SAĞLIK
10 Mart 2026 Salı - 12:45 Dünya Uyku Günü Eskişehir’de farkındalık etkinlikleriyle kutlanacak Tüm Uyku Tıbbı ve Araştırmaları Derneği (TUTDER) Başkanı Prof. Dr. Vural Fidan, her yıl mart ayının üçüncü haftasının cuma günü dünya genelinde kutlanan Dünya Uyku Günü etkinliklerinin bu yıl 13 Mart 2026 Cuma günü "İyi Uyuyun, Daha İyi Yaşayın" sloganıyla Eskişehir’de gerçekleştirileceği ve uyku sağlığının önemine dikkat çekileceğini belirtti. Prof. Dr. Fidan, uyku sağlığının bireylerin fiziksel, zihinsel ve ruhsal sağlığı için hayati öneme sahip olduğunu belirterek, modern yaşamın getirdiği yoğun tempo, teknoloji kullanımı ve düzensiz yaşam alışkanlıklarının uyku düzenini olumsuz etkilediğini ifade etti. Özellikle gençler arasında düzensiz uyku alışkanlıklarının yaygınlaştığına dikkat çeken Prof. Dr. Vural Fidan, "Gençlerimizin sağlıklı bir yaşam sürmeleri, öğrenme kapasitelerinin artması ve zihinsel performanslarının korunması için kaliteli uyku büyük önem taşımaktadır. Dünya Uyku Günü vesilesiyle gençlerimize ulaşarak uyku farkındalığını artırmayı hedefliyoruz." Dünya Uyku Günü kapsamında toplumda uyku sağlığı bilincini artırmaya yönelik çeşitli bilgilendirme ve farkındalık çalışmaları gerçekleştirileceğini belirten Fidan, gençlere yönelik özel bir farkındalık çalışması da yapılacağını ifade etti. Bu kapsamda üzerinde "İyi Uyuyun, Daha İyi Yaşayın" sloganının yer aldığı farkındalık kalemleri gençlere hediye edilecek. Günlük yaşamda kullanılacak bu kalemlerle gençlerin uykunun önemini sürekli hatırlamaları ve sağlıklı uyku alışkanlıkları geliştirmeleri amaçlanıyor. Uzmanlar, düzenli ve kaliteli uykunun bağışıklık sistemini güçlendirdiğini, zihinsel performansı artırdığını ve birçok kronik hastalığın önlenmesine katkı sağladığını vurgularken, sağlıklı bir yaşam için uyku düzeninin korunmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. TUTDER Başkanı Prof. Dr. Vural Fidan, Dünya Uyku Günü dolayısıyla tüm toplumu uyku sağlığı konusunda bilinçli olmaya ve sağlıklı uyku alışkanlıkları geliştirmeye davet etti.
10 Mart 2026 Salı - 12:07 Prof. Dr. İrfan Koca’dan "Geçmeyen ağrı" uyarısı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, kronik ağrılardan şikayetçi olan hastalar için önemli bir uyarıda bulundu. Prof. Dr. İrfan Koca, günlük muayene ve değerlendirme pratiğinde çoğu zaman gözden kaçan "geçirilmiş ameliyatların, diş ve iç organ kaynaklı problemlerin vücut mekaniği üzerindeki etkileri" konusunda açıklamalarda bulundu. "Ağrının kaynağı uzakta olabilir" Ağrının her zaman hissedildiği bölgeden kaynaklanmadığını, vücudun tüm sistemlerinin birbiriyle sıkı bir bağlantı içinde çalıştığını belirten Prof. Dr. İrfan Koca, tanı sürecindeki bu önemli noktaya dikkat çekerek, "Günlük muayene pratiğinde genellikle yalnızca şikâyet edilen bölgeye odaklanılıyor; diz ağrıyorsa dize, bel ağrıyorsa bele bakılıyor. Oysa hastanın geçmişte geçirdiği sezaryen, apandisit, safra kesesi veya fıtık ameliyatları o bölgedeki dokularda ve fasya dediğimiz, tüm vücudu baştan başa saran bağ dokusu ağında yapışıklıklar oluşturabilir. Bu yapışıklıklar dokunun doğal esnekliğini bozarak, fasya aracılığıyla ameliyat bölgesinden oldukça uzaktaki eklemlerde bile kronik ağrılara yol açabilen bir mekanizma oluşturabilir" dedi. "Otonom sinir sistemi, diş problemleri ve zincirleme etkiler" Prof. Dr. İrfan Koca, yalnızca cerrahi operasyonların değil, dişlerle ilgili sorunların da vücutta "bozucu odak" oluşturarak sistemi etkileyebileceğini vurguladı. Prof. Dr. Koca, "Geçirilmiş ameliyatlar, diş çürükleri, gömülü dişler veya hatalı diş tedavileri otonom sinir sistemini olumsuz etkileyebilir. Bu durum vücudun kendini onarma mekanizmalarının dengesini bozarak, problemli bölgeyle doğrudan ilişkili görünmeyen farklı bölgelerde kronik ağrıların ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir. "Vücutta zincirleme mekanik etkiler" şeklinde konuştu. Vücut dengesi (postür) bozukluğu Dr. Koca, "Ameliyat sahasında gelişen doku sertleşmeleri veya çiğneme sistemindeki dengesizlikler vücut dengesini bozabilir. Bu durum kişinin farkında olmadan duruşunu değiştirmesine ve zamanla vücudun farklı bölgelerinde mekanik gerginliklerin ortaya çıkmasına neden olabilir" ifadelerini kullandı. "Tedavide kök nedeni bulmak önemli" Sadece ağrı kesiciler veya lokal tedavilerle bu tür kompleks sorunların kalıcı olarak çözülmesinin zor olabileceğini belirten Prof. Dr. İrfan Koca, manuel terapi, fasyal gevşetme ve nöral terapi gibi yöntemlerle hem mekanik yapışıklıkların hem de sinir sistemi üzerindeki bozucu etkilerin ele alınması gerektiğini ifade etti. Koca, "Hastalarımızı değerlendirirken yalnızca şikâyet edilen bölgeyi değil; hastanın geçirdiği cerrahi müdahaleleri, diş geçmişini ve iç organlara ilişkin klinik bulguları da potansiyel kök nedenler olarak değerlendiriyoruz. Otonom sinir sistemi ile doku gerginliğini birlikte ele aldığımızda; diz, boyun veya baş ağrısı yaşayan hastalarda daha kalıcı ve bütüncül bir iyileşme sağlamayı hedefliyoruz" diye konuştu.
Yüksek ses, işitme kaybına yol açıyor
15 Ocak 2026 Perşembe - 17:55 Yüksek ses, işitme kaybına yol açıyor Sivas Devlet Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Barış Şapcı, gürültüye bağlı işitme kayıplarının günümüzde çocuklar ve gençler arasında hızla arttığına dikkat çekerek, özellikle kulaklık kullanımına karşı önemli uyarılarda bulundu. Gürültüye bağlı işitme kayıplarının geçmişte daha çok sanayi ve endüstri çalışanlarında görüldüğünü belirten Op. Dr. Şapcı, "Eskiden gürültüye bağlı işitme kayıplarını daha çok çalışan popülasyonda görürdük. Günümüzde ise kişisel müzik çalarlar, kulaklıklar ve yüksek sesli oyunlar nedeniyle bu sorun çok daha erken yaşlarda karşımıza çıkıyor" dedi. "Kalıcı işitme kayıpları ortaya çıkabiliyor" Yüksek sesin işitme sinirlerinde kalıcı hasara yol açabildiğini vurgulayan Şapcı, "85 desibelin üzerindeki seslere 15 dakikadan uzun süre maruz kalındığında, önce çınlama ve geçici işitme kaybı, zamanla ise fark edilmesi güç, kalıcı işitme kayıpları ortaya çıkabiliyor" ifadelerini kullandı. Gürültüye bağlı işitme kayıplarının en sık 4000 hertz frekansında tespit edildiğini aktaran Şapcı, "Başlangıçta kişi bu kaybı fark etmeyebiliyor ancak ilerleyen süreçte konuşma frekansları da etkilenebiliyor" diye konuştu. Gürültüye bağlı işitme kayıplarının tedavisinin bulunmadığını dile getiren Şapcı, "En etkili yöntem korunmak. Kulaklıkla müzik dinleyenlerin sesi düşürmesi, uzun süreli kullanımdan kaçınması ve mutlaka ara vermesi gerekiyor" dedi. "Kulak içine kesinlikle kulak çöpü sokulmamalı" Kulak çöpü kullanımının da kulak sağlığını olumsuz etkilediğini belirten Şapcı, "Kulak kiri şikayetiyle çok sayıda hastamız başvuruyor. Kulak çöpü kullanımı bir alışkanlık haline gelmiş durumda ancak kulağa ciddi zarar veriyor. Kulak içine kesinlikle kulak çöpü sokulmamalı" ifadelerini kullandı. Ailelere çağrıda bulunan Şapcı, "İşitme kaybı sinsi ilerler ve çoğu zaman geç fark edilir. Bu nedenle ailelerin çocuklarının kulaklık kullanımını yakından takip etmesi büyük önem taşıyor" şeklinde konuştu.
Öğretmenler, diyabetli öğrenciler için eğitim aldı
15 Ocak 2026 Perşembe - 17:08 Öğretmenler, diyabetli öğrenciler için eğitim aldı Kayseri’de eğitim hayatını sürdüren diyabetli öğrenciler için öğretmenlere uygulamalı insülin ve glukagon eğitimi verildi. Diyabetle İş Birliği Protokolü kapsamında, İl Sağlık Müdürlüğü ve İl Millî Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle, gönüllü öğretmenlere yönelik uygulamalı insülin ve glukagon eğitimleri verildi. İş Sağlığı Güvenliği Birimi Sağlık Hizmetleri Birimi tarafından planlanan ve Şehir Hastanesi Çocuk Endokrin Servisi hemşiresi Sibel Ararat’ın katılımıyla gerçekleştirilen eğitimde öğretmenler, diyabetli öğrencilerin insülin uygulamalarını ve acil durumlarda glukagon enjeksiyonlarını güvenle yapabilmesi için uygulamalı eğitim aldı. Eğitimler hakkında bilgi veren İl Milli Eğitim Sağlık Hizmetleri İl Sorumlusu Emel Çetinkaya; "Diyabetli çocuklara yardımcı olmak, okuldaki öğretmenlerimize farkındalık oluşturmak amacıyla uygulamalı insülin ve glukagon eğitimi veriyoruz. Bu eğitim tamamen gönüllülük esasına dayalı. Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Endokrin Derneği arasında bir protokol var, diyabetli çocuklarımıza yardımcı olmak amacıyla. Bu protokol çerçevesinde öğretmenlerimiz; gönüllü olmak şartıyla ve eğitimini almak şartıyla okullardaki diyabetli çocuklarımızın takibini yapıp, insülin ve glukagonlarını uygulayabiliyorlar. Dolayısıyla biz bunu çok önemsiyoruz, diyabetli öğrencilerimiz okullarda sıkıntılar yaşayabiliyorlar. Öğretmenlerimiz bilmedikleri için dokunmak istemiyorlar, korkabiliyorlar. Ama bilinen her şey kolay olur düşüncesiyle her türlü eğitimlerin alınarak çocuklarımıza destek olup öğretmenlerimizi bilinçlendiriyoruz" dedi. 2025 yılında 330 öğretmene eğitim verildiğini, bu yılda eğitimlerin devam ettiğini aktaran Çetinkaya; "İlimizde de geçen sene 330 öğretmenimize, bu sene Talas bölgemizde 60 okul müdürümüze, Kocasinan’da 90 öğretmenimize, bugün de 260 gönüllü öğretmenimize bu eğitimi veriyoruz. Eğitim sonunda da il milli eğitim müdürümüz ve sağlık müdürümüzün imzasıyla katılım sertifikaları veriyoruz" ifadelerini kullandı.
Yanlış duruş boyun sağlığını tehdit ediyor
15 Ocak 2026 Perşembe - 16:37 Yanlış duruş boyun sağlığını tehdit ediyor Sivas Devlet Hastanesi’nde görevli Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Serkan Polat, dijital alışkanlıkların boyun sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu belirtti. Boyun bölgesinin, başın ağırlığını taşıyan ve omurilik ile sinir köklerini koruyan hassas bir yapı olduğunu söyleyen Polat, "Başımız yaklaşık 5 kilogramdır. Ancak telefon ve tablet kullanımı sırasında baş öne eğildikçe boyuna binen yük katlanarak artar. Bu durum kaslarda aşırı yüklenmeye ve disklerde zorlanmaya yol açar" dedi. Son yıllarda sıkça görülen "teknoloji boynu" tablosunun yalnızca geçici bir ağrıdan ibaret olmadığını ifade eden Dr. Polat, uzun süreli yanlış duruşun boyun düzleşmesi, disk dejenerasyonu ve sinir sıkışmalarına kadar ilerleyebilen ciddi sorunlara neden olabileceğini söyledi. Polat, şikâyetlerin zamanla omuz ve kollara yayılan ağrılar, uyuşmalar ve baş ağrılarıyla kendini gösterebildiğini dile getirdi. Boyun ağrılarının çoğunun ani bir travmadan değil, yıllar içinde biriken yanlış alışkanlıklardan kaynaklandığını dile getiren Polat, uzun süre bilgisayar başında oturmanın ve telefonu göz hizasının altında kullanmanın riski artırdığını vurguladı. Erken dönemde yapılan doğru tanı, kişiye özel egzersizler ve fizik tedavi uygulamalarıyla cerrahiye gerek kalmadan başarılı sonuçlar elde edilebildiğini belirten Dr. Polat, "Boyun ağrısı alışılması gereken bir durum değildir; günlük yaşamı etkileyen ağrılar mutlaka ciddiye alınmalıdır" ifadelerini kullandı.
Yüksekova’da kar geçit vermedi, ekipler vazgeçmedi: 2 saatlik kurtarma mücadelesi
15 Ocak 2026 Perşembe - 15:47 Yüksekova’da kar geçit vermedi, ekipler vazgeçmedi: 2 saatlik kurtarma mücadelesi Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde yolu kar nedeniyle kapanan köyde rahatsızlanan kadın, sağlık ekiplerinin 1 buçuk metrelik karda verdiği 2 saatlik zorlu mücadelenin ardından hastaneye ulaştırıldı. Yüksekova ilçe merkezine bağlı İnanlı köyünde yaşayan 33 yaşındaki Ayten Güler’in şiddetli baş ağrısı, bulantı ve kusma şikayetleri artınca ailesi tarafından 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirildi. Bölgede etkili olan yoğun kar yağışı ve tipi nedeniyle köy yolunun ulaşıma kapalı olması üzerine, bölgeye paletli ambulans ve Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) sevk edildi. "Kar kalınlığı 1 buçuk metreyi buldu" Zaman zaman 1 buçuk metreyi bulan kar kalınlığı ve dondurucu soğuğa rağmen pes etmeyen ekipler, iş makinelerinin de desteğiyle ilerleyerek yaklaşık 2 saatlik operasyonun ardından köye ulaşmayı başardı. Hastanın evine ulaşan UMKE ekipleri, Güler’e olay yerinde ilk müdahaleyi gerçekleştirdi. Sedye ile evinden alınan hasta, zorlu doğa şartlarına rağmen güvenli bölgede bekleyen 112 Acil Sağlık ekiplerine teslim edildi. "Sağlık durumu iyiye gidiyor" Yüksekova Devlet Hastanesi’ne nakledilen Ayten Güler, hemen müşahede altına alındı. Hastane yetkililerinden alınan bilgiye göre, gerekli tetkik ve tedavileri süren Güler’in genel sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi. Kar kış demeden vatandaşın yardımına koşan sağlık çalışanları, bir hayatı daha kurtarmanın mutluluğunu yaşarken, Güler ailesi de fedakar ekiplere teşekkürlerini iletti.
BEUN Hastanesinde yenilenen endokrinoloji servisi hizmete açıldı
15 Ocak 2026 Perşembe - 15:04 BEUN Hastanesinde yenilenen endokrinoloji servisi hizmete açıldı Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN), sağlık alanındaki hizmet altyapısını güçlendirmeye yönelik çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. BEUN Hastanesi bünyesinde yer alan Genel Dahiliye ve Endokrinoloji Servisi, kapsamlı yenileme çalışmalarının tamamlanmasının ardından düzenlenen açılış programı ile hizmete açıldı. BEUN Hastanesinde gerçekleştirilen açılış programına; BEUN Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, BEUN Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Burak Bahadır, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hande Aydemir, Obezite ve Diyabet Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Taner Bayraktaroğlu ile akademik ve idari personel, öğrenciler ve basın mensupları katıldı. Genel Dahiliye ve Endokrinoloji Servisinde gerçekleştirilen yenileme çalışmaları kapsamında; servis alanlarının tamamında duvarlar, zeminler, vitrifiye elemanları ve mobilya tefrişatı baştan sona yenilendi. Hemşire çağrı sistemleri ile hasta odalarındaki yatak başı oksijen ve vakum gaz altyapıları güncellenirken, iklimlendirme sistemleri de modern standartlara uygun şekilde yeniden yapılandırıldı. Hasta konforunu artırmaya yönelik düzenlemeler kapsamında oda planlamaları yeniden ele alındı. Bu doğrultuda dört kişilik hasta odaları kaldırılarak iki kişilik odalara dönüştürüldü. Yenilenen servis, toplam 23 yatak kapasitesiyle hizmet vermeye başladı. Açılış programında konuşan Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, üniversite hastanesinde sürdürülen yenileme ve iyileştirme çalışmalarının sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmaya yönelik olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: "Üniversite hastanemizin sağlık hizmetleri kapasitesini güçlendirmeye kararlılıkla devam ediyoruz. Genel Dahiliye ve Endokrinoloji Servisimizin kapsamlı bir yenileme sürecinin ardından yeniden hizmete açılmasıyla birlikte hem şehrimize hem de bölgemize sunulan sağlık hizmetlerinin kalitesi daha da artacaktır. Aynı zamanda öğrencilerimiz ve genç hekimlerimiz için modern ve nitelikli bir uygulama ve eğitim ortamı oluşturulmuştur. Üniversitemizin sağlık alanındaki gelişiminde bizlere her zaman destek olan Sağlık Bakanımız Sayın Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’na ve Sağlık Bakanlığı ailesine şükranlarımı sunuyorum. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz bu servis; üniversitemiz, öğrencilerimiz, sağlık çalışanlarımız ve Zonguldak halkı için önemli bir kazanımdır. Servisimizin hem eğitim hem de hizmet boyutunda uzun yıllar boyunca sağlık alanına değer katacağına inanıyorum. Bu vesileyle yenilenen servisimizin bölgemize, şehrimize, üniversitemize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor; emeği geçen herkese teşekkür ediyorum."
Spor salonlarında hijyen alarmı: Aletler sanılandan çok daha kirli
15 Ocak 2026 Perşembe - 14:29 Spor salonlarında hijyen alarmı: Aletler sanılandan çok daha kirli Kış aylarında açık havada egzersizin zorlaşmasıyla birlikte spor salonları daha yoğun kullanılmaya başlarken, ortak kullanılan spor ekipmanları enfeksiyon riski açısından dikkat çekiyor. Prof. Dr. Nafiz Koçak, bu yoğunluğun önemli bir hijyen riskini de beraberinde getirdiğini vurguladı. Dambıl, halter barları, koşu bandı tutacakları, kondisyon bisikletleri ve egzersiz minderleri gün boyunca birçok kişi tarafından temas edilen yüzeyler arasında yer alıyor. Ter, cilt teması ve yetersiz dezenfeksiyon bu ekipmanları mikroorganizmalar için uygun bir zemin haline getiriyor. Medicana Çamlıca Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nafiz Koçak, "Yapılan bazı ölçümlerde spor salonlarında sık temas edilen ekipmanların, tuvalet kapağından daha fazla bakteri barındırabildiği görülüyor. Özellikle Staphylococcus aureus, E. coli ve mantar etkenleri bu yüzeylerde sık tespit ediliyor" dedi. Kapalı alanlarda geçirilen sürenin uzaması enfeksiyon riskini artırıyor Soğuk havalar nedeniyle insanların daha uzun süre kapalı alanlarda vakit geçirdiğini, bu durumun kalabalık ortamların artmasına ve mikroorganizmaların kişiden kişiye daha kolay yayılmasına zemin hazırladığını belirten Prof. Dr. Nafiz Koçak, "Özellikle spor salonları gibi ortak kullanım alanlarında yeterli havalandırmanın sağlanamaması, virüs ve bakterilerin ortamda asılı kalma süresini uzatır. Bunun yanı sıra soğuk hava, güneş ışığından daha az faydalanılması ve mevsimsel beslenme değişiklikleri bağışıklık sisteminin direncini olumsuz etkileyebilir. Grip ve soğuk algınlığı gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının kış aylarında yaygınlaşması, vücudu enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale getirir. Terleme sonrası vücudun soğuması ve nemli ortamlar ise bakteri ve mantarların çoğalması için uygun şartlar oluşturur. Bu şartlar altında spor salonlarında hijyen kurallarına uyulmaması; cilt enfeksiyonları, mantar hastalıkları, göz enfeksiyonları ve solunum yolu enfeksiyonlarının yayılımını kolaylaştırmaktadır" açıklamalarında bulundu. "Salon temiz" algısı yanıltıcı olabilir Spor salonlarında genel temizlik yapılsa bile, ekipmanların her kullanımdan sonra dezenfekte edilmemesinin enfeksiyon zincirinin kırılmasını zorlaştırdığını söyleyen Prof. Dr. Nafiz Koçak, "Kış aylarında bağışıklık sistemi zaten daha hassas. Bu dönemde ‘nasıl olsa salon temizleniyor’ düşüncesiyle kişisel önlemleri ihmal etmek, enfeksiyon riskini ciddi şekilde artırabilir" uyarısında bulundu. El hijyeni önemsenmeli, kişisel eşyalar ortak kullanılmamalı Prof. Dr. Nafiz Koçak, basit ama etkili önlemlerle olası enfeksiyon risklerini büyük ölçüde azaltılabilmek için şu önerilerde bulundu: "Antrenman öncesi ve sonrası ekipmanları silin. Kendi havlunuzu kullanın, ortak havlu veya minderlerden kaçının. Ellerinizi sık sık yıkayın veya el antiseptiği kullanın. Açık yara, kesik veya cilt lezyonlarını mutlaka kapatın. Spor sonrası terli kıyafetlerle kalmayın. Kış aylarında bağışıklığı destekleyecek uyku ve beslenmeye özen gösterin." Sağlıklı spor için hijyen şart Sporun bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çeken Prof. Dr. Nafiz Koçak, şu değerlendirmelerde bulundu: "Spor, doğru şartlarda yapıldığında bağışıklığı güçlendirir. Ancak hijyen kurallarının ihmal edildiği ortamlarda yapılan spor, özellikle kış aylarında enfeksiyon riskini artırabilir. Sağlıklı sporun ilk adımı, hijyendir."