kritik kararları istikbal mücadelemizin karargâhı olarak hayati görev üstlenen bu çatı altında almıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, evet, gazi bir Meclistir. Burası, ’Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir’ düsturuyla milli iradenin tecelligahı olmuştur. Yüce Meclis, Türkiye’nin toplumsal tabanı en geniş istişare mekanizması olarak aynı zamanda demokrasimizin merkez üssüdür. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Milli Mücadele’yi zaferle taçlandırarak milletimizi bağımsızlığına kavuştururken 105 sene boyunca da kalkınma ve demokratikleşme mücadelemizin mihmandarlığını yürütmüştür" dedi. 105 yıldır "milli iradenin egemenliği" ilkesi başta olmak üzere milletini hak ve hürriyetler alanında elde ettiği sayısız kazanımların altında Meclisin üyelerinin imzası, emeği, alın teri ve mücadelesi olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "15 Temmuz gecesi, savaş uçaklarının sonik patlamalarına ve tepesine yağan bombalara rağmen milletin emanetine korkusuzca sahip çıkan Meclisimiz, ikinci defa gazilikle müşerref olmuştur. İstiklal Harbi’nde yedi düvele direnerek tarihe geçen bu yüce çatı, tam da kendisine yakışır bir cesaretle 15 Temmuz darbe girişimini püskürterek, adını dünya parlamentoları içinde müstesna bir yere onurla yazdırmıştır. Bugün burada milleti temsil görevini şanla, şerefle, büyük bir mesuliyet duygusuyla yerine getiren tüm milletvekillerimizin 15 Temmuz ruhunu her daim ihya edeceklerine inancım sonsuzdur. Bu vesileyle Malazgirt’teki ilk akınlardan İstanbul’un fethine, Kurtuluş Savaşı’ndan 15 Temmuz destanına, istiklal ve istikbalimiz uğruna canlarını feda eden tüm şehit ve gazilerimizi rahmetle yad ediyorum. Hepsinin ruhları şâd, kabirleri nur, makamları cennet olsun diyorum" diye konuştu. "Bu yüce çatı, Gazze sınavını tarihimize ve milli seciyemize yaraşır biçimde, tam ve eksiksiz şekilde iftiharla vermiştir" Cumhurbaşkanı Erdoğan, meşruiyetini doğrudan doğruya milletten alan Türkiye Büyük Millet Meclisinin daima hakkın, haklının ve mazlumun yanında yer aldığını belirterek, Gazze konusunda Mecliste gösterilen hassasiyete dikkat çekti. Erdoğan, "İsrail yönetiminin Gazze’de ve Filistin’in diğer bölgelerinde iki yıldır sürdürdüğü soykırıma, bölgede estirdiği devlet terörüne en güçlü tepki, 86 milyon vatandaşımızın temsil edildiği bu koltuklardan yükseldi. Gazze’deki ’toplu kıyıma’ karşı sergilediği tavizsiz tavırla milletimizin vicdanına tercüman olan Meclisimiz, yayımladığı 7 ortak bildiriyle farkını ortaya koymuştur. Özellikle Genel Kurul tarafından 29 Ağustos’ta kabul edilen ’İsrail’in Filistin Halkına Yaptığı Soykırım Hakkında Tezkere’, zulme göz yumanlar ve gaflet çukurunda boğulanlar için çok güçlü bir mesaj teşkil etmiştir" değerlendirmesini yaptı. Filistin’i Destekleyen Parlamentolar Grubu bünyesindeki çalışmaların da Gazze ve Filistin diplomasisi bağlamında Meclisin bir diğer başarısı olduğunu vurgulayan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Hasılı bu yüce çatı, Gazze sınavını tarihimize ve milli seciyemize yaraşır biçimde, tam ve eksiksiz şekilde iftiharla vermiştir. Filistinli mazlumlarla dayanışma sergileyen siyasi partilerimize ve değerli milletvekillerimize kalpten teşekkür ediyorum. Rabbim hepinizden razı olsun. Biz de geçen hafta katıldığımız Birleşmiş Milletler 80’inci Genel Kurulu başta olmak üzere her platformda Filistin davasının gür sesi olduk. Şahsımızı, hükümetimizi ve ülkemizi hedef alan karalama kampanyaları karşısında izzetli duruşumuzu en güçlü şekilde muhafaza ettik. Dünyanın en modern silahlarıyla topraklarına saldıran işgal kuvvetlerine kahramanca direnen Gazze’nin yiğit evlatlarını asla yalnız bırakmadık. Gazze’ye 102 bin tonu aşan insani yardım ulaştırarak, İsrail’le ticareti bundan 1,5 yıl önce tamamen keserek, Uluslararası Adalet Divanı’nda açılan soykırım davasına müdahil olarak, daha burada sayamayacağımız nice diplomatik, hukuki, ekonomik adımla Allah’a hamdolsun Gazzeli kardeşlerimizin yanında dimdik durduk. Türkiye’nin çabalarının en yakın şahidi Gazzeli kardeşlerimizdir" ifadelerini kullandı. Filistin halkının da Türkiye’nin samimi gayretlerini çok iyi bildiğini dile getiren Erdoğan, "Bizim kendileri için neler yaptığımızı, nasıl bir özveriyle gayret ettiğimizi çok ama çok iyi bilmektedir. Ancak buna rağmen ülkemizin ve hükümetimizin bu konuda sicili hiç de parlak olmayan çevrelerden gelen haksız ve hadsiz eleştirilere maruz kaldığını görüyor, bundan dolayı büyük üzüntü duyuyoruz. Ne şahsımız ne de birlikte yol yürüdüğümüz arkadaşlarımız, birileri gibi Filistin davasıyla 2 yıl önce tanışmadık; biz bu davaya ömrümüzü adadık. Allah izin verirse son nefesimize kadar da Filistin’in ve ilk kıblemiz Kudüs-ü Şerif’in hakkını korkusuzca savunmaya devam edeceğiz. Şundan hiçbir şüphe duymuyorum: İnşallah tarih, Gazze’deki bu omurgalı duruşumuz sebebiyle Türkiye Cumhuriyeti’ni çağının vicdan abidesi olarak altın harflerle yazacaktır. Burada şunun da özellikle bilinmesini isterim: Amerikan Başkanı Sayın Trump’la gerçekleştirdiğimiz görüşmede de Gazze’de akan kanın durdurulması gündemimizin ilk sırasındaydı. Bu konuda tekliflerimizi yaptık, çıkış yollarını gösterdik, kalıcı barış için nelere ihtiyaç duyulduğunu çok net biçimde ortaya koyduk" şeklinde konuştu. "Hak ettikleri o kalıcı barış ortamıyla Filistinlileri buluşturmak, önce İslam dünyasının, sonra da uluslararası toplumun Gazze’ye borcudur" "Savaşın kazananı, adil bir barışın kaybedeni olmayacak" sözlerini yineleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Filistinli kardeşlerimiz onurlu mücadeleleriyle barışı ve huzuru dünyada en fazla hak eden millettir. Hak ettikleri o kalıcı barış ortamıyla Filistinlileri buluşturmak, önce İslam dünyasının, sonra da uluslararası toplumun Gazze’ye borcudur. Gazze kana, gözyaşına ve yıkıma artık doymuştur. Bu utanç bir an önce son bulmalıdır. Biz tek bir masumun daha hayattan kopartılmasını, tek bir çocuğun daha açlıktan ölmesini, Gazze’ye tek bir bombanın daha düşmesini istemiyoruz. Türkiye olarak bunun için çalışmaya tüm gücümüzle devam edeceğiz. 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen, toprak bütünlüğüne sahip bir Filistin Devleti kuruluncaya kadar inşallah mücadelemiz sürecek" dedi. Yaşanan onca acıya, oluk oluk akıtılan onca masum kanına rağmen umudun muhafaza edildiğini belirten Erdoğan, "Nasıl ki 14 yıllık karanlığın ardından Suriye’nin özgürlüğüne kavuştuğunu görmeyi Rabbim bizlere nasip ettiyse, inşallah ’nehirden denize’ barışın, huzurun ve güvenliğin hâkim olduğu güzel günleri de göreceğimize tüm kalbimle inanıyorum. Gazzeli ve Filistinli kardeşlerimize de buradan dayanışma mesajlarımızı gönderiyor; her zaman yanlarında olan Türkiye’nin inşallah bundan sonra da yanlarında olmaya devam edeceğini önemle ifade ediyorum" diye konuştu. Bahçeli’ye ve DEM Parti’ye ’terörsüz Türkiye’ teşekkürü MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ’terörsüz Türkiye’ çağrısını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Geçen yıl tam bu vakitte yeni yasama dönemi başlangıcında, bu kürsüde iç cephemizin tahkimine dikkat çekmiş; topluma örnek olacak şekilde Meclisimizin iktidar ve muhalefetiyle uyum, ittifak, uzlaşı, karşılıklı saygı çerçevesinde çalışması temennilerimi dile getirmiştim. Aynı gün Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, gerek Meclis Genel Kurulu’nda nazik tavrıyla, gerekse Meclis dışında yaptığı ufuk açıcı beyanatlarıyla, iktidar ve muhalefetiyle terörsüz bir Türkiye’nin inşası için düşüncelerini paylaştı" açıklamasını yaptı. Geride bırakılan 1 yıl içinde ’terörsüz Türkiye’ hedefine yönelik tarihi nitelikte adımlar atıldığını, önemli mesafeler alındığını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu vesileyle engin siyasi tecrübesi, birikimi ve dirayetiyle terörsüz Türkiye idealimizin mimarlarından olan Sayın Devlet Bahçeli’ye bir kez de huzurlarınızda ülkem ve milletim adına teşekkürlerimi ifade ediyorum. Aynı şekilde bu 1 yıllık süreçte yapıcı duruş ve çabalarıyla Türkiye’nin terörden arındırılması yolunda önemli katkılar vermiş olan DEM Parti heyetine ve yönetimine de şükranlarımı sunuyorum. Son nefesine kadar terör duvarının yıkılması, milletimizin her karışında barış ve kardeşliğin egemen olması için ter döken İstanbul Milletvekili Sayın Sırrı Süreyya Önder’i de burada rahmetle anıyorum. Geride bıraktığımız 1 yıl içinde terör örgütü saldırılarını durdurmuş, kendisini feshettiğini açıklamış, sembolik bir törenle silahlarını yakmıştır. 1984’ten bu yana hem on binlerce can kaybına hem de 2 trilyon dolarlık ekonomik kayba yol açan terör belası böylece bitme noktasına gelmiştir. Sürecin son derece hassas olduğunun farkındayız ancak en başından itibaren olumlu bakıyoruz, olumlu bakmak için çaba sarf ediyoruz" diye konuştu. "Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hiçbir dünyevi güç karşısında diz çökmez, boyun eğmez, taviz vermez ve egemenliğini asla pazarlık konusu yapmaz" "Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hiçbir dünyevi güç karşısında diz çökmez, boyun eğmez, taviz vermez ve egemenliğini asla pazarlık konusu yapmaz" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu meyanda bazı muhalefet partilerinin tahrikleriyle zihinlerinde soru işareti oluşan vatandaşlarımız varsa hepsi müsterih olsunlar. Özellikle şehitlerimizin muhterem aileleri ve gazilerimiz bilsinler ki, onların aziz hatıralarına gölge düşürecek hiçbir adımın atılmasına ne hükümet olarak biz, ne Cumhur İttifakı’ndaki ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi, ne de bu yüce Meclis müsaade edecektir. Hedefimiz; terörün bitmesi, kardeşliğin kuvvetlendirilmesidir. Adımlarımızı sadece ve sadece bu hedefe yönelik atıyoruz. Terörsüz Türkiye idealimizin en önemli merkezi, hiç kuşku yok ki burası, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Meclis çatısı altında ’Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’, siyasi partilerimizin kahir ekseriyetinin temsilcileriyle çalışmalarına başlamış, şu ana kadar da 12 toplantı yapmıştır. Komisyon, çalışmalarını tamamladığında şüphesiz elimizde çok önemli doneler olacaktır. Komisyonda dile getirilen önerilerin istişare ve uzlaşma neticesinde hayata geçirilmesi bir sonraki aşamayı teşkil edecektir. Burada mühim olan, Türkiye’nin yerli, milli, çözüm odaklı siyasi partilerinin böyle hayati bir mesele için yük alması, aynı komisyon çatısı altında buluşması, konuşması, birbirini saygıyla dinlemesi, istişareler yapmasıdır. Bu, ülkemiz demokrasisi adına umutlarımızı büyüten çok müstesna bir kazanımdır. Bu komisyon da göstermiştir ki, silahla çözüm olmaz, sıkılı yumruklarla musafaha yapılmaz. Her şey saygı çerçevesinde konuşulabilir, tartışılabilir, istişare edilebilir. Komisyonun toplanıp, her konuyu açıklıkla ve açık yüreklilikle istişare etmesi, Türkiye’nin zararına değil, hiç tartışmasız yararınadır. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonumuz işte bu olgunluğu sergilemiş, Türkiye’nin de bu olgunluğa eriştiğinin en güzel delili olmuştur. Bu vesileyle komisyonumuzun değerli üyelerine, çalışanlarına da teşekkür ediyor, bundan sonraki oturumlarında başarılar diliyorum" ifadelerini kullandı. Türkiye’nin oluşan bu huzur ve güvenlik iklimini en güçlü şekilde muhafaza edeceğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, "86 milyonun bir, beraber ve kardeş olduğu bir Türkiye, enerjisini terörle mücadele için değil, refah için seferber edecektir. Her alanda elde edilen başarılar, terörsüz Türkiye ortamında pekişecek, kuvvetlenecek, inşallah yeni atılımlara fırsat oluşturacaktır. Şu hususun altını özellikle çizmekte fayda görüyorum: Türkiye’nin güvenliği ile yakından alakalı meselelerde atacağımız adımlar, oluşan huzur ve kardeşlik ikliminden tamamen ayrı tutulmalıdır. Türkiye, Türkiye içindeki Kürtlerin anavatanı olduğu kadar, Türkiye sınırları dışındaki Kürtlerin de en büyük, en samimi, en güvenilir hamisidir, kardeşidir; zor günlerde kapısı çalınan ilk sığınağıdır. Bu, yüzyıllardır olduğu gibi bugün de, yarın da böyledir., İnşallah hiçbir zaman değişmeyecektir" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü: "Sınırlarımızın ötesindeki Kürt kardeşlerimizin birtakım terör örgütlerinin baskılarıyla Türk, Kürt, Arap, genel olarak Müslüman düşmanı birtakım ülke ve odaklar tarafından istismar edilmesine asla rıza göstermeyiz. En başından itibaren Suriye’nin toprak bütünlüğünü güçlü şekilde destekliyoruz. Bugün de Suriye’nin bölünme planlarının en güçlü şekilde karşısındayız. Gerek Suriye’nin toprak bütünlüğünü temin etmek, gerekse sınırlarımızın ötesinde herhangi bir terör oluşumunu engellemek amacıyla, diplomasinin tüm kanallarını devreye almış durumdayız. Bu kanalları kullanmayı sabırla, samimiyetle ve sağduyuyla sürdürüyoruz. Diplomatik girişimler cevapsız kalırsa Türkiye’nin pozisyonu da, politikası da bellidir." "Türkiye Suriye’de bir ’dejavu’ yaşanmasına izin vermeyecektir" Türkiye’nin Suriye’de bir "dejavu" yaşanmasına izin vermeyeceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu ilkeli tavrımız, Kürt kardeşlerimiz dahil Suriye halkının aleyhine değil, tam tersine onların lehinedir; bölgemizi terör belasından kurtarmaya dönük bir tavırdır. Tekrar altını çizerek söylüyorum: Türk, Kürt, Arap, Sünni, Şii, Alevi, Nusayri, etnik köken, dil, mezhep ayrımı yapmadan hepimiz ortak bir geleceğin yolcularıyız. Bu yolculukta bizim ezeli ve ebedi kardeşliğimiz, evelallah her türlü engeli aşacak kudrettedir. Aklı selimle hareket edildiğinde, bin yıllık ortak maziden beslenen bir gelecek tasavvuruyla yaklaşıldığında, evelallah her sorunu çözer, her oyunu bozarız. Biz, birbirimize bir duvarın tuğlaları gibi kenetlendiğimizde bölgedeki sıkıntılar tek tek çözülecek, bölge kalıcı barış ve huzura kavuşacaktır. Aramıza simsarların girmesine göz yumduğumuzda ise coğrafyamızda kan, gözyaşı, çatışma, zulüm eksik olmayacaktır. Nasıl ki Türk, Kürt, Arap; Sultan Alparslan’ın, Selahattin Eyyubi’nin, Sultan Fatih’in ordusunda omuz omuza verip zaferler kazandıysa, nasıl ki Çanakkale’de Türk, Kürt, Arap birlikte İslam toprağını kahramanca savunduysa inşallah yarın da, ebediyen de Türk, Kürt, Arap uttifakı coğrafyanın barışını, huzurunu, kalkınmasını, refahını birlikte temin ve tahkim edecektir. Buna tüm kalbimizle inanıyoruz" ifadelerini kullandı. "Bugüne kadar deprem bölgemiz için kamu olarak güncel rakamlarla 3,6 trilyon lira, yani yaklaşık 90 milyar dolarlık harcama yaptık" 6 Şubat depremlerinin yaralarını sarmaya devam ettiklerini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hayatını kaybeden ve her birini rahmetle andığımız vatandaşlarımızı geri getiremesek de afetin izlerini silmeyi hamdolsun başardık. Şu anda 3 bin 481 şantiyemizde on binlerce mimar, mühendis ve işçi kardeşimiz gece gündüz demeden çalışmalarını sürdürüyor. 6 Eylül tarihinde Malatya’da 304 bininci yuvamızın anahtarlarını hak sahibi kardeşlerimize teslim ettik. İnşallah önümüzdeki ay 350 bininci konutumuzun kurasını çekiyoruz. Yıl başına kadar toplam 453 bin bağımsız bölümü hak sahibi ailelerimize teslim etmek için canla başla çalışıyoruz. Yeni evlerine kavuşan vatandaşlarımızın hanelerinde gönül huzuruyla, sağlık ve afiyetle oturmalarını temenni ediyorum. Aynı şekilde yeni iş yerlerini teslim ettiğimiz afetzede kardeşlerimize de Rabbimden hayırlı ve bereketli kazançlar niyaz ediyorum. Tam bir seferberlik ruhuyla yürüttüğümüz imar sürecinde yalnızca konut ve iş yerleriyle sınırlı kalmadık. Ecdat yadigarı emanetlerin her birinin üzerine titriyor; aslına uygun şekilde yaşatmak için azami gayret sarf ediyoruz. Bugüne kadar deprem bölgemiz için kamu olarak güncel rakamlarla 3,6 trilyon lira, yani yaklaşık 90 milyar dolarlık harcama yaptık. Burada ekonomiye dair bazı rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum" ifadelerini kullandı. "Enflasyonu bu yılın sonunda yüzde 30’un altına, 2026 yılında ise yüzde 20’nin altına indirmeyi planlıyoruz" Önceliklerinin halkın hayat pahalılığı sorununu kalıcı olarak çözmek olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, enflasyon verilerini paylaşarak, "Ağustos ayında son 45 ayın en düşük enflasyonunu görerek, önemli bir dönüm noktasına ulaştık. Enflasyonu bu yılın sonunda yüzde 30’un altına, 2026 yılında ise yüzde 20’nin altına indirmeyi planlıyoruz. Bütçe açığımızın millî gelire oranını bu yıl yüzde 3,6’ya; 2026’da ise yüzde 3,5’e indirmeyi öngörüyoruz. İhracat tarafında da hamdolsun gayet iyi gidiyoruz. Ağustos ayında yıllık bazda ihracatımız 269 milyar doları aştı. Altın ithalatının yüksek düzeyde seyretmesine rağmen, dış dengemiz hızla iyileşti. 2025 yılını milli gelire oranla sadece yüzde 1,4’lük bir cari açıkla kapatmayı ümit ediyoruz. Dış kaynaklara erişim noktasında da çok ciddi kazanımlar elde ettik. Gerek bankacılık, gerekse reel sektörümüz için finansmana erişim hem kolaylaştı, hem de maliyetler belirgin şekilde geriledi. Dış borcumuzun milli gelire oranı son 14 yılın en düşük seviyesine indi. Öte yandan, rezerv yeterliliği noktasında da tarihi başarılara imza attık" dedi. "2026 senesi, Türkiye ekonomisinde adeta bir reform yılı olacak" Merkez Bankası rezervlerinin 179 milyar dolara ulaştığını ve giderek yükseldiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Programımızın etkisiyle risk primimiz ve borçlanma maliyetlerimiz geriledi, Türk lirasına olan güven her geçen gün artmaya başladı. Küresel ekonomideki belirsizliklere, ticaret ortaklarımızdaki düşük büyüme oranlarına rağmen Türkiye ekonomisi hamdolsun büyümesini sürdürdü. 2025’in ilk yarısında yıllık büyümemiz yüzde 3,6 olarak gerçekleşirken, millî gelirimiz yıllıklandırılmış bazda 1,5 trilyon dolara yaklaştı. Üretim cephesinde ise zirau dona bağlı olarak daralan tarım sektörü hariç tüm sektörlerde katma değer artışı kaydettik. İmalat sanayimiz son 12 çeyreğin en yüksek performansını sergiledi. Tüketimle yatırım arasındaki denge korunurken, istihdam tarafında da son derece olumlu gelişmeler yaşandı. İşsizlik oranımız tam 28 aydır tek hanelerde seyrediyor. Bir başka güzel gelişmeyi, bir başka rekor seviyeyi turizmde gördük. 2025 yılında ilk 6 ayda 25,8 milyar dolar gelirle tüm zamanların ilk 6 aylık gelir rekorunu kırdık. 2025 yıl sonunda 64 milyar dolar turizm gelirine emin adımlarla ilerliyoruz. Aynı başarıyı hikaye itibariyla söylüyorum, sağlıkta, eğitimde, ulaştırmada, enerjide,sosyal politikalarda, tarımda, sanayide özellikle savunma sanayinde de görmek mümkündür. Türkiye bütün bu alanlarda kendisiyle yarışarak kısa sürede, çok büyük atılımlara imza atmıştır. İnşallah yakaladığımız bu güçlü ivmeyi hızlandırarak sürdüreceğiz. Son olarak, yapısal reform gündemimize de kısaca değinmek isterim: 2026 senesi, Türkiye ekonomisinde adeta bir reform yılı olacak. Sanayiden teknolojiye, tarımdan enerjiye, ekonomimizin tüm alanlarında büyük bir dönüşüm başlatıyoruz. Yerel yönetimlerde mali disiplini güçlendirecek adımları da devreye alarak kamuda şeffaflığı, hesap verebilirliği ve verimliliği daha da pekiştireceğiz. Ülkemiz, milletimiz ve ekonomimiz için şimdiden hayırlı uğurlu olsun" şeklinde konuştu. "Bizler, hepimiz burada, her seçimde sandıkları demokrasimizin bayram yerine çeviren on milyonların takdir ve teveccühüyle bulunuyoruz" diyen Erdoğan, "Türkiye’de tek bir meşruiyet kaynağı vardır; o da aziz milletimizin tertemiz iradesidir. Biz siyaset sahnesine ilk çıktığımızdan beri ’meşruiyetin kaynağı millettir’ dedik ve millet egemenliğini en güçlü şekilde tesis etmeye çalıştık. Yarım asra yaklaşan siyasi hayatımız boyunca girdiğimiz tüm mücadeleleri daima sandıktan çıkan iradeden aldığımız icazet ve yetkiyle yürüttük. Bakınız, bu ülkede bir dönem egemenlik kağıt üzerinde millete ait olsa da hakikatte sermayenin, medyanın ve mütegallibenin tasallutu altındaydı. Vesayetin kılıcı, yıllarca milli iradenin tepesinde sallanmaya devam etti. Hakimiyeti, imtiyazlıların elinden aldık, asıl sahibi olan millete teslim ettik. Bunun için gerçekten çok çalıştık, çok mücadele verdik; çok ciddi bedeller ödedik, nice saldırıları göğüslemek zorunda kaldık. Ama sonuçta Türkiye’de milletin iradesini her alanda egemen kıldık" dedi. Türkiye’de gücünü halktan almayan ayrıcalıklara yer olmadığının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye’de siyasette, hukukta, ekonomide, kamuda, sosyal ve gündelik hayatta milletin iradesine dayanmayan imtiyazlara yer yoktur. İnşallah hiçbir zaman da olmayacaktır. Egemenliğin kaynağı milletin iradesidir; millet de bu iradesini yürütmede seçilmiş cumhurbaşkanı, yasamada milletvekilleri aracılığıyla kullanır. Bazı muhalefet aktörlerinin belli periyotlarla, özellikle ortaya dökülen kimi skandalları perdelemek için gündeme getirdiği suni tartışmalar, milletimizin 14-28 Mayıs seçimlerinde ortaya koyduğu iradeye saygısızlıktır; milletin bizatihi kendisine yapılmış büyük bir hürmetsizliktir. Milletimiz, Cumhurbaşkanlığında şahsımıza, Meclis’te sizlere 5 yıllık yetki vermiştir. Aziz milletimizden sandıkta aldığımız bu yetkiyi inşallah sonuna kadar en güzel, en verimli şekilde kullanacağız. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin sağladığı hızlı ve etkin karar alma, bunları uygulama imkanlarıyla Türkiye Yüzyılımızın inşasını sürdüreceğiz" diye konuştu. "Son 23 yılda sizlerin de destekleriyle alınan büyük mesafeyi, Türkiye Yüzyılı’na yakışacak ve Türkiye’ye dar gelmeyecek yeni bir anayasa ile taçlandırma arzumuza da sahip çıkacağınıza yürekten inanıyorum" Yasama organının üyelerinin sergileyeceği hassasiyetin yürütme olarak kendilerine çabalarında güç ve moral aşılayacağını belirten Erdoğan, "Son 23 yılda sizlerin de destekleriyle alınan büyük mesafeyi, Türkiye Yüzyılı’na yakışacak ve Türkiye’ye dar gelmeyecek yeni bir anayasa ile taçlandırma arzumuza da sahip çıkacağınıza yürekten inanıyorum. Şunu yüce Meclisin ve ekranları başında bizleri takip eden kardeşlerimizin bilmesini istirham ediyorum: Biz, Türkiye’nin imkanlarını, potansiyelini, zenginliklerini daha da artırmak için koşturuyoruz. Biz, Türkiye’nin kaynaklarını yine Türkiye’nin ihtiyaçları için, bu ülkenin 86 milyon vatandaşı için, gençleri ve geleceği için seferber ediyoruz. Türkiye merkezli düşünen, üreten, çalışan herkesi de bu mücadelede yol arkadaşı olarak görüyoruz. Bu millet için çalışan, çabalayan, söz söyleyen, siyaset yapan kim varsa, aynı hedefe doğru beraberce yol almaktan mutluluk duyarız. Ama öksüzün, yetimin, işçinin, çiftçinin, emeklinin, tüccarın, sanayicinin, esnafın hakkına el uzatana da zerre miskal merhamet göstermeyiz. Bu konudaki tavizsiz duruşumuzu muhafaza etmekte kararlıyız" açıklamasında bulundu. TBMM’nin 28. Dönem 4. Yasama Yılı açılışına katılmayan CHP’nin sıraları boş kaldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasının ardından muhalefet sıralarına giderek Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin temsilcileriyle tokalaştı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, açılış toplantısının ardından Genel Kurul’dan ayrıldı. Bahçeli’nin çıkışı sırasında DEM Parti Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık yanına giderek selam verdi.