Son Dakika
|
Pentagon, UFO dosyalarını yayınlamaya başladı
Diyarbakır’da inşaat halindeki otelde yangın
Muhittin Böcek'i oğlu Gökhan Böcek etkin pişmanlıktan yararlandı!
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Ülkemizde henüz pozitif vaka tespit edilmemiştir"
Baba ve oğlunu öldüren kanser hastası yaşlı adam tahliye edildi
Ankara’da yaşlı adamı ağır yaralayıp parasını gasp eden saldırgan tutuklandı
Bakan Gürlek'ten flaş açıklamalar: ''İBB Davasında ifadesini geri çeken kimse yok''
Önünü kestiği yaşlı adamın parasını çalıp öldüresiye darp etti
Kübra Yapıcı cinayetinde yeni gelişme!
Hollanda’da bir kabin memuru hantavirüs şüphesiyle karantinaya alındı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Tarlasında silahlı saldırıya uğrayan mahalle muhtarı hayatını kaybetti
Bolu Dağı’nda araç devrildi: Kilometrelerce araç kuyruğu oluştu
ABD, İran’a yönelik ablukayı ihlal ettiği öne sürülen 2 gemiyi vurdu
İranlı Sözcü Bekayi: "ABD’nin yanıtı hala değerlendirme aşamasında"
Profesör açıkladı: "Hantavirüs, kemirgenlerden bulaşıyor"
Bakan Kurum: "Üretim hızımızı saatte 23, günde 550 konuta ulaştırdık"
Yol ortasındaki hindi kavgası trafiği durdurdu
SAĞLIK
Doç. Dr. Evigen’den hantavirüse karşı kritik uyarı
08 Mayıs 2026 Cuma - 22:12:25
Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen, son günlerde Dünya Sağlık Örgütünce (DSÖ) farklı ülkelerde vakaları bildirilen hantavirüse karşı vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Arjantin’den hareket eden "MV Hondius" isimli gemide doğrulanan ve 3 kişinin ölümüne neden olan hantavirüs vakalarının ardından konu gündeme geldi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen ise hantavirüs hakkında bilgi vererek, virüsün farelerin dışkı, idrar ve tükürüğü yoluyla insanlara bulaştığını söyledi. "İnsandan insana bulaşmıyor" Hastalığın ciddi sağlık sorunlarına ve ölüme yol açabileceğini belirten Evirgen, virüsün şu an için insandan insana bulaşmadığını ifade etti. Özellikle fare ve kemirgen temasının yoğun olduğu alanlarda hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Evirgen, vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. "Karadeniz Bölgesi’nde zaman zaman rastlanabiliyor" Hantavirüsün yeni ortaya çıkan bir virüs olmadığını ve Türkiye’de geçmiş yıllarda da özellikle Karadeniz Bölgesi’nde nadiren görüldüğünü belirten Doç. Dr. Ömer Evirgen, "Bu aralar hantavirüs enfeksiyonu sosyal medyada sıkça gündeme geliyor. Hantavirüs enfeksiyonu ülkemizde de geçmişte nadiren görülen bir hastalık. Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde zaman zaman rastlanabiliyor. Virüs, farelerin idrarı, dışkısı ve tükürüğünün toprağa veya gıdalara bulaşmasıyla yayılabiliyor. Bu atıkların bulunduğu ortamda oluşan tozun solunması ya da kirli yüzeylere temas ettikten sonra elin ağız, burun veya göze götürülmesiyle insanlara bulaşabiliyor" dedi. "Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor" Hastalığın ilk belirtilerinin grip benzeri şikayetlerle başladığını ifade eden Evirgen, "Bu hastalık genellikle ateş, kas ve eklem ağrıları, halsizlik ve ishal gibi belirtilerle başlıyor. İlerleyen süreçte ise iki farklı ağır tablo ortaya çıkabiliyor. Bunlardan biri solunum yetmezliği, diğeri ise böbrek yetmezliği ve kanamayla seyreden formdur. Ciddi ve hayati risk taşıyan bir hastalıktır. Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor. Hastalara yoğun bakım şartlarında destek tedavisi uygulanıyor" ifadelerini kullandı. "COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz" Korunma yöntemlerine ilişkin de açıklamalarda bulunan Evirgen, COVİD gibi bir kapanma süreci beklemediklerini de söyleyerek, "Bu virüsten korunmak için özellikle kırsal alanlarda ve farelerin yaşam alanlarının bulunduğu ortamlarda dikkatli olunması gerekiyor. Tozlu ortamlarda maske kullanılmalı, eller yıkanmadan gıdalara temas edilmemeli ve yüz bölgesine dokunulmamalıdır. Bu virüs COVID-19 gibi değil. Yakın temas ve enfekte tozların solunmasıyla bulaşıyor. Şu an için insandan insana bulaştığına dair net bir bilgi bulunmuyor. Bu nedenle COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz" diye konuştu.
08 Mayıs 2026 Cuma - 21:25
Prof. Dr. Oytun Erbaş’tan hantavirüs açıklaması: "İnsandan insana bulaşmıyordu, bir varyantı var, And-v virüsü insandan insana bulaşıyor"
Prof. Dr. Oytun Erbaş, son günlerde gündeme gelen hantavirüsle ilgili, "İnsandan insana bulaşmıyordu. Bir tane varyantı var, o da Andes varyantı. Bunu çok duyacağınızı öğrenin. Bu And-v virüsü insandan insana bulaşıyor. Ama nasıl bulaşıyor, yakın temasla" dedi.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:52
Boynundaki 542 gramlık kitle başarıyla çıkarıldı
Bilecik’te yıllardır boynunda giderek büyüyen tiroid kitlesi nedeniyle nefes almakta güçlük çeken 54 yaşındaki hasta, başarılı operasyonla yeniden sağlıklı nefes almaya başladı. Diyabet ve akciğer hastalığı da bulunan 54 yaşındaki İrfan Bozan, Sakarya’dan Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne müracaat etti. Yapılan muayene ve tetkikler sonrasında Bozan’ın boynundaki kitle zamanla büyüyerek göğüs boşluğuna kadar ilerlediği görüldü. Günlük yaşamını ciddi şekilde etkileyen kitle nedeniyle nefes darlığı yaşayan hasta, sırt üstü yatamayacak duruma geldi. Daha önce başvurduğu çeşitli sağlık merkezlerinde ameliyatın yüksek risk taşıdığı belirtilen Bozan, uzun süre operasyon olamadı. Dev tiroid ameliyatıyla sağlığına kavuştu Tedavi umuduyla il dışından Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’ne başvuran hasta için yapılan detaylı değerlendirmeler ardından ameliyat kararı alındı. Operasyon, Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğuşcan Kurular tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Yaklaşık 2,5 saat süren operasyon sırasında, solunum yollarına baskı oluşturan ve göğüs boşluğuna kadar uzanan 542 gram ağırlığındaki dev tiroid dokusu başarıyla çıkarıldı. Ameliyat sonrası yakından takip edilen hastanın nefes alıp vermesinde belirgin rahatlama sağlandığı öğrenildi. Başarılı operasyonun ardından kısa sürede sağlığına kavuşan İrfan Bozan, taburcu edilerek günlük yaşamına yeniden döndü. Yetkililer, özellikle nefes darlığı, yutma güçlüğü ve boyunda büyüyen şişlik gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, erken teşhis ve zamanında müdahalenin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:10
Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu
Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü dolayısıyla gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyumda ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’i tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var" dedi. "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasının önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş, bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir. Anne, sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını, hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle. Annenin sesinin de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu ifade eden Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek. Tabii ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" dedi. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
08 Mayıs 2026 Cuma- 14:44
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Ülkemizde henüz pozitif vaka tespit edilmemiştir"
2
07 Mayıs 2026 Perşembe- 15:13
DAKAF’26’da Lokman Hekim Van Hastanesi gençlerin kariyer hedeflerine ışık tuttu
3
08 Mayıs 2026 Cuma- 21:25
Prof. Dr. Oytun Erbaş’tan hantavirüs açıklaması: "İnsandan insana bulaşmıyordu, bir varyantı var, And-v virüsü insandan insana bulaşıyor"
4
08 Mayıs 2026 Cuma- 12:46
Profesör açıkladı: "Hantavirüs, kemirgenlerden bulaşıyor"
5
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 16:35
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:03
Uzmanından kilo uyarısı: "Enerjiyi iftarda değil, sahurda alın"
Ramazan’da doğru beslenmenin hem oruç süresince enerji sağlamak hem de kilo alımını kontrol etmek için büyük önem taşıdığını belirten Diyetisyen Tuana Topsakal, "Sahuru düzgün bir şekilde yaparsak ve iftarda da porsiyon kontrolüne dikkat edersek kilo almayı minimumda tutabiliriz" dedi.
19 Şubat 2026 Perşembe - 11:02
Kuşadası’nda ’güzellik merkezi’ operasyonu
Aydın’ın Kuşadası ilçesinde faaliyet gösteren bir güzellik merkezinden hizmet alan kadınlar, mağdur oldukları iddiasıyla şikayetçi oldu. Bunun üzerine Sağlık Müdürülüğü, polis ve zabıtadan oluşan bir heyet güzellik merkezinde inceleme yaptı. Yapılan incelemelerde doktor, hemşire ve uzman ünvanı ile çalışan kişilerin diplomaları olmadığı ve sahte unvan kullandıkları ileri sürülürken, kullanılan tıbbı malzemelerin de son kullanma tarihinin geçtiği belirtildi. Yapılan inceleme sonrası 6 kişi ifadesi alınmak üzere gözaltına alındı. Edinilen bilgiye göre; güzellik merkezinden hizmet alıp işlemden sonra bir kolu felç kaldığını iddia eden bir kadının şikayeti üzerine başlatılan soruşturma çerçevesinde ekipler bahse konu merkeze baskın düzenledi. Yapılan baskın ve inceleme sonrası İ.N.K. (24), A.S. (40), H.K. (18), Y.S. (20), N.S.K. (24) ile işletme sahibi F.M.K. ifadeleri alınmak üzere polis merkezine götürüldü. Polis, sağlık ve zabıta kipleri tarafından gerçekleştirilen denetimde İlçe Sağlık Müdürlüğü ekiplerinin yaptığı evrak kontrolünde "doktor" olarak tanıtılan Ebru Ş. isimli kişinin doktor olmadığı, "hemşire" olarak tanıtılan kişinin hemşire unvanına sahip olmadığı ve işletmede resmi olarak kayıtlı herhangi bir sağlık personelinin bulunmadığı belirtildi. Mağdur olduklarını belirten kadınların savcılığa sunduğu dilekçede, sağlık yetkisi bulunmayan kişiler tarafından damar yolu açılarak serum uygulandığı, deri altı enjeksiyon işlemleri yapıldığı belirtildi. Dilekçede ayrıca işlemler tamamlanmadan tam ödeme alındığı ve taahhüt edilen hizmetlerin önemli bir kısmının yerine getirilmediği belirtildi. Bahse konu güzellik merkezi ile ilgili çok sayıda mağdur olduğu belirtilirken, aynı zamanda kadınlardan ’güzelleşeceksin" vaadiyle 20 bin lira ile 80 bin lira arasında ödeme alındığı öğrenildi. Güzellik merkezinin tabelasında yer alan telefon numarasının ilgili merkezle alakalı olmadığı görülürken, merkezden şikayetçi olan Serap Afanso, kişilerin mağdur olmaması için mutlaka güzellik salonlarındaki görevlilerin diploma ve yetki belgelerini kontrol etmelerini ve işlemler bitmeden kesinlikle ödeme yapmamalarını istedi. Serap Afanso yaptığı açıklamada; "Fiyatları cazip bulmam üzerine bu merkeze geldim. İşlem için Didim’den Kuşadası’na geldim. Ben ve diğer müşteriler beklerken merkeze bir grup denetleyici geldi. Ve bizlere de ’sağlığınızla oynuyorsunuz’ dediler. Burada bize doktor ve hemşire olarak tanıtılan kişilerin doktor ve hemşire olmadığını da öğrendik. Bu arada çalışan hiç kimse burada çalıştığını kabul etmedi. Sağlık görevlileri ve polislerin tutanaklarını tutmasının ardından şahıslar ifadeleri alınmak üzere polis merkezine götürüldü. Bizler de mağdurlar olarak ilgili merkez hakkında şikayetçi olacağız" diye konuştu.
19 Şubat 2026 Perşembe - 10:59
Ramazan’da metabolik denge uyarısı
BURTOM Sağlık Grubu bünyesinde hizmet veren BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, Ramazan ayının yalnızca ruhsal değil aynı zamanda metabolik bir adaptasyon süreci olduğuna dikkat çekti. Uzun süreli açlık sonrası bilinçsiz beslenmenin kan şekeri dalgalanmalarından sindirim problemlerine kadar pek çok soruna yol açabileceğini belirten Uzman Diyetisyen Kurtuluş, sağlıklı bir Ramazan için öğün planlamasının hayati önem taşıdığını vurguladı. "Ramazan ayı sadece ruhsal değil, metabolik olarak da bir adaptasyon sürecidir. Uzun süreli açlık sonrası doğru planlama yapılmazsa kan şekeri dalgalanmaları, halsizlik, baş ağrısı ve sindirim problemleri görülebilir" diyen Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş, özellikle sahurun atlanmaması gerektiğini söyledi. "Sahuru atlamak metabolizma hızını düşürür" Ramazan’da öğün düzeninin sahur, iftar ve ara öğün şeklinde planlanabileceğini belirten Kurtuluş, "Bu şekilde hem açlık süresini azaltmış hem de günlük alınması gereken besin öğelerini tek bir öğüne yüklememiş oluruz. Sahuru atlamak gün içinde kan şekeri düşüşlerine, kas kaybına ve metabolizma hızının yavaşlamasına neden olabilir" ifadelerini kullandı. Sahurda protein ağırlıklı besinlerin tercih edilmesini öneren Uzman Diyetisyen Kurtuluş, "Yumurta, peynir, yoğurt gibi protein kaynakları; tam buğday, siyez ekmeği ve yulaf gibi kompleks karbonhidratlar ile zeytin, ceviz ve avokado gibi sağlıklı yağlar tokluk süresini uzatır ve kan şekerini dengede tutar. Çok tuzlu ve baharatlı besinler ise gün içinde susuzluk hissini artırır" dedi. "İftarı hafif başlatın, porsiyon kontrolünü unutmayın" İftar öğününün de en az sahur kadar önemli olduğunu vurgulayan Kurtuluş, uzun süren açlık sonrası hızlı ve fazla yemek tüketiminin sindirim sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş, "Bütün gün aç kaldım psikolojisi aşırı yemeğe neden olabilir. Orucu bir çorba ile açmak ve kısa bir ara verdikten sonra ana yemeğe geçmek en uygun yöntemdir. Yüksek porsiyonlarla mideyi bir anda doldurmak ani tansiyon ve şeker yükselmelerine, hazımsızlığa sebep olabilir" diye konuştu. Pişirme yöntemlerinin de önemine değinen Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş, ızgara, fırınlama, haşlama ve buğulama tekniklerinin tercih edilmesi gerektiğini, kızartma ve kavurma yöntemlerinin ise gereksiz yağ alımına yol açtığını ifade etti. Su tüketimine dikkat BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, iftar ile sahur arasında en az 1,5-2 litre su tüketilmesi gerektiğini ve özellikle yoğun tempoda çalışan, fiziksel efor harcayan kişilerin sıvı alımına daha fazla özen göstermesi gerektiğini, tatlı tüketiminin de iftardan hemen sonra değil, birkaç saat sonra ara öğün olarak planlanmasını önererek, "Şerbetli tatlılar yerine meyve tatlıları veya sütlü tatlıları küçük porsiyonlarda tercih etmek daha sağlıklı olacaktır" dedi. İftar sonrası yürüyüş önerisi Sindirim sistemini desteklemek ve bağırsak hareketlerini artırmak için iftardan 1-2 saat sonra hafif tempolu yürüyüşlerin faydalı olduğunu belirten Uzman Diyetisyen Asu Kurtuluş, Ramazan ayında kilo kontrolü için öğün atlamamak, porsiyon kontrolüne dikkat etmek ve haftada 2-3 gün hafif egzersiz eklemenin önemli olduğunu vurguladı ve egzersizleri yapan kişilerin ise kas kaybını önlemek için yeterli protein alımına dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Diyabet hastaları ve gebeler dikkatli olmalı Diyabet hastalarının oruç tutup tutamayacağının kişisel sağlık durumuna göre değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kurtuluş, "Diyabet tipi, kullanılan tedavi yöntemi, kan şekeri kontrolü ve eşlik eden hastalıklar göz önünde bulundurulmalıdır. Uzun süren açlık hipoglisemi riskini artırabileceği için özellikle insülin veya insülin salgılatıcı ilaç kullanan hastalar mutlaka doktor kontrolünde karar vermelidir" dedi. Gebelikte ise annenin ve bebeğin sağlığının öncelikli olduğunu ifade eden Uzman Diyetisyen Kurtuluş, sağlıklı ve komplikasyonsuz gebeliklerde doktor kontrolünde oruç tutulabileceğini; ancak düşük tehdidi, erken doğum riski, tansiyon problemi, kansızlık, çoğul gebelik ya da gestasyonel diyabet gibi durumlarda orucun önerilmediğini belirtti. BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Asu Kurtuluş, "Gebelik, artmış enerji ve sıvı ihtiyacı olan özel bir dönemdir. Karar mutlaka kadın doğum uzmanı kontrolünde verilmelidir" diyerek sözlerini tamamladı.
19 Şubat 2026 Perşembe - 10:58
Uzmanından kilo uyarısı: Enerjiyi iftarda değil, sahurda alın
Ramazanda doğru beslenmenin hem oruç süresince enerji sağlamak hem de kilo alımını kontrol etmek için büyük önem taşıdığını belirten Diyetisyen Tuana Topsakal, "Sahuru düzgün bir şekilde yaparsak ve iftarda da porsiyon kontrolüne dikkat edersek kilo almayı minimumda tutabiliriz" dedi. Ramazanın başlamasıyla birlikte, oruç ibadetini gerçekleştirenlerin beslenme alışkanlıkları da değişiklik gösterdi. Bu değişimi doğru şekilde yönetmek hem ramazan boyunca enerjiyi korumaya hem de kilo kontrolünü sağlamaya yardımcı oluyor. İstanbul Beykent Üniversitesi Hastanesi Diyetisyen Tuana Topsakal, ramazan boyunca iftardan çok sahura önem verilmesi gerektiğini belirterek, "Bizim için hem sahur hem iftar çok önemli. Tüm gün bize enerji verecek olan öğün sahur olduğu için, normal bir beslenme düzeninde nasıl kahvaltıyı ön plana çıkarıyorsak ramazanda da sahuru ön plana çıkarmalıyız. Tabağımızda mutlaka hem proteinler hem kompleks karbonhidratlar hem de bir lif grubunu bulundurmalıyız. Protein grubundan yumurta, yoğurt, peynir tüketilebilir. Kompleks karbonhidratlardan yulaf ya da tam tahıllı ekmekler tercih edilebilir, lif kaynağı olarak ise sebze ve meyvelere yer vermek gerekir" dedi. Kilo yönetimi için ara verin "Hem kilo yönetimi hem de açlığı kontrol altına alabilmek için iftarda şunlara dikkat etmek çok önemli" diyen Topsakal, şu tavsiyelerde bulundu: "İftarımızı açtığımızda bol suyumuzu içip 2-3 dakika beklemeliyiz. O suyu bir sindirmemiz gerekiyor. Ardından mideyi biraz ısıtacak, mide bağırsak sistemini harekete geçirecek bir çorbayla başlamayı tercih ediyoruz. Çorbayı içtikten sonra kilo yönetimi yapmak isteyen danışanlarımıza 5-10 dakika bekleyip ana yemeğe öyle geçmelerini tavsiye ediyoruz. Ana yemekte de hem protein hem karbonhidrat hem sebze grubunu aynı tabakta toplamak önemli." "Yeterli bir sahur yapmayınca iftarda fazla tüketim yapıyoruz" Özellikle sahurda doğru şekilde beslenmenin kilo kontrolü açısından büyük önem taşıdığının altını çizen Diyetisyen Tuana Topsakal, "Kilo almanın sebebi şu: Eğer sahuru düzgün bir şekilde yapamazsak gün içindeki kan şekerinin düşüşü, akşam yeterli enerjiyi alabilmemiz için bize kapı açıyor. Vücudu, gün boyu alamadığımız enerjinin hepsini tüketmeye zorluyor. Bu yüzden akşam porsiyon kontrolü yapamadığımız, kan şekeri dengesini sağlayamadığımız durumlarda iftarda fazla tüketim yapıyoruz ve kilo alıyoruz. Eğer sahuru düzgün bir şekilde yaparsak ve iftarda da porsiyon kontrolüne dikkat edersek kilo almayı minimumda tutabiliriz" dedi. Sindirim için lif tüketimine dikkat Tatlının iftardan 1-2 saat sonra tüketilmesi gerektiğini söyleyen Topsakal, "İftarı yaptıktan sonra 1-2 saat ara vermek gerekir. O aradan sonra hala canımız tatlı istiyorsa önceliğimiz meyveler ve bitki çayları, ardından hafif az şekerli sütlü bir tatlı olabilir" dedi. Topsakal, sağlıklı bir sindirim sistemi içinse lifli gıda tüketiminin önemini vurguladı. Toplum olarak gün içinde yetersiz lif tüketildiğini belirten Topsakal, "Bu nedenle bağırsaklarda durgunluk, midede şişkinlik yaşayabiliyoruz. Bu yüzden lif tüketimi daha önemli. Beyaz ekmekler, basit şekerlerden yapılmış ürünleri tercih etmek yerine, tam tahıllı lifli ürünleri tercih edip porsiyonuna dikkat edilirse bağırsak ve sindirim sistemi rahatlar. Bitki çayları da bu konuda destek olabilir" diye konuştu. "Pideyi avuç içi kadar tüketin" Ramazan sofralarının vazgeçilmesi olan pidenin tüketimi konusunda da uyaran Topsakal, "Biz genelde pideyi çok önermesek bile tabii ki ramazan boyunca arada bir tercih edilebilir. Eğer kişinin diyabet hastalığı, şeker tanısı, insülin direnci yoksa bir avuç içi boyutunda pideyi bir öğününde tüketebilir. Ama tercihimiz her zaman tam tahıllı ürünlerden yana" dedi. "Çay, kahve miktarı kadar ekstra su tüketin" Aşırı kafein tüketiminin ramazanda susuzluğa neden olduğunu belirten Diyetisyen Tuana Topsakal, "Kişi yeterli su tüketmediği halde çok fazla çay, kahve tüketirse ertesi gün tutacağı oruçta ekstra zorlanabiliyor. Çünkü vücutta dehidrasyon, yani su kaybı oluyor. Yeterli suyu tükettikten sonra normal miktarlarda çay ve kahve şekersiz şekilde tercih edilebilir. Bir kişinin kilo başına 30 ml su tüketmesini istiyoruz. Bu şekilde hesaplarsak kişiye bağlı olarak günde 1.8 litre, 2 litre ya da 2 buçuk litre su içilmesi gerekir" dedi. Gün içinde 200-300 miligramdan fazla kafein tüketilmemesi gerektiğini vurgulayan Topsakal, günde en fazla 2-3 kupa kahve ve 4-5 fincan çay içilmesi gerektiğini belirtti. Topsakal, "Gün içerisinde yeterli suyunuzu için. İçtiğiniz çay ve kahve fincanı kadar ek su tüketin. Böylece vücudun susuz kalmasını engellemiş olursunuz" diyerek sözlerini noktaladı.
19 Şubat 2026 Perşembe - 10:47
Ramazan’da sahur uyarısı
Malatya’da görev yapan Uzman Doktor Sedanur Uzunpolat Yayla, Ramazan ayında yeterli ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çekerek, sahurun mutlaka yapılması gerektiğini söyledi. Ramazan ayının bireyler için hem ruhen hem de bedenen özel bir süreç olduğunu belirten Uzman Doktor Sedanur Uzunpolat Yayla, yapılan bilimsel çalışmaların sahurun önemini ortaya koyduğunu ifade etti. Yayla, sahur yapan kişilerde gün içindeki halsizlik oranlarının daha düşük görüldüğünü kaydetti. Sahurda hafif ve besleyici öğünlerin tercih edilmesi gerektiğini ifade eden Yayla, "Yumurta, süt, peynir gibi protein kaynakları ve tam buğday ekmeğinden oluşan kahvaltı tarzı bir öğün tercih edilebilir. Alternatif olarak çorba, zeytinyağlı yemekler, salata ve yoğurttan oluşan hafif bir menü de uygun olacaktır" dedi. Aşırı tuzlu ve işlenmiş gıdalardan kaçınılması gerektiğini aktaran Uzman Doktor Sedanur Uzunpolat Yayla, bu tür besinlerin susuzluk hissini artırabileceğini belirtti. İftarda orucun su ve çorba ile açılmasını öneren Uzunpolat Yayla, "Ana yemeğe geçmeden önce 10-15 dakika ara verilmesi sindirim açısından faydalıdır. Kızartma yerine haşlama, ızgara veya fırınlama yöntemleri tercih edilmeli. Şerbetli ve ağır tatlılar yerine sütlü tatlılar ya da meyve tüketilmelidir" ifadelerini kullandı. Besinlerin küçük porsiyonlar halinde ve yavaş tüketilmesi gerektiğini ifade eden Yayla, iftar ile sahur arasında yeterli sıvı alımının ihmal edilmemesi gerektiğini söyleyerek, "Bol su içilmeli, ayran, süt ve maden suyu gibi içecekler de tercih edilebilir" dedi. Ramazan ayında değişen beslenme düzenine bağlı olarak kabızlık gibi sindirim sorunlarının görülebileceğini belirten Uzunpolat Yayla, bu tür problemlerin önüne geçebilmek için lifli gıdaların ve sebze tüketiminin artırılması gerektiğini ifade etti. Kronik hastalığı bulunan kişilere de uyarılarda bulunan Uzunpolat Yayla, "Diyabet, kalp hastalığı gibi rahatsızlıkları olanlar oruç tutmadan önce mutlaka hekimine danışmalıdır. Diyetisyen desteği almak isteyenler Sağlıklı Hayat Merkezleri’ne başvurabilir" diye konuştu.
19 Şubat 2026 Perşembe - 10:47
Azmetti, 40 yıl içtiği sigarayı 1 haftada bıraktı
Eskişehir’de günde 3 paket içtiği sigarayı 1 haftada bırakan 58 yaşındaki adam, "Sigara sağlığa zararlı, hiçbir getirisi yok. Ben 40 yıl üzeri içtim, hiçbir faydasını görmedim" dedi.
19 Şubat 2026 Perşembe - 10:41
Azmetti, 40 yıl içtiği sigarayı 1 haftada bıraktı
Eskişehir’de günde 3 paket içtiği sigarayı 1 haftada bırakan 58 yaşındaki Nevzat Karaca, "Sigara sağlığa zararlı, hiçbir getirisi yok. Ben 40 yıl üzeri içtim, hiçbir faydasını görmedim" dedi. Dünya genelinde oldukça yaygın bir sorun olan sigara bağımlılığı, insan sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Sigara her yıl milyonlarca ölüme sebep olurken, yaklaşık 40 yıllık tiryaki olan 2 çocuk babası Nevzat Karaca, kendi sağlığı için önemli bir karar aldı. Karaca, kızı ve eşinin vesilesiyle sigara bırakma polikliniğine giderek sağlıklı yaşam için ilk adımı attı. Neredeyse her gün 3 paket sigara bitiren Karaca, doktorlar tarafından kendisine yazılan ilaçları kullanmaya başladıktan yaklaşık 1 hafta sonra bağımlılığından kurtulmayı başardı. Bu kararı sonrası 4 akrabasının da sigarayı bıraktığını söyleyen Karaca, bazı arkadaşlarının kendisine inanmadığını ve ona paket uzatarak şaka yaptıklarını ifade etti. "Hanımı bırakırım sigarayı bırakmam diyordum" Sigara bırakma polikliniğine giderken ilk hedefinin günde sigarayı günde 1 pakete düşürmek olduğunu belirten Nevzat Karaca, "Ben ilk başta oraya giderken hanıma, ’Kaçalım, gitmeyelim’ dedim. Bir şekilde gittik. Sağlık ocağındaki doktor hanım, kaç paket içtiğimi sordu. Üç paket içtiğimi anlattım. Doktor hanım, ’Sen bu 3 paketi nasıl içiyorsun? Seninki artık içme değil, bağımlılık’ dedi. İlk amacımı, ’1 pakete düşürebilir miyiz?’ oldu. Bana verilen ilacı aldığım ilk gün 17 adet sigara içtim. Yani 60 adet içerken 17 adet düştü. İkinci gün 10 adete, 5 gün içerisinde bu sayı 3-4 adete düştü. Ondan sonra artık istek bitince ve destek de alınca, hiç içmemeye başladım ben. 1 hafta ile 10 gün içerisinde olayı bitirdim. 2026’ya girdiğim 1 Ocak itibariyle ne aldım, ne içtim, ne de aklıma geliyor" dedi. "Sigara sağlığa zararlı, hiçbir getirisi yok" Bağımlı olan diğer vatandaşlara da tavsiyede bulunan Karaca, şöyle devam etti: "Her ilaç herkese uygun olmayabilir; doktor tavsiyesinde, bilinçli şekilde kullanılmasında faydası var. Herkesin bırakmasını isterim. Sigara sağlığa zararlı, hiçbir getirisi yok. Ben 40 yıl üzeri içtim, hiçbir faydasını görmedim. Yediğin ekmeğin, uyuduğun uykunun, suyun bile tadı var. Erken bırakmada yarar var. Doktor, ’Bırak’ demeden kendin bırak." Bazı arkadaşlarının kendisine şaka amaçlı sigara ikram ettiğini söyleyen Nevzat Karaca, gıcıklığına, ’Seni sigaraya geri başlatacağız’ diyenler olduğunu söyledi. Ancak hiçbirinden etkilenmediğini dile getiren Karaca, "Sigara uzatılsa da, yanımda içilse de artık benimle bir alakası yok" ifadelerini kullanarak kararlılığını vurguladı. (EE-
19 Şubat 2026 Perşembe - 10:41
Kardiyolojide damar içi görüntüleme dönemi
Bodrum Memorial Hastanesi Kardiyoloji Bölümü uzmanları Dr. Yücel Uzun, Doç. Dr. Ahmet Zengin ve Dr. Özgür Ordu, günümüzde yalnızca anjiyografik görüntüye bakılarak verilen kararların bazı vakalarda yetersiz kalabildiğine dikkat çekti. Kardiyoloji alanında damar içi görüntüleme teknolojileri, özellikle sınırda ve kompleks koroner arter hastalıklarında tedavi kararlarını daha güvenilir hale getirerek klinik pratiği dönüştürüyor. Damar içinden ultrasonla ayrıntılı görüntüleme sağlayan intravasküler ultrasonografi (IVUS), klasik anjiyografide net karar verilemeyen durumlarda darlığın derecesini, yapısını ve plak kompozisyonunu yüksek doğrulukla analiz etmeye imkan tanıyor. Uluslararası kardiyoloji kılavuzlarında da önerilen bu yöntem; stent planlaması, işlem sırasında optimizasyon ve stent sonrası kontrol aşamalarında girişimsel kardiyologlara kritik veriler sunuyor. Özellikle ana damar (left main) darlıkları, çok damarlı hastalıklar, uzun segment lezyonlar ve daha önce stentuygulanmış hastalarda IVUS kullanımı, hem işlem başarısını artırıyor hem de gereksiz girişimlerin önüne geçebiliyor. Klasik anjiyografi tek başına yeterli olmayabiliyor Bodrum Memorial Hastanesi Kardiyoloji Bölümü uzmanları Dr. Yücel Uzun, Doç. Dr. Ahmet Zengin ve Dr. Özgür Ordu, günümüzde yalnızca anjiyografik görüntüye bakılarak verilen kararların bazı vakalarda yetersiz kalabildiğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, damar içi görüntüleme yöntemlerinin devreye girmesiyle birlikte lezyonun gerçek ciddiyetinin daha objektif değerlendirilebildiğini belirtiyor. IVUS teknolojisi; damar duvarı kalınlığı, plak yükü, kalsifikasyon derecesi ve stent yerleşiminin optimal olup olmadığı gibi parametreleri milimetrik düzeyde analiz edebiliyor. Bu sayede hekimin, damara müdahale gerekip gerekmediği, hangi stentin seçileceği, balon genişletmenin yeterli olup olmayacağı gibi kritik sorulara daha net yanıt vermesi mümkün oluyor. Stent sonrası kontrol ve optimizasyon Damar içi görüntüleme yalnızca karar aşamasında değil, işlem sonrası değerlendirmede de önemli rol oynuyor. Yerleştirilen stentin damar duvarına tam oturup oturmadığı, genişliğinin yeterli olup olmadığı veya ek müdahale gerekip gerekmediği IVUS ile net biçimde görülebiliyor. Bu durum, uzun vadede stent içi daralma (restenoz) ve pıhtı oluşumu riskinin azaltılmasına katkı sağlıyor. Uzmanlar, IVUS eşliğinde yapılan girişimlerin özellikle yüksek riskli hasta gruplarında işlem başarısını ve hasta güvenliğini artırdığını, aynı zamanda gereksiz stent uygulamalarını azaltarak daha kişiselleştirilmiş tedavi planlamasına imkan tanıdığını vurguluyor. Kılavuzların önerdiği yaklaşım Avrupa ve Amerika kardiyoloji kılavuzlarında; ana damar darlıkları, kompleks bifurkasyon lezyonları ve sınırda darlıkların değerlendirilmesinde damar içi görüntüleme yöntemlerinin kullanımı güçlü öneriler arasında yer alıyor. Bu yaklaşım, doğru hasta seçimi ve doğru zamanda müdahale edilmesi açısından önemli bir klinik standart haline geliyor. Vaka örneği: Şüpheli ana damar darlığında gereksiz stentönlendi Bodrum Memorial Kardiyoloji Kliniği’nde değerlendirilen uluslararası bir vakada, yurt dışında farklı bir damara stent uygulanmış bir hastanın anjiyografisi yeniden incelendi. Ana damara da stent takılması yönündeki önceki karara temkinli yaklaşan ekip, damar içi görüntüleme yöntemiyle darlığın gerçek ciddiyetini değerlendirdi. Yapılan IVUS incelemesinde ana damardaki darlığın kritik seviyede olmadığı tespit edildi. Böylece hastaya ek stent ya da bypass operasyonu uygulanmasına gerek kalmadan aynı gün taburcu edilerek ülkesine gönderildi. Uzmanlar, bu tür ileri görüntüleme tekniklerinin doğru hasta seçimi, gereksiz girişimlerin önlenmesi ve sağlık maliyetlerinin azaltılması açısından önemli kazanımlar sağladığını belirtiyor. Deneyim ve teknoloji birlikte gerekli Damar içi görüntüleme işlemlerinin ileri teknoloji ve deneyim gerektirdiğini vurgulayan kardiyoloji uzmanları, kompleks girişimlerin bu alanda tecrübeli ekipler tarafından yapılmasının ve görüntülerin doğru yorumlanmasının tedavi başarısı açısından kritik önem taşıdığını ifade ediyor. Kardiyolojide teknolojik gelişmelerin hızla devam ettiğini belirten uzmanlar, damar içi görüntüleme yöntemlerinin önümüzdeki dönemde daha fazla merkezde standart uygulama haline gelmesinin beklendiğini, bunun da hastalar için daha güvenli ve kişiye özel tedavi seçenekleri anlamına geldiğini vurguluyor.
19 Şubat 2026 Perşembe - 10:40
Kubba’dan Ramazan mesajı
Medical Point Gaziantep Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Hayrullah Kubba, Ramazan ayının başlaması dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Hayrullah Kubba mesajında, "Mübarek Ramazan ayının ilk sahuruna bu gece ulaşmanın huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Rahmet, bereket ve mağfiret ayı olan Ramazan’ın başta ülkemiz olmak üzere tüm İslam âlemine sağlık, esenlik ve hayırlar getirmesini temenni ediyoruz. Rahmet ve bereket ayı olan Ramazan-ı Şerif’e kavuşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. İlk sahurumuzu yaptığımız bu mübarek gecede, fedakârca görev yapan tüm sağlık çalışanlarımızın ve kıymetli hemşehrilerimizin Ramazan ayını en içten dileklerimle tebrik ediyorum. Bu mübarek ayın; birlik ve beraberliğimizi pekiştirmesini, gönüllerimize huzur, sofralarımıza bereket getirmesini diliyorum. Medical Point Gaziantep Hastanesi olarak Ramazan ayının ilk sahurunda tüm vatandaşlarımızın Ramazan’ını kutluyor, hayırlı ve bereketli olmasını temenni ediyoruz" ifadelerini kullandı. Sağlık hizmetlerini büyük bir özveriyle sürdüren tüm çalışanlara teşekkür eden Kubba, Ramazan ayı boyunca dayanışma ve paylaşma ruhunun güçlenmesi temennisinde bulundu.
19 Şubat 2026 Perşembe - 10:18
"Oruç, zihinsel berraklığı artırıyor"
Orucun beyinde bazı biyolojik değişimlere yol açtığına değinen Psikolog Dilara Dalyan, "Orucun ilk günlerinde vücut glikoz depolarını kullanır. Yaklaşık 3-4 gün sonra yağ yakımı başladığında beyin alternatif bir enerji kaynağına geçer. Bu süreç, bireyde zihinsel berraklık ve farkındalık hissinin artmasını sağlar. Ayrıca, oruç nedeniyle oluşan açlık beyinde BDNF (Beyin Türetilmiş Nörotrofik Faktör) adlı proteinin üretimini artırır. Bu protein yeni sinir hücrelerinin oluşumunu desteklerken, öğrenme ve hafıza fonksiyonlarını da olumlu etkileyebilir" dedi. Ramazan ayının yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik açıdan da önemli bir arınma ve denge süreci olduğunu belirten VM Medical Park Florya Hastanesi’nden Psikolog Dilara Dalyan, orucun bireyin öz denetim becerilerini güçlendirdiğini ve zihinsel dayanıklılığı artırdığını söyledi. Oruç tutmanın bir tür irade egzersizi olduğuna dikkat çeken Psk. Dalyan, "Açlık dürtüsünü kontrol edebilmek, beynin karar verme ve irade merkezi olan prefrontal korteksin daha aktif çalışmasını sağlar. Bu durum bireyin stresle baş etme kapasitesini artırır ve psikolojik dayanıklılığı güçlendirir" diye konuştu. "Öğrenme ve hafızayı olumlu etkiliyor" Uzun süreli açlığın beyinde bazı biyolojik değişimlere yol açtığına değinen Psk. Dalyan, "Orucun ilk günlerinde vücut glikoz depolarını kullanır. Yaklaşık 3-4 gün sonra yağ yakımı başladığında beyin alternatif bir enerji kaynağına geçer. Bu süreç, bireyde zihinsel berraklık ve farkındalık hissinin artmasına katkı sağlar" dedi. Açlığın beyinde BDNF (Beyin Türetilmiş Nörotrofik Faktör) adlı proteinin üretimini artırdığını vurgulayan Psk. Dalyan, "Bu protein yeni sinir hücrelerinin oluşumunu desteklerken, öğrenme ve hafıza fonksiyonlarını da olumlu etkileyebilir" ifadelerini kullandı. "Ramazan empati ve şükran duygusunu güçlendirir" Ramazan ayının toplumsal bağları da kuvvetlendirdiğine dikkat çeken Psk. Dalyan, "Oruç tutan birey, açlığı yalnızca bilmekle kalmaz, bizzat deneyimler. Bu durum empatiyi artırır. Aynı anda milyonlarca insanın oruç açması, güçlü bir aidiyet ve birlik duygusu oluşturur" açıklamasında bulundu. Pozitif psikolojide şükran duygusunun mutlulukla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Psk. Dalyan, "İftar sofrasında yaşanan farkındalık, bireyin sahip olduklarına odaklanmasını sağlar. Bu da yaşam doyumunu artırarak kronik mutsuzluğa karşı koruyucu etki oluşturur" şeklinde konuştu. "Öfke ve sinirliliğe dikkat" Ramazan’da görülen öfke ve sinirliliğin genellikle kan şekeri düşüklüğü, uyku düzeninin bozulması ve kafein yoksunluğuna bağlı olduğunu ifade eden Psk. Dalyan, şu önerilerde bulundu: "Öfke anlarında 4-7-8 nefes tekniği uygulanabilir. Sahur sonrası uyku düzeni korunmalı veya gün içinde kısa süreli dinlenmeler yapılmalıdır. Önemli kararlar iftar sonrasına bırakılmalı ve günlük yaşam temposu bilinçli şekilde yavaşlatılmalıdır." "Dijital detoks ruhsal etkiyi artırır" Ramazan’ın sadece beslenme değil, aynı zamanda dijital alışkanlıklar açısından da bir arınma fırsatı sunduğunu dile getiren Psk. Dalyan, "İftar ve sahur arasında telefon ve ekran süresini azaltıp sevdiklerimizle iletişime yönelmek, dopamin bağımlılığını azaltarak ruhsal iyilik halini güçlendirir" dedi. Ramazan ayının sabır, erteleme ve farkındalık becerilerini geliştirdiğini belirten Psk. Dalyan, "Ramazan, tabağımızdaki yemeği azaltırken ruhumuzdaki öfke, sabırsızlık ve hırsı da törpüler. Bu süreç, bireyin hem zihinsel hem duygusal olarak yenilenmesine katkı sağlar" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
19 Şubat 2026 Perşembe - 10:07
Op. Dr. Adil Güçal Güçlü: "Taş düşüren hastada 5 yıl içinde tekrarlama riski yüzde 50"
Op. Dr. Adil Güçal Güçlü, taş düşüren hastalarda 5 yıl içinde tekrarlama riskinin yüzde 50’ye kadar çıktığını söyledi. Üriner sistem taş hastalığının dünya genelinde acil servise başvuruların en sık nedenlerinden biri olduğunu belirten Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Op. Dr. Adil Güçal Güçlü, hastalığın yalnızca cerrahi değil, aynı zamanda metabolik bir süreç olduğuna dikkat çekti. Erkeklerde yaşam boyu görülme sıklığının yüzde 12, kadınlarda ise yüzde 6 civarında olduğunu ifade eden Güçlü, özellikle yetersiz sıvı tüketiminin taş oluşumunda temel etken olduğunu kaydetti. "Şiddetli ağrı en sık karşılaşılan belirti" Taşın idrar akışını engellemesi sonucu böbrek içinde basınç artışı meydana geldiğini belirten Op. Dr. Güçlü, "Bu durum bel ve yan bölgede başlayıp kasığa vuran, doğum sancısı ile kıyaslanan şiddetli ağrıya neden olur. Taşın dokulara teması sonucu idrarda kan görülebilir. Ayrıca bulantı, kusma, ateş, titreme ve idrar yaparken yanma da belirtiler arasında yer alır. Hastalarda bu şikayetlerin bir ya da birkaçı aynı anda görülebilir" dedi. "Tanıda altın standart kontrastsız BT" Tanı yöntemlerine değinen Güçlü, "Kontrastsız bilgisayarlı tomografi günümüzde altın standarttır. Taşın boyutunu, yerini ve sertliğini net şekilde gösterir. Ultrasonografi ise radyasyon içermemesi nedeniyle özellikle gebeler ve çocuklarda ilk tercihtir ancak kanala düşmüş küçük taşları her zaman göstermeyebilir. Ayrıca tam idrar tetkiki ve böbrek fonksiyon testleri de değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı. "Ameliyatsız tedaviler mümkün" Taşın boyutuna ve böbreğe verdiği hasara göre tedavi planının belirlendiğini aktaran Güçlü, "5 milimetrenin altındaki taşlarda bol su tüketimi ve kanal gevşetici ilaçlarla taşın kendiliğinden düşmesi beklenebilir. Ancak şiddetli ağrı, böbrek fonksiyonlarında bozulma veya enfeksiyon varlığında cerrahi müdahale gerekebilir. ESWL şok dalga tedavisi ya da kapalı lazer yöntemleri uygulanabilir. Daha büyük taşlarda kapalı böbrek cerrahisi tercih edilebilir" şeklinde konuştu. "Taş oluşumunu önlemek için 5 altın kural" Taş hastalığının tekrarlama riskine dikkat çeken Op. Dr. Güçlü, korunma yollarını ise şu şekilde sıraladı: "Günlük en az 2,5-3 litre su tüketilmeli, idrar rengi berrak olmalı. Günlük tuz tüketimi 5 gram ile sınırlandırılmalı. Kalsiyum ve oksalat dengesi sağlanmalı, yüksek oksalatlı gıdalar kontrollü tüketilmeli. Aşırı kırmızı et tüketiminden kaçınılmalı. Tekrarlayan taşlarda mutlaka taş analizi ve 24 saatlik idrar analizi yapılarak kişiye özel diyet planı oluşturulmalı." Op. Dr. Adil Güçal Güçlü, düzenli takip ve yaşam tarzı değişiklikleri ile taş hastalığının tekrarının büyük ölçüde önlenebileceğini sözlerine ekledi.
19 Şubat 2026 Perşembe - 09:57
Sigarayı bırakmak zor değil
Sigarayı bırakmanın mümkün olduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Başak Mutlu, bu süreçte sigarayı bırakmak için tarih belirlemenin önemli olduğunu söyledi. Mutlu, "Bir tarih belirlenmesi, kişilerin sigarayı bırakacakları sürece kendilerini hazırlamasında yardımcı olacaktır. Belirlenen tarihin ise mümkün olduğunca yakın ve stressiz bir dönem olmasına dikkat edilmelidir" dedi. Sigarayı bırakma sürecinde kişinin, kendisine sigarayı hatırlatacak mekân, insan ve ritüellerden uzak durmasının oldukça faydalı olacağına dikkat çeken Medicana Bursa Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Başak Mutlu, "Meselâ kahveyle birlikte sigara içen birinin, sigarayı bırakma döneminde kahve tüketimini azaltmasını ya da kesmesini öneriyoruz. Yemeklerden sonra gelen sigara içme isteğiyle baş etmek için de yürüyüş yapmak denenebilir. Sigarayı bırakmak zaman alan bir süreçtir. Bazı günlerin rahat, bazı günlerin zor geçmesi, doğal ve beklenen bir süreçtir" ifadelerini kullandı. Kişilerin, sigarayı bırakmakla birlikte elde edecekleri avantajları bir liste olarak hazırlayıp, zorlandığı zamanlarda bu listeye bakmasının motive edici olabileceğini belirten Özel Medicana Bursa Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Başak Mutlu "İlk birkaç hafta içinde huzursuzluk, konsantre olmakta zorlanma, yeme isteğinde artış, kolay öfkelenme, bunalma gibi yoksunluk belirtileri görülebilir. Bunlar normal ve geçici belirtilerdir. Bu dönemde bir psikiyatri hekimine görünüp ilaç desteği almak, bu sürecin rahat geçmesine yardımcı olabilir" diye konuştu. Sigara kullanımında, fiziksel bağımlılığın yanı sıra, psikolojik bağımlılığın da önemli rol oynadığına dikkat çeken Mutlu, "Bu alanda çalışan bir klinik psikologdan destek almak, hem bağımlılığın psikolojik etkileriyle baş etmekte hem de sigarayı bırakma davranışını sürdürmekte kişilere yardımcı olabilir. Unutulmamalıdır ki, bir kez bağımlı olan kişi, bağımlılıktan kurtulmuş olsa bile tekrar bağımlı olmaya adaydır. Dolayısıyla, sigarayı bıraktıktan sonra kişiler kendilerini test etmekten kaçınmalıdır" dedi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder