SAĞLIK
Cizre’de gıda denetimleri hız kesmiyor: Ekipler sahada teyakkuzda 22 Nisan 2026 Çarşamba - 16:33:20 ŞIRNAK (İHA) – Şırnak’ın Cizre ilçesinde vatandaşların güvenilir gıdaya ulaşmasını sağlamak amacıyla yürütülen denetim faaliyetleri aralıksız devam ediyor. İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, 5996 sayılı kanun kapsamında ilçedeki işletmeleri mercek altına aldı. Cizre İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü, halk sağlığını korumak ve gıda güvenliğini en üst seviyede tutmak amacıyla denetimlerini sıkılaştırdı. Teknik personeller tarafından yürütülen faaliyetler kapsamında, marketler, fırınlar, kasaplar ve üretim tesisleri mevzuat hükümlerine uygunluk yönünden tek tek inceleniyor. 5996 sayılı "Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu" çerçevesinde gerçekleştirilen denetimlerde, işletmelerin hijyen koşulları, ürünlerin son kullanma tarihleri, saklama koşulları ve resmi belgeleri kontrol edildi. Yapılan açıklamada, denetimlerin planlı ve düzenli bir takvim doğrultusunda yürütüldüğü belirtildi. Konuyla ilgili yapılan bilgilendirmede, saha faaliyetlerinin sadece belirli dönemlerle sınırlı kalmadığı vurgulanarak "İlçe Müdürlüğü teknik personelleri tarafından yürütülen denetim faaliyetleri, ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda planlı ve düzenli bir şekilde aralıksız olarak sürdürülmektedir. Vatandaşlarımızın sağlıklı ve güvenilir gıdaya ulaşması önceliğimizdir’’ denildi. Mevzuata aykırı hareket eden işletmelere yönelik idari yaptırımların uygulanacağı belirtilirken, denetimlerin kararlılıkla devam edeceği kaydedildi.
22 Nisan 2026 Çarşamba - 16:11 Bingöl UMKE uluslararası arenaya açılıyor Bingöl UMKE Lojistik, Eğitim ve Operasyon Merkezi, dünyada ilk kez üç farklı EMT verifikasyonunun aynı anda gerçekleştirildiği merkez olarak uluslararası arenaya açılıyor. Kuzey Anadolu ile Doğu Anadolu fay hatlarının kesişim noktasında yer alan Bingöl’de UMKE, son yıllarda gösterdiği gelişimle birlikte uluslararası standartlara ulaşarak önemli bir başarıya imza attı. Yıllar önce sınırlı imkanlarla küçük bir depoda hizmet veren UMKE, yaklaşık 1,5 yıllık süreçte büyütülerek özellikle son 6 ayda önemli bir kapasite artışı sağladı. Eski Kadın, Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinin bulunduğu alana UMKE Lojistik, Eğitim ve Operasyon Merkezi kuruldu. Ayrıca merkezin kapasitesi ilerleyen zamanlarda 105 bin metrekareye yükseltilirken, helikopter pisti, sahra hastaneleri, aşevi üniteleri, mobil haberleşme aracı, sağlık tırı gibi birçok yeni ekipmanlar eklendi. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) hem merkez hem de Türkiye teşkilatından değerlendirme ekipleri Bingöl’de incelemelerde bulunurken, kardeş ülke Azerbaycan’dan gelen ekipler de süreci yerinde takip ediyor. EMT verifikasyonları kapsamında Bingöl UMKE alanında hem EMT Tip-1’in sabit ve mobil yapıları hem de EMT Tip-2 verifikasyonu aynı anda gerçekleştiriliyor. Bu durum, dünyada ilk kez Bingöl’de hayata geçirilerek merkezin uluslararası alandaki önemini ortaya koyuyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölge Ofisi Sağlık Acil Durumları Programı Sorumlusu Oleg Storozhenko, "Bugün UMKE’nin doğrulama görevi için Türkiye’de, Bingöl’de bulunmak gerçekten büyük bir keyif ve ayrıcalık. UMKE, sadece DSÖ Avrupa bölgemizin değil, küresel ölçekteki en büyük ekiplerden biri. UMKE ekibini uzun zamandır tanıma ayrıcalığına sahibim. Onların doğrulama görevinde ilk kez 2020 yılında ’EMT Tip 2’ (Acil Tıbbi Ekip) olarak yer almıştım ve o zamandan beri kapasitelerini sürekli geliştirdiklerini ve güçlendirdiklerini görüyorum. Sadece Türkiye düzeyinde değil, diğer ülkeler düzeyinde ve küresel ölçekte de çalışabiliyorlar. Bölgemizde ve dünyanın her yerinde UMKE’nin başarılı operasyonlarını görüyoruz. Şunu da belirtmeliyim ki UMKE, ulusal kapasiteleri güçlendirerek ve EMT çalışmalarını ulusal sağlık sistemlerine entegre ederek tüm dünya Acil Tıbbi Ekipleri (EMT) için yeni bir standart belirledi. Artık dünyanın dört bir yanındaki tüm ekipler UMKE tecrübesini örnek alıyor ve biz de bunu daha ileriye yaymaya hazırız" dedi. Azerbaycan Cumhuriyeti Olağanüstü Haller Bakanlığı çalışanı Revan İsmayilov ise, "Biz kardeş Türk devletinin çağrısı ve Dünya Sağlık Örgütü’nün desteğiyle burada bulunuyoruz. Buradaki görüşmelerimiz kapsamında, Türkiye Devleti’nin EMT Tip 1, Tip 2 ve Sabit-Mobil grup ekibinin doğrulama sürecine katıldık. Her şey çok güzeldi. Burada, kendimize özel olarak örnek olsun diye Türkiye Devleti’nden bilgiler topladık. İnşallah gelecekte kendi EMT ekiplerimizin kurulmasında da büyük bir katılım sağlayacağız" ifadelerini kullandı.
22 Nisan 2026 Çarşamba - 15:43 Erzurum Şehir Hastanesi’nde bir ilk: Kumsal bebek şifa buldu Erzurum Şehir Hastanesi’nde bir ilk daha yaşandı. Damağında yarık olduğu belirlenen Kumsal bebek, plastik cerrahi servisinde başarıyla ameliyat edildi. Mahsun ve Siyaset Cartı çifti, 10 ay önce Ağrı’da dünyaya gelen bebekleri Kumsal’ı desteksiz oturamadığı şikayetiyle Erzurum Şehir Hastanesi’ne getirdi. Klinikte damağında yarık olduğu belirlenen bebek, Plastik Cerrahi Servisi’ne yönlendirildi. Kumsal bebeğe geçtiğimiz hafta 2 saat süren başarılı bir operasyon gerçekleştirildi. Baba Mahsun Cartı, Erzurum Şehir Hastanesi’nde imkanların iyi seviyede olduğunu vurgulayarak, "Çocuk desteksiz oturamıyordu, onun için geldik. Genetik bölümünde fark edildi ve bizi Mert hocaya yönlendirdiler, o şekilde anladık. Çocuğumuzun tedavisinde emeği geçen herkese teşekkür ederiz" diye konuştu. Erzurum Şehir Hastanesi’nde bir ilk Erzurum Şehir Hastanesi Başhekimi Mesud Fakirullahoğlu, hastanede imkanların geliştirilerek benzeri operasyonların yapılacağını vurgulayarak, "Bir ilki daha yaşadık. Damak yarığı olan bebeğimiz şifa buldu. Çok sık görülen bir durum değil. Tedavi süreci tamamlandı. Bölgeye hizmet eden bir hastane olarak ilkleri yaşamaya devam edeceğiz. Genel olarak birçok ülkede farklılık arz etse de yüz binde bir ya da değişen oranlarda görülen bir hastalık. Bu hastalık özellikle anne karnında gebeliğin ikinci ve üçüncü döneminde yapılan detaylı görüntülemelerle tespit edilebilecek bir hastalık. Bazı durumlarda fark edilemediği de oluyor. Bu hastalıklar artık tedavisi mümkün olanlar grubunda" dedi. "Kumsal bebek geç kalmıştı ama gereğini yaptık" Plastik Cerrahi Servisi’nden Operatör Doktor Mert Demir, ameliyatı başarılı bir şekilde yaptıklarını ifade ederek, "Dudak ve damak yarığı vakaları genelde sık görülen vakalar değil. Bu çocuklar doğumdan yetişkinliğe kadar yakın takip edilmesi gereken vakalar. Biz plastik cerrah olarak damak yarığı onarımını yaptık. Bu çocukların diş hekimliğinin ortodonti bölümünde ağız yapıları, çene yapıları, diş gelişimi takip edilecek. Kulak burun boğaz bölümü kulaktaki anomalleri tespit edecek, pediatrik çocuk bölümü de çocuğun gelişimini yakından takip edecek. Bu bölgede bu ameliyatlar uzun yıllardır yapılmıyordu. Bölge halkına hizmet ederek, bu hastaların Ankara ve İstanbul gibi büyükşehirlere gidip oralarda zorlanmalarının önüne geçmiş olduk. Bundan sonra da bu vakalarımızı hastanemizde yapmaya devam edeceğiz. Damak yarıkları vakalarına 6 ay ile 1 yaş arasında müdahale yapılması gerekiyor. Kumsal bebeğe biraz geç tanı konulmuş, ameliyatını geçen hafta yaptık. Tabii ki ameliyat etmeden önce de bu çocukların işte pediatri bölümünde gelişimlerinin takip edilmesi, ortodonti bölümünde çene yapılarının takip edilmesi gerekiyordu" şeklinde konuştu. Dudak-damak yarıkları nasıl oluşur? Uzmanlar, anne karnında yüzün normal gelişimi herhangi bir etkenden dolayı etkilendiğinde ve orta hatta birleşememe durumu geliştiğinde çeşitli şekil ve derecelerde dudak damak yarıklarının oluştuğunu ifade ediyor. Bu doğuştan dudağın tek tarafında küçük bir iz, çentik şeklinde çok hafif olabileceği gibi burun, dudak ve damağı içeren tek veya iki taraflı geniş yarıklara, hatta yüz yarıklarına kadar değişkenlik gösterebiliyor.
22 Nisan 2026 Çarşamba - 14:54 Kalça protezi ameliyatlarını kolaylaştıracak cerrahi alet tescillendi Kastamonu Üniversitesi’nde geliştirilen ve kalça protezi ameliyatlarında cerrahın görüş alanını açık tutulmasını sağlayarak operasyonu kolaylaştıracak alet Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescilendi. Kastamonu Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı öğretim üyelerinden Doç. Dr. Fatih Uğur tarafından geliştirilen cerrahi alet, özellikle kalça protezi ameliyatlarında karşılaşılan teknik zorlukların azaltılmasını ve operasyon sürecinin daha güvenli yürütülmesini sağlıyor. Kalça protezi ameliyatları sırasında cerrahın görüş alanının kapanmasını önleyecek ve kemiğe sabitlenebilen özel yapısı sayesinde ameliyat alanını açık tutarak cerraha daha kontrollü bir çalışma imkanı sunuyor. İki ana parçadan oluşan sistem, ameliyat bölgesindeki yumuşak dokuları kontrollü biçimde uzaklaştırırken kemiğin pozisyonunu sabit tutarak protezin doğru açıyla yerleştirilmesine katkı sağlıyor. Bu sayede ameliyat süresinin kısaltılması, hata riskinin azaltılması ve operasyon güvenliğinin artırılması hedefleniyor. Uzmanlar, kalça protezinin doğru açıda yerleştirilmesinin hastanın ameliyat sonrası hareket kabiliyeti ve protezin uzun ömürlü olması açısından belirleyici olduğunu vurguluyor. Geliştirilen cerrahi alet, ameliyat sırasında kemikte oluşabilecek pozisyon değişikliklerinin fark edilmesine yardımcı olarak yanlış yerleştirme riskini azaltıyor. Ayrıca sistem, operasyon süresince sürekli elle tutulan ekipmanlara duyulan ihtiyacı azaltarak hem cerrahın iş yükünü hafifletiyor hem de çevre dokuların zarar görme ihtimalini düşürüyor. Cerrahi alet, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescilendi. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Kastamonu Üniversitesi’nde yürütülen araştırma ve geliştirme çalışmalarının somut çıktılar üretmeye devam ettiğini ifade etti. Üniversitelerde üretilen bilginin toplumsal faydaya dönüşmesinin önemine dikkat çeken Rektör Topal, "Akademisyenlerimizin geliştirdiği bu cerrahi alet, bilimsel bilginin doğrudan insan sağlığına katkı sunabildiğini göstermektedir. Araştırma ve inovasyon çalışmalarını desteklemeyi, ülkemizin yerli teknoloji kapasitesine katkı sağlamayı sürdüreceğiz" dedi.
Kalp Sağlığı Haftası’nda kritik uyarı: "Kalp hastalıkları büyük ölçüde önlenebilir"
17 Nisan 2026 Cuma - 12:24 Kalp Sağlığı Haftası’nda kritik uyarı: "Kalp hastalıkları büyük ölçüde önlenebilir" Kardiyoloji Ana Bilim Dalı’ndan Öğr. Gör. Dr. Ziya Gökalp Bilgel, basit yaşam tarzı değişiklikleriyle kalp ve damar hastalıklarının büyük ölçüde önlenebileceğini söyledi. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı’ndan Öğr. Gör. Dr. Ziya Gökalp Bilgel, 12-18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası kapsamında açıklamalarda bulundu. Kalp ve damar hastalıklarının hem Türkiye’de hem de dünyada en önemli ölüm ve engellilik nedenleri arasında yer aldığını belirtti. Kalp Sağlığı Haftası’nın temel amacının toplumda farkındalık oluşturmak olduğunu söyleyen Bilgel, "Kalp ve damar hastalıkları çoğunlukla önlenebilir hastalıklardır. Bu nedenle bu hafta boyunca yaptığımız çalışmalarla insanlara bunu hatırlatmak istiyoruz" dedi. Kalp hastalıklarının geniş bir yelpazeye sahip olduğunu belirten Bilgel, "En sık karşılaşılan durum koroner arter hastalıkları. Halk arasında kalp krizi olarak bilinen bu hastalıklar, kalbi besleyen damarlardaki daralma ya da ani tıkanmalar sonucu ortaya çıkmaktadır. Koroner iskemik hastalıklar hem dünyada hem de ülkemizde en sık ölüme ve engelliliğe neden olan hastalık grubudur. Bu tür hastalıklarda erken müdahale hayati önem taşımaktadır. Gelişen tıbbi yöntemler sayesinde kalp damar hastalıklarına müdahale imkanlarının arttığına değinen Bilgel, anjiyografi ile damarları görüntüleyebiliyor ve gerekli durumlarda balon, stent ya da bypass ameliyatı gibi yöntemlerle tedavi uygulayabiliyoruz. Ancak ne yazık ki bazı hastalar hastaneye ulaşamadan hayatını kaybedebiliyor. Bu nedenle önleyici yaklaşım her zaman en önemli unsur olarak karşımıza çıkıyor" şeklinde konuştu. Yaşam tarzı en önemli risk faktörü Kalp ve damar hastalıklarının oluşumunda genetik faktörlerin yanı sıra çevresel etkenlerin de büyük rol oynadığına dikkat çeken Bilgel, ‘’Özellikle yaşam tarzı alışkanlıklarını, tütün kullanımını en önemli risk faktörleri arasında sayabiliriz. Sigara ve diğer tütün ürünlerinin bırakılması kalp sağlığı için atılabilecek en önemli adım. Bunun yanı sıra sağlıklı beslenme de büyük önem taşımaktadır’’ dedi. Beslenme alışkanlıklarının kalp sağlığı üzerindeki etkisine değinen Bilgel, "Katı yağlar ve yüksek kolesterol içeren besinler damar tıkanıklığına yol açabilir, doymuş yağların azaltılmasını sebze, meyve ve tahıl ağırlıklı Akdeniz tipi beslenilmesini tavsiye ediyoruz. Aşırı tuz tüketimi tansiyonu yükselttiği, yüksek şeker tüketimi ise diyabete yol açarak kalp hastalıklarını tetiklediği için tuz ve şekerin aşırı kullanılmasından kaçınılmalıdır. Tansiyon yüksekliği ve diyabet, kalp damar hastalıkları açısından ciddi risk oluşturur. Kilo kontrolünün sağlanması ve vücut kitle indeksinin normal sınırlar içinde tutulması kalp sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. Ani ve aşırı egzersizden kaçının Öğr. Gör. Dr. Ziya Gökalp Bilgeli, toplumda obezite oranlarının artmasının da kalp sağlığını tehdit ettiğini söyleyerek, "Kilo kontrolü ihmal edilmemelidir. Düzenli egzersiz bu noktada büyük önem taşımaktadır. Tempolu yürüyüş, yüzme ve koşu gibi düzenli yapılan egzersizler kalp sağlığını korumada etkili yöntemlerdir. Ani ve aşırı zorlayıcı egzersizlerden kaçınılmalı özellikle düzenli spor yapmayan bireylerin birden yoğun fiziksel aktivitelere, örneğin halı saha maçlarına katılması kalp üzerinde ciddi yük oluşturabilir. Bireylerin kendi efor kapasitelerini artıracak şekilde düzenli ve kademeli egzersiz yapmalarını öneriyoruz. Stresinde kalp sağlığı üzerinde olumsuz etkileri bulunuyor" dedi. Düzenli kontrol yaşı 30-35’e indi Kalp hastalıklarının artık daha genç yaşlarda görülmeye başladığını belirten Bilgel, "Geçmişte ileri yaş gruplarına önerilen taramalar günümüzde daha erken yaşlara çekildi. Özellikle ailesinde kalp hastalığı bulunan bireyler daha dikkatli olmalı ve 30-35 yaşından itibaren düzenli kontrollerini yaptırmalılar. Bu kapsamda tansiyon ölçümü ve kan testlerinin yanı sıra elektrokardiyografi ve ekokardiyografi gibi tetkikler de önemli yaptırılmalıdır. Basit yaşam tarzı değişiklikleriyle kalp ve damar hastalıkları büyük ölçüde önlenebilir. Tütün kullanımının bırakılması, sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerekir" şeklinde konuştu.
Hemofilide yeni nesil tedaviler dikkat çekiyor
17 Nisan 2026 Cuma - 11:55 Hemofilide yeni nesil tedaviler dikkat çekiyor Dr. Behçet Uz Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Çocuk Hematoloji Uzmanı Uz. Dr. Şebnem Önen Göktepe, son yıllarda hemofili tedavisinde büyük bir dönüşüm yaşandığını belirterek, "Eskiden tedavi yalnızca damar yoluyla verilen faktörlerle sınırlıydı. Şimdi ise daha uzun etkili faktörler ve cilt altından uygulanabilen ilaçlar sayesinde hastaların yaşamı çok daha kolay hale geldi." dedi. 17 Nisan’ın, tüm dünyada Dünya Hemofili Günü olarak anıldığını hatırlatan Uz. Dr. Şebnem Önen Göktepe, hemofili hastalığına yönelik farkındalığın artırılmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. Dünya Hemofili Federasyonu’nun kuruluş yıl dönümüne denk gelen bu özel günde düzenlenen etkinliklerin, erken tanı oranlarını artırdığını ve hasta ailelerine önemli destek sağladığını belirtti. "Basit morluklar göz ardı edilmemeli" Hastalığın belirtilerine dikkat çeken Göktepe, özellikle çocukluk çağında görülen bulguların erken tanı açısından kritik olduğunu vurgulayarak, "Kolay morarma, eklem içi kanamalar, kas içi kanamalar ya da küçük cerrahi işlemler sonrası uzun süren kanamalar mutlaka ciddiye alınmalıdır. Yenidoğan döneminde göbek bağı veya sünnet sonrası kanamalar ilk ipucu olabilir." dedi. Tekrarlayan eklem kanamalarının tedavi edilmediğinde kalıcı hasara yol açabileceğini belirten Göktepe, erken müdahalenin sakatlık riskini ciddi ölçüde azalttığını ifade etti. "Tedavide devrim niteliğinde gelişmeler yaşanıyor" Son yıllarda hemofili tedavisinde büyük bir dönüşüm yaşandığını belirten Göktepe, özellikle yeni nesil tedavilere dikkat çekerek, şöyle devam etti: "Eskiden tedavi yalnızca damar yoluyla verilen faktörlerle sınırlıydı. Şimdi ise daha uzun etkili faktörler ve cilt altından uygulanabilen ilaçlar sayesinde hastaların yaşamı çok daha kolay hale geldi." Özellikle emicizumab gibi bispesifik antikorların tedavi anlayışını değiştirdiğini vurgulayan Göktepe, "Haftada bir ya da ayda bir yapılan enjeksiyonlarla kanama riski ciddi şekilde azaltılabiliyor. Bu özellikle küçük çocuklar için büyük bir avantaj" diye konuştu. "Kişiye özel tedavi dönemi başladı" Günümüzde hemofili tedavisinin tamamen bireyselleştirildiğini belirten Göktepe, her hastaya aynı yaklaşımın artık geçerli olmadığını söyleyerek, "Hastanın yaşam tarzı, kanama sıklığı ve ilaç yanıtına göre özel tedavi planları oluşturuyoruz. Amaç, hastaların günlük hayatlarını kısıtlamadan yaşamlarını sürdürebilmeleri" dedi. Gen tedavisinin de umut vadettiğini ifade eden Göktepe, "Tek seferlik uygulamalarla uzun süreli hatta kalıcı çözümler hedefleniyor. Bu alanda çalışmalar hızla ilerliyor" diye konuştu. "Doğru bilgi hayat kurtarır" Hemofilili bireylerin bilinçli olmasının tedavinin en önemli parçası olduğunu vurgulayan Göktepe, şu uyarılarda bulundu: "Uygun sporların seçilmesi, riskli ilaçlardan kaçınılması ve düzenli doktor takibi büyük önem taşıyor. Ayrıca genetik danışmanlık sayesinde hastalığın gelecek nesillere aktarımı da önlenebilir." Son söz: "Farkındalık, erken tanı demek" Dünya Hemofili Günü’nün önemine dikkat çeken Göktepe, sözlerini şöyle tamamladı: "Bugün hemofili, doğru tedavi ve takip ile kontrol altına alınabilen bir hastalık. Ancak hâlâ tanı almamış çok sayıda hasta var. Farkındalık arttıkça, hayatlar kurtuluyor."
Kanserden korkma geç kalmaktan kork
17 Nisan 2026 Cuma - 11:14 Kanserden korkma geç kalmaktan kork Sağlıklı bir yaşamın anahtarının düzenli kontrol ve erken teşhis olduğunu vurgulayan BURTOM Konur Cerrahi Tıp Merkezi İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Mahmut Öztürk, modern çağın en korkulan hastalıklarına karşı bazı uyarılarda bulundu. Mide ve kalın bağırsak kanserlerinin dünyada en sık görülen kanser türleri arasında ilk sıralarda yer aldığını belirten Dr. Mahmut Öztürk, bu hastalıklarda tedavi sürecinin başarısının tamamen teşhis zamanlamasına bağlı olduğunu ifade etti. Öztürk, "Mide ve kalın bağırsak kanserlerinde erken teşhis konulduğu takdirde, cerrahi müdahale ile yüzde 100 iyileşme sağlamak mümkündür. 45 yaş üzerinde olup geçmeyen ağrı, aşırı kilo kaybı, kan kusma veya rektal kanama gibi ‘alarm semptomları’ gösteren kişilerin mutlaka gastroskopik ve kolonoskopik tetkik yaptırması gerekir" dedi. Karaciğer yetmezliği olarak tanımlanan siroz hastalığında da benzer bir durumun söz konusu olduğunu kaydeden BURTOM Konur Cerrahi Tıp Merkezi İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Öztürk, şu bilgileri paylaştı: "Sirozun çok ileri dönemdeki kesin tedavisi karaciğer naklidir. Ancak erken dönemde sebebe yönelik tedavi ile hem hastalığın ilerlemesini önleyebilir hem de hastanın durumunda iyileşme sağlanabilir. Alkol kullanımı, hepatit B ve C ile yağlı karaciğer siroza yol açan en temel faktörlerdir. Bu etkenlerden uzak durmak ve koruyucu tedbirleri almak hayati önem taşır." Günümüzde obezite ve şeker hastalığına bağlı olarak artış gösteren karaciğer yağlanması hakkında da konuşan Uzm. Dr. Öztürk, hastalığın çoğu zaman sinsi ilerlediğini belirtti. Halsizlik ve karnın sağ üst kısmında beliren ağrıların belirti olabileceğini söyleyen Öztürk, "Karaciğer yağlanmasının ispatlanmış kesin bir ilaç tedavisi yoktur. En etkili tedavi yöntemi kararlı bir şekilde uygulanan diyet ve düzenli egzersizdir" açıklamasında bulundu. Ülser gibi mide rahatsızlıklarında ise endoskopinin önemine değinen Dr. Öztürk, sağlığın her şeyin başında geldiğini hatırlatarak, sözlerini şöyle tamamladı; "Hastalıkların tedavisindeki en kritik faktör zamanlamadır. Unutmayın; erken dönemde tedavi, hastalığın ilerlemesini önler. Kanserden değil, geç kalmaktan korkmalıyız."
Sanayi bölgesinde hekimlerin ortak hedefi daha güvenli iş ortamı
17 Nisan 2026 Cuma - 10:55 Sanayi bölgesinde hekimlerin ortak hedefi daha güvenli iş ortamı Kocaeli’nin Gebze ilçesinde iş yeri hekimlerine yönelik düzenlenen eğitim toplantısında; sahada sıkça karşılaşılan hatalar, sağlık hukukunun getirdiği yükümlülükler ve özellikle iş kazalarındaki uzuv kopmalarına acil müdahalenin önemi uzman isimler tarafından masaya yatırıldı. VM Medical Park Gebze Hastanesi ev sahipliğinde, iş yeri hekimlerinin sahada karşılaştığı sorunlara çözüm üretmek amacıyla bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Programda, işyeri hekimliği uygulamalarında sıkça karşılaşılan hatalar, doğru sanılan yanlış yaklaşımlar, sağlık hukukuna ilişkin süreçler ile uzuv yaralanmaları ve kopmalarda uygulanacak tıbbi yaklaşımlar ele alındı. Mesleki sorumluluk alanları ve iş kazalarına müdahale süreçlerinin masaya yatırıldığı programda; Halk Sağlığı ve Adli Tıp Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nezih Varol, "İş Yeri Hekimliğinde Sağlık Hukuku Boyutu", Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Arda Berkan Sezgiç ile Op. Dr. Omar Aljasım ise "Uzuv Yaralanmaları ve Kopmalarda El Cerrahisinin Önemi" konularında katılımcılara bilgi verdi. "Arkadaşlarımızı hukuksal, yönetim ve hizmete erişim boyutuyla bilgilendirmek istiyoruz" Dr. Öğr. Üyesi Nezih Varol, hem işçiler hem de işyeri hekimlerinin yaşadığı sıkıntıları gidermeye dönük bilgilendirme hedeflediklerini belirterek, "Amacımız, özellikle çalışanların çok ihtiyaç duyduğu iş kazalarında en kısa sürede müdahale edebilme kabiliyetini gösterebilmek. Arkadaşlarımızı hukuksal, yönetim ve hizmete erişim boyutuyla bilgilendirmek istiyoruz. Özellikle Medical Park olarak asıl hedefimiz, işçi sağlığı açısından onlara en iyi hizmeti, en kısa sürede verebilmektir. Bu konuda bilgilendirme ve farkındalık oluşturmak istiyoruz" dedi. "Ana hedefimiz işçi sağlığı" Sahadaki uygulamalarda doğru bilinen yanlışlar ve yanlış bilinen doğrular bulunduğuna dikkati çeken Varol, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun hem işçi ve işveren hem de hekimler açısından belirleyici olduğunu vurguladı. Varol, "Ana hedefimiz işçi sağlığı. Önce insan, önce işçi. İşveren ve işyeri hekimlerimizin hizmette doğru yerde olmalarını istiyoruz. Aksayan yönleri göstermek, yanlış olan yerlerin neden yanlış olduğunu göstermek, uygulamada kendilerini daha güvende hissedebilmeleri, daha rahat hizmet verebilmeleri, daha hekimce hizmetlerini ön planda tutabilmeleri için kendilerine bu konuda en iyi hizmeti nasıl vereceklerini anlatmak istiyoruz" diye konuştu. İlk müdahale hayati önem taşıyor İş kazalarında en kısa sürede yapılan doğru müdahalenin işçinin geleceği için kritik olduğunu vurgulayan Varol, şunları kaydetti: "İşçinin eski sağlığına dönebilmesi için ilk müdahale çok önemli. Özellikle el cerrahisi noktasında hızlı ve nitelikli hizmet alınması, kalıcı maluliyetin azalması hem işveren hem de işçi açısından büyük önem taşıyor. Bulunduğumuz yer bir sanayi bölgesi. Dolayısıyla iş kazası ve meslek hastalığı oranı yüksek. Biz de uzman kadromuzla, bölgemizdeki bu hizmet beklentisine elimizden geldiği kadar cevap vermek ve risklerin önüne geçmek istiyoruz."
HPV sessizce yayılıyor, yıllar sonra ortaya çıkıyor
17 Nisan 2026 Cuma - 10:43 HPV sessizce yayılıyor, yıllar sonra ortaya çıkıyor Memorial Bodrum Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Nevin Numanoğlu; HPV’nin (Human Papilloma Virüsü) bulaş yolları, risk faktörleri, tarama yöntemleri ve korunma yollarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Numanoğlu, "HPV’nin deri ve mukozalara yerleşen bir DNA virüsü olduğu bilinirken, bugüne kadar yaklaşık 400 tipin tanımlandığını ifade ederek "Bunların 42’sinin anogenital bölgede görüldüğü, yüksek riskli tiplerin ise rahim ağzı kanseriyle ilişkili olduğu belirtiliyor" dedi. HPV’nin yüksek riskli tiplerinde virüsün vücuttan temizlenmesinin genellikle 8-14 ay, düşük riskli tiplerde ise 5-6 ay sürdüğünü belirten Op. Dr. Nevin Numanoğlu; HPV pozitifliği tespit edilen kişilerde testin bir yıldan önce tekrarlanmasının çoğu zaman anlamlı olmadığını ifade etti. HPV’nin cilt ve mukozaya yerleşen, bazı tipleriyle kansere yol açabilen bir virüs olduğunu kaydeden Numanoğlu, en önemli bulaşma yolunun cinsel temas olduğunu aktardı. Kondom kullanımının riski azalttığını ancak tamamen ortadan kaldırmadığını belirtti. Virüsün rahim ağzı başta olmak üzere genital bölge, anüs, rektum ve ağız-boğaz bölgesini etkileyebildiğini ifade eden Numanoğlu; enfeksiyonların büyük bölümünün bağışıklık sistemi tarafından temizlendiğini, ancak bazı tiplerin kalıcı hücre değişimlerine yol açabildiğini kaydetti. Risk faktörleri neler HPV bulaşında en önemli faktörün cinsel aktivite olduğunu vurgulayan Numanoğlu, riskin kişinin ve partnerinin cinsel geçmişiyle doğrudan ilişkili olduğunu dile getirdi. Erken yaşta cinsel hayata başlanması, birden fazla partner, bağışıklık sisteminin zayıf olması, sigara kullanımı ve düzenli tarama yaptırılmamasının önemli risk faktörleri arasında yer aldığını belirten Numanoğlu, 20-25 yaş aralığında HPV’nin daha sık görüldüğünü ifade etti. Belirti vermeden ilerliyor HPV’nin çoğu zaman belirti vermediğini ve rutin taramalarda tesadüfen tespit edildiğini aktaran Numanoğlu, bu noktada virüs tipinin kritik öneme sahip olduğunu kaydetti. Bazı tiplerin genital siğillere neden olduğunu, yüksek riskli tiplerin ise hücre değişimlerine ve zamanla kansere yol açabildiğini belirten Numanoğlu yüksek riskli HPV tespit edildiğinde smear sonucu normal olsa bile ileri tetkik gerektiğini ifade etti. Erken teşhis hayat kurtarıyor HPV enfeksiyonunun hemen kansere yol açmadığını, bu sürecin genellikle 5 ila 15 yıl arasında geliştiğini dile getiren Numanoğlu, bu sürenin erken teşhis için önemli bir fırsat sunduğunu belirtti. Düzenli jinekolojik kontroller sayesinde kanser öncesi lezyonların erken dönemde tespit edilerek tedavi edilebildiğini ifade eden Numanoğlu, erken tanının hastalığın seyrini değiştiren en kritik faktör olduğunu vurguladı. Sigara ve bağışıklık etkisi Sigaranın HPV enfeksiyonu açısından kritik risk faktörlerinden biri olduğunu kaydeden Numanoğlu, sigaranın rahim ağzındaki koruyucu hücreleri tahrip ederek virüsün yerleşmesini kolaylaştırdığını belirtti. Bağışıklık sistemini zayıflatan durumların da HPV’ye yatkınlığı artırdığını ifade eden Numanoğlu kanser hastalıkları, otoimmün hastalıklar ve organ nakli sonrası kullanılan ilaçların bu kapsama girdiğini dile getirdi. Korunmanın yolu tarama ve aşı HPV’ye karşı korunmada en etkili yöntemlerin düzenli tarama ve aşı olduğunu belirten Numanoğlu, yılda bir smear testi ve beş yılda bir HPV DNA testi yapılması gerektiğini aktardı. HPV pozitifliği durumunda virüs tipinin belirlenerek kişiye özel takip planı oluşturulduğunu ifade eden Numanoğlu, HPV aşısının hem enfeksiyondan korunmada hem de mevcut enfeksiyonun seyrinde olumlu etkisi olduğunu kaydetti. HPV’nin üç aşaması HPV enfeksiyonunun latent, subklinik ve klinik olmak üzere üç aşamada ilerlediğini belirten Numanoğlu latent dönemde belirti olmadığını, subklinik dönemde hücre değişimlerinin mikroskobik düzeyde görüldüğünü, klinik dönemde ise siğil veya kanser gibi bulguların ortaya çıktığını ifade etti. HPV’nin yaygın ancak doğru yaklaşımla kontrol altına alınabilen bir enfeksiyon olduğunu vurgulayan Numanoğlu düzenli tarama, aşı ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla HPV’ye bağlı ciddi hastalıkların önlenebileceğini sözlerine ekledi.
Gercüş Devlet Hastanesi’nde dijital dönem: Uzaktan sağlık eğitimi ile tedavi kapıda
17 Nisan 2026 Cuma - 10:37 Gercüş Devlet Hastanesi’nde dijital dönem: Uzaktan sağlık eğitimi ile tedavi kapıda Batman’ın Gercüş ilçesinde, Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen Uzaktan Hasta Değerlendirme (UHD) sistemi, özellikle evde sağlık hizmeti alan hastalar için büyük bir kolaylık sağlıyor. Artık hastalar ve yakınları, hastaneye gitmek zorunda kalmadan doktorlarıyla görüntülü görüşüp taleplerini iletebiliyor. Gercüş Devlet Hastanesi, teknolojiyi sağlık hizmetlerine entegre ederek vatandaşların ayağına götürüyor. Yaklaşık 4 aydır aktif olarak kullanılan UHD sistemi sayesinde, evde sağlık birimine kayıtlı hastalar dijital ortamda muayene edilerek reçete ve rapor ihtiyaçlarını saniyeler içinde karşılayabiliyor. Gercüş Devlet Hastanesi’nde 3 yıldır Evde Sağlık Hizmetleri biriminde görev yapan aile hekimi uzmanı Dr. Zeynep Acar, sistemin işleyişi hakkında şu bilgileri verdi: "UHD sistemini 4 aydır aktif olarak kullanıyoruz. Evde sağlıktaki hastalarımıza randevularını oluşturuyoruz ve belirlenen saatlerde görüntülü görüşme gerçekleştiriyoruz. Hastalarımıza HSS üzerinden bir link gidiyor, bu linke tıklayıp TC kimlik numaralarını girdiklerinde doğrudan bize bağlanıyorlar. Bu sayede reçete ve rapor taleplerini hızla yerine getiriyoruz. Eğer hastamızın durumu ek bir fiziki muayene gerektirirse, yine evlerine ziyarete gidiyoruz." Aynı birimde görevli hemşire Zahide Turan ise sistemin takibi kolaylaştırdığını belirterek, "Sağlık Bakanlığı’nın sunduğu bu sistemle hastalarla daha sık görüşebiliyoruz. 10 günde bir randevu vererek hem takiplerini yapıyoruz hem de ilaç ve rapor düzenlemelerini gerçekleştiriyoruz" dedi. Sistemin en büyük destekçisi ise hasta ve hasta yakınları oldu. Annesi kalp hastası olan ve sürekli kan tahlili yapılması gereken Siraç Barlak, yaşadıkları kolaylığı şu sözlerle anlattı: "Annemin kalp kapağı değişti ve haftada bir kan alınması gerekiyor. Eskiden annemi hastaneye götürmek zorunda kalıyorduk ve bu çok zor oluyordu. Şimdi personel eve gelip kan alıyor. İlaçları bittiğinde doktor hastayı görmeden yazamıyordu, şimdi UHD ile görüntülü konuşuyoruz, doktorumuz annemi görüp ilaçlarını yazıyor. Çok memnunuz, Allah razı olsun." Hasta Peyrüze Barlak da memnuniyetini dile getirerek, "Hastaneye gitmeden ilaçlarımızı yazıyorlar, kanımızı alıyorlar. Allah onlardan razı olsun" ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Tat: "İmmün yetmezliği: Erken tanı ve doğru takip hayat kurtarıyor"
17 Nisan 2026 Cuma - 10:10 Prof. Dr. Tat: "İmmün yetmezliği: Erken tanı ve doğru takip hayat kurtarıyor" Medical Point Gaziantep Hastanesi alerji ile immünoloji Uzmanı Prof. Dr. Tuğba Songül Tat, immün yetmezliklerin özellikle sık tekrarlayan enfeksiyonlarla kendini gösterebildiğini belirterek, bu durumun erken dönemde dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Tuğba Songül Tat, "İmmün yetmezlikler; doğuştan kaynaklanan primer immün yetmezlikler ve sonradan gelişen sekonder immün yetmezlikler olarak iki ana grupta incelenmektedir. Sekonder immün yetmezliklerin en sık nedenleri arasında yetersiz beslenme, HIV enfeksiyonu, kanserler, kemoterapi uygulamaları ve immünsüpresif (bağışıklık sistemini baskılayan) ilaç kullanımı yer almaktadır. Bağışıklık sisteminin enfeksiyonlara karşı koruyucu işlevini yeterince yapmaması ile karakterize olan immün yetmezlikler, erken tanı ve uygun tedavi yaklaşımları ile kontrol altına alınabilen önemli hastalık grupları arasında yer almaktadır" dedi. "Sık enfeksiyonlar önemli bir uyarı işareti olabilir" Klinik pratikte aşağıdaki tespitlerin varlığı, immün yetmezlik açısından ileri değerlendirme gerektirebilir sık ve tekrarlayan sinüzit, zatüre ve kulak iltihabı atakları. Enfeksiyonların beklenenden uzun sürmesi ve tedaviye dirençli seyretmesi.Enfeksiyonlar nedeniyle hastaneye yatış ihtiyacı veya ağızdan antibiyotik tedavisine yetersiz yanıt alınması. Sık antibiyotik kullanım ihtiyacı. Uzamış ishal ve özellikle çocukluk çağında büyüme-gelişme geriliği. Eklem ağrıları ve inflamatuvar eklem hastalıkları" ifadelerini kullandı. Erken tanı ve düzenli takip hayati öneme sahiptir Prof. Dr. Tuğba Songül Tat, immün yetmezlik hastalıklarında erken teşhis ve bireyselleştirilmiş tedavi planlarının hastalık kontrolünde belirleyici olduğunu ifade ederek, sık enfeksiyon geçiren bireylerin gecikmeden bir uzmana başvurması gerektiğinin altını çizdi. Dr. Tat, "İmmün yetmezliği olan bireylerde tanı konulup uygun tedavi başlanmadığı takdirde, tekrarlayan enfeksiyonlar ve organ hasarına bağlı geri dönüşümsüz komplikasyonlar gelişebilmektedir. Bu nedenle hastaların, alerji ve immünoloji uzmanları tarafından düzenli olarak izlenmesi büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.
Diyarbakır’da Gebe Okulları ile sağlıklı nesillere güçlü adım
17 Nisan 2026 Cuma - 10:01 Diyarbakır’da Gebe Okulları ile sağlıklı nesillere güçlü adım Diyarbakır’da anne ve bebek sağlığını güçlendirmek amacıyla İl Sağlık Müdürlüğü koordinesinde yürütülen Gebe Okulu hizmetleri, il genelinde yaygın şekilde sürdürülüyor. Gerçekleştirilen bilgilendirme çalışmalarında yer alan kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Dr. Sertaç Ayçiçek, gebe okullarının yalnızca gebelik sürecinde değil, gebelik öncesinden itibaren önemli bir rehberlik sunduğunu belirtti. Uzm. Dr. Ayçiçek, "Gebelik planlayan ya da gebelik sürecinde olan tüm kadınlarımızın bu eğitimlerden faydalanması gerekiyor. Gebe okullarımızda; doğum öncesi, doğum anı ve doğum sonrası süreçler detaylı şekilde anlatılmakta, anne adaylarımız birebir eğitimler ve danışmanlık hizmetleri ile desteklenmektedir" dedi. Normal doğumun önemine de dikkat çeken Uzm. Dr. Ayçiçek, "Normal vajinal doğum, sezaryen doğuma kıyasla hem anne hem bebek açısından daha fizyolojik ve sağlıklı bir süreçtir. Anne ile bebek arasındaki bağın güçlenmesine katkı sağlarken, komplikasyon riskleri de daha düşük olmaktadır. Bu nedenle normal doğumu desteklemek ve doğru bilgilendirme yapmak büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. Gebe Okullarının riskli gebeliklerin erken tespiti ve doğru yönlendirilmesi açısından da önemli bir görev üstlendiğini aktaran Uzm. Dr. Ayçiçek, bu sayede muhtemel sağlık sorunlarının önüne geçilebildiğini kaydetti. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk ise il genelinde gebe okulu hizmetlerinin her geçen gün daha da güçlendirildiğini ifade etti. Asiltürk, "Anne ve bebek sağlığı, sağlık hizmetlerimizin en öncelikli alanlarından biridir. Bu kapsamda ilimiz genelindeki hastanelerimizde ve Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde hizmet veren gebe okullarımız ile anne adaylarımıza kapsamlı eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunuyoruz. Amacımız, gebelik sürecinin her aşamasında anne adaylarımızın yanında olmak ve sağlıklı nesillerin temellerini güçlendirmektir" diye konuştu.
Mersin’de geliştirilen kalp kapağı patent aldı
17 Nisan 2026 Cuma - 09:41 Mersin’de geliştirilen kalp kapağı patent aldı Mersin’de geliştirilen, mekanik ve biyolojik özellikleri bir arada sunan yerli kalp kapağının ameliyatlarda kolaylık sağlaması, cerrahi süreci kısaltması ve kalpte oluşabilecek hasarı azaltması hedeflenirken, iki parçalı yapısıyla dikkat çeken çalışma patent alarak tescillendi. Mersin Üniversitesi (MEÜ) Teknoloji Transfer Ofisi bünyesinde akademisyenlerin yürüttüğü çalışmalar sonucunda geliştirilen kalp kapağı, patent alarak önemli bir başarıya imza attı. Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Erin Tüysüz ile mühendis Zülfü Doğan’ın birlikte yürüttüğü çalışma kapsamında, kalp hastalarına yönelik yeni bir kapakçık türü geliştirildi. Sağlık alanında yenilikçi bir çözüm sunmayı hedefleyen çalışma, Türk Patent ve Marka Kurumu’na yapılan başvurunun ardından ulusal patent tescil belgesi almaya hak kazandı. Geliştirilen mekanik ve biyolojik kalp kapağı çeşidinin ilerleyen süreçte daha geniş kullanım alanı bulması amaçlanıyor. Geliştirilen yeni kalp kapağının, mevcut kapaklardan farklı olarak iki komponentten oluştuğu belirtildi. İç ve dış halka olmak üzere tasarlanan yapı sayesinde, özellikle ameliyat sırasında kapak değişiminin daha kolay hale gelmesi hedefleniyor. İkinci ameliyatlarda avantaj sağlayacak Yeni kapak sistemiyle, daha önce kapak ameliyatı geçiren hastalarda yeniden operasyon gerektiğinde mekanik kapaktan biyolojik kapağa ya da biyolojik kapaktan mekanik kapağa dönüşümün mümkün olabileceği ifade edildi. Bu durumun ameliyat süresini kısaltarak kalpte oluşabilecek hasarı azaltabileceği vurgulandı. Çalışmanın patent sürecinin tamamlanmasının ardından prototip geliştirme, dayanıklılık testleri, hayvan deneyleri ve uluslararası onay süreçlerinin yürütülmesi planlanıyor. İlerleyen dönemde ürünün hem Türkiye’de kullanılması hem de ihracat potansiyeline ulaşmasının hedeflendiğini belirtiliyor. "Yeni bir kapak türü olarak patentini almış bulunuyoruz" Kalp kapağı hastalıklarının toplumda sık karşılaşılan rahatsızlıklar arasında yer aldığını belirten Prof. Dr. Mehmet Erin Tüysüz, "Biz açık kalp cerrahisinde, mekanik ve biyolojik kapaklar olmak üzere farklı kapak türleri kullanarak bu ameliyatları gerçekleştirmekteyiz. Ameliyat süreçlerinde birtakım zorluklar görünce yeni bir kapağın ortaya çıkmasına vesile olduk. Bu kapak, mevcut kapaklardan farklı olarak iki komponentten oluşuyor. Mevcut kapaklar tek bir komponentten oluşurken, bizimki iç ve dış halka olmak üzere iki parçadan oluşup, bu parçaların ameliyat esnasında değişimini kolaylaştıran yeni bir kapak türü olarak patentini almış bulunuyoruz" ifadelerini kullandı. "Ameliyatlarda kalpteki hasarlanmayı azaltan bir yapıya sahip" Mekanik ve biyolojik kalp kapakları arasındaki farklara da değinen Tüysüz, "Mekanik kapaklarda Kumadin dediğimiz bir kan sulandırıcı ilaç kullanıyoruz. Bizim kapaklarımızda, eğer bir kapak ameliyatı daha öncesinden olmuş bir hasta yeniden bir kapak ameliyatı ihtiyacı duyduğunda, mekanik kapağı biyolojik kapağa dönüştürebilme şansına sahip oluyoruz. Aynı zamanda biyolojik kapağı da mekanik kapağa çevirebiliyoruz. Ameliyatın süresini kısaltan ve ikincil ameliyatlarda kalpteki hasarlanmayı azaltan bir yapıya sahip" şeklinde konuştu. "Dışa bağımlılığı azaltacak" Çalışmanın bundan sonraki sürecine ilişkin bilgi veren Tüysüz, "Öncelikle patentini aldık. Bundan sonraki süreç, prototiplendirme, kapağın fonksiyonlarını ve dayanıklılığını test eden yöntemler, hayvan deneyleri, daha sonra da FDA gibi kurumlardan alınan onaylarla insanda denenmesi. Bu, kalp hastalıkları ve özellikle daha önce kapak ameliyatı olmuş hastalar için iyi bir gelişme. Ülkemiz için de hem artı bir değer oluşturması hem de ilerleyen dönemlerde dışa bağımlılığı azaltacak olması önemli. Kendi ülkemizin içerisinden böyle bir ürünün ortaya çıkması ve diğer ülkelere ihraç aşamasına gelmesi bizim açımızdan sevindirici olacaktır. İnşallah ilerleyen dönemlerde bu kapağı kullanılır hale getiririz" dedi.