- 24 Ekim 2022 Pazartesi 09:48

Türkler çaylarının rengine ve tadına güveniyor

A
A
A
Türkler çaylarının rengine ve tadına güveniyor

Türkler ürettikleri çayın rengine ve tadına güvendiklerinden dolayı şeffaf bardaklardan çayı tüketmeyi tercih ediyor.

Türkler ürettikleri çayın rengine ve tadına güvendiklerinden dolayı şeffaf bardaklardan çayı tüketmeyi tercih ediyor.


Çay Türkiye’de olduğu gibi Rize’de de en çok tüketilen sıcak içecekler arasında yer alıyor. Yıllık ortalama 1 milyonu aşkın yaş çay karışıldığında üretilen 300 bin tona yakın kuru çay Rize’den tüm Türkiye’ye yayılıyor. Türkiye’de ki çay severler çayın içine tadını değiştirecek hiçbir şey kullanmadan ve çayın demini görebilmek için şeffaf bardak kullanıyor. Yurtdışındaki bazı ülkeler Türkiye’ye göre tam tersini yaparak kendi çaylarının çayın içine farklı malzemeler katıp içiyor ve rengini görmemek içinde porselen bardak kullanıyor. Yurtdışında porselen bardakta neden çay içildiğini araştıran Rize Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Erdoğan, farklı ülkelerde Türkiye’de ki çaylar gibi güvenilmediğinden ötürü şeffaf bardakla içilmediğini söyledi.



"Bizler Türk çayının hem rengine hem tadına güveniyoruz"


Yurtdışındaki ülkeler çaylarına güvenmediklerinden ötürü porselen bardak kullandıklarını ifade eden Rize Ticaret Borsası başkanı Mehmet Erdoğan "Dünya’da ki çayları incelediğimiz zaman hep içlerine bir şeyler katarak ve şeffaf cam bardakta içmiyorlar. Fincanlarda içiyorlar. Bunun sebebini merak edip biraz araştırdım. Bunların birinci neden dem renklerine güvenmiyorlar. İkincisi ise tatlarına güvenmiyorlar. Bizler Türk çayının hem rengine hem tadına güveniyoruz. Ondan dolayı şeffaf bardakta ve hiçbir şey katmadan içiyoruz" ifadelerini kullandı.



"Çayın deminin rengini bile görmek insanı mutlu ediyor"


Rizelilerin çay tiryakisinin yanı sıra birer çay gurmesi olduğunu belirten Turgay Ayhan, "Ben bir çay tutkunuyum. Kendimi bildim bileli de şeffaf bardakta çay içmişimdir. Ama bardak küçüldüğünde de bana yetmiyor. Mümkün olursa kupa bardakta içerim ama kupa bardakta şeffaf olacak. Çünkü çayın rengini, kıvamını görmem lazım. Bana göre her bir Rizeli birer çay gurmesidir. Bende kendimi çay tiryakisinin yanı sıra çay gurmesi olarak da görebilirim. Çok demli çayda içmiyorum ama çok açık çayda içmiyorum. Genelde gittiğim kafelerde normal çay diyorum. Buradaki işletmeler normal çay dendiğinde o demi güzel ayarlayabiliyor. Çayın deminin rengini bile görmek insanı mutlu ediyor. Yurtdışında ama çoğu yerlerde fincanla içiliyor. Çayın farklı ülkelerde çok değerli olduğunu sanmıyorum. Belli saatlere sıkıştırıp içme gereği duyuyorlar. Rizelilerde öyle değil, günün her saati çay içebiliriz. Fincanda çayın rengini anlayamazsın. Gerçek çay tiryakilerinin fincanda içtikleri çayın kendilerini tatmin etmeyeceğini biliyorum. Ben genelde süzgeçli çay içerim ama bazıları çöpüyle beraber içer. Çayın tanının çöpünde olduğunu düşünürler. Bana göre çayın içilebileceği bardak cinsi şeffaf bardaktır" şeklinde konuştu.



"Porselenmiş farklı bir malzemeymiş çayda kullanılmaz"


Çay şeffaf bardakta içilmeyince tadının değiştiğini söyleyen Rizeli Mümin Yıldırım ise "Bir Rizeli kesinlikle çayı porselen bardakta içmez. Çayın orijinali küçük çay bardağında içilir. Çayı alimünyum demlikte demlersin. İnce belli çay bardağında içilir. Porselenmiş farklı bir malzemeymiş çayda kullanılmaz. Şeffaf bardak değil de farklı bardakta çayın tadı farklılaşır, göz zevki bozulur. Bizde çoğu yerde çayda çöp kullanılmaz. Çöpsüz gelen çayı da bazıları tercih etmez" diye konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul 18 yıldır nakil kalbiyle yaşıyor: Üç bypasslı hastaya riskli pil operasyonu İsviçre’de üç kez bypass ameliyatı geçiren ve 2007 yılında kalp nakli olan 82 yaşındaki Mehmet Akgün, bu kez İstanbul’da zorlu bir operasyonla hayata tutundu. Daha önce defalarca pil takılıp çıkarılan, damar yapısı nedeniyle yüksek risk taşıyan hastaya kalp pili takıldı. Kalp nakli sonrası ortalama yaşam süresi sınırlı olarak bilinirken 18 yıldır yaşamını sürdüren Akgün, "Hastalığım sonrası saatle yaşamayı öğrendim" diyerek disiplinli yaşamın önemine dikkat çekti. İsviçre’de yıllarca kalp tedavisi gören, üç kez bypass ameliyatı geçirdikten sonra 2007’de kalp nakli olan Mehmet Akgün, bu kez Türkiye’de yüksek riskli bir operasyonla yeniden sağlığına kavuştu. Daha önce defalarca pil takılıp çıkarılan ve damar yapısındaki anomaliler nedeniyle operasyonu oldukça riskli görülen Akgün’e, İstanbul Beykent Üniversite Hastanesi’nde özel yöntemlerle kalp pili takıldı. Doktorlar, yaklaşık 18 yıldır nakil kalbiyle yaşamını sürdüren hastanın durumunun iyi olduğunu belirtti. "Saatle yaşamayı öğrendim" Mehmet Akgün, İsviçre’de gördüğü tedavilerin ardından disiplinli yaşamayı öğrendiğini belirterek şöyle konuştu: "İsviçre’de bize ilaç nedir, nasıl içilir, kullanılır onların eğitimini verdiler. Sonra yürüyüş şekillerini anlattılar, orada saatle yaşamayı öğrendim. 2007 yılında kalp nakli oldum. Nakilden sonra sabah 6’da kalkıyordum. Bir saat yürüyordum. Eve geldiğimde tansiyonumu ölçüp yazıyordum, kilo kontrolü yapıyordum. Kan şekerimi ölçüp ona göre insülin kullanıyordum. Kahvaltıdan sonra da hastalığım hakkında araştırmalar yapıyordum." Akgün, doktor-hasta ilişkisinin önemine de dikkat çekerek, "Bu hastaneye bu yıl içinde üçüncü gelişim. Doktorların yardımseverliğinden çok memnunum. Doktor-hasta ilişkisi ilaç kadar önemli" dedi. "8 saniyelik ritim duraklaması tespit ettik" Kardiyolog Dr. Öğr. Üyesi Hacı Çiftçi, hastanın oldukça komplike bir vaka olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: "Hastamızın öyküsünde üç kez bypass ameliyatı geçirdiğini ve en son 2007 yılında kalp nakli olduğunu öğrendik. Kalbin durmasına bağlı yaklaşık 8 saniyelik ritim duraklamaları tespit ettik. Bunun üzerine kalp pili takma kararı aldık. Ancak bağlantılı damar anomalileri nedeniyle süreç oldukça zorlaştı. Hibrit yöntemler kullanarak kalbin sağ tarafına ulaşmayı başardık ve işlemi başarılı şekilde gerçekleştirdik." Çiftçi, pil sonrası hastanın nabzının kontrol altına alındığını belirterek "Hastamız klinik olarak rahat durumda ve taburculuk aşamasına geldi. Bu kadar komplikasyon yaşamış, üç kez bypass geçirmiş ve kalp nakli olmuş bir hastada pil işleminin yapılamaması yaşam süresini ciddi şekilde etkileyebilirdi" diye konuştu. "18 yıl nakil kalbiyle yaşaması büyük başarı" Kardiyolog Prof. Dr. Tayyar Gökdeniz ise Mehmet Akgün’ün oldukça özel bir hasta olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: "Üç kez bypass olmuş, sonrasında kalp nakli geçirmiş bir hastadan bahsediyoruz. Daha önce yurtdışında da birkaç kez işlem denenmiş ancak başarılı olunamamış. Hastanın hem kalp piline hem de şoklama cihazına ihtiyacı vardı. Ayrıca daha önceki operasyonlara bağlı yapışıklıklar ve damar tıkanıklıkları nedeniyle ulaşmak istediğimiz bölgelere erişmek oldukça zordu." "Standart yöntemlerin dışına çıktık" Gökdeniz, hastanın 18 yıldır nakil kalbiyle yaşamasının dikkat çekici olduğunu belirterek, "Kalp nakli sonrası 18 yıl yaşamak gerçekten çok iyi bir süre. Bu hem hasta hem de nakli gerçekleştiren merkez açısından büyük bir başarı. Biz de standart yöntemlerin dışına çıkarak, daha önceki vakalardan edindiğimiz tecrübelerle bu işlemi başarıyla gerçekleştirdik" dedi.