Son Dakika
|
Adana’da 17 yaşındaki çocuğa bıçaklı saldırı: 2 şüpheli tutuklu, diğerleri firar
İstanbul’da polisevinde yangın paniği
Tuzla’da işçi konteynerlerinde yangın: 7 yaralı
Cumhurbaşkanı Erdoğan: ''İlahilerden rahatsız olunmamalı''
Şehit Hava Pilot Binbaşı İbrahim Bolat’ın görüntüsü ortaya çıktı!
Galatasaray Başkanı Dursun Özbek PFDK’ya sevk edildi
Trump'tan İran'a: "Nükleer silaha sahip olmalarına izin vermeyeceğim"
F-16 uçağının düştüğü bölgede çalışmalar sabahın ilk ışıklarıyla devam ediyor
Balıkesir’de F-16 uçağı düştü: Pilot şehit oldu
Bursa’da film gibi cinayet davasında karar!
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Ecuador Prison Crisis and the Rise of Criminal Control
Fikirtepe’de bulundurulması yasaklı maymun türü yakalandı
Victor Osimhen, Galatasaray tarihine geçti
Trendyol Süper Lig’de 24. hafta heyecanı
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Galatasaray’a tebrik telefonu
Hollanda Kraliyet Havayolları Amsterdam-Tel Aviv uçuşlarını geçici olarak askıya aldı
İran Dışişleri Bakanı Arakçi: "Hem savaşa hem de barışa hazırız"
ABD’li Özel Temsilci Barrack, Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ile görüştü
SAĞLIK
Sinop’ta vatandaşlara ‘sağlık okuryazarlığı’ anlatıldı
26 Şubat 2026 Perşembe - 13:59:08
Sinop’un Durağan ilçesinde Toplum Sağlığı Merkezi ekipleri, Ramazan ayı dolayısıyla vatandaşların sağlık bilincini artırmak amacıyla bilgilendirme faaliyeti gerçekleştirdi. Sinop’un Durağan ilçesinde, Toplum Sağlığı Merkezi (TSM) tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında vatandaşlara yönelik sağlık okuryazarlığı eğitimi verildi. Durağan Toplum Sağlığı Merkezi personelleri, Ramazan ayı sağlık programı çerçevesinde Şehit Hamza Mesut Özaslan Aile Sağlığı Merkezi’ni ziyaret etti. Sağlık okuryazarlığını artırmaya yönelik düzenlenen faaliyette, merkeze gelen hasta ve hasta yakınlarına sağlığın korunması ve geliştirilmesi konularında detaylı bilgiler aktarıldı. Eğitimlerde, sağlık bilgilerine ulaşma, anlama ve doğru uygulama becerisi olarak tanımlanan "sağlık okuryazarlığı" üzerinde duruldu. Özellikle Ramazan ayında beslenme düzenindeki değişiklikler, kronik hastalığı olan bireylerin dikkat etmesi gereken hususlar ve ilaç kullanım saatlerinin düzenlenmesi gibi kritik konularda vatandaşlar bilgilendirildi.
26 Şubat 2026 Perşembe - 13:55
Bayburt’ta sağlık tesislerinin standartları toplantıda değerlendirildi
Bayburt’ta sağlık hizmetlerinin daha verimli ve kaliteli sunulması amacıyla eğitim ve değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Harun Sivlim başkanlığında düzenlenen toplantıda, sağlık tesisleri değerlendirilerek, geliştirme standartlarının doğru anlaşılması ve sahada etkin şekilde uygulanmasına yönelik bilgilendirmeler yapıldı. Mevcut uygulamalar ele alınarak, görüş alışverişinde bulunuldu. İl genelinde sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmaya yönelik eğitim ve çalışmaların aralıksız süreceği öğrenildi.
26 Şubat 2026 Perşembe - 13:21
Prof. Dr. Karalezli: "Ayak bileği burkulmalarını hafife almayın"
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Nazım Karalezli, ayak bileği burkulmalarında "kırık yok" denilerek tedavinin ihmal edilmesinin kronik instabiliteye yol açabileceğini belirterek, ilk 3 haftalık doğru tedavinin çok önemli olduğunu söyledi. Prof. Dr. Karalezli,ayak bileği burkulmalarının basit bir sakatlık olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Burkulmanın genellikle ayağın içe doğru ani dönmesi sonucu bağların esnemesi ya da yırtılmasıyla meydana geldiğini belirten Karalezli, en sık dış yan bağların (ATFL) hasar gördüğünü ifade etti. Burkulma anında şiddetli ağrı ve kısa sürede gelişen şişliğin önemli belirtiler olduğunu dile getiren Karalezli, 24 saat içinde topuğa ve parmaklara doğru yayılan morarmanın ise iç kanamaya işaret edebileceğini kaydederek, üzerine basamama ve boşluk hissinin de ciddi yaralanma göstergesi olduğuna dikkat çekti. "Kırık yok demek, hasar yok demek değildir" Hastaların büyük bölümünün röntgende kırık çıkmaması üzerine tedaviyi yarıda bıraktığını belirten Karalezli, asıl tehlikenin burada başladığını söyledi. Yırtılan bağın sıkı şekilde iyileşmesi için en az 3 hafta destekleyici ortez ya da atel kullanılması gerektiğini ifade eden Karalezli, desteksiz erken yük vermenin bağların gevşek iyileşmesine ve kronik ağrıya yol açabileceğini belirtti. Bağların sadece kemikleri tutmadığını, aynı zamanda beynin ayağın konumunu algılamasını sağlayan sinir uçlarını da içerdiğini aktaran Karalezli, uygun fizik tedavi yapılmadığında denge kaybının kalıcı hale gelebileceğini vurguladı. "İlk 48 saat kritik" Burkulmalarda ilk 48 saatin önemine dikkat çeken Karalezli, RICE prensibinin uygulanması gerektiğini söyledi. İstirahat, buz uygulaması, elastik bandajla kompresyon ve ayağın kalp seviyesinden yukarıda tutulmasının şişliği ve hasarı azaltacağını kaydetti. Modern tedavinin fonksiyonel yöntemlerle yapıldığını belirten Karalezli, ayağın sağa-sola dönmesini engelleyen ancak hareketine izin veren özel bilekliklerin 3-6 hafta kullanılmasının önerildiğini ifade etti. Denge egzersizleriyle derin duyunun yeniden kazandırılmasının şart olduğunu dile getirdi. "Cerrahi nadiren gerekli" Taze burkulmalarda ameliyatın neredeyse hiç gerekmediğini belirten Karalezli, ancak kronik instabilite gelişen, düz yolda yürürken dahi ayağı dönen ya da eklem içinde kıkırdak hasarı bulunan hastalarda cerrahi müdahalenin gündeme gelebileceğini söyledi. Halk arasında yaygın olan "kırıkçıya çektirme" uygulamasının son derece riskli olduğunu vurgulayan Karalezli, bu tür müdahalelerin mevcut hasarı artırabileceğini belirtti. Spora dönüş süresinin yaralanmanın derecesine göre değiştiğini kaydeden Karalezli, "Ağrısız şekilde tek ayak üzerinde zıplayabiliyorsanız spora hazırsınız demektir. Basit burkulmalarda 2-3 hafta, ciddi yırtıklarda ise 6-8 haftayı bulabilir" dedi. Karalezli, "Ayak bileği burkulmasını hafife almayın. İlk 3 haftada kullanacağınız basit bir bileklik, sizi ömür boyu sürebilecek bir sorundan kurtarabilir" ifadelerini kullandı.
26 Şubat 2026 Perşembe - 12:56
Gürcistan’da kabusu yaşayan kadın çareyi Samsun’da buldu
Gençleşmek için Gürcistan’da yaptırdığı iki botoks işleminin ardından göz kapağı düşen 55 yaşındaki kadının, Samsun’daki tetkiklerinde tıp dünyasında nadir görülen bir vakayla karşılaşıldı. Hastanın bir kaş kasının hiç olmadığı belirlenirken, Samsun’da uygulanan tedavi sonrası sağlığına kavuştu. Yüzündeki kırışıklıklardan kurtulmak için memleketinde bir güzellik merkezine giden Gürcistan uyruklu G.A. (55), orada uygulanan ilk enjeksiyonun ardından kaş ve göz kapağındaki ani düşüşle sarsıldı. Uzmanların "geçici bir yan etki" demesi üzerine yine Gürcistan’da ikinci kez koltuğa oturan talihsiz kadın, doz azaltılmasına rağmen aynı sonucu alınca çareyi Türk hekimlerine başvurmakta buldu. Medicana International Samsun Hastanesi’ne gelen G.A., Kulak, Burun, Boğaz Kliniğinde tedavi edilerek sağlığına kavuştu. "Kaş çatmaya yarayan kasın olmadığını gördük" Samsun’da vakayı inceleyen Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, sorunun standart bir botoks komplikasyonu olmadığını fark etti. Hastadaki asimetrinin izini süren Dr. Turgut ve ekibi, ultrason ve EMG testleriyle çarpıcı bir sonuca ulaştı. Muayenede de normalin dışında bir durum sezdiğini ifade eden Doç. Dr. Turgut, "İncelemelerimiz sonucunda, kaş çatmaya yarayan ’korugatör’ kasının hastanın bir tarafında hiç var olmadığını gördük. Doğuştan gelen bu anatomik farklılık, standart botoks noktalarının o bölgede ters tepmesine neden oluyordu. Hastanın anatomik haritası çıkarıldıktan sonra botoks planı sil baştan değiştirildi. Kasın bulunmadığı noktalar pas geçilerek, tamamen kişiye özel bir enjeksiyon stratejisi izlendi. Sonuç ise mükemmel oldu. Hasta hem kırışıklıklarından kurtuldu hem de üçüncü kez göz kapağı düşüklüğü yaşamaktan kurtuldu" dedi. Öte yandan bu nadir vakanın, estetik dünyası için de önemli bir ders niteliğinde olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Turgut, her yüzün kendine has bir anatomisi olduğunu ve botoks gibi işlemlerin ezbere yapılmaması gerektiğini vurguladı. Literatüre girecek bu vaka üzerinden uyarılarda bulunan Turgut, "Estetik operasyonlar sadece bir uygulama değil, bir tıp sanatıdır. Anatomik varyasyonlar her zaman hesaba katılmalı ve işlemler uzman hekimler tarafından gerçekleştirilmelidir" şeklinde konuştu. "Türk hekimleri sayesinde sağlığıma kavuştum" Ekran önünde bir iş yapan ve yaşadığı estetik kaza sonrası özgüvenini kaybettiğini dile getiren G.A., "Artık aynalara küsmüştüm ve tekrar botoks yaptırmaya çok korkuyordum. Ancak Fatih Bey’in detaylı incelemesi ve doğru teşhisi bana güven verdi. Türk hekimlerinin tecrübesi ve bilime dayalı yaklaşımı sayesinde sağlığıma kavuştum" diye konuştu. Literatürde çok nadir rastlanan bu ’tek taraflı kas eksikliği’ vakası, bilimsel bir makale olarak da tıp dünyasına sunuldu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
19 Haziran 2025 Perşembe- 15:07
İstanbul Koşuyolu Hastanesi tarihinde bir ilk: Aynı gün akciğer ve karaciğer nakli yapıldı
2
25 Şubat 2026 Çarşamba- 10:55
86 milyonluk Türkiye’de yapılan muayene sayısı 1.5 milyar oldu
3
24 Şubat 2026 Salı- 10:35
Uzmanından ’’İftar yemeğini ikiye bölün’’ önerisi
4
25 Şubat 2026 Çarşamba- 13:44
Akşehir Devlet Hastanesi’nde bir ilk: V-NOTES izsiz rahim ameliyatı
5
25 Şubat 2026 Çarşamba- 10:46
Kadın doğum ve çocuk klinikleri 2 Mart’ta Samsun Şehir Hastanesi’nde
21 Şubat 2026 Cumartesi - 11:19
Uzmanından uyarı: "İnmemiş testis tedavi edilmezse ileride testis kanseri ve kısırlık riski oluşturur"
Medicana Sağlık Grubu Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Banu Kumrulu, "Bebeklerde çözülmemiş inmemiş testis sorunu ileride testis kanseri ve kısırlık riski oluşturduğu unutulmamalı, ihmal edilmemelidir" dedi. Çocuklarda sıkça karşılaşılan inmemiş testisin kendi haline bırakılacak bir süreç olmadığını belirten Medicana Sağlık Grubu Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Banu Kumrulu konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Kumrulu, zamanında müdahalenin önemine dikkati çekerek, "Bebeklerde çözülmemiş inmemiş testis sorunu ileride testis kanseri ve kısırlık riski oluşturduğu unutulmamalı, ihmal edilmemelidir" diye konuştu. İnmemiş testis ile ‘utangaç testis’ (retraktil testis) kavramlarının aileler tarafından sıkça karıştırıldığını aktaran Kumrulu, inmemiş testisin testislerin doğumdan sonra torbaya hiç inmemesi durumu olduğunu, utangaç testisin ise normalde torbada olan testisin soğuk, korku veya muayene sırasında geçici olarak yukarı kaçması anlamına geldiğini belirtti. Her iki tanı arasındaki farka ilişkin bilgi veren Kumrulu şu ifadeleri kullandı: "İnmemiş testis karın içi ya da kasık kanalında bulunur. Elle torbaya indirilemez. Çoğu vakada ameliyat gerektirir. Önemlidir çünkü tedavi edilmezse kısırlık riski ve testis kanseri riski artar. Testis küçülebilir. Kasık fıtığı eşlik edebilir. Ameliyat için en uygun dönem 6 ay ile 1 yaş arasıdır. Utangaç, çekingen olarak tanımlanan retraktil testis genellikle zararsızdır, çocuk büyüdükçe düzelir. Nadir durumlarda gerçek inmemiş testise dönüşebilir. Ameliyat, çoğu zaman gerekmez, yılda 1 kontrol önerilir." Kumrulu ailelere evde kontrol önerilerini ve ne zaman hekime başvurmaları gerektiğini belirterek, "En uygun zaman ılık banyo sonrasıdır. Testis torbada hissediliyor mu, bazen var, bazen yok mu, soğukta kayboluyor mu takip edilmelidir. Testis hiç torbada görülmüyorsa, bir taraf sürekli boşsa, önceden torbada olan testis artık gelmiyorsa, çocuk cerrahisi veya çocuk ürolojisi değerlendirmelidir. İşlem, genel anestezi altında yapılan günübirlik bir ameliyattır. Aynı gün ayağa kalkar, 2-3 gün içinde rahatlar, en geç bir hafta içinde günlük hayatına dönebilir" ifadelerini kullandı. "İnmemiş testis kendi haline bırakılacak bir durum değildir" Bu durumun anne babanın hatası olmadığını ve sık görüldüğünün de altını çizen Kumrulu, "İnmemiş testis kendi haline bırakılacak bir durum değildir; zamanında yapılan basit bir ameliyat, çocuğunuzun ilerideki üreme sağlığını ve testis sağlığını korur. İhmal edilmemelidir" açıklamasında bulundu.
21 Şubat 2026 Cumartesi - 11:04
Ana okulu öğrencilerine sağlık eğitimi
DÜZCE (İHA) – Kaynaşlı İlçe Devlet Hastanesi ile Toplum Sağlığı Merkezi ekipleri tarafından, Abdüssamed Dik Anaokulu öğrencilerine yönelik bilgilendirici ve eğitici bir sağlık programı düzenlendi. Öğrencilere yönelik gerçekleştirilen eğitim programında, çocuklarda bulaşıcı hastalıklar, sağlıklı beslenme, çocuk güvenliği, kişisel hijyen ve korunma yöntemleri konularında yaş gruplarına uygun, anlaşılır ve eğlenceli içeriklerle bilgilendirme yapıldı. Uzman sağlık personeli tarafından verilen eğitimlerde, el yıkama alışkanlığı, diş sağlığı, dengeli beslenmenin önemi ve günlük hayatta karşılaşılabilecek risklere karşı alınması gereken temel önlemler uygulamalı olarak anlatıldı. Program kapsamında, çocukların sağlık bilincinin küçük yaşlardan itibaren geliştirilmesi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılması hedeflendi. Eğitim süresince öğrencilerin aktif katılımı sağlanarak, merak ettikleri sorular yanıtlandı ve doğru davranış biçimleri pekiştirildi.
21 Şubat 2026 Cumartesi - 10:28
Türk Kızılay’dan Ramazan kampanyası filmi
Türk Kızılay, ‘Bu Ramazan’da da Bir Başına Olanların Yanı Başındayız’ sloganıyla başlattığı iyilik seferberliği kapsamında Ramazan ayı için hazırlanan kampanya filmini yayımladı. Türk Kızılay, ‘Bu Ramazan’da da Bir Başına Olanların Yanı Başındayız’ sloganıyla iyilik seferberliği başlattı. Ramazan ayı için hazırlanan kampanya filmi, Aksaray Gözlükuyu köyünde 15 yıldır tek başına yaşayan Selami Salman’ın yaşamından ilhamla hazırlandı. Türk Kızılay, Ramazan kampanyası filmini yayımladı. 65 ve daha yukarı yaştaki nüfus oranının yüzde 11,1’e yükseldiği, yalnız yaşayan kişi sayısının 5,5 milyonu geçtiği Türkiye’de pek çok çalışma yürüten Kızılay, kampanya filminde de bu ihtiyaca odaklandı. ‘Bu Ramazan’da da Bir Başına Olanların Yanı Başındayız’ sloganıyla hazırlanan film, Aksaray Gözlükuyu köyünde 15 yıldır tek başına yaşayan Selami Salman’ın gerçek hayat hikayesinden ilham aldı. Gözlükuyu köyünde Selami amcanın evinde çekimleri yapılan film, Kızılay gönüllülerinin Ramazan kapsamında köye yaptığı ziyaret üzerinden paylaşma ve yan yana durma ruhunu sade bir anlatımla izleyicilerle buluşturuyor. Kızılay Aksaray Şubesi yetkilileri de ihtiyaçları konusunda her zaman Salman’ın yanında olduklarını dile getirdi. Türk Kızılay, bu Ramazanda 1,8 milyar lira destekle yurt içi ve yurt dışında 7,5 milyon kişiye ulaşmayı hedefliyor. Vatandaşlar Kızılay’ın Ramazan yardımlarına zekat, fitre, fidye, yurt içi ve yurt dışı gıda yardımı, iftar sofrası ve bayramlık seçenekleriyle katkı sunabiliyor. Bağışlarını Kızılay’a yapmak isteyenler ‘fitre’, ‘fidye’, ‘iftar’ ve ‘sahur’ yazıp 1877’ye gönderebiliyor. Aşevlerine destek olmak isteyenler 240 lira öğün bedeli ve katları olacak şekilde katkı sunabilirken, dileyen yardımseverler 2 bin liralık bağışla bayramlık desteği verebiliyor. Ayrıca kizilay.org.tr internet sitesi üzerinden, kolay bağış uygulamasından, tüm bankalardan, mobil bankacılıktan, şubeler ve temsilcilikler aracılığıyla ya da 168 çağrı merkezini arayarak da Kızılay’a bağış ulaştırmak mümkün.
21 Şubat 2026 Cumartesi - 10:07
Toplum sağlığını güçlendirmeye yönelik uygulamalar değerlendirildi
Eskişehir’de Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Babur Mimtaş’ın başkanlığında, İlçe Sağlık Müdürleri ve Sağlıklı Hayat Merkezleri (SHM) sorumlularının katılımıyla toplantı gerçekleştirildi. İl genelinde yürütülen koruyucu sağlık hizmetleri, tarama programları, kronik hastalıklarla mücadele çalışmaları ve toplum sağlığını güçlendirmeye yönelik uygulamalar kapsamlı şekilde ele alındı. Toplantıda, sahada karşılaşılan ihtiyaçlar, hizmet sunumunda yaşanan uygulama farklılıkları ve koordinasyonu güçlendirmeye yönelik öneriler paylaşıldı. İlçe bazlı geri bildirimler doğrultusunda mevcut çalışmalar gözden geçirilirken, hizmet kalitesini artırmaya yönelik planlamalar değerlendirildi ve önümüzdeki döneme ilişkin ortak çalışma başlıkları üzerinde duruldu.
20 Şubat 2026 Cuma - 17:08
Ramazan ayında diyabet hastaları için sağlıklı beslenme ipuçları
Şeker hastalarının doktorlarından onay alarak oruç tutabileceğini belirten Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Pınar Köksal, oruç tutan diyabet hastalarına önerilerde bulundu. Diyabet hastalarında uzun süren açlık esnasında kan şekerinin düşebildiğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Pınar Köksal, "Ancak her diyabet hastası için farklılık gösteriyor. Bu sebeple oruç tutmak isteyen kişinin önce hekimi tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. Diyabetin tipi, kullanılan ilaçlar, genel sağlık durumu, eşlik eden hipertansiyon, kalp hastalığı gibi başka hastalıkların olup olmaması gibi birçok faktör oruç tutma kararında önem taşıyor. Medicana Bursa Hastanesi Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Pınar Köksal, "Diyabeti hafif olan, kan şeker ölçümlerinin iyi seyrettiği doktoru tarafından teyit edilen hastaların oruç tutması, doktor onayı alındıktan sonra önemli bir sakınca oluşturmayabilir. Düzenli olarak parmaktan kan şeker ölçümleri yapılmalı, hipoglisemi riskini artıracağı için yoğun egzersizlerden kaçınmak gerekir. Ramazan ayı boyunca beslenmeye önem göstermeli. Sahurda posadan zengin ve uzun süre tok tutacak gıdalar tercih edilmeli. Çavdar veya tam buğday ekmeği, az yağlı peynir, yumurta, zeytin, bol yeşillik, bir bardak süt veya ayran ve bir porsiyon meyve uygun bir seçenek olabilir. Orucu, salata ve bir kâse çorba ile açıp, 10-15 dakika ara verdikten sonra yemeğe devam ederek ani şeker yükselmelerinden kaçınmak mümkündür. Gece ara öğününde ise, gün boyu yeterince tüketilmeyen meyve, süt veya yoğurt, az miktarda fındık, badem, ceviz gibi besin gruplarına yer verilmeli. Sıvı ihtiyacı için de iftardan sonra bol su ve bunun yanında yanı sıra şekersiz komposto, ayran, süt, şekersiz çay gibi içecekler tüketilebilir" dedi.
20 Şubat 2026 Cuma - 16:26
Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse taburcu edildi
Kalp krizi riski nedeniyle geçtiğimiz günlerde hastaneye kaldırılan Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse, yoğun bakım sürecinin ardından taburcu edildi. Edinilen bilgilere göre Köse, evinde rahatsızlanmasının ardından ambulansla hastaneye kaldırılmış, yapılan ilk müdahalenin ardından yoğun bakımda tedavi altına alınmıştı. Burada gerçekleştirilen anjiyo işleminde damar tıkanıklığı tespit edilen Köse’ye stent takılmıştı. Tedavi sürecinin olumlu seyretmesi üzerine yoğun bakımdan servise alınan Köse’nin yapılan son kontrollerinde sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi. Doktorların önerisi üzerine Köse’nin bir süre evinde istirahat edeceği ve kontrollerinin sürdürüleceği belirtildi. Öte yandan Köse’nin sağlık durumunun iyiye gitmesi, belediye çalışanları ve vatandaşlar tarafından sevinçle karşılandı.
20 Şubat 2026 Cuma - 16:02
Kanseri yendi, davul-zurna ile kutladı
Muğla’da kanserle verdiği zorlu mücadeleyi kazanan matematik öğretmeni İzel Gül Usta, sağlığına kavuşmasını davul zurna eşliğinde kutladı. Sevdikleriyle birlikte balonlar uçuran Usta, ‘Kanser 0, İzel 1’ diyerek yaşadığı mutluluğu paylaştı. Muğla’nın Milas ilçesinde yaşayan matematik öğretmeni İzel Gül Usta, kanser hastalığına karşı verdiği zorlu mücadeleyi kazanarak sağlığına kavuştu. Uzun ve yorucu bir tedavi sürecinin ardından hastalığı yenen Usta, kansere karşı kazandığı bu büyük zaferi sokakta davullu-zurnalı düzenlenen coşkulu bir kutlamayla taçlandırdı. Kutlamada aile bireyleri, yakınları Usta’yı yalnız bırakmadı. Ellerinde rengarenk balonlarla bir araya gelen kalabalık, hep birlikte gökyüzüne balon bırakarak bu anlamlı anı ölümsüzleştirdi. Kutlama sırasında İzel Gül Usta, elinde ‘Kanser 0, İzel 1’ döviziyle sevincini paylaştı. Kanseri yenen matematik öğretmeni İzel Gül Usta, "Geçtiğimiz Haziran ayında hayatımın en zor haberiyle sarsıldım. Lenfoma (lenf kanseri) olduğunu öğrendim. Yeni evliydim. Hayallerimiz vardı, çok korktum, ağladım. Günlerce kendime kapattım. Neden ben diye çok sorguladım. Ama sonra düşündüm dedim ki, ben öğrencilerime her problemin bir çözümü vardır diyorum. Ve bu sefer bu problemi çözen sırası sende dedim. Ve bu problemi çözmek için çok mücadele ettim. Hiç kolay değildi. Ama eşim, annem, babam, ailem, sevdiklerim bir an olsun bile yanımdan ayrılmadılar. Onların destekleri benim için çok özeldi gerçekten. Ve bir gün o mesajı aldım. İzel tedavilerimiz bitti, gözümüz aydın mesajıydı. Canım doktorum, onun desteği benim için çok özeldi. Ve ben iyileştim arkadaşlar. Şu anda tedavim devam ediyor, ama umarım bir daha bu hastalık hiçbir şekilde yanımıza bile yaklaşamaz. Herkese umut olsun diye bu videoyu çekiyorum. Biz çok güçlüyüz. İnanın umut hep var. Umudunuzu kaybetmeyin, kendinize güvenin" dedi.
20 Şubat 2026 Cuma - 14:03
Gastroenteroloji uzmanından Ramazan’da kabızlık ve hazımsızlığa karşı öneriler
Ramazan ayında oruç tutarken kabızlık ve hazımsızlık gibi sindirim sorunlarının sıkça yaşanabileceğine dikkat çeken Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Özgür Ecemiş, "Sahurda ve iftarda lifli gıdalara ağırlık verin. Lifli gıdalar, bağırsak hareketlerini düzenleyerek kabızlığı önler. İftar ve sahur arasında bol su için. Oruç tutarken uzun süre susuz kalmak, kabızlığın en önemli nedenlerinden biridir" dedi. Ramazan ayında oruç tutarken kabızlık ve hazımsızlık gibi sindirim sorunları sıkça yaşanabiliyor. Liv Hospital Samsun Gastroenteroloji Uzm. Dr. Özgür Ecemiş, oruç tutarken yaşanabilecek bu sorunların önüne geçmek için dikkat edilmesi gerekenleri şöyle anlattı: "Su tüketimi: İftar ve sahur arasında bol su için. Oruç tutarken uzun süre susuz kalmak, kabızlığın en önemli nedenlerinden biridir. İftar ve sahur arasında en az 2-2,5 litre su içmeye özen gösterin. Suyun yanı sıra diğer sıvıları da tüketin. Suya ek olarak şekersiz komposto, ayran, bitki çayları gibi sıvıları da tüketebilirsiniz. Lifli gıdalar: Sahurda ve iftarda lifli gıdalara ağırlık verin. Lifli gıdalar, bağırsak hareketlerini düzenleyerek kabızlığı önler. Tam tahıllı ekmek, yulaf, kuru baklagiller, sebze ve meyve gibi lifli gıdaları sofranızdan eksik etmeyin. Kuru meyveleri tercih edin. Kuru kayısı, kuru erik, incir gibi kuru meyveler lif açısından zengindir ve kabızlığa iyi gelir. Probiyotikler: Yoğurt gibi probiyotik içeren gıdalar tüketin. Probiyotikler, bağırsak florasını düzenleyerek sindirim sistemini destekler. Yağlı ve ağır gıdalardan kaçının: İftarda ve sahurda yağlı, kızartılmış ve ağır gıdalardan uzak durun. Bu tür gıdalar, sindirimi zorlaştırarak hazımsızlığa ve kabızlığa neden olabilir. Yemekleri yavaş yiyin ve iyice çiğneyin. Aceleyle yemek yemek, hazımsızlığa yol açabilir. Düzenli egzersiz: İftar sonrası hafif egzersizler yapın. Yürüyüş gibi hafif egzersizler, sindirim sistemini harekete geçirerek kabızlığı önler. Diğer öneriler: Sahurda kahve ve çay tüketimini sınırlayın. Kafein, vücuttan su atımını artırarak kabızlığa neden olabilir. İftardan sonra rezene veya papatya çayı için. Bu bitki çayları, sindirimi rahatlatır ve hazımsızlığı önler. Kabızlık sorunu devam ederse doktora danışın. Uzun süreli kabızlık, altta yatan başka bir sağlık sorununun belirtisi olabilir." Uzm. Dr. Ecemiş, sahur ve iftar için şu örnek menüyü paylaştı: "Sahur: 1 kâse yulaf ezmesi (süt veya yoğurt ile), 1 adet haşlanmış yumurta, 1 porsiyon meyve (örneğin elma veya armut), 1 avuç içi kadar ceviz veya badem ve bol su. İftar: 1-2 adet hurma, 1 kâse mercimek çorbası, 1 porsiyon ızgara tavuk veya balık, bol yeşillikli salata, 1 kâse yoğurt, bol su."
20 Şubat 2026 Cuma - 12:57
Uzmanından uyarı: "Kas kaybını önlemek için mutlaka sahura kalkılmalı"
Zonguldak’ta Diyetisyen Gizem Güneş, Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin püf noktalarına değinerek iftarda suyun aniden tüketilmemesi ve kas kaybını önlemek için mutlaka sahura kalkılması gerektiği konusunda vatandaşları uyardı. Ramazan ayında uzun süren açlık sonrasında iftar ve sahur öğünlerinde dikkat edilmesi gerekenleri anlatan Diyetisyen Gizem Güneş, kan şekerini dengelemek için orucun ılık, ballı ve limonlu suyla açılabileceğini belirtti. Öğünlerin zamana yayılması gerektiğini vurgulayan Güneş, "Kan şekerimizi dengeledikten sonra mutlaka yeşillik ve lifli gıdalarla başlayıp öğün sürecini olabildiğince uzatmak çok önemli. Çorba ve salata ile başlayıp 8-10 dakika mola vererek öğüne devam edilebilir" dedi. "İftarda aniden çok fazla su tüketmek mideyi genişletir" Sıvı tüketimi konusunda yapılan en büyük hatanın iftarda hemen çok fazla su içmek olduğunu ifade eden Güneş, "Bu doğru değil, midemizi genişletiriz ve baskı hissedebiliriz. Önemli olan iftardan sonra saat başı bir veya iki bardak gibi su tüketimini saatlere yaymamızdır" şeklinde konuştu. Güneş ayrıca, herhangi bir rahatsızlığı olmayanların gün boyu yavaşlayan sindirimi desteklemek amacıyla yeşil çay, rezene, ıhlamur ve zencefilli çaylar gibi bitki çaylarından destek alabileceğini sözlerine ekledi. Tatlı ve meyve tüketimi için iftardan sonra yaklaşık 2 saatlik bir beslenme penceresi açılması gerektiğini ve ardından açlık sürecinin başlatılmasının metabolizma için faydalı olacağını belirten Güneş, sahurun önemine de dikkat çekti. Kas kaybının önüne geçmek için sahurun kritik olduğunu aktaran Güneş, "Sahura kalkmamız kas kaybının olabildiğince önüne geçmemizi sağlar. Bu yüzden mutlaka sahura kalkmalıyız" ifadelerini kullandı. Ramazan ayında tartıda görülen rakamların genellikle yağ değil, ödem ve su tutumu olduğunu hatırlatan Güneş, son olarak "Ramazan’ı sadece bir detoks ayı olarak tabir etmek doğru değil. Burada önemli olan bilinçli beslenmeyi öğrenmek. Sahurda çok karbonhidrat tüketmemeye dikkat edersek Ramazan sonunda bedendeki değişimi görebilirsiniz" dedi.
20 Şubat 2026 Cuma - 12:50
Medicana’da çocukluk çağı kanserleri günü buluşması
Çocukluk Çağı Kanserleri Günü kapsamında düzenlenen söyleşide, çocukluk çağı kanserlerinde son yıllarda ulaşılan yüksek tedavi başarı oranları ve kişiye özel tedavi yaklaşımları dikkat çekti. Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, Medicana International İstanbul Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatma Demir Yenigürbüz ve 4 kez lenf kanserini atlatan oyuncu Açelya Elmas’ın katıldığı söyleşide, çocukluk çağı kanserlerinde umut veren gelişmeler paylaşıldı. Çocukluk çağı kanserlerinde sağ kalım oranlarının son yıllarda önemli ölçüde arttığını vurgulayan Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, 1960’lı yıllarda lösemi tanısı alan çocukların büyük bölümünün kaybedildiğini belirterek, "Günümüzde çocukluk çağı kanserlerinde sağ kalım oranı yüzde 87’lere yükselmiştir. Bu oran yalnızca bir istatistik değil, binlerce çocuğun hayata tutunması anlamına geliyor. Çocukluk çağı kanserleri nadir görülen hastalıklar arasında yer alıyor, dünyada her yıl yaklaşık 400 bin çocuk kanser tanısı almaktadır. Türkiye’de ise bu sayı yılda 3-4 bin civarındadır. Nadir görülmesi nedeniyle bu hastalıkların deneyimli merkezlerde ve güçlü ekipler tarafından yönetilmesi gerekmektedir. Doğru zamanda, doğru yerde ve doğru tedaviyle başarı oranları belirgin şekilde artıyor." Her çocuk için tedavi planı farklı Tedavi süreçlerinin her hasta için ayrı planlandığını vurgulayan Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatma Demir Yenigürbüz, "Günümüzde moleküler ve genetik belirteçler tedavi planlamasında belirleyici rol oynar. Hastalığın adı aynı olsa bile her çocuk kendi risk grubuna göre değerlendirilir. Moleküler özellikler, hastalığın yaygınlığı ve tedaviye yanıt gibi birçok parametre kişiye özel tedavi planının oluşturulmasında temel kriterlerdir. Gelişen tedaviler sayesinde çocukluk çağı kanserlerinde başarı oranları her geçen yıl artıyor. Akıllı ilaçlar, hedefe yönelik tedaviler ve kök hücre nakli gibi ileri yöntemler tedavi sürecinde önemli rol oynamaktadır. Türkiye’de bu tedavilere erişilebilmesi büyük bir avantaj sağlıyor" şeklinde konuştu. Kanser baş edilebilir bir hastalık Söyleşiye katılan ve 4 kez lenf kanserini atlatan oyuncu Açelya Elmas, hastalık sürecinde moral ve motivasyonun önemine dikkat çekti. Kanser tanısı alındığında hayatın durduğu düşüncesinin oluştuğunu ancak bu hastalığın baş edilebilir olduğunu vurgulayan Elmas, "Tedavi sürecinde moral, motivasyon ve güçlü bir ekip belirleyici rol oynuyor. Ben çalışarak tedavi olmayı tercih ettim ve hayatın içinde kalarak süreci daha güçlü yönetebildiğime inanıyorum. Hastalık korkutucu bir dille değil umut veren bir bakış açısıyla ele alınmalı. Bu süreç zor ancak imkânsız değil, tıp her geçen gün ilerliyor ve umudu kaybetmeden hayata tutunmak tedavinin en önemli parçalarından biri" dedi. Erken tanı ve doğru merkez hayati önem taşıyor Uzmanlar, çocukluk çağı kanserlerinde erken tanı ve doğru merkezde tedaviye başlanmasının başarı oranlarını doğrudan etkilediğini vurguladı. Multidisipliner yaklaşım, deneyimli ekipler ve gelişen tedavi yöntemleri sayesinde çocukluk çağı kanserlerinde iyileşme oranlarının her geçen yıl arttığına dikkat çekildi. Çocukluk Çağı Kanserleri Günü kapsamında Medicana International İstanbul Hastanesi’nde gerçekleştirilen söyleşi, artan tedavi başarı oranları ve bilimsel gelişmelerle umut verici bir döneme girildiği mesajıyla sona erdi.
20 Şubat 2026 Cuma - 11:55
Hastalığı yüzünden yıllarca evden çıkamadı, şimdi ise çekinmeden çıkabiliyor
Gül hastalığı yüzünden sosyal hayattan kopan ve yıllarca evden çıkamayan Neriman Aksoy, Sivas’ta gördüğü tedavinin ardından sağlığına ve özgüvenine tekrar kavuştu. Yozgat’ta yaşayan 4 çocuk annesi 52 yaşındaki Neriman Aksoy, yaklaşık 20 yıl önce halk arasında ‘gül hastalığı’ olarak bilinen cilt rahatsızlığına yakalandı. Hastalığın ilerlemesiyle birlikte yüzünde strese bağlı yaralar ve iltihaplı sivilceler oluşmaya başlayan Aksoy, uzun yıllar hem fiziksel hem de psikolojik açıdan büyük sıkıntılar yaşadı. Yüzündeki yaralar nedeniyle sosyal hayattan uzaklaşan Aksoy, zamanla insanların bakışlarından rahatsız olmaya başladı. İnsanların bakışları nedeniyle insan içerisine çıkmakta zorlanan Aksoy, bu süreçte oğlunun kız isteme merasimine ve düğününe bile katılamadı. Çevresindeki kişilerin tavsiye ettiği çeşitli yöntemleri deneyen Aksoy’un cilt sorunları daha da ağırlaştı. Yıllarca farklı doktorlara başvuran ancak bir türlü sonuç alamayan Aksoy, son çare olarak Sivas’ta çalışan dermatoloji uzmanı Selma Uçar’a başvurdu. Burada başlanan tedavi sürecinde birkaç seansın ardından yüzündeki yaraların belirgin şekilde azaldığını fark eden Aksoy, zamanla sağlığına kavuşmaya başladı. Tedavinin ilerlemesiyle birlikte özgüveni yeniden yerine gelen Aksoy, uzun bir aradan sonra rahatlıkla dışarı çıkıp sosyal hayata karışmanın mutluluğunun yaşamaya başladı. Hocalara bu süreçte teşekkür ettiğini söyleyen Neriman Aksoy, "İlk buraya geldiğimde yüzüm çok kötüydü. Ağlayarak tedavi olmaya geldim. Daha sonrasında ise yüzüm gülmeye başladı" ifadelerine yer verdi. "Oğlumun düğününe gidemedim" Bu hastalıktan dolayı çok utandığın söyleyen Neriman Aksoy, "Bu hastalık 20 yıldır bende vardı. Çok fazla doktora gittim ama çaresini bulamadım. Önceden bende böyle bir rahatsızlık yoktu. Strese bağlı bu hastalık çıktı. İlk olarak dudağımın kenarında bir sivilce çıktı ve daha sonrasında bu çoğalmaya başladı. Ben, bu hastalığı tedavi etmek için kim ne dediyse onları yaptım. Yüzüme sarımsak ve çamur gibi farklı şeyler sürdüm. Ben bunları yüzüme sürünce yüzüm daha kötü oldu ve bakılabilecek gibi değildi. Bu hastalıktan dolayı çok utandım. İnsan içine çıkamaz oldum. Oğlum kendine evlenmek için kız bulduğunda dahi istemesine gidemedim. Yaralarımdan dolayı oğlumun düğününe bile katılamadım ve çok üzüldüm. İlk buraya geldiğimde yüzüm çok kötüydü. Ağlayarak tedavi olmaya geldim. Daha sonrasında ise yüzüm gülmeye başladı. Tedavi aşaması 6 ay sürdü. Hocamdan ve çalışanlara çok teşekkür ediyorum" dedi. "Hikayesini gözleri dolarak anlattı" Hastanın iyileştiğini gördükten sonra mutlu olduklarını belirten Dermatoloji Uzmanı Selma Uçar, "Hastam bana yaklaşık bir yıl önce Yozgat’tan başvurdu. Hikayesini bize gözleri dolarak anlattı. Yüzündeki yaralardan dolayı oğlunun düğününe gidemediğini ve bakışlardan çok rahatsız olduğunu söyledi. Her yere cildiyle alakalı başvurduğunu ama bir çözüm bulamadığını söyledi. Sonrasında yaklaşık iki seans sonra yüzü gülmeye başladı. O böyle çok üzgün bakan hastamız, etrafa neşe saçmaya başladı gerçekten. Cilt hastalıkları, maalesef insanın sosyal hayatını, öz güvenini, her şeyini bazen alt üst ediyor. Hastamızda o özgüvenin patlamasını resmen gözlerimizle gördük. Bu bizim kliniğimiz için inanılmaz mutluydu. Bir de maalesef kremler ve haplar çok yetersiz kalıyor. Çünkü bu hastalık yüzde damarları çatlatıp kalıcı hasara sebep olan bir hastalık. Bunu ancak lazerle ve mezoterapilerle tedavi edebiliyorsunuz. Elbette ki aslında hastalığı hastamızda tamamen geçiremedik. Geçiremeyiz, çünkü bu bir genetik rahatsızlık. Biz klinikçe ekonomik durumu sıkıntılı olan hastaların sosyal hayatını etkileyecek bir cilt hastalığı varsa eğer bunu ücretsiz tedavi etme noktasında elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu söylemek isterim" diye konuştu.
20 Şubat 2026 Cuma - 11:39
Kanseri yendi, annelikten vazgeçmedi: Dondurulan embriyolar tutmadı, ‘Can’ geldi
Antalya’da yaşayan 32 yaşındaki Ecem Türkdoğan, henüz evliliğinin ilk yılında 3. evre meme kanseri teşhisi aldı. Zorlu geçen üç buçuk yıllık tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuşan Türkdoğan, kanser tedavisi öncesinde dondurduğu embriyolardan sonuç alamadı. Umudunu kaybetmeyen genç kadın, Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nde uygulanan tedaviyle anne olma hayalini gerçekleştirdi. Mastektomi ameliyatı nedeniyle süt veremediğini belirten Türkdoğan, "Önemli olan süt değil, önce iyileşmek. Kanser tedavisine odaklandım, bugün oğlum kucağımda" sözleriyle sürecini anlattı. 2020 yılında, 27 yaşındayken meme kanserine yakalandığını öğrenen Ecem Türkdoğan, teşhisin ardından vakit kaybetmeden onkoloji servisine başvurdu. Memorial Göztepe Hastanesi Onkoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan ve ekibi tarafından tedaviye alınan Türkdoğan, 8 kür kemoterapi ve radyoterapi gördü. Tedavi sürecinin ardından her iki göğsünün alındığı mastektomi ameliyatı geçiren genç kadın, kanseri yenmeyi başardı. Türkdoğan, yaşadığı süreci şu sözlerle anlattı:"2020 yılında 27 yaşındayken meme kanser teşhisi aldım. Henüz bir yıllık evliydim. Hemen onkoloji servisine başvurdum. Kemoterapi gördüm, radyoterapi gördüm. Ardından mastektomi ameliyatı yani iki memenin birden alınması operasyonunu geçirdim." Tedavi öncesi embriyo dondurdu, transferden sonuç alamadı Kanser tedavisinin doğurganlık üzerindeki etkileri nedeniyle tedaviye başlamadan önce embriyo dondurma işlemi yaptırdığını belirten Türkdoğan, tedavisine üç buçuk yıl sonra ara verildiğini ancak dondurulan embriyoların transferinden gebelik elde edilemediğini söyledi. Türkdoğan, "Kanser tedavisinden sonra kadınlar çocuk sahibi olamayabiliyor. Bu nedenle embriyolarımızı dondurmuştuk. Tedavime ara verildiğinde transfer denedik ama gebelik oluşmadı. Farklı doktorlara başvurdum, ihtimalin çok düşük olduğu söylendi." Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi "Umudun adresi" oldu Olumsuz görüşlere rağmen Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’ne başvuran Türkdoğan, Merkez Sorumlusu Prof. Dr. Burak Karadağ ve ekibi tarafından tedaviye alındı. Yapılan değerlendirmelerde yumurtalık rezervinin belirgin düşük olduğu tespit edildi. Uygulanan kişiye özel tedaviyle az sayıda embriyo elde edildi. Türkdoğan, o dönemi şöyle anlattı: "Buraya geldiğimde Burak Hoca bana ‘korkma, halledeceğiz’ dedi. Tedaviye başladık. Az sayıda embriyom oluştu. Bir embriyom tuttu. Şu an oğlum Can kucağımda." "Öncelik kanser tedavisi olmalı" Kanserle mücadele eden ve anne olmayı hayal eden hastalara seslenen Türkdoğan, önceliğin tedavi süreci olması gerektiğini vurguladı ve şöyle devam etti: "Kanser tedavisi gibi zorlu bir süreçten çıkınca olumsuzlukları normalleştiriyorsunuz. Ben de olacak diye düşündüm ama kendime küçük bir ihtimal verdim. Doktorumun her sözünü dinledim. Öncelik kanser tedavisi olmalı. Sürece güvenmek gerekiyor. Ben süt veremeyen bir anne oldum ama bunu problem etmedim. Önemli olan önce iyileşmek." "Süt veremeyecek bir anne olma düşüncesi beni çok ürküttü" Mastektomi ameliyatını başlangıçta istemediğini ifade eden Türkdoğan, karar sürecindeki duygusal zorluğu da şu şekilde paylaştı: "Süt veremeyecek bir anne olma düşüncesi beni çok ürküttü. Ancak onkoloji doktorum ‘Önemli olan süt değil, önce iyileşmen gerekiyor’ dedi ve direkt kanser sürecine odaklandım." "Tedavi başlamadan başvurun" Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Burak Karadağ ise kanser hastalarında fertilitenin korunmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Karadağ, "Ecem Hanım bize başvurduğunda daha önce embriyo dondurma işlemi yaptırmıştı. Ancak transferlerden gebelik elde edilemeyince merkezimize geldi. Değerlendirmelerde yumurtalık rezervinin belirgin azaldığını gördük. Kemoterapi ve radyoterapi sonrası bu tabloyla sık karşılaşıyoruz. Gerekli tedavi planlamasını yaptık ve mevcut sınırlı sayıda yumurtayla gebelik elde ettik" dedi. Karadağ, üreme çağındaki hastalar için şu uyarıda bulundu: "Kanser hastaları için en kritik adım, tedavi başlamadan önce başvurmaktır. Yumurtalık rezervi etkilenmeden yumurta, sperm ya da embriyo dondurma işlemleri yapılabilir. Bu yaklaşım yalnızca meme kanseri için değil, tüm kanser türleri için geçerlidir." Kamu hastanesinde ‘fiyat avantajı’ Merkezde uygulanan işlemlerin uluslararası standartlarda sürdürüldüğünü belirten Karadağ, kamu hastanelerinin sağladığı avantajlara da şu şekilde değindi: "Merkezimizde fertilite koruyucu işlemleri başarıyla uyguluyoruz. Kamu kurumu olmamız nedeniyle hastalar açısından maliyet avantajı söz konusu. Uygun endikasyonlarda rapor düzenlenmesi de devletin sunduğu önemli bir destek. Merkez açıldığından bu yana hasta sayımız artıyor, başarı oranlarımız uluslararası standartlarda."
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder