SAĞLIK
Doç. Dr. Evigen’den hantavirüse karşı kritik uyarı 08 Mayıs 2026 Cuma - 22:12:25 Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen, son günlerde Dünya Sağlık Örgütünce (DSÖ) farklı ülkelerde vakaları bildirilen hantavirüse karşı vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Arjantin’den hareket eden "MV Hondius" isimli gemide doğrulanan ve 3 kişinin ölümüne neden olan hantavirüs vakalarının ardından konu gündeme geldi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen ise hantavirüs hakkında bilgi vererek, virüsün farelerin dışkı, idrar ve tükürüğü yoluyla insanlara bulaştığını söyledi. "İnsandan insana bulaşmıyor" Hastalığın ciddi sağlık sorunlarına ve ölüme yol açabileceğini belirten Evirgen, virüsün şu an için insandan insana bulaşmadığını ifade etti. Özellikle fare ve kemirgen temasının yoğun olduğu alanlarda hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Evirgen, vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. "Karadeniz Bölgesi’nde zaman zaman rastlanabiliyor" Hantavirüsün yeni ortaya çıkan bir virüs olmadığını ve Türkiye’de geçmiş yıllarda da özellikle Karadeniz Bölgesi’nde nadiren görüldüğünü belirten Doç. Dr. Ömer Evirgen, "Bu aralar hantavirüs enfeksiyonu sosyal medyada sıkça gündeme geliyor. Hantavirüs enfeksiyonu ülkemizde de geçmişte nadiren görülen bir hastalık. Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde zaman zaman rastlanabiliyor. Virüs, farelerin idrarı, dışkısı ve tükürüğünün toprağa veya gıdalara bulaşmasıyla yayılabiliyor. Bu atıkların bulunduğu ortamda oluşan tozun solunması ya da kirli yüzeylere temas ettikten sonra elin ağız, burun veya göze götürülmesiyle insanlara bulaşabiliyor" dedi. "Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor" Hastalığın ilk belirtilerinin grip benzeri şikayetlerle başladığını ifade eden Evirgen, "Bu hastalık genellikle ateş, kas ve eklem ağrıları, halsizlik ve ishal gibi belirtilerle başlıyor. İlerleyen süreçte ise iki farklı ağır tablo ortaya çıkabiliyor. Bunlardan biri solunum yetmezliği, diğeri ise böbrek yetmezliği ve kanamayla seyreden formdur. Ciddi ve hayati risk taşıyan bir hastalıktır. Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor. Hastalara yoğun bakım şartlarında destek tedavisi uygulanıyor" ifadelerini kullandı. "COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz" Korunma yöntemlerine ilişkin de açıklamalarda bulunan Evirgen, COVİD gibi bir kapanma süreci beklemediklerini de söyleyerek, "Bu virüsten korunmak için özellikle kırsal alanlarda ve farelerin yaşam alanlarının bulunduğu ortamlarda dikkatli olunması gerekiyor. Tozlu ortamlarda maske kullanılmalı, eller yıkanmadan gıdalara temas edilmemeli ve yüz bölgesine dokunulmamalıdır. Bu virüs COVID-19 gibi değil. Yakın temas ve enfekte tozların solunmasıyla bulaşıyor. Şu an için insandan insana bulaştığına dair net bir bilgi bulunmuyor. Bu nedenle COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz" diye konuştu.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:52 Boynundaki 542 gramlık kitle başarıyla çıkarıldı Bilecik’te yıllardır boynunda giderek büyüyen tiroid kitlesi nedeniyle nefes almakta güçlük çeken 54 yaşındaki hasta, başarılı operasyonla yeniden sağlıklı nefes almaya başladı. Diyabet ve akciğer hastalığı da bulunan 54 yaşındaki İrfan Bozan, Sakarya’dan Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne müracaat etti. Yapılan muayene ve tetkikler sonrasında Bozan’ın boynundaki kitle zamanla büyüyerek göğüs boşluğuna kadar ilerlediği görüldü. Günlük yaşamını ciddi şekilde etkileyen kitle nedeniyle nefes darlığı yaşayan hasta, sırt üstü yatamayacak duruma geldi. Daha önce başvurduğu çeşitli sağlık merkezlerinde ameliyatın yüksek risk taşıdığı belirtilen Bozan, uzun süre operasyon olamadı. Dev tiroid ameliyatıyla sağlığına kavuştu Tedavi umuduyla il dışından Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’ne başvuran hasta için yapılan detaylı değerlendirmeler ardından ameliyat kararı alındı. Operasyon, Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğuşcan Kurular tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Yaklaşık 2,5 saat süren operasyon sırasında, solunum yollarına baskı oluşturan ve göğüs boşluğuna kadar uzanan 542 gram ağırlığındaki dev tiroid dokusu başarıyla çıkarıldı. Ameliyat sonrası yakından takip edilen hastanın nefes alıp vermesinde belirgin rahatlama sağlandığı öğrenildi. Başarılı operasyonun ardından kısa sürede sağlığına kavuşan İrfan Bozan, taburcu edilerek günlük yaşamına yeniden döndü. Yetkililer, özellikle nefes darlığı, yutma güçlüğü ve boyunda büyüyen şişlik gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, erken teşhis ve zamanında müdahalenin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:10 Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü dolayısıyla gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyumda ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’i tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var" dedi. "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasının önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş, bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir. Anne, sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını, hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle. Annenin sesinin de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu ifade eden Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek. Tabii ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" dedi. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu.
Uzmanlardan önemli uyarı: "Estetikte doğal görünüm öncelik olmalı"
19 Şubat 2026 Perşembe - 12:58 Uzmanlardan önemli uyarı: "Estetikte doğal görünüm öncelik olmalı" Son yıllarda dünya çapında adından sıkça söz ettiren İstanbul, estetik alanında da global bir merkez olma yolunda hızla ilerliyor. Bu gelişmeyle birlikte uzmanlar, estetik uygulamaların mutlaka tecrübeli hekimler tarafından, modern ve tam donanımlı kliniklerde yapılması gerektiğine dikkat çekiyor. Uzmanlar doğa görünümün öncelik olmasının bir numarayı öncelik olması gerektiğini söylüyor. Özel Cinik Polikliniği uzmanları, abartılı işlemlerden kaçınılması ve yüzün doğal ifadesinin korunmasının uzun vadeli memnuniyet açısından kritik olduğunu vurguluyor. Yanlış teknikler ve uzman olmayan kişiler tarafından yapılan uygulamaların ilerleyen yıllarda istenmeyen sonuçlara yol açabileceği belirtiliyor. Burcu Yiğit: "Her uygulamada amaç doğal ifadeyi korumak" Özel Cinik Polikliniği medikal estetik koordinatörü Burcu Yiğit, medikal estetik işlemlerinin son yıllarda yaygınlaşmasıyla birlikte doğru teknik ve uzmanlık faktörünün daha da önemli hale geldiğini belirtiyor. Yiğit "Medikal estetik uygulamalarında en önemli hedef, yüzün doğal ifadesini korumaktır. Doğru planlama yapılmadan uygulanan işlemler hem estetik açıdan hem de sağlık açısından risk oluşturabilir. Güçlü bir medikal estetik altyapısına sahip kliniklerin tercih edilmesi gerekmekte, uygulamaların yüz anatomisine uygun, ölçülü ve kontrollü şekilde yapılması mutlaka dikkate alınmalı" şeklinde konuştu. Kişiye özel planlama ve FDA onaylı ürünlerle güvenli uygulamalar Klinikte her işlem öncesinde detaylı cilt analizi yapılarak danışanın ihtiyaçları belirleniyor ve tamamen kişiye özel tedavi planı oluşturuluyor. Yeni nesil cihaz teknolojileri ile desteklenen uygulamalar sayesinde doğal, dengeli ve uzun süreli sonuçlar elde ediliyor. Uzmanlar ayrıca kullanılan ürünlerin mutlaka FDA onaylı olması gerektiğini, güvenlik ve kalıcılığın her zaman ön planda tutulduğunu ifade ediyor. İstanbul Medikal estetikte küresel bir merkez olma yolunda Sağlık turizmi, uzman hekim kadrosu ve ileri teknolojiye sahip klinikleriyle İstanbul, medikal estetik alanında uluslararası hastalar için önemli bir destinasyon haline geliyor. Özel Cinik Polikliniği de doğal sonuç odaklı yaklaşımı ve hasta güvenliğini merkezine alan hizmet anlayışıyla bu gelişimin güçlü temsilcileri arasında yer alıyor.
Uzmanından Ramazan ayında sağlıklı ve dengeli beslenme önerisi
19 Şubat 2026 Perşembe - 12:51 Uzmanından Ramazan ayında sağlıklı ve dengeli beslenme önerisi KAHRAMANMARAŞ (İHA) – Diyetisyen Merve Kapudere Demirciler, Ramazan ayında sağlıklı ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çekerek, sahur ve iftar öğünlerinin doğru planlanması gerektiğini söyledi. 11 ayın sultanı Ramazan’ın gelmesiyle sahur ve iftar öğünleri için telaş başladı. Kahramanmaraş Sular Akademi Hastanesi’nde görevli Diyetisyen Merve Kapudere Demirciler, konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. "Sahurda protein kaynaklarına yer verilmeli" İyi bir sahurun gün boyu tok kalmak açısından büyük önem taşıdığını belirten Demirciler, "Doyurucu ve protein ağırlıklı bir sahur, gün içerisinde daha uzun süre tok kalmamızı sağlar. Sahurda yumurta, peynir, yoğurt ve süt gibi protein kaynaklarına mutlaka yer verilmelidir. Tok tutucu sağlıklı yağ gruplarından avokado, ceviz ve badem tercih edilebilir. Bunun yanında tam tahıllı ya da tam buğday ekmeği gibi lif oranı yüksek besinlerle dengeli bir sahur yapılabilir" dedi. "5 dakika beklemek sindirime yardımcı olur" İftar saatinde mideye ani yükleme yapılmaması gerektiğini vurgulayan Demirciler, gün boyu aç kalan midenin hassaslaştığını ifade ederek, "Orucu suyla açtıktan sonra çorba içip yaklaşık 5 dakika beklemek sindirime yardımcı olur. Bu süre, mideye yük bindirmeden sindirim sistemini ana yemeğe hazırlar" diye konuştu. "Karbonhidratları ölçülü porsiyonlarda tüketmeliyiz" Ana yemeğe geçmeden önce salata veya yoğurtlu mezelerle başlanmasını öneren Demirciler, karbonhidrat tüketiminin ise kontrollü olması gerektiğini belirtti. Demirciler, "Pilav gibi karbonhidratları ölçülü porsiyonlarda tüketmeliyiz. İçecek olarak fazla miktarda ayran ya da asitli içecekler yerine su tercih edilmelidir. Yemeği salata ağırlıklı tamamlamak, lokmaları iyi çiğneyerek ve yavaş yemek midemizi yormadan iftarı sonlandırmamıza yardımcı olur" ifadelerini kullandı. Ramazan ayı boyunca dengeli beslenme ve porsiyon kontrolünün önemine dikkat çeken Demirciler, sağlıklı bir oruç süreci için bilinçli tüketimin şart olduğunu sözlerine ekledi.
Uzmanında Ramazan ayında sağlıklı ve dengeli beslenme önerisi
19 Şubat 2026 Perşembe - 12:49 Uzmanında Ramazan ayında sağlıklı ve dengeli beslenme önerisi Diyetisyen Merve Kapudere Demirciler, Ramazan ayında sağlıklı ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çekerek, sahur ve iftar öğünlerinin doğru planlanması gerektiğini söyledi. 11 ayın sultanı Ramazan ayının gelmesiyle birlikte sahur ve iftar öğünleri için telaş başladı. Kahramanmaraş Sular Akademi Hastanesi’nde görevli Diyetisyen Merve Kapudere Demirciler, konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. "Sahurda protein kaynaklarına yer verilmeli" İyi bir sahurun gün boyu tok kalmak açısından büyük önem taşıdığını belirten Demirciler, "Doyurucu ve protein ağırlıklı bir sahur, gün içerisinde daha uzun süre tok kalmamızı sağlar. Sahurda yumurta, peynir, yoğurt ve süt gibi protein kaynaklarına mutlaka yer verilmelidir. Tok tutucu sağlıklı yağ gruplarından avokado, ceviz ve badem tercih edilebilir. Bunun yanında tam tahıllı ya da tam buğday ekmeği gibi lif oranı yüksek besinlerle dengeli bir sahur yapılabilir" dedi. "5 dakika beklemek sindirime yardımcı olur" İftar saatinde mideye ani yükleme yapılmaması gerektiğini vurgulayan Demirciler, gün boyu aç kalan midenin hassaslaştığını ifade ederek, "Orucu suyla açtıktan sonra çorba içip yaklaşık 5 dakika beklemek sindirime yardımcı olur. Bu süre, mideye yük bindirmeden sindirim sistemini ana yemeğe hazırlar" diye konuştu. "Karbonhidratları ölçülü porsiyonlarda tüketmeliyiz" Ana yemeğe geçmeden önce salata veya yoğurtlu mezelerle başlanmasını öneren Demirciler, karbonhidrat tüketiminin ise kontrollü olması gerektiğini belirtti. Demirciler, "Pilav gibi karbonhidratları ölçülü porsiyonlarda tüketmeliyiz. İçecek olarak fazla miktarda ayran ya da asitli içecekler yerine su tercih edilmelidir. Yemeği salata ağırlıklı tamamlamak, lokmaları iyi çiğneyerek ve yavaş yemek midemizi yormadan iftarı sonlandırmamıza yardımcı olur" ifadelerini kullandı. Ramazan ayı boyunca dengeli beslenme ve porsiyon kontrolünün önemine dikkat çeken Demirciler, sağlıklı bir oruç süreci için bilinçli tüketimin şart olduğunu sözlerine ekledi.
Ordu’da yaşlı hasta beyin tümörü ameliyatıyla sağlığına kavuştu
19 Şubat 2026 Perşembe - 12:35 Ordu’da yaşlı hasta beyin tümörü ameliyatıyla sağlığına kavuştu Ordu’da beyin tümörü teşhisi konulan 75 yaşındaki yaşlı adam, Ünye Devlet Hastanesi’nde yapılan başarılı operasyonla sağlığına kavuştu. Ordu’da ikamet eden 75 yaşındaki Hasan Günay, ellerinde hissettiği uyuşma ve güç kaybı şikâyetleriyle acil servise başvurdu. Hastanede yapılan detaylı tetkikler ve çekilen tomografi sonucunda, Günay’ın beyninde tümör olduğu tespit edildi. Vakit kaybetmeden uzman arayışına giren hasta, Ünye Devlet Hastanesi Beyin Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Hıdır Özer’e ulaştı. Hıdır Özer ve ekibi tarafından değerlendirilen Günay, gerekli hazırlıkların tamamlanmasının ardından ameliyata alındı. Ünye Devlet Hastanesi’nde gerçekleştirilen operasyon başarıyla sonuçlandı. "Tümörü tamamen temizledik" Ameliyat sonrası hastasını serviste ziyaret eden Opr. Dr. Hıdır Özer, operasyonun başarılı olduğunu söyleyerek, "Hastamızın beynindeki tümörü tamamen almış durumdayız. Operasyon oldukça başarılı geçti ve iyileşme süreci beklediğimizden hızlı ilerliyor. Hastamızı şifa ile taburcu etmenin mutluluğunu yaşıyoruz. İnşallah en kısa sürede tamamen eski sağlığına kavuşacak" dedi. "Herkese minnettarım" Hastalığına Ünye’de şifa bulan Hasan Günay ise yaşadığı mutluluğu dile getirerek, "Allah’a şükür sağlığımı geri kazandım. Başta doktorum Hıdır Bey olmak üzere, tüm hastane çalışanlarına ve hemşehrilere teşekkür ediyorum. Emeği geçen herkese minnettarım" diye konuştu.
Prof. Dr. Atılgan, "Yaşam tarzının doğurganlık üzerinde önemli etkisi var"
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:54 Prof. Dr. Atılgan, "Yaşam tarzının doğurganlık üzerinde önemli etkisi var" Yaşam tarzının doğurganlık üzerinde önemli etkisinin olduğunu belirten Prof. Dr. Remzi Atılgan, "Düzensiz beslenme, aşırı spor yapmak, fazla kilo, yoğun stres, sigara kullanımı, alkol ve aşırı kafein tüketimi ile madde kullanımı çocuk sahibi olmayı zorlaştırıyor. Özellikle aşırı kilo yumurtlama problemlerini artırıyor ve kısırlık riskini yükseltiyor" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Remzi Atılgan, çocuk sahibi olamama olarak bilinen kısırlık (infertilite) ve tüp bebek tedavisi hakkında vatandaşları bilgilendirdi. Prof. Dr. Remzi Atılgan, "Kısırlık, düzenli ve korunmasız cinsel ilişkiye rağmen bir yıl veya daha uzun süre gebelik oluşmaması durumu olur. 35 yaş üzerindeki kadınlarda bu süre 6 ay olarak kabul edilir. 40 yaş üzerindeki kadınların ise zaman kaybetmeden doktora başvurması gerekiyor. Kısırlık sorunu yaşayan çiftlerin yaklaşık yüzde 85’inde belirlenebilir bir neden bulunuyor. En sık karşılaşılan nedenler yumurtlama sorunları, erkek kaynaklı nedenler ve rahim ile yumurtalık tüplerine bağlı hastalıklar. Çiftlerin yaklaşık yüzde 15’inde ise yapılan tüm tetkiklere rağmen net bir neden bulunamıyor ve bu durumun ‘nedeni bilinmeyen kısırlık’ olarak adlandırılıyor. Kısırlık tanılarının yaklaşık yüzde 25’i yumurtlama problemlerinden kaynaklanıyor. Yumurtlama sorunu yaşayan kadınların büyük bir bölümünde, yumurtalıkların normal çalışmamasına yol açan polikistik over sendromunun görülüyor. Bu hastalarda ilk aşamada yumurtlamayı düzenleyici ilaçlar ve ilişki zamanlaması öneriliyor. Nedeni bilinmeyen kısırlık, çikolata kisti ya da hafif derecede erkek kaynaklı kısırlık durumlarında, öncelikle yumurtlamayı destekleyici tedaviyle birlikte aşılama yöntemi uygulanıyor. Bu yöntemlerle gebelik sağlanamazsa tüp bebek tedavisine geçiliyor 38 ile 40 yaş üzerindeki kadınlarda ise tüp bebek tedavisi ilk seçenek olarak değerlendirilebiliyor" diye konuştu. Atılgan, "Erkeklerde sperm sayısının çok az olduğu, spermlerin yeterince hareketli olmadığı ya da yapısal bozuklukların bulunduğu durumlarda ve kadınlarda her iki tüpün de kapalı olması halinde, doğrudan tüp bebek tedavisi tercih edilmesi gerekiyor. Kısırlığın sadece kadınlara ait bir sorun olarak görülmesi yanlış bir algıdır. Nedenler kadın ve erkek arasında eşit oranda dağılır. Kısırlık vakalarının yüzde 40’ı kadın, yüzde 40’ı erkek kaynaklı oluyor. Kalan yüzde 20’sinde ise net bir neden bulunamıyor" şeklinde konuştu. Yaşam tarzının da doğurganlık üzerinde önemli etkisinin olduğunu aktaran Atılgan, "Düzensiz beslenme, aşırı spor yapmak, fazla kilo, yoğun stres, sigara kullanımı, alkol ve aşırı kafein tüketimi ile madde kullanımı çocuk sahibi olmayı zorlaştırıyor. Özellikle aşırı kilo yumurtlama problemlerini artırıyor ve kısırlık riskini yükseltiyor. Bazı enfeksiyonlar da doğurganlığı olumsuz etkileyebiliyor. Bu enfeksiyonlar kadınlarda rahim ve tüplerde iltihaplanmaya, erkeklerde ise üreme organlarında hasara yol açabiliyor. Yumurtlama bozukluklarına neden olabilen diğer hastalıklar arasında tiroit bezinin az ya da fazla çalışması, beyinle ilgili hormon bozuklukları, böbreküstü bezine ait hastalıklar ve nedeni tam belirlenemeyen yumurtlama sorunları yer alıyor. Aşırı zayıflık, yeme bozuklukları ve yoğun egzersiz de bu duruma yol açabiliyor" ifadelerini kullandı.
Ramazanda en büyük hata aşırı yemek
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:53 Ramazanda en büyük hata aşırı yemek Manisa Şehir Hastanesi Diyetisyeni Selcan Bahadır, ramazan ayında sağlıklı beslenmeye ilişkin sık sorulan soruları yanıtladı. Bahadır, en büyük hatanın ani ve aşırı yemek tüketimi olduğunu belirterek, sahurun atlanmaması ve iftar ile sahur arasında en az 2-2,5 litre su içilmesi gerektiğini vurguladı. Ramazan ayında değişen beslenme düzeninin sağlık üzerinde doğrudan etkili olduğunu ifade eden Diyetisyen Selcan Bahadır, sağlıklı bir oruç süreci için dengeli beslenme, porsiyon kontrolü ve yeterli sıvı tüketiminin temel kural olduğunu söyledi. "Sahur atlanmamalı" Sahurun gün içerisinde kan şekerinin dengeli seyretmesi ve enerjinin korunması açısından büyük önem taşıdığını belirten Bahadır, "Sahurda protein ağırlıklı besinler, tam tahıllar ve lif oranı yüksek gıdalar tercih edilmelidir. Aşırı tuzlu, şekerli, yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Bu tür besinler gün içinde susuzluğu artırır" dedi. "Oruç su ile açılmalı" İftarın su ile açılması gerektiğini belirten Bahadır, ardından çorba ile devam edilmesini ve kontrollü şekilde ana yemeğe geçilmesini önerdi. İftarda en sık yapılan hatanın ani ve aşırı miktarda yemek tüketimi olduğuna dikkat çeken Bahadır, "Bu durum şişkinlik, hazımsızlık ve mide rahatsızlıklarına yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Su tüketimine dikkat edilmeli" Ramazanda su tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini kaydeden Bahadır, iftar ile sahur arasında en az 2-2,5 litre su içilmesi gerektiğini söyledi. Tatlı tüketimine de değinen Bahadır, şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıların, meyvenin veya küçük porsiyonların tercih edilmesi gerektiğini belirterek tüketim sıklığının azaltılmasını tavsiye etti. İftardan sonra hareket önerisi İftardan yaklaşık 1 saat sonra yapılacak 20-30 dakikalık hafif yürüyüşün sindirimi destekleyeceğini ifade eden Bahadır, özellikle kronik hastalığı bulunan vatandaşları da uyardı. Diyabet, tansiyon ve böbrek hastalığı olanlar ile hamilelerin ve düzenli ilaç kullanan bireylerin oruç tutmadan önce mutlaka hekime danışmaları gerektiğini belirten Bahadır, sağlıklı bir ramazan için bilinçli beslenmenin önemine dikkat çekti.
Ağız kuruluğu, ciddi bir sistemik hastalığın habercisi olabilir
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:49 Ağız kuruluğu, ciddi bir sistemik hastalığın habercisi olabilir Kulak, Burun ve Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, susuzluk hissi olarak küçümsenen ağız kuruluğunun ciddi sistemik hastalıkların habercisi olabileceğini söyledi. Medicana International Samsun Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, halk arasında susuzluk hissi olarak küçümsenen ağız kuruluğunun aslında ciddi sistemik hastalıkların habercisi olabileceğini belirterek, özellikle sjögren sendromu ile mücadele eden hastalar için geliştirilen sialendoskopi yönteminin kesi yapılmadan uygulanan cerrahi tekniğiyle modern tıpta yeni bir dönem başlattığını ifade etti. "Ağız kuruluğunda erken tanı önemli" Ağız kuruluğunun hafife alınmaması gerektiğini belirten KBB Kliniği’nden Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, "Özellikle sjögren hastalarında erken dönemde uygulanan sialendoskopi, bez fonksiyonunu koruma açısından kritik öneme sahiptir. Amaç sadece kuruluğu azaltmak değil, bez dokusunun ilerleyici hasarını durdurmaktır. Doğru hasta seçimiyle yaşam kalitesinde belirgin artış sağlıyoruz. Bilimsel çalışmalar da erken dönemde uygulanan girişimlerin tükürük akışını artırabildiğini ve tekrarlayan enfeksiyon ataklarını azaltabildiğini göstermektedir" dedi. Tedavide sialendoskopinin neden tercih edilmesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Turgut, "Sialendoskopide ameliyat izi oluşmaz, bez kaybı riski minimaldir. Günübirlik uygulanır; hasta çoğu zaman aynı gün sosyal hayatına dönebilir. Gerektiğinde güvenle yeniden uygulanabilir. Vücudun kendi tükürük üretim kapasitesini maksimize eder. Ağız kuruluğu bir çaresizlik değildir. Eğer tekrarlayan bez şişlikleri, kronik kuruluk ve yutma güçlüğü yaşıyorsanız, sialendoskopi modern tıbbın sunduğu en etkili minimal invaziv seçeneklerden biri olabilir. Bez dokusu tamamen harap olmadan yapılan müdahalede en başarılı sonuçlar alınıyor. Erken tanı, doğru merkez ve deneyimli ekip, ağız kuruluğunda milimetrik bir dokunuşla yaşam kalitesinde büyük bir değişim oluşturabilir" diye konuştu. Sjögren sendromu hakkında bilgi veren Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, "Sjögren sendromu, bağışıklık sisteminin kendi dokularını hedef alarak tükürük ve gözyaşı bezlerini işlevsiz hale getirdiği kronik bir hastalıktır. Bu süreçte yalnızca ağız kuruluğu gelişmez; konuşma, yutkunma ve hatta sindirim fonksiyonları bile zorlaşabilir. Tedavi edilmeyen vakalarda tablo diş kayıpları, sık tekrarlayan enfeksiyonlar ve kalıcı bez hasarlarıyla ağırlaşabilir. Özellikle tekrarlayan tükürük bezi şişliği yaşayan hastalarda altta yatan kanal içi daralma ve tıkanıklıkların mutlaka araştırılması gerekir" şeklinde konuştu. Bıçak altına yatmadan tedavi Geleneksel yöntemlerin aksine sialendoskopinin hastaya herhangi bir cerrahi kesi yapmadan çözüm sunduğunu dile getiren Doç. Dr. Turgut, "Milimetrik kamera sistemleriyle tükürük bezlerinin doğal kanallarından içeri girilen bu yöntem, mikrocerrahinin en zarif örneklerinden biri olarak kabul edilir. İşlem sırasında tıkanıklığın sebebi anında görüntülenir. Daralmış kanallar özel balon veya mikro aletlerle açılarak tükürük akışı stabilize edilir. İltihaplı bölgeye doğrudan ilaç uygulanarak sistemik yan etkiler azaltılır. Bu sayede bezin tamamen alınmasına gerek kalmadan fonksiyon korunur" ifadelerini kullandı.
Uzmanından uyarı: "Ramazan, bağışıklığı zayıflatan değil metabolik dengeyi destekleyen bir döneme dönüşebilir"
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:26 Uzmanından uyarı: "Ramazan, bağışıklığı zayıflatan değil metabolik dengeyi destekleyen bir döneme dönüşebilir" Uzm. Dr. Burak Bilbay, "Doğru planlanmış bir beslenme ve yaşam düzeniyle Ramazan, bağışıklığı zayıflatan değil, metabolik dengeyi destekleyen bir döneme dönüşebilir" dedi. Güven Çayyolu Tıp Merkezi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Burak Bilbay, kış mevsimine denk gelen Ramazan ayında bağışıklık sisteminin korunmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Oruç sürecinde vücutta bazı fizyolojik değişimlerin meydana geldiğini belirten Bilbay, "Metabolizma hızı yavaşlayabilir, kan şekeri dengesi farklılaşabilir ve uzun süreli susuzluk hücresel stresi artırabilir. Bu nedenle bağışıklık sistemi, metabolizma, vitamin düzeyleri (özellikle D vitamini, B12, demir) ve kronik hastalıklarla birlikte değerlendirilmelidir. Söz konusu vitamin ve minerallerin eksikliği halsizlik, enfeksiyonlara yatkınlık ve konsantrasyon düşüklüğü gibi sorunlara yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Ramazan, bağışıklığı zayıflatan değil metabolik dengeyi destekleyen bir döneme dönüşebilir" Kış aylarında enfeksiyon riskinin arttığına dikkati çeken Bilbay, bağışıklık sistemini desteklemek için protein ağırlıklı ve dengeli beslenmenin, yeterli sıvı tüketiminin, mevsim sebze ve meyvelerinin tercih edilmesinin ve düzenli uyku alışkanlığının önem taşıdığını kaydetti. Özellikle diyabet, hipertansiyon veya tiroid hastalığı bulunan bireylerin Ramazan öncesinde hekim kontrolünden geçmesinin önerildiğini belirten Bilbay, "Doğru planlanmış bir beslenme ve yaşam düzeniyle Ramazan, bağışıklığı zayıflatan değil metabolik dengeyi destekleyen bir döneme dönüşebilir" açıklamasında bulundu.
Jinekolojik cerrahide yeni yaklaşımlar: Kesisiz ve ağrısız ameliyatlar Türkiye’de yaygınlaşıyor
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:23 Jinekolojik cerrahide yeni yaklaşımlar: Kesisiz ve ağrısız ameliyatlar Türkiye’de yaygınlaşıyor Kadın hastalıkları ve kanser cerrahisinde "kapalı" yöntemler, hastalar için ameliyat korkusunu geride bırakıyor. İstanbul’da düzenlenen 8. Minimal İnvaziv Jinekolojik Cerrahi Kongresi kapsamında bir araya gelen uzmanlar, en ileri teknolojilerin kullanıldığı "izsiz" ameliyat tekniklerini canlı cerrahi yayınlarıyla meslektaşlarına aktardı. Özellikle yeni nesil ameliyatlarda kullanılan robotik ve laparoskopik sistemler sayesinde hastalar büyük kesiler olmadan, çok daha az ağrıyla sağlığına kavuşabiliyor. Sıklıkla kanser vakalarında kullanılan özel boyama teknikleriyle sadece riskli bölgelerin hedeflendiği bu yöntemler, hastaların ameliyattan yalnızca birkaç saat sonra ayağa kalkmasına ve günlük hayatlarına hızla dönmesine imkan tanıyor. "Bu çok avantajlı cerrahi tüm Türkiye’de yaygınlaşıyor" 8. Minimal İnvaziv Jinekolojik Cerrahi Kongresi kapsamında açıklamalarda bulunan Kongre Başkanı Memorial Göztepe Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Salih Taşkın, şu ifadelere yer verdi: "Canlı cerrahileri 12-14 Şubat’ta İstanbul’da yapılan 8. Minimal İnvaziv Jinekolojik Cerrahi Kongresi kapsamında yapıyoruz. Özellikle jinekolojik cerrahide kesisiz veyahut da çok ufak kesilerle yapılan, üst düzey teknolojilerle yapılan cerrahileri meslektaşlarımıza anlatıyor ve öğretiyoruz. Bu kapsamda gerçekten Türkiye’de bu eğitimler sayesinde hem hekimlerimize hem hastalarımıza bu çok avantajlı cerrahinin avantajlarını meslektaşlarımıza sunmuş oluyoruz ve bu cerrahi tüm Türkiye’de yaygınlaşıyor. Robotik cerrahi, laparoskopik cerrahiyle jinekolojik kanser hastalarını büyük kesilere sebep olmadan, büyük kesiler yapmadan çok etkin bir şekilde tedavi edebiliyoruz. Bazı özel boyalarla, bu sistemlerin gördüğü özel boyalarla sadece ilgili lenf bezlerini alarak hastalara gereksiz yük getirmeden, en yüksek tanı doğruluğunu sağlayarak en doğru tedaviyi yapabiliyoruz. Bu kongre kapsamında, kongrenin tümünde 20 adet canlı cerrahi gerçekleştirilecek. Çok deneyimli meslektaşlarımız yine bu işin eğitimini alan meslektaşlarımıza bunları aktaracaklar. Biz de birazdan bir canlı cerrahiyle bir kanser hastasının ameliyatını özel boyalar kullanarak laparoskopik sistemle gerçekleştireceğiz. Rahmini alacağız, daha sonra yumurtalıklarını değerlendireceğiz ve lenf bezini en ince ayrıntısına kadar boyayan boyaları kullanarak, özel boyalarla belirleyip sadece o en riskli lenf bezini alarak hastamızın tedavisini yapmış olacağız." "Hastalar ayağa hızlıca kalkabiliyor, işlerine çok hızlı bir şekilde dönebiliyor" Prof. Dr. Taşkın, bu yöntemler sayesinde hastaların gündelik yaşamlarına çok daha rahat ve az ağrılı şekilde döndüklerini ifade ederek, "Bu cerrahiler özellikle hastalarda küçük insizyonlar nedeniyle çok daha az ağrı yapıyor ve çok daha az ağrı kesici ihtiyacı gerekiyor bu hastalarda. Çok rahat bir şekilde ayağa hızlıca kalkabiliyorlar, işlerine çok hızlı bir şekilde dönebiliyorlar ve bütün onkolojik sonuçlar da aynı şekilde çok iyi bir şekilde gidebiliyor. Dolayısıyla hiçbir kesi olmadan çok hızlı bir iyileşme sağlıyor bu hastalarda kapalı cerrahiler. Kongremiz kapsamında yine her sene olduğu gibi yurt dışından da uluslararası cerrahlardan da yine katkı sağlıyoruz. Bu sene yine tek portlu robotik cerrahi olacak. Aynı zamanda Hindistan’dan çok deneyimli bir cerrahımız yine laparoskopik miyomektomi yapacaklar. Her sene uluslararası deneyimi de yine meslektaşlarımıza bu şekilde aktarmaya çalışıyoruz. Minimal invaziv cerrahiler; robotik cerrahi, V-NOTES dediğimiz yeni izsiz cerrahiler veya laparoskopik cerrahiler tabii hastalarda herhangi bir iz kalmamasını veya çok minimal miktarda bir iz kalmasını sağladığı gibi özellikle hastaların çok ciddi konforlu olmasını sağlayan ameliyatlar. Hastalarımızın çok büyük bir kısmı ameliyattan birkaç saat sonra hiç ameliyat olmamış gibi ayağa kalkıp ağrı kesici ihtiyaçları da son derece az bir şekilde olarak yürüyebiliyorlar. Çok kısa sürede, genelde bir gece veyahut tek gün bile günübirlik işlemlerle bile işlemlerini bitirmiş olabiliyoruz" dedi. Buse Aslıhan Karkazan - Metin Başar
Yarım milyonluk diş mesaisi
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:16 Yarım milyonluk diş mesaisi Erzurum Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, 24 saat esasına dayalı hizmet anlayışıyla kentin ağız ve diş sağlığı alanındaki en büyük yükünü omuzlamaya devam ediyor. Branşlarında uzman 93 diş hekiminin görev yaptığı hastane, Erzurum ve çevre ilçelerden gelen hastalara kesintisiz sağlık hizmeti sunuyor. Merkezin, 2025 yılı verileri, verilen hizmetin boyutunu da net biçimde ortaya koyuyor. Buna göre yıl boyunca yaklaşık 450 bin kişi ağız ve diş sağlığı hizmetlerinden faydalandı. Bu süreçte 90 bin hastaya diş çekimi yapılırken, 95 bin kişiye dolgu tedavisi, 35 bin kişiye kanal tedavisi uygulandı. Ayrıca 70 bin hastanın diş bakım ve temizlik işlemleri başarıyla gerçekleştirildi. Erzurum Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, yalnızca merkezde değil, şehrin farklı noktalarında da hizmet ağını genişleterek sağlık hizmetine erişimi kolaylaştırıyor. Yıldızkent, Dadaşkent, Ilıca, Hilalkent ve Erzurum Ceza ve İnfaz kurumu bünyesinde bulunan poliklinikler aracılığıyla vatandaşlara yerinde ve hızlı hizmet sunuluyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Başhekim Erol Tuşik, Merkezin 24 saat esasına göre çalıştığını vurgulayarak, "Hastalarımıza her aşamada gerekli hassasiyeti gösteriyoruz. Amacımız, vatandaşlarımıza güvenli, kaliteli ve erişilebilir sağlık hizmeti sunmak" dedi. Başhekim Tuşik, özveriyle görev yapan diş hekimleri başta olmak üzere tüm sağlık çalışanlarına ve emeği geçen herkese teşekkür ederek, ekip ruhuyla hizmet üretmeye devam edeceklerini ifade etti.
Uzmanından Ramazan tavsiyeleri: "Sahuru atlamayın, iftarı kademeli yapın"
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:10 Uzmanından Ramazan tavsiyeleri: "Sahuru atlamayın, iftarı kademeli yapın" Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Serenay Sağıroğlu Kaya, "Sahuru atlamayın, iftarı kademeli yapın; suyu zamana yayın, tatlıda ölçüyü kaçırmayın" uyarısında bulundu. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Elif Serenay Sağıroğlu Kaya, Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekerek iftar ve sahur sofralarında dengeyi korumanın gerekliliğini vurguladı. Ramazan’ın hem bedensel hem de ruhsal bir arınma dönemi olduğunu belirten Dyt. Elif Serenay Sağıroğlu Kaya, uzun süreli açlık ve değişen öğün saatlerinin beslenme düzeninde bilinçli olmayı zorunlu kıldığını ifade etti. Sahur vakti; günün yakıt ikmali Dyt. Elif Serenay Sağıroğlu Kaya, "Sahuru atlamamak metabolizmayı korur ve halsizliği önler. Yumurta, peynir, yoğurt gibi protein kaynakları uzun süre tokluk sağlar. Beyaz ekmek yerine tam buğday veya çavdar ekmeği tercih edilmeli. Salamura gıdalar ve tuzlu peynirlerden uzak durulmalı. Ceviz, badem, fındık gibi sağlıklı yağlar enerji verir ve tokluk süresini uzatır. İftara 1-2 hurma ve bir bardak ılık su ile başlanmalı. Çorba sonrası 10-15 dakika ara vermek, doyma hissini kolaylaştırır. Kızartma yerine fırın, haşlama veya ızgara yöntemleri tercih edilmeli. Besinler yavaş çiğnenmeli, bu sindirimi kolaylaştırır ve şişkinliği önler" dedi. Su tüketimi ve hareket Dyt. Kaya, açıklamasının devamında şu bilgileri verdi: "İftar ile sahur arasında su tüketimi zamana yayılmalı, her saat başı 1-2 bardak içilmeli. Şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyveli tatlılar haftada 1-2 kez tüketilmeli. İftardan 1-2 saat sonra yapılacak 20-30 dakikalık hafif yürüyüş sindirimi kolaylaştırır. Ramazan ayı sadece ruhumuzu değil bedenimizi de arındırma fırsatıdır. Dengeli beslenerek ve sağlığımıza dikkat ederek bu mübarek ayı daha huzurlu ve verimli geçirebiliriz."
Uzmanı açıkladı: "Bu hastalıktan utanmak tedaviyi geciktiriyor"
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:07 Uzmanı açıkladı: "Bu hastalıktan utanmak tedaviyi geciktiriyor" Hemoroid (basur) hastalığının toplumda sık görülmesine rağmen utanma ve ameliyat korkusu nedeniyle tedavinin geciktirildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Faruk Özkul, "Hastalığın en sık görülen belirtileri makatta kanama, ağrı, kaşıntı, şişlik ve dışkılama sırasında zorlanmadır. Günümüzde uygulanan modern yöntemlerle dikiş ve pansuman gerektirmeyen tedaviler mümkündür" dedi. VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Faruk Özkul, hemoroidin makat bölgesindeki toplardamarların genişlemesi ve sarkması sonucu ortaya çıkan bir hastalık olduğunu belirterek, "Hastalığın en sık görülen belirtileri makatta kanama, ağrı, kaşıntı, şişlik ve dışkılama sırasında zorlanmadır" dedi. Hemoroidin her zaman cerrahi müdahale gerektirmediğini ifade eden Op. Dr. Özkul, "Erken evre hemoroidlerde ilaç tedavisi, beslenme düzenlenmesi ve bazı küçük girişimsel işlemlerle başarılı sonuçlar alınabilir. Ancak ileri evre, yani 3. ve 4. derece hemoroidlerde cerrahi tedavi daha kalıcı bir çözüm sunmaktadır" diye konuştu. Günümüzde klasik ameliyatlara alternatif olarak modern tekniklerin uygulandığını kaydeden Özkul, "Lazerle hemoroid tedavisi, hemoroidal arter ligasyonu (HAL-RAR) ve lastik bant yöntemi gibi uygulamalarda genellikle açık yara oluşmaz. Bu nedenle dikiş atılmasına gerek kalmaz ve çoğu hastada günlük pansuman ihtiyacı olmaz. Bu yöntemler hastalara önemli avantajlar sağlar. Daha az ağrı hissedilmesi, iyileşme süresinin kısa olması, hastaların günlük hayatlarına daha hızlı dönebilmeleri ve enfeksiyon riskinin düşük olması bu tekniklerin öne çıkan özellikleridir. Ayrıca hastanede kalış süresi de oldukça kısalmaktadır" şeklinde konuştu. "Hastaların büyük bir kısmı aynı gün ya da ertesi gün taburcu edilmektedir" Dr. Özkul, ameliyat sonrası sürecin genellikle konforlu geçtiğini de ifade ederek şöyle konuştu: "Hastaların büyük bir kısmı aynı gün ya da ertesi gün taburcu edilmektedir. Çoğu hasta birkaç gün içerisinde normal yaşamına dönebilmektedir. Bu dönemde beslenme düzeni, yeterli su tüketimi ve kabızlıktan korunmak iyileşme sürecini doğrudan etkilemektedir. Her hemoroid hastasına aynı yöntem uygulanmaz. Hastalığın evresi, hastanın yaşı, ek hastalıkları ve daha önce geçirdiği operasyonlar dikkate alınarak en uygun tedavi yöntemi belirlenmelidir. Bu nedenle uzman hekim değerlendirmesi şarttır." "Utanmak tedaviyi geciktiriyor" Toplumda hemoroid şikayetlerinin gizlenmesinin tedaviyi geciktirdiğine dikkat çeken Op. Dr. Özkul, "Birçok hasta utanma duygusu nedeniyle geç başvurmaktadır. Oysa erken dönemde doktora başvurmak, ameliyatsız tedavi şansını artırmakta ve daha konforlu yöntemlerin uygulanmasına imkan tanımaktadır. Gelişen teknolojiyle birlikte hemoroid tedavisi daha kolay hale geldi. Hemoroid artık korkulacak bir hastalık değildir. Günümüzde daha konforlu, daha az ağrılı ve günlük yaşamı minimum düzeyde etkileyen tedavi seçenekleri mümkündür" dedi.