SAĞLIK
Kalça protezi ameliyatlarını kolaylaştıracak cerrahi alet tescillendi 22 Nisan 2026 Çarşamba - 14:54:52 Kastamonu Üniversitesi’nde geliştirilen ve kalça protezi ameliyatlarında cerrahın görüş alanını açık tutulmasını sağlayarak operasyonu kolaylaştıracak alet Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescilendi. Kastamonu Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı öğretim üyelerinden Doç. Dr. Fatih Uğur tarafından geliştirilen cerrahi alet, özellikle kalça protezi ameliyatlarında karşılaşılan teknik zorlukların azaltılmasını ve operasyon sürecinin daha güvenli yürütülmesini sağlıyor. Kalça protezi ameliyatları sırasında cerrahın görüş alanının kapanmasını önleyecek ve kemiğe sabitlenebilen özel yapısı sayesinde ameliyat alanını açık tutarak cerraha daha kontrollü bir çalışma imkanı sunuyor. İki ana parçadan oluşan sistem, ameliyat bölgesindeki yumuşak dokuları kontrollü biçimde uzaklaştırırken kemiğin pozisyonunu sabit tutarak protezin doğru açıyla yerleştirilmesine katkı sağlıyor. Bu sayede ameliyat süresinin kısaltılması, hata riskinin azaltılması ve operasyon güvenliğinin artırılması hedefleniyor. Uzmanlar, kalça protezinin doğru açıda yerleştirilmesinin hastanın ameliyat sonrası hareket kabiliyeti ve protezin uzun ömürlü olması açısından belirleyici olduğunu vurguluyor. Geliştirilen cerrahi alet, ameliyat sırasında kemikte oluşabilecek pozisyon değişikliklerinin fark edilmesine yardımcı olarak yanlış yerleştirme riskini azaltıyor. Ayrıca sistem, operasyon süresince sürekli elle tutulan ekipmanlara duyulan ihtiyacı azaltarak hem cerrahın iş yükünü hafifletiyor hem de çevre dokuların zarar görme ihtimalini düşürüyor. Cerrahi alet, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescilendi. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Kastamonu Üniversitesi’nde yürütülen araştırma ve geliştirme çalışmalarının somut çıktılar üretmeye devam ettiğini ifade etti. Üniversitelerde üretilen bilginin toplumsal faydaya dönüşmesinin önemine dikkat çeken Rektör Topal, "Akademisyenlerimizin geliştirdiği bu cerrahi alet, bilimsel bilginin doğrudan insan sağlığına katkı sunabildiğini göstermektedir. Araştırma ve inovasyon çalışmalarını desteklemeyi, ülkemizin yerli teknoloji kapasitesine katkı sağlamayı sürdüreceğiz" dedi.
22 Nisan 2026 Çarşamba - 14:43 "İnsülin tedavisi bağımlılık yapmıyor" Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Gülçin Cengiz Ecemiş, insülin tedavisinin bağımlılık yapmayacağını söyledi. Liv Hospital Samsun Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Gülçin Cengiz Ecemiş, insülin tedavisinin bağımlılık yapmayacağını belirtti. Diyabetin insülinin eksikliği veya etkisizliği sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlık olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Ecemiş, "Toplumda daha sık görülen diyabet formu tip 2 diyabettir ve insülinin yeterince etki gösterememesi sonucu ortaya çıkar. Tip 1 diyabet ise daha seyrek olarak görülmesine rağmen küçük yaşlardan itibaren başlar. Mutlak insülin eksikliğine neden olan ’Tip 1 diyabet’ hastası değilseniz, diyabetinizi kontrolde tutmak için ağız yolu ile alınan şeker düşürücülere ihtiyacınız olabilir. Şeker düşürücü ilaçlar ’Tip 2 diyabet’te kullanılır. Tip 2 diyabetli kişiler kan şekerini normal seviyede tutabilmek için mutlaka insülin kullanmak zorunda değildir" dedi. "Hastanın klinik durumuna göre ihtiyaç duyulan yoğun insülin tedavisi takiplerde hafifletilebilir" Her diyabet hastasının tedavisinin bireysel olduğunu söyleyen Doç. Dr. Gülçin Cengiz Ecemiş, "Tip 2 diyabetik hastalarda eğer hastanın durumu çok kötü değilse ve şekerleri ılımlı derecede yüksekse öncelikle şeker düşürücü ilaçlarla tedaviye başlanabilir. Bu ilaçlara rağmen kan şekerleri yüksek seyrederse tedaviye insülin eklenebilir. İnsülin tedavisi bağımlılık yapmaz. Vücuttaki eksikliğin tamamlanması gibi düşünülebilir. Hastanın klinik durumuna göre ihtiyaç duyulan yoğun insülin tedavisi takiplerde hafifletilebilir, hatta tekrar ağızdan alınan şeker düşürücü ilaçlara dönülebilir" diye konuştu. "Diyabet tedavisinde beslenme ve egzersiz de olmalıdır" Diyabette tedavinin sadece ilaç kullanmakla sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Doç. Dr. Ecemiş, beslenme ve sporun önemine dikkat çekti. Ecemiş ayrıca şunları söyledi: "Diyabetli hastalarımızın yaptığı en büyük yanlışlardan bir tanesi, ağızdan şeker düşürücü ilaçlar kullanmakta iken, bunun diyabet tedavisinde her şey olduğunu düşünerek beslenme ve egzersiz programlarınızı ihmal etmenizdir. Unutulmamalıdır ki modern tedavi yöntemlerine rağmen tip 2 diyabetin tedavisinde halen beslenme ve egzersiz en önemli tedavi metotlarıdır."
22 Nisan 2026 Çarşamba - 13:56 Yumurtalık kanseri teşhisi konulan hasta 12 günde sağlığına kavuştu Karın ağrısı şikayetiyle Denizli Devlet Hastanesi’ne başvuran 66 yaşındaki kadına yumurtalık kanseri teşhisi konuldu. Sitoredükif Cerrahi ve karın içi sıcak kemoterapi uygulanan hasta 12 gün süren tedavinin ardından sağlığına kavuşturuldu. Denizli Devlet Hastanesi jinekolojik onkoloji polikliniğine 5 ay önce karın ağrısı ve şişkinlik şikayetleriyle başvuran 66 yaşındaki Şengül Şen’e yapılan tahlil ve tetkikler neticesinde over (yumurtalık) kanseri teşhisi konuldu. Şen, başarılı bir onkolojik tedavi sürecinin ardından Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Op. Dr. Hatice Yetkiner ve Gastroenteroloji Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Barış Dirim gözetiminde ameliyata alındı. Ameliyatta hastaya Sitoredükif Cerrahi ve Hipec (karın içi kemoterapi) uygulandı. Hasta 12 gün süren tedavi süreci sonrasında sağlığına kavuşarak taburcu oldu. Ameliyat süreciyle ilgili bilgi veren Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Op. Dr. Hatice Yetkiner, "Klinik ve radyolojik değerlendirmeler neticesinde hastamızın onkolojik tedaviye iyi yanıt verdiğini, ameliyat için uygun aşamada olduğunu tespit ettik. Gastroenteroloji Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Barış Dirim ile hastamıza IDS (intervaldebulking cerrahisi) + HIPEC (karın içi sıcak kemoterapi) uygulama kararı aldık. Ameliyatta uluslararası kılavuzların güncel önerilerini uygulayarak karın içerisindeki tümör yükünü sıfıra indirecek şekilde cerrahi girişim gerçekleştirdikten sonra HIPEC sıcak kemoterapi uyguladık. HIPEC hastaya özel hazırlanan doz ve sürede, karın içerisine sıcak kemoterapi uygulanılması işlemidir. Damardan verilen kemoterapötik ilacın, karın içerisindeki tümöral tutulumu yok etmede istenen tedavi başarısına ulaşamadığı durumlarda, sıcak kemoterapi karın içerisine doğrudan uygulanarak gözle görülemeyen tümör hücrelerinin de yok edilmesini sağlamaktadır. Hastanemizde kanser ameliyatlarını Gastroenteroloji Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Barış Dirim ve Cerrahi Onkoloji Uzmanı Op. Dr. Mahmut Kaan Demircioğlu ile birlikte, multidisipliner ekip anlayışıyla gerçekleştirmekteyiz. Hastamızın onkolojik tedavi aşamasından taburculuğuna kadar geçen süreçte yoğun emeği olan medikal onkoloji uzman hekimlerimize, anestezi ve yoğun bakım uzman hekimlerimize, tüm hemşire ve anestezi teknisyen ekibimize şükranlarımızı sunarım" dedi.
Yatağan Dere Mahallesi’nde içme suyu hatları yenileniyor
17 Nisan 2026 Cuma - 17:20 Yatağan Dere Mahallesi’nde içme suyu hatları yenileniyor MUSKİ Genel Müdürlüğü, Yatağan ilçesi Dere Mahallesi’nde uzun süredir yaşanan basınç sorunlarına kalıcı çözüm sağlamak amacıyla içme suyu hattı yenileme çalışmalarına başladı. Çalışmalar kapsamında bölgedeki abone bağlantıları da modernize edilerek vatandaşlara kesintisiz su temini sağlanması hedefleniyor Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, kullanım ömrünü tamamlamış olan hatların yenilenerek basınç sorunlarının ortadan kaldırılıp kesintisiz içme suyu sağlanması yönündeki talimatları doğrultusunda yatırımlarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü, çalışmalarını Yatağan’da sürdürüyor. Bu kapsamda, Dere Mahallesi Çamlık Caddesi 31 Sokakta kullanım ömrünü tamamlayan ve kireçlenme nedeniyle tıkanarak basınç düşüklüğüne yol açan eski şebeke hatları, modern ve dayanıklı altyapı sistemiyle yenileniyor. Basınç sorununa kalıcı çözüm MUSKİ Genel Müdürlüğü ekipleri, Yatağan Dere Mahallesi Çamlık Caddesi 31 Sokak’ta gerçekleştirdikleri teknik incelemeler sonucunda ekonomik ömrünü tamamlayan ve sık arıza ile kesintilere neden olan eski içme suyu şebeke hatlarını modern, dayanıklı ve uzun ömürlü altyapı sistemleriyle yeniliyor. Yenileme çalışmalarıyla mahallede uzun süredir yaşanan basınç sorunlarının ortadan kaldırılması, arızalara daha hızlı müdahale edilmesi ve hizmet kalitesinin artırılması hedefleniyor. Aynı zamanda kayıp-kaçak oranlarının düşürülmesi ve vatandaşlara kesintisiz içme suyu ulaştırılması amaçlanıyor. Çalışmalar kapsamında 60 abonenin bağlantı hatları da yenilenerek sistem daha verimli ve sürdürülebilir hale getiriliyor. Yatağan Dere Mahallesi’nde etaplar halinde sürdürülen çalışmaların, Çamlık Caddesi 31 Sokak ve çevresinde başladıktan sonra ilerleyen süreçte farklı sokaklarda da devam etmesi planlanıyor. Çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte özellikle yaz aylarında yaşanan basınç düşüklüğü ve su kesintilerinin önüne geçilerek, bölgedeki altyapı sorunları kalıcı olarak çözüme kavuşturulacak. Dere Mahallesi Muhtarı Zafer Çınar: "Vatandaşlarımız kesintisiz suya ulaşacak" Uzun süredir yaşanan basınç sorunlarının, MUSKİ ekiplerinin hızlı müdahalesiyle çözüme kavuşturulduğunu belirten Dere Mahallesi Muhtarı Zafer Çınar, "Bulunduğumuz bölge yüksek kotta olduğu için özellikle iki katlı binaların üst katlarına su ulaşmıyordu. Bu durum çamaşır makineleri ve kombilerde sorunlara yol açıyor, vatandaşlarımızı zor durumda bırakıyordu. Hatta yanma gibi riskli durumlar da oluşuyordu. Kullanım ömrünü tamamlayan ve basınç sorunu oluşturan hatlarımız için MUSKİ Genel Müdürlüğü’ne dilekçemizi yazdık. Ekipler kısa sürede mahallemize gelerek gerekli incelemelerini yapıp müdahalede bulundular. Daha önceden 7. Sokak’ta yaşadığımız benzer sorun da dilekçemiz sonrası hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulmuştu. Mahallemizde yapılan hat yenileme çalışmalarıyla birlikte yaşanan sorunlar çözüme kavuşacak ve vatandaşlarımız kesintisiz suya ulaşacak. Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras başta olmak üzere MUSKİ Genel Müdürümüz Yılmaz Şengül’e ve sahada görev yapan tüm arkadaşlara teşekkür ediyorum" dedi. Mahalle Sakinlerinden Muammer Kaya, "Bizler için büyük rahatlama olacak" Mahalledeki eski hatların dayanıklı ve modern hatlarla yenilenmesinden dolayı memnuniyetini dile getiren Dere Mahallesi sakinlerinden Muammer Kaya, "Hatlarımı eski ve dayanıksızdı, çapları küçüktü. Bu yüzden mahallemizde su basıncı yetersizdi, özellikle ikinci katlara su çıkmıyor ve zaman zaman kesintiler yaşıyorduk. Evimiz ikinci katta olduğu için biz de ciddi sıkıntılar yaşadık. Çamaşır makinesi ve kombi gibi cihazlarda da sorunlar oluyordu. Özellikle hatlarımızın kireçlenmesiyle durum işin içinden çıkılmaz bir hal almıştı. Muhtarımızın girişimleri ve MUSKİ’ye yapılan başvurular sonucunda hat yenileme çalışmaları başlatıldı. Hatların yenilenmesi ve çaplarının büyütülmesiyle birlikte basınç sorununun ortadan kalkacak, bizler için büyük bir rahatlama olacak. Bu hizmeti bize sağlayan Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’a ve MUSKİ Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışan herkese teşekkürlerimi sunuyorum" dedi.
MUSKİ, Seydikemer Sarıyer Mahallesi’ne kesintisiz su hizmeti sağlıyor
17 Nisan 2026 Cuma - 17:08 MUSKİ, Seydikemer Sarıyer Mahallesi’ne kesintisiz su hizmeti sağlıyor MUSKİ Genel Müdürlüğü, Seydikemer ilçesi Sarıyer Mahallesi’nde ekonomik ömrünü tamamladığı için sık sık arızalara neden olan ve vatandaş arazilerinden geçmesi sebebiyle müdahale süreçlerinde iş gücü kaybına yol açan 2 bin metrelik içme suyu şebeke hattı, kamusal alana taşınarak yenileniyor. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, il genelinde hatların yenilenerek kesintisiz içme suyu sağlanması talimatları doğrultusunda projelerini sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü çalışmalarına Seydikemer’in Sarıyer Mahallesi’nde devam ediyor. Yürütülen çalışma kapsamında Sarıyer Mahallesi’nde, kullanım ömrünü tamamlaması nedeniyle sık sık arızalara yol açan ve vatandaş arazilerinden geçtiği için müdahaleyi zorlaştırarak kesinti sürelerini uzatan 2 bin metre uzunluğundaki içme suyu hattı yenileniyor. Hat kamusal alana taşınarak yenilenirken 45 adet abone bağlantısının da imalatı gerçekleştirilecek. Basınç sorunlarına kesin çözüm sağlanacak Seydikemer ilçesi Sarıyer Mahallesi’nde, zamanla yıpranarak ekonomik ömrünü tamamlayan ve sık arızalara neden olan 2 bin metre uzunluğundaki içme suyu hattı yenileniyor. Mevcut hattın vatandaş parselleri içerisinden geçmesi, arıza durumlarında müdahaleyi zorlaştırarak hem zaman hem de iş gücü kaybına yol açıyordu. Eski ve yetersiz kalan hatlarda arızalar daha sık yaşanırken, özel mülkiyet alanlarından geçen hatlar nedeniyle müdahale süreçleri uzuyor ve su kesintilerinin süresi artıyordu. Bu durum, özellikle kot farkının yüksek olduğu bölgelerde su iletiminde zaman zaman aksamalara ve düzensizliğe neden oluyordu. Hatların yol güzergahına alınarak yenilenmesi ve çaplarının büyütülmesiyle birlikte hem arızalara müdahale süresi kısalacak hem de yüksek kotlara su iletimi daha güçlü hale gelecek. Çalışmalar kapsamında ayrıca 45 adet abone bağlantısının imalatı da gerçekleştirilecek. Mahalle sakini Mustafa Dereli, "Köyümüzde bu sıkıntılar MUSKİ gelmeden önce daha sıkıntılıydı. Patlaklarımızı kendi imkanlarımızla yapıyorduk, kendi köyümüzün halkıyla yapabiliyorduk. Ama şimdi iş MUSKİ’ye devroldu. MUSKİ de daha rahatız. Allah razı olsun. MUSKİ yardımcı oluyor her konuda. Aradığımız zaman arızamızı giderebiliyor. Köyümüze suyumuzu aktarabiliyor. Çok memnunuz. Değerli başkanımız Ahmet Aras beyefendiye, emeği geçen bütün dostlarımıza teşekkür ediyoruz" dedi. Eskiyen hatların sık arızalara neden olduğunu ve hatların yol kenarına alınarak yenilenmesinden büyük memnuniyet duyduklarını belirten Sarıyer Mahallesi Muhtarı Muhammet Kabasakal, "Bölgede genelde patlak oluyordu, tarım arazilerden gidiyordu. Yazın çok sıkıntı çekiyorduk. Yaklaşık 30 yıllık şebeke hattımız vardı. Biraz yukarıda depomuz var. Depodan bu bulunduğumuz bölgeye kadar tamamen kireçle zaten tıkanıyordu. Şebeke hattı yol kenarına çekiliyor şu anda. Yeni bir boru, yeni bir sistem. Üzerine kamyon dahi geçse patlamayacak şekilde. En az 30 yıl patlak olmadan yaşayacağımıza inanıyorum. MUSKİ, Allah razı olsun MUSKİ ekiplerinden. Her dediğimizi yapıyor ama sıkıntımız yok. Başta Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’a, MUSKİ Genel Müdürümüz Yılmaz Şengül’e Sarıyer Mahallesi adına ekibim adına ve halkım adına teşekkür ederim" dedi. MUSKİ Genel Müdürlüğü İşletmeler 3. Bölge Daire Başkanı Doğan Ayan , "Sarıyer Mahallesi’nde 2 kilometre şebeke hattı yenileme yapıyoruz. Mevcut hatlarımız tamamen vatandaşların tarlalarından geçiyor. Hem tarla olduğu için arızaları bulmak çok zorlaşıyordu. Hem de arızalara müdahale tarafından vatandaşın ekimleri olduğu için elle müdahale. Bu da kesintilerin süresini uzatıyordu. Bunun için 2 kilometre hattı imalatına başladık. Hatlarımızı kadastro yolları alıyoruz. Yaklaşık 45 tane de abone hattı imalatı yapacağız" dedi.
"Okullardaki şiddet derin bir toplumsal sorunun yansıması"
17 Nisan 2026 Cuma - 14:45 "Okullardaki şiddet derin bir toplumsal sorunun yansıması" Psikiyatri Uzmanı Dr. Cengiz Çelik, son dönemde okullarda art arda yaşanan silahlı saldırıların yalnızca bireysel şiddet olayları olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, bu tür olayların daha derin bir toplumsal krize işaret ettiğini söyledi. Bu tür olayların bireysel patolojilerin ötesinde ele alınması gerektiğini vurgulayan VM Medical Park Samsun Hastanesi Psikiyatri Kliniği’nden Uzm. Dr. Çelik, "Okullarda yaşanan bu olaylar, toplumsal yapıda biriken sorunların dışavurumu olarak değerlendirilmelidir" dedi. "Görünmezlik ile görünür olma arzusu çatışıyor" Saldırıların arka planında çoğu zaman yoğun bir değersizlik hissi ve dışlanmışlık algısının bulunduğunu ifade eden Uzm. Dr. Çelik, "Fail profillerinde sıkça, ‘görünmez olma hissi ile görünür olma arzusu’ arasında bir çatışma görülmektedir. Özellikle ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde kimlik gelişiminin kırılgan yapısı, bu tür uç davranışlara zemin hazırlayabilir" diye konuştu. "Sadece bireysel değil, toplumsal bir mesele" Bu olayların yalnızca bireysel psikopatolojiyle açıklanamayacağını dile getiren Uzm. Dr. Çelik, sosyolojik faktörlerin de göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtti. Uzm. Dr. Çelik, "Günümüzde artan yalnızlık, yoğun rekabet baskısı ve sosyal medya üzerinden sürekli karşılaştırılma hali gençler üzerinde ciddi bir yük oluşturuyor. Okullar ise giderek sadece akademik başarıya odaklanan yapılar haline gelirken, duygusal ve sosyal gelişim çoğu zaman geri planda kalıyor" dedi. "Şiddetin normalleşmesi risk oluşturuyor" Medya ve dijital platformlarda şiddetin estetize edilmesinin önemli bir risk faktörü olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Çelik, "Kimlik arayışı içindeki gençler bu tür eylemleri bazen ‘iz bırakma’ ya da ‘mesaj verme’ aracı olarak algılayabiliyor" şeklinde konuştu. "Aidiyet duygusu zayıflıyor" Okulların güvenli ve kapsayıcı alanlar olması gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Çelik, "Akran zorbalığı, sosyal dışlanma ve zayıf öğretmen-öğrenci ilişkileri, gençlerin aidiyet duygusunu zedeliyor. Aidiyetin kaybolduğu ortamlarda ise öfke, yabancılaşma ve düşmanlık duyguları gelişebiliyor" değerlendirmesinde bulundu. "Çözüm için çok yönlü yaklaşım şart" Sorunun çözümü için bütüncül bir yaklaşım gerektiğini belirten Uzm. Dr. Çelik, şu önerilerde bulundu: "Okullarda psikososyal destek mekanizmaları güçlendirilmeli, psikolojik danışman sayısı ve etkinliği artırılmalıdır. Risk altındaki bireyleri erken tespit edecek sistemler kurulmalı, aileler çocukların duygusal ihtiyaçlarına daha fazla odaklanmalıdır. Medya ise şiddeti sansasyonel biçimde sunmak yerine bilinçlendirici bir dil benimsemelidir." "Toplumun aynasına bakmalıyız" Bu tür olayların yalnızca bireysel suçlar olarak görülmemesi gerektiğini anlatan Uzm. Dr. Çelik, "Okullarda yaşanan silahlı saldırılar, aslında çok daha önce sessizce biriken kırılmaların yansımasıdır. Bu olaylar, toplum olarak görmemiz gereken gerçekleri ortaya koymaktadır" ifadelerini kullandı.
Ordu’da ileri evre gırtlak kanseri ameliyatı ilk kez başarıyla gerçekleştirildi
17 Nisan 2026 Cuma - 14:39 Ordu’da ileri evre gırtlak kanseri ameliyatı ilk kez başarıyla gerçekleştirildi Ordu’da, ileri evre gırtlak kanseri tanısı konulan bir hastaya, ilde ilk kez gerçekleştirilen larenjektomi ve boyun diseksiyonu ameliyatı başarıyla uygulandı. Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Kliniği’nde gerçekleştirilen operasyonda, Eğitim ve İdari Sorumlu Doç. Dr. Mehmet Fatih Karakuş başkanlığındaki cerrahi ekipte Dr. Öğr. Üyesi Cemal Özyılmaz ve Op. Dr. Mehmet Fatih Çakmak yer aldı. Gerçekleştirilen operasyon kapsamında, ileri evre gırtlak (larenks) kanseri tanısı alan hastaya larenjektomi ve boyun diseksiyonu ameliyatı uygulandı. Onkolojik cerrahinin en hassas ve teknik beceri gerektiren uygulamaları arasında yer alan operasyonun başarılı geçtiği bildirildi. Ameliyat sonrası takibi sorunsuz şekilde tamamlanan hasta, sağlıklı bir şekilde taburcu edildi. Larenjektomi, kanserli dokuların temizlenmesi amacıyla gırtlağın bir kısmının veya tamamının cerrahi olarak çıkarılması işlemi olarak bilinirken, boyun diseksiyonu ise kanserin yayılma riski bulunan boyun bölgesindeki lenf nodlarının temizlenmesini kapsayan önemli bir cerrahi müdahale olarak biliniyor. İl Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, Ordu’da yapılmaya başlanan bu tür ileri cerrahi işlemlerin hastaların tedavi için şehir dışına gitme zorunluluğunu ortadan kaldırdığı ve modern tıp imkanlarına kendi illerinde erişebilmeleri açısından büyük önem taşıdığının altı çizildi.
Kronik ağrıların tedavisinde radyofrekans dönemi
17 Nisan 2026 Cuma - 13:29 Kronik ağrıların tedavisinde radyofrekans dönemi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, radyofrekans tedavisine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Son yıllarda bu tür ağrıların tedavisinde öne çıkan radyofrekans yöntemi, özellikle cerrahi dışı seçenek arayan hastalar için dikkat çekiyor. Radyofrekans tedavisinin, ağrıya neden olan sinirlerin kontrollü şekilde tedavi edilmesi esasına dayandığını belirten Prof. Dr. İrfan Koca, "Bu yöntemde özel iğneler aracılığıyla hedef sinir dokusuna ulaşılır ve radyo dalgaları kullanılarak ağrı iletimi azaltılır. Minimal invaziv bir işlem olup genellikle kısa sürede tamamlanır" dedi. Tedavinin özellikle uygun hasta grubunda etkili sonuçlar verdiğini vurgulayan Koca, "Radyofrekans tedavisi; fizik tedavi, manuel terapi, kuru iğneleme, nöral terapi, proloterapi gibi konservatif ve girişimsel tedavi yöntemlerine rağmen yeterli yanıt alınamayan ve ağrıları devam eden hastalar açısından önemli bir tedavi seçeneğidir. Bununla birlikte, şikayetlerinin kaynağı cerrahi gerektiren bir patolojiye dayanmayan ya da kendisine cerrahi tedavi önerilmiş olmasına rağmen ameliyatı tercih etmeyen hastalar için de etkili ve güvenilir bir alternatif tedavi seçeneği olarak karşımıza çıkmaktadır" ifadelerini kullandı. Uygun hasta seçiminin tedavi başarısındaki en önemli faktörlerden biri olduğuna dikkat çeken Koca, "Her ağrıya uygulanabilecek bir yöntem değildir. Doğru endikasyonla uygulandığında hastaların yaşam kalitesinde belirgin iyileşme sağlanabilir" şeklinde konuştu. İşlem sonrası sürecin konforlu olduğunu belirten Koca, "Radyofrekans tedavisinin en önemli avantajlarından biri ameliyatsız bir yöntem olmasıdır. İşlem sonrasında hastalar genellikle saatler içinde günlük yaşamlarına dönebilmektedir" dedi. Yan etkilerin genellikle sınırlı olduğunu ve işlemin deneyimli hekimler tarafından yapılması gerektiğini belirten Koca, "Uygun teknik ve doğru hasta seçimi ile komplikasyon riski oldukça düşüktür" şeklinde konuştu. Uzmanlar, kronik ağrı tedavisinde radyofrekans yönteminin özellikle diğer tedavilere yanıt vermeyen ve cerrahi dışı çözüm arayan hastalar için etkili ve güvenilir bir seçenek sunduğunu belirtiyor.
Uzmandan hemofili uyarısı: "Erken tanı hayat kurtarıyor"
17 Nisan 2026 Cuma - 12:57 Uzmandan hemofili uyarısı: "Erken tanı hayat kurtarıyor" Uzmanlar, hemofilinin genetik bir hastalık olduğunu belirterek erken tanı ve düzenli tedavinin önemine dikkat çekti. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hatice Terzi, 17 Nisan Dünya Hemofili Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Hemofilinin, kanın pıhtılaşma sistemini etkileyen genetik bir hastalık olduğunu belirten Doç. Dr. Terzi, bu durumun kanamaların uzun sürmesine ve özellikle eklem ile kas içi kanamalara yol açabileceğini ifade etti. Hastalığın çoğunlukla erkeklerde görüldüğünü aktaran Terzi, bazı vakalarda aile öyküsü olmadan da ortaya çıkabileceğini söyledi. Erken tanının büyük önem taşıdığını vurgulayan Terzi, düzenli tedavi ile hastalığın kontrol altına alınabildiğini ve hastaların yaşam kalitesinin artırılabildiğini belirtti. Hemofilinin bulaşıcı bir hastalık olmadığını da ifade eden Terzi, toplumdaki yanlış bilgilere karşı dikkatli olunması gerektiğini dile getirdi. Doç. Dr. Terzi yaptığı açıklamada, "Her yıl 17 Nisan, tüm dünyada hemofili ve diğer kalıtsal kanama bozukluklarına dikkat çekmek amacıyla ‘Dünya Hemofili Günü’ olarak anılmaktadır. Bu özel gün, yalnızca bir farkındalık günü değil; aynı zamanda toplumda doğru bilginin yaygınlaştırılması, erken tanının teşvik edilmesi ve hastaların yaşam kalitesinin artırılması için önemli bir fırsattır. Bu kapsamda hemofili hakkında en sık merak edilen soruları yanıtlayarak toplumu bilgilendirmek istiyoruz" dedi. "Hemofili nedir" Hemofilinin nasıl bir hastalık olduğuna değinen Doç. Dr. Terzi, "Hemofili, kanın pıhtılaşma sistemini etkileyen genetik bir hastalıktır. Normal şartlarda bir damar hasarı oluştuğunda pıhtılaşma faktörleri ardışık bir şekilde aktive olarak kanamayı durdurur. Hemofili hastalarında ise bu faktörlerden biri eksik ya da işlevsiz olduğu için bu süreç aksar. Sonuç olarak kanamalar daha uzun sürer, bazen kendiliğinden gelişebilir ve özellikle eklem ile kas dokularında tekrarlayan kanamalara yol açabilir. Bu durum zamanla kalıcı eklem hasarı ve fonksiyon kaybına neden olabilir. Bu noktada bilinmesi gereken en önemli husus, hemofilinin yalnızca ‘kanın geç pıhtılaşması’ değil, aynı zamanda yaşam kalitesini doğrudan etkileyen kronik bir hastalık olduğudur" ifadelerine yer verdi. Hemofili kalıtsal bir hastalık mı sorusunu yanıtlayan Doç. Dr. Terzi, "Hemofili büyük oranda kalıtsaldır ve X kromozomu üzerinden taşınır. Bu nedenle hastalık genellikle erkeklerde görülürken, kadınlar çoğunlukla taşıyıcıdır. Taşıyıcı anneler, hastalığı erkek çocuklarına aktarabilir. Bununla birlikte, bazı hastalarda aile öyküsü olmaksızın yeni genetik mutasyonlar sonucu da hemofili gelişebilmektedir. Bu durum, aile öyküsü olmasa bile şüpheli kanama bulgularının ciddiye alınması gerektiğini göstermektedir" ifadelerini kullandı. "Hemofili A ve Hemofili B arasındaki fark" Hemofili A ve Hemofili B arasındaki farktan bahseden Doç. Dr. Terzi, Hemofili A’nın pıhtılaşma faktörlerinden faktör VIII eksikliği ile ortaya çıktığını, Hemofili B’nin ise faktör IX eksikliği ile karakterize olduğunu belirtti. Klinik bulguların büyük ölçüde benzer seyrettiğini, ancak tedavide kullanılan faktör konsantrelerinin farklılık gösterdiğini ifade etti. Hemofili A’nın daha sık görülmesi nedeniyle toplumda daha fazla bilinen form olduğunu da vurguladı. "Klinik bulgular ve görülme grupları" Hemofilinin en çok kimlerde görüldüğünden ve belirtilerinden bahseden Doç. Dr. Terzi, hastalığın çoğunlukla erkek bireylerde görüldüğünü belirtti. Aile öyküsü olan kişilerde riskin daha yüksek olduğunu, ancak spontan mutasyonlar nedeniyle daha önce hiçbir aile öyküsü bulunmayan bireylerde de hastalığın ortaya çıkabildiğini ifade etti. Bu nedenle özellikle erken çocukluk döneminde görülen açıklanamayan kanamaların dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Hemofili hastalarında en sık görülen belirtilerin kolay morarma, uzun süren kanamalar, diş çekimi veya cerrahi işlemler sonrası kontrolü zor kanamalar ve özellikle eklem içi kanamalar olduğunu aktardı. Eklem kanamalarının zamanla kronik ağrıya, hareket kısıtlılığına ve deformitelere yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Terzi, bu belirtilerin erken dönemde fark edilmesinin hastalığın seyrini önemli ölçüde değiştirebileceğini ifade etti. "Erken tanı ve tedavi yaklaşımları" Hemofili erken teşhis edilip, tedavi edilebilir mi sorularına yanıt veren Doç. Dr. Terzi, hemofilinin erken dönemde teşhis edilebileceğini belirtti. Özellikle aile öyküsü bulunan bireylerde doğumdan itibaren yapılan pıhtılaşma testleri ile tanı konulabildiğini ifade etti. Erken tanının büyük önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Terzi, bu sayede koruyucu tedavilere başlanarak ciddi komplikasyonların önüne geçilebileceğini söyledi. Günümüzde hemofilinin tamamen ortadan kaldırılmasını sağlayan kesin bir tedavinin henüz bulunmadığını belirten Doç. Dr. Terzi, buna rağmen modern tedavi yaklaşımları sayesinde hastalığın büyük ölçüde kontrol altına alınabildiğini ve hastaların sağlıklı bireylere yakın bir yaşam sürebildiğini ifade etti. Tedavide temel hedefin yalnızca kanamayı durdurmak değil, kanama oluşmadan önlemek olduğunu da vurguladı. Hemofili tedavisinde kullanılan ilaçların etki mekanizmasını açıklayan Doç. Dr. Terzi, tedavinin temelini eksik olan pıhtılaşma faktörünün yerine konulmasının oluşturduğunu belirtti. Damar yoluyla uygulanan bu faktör konsantrelerinin, pıhtılaşma mekanizmasını yeniden işlevsel hale getirdiğini ifade etti. Profilaktik yani koruyucu tedavilerin önemine de değinen Doç. Dr. Terzi, düzenli faktör uygulamaları sayesinde hastalarda kanama sıklığının belirgin şekilde azaltılabildiğini ve böylece eklem hasarı gibi uzun dönem komplikasyonların önüne geçilebildiğini belirtti. "Güncel tedavi gelişmeleri ve gen tedavisi" Hemofili tedavisindeki gelişmelerden bahseden Doç. Dr. Terzi, "Son yıllarda tedavi alanında önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Uzun etkili faktör preparatları sayesinde daha seyrek uygulama mümkün hale gelmiş, deri altından uygulanan non-faktör tedaviler hastaların yaşamını kolaylaştırmıştır. Bu gelişmeler, hemofiliyi yüksek riskli bir hastalıktan yönetilebilir kronik bir duruma dönüştürmektedir" dedi. Gen tedavisi hakkında değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Terzi, "Gen tedavisi, eksik faktörün gen düzeyinde düzeltilmesini hedefleyen yenilikçi bir yaklaşımdır. Klinik çalışmalar umut verici sonuçlar göstermektedir. Henüz rutin klinik kullanımda olmasa da gelecekte hemofili için kalıcı tedavi seçenekleri arasında yer alması beklenmektedir" ifadelerini kullandı. "Yanlış bilinenler ve günlük yaşam" Hemofili hastalığı hakkında doğru bilinen yanlışlara değinen Doç. Dr. Terzi, toplumda hemofilinin bulaşıcı olduğuna dair yanlış bir inanış bulunduğunu belirtti. Oysa hemofilinin genetik bir hastalık olduğunu ve bulaşmasının söz konusu olmadığını ifade etti. Ayrıca hemofili hastalarının aktif bir yaşam sürdüremeyeceği düşüncesinin de doğru olmadığını açıkladı. Hemofili hastalığının günlük yaşama etkisine de değinen Doç. Dr. Terzi, tedavi almayan hastalarda sık kanamaların yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebildiğini ancak düzenli tedavi alan bireylerin eğitim, iş ve sosyal yaşamlarını büyük ölçüde sürdürebildiğini söyledi. "Dikkat edilmesi gerekenler ve destek" Doç. Dr. Terzi, hastaların dikkat etmesi gereken noktalara ilişkin yaptığı açıklamada, travmalardan kaçınmaları, düzenli tedavilerini aksatmamaları ve kanama belirtilerini erken fark etmelerinin büyük önem taşıdığını ifade etti. Ayrıca diş sağlığının korunması ve düzenli kontrollerin hastalık yönetiminde kritik rol oynadığını belirtti. Hemofili hastalarının spor yapabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Terzi, uygun sporların seçilmesi gerektiğini söyledi. Yüzme, yürüyüş ve bisiklet gibi düşük travma riski taşıyan sporların önerildiğini, temas sporlarından ise kaçınılması gerektiğini ifade etti. Hemofili hastası küçük bir yaralanma yaşadığında ise ilk olarak kanama bölgesine bası uygulanması ve ilgili bölgenin dinlendirilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Terzi, gerekli durumlarda en kısa sürede sağlık kuruluşuna başvurulmasının önemine dikkat çekti. Hemofili hastalarına nasıl destek olunabileceğine de değinen Doç. Dr. Terzi, hastaların yalnızca tıbbi değil, sosyal ve psikolojik desteğe de ihtiyaç duyduğunu, aile, okul ve toplumun bilinçli yaklaşımının hastaların yaşam kalitesini doğrudan etkilediğini söyledi. Farkındalık ve toplumsal bilinç Hemofili farkındalığının önemine vurgu yapan Doç. Dr. Terzi, farkındalığın erken tanıyı artırdığını, yanlış bilgileri ortadan kaldırdığını ve hastaların yaşam kalitesini yükselttiğini ifade etti. Toplumda hemofili konusundaki bilinç düzeyine ilişkin olarak ise ne yazık ki farkındalığın hâlâ yeterli seviyede olmadığını belirten Doç. Dr. Terzi, bu nedenle "Dünya Hemofili Günü" gibi farkındalık çalışmalarının büyük önem taşıdığını söyledi. "Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde hemofili takibi" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi olarak uyguladıkları tedavilerden bahseden Doç. Dr. Terzi, "Merkezimizde hemofili hastalarının tanı, tedavi ve takibi güncel bilimsel rehberler doğrultusunda yürütülmektedir. Faktör replasman tedavileri, profilaktik yaklaşımlar ve hasta eğitimi düzenli olarak uygulanmakta; hastalarımız multidisipliner bir yaklaşımla izlenmektedir" ifadelerini kullandı. Doç. Dr. Terzi, "Sonuç olarak; hemofili, erken tanı ve doğru tedavi ile yönetilebilen bir hastalıktır. Bu nedenle toplum olarak bilinçlenmek, hastaları desteklemek ve sağlık hizmetlerine erişimi güçlendirmek büyük önem taşımaktadır" dedi.
Taklit ve tağşiş listesi güncellendi, uygunsuzluk tespiti yapılan ürünler ilan edildi
17 Nisan 2026 Cuma - 12:32 Taklit ve tağşiş listesi güncellendi, uygunsuzluk tespiti yapılan ürünler ilan edildi Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yayımladığı güncel, "Taklit veya Tağşiş Yapılan Gıdalar" listesine yeni ürünler eklendi. Çok sayıda üründe uygunsuzluk tespit edildi. Tarım ve Orman Bakanlığı, gıda güvenilirliğini sağlamak amacıyla yürüttüğü denetimler sonucunda hazırladığı, "Taklit veya Tağşiş Yapılan Gıdalar" listesi 16 Nisan tarihi itibarıyla tekrar güncellendi. Güncellenen listede, özellikle et ürünlerindeki yabancı madde karışımları ve zeytinyağındaki tohum yağı hileleri ön plana çıktı. "Sağlığı Tehlikeye Düşürecek Gıdalar" listesi Pide harcı olarak satılan üründe at veya eşek eti olduğu belirlendi. İzmir Çiğli’de Dönerci Ali’nin Yeri, Dana Pide Harcı (çiğ) ürününde tek tırnaklı eti tespit edildi. Takviye edici veya bitkisel olarak pazarlanan ürünlerde, kullanımı yasak olan ilaç etken maddeleri tespit edildi. İstanbul Kağıthane’de MMİ İlaç Gıda Kozmetik, ’Diblong’ markalı Bitkisel Karışımlı Çikolata, Ginseng Macun ve Ginsengli Tutti Frutti Aromalı Gazlı İçecek ürünlerinde ilaç etken maddesi olduğu bildirildi. Manisa’nın Salihli ilçesinde ise Kurudere Kurban Baharat, ’Heybetli’ markalı Ballı Çakşır Kökü Macununda ilaç etken maddesi olduğu belirlendi. Gıda estetiğini artırmak amacıyla sağlığa zararlı maddelerin kullanıldığı görüldü. İzmir Konak’ta, Sanita Tarım Ürünleri, ’Sanita’ markalı Tatlı Toz Biber (1000 gram) ürününde gıda da kullanımına izin verilmeyen boya tespit edildi. "Aynı Değeri Taşımayan Madde Eklenmesi" listesi "Aynı Değeri Taşımayan Madde Eklenmesi" başlığı altında ise, İstanbul Bahçelievler’de faaliyet gösteren Zeytunoğlu Tatlı ve Gıda Ürünleri İthalat İhracat Dış Ticaret Limited Şirketi’ne ait ’Fıstıklı Sarma’ ürününde gıda boyası tespit edildi. Ordu’nun Ünye ilçesinde faaliyet gösteren Gülseren Kurt’a ait tereyağında bitkisel yağ tespiti yapılırken, İzmir’in Konak ilçesinde Has Manisa Kebap’a ait Manisa kebap (çiğ-dana etinden) ürününde kanatlı eti bulunduğu belirlendi. İzmir Bornova’da faaliyet gösteren Harbiye DC Fuarcılık Organizasyon Eğitim Danışmanlık Ticaret Limited Şirketi’ne ait ’Harbiye kebabı’ (piliç bonfileden hazırlanmış kebap çiğ harcı) ürününde mekanik ayrılmış kanatlı eti tespit edildi. Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde faaliyet gösteren YNS Et Mamülleri Gıda Maddeleri Pazarlama Sanayi Ticaret Limited Şirketi’ne ait ‘Nefissal dana etli piliç kasap köfte hazırlanmış kanatlı eti karışımı’ (dondurulmuş) ile ‘Nefissal parmak piliç köfte ısıl işlem uygulanmış piliç eti ürünü’ (pişmiş-dondurulmuş) ürünlerinde de mekanik ayrılmış kanatlı eti olduğu bildirildi. Kayseri’nin Kocasinan ilçesinde faaliyet gösteren DNC Et Ürünleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’ne ait ‘Hakimiyet ısıl işlem görmüş piliç kuvez sucuk’ ürününde mekanik ayrılmış kanatlı eti tespit edildi. Aynı ilçede faaliyet gösteren Zirve Sucuk ve Pastırma’ya ait ‘Zirve premium dana sucuk’ ürününde de kanatlı eti bulunduğu belirlendi. Konya’nın Akşehir ilçesinde faaliyet gösteren Kısmetoğlu Beyti Et ve Et Ürünleri’ne ait ‘Lezzeti Keyif ısıl işlem görmüş piliç sucuk’ ürününde mekanik ayrılmış kanatlı eti tespit edilirken, Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde bulunan Batı Pide Kebap Salonu’na ait ‘dana kıymalı pide iç harcı’ (çiğ) ürününde sakatat (kalp) bulunduğu açıklandı. Antalya Muratpaşa’da Hicran Yolaçan’a ait Urfa Ciğer Kebap Pide Salonu (Pide ve Ötesi) işletmesinin çiğ Urfa Kebap harcında kanatlı eti tespit edildi. Isparta Merkez’de ise, Peri Pide Lahmacun ve Izgara Salonu’nda hazırlanan pide iç harcında kanatlı eti ve sakatat (taşlık) bulunduğu açıklandı. ‘Natürel Sızma’ adı altında satılan ürünlere daha düşük kaliteli yağlar ve tohum yağları karıştırıldığı tespit edildi. İzmir’in Ödemiş ilçesinde Kamburoğlu Tarım Otomotiv Ltd. Şti.’ye ait ‘Kamburoğlu’ marka natürel sızma zeytinyağında daha düşük kaliteli zeytinyağı karıştırıldığı belirlendi. Aydın’ın Köşk ilçesinde ise, Öz Dedeoğlu Grup Gıda Ltd. Şti.’ye ait ‘TVK Tarım’ markalı 5 litrelik zeytinyağlarında hem düşük kaliteli zeytinyağı hem de tohum yağları karışımı tespit edildi. İstanbul Başakşehir’de, Kimplus Kimya Plastik Gıda Ltd. Şti.’ye ait ‘Güney Egeden’ markalı natürel sızma zeytinyağında tohum yağları bulundu. Uşak Merkez’de ise, Enes Çelik - DGL Gıda firmasına ait ‘DGL Gıda’ markalı ‘Doğadan Gelen Lezzet’ ve ‘Olivera Gold’ serisi natürel sızma zeytinyağlarında tohum yağları karışımı tespit edildi. İzmir’in Bornova ilçesinde, Yayla Balpınarı Gıda Tarım Ltd. Şti.’ye ait ‘Natural Süzme Çiçek Balı (1000 gr)’ ürününde taklit veya tağşiş tespiti yapıldı. Konya Bozkır’da ise, Çatlılar Gıda işletmesine ait ‘Çatlılar’ markalı süzme çiçek balında mevzuata aykırılık belirlendi. "Temel Özelliği Etkileyen İçerik Eksikliği" listesi Bakanlığın güncellediği listede, "Temel Özelliği Etkileyen İçerik Eksikliği" başlığı altında da çeşitli uygunsuzluklar tespit edildi. Aydın’ın Efeler ilçesinde faaliyet gösteren Aybey Süt Ürünleri Gıda Sanayi Ticaret Limited Şirketi’ne ait ‘İlayda Çiftliği Kaşar Peyniri (1000 gram)’ ürününde eritme tuzu tespiti yapıldı. Konya’nın Karatay ilçesinde bulunan Akdağ İnovasyon Gıda’ya ait ‘Uşağım Vakfıkebir Tuzlu Tereyağı’ ürününde ise yağ oranının düşük olduğu belirlendi. Manisa’nın Kula ilçesinde faaliyet gösteren Eşme Yem Süt ve Süt Ürünleri Tarım Hayvancılık firmasına ait ‘Çamoluk Kaşar Peyniri’ ile ‘Hamitköy Yarım Yağlı Taze Eritme Tost Peyniri’ ürünlerinde de yağ oranının düşük olduğu tespit edildi. Aynı firmanın ‘Çamoluk Kaşar Peyniri’ ürününde ayrıca eritme tuzu bulunduğu bildirildi. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından vatandaşların sağlıklı ve güvenilir gıdaya ulaşabilmesi amacıyla düzenli olarak güncellenen listelere ‘guvenilirgida.tarimorman.gov.tr’ adresi üzerinden erişilebiliyor.
Kalp Sağlığı Haftası’nda kritik uyarı: "Kalp hastalıkları büyük ölçüde önlenebilir"
17 Nisan 2026 Cuma - 12:24 Kalp Sağlığı Haftası’nda kritik uyarı: "Kalp hastalıkları büyük ölçüde önlenebilir" Kardiyoloji Ana Bilim Dalı’ndan Öğr. Gör. Dr. Ziya Gökalp Bilgel, basit yaşam tarzı değişiklikleriyle kalp ve damar hastalıklarının büyük ölçüde önlenebileceğini söyledi. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı’ndan Öğr. Gör. Dr. Ziya Gökalp Bilgel, 12-18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası kapsamında açıklamalarda bulundu. Kalp ve damar hastalıklarının hem Türkiye’de hem de dünyada en önemli ölüm ve engellilik nedenleri arasında yer aldığını belirtti. Kalp Sağlığı Haftası’nın temel amacının toplumda farkındalık oluşturmak olduğunu söyleyen Bilgel, "Kalp ve damar hastalıkları çoğunlukla önlenebilir hastalıklardır. Bu nedenle bu hafta boyunca yaptığımız çalışmalarla insanlara bunu hatırlatmak istiyoruz" dedi. Kalp hastalıklarının geniş bir yelpazeye sahip olduğunu belirten Bilgel, "En sık karşılaşılan durum koroner arter hastalıkları. Halk arasında kalp krizi olarak bilinen bu hastalıklar, kalbi besleyen damarlardaki daralma ya da ani tıkanmalar sonucu ortaya çıkmaktadır. Koroner iskemik hastalıklar hem dünyada hem de ülkemizde en sık ölüme ve engelliliğe neden olan hastalık grubudur. Bu tür hastalıklarda erken müdahale hayati önem taşımaktadır. Gelişen tıbbi yöntemler sayesinde kalp damar hastalıklarına müdahale imkanlarının arttığına değinen Bilgel, anjiyografi ile damarları görüntüleyebiliyor ve gerekli durumlarda balon, stent ya da bypass ameliyatı gibi yöntemlerle tedavi uygulayabiliyoruz. Ancak ne yazık ki bazı hastalar hastaneye ulaşamadan hayatını kaybedebiliyor. Bu nedenle önleyici yaklaşım her zaman en önemli unsur olarak karşımıza çıkıyor" şeklinde konuştu. Yaşam tarzı en önemli risk faktörü Kalp ve damar hastalıklarının oluşumunda genetik faktörlerin yanı sıra çevresel etkenlerin de büyük rol oynadığına dikkat çeken Bilgel, ‘’Özellikle yaşam tarzı alışkanlıklarını, tütün kullanımını en önemli risk faktörleri arasında sayabiliriz. Sigara ve diğer tütün ürünlerinin bırakılması kalp sağlığı için atılabilecek en önemli adım. Bunun yanı sıra sağlıklı beslenme de büyük önem taşımaktadır’’ dedi. Beslenme alışkanlıklarının kalp sağlığı üzerindeki etkisine değinen Bilgel, "Katı yağlar ve yüksek kolesterol içeren besinler damar tıkanıklığına yol açabilir, doymuş yağların azaltılmasını sebze, meyve ve tahıl ağırlıklı Akdeniz tipi beslenilmesini tavsiye ediyoruz. Aşırı tuz tüketimi tansiyonu yükselttiği, yüksek şeker tüketimi ise diyabete yol açarak kalp hastalıklarını tetiklediği için tuz ve şekerin aşırı kullanılmasından kaçınılmalıdır. Tansiyon yüksekliği ve diyabet, kalp damar hastalıkları açısından ciddi risk oluşturur. Kilo kontrolünün sağlanması ve vücut kitle indeksinin normal sınırlar içinde tutulması kalp sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. Ani ve aşırı egzersizden kaçının Öğr. Gör. Dr. Ziya Gökalp Bilgeli, toplumda obezite oranlarının artmasının da kalp sağlığını tehdit ettiğini söyleyerek, "Kilo kontrolü ihmal edilmemelidir. Düzenli egzersiz bu noktada büyük önem taşımaktadır. Tempolu yürüyüş, yüzme ve koşu gibi düzenli yapılan egzersizler kalp sağlığını korumada etkili yöntemlerdir. Ani ve aşırı zorlayıcı egzersizlerden kaçınılmalı özellikle düzenli spor yapmayan bireylerin birden yoğun fiziksel aktivitelere, örneğin halı saha maçlarına katılması kalp üzerinde ciddi yük oluşturabilir. Bireylerin kendi efor kapasitelerini artıracak şekilde düzenli ve kademeli egzersiz yapmalarını öneriyoruz. Stresinde kalp sağlığı üzerinde olumsuz etkileri bulunuyor" dedi. Düzenli kontrol yaşı 30-35’e indi Kalp hastalıklarının artık daha genç yaşlarda görülmeye başladığını belirten Bilgel, "Geçmişte ileri yaş gruplarına önerilen taramalar günümüzde daha erken yaşlara çekildi. Özellikle ailesinde kalp hastalığı bulunan bireyler daha dikkatli olmalı ve 30-35 yaşından itibaren düzenli kontrollerini yaptırmalılar. Bu kapsamda tansiyon ölçümü ve kan testlerinin yanı sıra elektrokardiyografi ve ekokardiyografi gibi tetkikler de önemli yaptırılmalıdır. Basit yaşam tarzı değişiklikleriyle kalp ve damar hastalıkları büyük ölçüde önlenebilir. Tütün kullanımının bırakılması, sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerekir" şeklinde konuştu.
Hemofilide yeni nesil tedaviler dikkat çekiyor
17 Nisan 2026 Cuma - 11:55 Hemofilide yeni nesil tedaviler dikkat çekiyor Dr. Behçet Uz Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Çocuk Hematoloji Uzmanı Uz. Dr. Şebnem Önen Göktepe, son yıllarda hemofili tedavisinde büyük bir dönüşüm yaşandığını belirterek, "Eskiden tedavi yalnızca damar yoluyla verilen faktörlerle sınırlıydı. Şimdi ise daha uzun etkili faktörler ve cilt altından uygulanabilen ilaçlar sayesinde hastaların yaşamı çok daha kolay hale geldi." dedi. 17 Nisan’ın, tüm dünyada Dünya Hemofili Günü olarak anıldığını hatırlatan Uz. Dr. Şebnem Önen Göktepe, hemofili hastalığına yönelik farkındalığın artırılmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. Dünya Hemofili Federasyonu’nun kuruluş yıl dönümüne denk gelen bu özel günde düzenlenen etkinliklerin, erken tanı oranlarını artırdığını ve hasta ailelerine önemli destek sağladığını belirtti. "Basit morluklar göz ardı edilmemeli" Hastalığın belirtilerine dikkat çeken Göktepe, özellikle çocukluk çağında görülen bulguların erken tanı açısından kritik olduğunu vurgulayarak, "Kolay morarma, eklem içi kanamalar, kas içi kanamalar ya da küçük cerrahi işlemler sonrası uzun süren kanamalar mutlaka ciddiye alınmalıdır. Yenidoğan döneminde göbek bağı veya sünnet sonrası kanamalar ilk ipucu olabilir." dedi. Tekrarlayan eklem kanamalarının tedavi edilmediğinde kalıcı hasara yol açabileceğini belirten Göktepe, erken müdahalenin sakatlık riskini ciddi ölçüde azalttığını ifade etti. "Tedavide devrim niteliğinde gelişmeler yaşanıyor" Son yıllarda hemofili tedavisinde büyük bir dönüşüm yaşandığını belirten Göktepe, özellikle yeni nesil tedavilere dikkat çekerek, şöyle devam etti: "Eskiden tedavi yalnızca damar yoluyla verilen faktörlerle sınırlıydı. Şimdi ise daha uzun etkili faktörler ve cilt altından uygulanabilen ilaçlar sayesinde hastaların yaşamı çok daha kolay hale geldi." Özellikle emicizumab gibi bispesifik antikorların tedavi anlayışını değiştirdiğini vurgulayan Göktepe, "Haftada bir ya da ayda bir yapılan enjeksiyonlarla kanama riski ciddi şekilde azaltılabiliyor. Bu özellikle küçük çocuklar için büyük bir avantaj" diye konuştu. "Kişiye özel tedavi dönemi başladı" Günümüzde hemofili tedavisinin tamamen bireyselleştirildiğini belirten Göktepe, her hastaya aynı yaklaşımın artık geçerli olmadığını söyleyerek, "Hastanın yaşam tarzı, kanama sıklığı ve ilaç yanıtına göre özel tedavi planları oluşturuyoruz. Amaç, hastaların günlük hayatlarını kısıtlamadan yaşamlarını sürdürebilmeleri" dedi. Gen tedavisinin de umut vadettiğini ifade eden Göktepe, "Tek seferlik uygulamalarla uzun süreli hatta kalıcı çözümler hedefleniyor. Bu alanda çalışmalar hızla ilerliyor" diye konuştu. "Doğru bilgi hayat kurtarır" Hemofilili bireylerin bilinçli olmasının tedavinin en önemli parçası olduğunu vurgulayan Göktepe, şu uyarılarda bulundu: "Uygun sporların seçilmesi, riskli ilaçlardan kaçınılması ve düzenli doktor takibi büyük önem taşıyor. Ayrıca genetik danışmanlık sayesinde hastalığın gelecek nesillere aktarımı da önlenebilir." Son söz: "Farkındalık, erken tanı demek" Dünya Hemofili Günü’nün önemine dikkat çeken Göktepe, sözlerini şöyle tamamladı: "Bugün hemofili, doğru tedavi ve takip ile kontrol altına alınabilen bir hastalık. Ancak hâlâ tanı almamış çok sayıda hasta var. Farkındalık arttıkça, hayatlar kurtuluyor."