Son Dakika
|
MİT ve Emniyetten bombalı eylem hazırlığındaki DHKP-C’lilere operasyon
Adana’da 17 yaşındaki çocuğa bıçaklı saldırı: 2 şüpheli tutuklu, diğerleri firar
İstanbul’da polisevinde yangın paniği
Tuzla’da işçi konteynerlerinde yangın: 7 yaralı
Cumhurbaşkanı Erdoğan: ''İlahilerden rahatsız olunmamalı''
Şehit Hava Pilot Binbaşı İbrahim Bolat’ın görüntüsü ortaya çıktı!
Galatasaray Başkanı Dursun Özbek PFDK’ya sevk edildi
Trump'tan İran'a: "Nükleer silaha sahip olmalarına izin vermeyeceğim"
F-16 uçağının düştüğü bölgede çalışmalar sabahın ilk ışıklarıyla devam ediyor
Balıkesir’de F-16 uçağı düştü: Pilot şehit oldu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Ecuador Prison Crisis and the Rise of Criminal Control
Fikirtepe’de bulundurulması yasaklı maymun türü yakalandı
Victor Osimhen, Galatasaray tarihine geçti
Trendyol Süper Lig’de 24. hafta heyecanı
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Galatasaray’a tebrik telefonu
Hollanda Kraliyet Havayolları Amsterdam-Tel Aviv uçuşlarını geçici olarak askıya aldı
İran Dışişleri Bakanı Arakçi: "Hem savaşa hem de barışa hazırız"
ABD’li Özel Temsilci Barrack, Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ile görüştü
SAĞLIK
Türk kalp cerrahı Doç Dr. Yakut ve ekibinden uluslararası başarı
26 Şubat 2026 Perşembe - 14:58:25
Şah damarlarında meydana gelen ciddi darlık ve tıkanıklıkların tedavisinde, İzmirli kalp damar cerrahı uzmanı Doç. Dr. Necmettin Yakut ve ekibi tarafından iç şah damarına kesi yapılmadan uygulanan yeni yöntem, istenmeyen komplikasyonları önemli ölçüden azalttı. Bu başarı, uluslararası tıp camisında büyük ilgi gördü. Halk arasında "şah damarı" olarak bilinen karotis (carotis) arter tıkanıklıkları; felç ve ölüm riski taşıyan, hayati derecede tehlikeli damar hastalıkları arasında yer alıyor. Sağ ve sol olmak üzere iki adet bulunan şah damarlarında meydana gelen ciddi darlık ve tıkanıklıklar, beyin dolaşımını doğrudan etkilediği için sonuçları kalp krizinden bile ağır olabiliyor. Dünya genelinde uzun yıllardır uygulanan klasik şah damarı ameliyatlarında belirli bir başarı oranının üzerine çıkılamaması ve komplikasyonların önemli bölümünün iç şah damarına yapılan cerrahi kesiden kaynaklanması, yeni teknik arayışlarını beraberinde getirdi. Bunun sonucunda, yaklaşık 25 yıl önce Doç. Dr. Necmettin Yakut ve ekibi tarafından iç şah damarına kesi yapılmadan uygulanan yeni bir cerrahi teknik geliştirildi. Günümüz teknolojisiyle daha da ileri taşınan bu yöntem, bugüne kadar 3 bin 300’ün üzerinde hastaya uygulanarak dünyada sayılı hastanelerin ulaştığı önemli bir deneyim seviyesine erişti. Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Necmettin Yakut, "Hastanemizde ekip arkadaşlarımızla birlikte yeni meslektaşlarımızı da ekip içinde tutarak, kalp damar cerrahisinde ve hastalıklarında daima ileri teknikler geliştirme içindeyiz. Hastanemizin kuruluşundan bu yana daima "Araştırma Hastanesi" anlayışı ile çalışmalarımıza devam ediyoruz" dedi. Komplikasyon oranlarında düşüş Doç. Dr. Necmettin Yakut, "Uygulanan yeni teknikle, ameliyat sırasında istenmeyen olayların görülme oranının üç ila dört kat azaldığı gözlemlendi. Ayrıca beyin dolaşımının durdurulma süresinde ciddi oranda kısalma sağlanarak hasta güvenliği önemli ölçüde artırıldı. Hastanemizde uygulanan yeni teknikler ve çalışmalar yurt içinde birçok ulusal kongrede sunuldu; zamanla uluslararası bilimsel platformlarda da dikkat çekmeye başladı. Şimdi ise uluslararası kongrelere sıkça davetler alıyoruz" şeklinde konuştu. Charing Cross’ta sertifikalandırıldı Doç. Dr. Necmettin Yakut ve ekibi tarafından iç şah damarına kesi yapılmadan uygulanan yöntem, dünyanın seçkin ve prestijli vasküler cerrahi toplantılarından biri olarak kabul edilen Charing Cross International Symposium tarafından düzenlenen Nisan 2024 tarihindeki toplantıda kabul edilerek sertifikalandırıldı. Charing Cross International Symposium, vasküler alanda alınan kararların referans niteliği taşıdığı, uzun soluklu ve yenilikçi çalışmaların değerlendirildiği en üst düzey damarsal hastalıklar bilimsel toplantıların en önemlisi olarak biliniyor. LINC 2026’da yoğun ilgi Dr. Yakut konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Avrupa’nın önemli iki vasküler toplantılarından biri olan Leipzig Interventional Course (LINC) 2026 Ocak ayında Almanya’da düzenlendi. Devam eden çalışma, "Original Research / Innovations" kategorisinde kabul edilerek kongrenin ilk gününde sunuldu ve uluslararası camiada büyük ilgi gördü" dedi. Doç .Dr. Yakut, ayrıca LINC grubu tarafından yayımlanan "LINC Today 2026" gazetesinde çalışmaya tam sayfa yer ayrılmasının, hem hastane hem de ülkemiz adına ayrı bir gurur kaynağı olduğunu söyledi. "Ülkemizi üst düzeyde temsil ettik" Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Necmettin Yakut, uluslararası vasküler camiada Türkiye’yi üst düzeyde temsil etmeye çalıştıklarını belirterek, hem yurt içinde hem de yurt dışında hastalar için daha güvenli ve etkili tedavi yöntemleri geliştirmeye devam edeceklerini ifade etti. Bu başarı, Türk tıbbının uluslararası arenadaki güçlü konumunu bir kez daha gözler önüne serdi.
26 Şubat 2026 Perşembe - 14:52
MUSKİ, Milas Güneş Mahallesi’nde içme suyu hatlarını yeniliyor
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, Muğla genelinde yaşayan vatandaşlara kesintisiz su iletiminin sağlanması için altyapının güçlendirilmesi yönündeki talimatları doğrultusunda yatırımlarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü, çalışmalarına Milas’ta devam ediyor. Milas ilçesine bağlı Güneş Mahallesi Yakamoz Caddesi’nde, ekonomik ömrünü tamamladığı için sık sık arızalara neden olan 1.500 metre uzunluğundaki içme suyu hattının tamamı yenileniyor. Arızaların önüne geçilmesi hedefleniyor Milas ilçesinin Güneş Mahallesi Yakamoz Caddesi’nde, zamanla yıpranarak ekonomik ömrünü tamamlayan 1.500 metrelik içme suyu hattı, artan arıza riskleri ve su kayıplarına neden oluyordu. Bu kapsamda planlı ve koordineli şekilde yürütülen çalışmalarla mevcut hatlar yenileniyor. Yenileme sürecinde kullanım ömrünü dolduran hatlar devre dışı bırakılarak, daha dayanıklı, uzun ömürlü ve modern içme suyu hatları sisteme dahil ediliyor. Çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte içme suyu iletimi daha verimli, güvenli hale gelecek. Ayrıca bölgede yaşanan kesinti ve arızaların önüne geçilmesi ve kayıp-kaçak oranlarının azaltılması hedefleniyor. Modern altyapı sistemleri sayesinde bakım ve onarım ihtiyacı en aza indirilirken, yürütülen altyapı modernizasyonu çalışmalarıyla su kaynaklarının korunması, kayıpların azaltılması ve suyun gelecek nesillere güvenle aktarılması hedefleniyor. İl genelinde sürdürülen planlı hat yenileme projeleriyle Muğla’nın içme suyu altyapısı her geçen gün daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturuluyor. Güneş Mahallesi Muhtarı Cihan Yıldırım, "Biz Taleplerimizi MUSKİ’ye İlettik Hemen Çalışmalara Başladılar." Bölgedeki hattın yenilenmesi için taleplerinin hızlı bir şekilde karşılanmasından duyduğu memnuniyeti belirten Güneş Mahallesi Muhtarı Cihan Yıldırım, "Ben 1977 yılında Antalya’da doğdum. Üç aylıkken babamı kaybettikten sonra Güneş Mahallesi’ne yerleştik ve yaklaşık 49 yıldır bu mahallede yaşıyorum. Bu mahallenin geçmişini ve bugününü çok iyi bilirim. Son dönem seçimlerinde de mahallemizin muhtarı oldum. Mahallemizde altyapı sorunları yaşanıyordu. Yaklaşık 49 yıllık bir içme suyu hattımız bulunuyor ve zamanla yıprandı. Özellikle ağır tonajlı araçların geçişi sırasında sık sık patlamalar meydana geliyordu, arızalar ve kesintiler meydana geliyordu. Bu nedenle hattın yenilenmesi artık zorunlu hale gelmişti. Mahalle sakinlerimiz de bu sorunları bizlere iletti ve biz de taleplerimizi MUSKİ’ye ilettik, hemen çalışmalara başladılar, sağ olsunlar. Burada hattın yenilenmesi ve bizim problemlerimizi çözme noktasında bizlere destek veren başta Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’a ve MUSKİ Genel Müdürümüz Yılmaz Şengül’e şahsım ve mahallem adına teşekkür ediyorum" dedi.
26 Şubat 2026 Perşembe - 13:59
Sinop’ta vatandaşlara ‘sağlık okuryazarlığı’ anlatıldı
Sinop’un Durağan ilçesinde Toplum Sağlığı Merkezi ekipleri, Ramazan ayı dolayısıyla vatandaşların sağlık bilincini artırmak amacıyla bilgilendirme faaliyeti gerçekleştirdi. Sinop’un Durağan ilçesinde, Toplum Sağlığı Merkezi (TSM) tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında vatandaşlara yönelik sağlık okuryazarlığı eğitimi verildi. Durağan Toplum Sağlığı Merkezi personelleri, Ramazan ayı sağlık programı çerçevesinde Şehit Hamza Mesut Özaslan Aile Sağlığı Merkezi’ni ziyaret etti. Sağlık okuryazarlığını artırmaya yönelik düzenlenen faaliyette, merkeze gelen hasta ve hasta yakınlarına sağlığın korunması ve geliştirilmesi konularında detaylı bilgiler aktarıldı. Eğitimlerde, sağlık bilgilerine ulaşma, anlama ve doğru uygulama becerisi olarak tanımlanan "sağlık okuryazarlığı" üzerinde duruldu. Özellikle Ramazan ayında beslenme düzenindeki değişiklikler, kronik hastalığı olan bireylerin dikkat etmesi gereken hususlar ve ilaç kullanım saatlerinin düzenlenmesi gibi kritik konularda vatandaşlar bilgilendirildi.
26 Şubat 2026 Perşembe - 13:55
Bayburt’ta sağlık tesislerinin standartları toplantıda değerlendirildi
Bayburt’ta sağlık hizmetlerinin daha verimli ve kaliteli sunulması amacıyla eğitim ve değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Harun Sivlim başkanlığında düzenlenen toplantıda, sağlık tesisleri değerlendirilerek, geliştirme standartlarının doğru anlaşılması ve sahada etkin şekilde uygulanmasına yönelik bilgilendirmeler yapıldı. Mevcut uygulamalar ele alınarak, görüş alışverişinde bulunuldu. İl genelinde sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmaya yönelik eğitim ve çalışmaların aralıksız süreceği öğrenildi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
19 Haziran 2025 Perşembe- 15:07
İstanbul Koşuyolu Hastanesi tarihinde bir ilk: Aynı gün akciğer ve karaciğer nakli yapıldı
2
25 Şubat 2026 Çarşamba- 10:55
86 milyonluk Türkiye’de yapılan muayene sayısı 1.5 milyar oldu
3
24 Şubat 2026 Salı- 10:35
Uzmanından ’’İftar yemeğini ikiye bölün’’ önerisi
4
26 Şubat 2026 Perşembe- 12:16
Doktor çiftin zor anları! Pazı olarak aldıkları ot, tirşik otu çıktı
5
25 Şubat 2026 Çarşamba- 13:44
Akşehir Devlet Hastanesi’nde bir ilk: V-NOTES izsiz rahim ameliyatı
20 Şubat 2026 Cuma - 11:55
Hastalığı yüzünden yıllarca evden çıkamadı, şimdi ise çekinmeden çıkabiliyor
Gül hastalığı yüzünden sosyal hayattan kopan ve yıllarca evden çıkamayan Neriman Aksoy, Sivas’ta gördüğü tedavinin ardından sağlığına ve özgüvenine tekrar kavuştu. Yozgat’ta yaşayan 4 çocuk annesi 52 yaşındaki Neriman Aksoy, yaklaşık 20 yıl önce halk arasında ‘gül hastalığı’ olarak bilinen cilt rahatsızlığına yakalandı. Hastalığın ilerlemesiyle birlikte yüzünde strese bağlı yaralar ve iltihaplı sivilceler oluşmaya başlayan Aksoy, uzun yıllar hem fiziksel hem de psikolojik açıdan büyük sıkıntılar yaşadı. Yüzündeki yaralar nedeniyle sosyal hayattan uzaklaşan Aksoy, zamanla insanların bakışlarından rahatsız olmaya başladı. İnsanların bakışları nedeniyle insan içerisine çıkmakta zorlanan Aksoy, bu süreçte oğlunun kız isteme merasimine ve düğününe bile katılamadı. Çevresindeki kişilerin tavsiye ettiği çeşitli yöntemleri deneyen Aksoy’un cilt sorunları daha da ağırlaştı. Yıllarca farklı doktorlara başvuran ancak bir türlü sonuç alamayan Aksoy, son çare olarak Sivas’ta çalışan dermatoloji uzmanı Selma Uçar’a başvurdu. Burada başlanan tedavi sürecinde birkaç seansın ardından yüzündeki yaraların belirgin şekilde azaldığını fark eden Aksoy, zamanla sağlığına kavuşmaya başladı. Tedavinin ilerlemesiyle birlikte özgüveni yeniden yerine gelen Aksoy, uzun bir aradan sonra rahatlıkla dışarı çıkıp sosyal hayata karışmanın mutluluğunun yaşamaya başladı. Hocalara bu süreçte teşekkür ettiğini söyleyen Neriman Aksoy, "İlk buraya geldiğimde yüzüm çok kötüydü. Ağlayarak tedavi olmaya geldim. Daha sonrasında ise yüzüm gülmeye başladı" ifadelerine yer verdi. "Oğlumun düğününe gidemedim" Bu hastalıktan dolayı çok utandığın söyleyen Neriman Aksoy, "Bu hastalık 20 yıldır bende vardı. Çok fazla doktora gittim ama çaresini bulamadım. Önceden bende böyle bir rahatsızlık yoktu. Strese bağlı bu hastalık çıktı. İlk olarak dudağımın kenarında bir sivilce çıktı ve daha sonrasında bu çoğalmaya başladı. Ben, bu hastalığı tedavi etmek için kim ne dediyse onları yaptım. Yüzüme sarımsak ve çamur gibi farklı şeyler sürdüm. Ben bunları yüzüme sürünce yüzüm daha kötü oldu ve bakılabilecek gibi değildi. Bu hastalıktan dolayı çok utandım. İnsan içine çıkamaz oldum. Oğlum kendine evlenmek için kız bulduğunda dahi istemesine gidemedim. Yaralarımdan dolayı oğlumun düğününe bile katılamadım ve çok üzüldüm. İlk buraya geldiğimde yüzüm çok kötüydü. Ağlayarak tedavi olmaya geldim. Daha sonrasında ise yüzüm gülmeye başladı. Tedavi aşaması 6 ay sürdü. Hocamdan ve çalışanlara çok teşekkür ediyorum" dedi. "Hikayesini gözleri dolarak anlattı" Hastanın iyileştiğini gördükten sonra mutlu olduklarını belirten Dermatoloji Uzmanı Selma Uçar, "Hastam bana yaklaşık bir yıl önce Yozgat’tan başvurdu. Hikayesini bize gözleri dolarak anlattı. Yüzündeki yaralardan dolayı oğlunun düğününe gidemediğini ve bakışlardan çok rahatsız olduğunu söyledi. Her yere cildiyle alakalı başvurduğunu ama bir çözüm bulamadığını söyledi. Sonrasında yaklaşık iki seans sonra yüzü gülmeye başladı. O böyle çok üzgün bakan hastamız, etrafa neşe saçmaya başladı gerçekten. Cilt hastalıkları, maalesef insanın sosyal hayatını, öz güvenini, her şeyini bazen alt üst ediyor. Hastamızda o özgüvenin patlamasını resmen gözlerimizle gördük. Bu bizim kliniğimiz için inanılmaz mutluydu. Bir de maalesef kremler ve haplar çok yetersiz kalıyor. Çünkü bu hastalık yüzde damarları çatlatıp kalıcı hasara sebep olan bir hastalık. Bunu ancak lazerle ve mezoterapilerle tedavi edebiliyorsunuz. Elbette ki aslında hastalığı hastamızda tamamen geçiremedik. Geçiremeyiz, çünkü bu bir genetik rahatsızlık. Biz klinikçe ekonomik durumu sıkıntılı olan hastaların sosyal hayatını etkileyecek bir cilt hastalığı varsa eğer bunu ücretsiz tedavi etme noktasında elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu söylemek isterim" diye konuştu.
20 Şubat 2026 Cuma - 11:39
Kanseri yendi, annelikten vazgeçmedi: Dondurulan embriyolar tutmadı, ‘Can’ geldi
Antalya’da yaşayan 32 yaşındaki Ecem Türkdoğan, henüz evliliğinin ilk yılında 3. evre meme kanseri teşhisi aldı. Zorlu geçen üç buçuk yıllık tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuşan Türkdoğan, kanser tedavisi öncesinde dondurduğu embriyolardan sonuç alamadı. Umudunu kaybetmeyen genç kadın, Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nde uygulanan tedaviyle anne olma hayalini gerçekleştirdi. Mastektomi ameliyatı nedeniyle süt veremediğini belirten Türkdoğan, "Önemli olan süt değil, önce iyileşmek. Kanser tedavisine odaklandım, bugün oğlum kucağımda" sözleriyle sürecini anlattı. 2020 yılında, 27 yaşındayken meme kanserine yakalandığını öğrenen Ecem Türkdoğan, teşhisin ardından vakit kaybetmeden onkoloji servisine başvurdu. Memorial Göztepe Hastanesi Onkoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan ve ekibi tarafından tedaviye alınan Türkdoğan, 8 kür kemoterapi ve radyoterapi gördü. Tedavi sürecinin ardından her iki göğsünün alındığı mastektomi ameliyatı geçiren genç kadın, kanseri yenmeyi başardı. Türkdoğan, yaşadığı süreci şu sözlerle anlattı:"2020 yılında 27 yaşındayken meme kanser teşhisi aldım. Henüz bir yıllık evliydim. Hemen onkoloji servisine başvurdum. Kemoterapi gördüm, radyoterapi gördüm. Ardından mastektomi ameliyatı yani iki memenin birden alınması operasyonunu geçirdim." Tedavi öncesi embriyo dondurdu, transferden sonuç alamadı Kanser tedavisinin doğurganlık üzerindeki etkileri nedeniyle tedaviye başlamadan önce embriyo dondurma işlemi yaptırdığını belirten Türkdoğan, tedavisine üç buçuk yıl sonra ara verildiğini ancak dondurulan embriyoların transferinden gebelik elde edilemediğini söyledi. Türkdoğan, "Kanser tedavisinden sonra kadınlar çocuk sahibi olamayabiliyor. Bu nedenle embriyolarımızı dondurmuştuk. Tedavime ara verildiğinde transfer denedik ama gebelik oluşmadı. Farklı doktorlara başvurdum, ihtimalin çok düşük olduğu söylendi." Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi "Umudun adresi" oldu Olumsuz görüşlere rağmen Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’ne başvuran Türkdoğan, Merkez Sorumlusu Prof. Dr. Burak Karadağ ve ekibi tarafından tedaviye alındı. Yapılan değerlendirmelerde yumurtalık rezervinin belirgin düşük olduğu tespit edildi. Uygulanan kişiye özel tedaviyle az sayıda embriyo elde edildi. Türkdoğan, o dönemi şöyle anlattı: "Buraya geldiğimde Burak Hoca bana ‘korkma, halledeceğiz’ dedi. Tedaviye başladık. Az sayıda embriyom oluştu. Bir embriyom tuttu. Şu an oğlum Can kucağımda." "Öncelik kanser tedavisi olmalı" Kanserle mücadele eden ve anne olmayı hayal eden hastalara seslenen Türkdoğan, önceliğin tedavi süreci olması gerektiğini vurguladı ve şöyle devam etti: "Kanser tedavisi gibi zorlu bir süreçten çıkınca olumsuzlukları normalleştiriyorsunuz. Ben de olacak diye düşündüm ama kendime küçük bir ihtimal verdim. Doktorumun her sözünü dinledim. Öncelik kanser tedavisi olmalı. Sürece güvenmek gerekiyor. Ben süt veremeyen bir anne oldum ama bunu problem etmedim. Önemli olan önce iyileşmek." "Süt veremeyecek bir anne olma düşüncesi beni çok ürküttü" Mastektomi ameliyatını başlangıçta istemediğini ifade eden Türkdoğan, karar sürecindeki duygusal zorluğu da şu şekilde paylaştı: "Süt veremeyecek bir anne olma düşüncesi beni çok ürküttü. Ancak onkoloji doktorum ‘Önemli olan süt değil, önce iyileşmen gerekiyor’ dedi ve direkt kanser sürecine odaklandım." "Tedavi başlamadan başvurun" Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Burak Karadağ ise kanser hastalarında fertilitenin korunmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Karadağ, "Ecem Hanım bize başvurduğunda daha önce embriyo dondurma işlemi yaptırmıştı. Ancak transferlerden gebelik elde edilemeyince merkezimize geldi. Değerlendirmelerde yumurtalık rezervinin belirgin azaldığını gördük. Kemoterapi ve radyoterapi sonrası bu tabloyla sık karşılaşıyoruz. Gerekli tedavi planlamasını yaptık ve mevcut sınırlı sayıda yumurtayla gebelik elde ettik" dedi. Karadağ, üreme çağındaki hastalar için şu uyarıda bulundu: "Kanser hastaları için en kritik adım, tedavi başlamadan önce başvurmaktır. Yumurtalık rezervi etkilenmeden yumurta, sperm ya da embriyo dondurma işlemleri yapılabilir. Bu yaklaşım yalnızca meme kanseri için değil, tüm kanser türleri için geçerlidir." Kamu hastanesinde ‘fiyat avantajı’ Merkezde uygulanan işlemlerin uluslararası standartlarda sürdürüldüğünü belirten Karadağ, kamu hastanelerinin sağladığı avantajlara da şu şekilde değindi: "Merkezimizde fertilite koruyucu işlemleri başarıyla uyguluyoruz. Kamu kurumu olmamız nedeniyle hastalar açısından maliyet avantajı söz konusu. Uygun endikasyonlarda rapor düzenlenmesi de devletin sunduğu önemli bir destek. Merkez açıldığından bu yana hasta sayımız artıyor, başarı oranlarımız uluslararası standartlarda."
20 Şubat 2026 Cuma - 11:38
Reflü hastalarına altın değerinde tavsiyeler
Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kaplan; reflü hastalarının Ramazan ayını rahat geçirebilmeleri için önemli tavsiyelerde bulundu. Prof. Dr. Kaplan; reflü hastalarının iftarda acı ve baharatlı yiyeceklerden uzak durması gerektiğini söyledi. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kaplan; Ramazan ayı dolayısıyla uzun süren açlık veya sahurda yemeğin ardından hemen yatılması nedeniyle reflü şikayetlerinde artış meydana geldiğini kaydetti. Alınabilecek küçük önlemlerle reflüyü azaltmanın mümkün olduğunu dile getiren Prof. Dr. Kaplan, şu tavsiyelerde bulundu; "Ramazan ayında uzun süre açlıktan sonra ağır yemekler yenilmesine bağlı olarak iftar saatlerinde reflü şikayetleri ve yine sahurdan sonra yemek yenilip direk yatılmasından dolayı reflü şikayetleri çok fazla olmaktadır. Biz de bunu polikliniklerimizde görüyoruz, özellikle Ramazan’da uzun süren açlığın tetiklediği mide ağrıları ve reflü şikayetleriyle hastalar sıklıkla gelmektedir. Aslında alınabilecek küçük önlemlerle reflüyü azaltmak mümkündür. İftar vaktinde biraz daha hafif öğünler tercih edilmeli, reflüye sebep olabilecek acılı, baharatlı yiyeceklerden uzak durulabilir. Özellikle sahur vaktinde yemek yendikten sonra hemen yatılıyor. Burada biraz hafif yemekler tüketilmesi veya sahur vaktinin biraz öne çekilmesi önerilebilir. Meyve çayları, papatya çayı, rezene çayı gibi çaylar mide ağrılarını rahatlatabilir. Yine evde karbonat gibi yiyecekler varsa mide öz sütü için tavsiye edilebilir. Sigara da reflünün en önemli sebeplerinden birisidir. Ramazan’da sigara içen kişilerin sigarayı bırakması da özellikle reflü şikayetlerinin azaltılması konusunda hastalara çok yardımcı olacaktır."
20 Şubat 2026 Cuma - 11:30
Dr. Eskalen’den Ramazan ayında oruç tutacak gebelere öneriler
Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Şerife Eskalen, gebelik döneminde oruç tutulup tutulamayacağı konusunda dikkat edilmesi gereken noktaları anlattı. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Şerife Eskalen, her gebeliğin kendine özgü olduğunu belirterek, "Anne adayının genel sağlık durumu, gebeliğin kaçıncı haftasında olduğu ve ek bir hastalığının bulunup bulunmadığı oruç kararında belirleyicidir" dedi. "İlk 3 ay daha riskli" Gebeliğin özellikle ilk trimester döneminde bulantı, kusma ve iştahsızlık gibi şikâyetlerin yoğun görülebildiğini ifade eden Op. Dr. Şerife Eskalen, uzun süreli açlık ve susuzluğun sıvı kaybına yol açabileceğini vurguladı. Bu durumun tansiyon düşüklüğü, halsizlik ve bayılma riskini artırabileceğini söyledi. "Riskli gebeliklerde oruç önerilmiyor" Şeker hastalığı, tansiyon problemi, kansızlık, erken doğum riski veya gelişme geriliği bulunan gebelerde oruç tutulmasının önerilmediğini belirten Op. Dr. Şerife Eskalen, "Bu tür durumlarda uzun süreli açlık hem anne hem de bebek açısından ciddi riskler oluşturabilir. Mutlaka hekim kontrolünde karar verilmelidir" diye konuştu. Oruç tutacak gebelere öneriler Sağlık açısından engeli bulunmayan ve doktor kontrolünde oruç tutmasına izin verilen gebelere de önemli tavsiyelerde bulunan Op. Dr. Şerife Eskalen, "Sahur mutlaka yapılmalı ve protein ağırlıklı beslenilmelidir. Gün içinde susuz kalmamak için iftar ve sahur arasında yeterli sıvı tüketilmelidir. Aşırı sıcak ve efor gerektiren ortamlardan uzak durulmalıdır. Baş dönmesi, kasılma, bebek hareketlerinde azalma gibi durumlarda oruç hemen bırakılmalı ve sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Anne adayları dini sorumluluklarını yerine getirmek isterken sağlıklarını ikinci plana atmamalıdır. İslam dininde sağlık önceliklidir. Bu nedenle her gebelik için bireysel değerlendirme şarttır" ifadelerini kullandı.
20 Şubat 2026 Cuma - 11:18
Mıknatıs yutan çocuk, ameliyatla sağlığına kavuştu
Karaman’da yuttuğu iki mıknatıs nedeniyle bağırsak tıkanıklığı yaşayan çocuk, ameliyatla sağlığına kavuştu. Karaman’da 4 yaşındaki İ.K.’nin mıknatıs yuttuğundan şüphelenen ailesi, Karaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’ne başvurdu. Yapılan tetkiklerde çocuğun ince bağırsağında iki adet mıknatıs bulunduğu tespit edildi. Gözlem altına alınan çocuğun sağlık durumu 5 gün boyunca takip edildi. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Uysal’ın gerçekleştirdiği operasyonla bağırsakta tıkanıklığa yol açan iki mıknatıs başarılı bir şekilde çıkarıldı. "Operasyonla mıknatısları çıkardık" Hastayı 5 gün boyunca takibe aldıklarını belirten Doç. Dr. Mehmet Uysal, gözetim süresince çekilen filmlerde mıknatısların yer değiştirmediğini söyledi. Uysal, "Hastayı genel anestezi altında ameliyata aldık. İnce bağırsakta iki mıknatısın birbirine yapışık halde olduğunu gördük. Gerçekleştirdiğimiz operasyonla mıknatısları çıkardık. Ameliyat sonrası hastamız üçüncü gününde taburcu edildi. Şu an genel durumu iyi" dedi. İki yaş ve üzerindeki çocuklarda yabancı cisim yutma vakalarının sık görüldüğüne dikkat çeken Uysal, "Bu yaş grubundaki çocuklar oldukça meraklı oluyor. Oyuncakların içindeki mıknatısları çıkarıp ağızlarına götürebiliyorlar. Ailelere uyarımız, bu tür cisimleri çocukların ulaşabileceği yerlerde bulundurmamalarıdır" diye konuştu.
20 Şubat 2026 Cuma - 10:48
Adil Kurban’dan TBMM’de Hekimlik Meslek Kanunu çağrısı
HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, malpraktis süreçlerindeki hukuki belirsizliklerin sağlık sisteminde baskı oluşturduğunu belirterek, hekimlik mesleğinin güvence altına alınması için Hekimlik Meslek Kanunu’nun zorunlu hale geldiğini söyledi. HEKİMSEN ile Adalet ve Liyakatli Sendikalar Konfederasyonu (ALKON) Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) gerçekleştirdiği ziyaretler sırasında hekimlik mesleğinin geleceğini yakından ilgilendiren başlıklara dikkat çekti. Kurban, malpraktis süreçlerinde yaşanan hukuki belirsizliklerin sağlık sisteminde ciddi baskı oluşturduğunu belirterek kalıcı çözümün Hekimlik Meslek Kanunu ile mümkün olacağını ifade etti. "Hekimlik mesleği güvence altına alınmalı" Kurban, hekimlerin yalnızca tıbbi değil aynı zamanda hukuki risk altında görev yaptığını vurgulayarak, "Hekimlik mesleği hukuki güvence altına alınmadan sağlık sisteminin sürdürülebilirliğinden söz etmek mümkün değildir. Malpraktis süreçlerindeki belirsizlikler hem hekim motivasyonunu hem de sağlık hizmet kalitesini doğrudan etkilemektedir" dedi. Adil Kurban, hazırlanan Hekimlik Meslek Kanunu taslağının hasta güvenliği, hekim sorumluluğu ve kamu yararını birlikte gözeten bütüncül yaklaşım sunduğunu belirtti. Savunmacı tıp uygulamalarının artışına, gereksiz tetkik yüküne ve sağlık hizmet maliyetlerinin yükselmesine dikkat çeken Kurban, mevcut hukuki altyapının hekimleri korumakta yetersiz kaldığını söyleyerek, bu durumun uzun vadede sağlık sistemini zayıflatabileceğini savundu. Reform çağrısı Kurban, TBMM’de yürütülen temasların amacının hekimlik mesleğini güçlendirecek kalıcı yasal düzenlemenin hayata geçirilmesi olduğunu belirterek, "Bu mesele yalnızca hekimlerin değil, toplumun tamamının meselesidir. Sağlık sistemimizin geleceği için güçlü bir Hekimlik Meslek Kanunu artık zorunluluktur" şeklinde konuştu.
20 Şubat 2026 Cuma - 10:45
Pandemide ölümle burun buruna gelen anne doktorlarıyla buluştu
Mersin’de pandemi döneminde 28 haftalık hamileyken Covid-19’a yakalanarak yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren bir anne, yıllar sonra hayatta kalmasını sağlayan doktorlarını ziyaret etti. Duygusal anların yaşandığı buluşmada hem anne hem de sağlık çalışanları o zorlu günleri yeniden hatırladı. Mersin’de pandemi döneminde 28 haftalık hamileyken Covid-19’a yakalanarak yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren 37 yaşındaki Aslıhan Kayık, yıllar sonra hayatta kalmasını sağlayan doktorlarını ziyaret etti. Pandeminin ikinci döneminde tatil için bulunduğu beldede şiddetli öksürük ve nefes darlığı şikayetiyle hastaneye başvuran Aslıhan Kayık’ın Covid-19 testi pozitif çıktı. 28 haftalık hamile olması nedeniyle riskli grupta değerlendirilen Kayık, Mersin Eğitim ve Araştırma Şehir Hastanesi’ne sevk edilerek tedavi altına alındı. Normal serviste oksijen desteğiyle takip edilen genç annenin durumu kısa sürede ağırlaştı ve yoğun bakıma alındı. Doktorlar, bebeği riske atmamak için gebeliği sonlandırmadan annenin akciğerlerini toparlamaya çalıştı. Ancak solunum sıkıntısının artması üzerine acil doğum kararı verildi. 14 gün entübe kaldı Doğumun ardından 14 gün entübe edilerek uyutulan Kayık, zorlu sürecin ardından hayata tutundu. Bu sırada prematüre olarak dünyaya gelen oğlu da yenidoğan yoğun bakım ünitesinde tedavi gördü. Yaklaşık bir ayı aşkın süre hastanede kalan anne, taburcu olduktan sonra da bir yıl boyunca tedavi ve operasyonlar geçirdi. Yaşadığı süreci ‘hayata yeniden doğuş’ olarak tanımlayan Kayık, o günleri unutamadığını söyledi. "Hocam lütfen beni doğuma alın" O yaşadığı acı günleri anlatan Kayık, "Pandeminin ikinci dönemiydi. 28 haftalık hamileydim. Çok yoğun bir öksürük ve nefes darlığı şikayetiyle hastaneye başvurduk. Testimin pozitif olduğunu öğrendik. Hamile olduğum için riskli olabileceğini söylediler ve Şehir Hastanesine yönlendirdiler. Evimize çok uzak olmasına rağmen gittik ve hemen yatışım yapıldı" ifadelerine yer verdi. Yaklaşık 5 gün serviste kaldığını ifade ederek konuşmalarına devam eden Kayık, "Sürekli oksijen desteği veriliyordu. Ama durumum iyileşmedi, aksine ağırlaştı ve yoğun bakıma alındım. Doktorlar bebeği riske atmamak için gebeliği sonlandırmadan beni tedavi etmeye çalıştılar. Ama bir akşam nefes darlığım o kadar arttı ki artık dayanamayacak noktaya geldim. Harun Hocama ‘Hocam lütfen beni doğuma alın, artık dayanamıyorum’ dedim. Çok hızlı bir şekilde karar verildi ve doğuma alındım" dedi. "Ölüp geri dirilmiş gibiydim" Yoğun bakımda ölümle yaşam arasında geçen günlerini anlatan Kayık, "Doğumdan sonra 14 gün entübe edilmişim. O 14 gün boyunca ilaçların etkisiyle hayalle gerçeğin birbirine karıştığı rüyalar gördüm. Yoğun bakımda yaşananları rüyalarımda gerçek sanarak yaşadım. Çok farklı bir süreçti. Uyandırıldığımda odadaki doktorların ve hemşirelerin gözlerindeki mutluluğu hiç unutamıyorum. Hepsi başıma toplanmıştı, ‘Sen bizim umut ışığımız oldun’ dediler. Çünkü o dönemde çok fazla insanı kaybediyorduk. Benim iyileşmem onlara da moral olmuştu. Gerçekten ölüp geri dirilmiş gibiydim" şeklinde konuştu. "Gözümü açtığımda sorduğum ilk şey bebeğim" Yoğun bakımda gözlerini açtığı ilk anı anlatan Kayık, "Gözümü açtığımda sorduğum ilk şey bebeğim oldu. Hemen telefonlarından fotoğrafını gösterdiler. O anı hiç unutamam" dedi. "Tek derdim kızımı görmekti" Entübasyon sürecinin ardından temiz yoğun bakıma alındığını belirten Kayık, "Ekstübe olduktan bir iki gün sonra temiz yoğun bakıma geçtim. Ben ikinci katta yatarken oğlum üçüncü katta yenidoğan yoğun bakımdaydı. Yaklaşık 30-35 gündür çocuklarımı görmemiştim. Alican Hocama ‘Beni servise gönderin’ diye yalvarıyordum. Tek derdim kızımı görmekti" diye konuştu. "Hastaneden çıktığımda bambaşka bir dünyaya çıktım" Yoğun bakım sürecinin ardından taburcu edilse de mücadelesinin bitmediğini dile getiren Kayık, "Hastaneden çıktığımda bambaşka bir dünyaya çıktım. Yaşadıklarımın çoğunu sonradan öğrendim. Taburcu olduktan sonra bir yıl boyunca tedavilerim sürdü, sekeller kaldı, operasyonlar geçirdim. Hala etkilerini yaşıyorum ama çok şükür hayattayım ve çocuklarımın yanındayım" şeklinde konuştu. "2 can söz konusuydu" Anestezi Uzmanı Dr. Harun Özmen, sürecin hem anne hem de bebek açısından son derece kritik geçtiğini söyledi. Özmen, "O dönemde çok sayıda ağır hasta vardı. Bu vakada iki can söz konusuydu ve her adımı çok dikkatli atmak zorundaydık" dedi. Hastanın yoğun bakıma kabul edildiği ilk anın tabloyu net şekilde ortaya koyduğunu belirten Özmen, "Hastamız ileri derecede solunum yetmezliği ile yoğun bakıma alındı. 28 haftalık gebeydi. Pandeminin en zor dönemlerinden birini yaşıyorduk. Akciğer tutulumu oldukça ağırdı. Hem anne hem bebek açısından çok hassas bir süreç yürüttük. Önceliğimiz annenin akciğer fonksiyonlarını toparlamaktı. Çünkü annenin stabilizasyonu sağlanmadan yapılacak her müdahale riski artırabilirdi" ifadelerini kullandı. "Annenin solunumunu toparlamayı hedefledik" Tedavi planının multidisipliner şekilde yürütüldüğünü vurgulayan Özmen, "İlk etapta gebeliği sonlandırmadan annenin solunumunu toparlamayı hedefledik. Çünkü her erken doğum bebeğin riskini artırır. Ancak klinik tablo ağırlaştı. Solunum parametreleri kötüleşti. O noktada anne hayatı öncelikli hale geldi. Multidisipliner değerlendirme sonrası doğum kararı aldık" diye konuştu. "Onu bugün sağlıklı görmek en büyük ödül" Hastanın ekstübe edilerek kendi başına nefes almaya başladığı anın unutulmaz olduğunu dile getiren Özmen, "Ekstübasyon kararı verdiğimiz an çok dikkatliydik. Kendi solunumunun yeterli olup olmadığını yakından takip ettik. Başarılı şekilde cihazdan ayrıldığında ekip olarak büyük bir mutluluk yaşadık. O günlerde umut çok kıymetliydi. Onu bugün sağlıklı, çocuklarıyla birlikte görmek bizim için en büyük ödül" şeklinde konuştu.
20 Şubat 2026 Cuma - 10:41
Ailelere önemli tavsiyeler: "Çocuklar daha fazla risk altında"
Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yurtseven, kış aylarında artış gösteren çocukluk çağı enfeksiyonlarına karşı ailelere önemli uyarılarda bulundu. Kış mevsimiyle birlikte özellikle kapalı ortamlarda geçirilen sürenin artmasının enfeksiyon riskini yükselttiğini belirten Dr. Özge Yurtseven, bağışıklığı güçlü tutmanın temel yollarını anlattı. Çocukları hastalıklardan korumanın en önemli yolunun dengeli beslenme ve düzenli uyku olduğunu vurgulayan Yurtseven, "Bir çocuğun belli saatlerde uyuyup belli saatlerde uyanması bağışıklık sistemini destekler. Uyku hijyenine mutlaka dikkat edilmelidir" dedi. Beslenmede ise protein ağırlıklı gıdaların yanı sıra mevsim meyve ve sebzelerinin düzenli tüketilmesi gerektiğini ifade eden Yurtseven, bu alışkanlıkların enfeksiyonlara karşı koruyucu rol oynadığını belirtti. "Kapalı ortam riski artırıyor" Kış aylarında çocukların uzun süre kapalı ortamlarda kalmasının enfeksiyon riskini artırdığına dikkat çeken Yurtseven, açık havanın önemine değindi. "Aileler ’Çocuğum üşür mü?’ diye endişe ediyor. Oysa çocuk uygun şekilde giydirildiğinde kısa süreli dışarı çıkması, temiz hava alması ve güneş görmesi bağışıklığını destekler. Uzun süre kapalı alanlarda kalmak solunum ve damlacık yoluyla bulaşan hastalıkların yayılmasına zemin hazırlıyor" diye konuştu. "Küçük çocukları öpmeyin" Özellikle kalabalık ortamlarda küçük çocukların ve bebeklerin yüzlerinden öpülmemesi gerektiğini belirten Yurtseven, yetişkinlerde hafif seyreden grip ve nezlenin çocuklarda daha ağır sonuçlara yol açabileceğini ifade etti. Yurtseven, "Yetişkinlerde basit görülen enfeksiyonlar bebeklerde ciddi akciğer enfeksiyonlarına neden olabilir. Bu nedenle hasta yetişkinlerin çocuklardan uzak durması gerekir. Aileler bu konularda daha dikkatli olmalı" şeklinde konuştu.
20 Şubat 2026 Cuma - 10:21
Damar yağlanmasının erken tespiti kalp krizi riskini önlüyor
Denizli Özel Egekent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Alperen Emre Akgün, kalp damar hastalıklarının dünya genelinde en önemli ölüm nedenleri arasında yer aldığını belirterek; "Damarlarda yağlanmayı tespit edip yapılan muayeneler ile belki 1-2 yıl içerisinde geçirilebilecek bir kalp krizini önlemiş oluyoruz" dedi. Denizli Özel Egekent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Alperen Emre Akgün, kalp damar hastalıklarının dünya genelinde en önemli ölüm nedenleri arasında yer aldığını belirterek önemli uyarılarda bulundu. Kalp damar hastalıklarının erken teşhis ve düzenli kontrollerle önlenebileceğine dikkat çeken Akgün, özellikle risk grubunda bulunan vatandaşların ihmal etmemesi gerektiğini vurguladı. Uzm. Dr. Alperen Emre Akgün, "Dünya genelinde kalp damar hastalıklarına bağlı ölümler ilk sırada gelmektedir. Biz de bu hastalıkları krize neden olmadan, ani kalp durması dediğimiz ani kalp ölümüne yol açmadan tedavi etmeye çalışıyoruz" dedi. Aynı zamanda Uzm. Dr. Akgün, erken teşhisin hayati önem taşıdığını belirterek, düzenli kontroller sayesinde muhtemel kalp krizlerinin önüne geçilebileceğini ifade etti. "Hastalarımızın yılda bir ya da iki yılda bir kardiyoloji muayenesi olmalarını tavsiye ediyoruz" Dikkat edilmesi gereken rahatsızlıklar için uyarılarda bulunan Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Alperen Emre Akgün, "Kalp damar hastalığı özellikle 40 yaşın üzerindeki erkeklerde, 50 yaşın üzerindeki kadınlarda daha sık görülmektedir. Bunun yanı sıra şeker hastalığı olanlarda, kolesterol yüksekliği bulunanlarda, ailesinde kalp damar tıkanıklığı öyküsü olanlarda, sigara ve alkol tüketiminin yoğun olduğu kişilerde ve stresli bireylerde maalesef daha sık gözlemlenmektedir. Hastalarımıza; 40 yaşın üzerindeki erkeklerin ve 50 yaşın üzerindeki kadınların yılda bir ya da iki yılda bir kardiyoloji muayenesi olmalarını tavsiye ediyoruz" dedi. Yapılan muayeneye göre tedavi yöntemlerini planladıklarını ve hastaların tedavilerin ardından rahatlıkla eve gidebileceklerini belirten Uzm. Dr. Alperen Emre Akgün, "Muayenelerde öncelikle hastalarımızın şikayetlerini dinliyoruz. Şikayeti olmayan hastalarda ise kalp ve damar tıkanıklığı riskini hesaplıyoruz. Bu durum düşük veya orta riskli gruba giriyorsa, ilaçlı tomografi dediğimiz yöntemle hastalarımızın kalp ve damar riskini değerlendiriyoruz. Hastalar, işlemlerden sonra rahatlıkla eve gidebilirler. Çektiğimiz tomografi sayesinde eğer risk söz konusuysa tedavilerini planlayabiliyoruz" diye konuştu. "Damarlarda yağlanmayı tespit edip yapılan muayeneler ile belki 1-2 yıl içerisinde geçirilebilecek bir kalp krizini önlemiş oluyoruz" Kalp damarlarında tıkanıklık kadar yağlanmanın da ciddi risk oluşturduğunu ifade eden Akgün, uygulanacak tedavi yöntemlerinin hastanın durumuna göre belirlendiğini söyledi. Yapılan uygulamalar ve tedaviler ile kalp krizini riskini azaltılabildiğini belirten Uzm. Dr. Akgün, "Tedavi yöntemlerini buna göre ayarlıyoruz bu sayede belki 1-2 yıl içerisinde geçirilebilecek bir kalp krizini önlemiş oluyoruz" dedi. "Kontrollerinizi aksatmayın" Kalp sağlığının korunmasında düzenli kontrollerin büyük rol oynadığını ifade eden Uzm. Dr. Akgün, erken teşhisin hayat kurtardığını vurguladı. Uzm. Dr. Akgün, "Özetle kalp damar hastalıkları günümüzde ölümlerin en başta gelen sebepleri arasında yer almaktadır. Kontrollerinizi aksatmayın. Kalp kontrolleri önemlidir; hayatta kalmanıza ve sevdiklerinizle birlikte uzun yıllar sağlıklı yaşamanıza katkı sağlar" ifadelerini kullandı. Akgün, özellikle risk grubunda bulunan kişilerin düzenli olarak kardiyoloji muayenesi yaptırmaları gerektiğini sözlerine ekledi.
20 Şubat 2026 Cuma - 10:18
Sağlıkta tam bağımsızlık yolunda tarihi eşik: TRUSTLIFE yerli Alzheimer ilacı için klinik başvuru yaptı
Türkiye’nin sağlık teknolojilerinde tam bağımsızlık hedefi doğrultusunda, yerli bilim insanları tarafından geliştirilen Alzheimer ilacı için Faz I klinik araştırma başvurusu Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’na (TİTCK) yapıldı. Türkiye’nin ulusal sağlık teknolojileri platformu TRUSTLIFE ile Atatürk Üniversitesi iş birliğinde geliştirilen ilaç adayının, keşiften klinik başvuru aşamasına kadar tüm araştırma ve geliştirme süreçlerinin Türkiye’de yürütüldüğü bildirildi. Söz konusu başvuru, Türkiye’de geliştirilen özgün bir molekülün klinik araştırma sürecine taşınması açısından tarihi ilk adım niteliği taşıyor. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) onaylı Türkiye’nin ilk ve tek sağlık teknolojileri odaklı Girişim Sermayesi Yatırım Fonu olan TRUSTLIFE’ın, Türkiye’de akademisyenler, Ar-Ge kuruluşları ve teknoloji girişimleri tarafından geliştirilen yenilikçi ilaç projelerini destekleyerek, sağlık alanında yerli ve milli üretim kapasitesini güçlendirmeyi hedeflediği belirtildi. TRUSTLIFE bünyesinde farklı hastalık alanlarına yönelik 15 yerli ilaç projesinin yürütüldüğü, klinik aşamaya en yakın 5 ilaç adayı için Faz I başvuru sürecinin planlandığı kaydedildi. Alzheimer ilacı için ilk başvurunun gerçekleştirildiği, diğer 4 yerli ilaç projesi için tüm hazırlıkların tamamlandığı ve tüm başvuruların mart, nisan ve mayıs ayları içerisinde TİTCK’ya sunulacağı bildirildi. Tamamı Türkiye’de geliştirilen bu ilaç adaylarının klinik aşamaya taşınmasının, Türkiye’nin yalnızca ilaç tüketen değil, aynı zamanda kendi ilacını geliştiren ve üreten bir ülke olma hedefi açısından kritik bir dönüm noktası olduğu ifade edildi. Faz I başvurusunun ardından TİTCK Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar ziyaret edildi. Ziyarete, TRUSTLIFE icra kurulu başkanı Dr. Bülent Denkdemir, Trustlife Bilim Ekibi liderleri Prof. Dr. Adil Mardinoğlu ve Prof. Dr. Hasan Türkez, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu ile TRUSTLIFE icra kurulu üyesi Dr. Erkan Mankan katıldı. Görüşmede, Türkiye’de geliştirilen yerli ilaçların klinik araştırma süreçlerinin hızlandırılması, ulusal ilaç geliştirme kapasitesinin güçlendirilmesi ve Türkiye’nin sağlık teknolojilerinde küresel ölçekte söz sahibi ülkeler arasına taşınmasına yönelik çalışmalar ele alındı. Yerli bilim insanlarının bilgi birikimi, üniversitelerin araştırma altyapısı ve ulusal Ar-Ge gücünün birleşmesiyle hayata geçirilen TRUSTLIFE girişiminin, Türkiye’nin sağlık teknolojilerinde dışa bağımlılığını azaltması ve yüksek katma değerli yerli ilaç geliştirme kapasitesini kalıcı olarak güçlendirmesi hedefleniyor.
20 Şubat 2026 Cuma - 10:06
Turgut Özal Tıp Merkezi’nde koklear implant ameliyatları yeniden başladı
İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi’nde pandemi ve deprem nedeniyle ara verilen koklear implant (biyonik kulak) ameliyatları yeniden başladı. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Kliniğinde Doç. Dr. İsmail Demir tarafından 3 hastaya koklear implant ameliyatı gerçekleştirildi. Operasyonlara ilişkin açıklamalarda bulunan Demir, yaklaşık bir ay önce iki çocuk hastaya başarılı bir koklear implant ameliyatının ardından bu kez de 3 yetişkin hastaya bu ameliyatı yaptıklarını söyledi. Koklear implant yönteminin erken yaşlarda uygulanıldığı zaman dil ve konuşma açısından yeterli kazanım sağladığına dikkat çeken Demir, "Üç hastamıza implant uyguladık. Bir hastamız 20 yıl önce bir travmaya bağlı işitme kaybı yaşamış ve daha önce implant ameliyatı olmuştu ancak cihazı bozulmuştu. Onun cihazını yeniledik. Diğer hastalarımıza ise işitme cihazını implant ettik" dedi. Her başvurunun ameliyatla sonuçlanmadığını belirten Demir, "Hastalarımızı iyi bir değerlendirme sürecinden geçiriyoruz. Öncelikle odyolojik olarak değerlendiriliyorlar. Eğer uygunsa radyolojik filmleri çekiliyor. İç kulakta herhangi bir problem yoksa cerrahi aşamaya geçiyoruz" ifadelerini kullandı Ameliyatın başarısı kadar ameliyat sonrası sürecin de hayati önem taşıdığı ifade eden Demir, hastaları düzenli kontrollere takip ettiklerini söyledi. Gerekli şartları taşıyan hastaların cihaz bedellerinin tamamen devlet tarafından karşılandığını hatırlatan Demir, kendisine destek veren ekibine ve Turgut Özal Tıp Merkezine teşekkür ederek sözlerini tamamladı. Başarılı bir koklear implant ameliyatının ardından sağlığına kavuşan Yasemin Malkoç ise başından sonuna tedavinin çok iyi geçtiğini ifade ederek Doç. Dr. İsmail Demir ve sağlık çalışanlarına teşekkürlerini iletti.
20 Şubat 2026 Cuma - 10:04
İyi huylu prostat büyümesi tedavisinde lazer teknolojileri, etkili tedavi imkanı sunuyor
Ürolog Prof. Dr. Burak Turna, lazer prostat ameliyatlarının günümüzde iyi huylu prostat büyümesi tedavisinde güncel ve etkili yöntemler arasında yer aldığını söyledi. Thulium lazerin dokuda kontrollü kesim ve minimal kanama özelliği olduğunu vurgulayan Turna, "Holmium lazerle ise güçlü doku buharlaştırma ve enükleasyon özelliği sayesinde özellikle büyük prostatlarda etkili sonuçlar elde edilebiliyor" dedi. İyi huylu prostat büyümesinin tedavisinde kullanılan lazer teknolojileri, hastalara rahat ve etkili tedavi imkanı sağladığını belirten Acıbadem Kent Hastanesi Robotik Cerrahi Direktörü Prof. Dr. Burak Turna, thulium lazer ve holmiumi lazeri uzun yıllardır uygulandıklarını ama her hastaya özel tedavi planı oluşturduklarını ifade etti. Tedavi yöntemi hastaya göre belirleniyor Prof. Dr. Turna her hastanın prostat hacmi, eşlik eden hastalıkları ve genel sağlık durumunun ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Bu değerlendirme sonucunda hastaya en uygun lazer yönteminin seçildiğini belirten Prof. Dr. Turna, "Böylece tedaviden hastanın maksimum sonucu alması" diyerek lazer teknolojileri hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Turna, Thulium Fiber Lazer’in, prostatın iyi huylu büyümesi sonucu idrar yolunu tıkayan adenom dokusunun tamamen çıkarılmasında etkili bir yöntem olduğunu söyledi. Turna, enükleasyon (bir organın ya da dokunun tamamen çıkarılması işlemi) işlemiyle çıkarılan dokunun mesaneye itildiğini ve morsellatör adı verilen cihazla parçalanarak vücuttan alındığını aktardı. Thulium lazerin aynı zamanda üst üriner sistem ve mesane tümörlerinin tedavisinde de kullanılabildiğini kaydeden Turna, bu yöntemin kanama riskini minimize ettiğini ve patolojik inceleme açısından dokuya zarar vermediğini söyledi. Holep yöntemiyle kesi olmadan ameliyat Holmium lazer ile prostat enükleasyonu olarak bilinen HoLEP yönteminin tamamen kapalı (endoskopik) olarak uygulandığını belirten Prof. Dr. Burak Turna, işlemin idrar kanalından girilerek gerçekleştirildiğini ifade etti. HoLEP ameliyatında prostatın büyüyen kısmının kapsülünden tamamen ayrılarak çıkarıldığını söyleyen Turna, "Bu işlem, portakalın içinin kabuğundan ayrılmasına benzetilebilir. Herhangi bir kesi yapılmaz ve hasta işlem sırasında ya da sonrasında ağrı hissetmez." diye konuştu. Hızlı taburculuk, hızlı iyileşme HoLEP sonrası hastaların genellikle 1-2 gün içinde taburcu edildiğini aktaran Turna, klasik yöntemlere kıyasla sondanın daha erken alındığını ve hastaların günlük yaşamlarına kısa sürede dönebildiğini belirtti. Klasik kapalı ve açık prostat ameliyatlarıyla karşılaştırıldığında HoLEP’in birçok artı özelliğe sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Turna, "HoLEP’te prostat dokusu tamamen çıkarıldığı için hastalığın tekrar etme riski oldukça düşüktür. Ayrıca büyük prostatlarda da güvenle uygulanabilir ve kan kaybı minimum düzeydedir" ifadelerini kullandı. Lazer prostat ameliyatlarının, günümüzde prostat büyümesi tedavisinde modern cerrahinin ileri teknolojik yöntemlerinden biri olduğunu belirten Turna, uygun hasta seçimiyle son derece başarılı sonuçlar elde edildiğini sözlerine ekledi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder