GÜNDEM - 20 Şubat 2026 Cuma 09:34

Bu iftarda kefaller ‘Fatma Teyze’den’

A
A
A
Bu iftarda kefaller ‘Fatma Teyze’den’

Rize’nin Ardeşen ilçesinde deniz kenarında saçma atarak balık tutan 79 yaşındaki Fatma Teyze’nin balık tutma görüntülerini gören hayran kalıyor.


Rize’nin Ardeşen İlçesi’ne bağlı Işıklı Köyü sahilinde yerel halk saçma ile balık tutuyor. Kıyıda dolaşan kefalleri saçma ile avlayan halk hem balık tutmanın keyfini hem tutulan balığın tadını çıkartıyor.79 yaşındaki Fatma Yakıcı da oğlu Sait Yakıcı ile birlikte deniz kenarında saçma ile balık tutmanın tadını çıkartıyor. Sessiz sessiz suya yaklaşarak pusuya yatan Fatma Teyze, fırsatını bulduğunda kilolarca ağırlıktaki saçmasını atıyor ve tuttuğu balıkların tadını çıkartıyor. Oğlu Sait Yakıcı tarafından sosyal medya hesabından paylaşılan Fatma Teyze’nin saçma attığı ve balık tuttuğu görüntüler ise anne Yakıcı’ya hayran bıraktırıyor.



Bu iftarda kefaller ‘Fatma Teyze’den’

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kocaeli Adil Kurban’dan TBMM’de Hekimlik Meslek Kanunu çağrısı HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, malpraktis süreçlerindeki hukuki belirsizliklerin sağlık sisteminde baskı oluşturduğunu belirterek, hekimlik mesleğinin güvence altına alınması için Hekimlik Meslek Kanunu’nun zorunlu hale geldiğini söyledi. HEKİMSEN ile Adalet ve Liyakatli Sendikalar Konfederasyonu (ALKON) Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) gerçekleştirdiği ziyaretler sırasında hekimlik mesleğinin geleceğini yakından ilgilendiren başlıklara dikkat çekti. Kurban, malpraktis süreçlerinde yaşanan hukuki belirsizliklerin sağlık sisteminde ciddi baskı oluşturduğunu belirterek kalıcı çözümün Hekimlik Meslek Kanunu ile mümkün olacağını ifade etti. "Hekimlik mesleği güvence altına alınmalı" Kurban, hekimlerin yalnızca tıbbi değil aynı zamanda hukuki risk altında görev yaptığını vurgulayarak, "Hekimlik mesleği hukuki güvence altına alınmadan sağlık sisteminin sürdürülebilirliğinden söz etmek mümkün değildir. Malpraktis süreçlerindeki belirsizlikler hem hekim motivasyonunu hem de sağlık hizmet kalitesini doğrudan etkilemektedir" dedi. Adil Kurban, hazırlanan Hekimlik Meslek Kanunu taslağının hasta güvenliği, hekim sorumluluğu ve kamu yararını birlikte gözeten bütüncül yaklaşım sunduğunu belirtti. Savunmacı tıp uygulamalarının artışına, gereksiz tetkik yüküne ve sağlık hizmet maliyetlerinin yükselmesine dikkat çeken Kurban, mevcut hukuki altyapının hekimleri korumakta yetersiz kaldığını söyleyerek, bu durumun uzun vadede sağlık sistemini zayıflatabileceğini savundu. Reform çağrısı Kurban, TBMM’de yürütülen temasların amacının hekimlik mesleğini güçlendirecek kalıcı yasal düzenlemenin hayata geçirilmesi olduğunu belirterek, "Bu mesele yalnızca hekimlerin değil, toplumun tamamının meselesidir. Sağlık sistemimizin geleceği için güçlü bir Hekimlik Meslek Kanunu artık zorunluluktur" şeklinde konuştu.
İzmir İngilizce eğitiminde ‘yapay zekâ’ liderleri yetişiyor İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Yabancı Diller Yüksekokulu, İngilizce dil eğitiminde yapay zekânın pedagojik, etik ve etkili kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla özel bir program hayata geçirdi. ABD Ankara Büyükelçiliği İngilizce Eğitim Ataşeliği’nin (RELO) desteğiyle bu yıl ikincisi düzenlenen İngilizce Dil Eğitiminde Yapay Zekâ Programı’na (AIETP 2026), 17 şehirden 20 İngilizce eğitmeni katıldı. İEÜ’deki programı başarıyla tamamlayan isimler, bölgelerine dönerek edindikleri bilgileri, kendilerine başvuruda bulunan 900’den fazla eğitmene aktaracak. İEÜ Yabancı Diller Yüksekokulu Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Donald Staub’un proje direktörlüğünü, Müdür Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Özge Coşkun Aysal’ın da koordinatörlüğünü yürüttüğü AIETP 2026, kampüste gerçekleştirilen yoğun bir başlangıç eğitimiyle start aldı. Arizona State University Global Launch Programı’ndan gelen ABD Büyükelçiliği Uzmanı Alissa Nostas eşliğinde yapay zekâ destekli dil öğretimi, etik AI (yapay zekâ) kullanımı, eğitim tasarımı ve öğretmen eğitimi konularında uygulamalı çalışmalar yapıldı. Dijital rozet verilecek AIETP 2026’nın, Türkiye genelindeki İngilizce eğitmenlerinin mesleki gelişimini güçlendirdiğini söyleyen Dr. Staub, "Üniversitemizdeki programa, bu yıl 20 kişi katıldı. Onlar da eğitmen olarak, kendi bölgelerindeki eğitmenlere bilgi ve deneyimlerini aktaracak. Programımızı başarıyla tamamlayan isimlerden eğitim almak için Türkiye genelinde yaklaşık 900 kişi başvuruda bulundu. 2025 yılında ilk kez uygulanan AIETP kapsamında hayata geçirilen yaygınlaştırıcı eğitim modeli sayesinde, Türkiye genelinde yaklaşık 700 İngilizce eğitmeni yapay zekâ destekli dil öğretimi konusunda mesleki gelişim fırsatı elde etmişti. Bu yıl ise, 2025’e göre başvuru sayısında belirgin bir artış var. Bu sayede yapay zeka destekli İngilizce öğretimi uygulamaları, ülke genelinde yaygınlaşacak. Bölgesel eğitimlerini başarıyla tamamlayan eğitmenlerin bu katkıları, İzmir Ekonomi Üniversitesi Mikro-Yeterlilikler Ofisi tarafından verilecek dijital rozetle tanınarak uluslararası standartlarda belgelendirilecek" ifadelerini kullandı.
Bursa Kaybolan kedisi için binlerce kilometre yol yaptı Geçen yıl kurban bayramında kaybettiği kedisini 8 aydır arayan Muğlalı Hasan Kaya, bugüne kadar binlerce kilometre yol yaptı, günlerce kedisine ulaşmaya çalıştı. Kurban bayramında memleketi Kayseri’ye giden Hasan Kaya, Muğla’ya dönüşte Afyonkarahisar’ın Sultandağı ilçesi Yeşilçiftlik beldesinde mola verdi. Aracındaki tekir kedisi bir anda dışarı fırlayan Kaya, peşinden gitmesine rağmen bulamadı. Saatlerce o bölgede kedisini arayan Hasan Kaya, çaresiz Muğla’ya geri döndü. Bir hafta sonra yaklaşık 360 kilometre uzaklıktaki Yeşilçiftlik’e tekrar giden Kaya, 2 gün kedisini aradı ama yine bulamadı. Bir iki ay hafta sonlarında giderek kedisini arayan Kaya, Yeşilçiftlik Belediyesinden sesli kayıp ilan verdirdi, fotoğraflarını kahvehanelere astı, muhtarlara, polise, jandarmaya gitti adeta çalmadık kapı bırakmadı. Bölgede drone çekimleri yapan Ali Çetinkaya’dan destek alan ve havadan arama yaptıran Kaya, 7 yılık dostuna ulaşamadı. Kedisini bulana 10 bin lira para ödülü vermeyi vadeden Kaya, "8 aydır kedimi arıyorum. Muğla’dan kaç kez gidip geldim saymadım. Binlerce kilometre yol yaptım kedim için ama sonuç alamadım" dedi. Kedisini 2 aylıkken aldığını anlatan Kaya, "7 yıldır benimleydi. Çok iyi arkadaştık, onu çok seviyorum. Türkiye’de hemen her yere kar yağdı, inşallah soğuktan ölmemiştir" ifadesini kullandı. Kedisini ararken 2 aylık hasta bir kedi buldu, sahiplendi Kaya, geçen yıl ağustos ayında 7 yıllık dostunu ararken 2 aylık başka bir kedi bulduğunu dile getirerek, şunları söyledi: "Çalılıklar arasında iple bağlanmış çaresizdi. Balya ipiyle bağlamışlar, çalılıklara. Bu acımasızlığı nasıl yapmışlar anlamadım. Yanımda her zaman mama taşırım. Biraz verdim aç susuz kalmış küçücük hayvan. Kucaktan hiç inmedi. Ateşi vardı gözü de iltihaplıydı. Tedavi ettirdik kediyi. Bırakmadı beni, ben de onu çok sevdim ve sahiplendim." Bu kediye iyi baktığını ancak 7 yıllık dostunu bulmayı çok istediğini belirten Kaya, "Görenler lütfen bana ulaşsın. Çok özledim onu. Tek başına sokaklarda, kırsalda yapamaz. Yeşilçiftlik halkından, o bölgeye yolu düşenden yardım bekliyorum, kedimi bulalım" diye konuştu.
Mersin Pandemide ölümle burun buruna gelen anne doktorlarıyla buluştu Mersin’de pandemi döneminde 28 haftalık hamileyken Covid-19’a yakalanarak yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren bir anne, yıllar sonra hayatta kalmasını sağlayan doktorlarını ziyaret etti. Duygusal anların yaşandığı buluşmada hem anne hem de sağlık çalışanları o zorlu günleri yeniden hatırladı. Mersin’de pandemi döneminde 28 haftalık hamileyken Covid-19’a yakalanarak yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren 37 yaşındaki Aslıhan Kayık, yıllar sonra hayatta kalmasını sağlayan doktorlarını ziyaret etti. Pandeminin ikinci döneminde tatil için bulunduğu beldede şiddetli öksürük ve nefes darlığı şikayetiyle hastaneye başvuran Aslıhan Kayık’ın Covid-19 testi pozitif çıktı. 28 haftalık hamile olması nedeniyle riskli grupta değerlendirilen Kayık, Mersin Eğitim ve Araştırma Şehir Hastanesi’ne sevk edilerek tedavi altına alındı. Normal serviste oksijen desteğiyle takip edilen genç annenin durumu kısa sürede ağırlaştı ve yoğun bakıma alındı. Doktorlar, bebeği riske atmamak için gebeliği sonlandırmadan annenin akciğerlerini toparlamaya çalıştı. Ancak solunum sıkıntısının artması üzerine acil doğum kararı verildi. 14 gün entübe kaldı Doğumun ardından 14 gün entübe edilerek uyutulan Kayık, zorlu sürecin ardından hayata tutundu. Bu sırada prematüre olarak dünyaya gelen oğlu da yenidoğan yoğun bakım ünitesinde tedavi gördü. Yaklaşık bir ayı aşkın süre hastanede kalan anne, taburcu olduktan sonra da bir yıl boyunca tedavi ve operasyonlar geçirdi. Yaşadığı süreci ‘hayata yeniden doğuş’ olarak tanımlayan Kayık, o günleri unutamadığını söyledi. "Hocam lütfen beni doğuma alın" O yaşadığı acı günleri anlatan Kayık, "Pandeminin ikinci dönemiydi. 28 haftalık hamileydim. Çok yoğun bir öksürük ve nefes darlığı şikayetiyle hastaneye başvurduk. Testimin pozitif olduğunu öğrendik. Hamile olduğum için riskli olabileceğini söylediler ve Şehir Hastanesine yönlendirdiler. Evimize çok uzak olmasına rağmen gittik ve hemen yatışım yapıldı" ifadelerine yer verdi. Yaklaşık 5 gün serviste kaldığını ifade ederek konuşmalarına devam eden Kayık, "Sürekli oksijen desteği veriliyordu. Ama durumum iyileşmedi, aksine ağırlaştı ve yoğun bakıma alındım. Doktorlar bebeği riske atmamak için gebeliği sonlandırmadan beni tedavi etmeye çalıştılar. Ama bir akşam nefes darlığım o kadar arttı ki artık dayanamayacak noktaya geldim. Harun Hocama ‘Hocam lütfen beni doğuma alın, artık dayanamıyorum’ dedim. Çok hızlı bir şekilde karar verildi ve doğuma alındım" dedi. "Ölüp geri dirilmiş gibiydim" Yoğun bakımda ölümle yaşam arasında geçen günlerini anlatan Kayık, "Doğumdan sonra 14 gün entübe edilmişim. O 14 gün boyunca ilaçların etkisiyle hayalle gerçeğin birbirine karıştığı rüyalar gördüm. Yoğun bakımda yaşananları rüyalarımda gerçek sanarak yaşadım. Çok farklı bir süreçti. Uyandırıldığımda odadaki doktorların ve hemşirelerin gözlerindeki mutluluğu hiç unutamıyorum. Hepsi başıma toplanmıştı, ‘Sen bizim umut ışığımız oldun’ dediler. Çünkü o dönemde çok fazla insanı kaybediyorduk. Benim iyileşmem onlara da moral olmuştu. Gerçekten ölüp geri dirilmiş gibiydim" şeklinde konuştu. "Gözümü açtığımda sorduğum ilk şey bebeğim" Yoğun bakımda gözlerini açtığı ilk anı anlatan Kayık, "Gözümü açtığımda sorduğum ilk şey bebeğim oldu. Hemen telefonlarından fotoğrafını gösterdiler. O anı hiç unutamam" dedi. "Tek derdim kızımı görmekti" Entübasyon sürecinin ardından temiz yoğun bakıma alındığını belirten Kayık, "Ekstübe olduktan bir iki gün sonra temiz yoğun bakıma geçtim. Ben ikinci katta yatarken oğlum üçüncü katta yenidoğan yoğun bakımdaydı. Yaklaşık 30-35 gündür çocuklarımı görmemiştim. Alican Hocama ‘Beni servise gönderin’ diye yalvarıyordum. Tek derdim kızımı görmekti" diye konuştu. "Hastaneden çıktığımda bambaşka bir dünyaya çıktım" Yoğun bakım sürecinin ardından taburcu edilse de mücadelesinin bitmediğini dile getiren Kayık, "Hastaneden çıktığımda bambaşka bir dünyaya çıktım. Yaşadıklarımın çoğunu sonradan öğrendim. Taburcu olduktan sonra bir yıl boyunca tedavilerim sürdü, sekeller kaldı, operasyonlar geçirdim. Hala etkilerini yaşıyorum ama çok şükür hayattayım ve çocuklarımın yanındayım" şeklinde konuştu. "2 can söz konusuydu" Anestezi Uzmanı Dr. Harun Özmen, sürecin hem anne hem de bebek açısından son derece kritik geçtiğini söyledi. Özmen, "O dönemde çok sayıda ağır hasta vardı. Bu vakada iki can söz konusuydu ve her adımı çok dikkatli atmak zorundaydık" dedi. Hastanın yoğun bakıma kabul edildiği ilk anın tabloyu net şekilde ortaya koyduğunu belirten Özmen, "Hastamız ileri derecede solunum yetmezliği ile yoğun bakıma alındı. 28 haftalık gebeydi. Pandeminin en zor dönemlerinden birini yaşıyorduk. Akciğer tutulumu oldukça ağırdı. Hem anne hem bebek açısından çok hassas bir süreç yürüttük. Önceliğimiz annenin akciğer fonksiyonlarını toparlamaktı. Çünkü annenin stabilizasyonu sağlanmadan yapılacak her müdahale riski artırabilirdi" ifadelerini kullandı. "Annenin solunumunu toparlamayı hedefledik" Tedavi planının multidisipliner şekilde yürütüldüğünü vurgulayan Özmen, "İlk etapta gebeliği sonlandırmadan annenin solunumunu toparlamayı hedefledik. Çünkü her erken doğum bebeğin riskini artırır. Ancak klinik tablo ağırlaştı. Solunum parametreleri kötüleşti. O noktada anne hayatı öncelikli hale geldi. Multidisipliner değerlendirme sonrası doğum kararı aldık" diye konuştu. "Onu bugün sağlıklı görmek en büyük ödül" Hastanın ekstübe edilerek kendi başına nefes almaya başladığı anın unutulmaz olduğunu dile getiren Özmen, "Ekstübasyon kararı verdiğimiz an çok dikkatliydik. Kendi solunumunun yeterli olup olmadığını yakından takip ettik. Başarılı şekilde cihazdan ayrıldığında ekip olarak büyük bir mutluluk yaşadık. O günlerde umut çok kıymetliydi. Onu bugün sağlıklı, çocuklarıyla birlikte görmek bizim için en büyük ödül" şeklinde konuştu.
Van Soğuk suya sıcak dokunuş: Maceracı öğretmen buzu kırıp girdiği suda çayını yudumladı Van’da sıra dışı etkinlikleriyle tanınan maceracı bir öğretmen, barajdaki suyun buz tutmuş yüzeyini kırarak suya girdi. Balık avlamak yerine buzlu suyun içinde çay içen öğretmen, hem sağlıklı yaşama hem de kentin kış turizmine dikkat çekti. Doğu Anadolu’nun sert kış şartlarında Van, bugünlerde alışılagelmişin dışında bir manzaraya ev sahipliği yapıyor. Macera tutkunu özel eğitim öğretmeni Muhammed Türken, buz tutan Zernek Barajı yüzeyinde Eskimo usulü baltayla buzu kırıp balık tutmak yerine buz gibi suya girdi. Türken, suya girmeden önce muhtemel bir sıkıntının yaşanmaması için barajın bendindeki büyük kaya parçalarına kalın ip bağladı. Kayaya bağladığı iple buzun üzerine çıkarak kendisinin sığacağı kadar buzu baltayla kırdı. Suya girdikten sonra yanında getirdiği termosla çay içip meyvesini yedi. Hem sağlıklı yaşama dikkat çekti hem de kış turizmine farklı bir bakış sundu. Kısa süre buzlu suda kalan öğretmen daha sonra sudan çıkarak kurulanıp bölgeden ayrıldı. "12 yıldır kış hastalıklarının hiçbirine yakalanmadım" Maceracı bir öğretmen Muhammed Türken, "Bu sene yaklaşık, 5-6 kez Van Gölü’nün soğuk sularında yüzdüm. Ondan sonra soğuk bir kış gününde kar banyosu yaptım. Bugün Zernek Barajı’na geldim. Eskimo usulü birazdan buzu kırıp oradan suya gireceğim. Neden özellikle bu kış günü soğuk suya girmeyi tercih ediyorsunuz derseniz yaklaşık 9 yıldır düzenli bir şekilde yılda kışın en az 4-5 kez soğuk sulara giriyorum. Bu sayede de 12 yıldır kış hastalıklarının hiçbirine yakalanmadım. Bunu rutin haline getirdim. Bu sayede vücudumun çok daha sağlıklı, çok daha dinç, çok daha aktif bir şekilde olduğunu hissettiğim için bunları artık rutin haline getiriyorum. İleriki zamanlarda dileyen arkadaşlar olursa hani bunu etkinlik veya aktivite şeklinde hep birlikte de yapabiliriz. Tavsiye ediyorum. Çok keyifli, çok güzel, çok eğlenceli. Hani birazdan girdiğimde de zaten aldığım keyfi herkes görmüş olacak zaten. Şuan heyecanlıyım. Bir an önce buzu kırıp girmek istiyorum. Öyle de söyleyeyim" dedi.