Son Dakika
|
Pentagon, UFO dosyalarını yayınlamaya başladı
Diyarbakır’da inşaat halindeki otelde yangın
Muhittin Böcek'i oğlu Gökhan Böcek etkin pişmanlıktan yararlandı!
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Ülkemizde henüz pozitif vaka tespit edilmemiştir"
Baba ve oğlunu öldüren kanser hastası yaşlı adam tahliye edildi
Ankara’da yaşlı adamı ağır yaralayıp parasını gasp eden saldırgan tutuklandı
Bakan Gürlek'ten flaş açıklamalar: ''İBB Davasında ifadesini geri çeken kimse yok''
Önünü kestiği yaşlı adamın parasını çalıp öldüresiye darp etti
Kübra Yapıcı cinayetinde yeni gelişme!
Hollanda’da bir kabin memuru hantavirüs şüphesiyle karantinaya alındı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Tarlasında silahlı saldırıya uğrayan mahalle muhtarı hayatını kaybetti
Bolu Dağı’nda araç devrildi: Kilometrelerce araç kuyruğu oluştu
ABD, İran’a yönelik ablukayı ihlal ettiği öne sürülen 2 gemiyi vurdu
İranlı Sözcü Bekayi: "ABD’nin yanıtı hala değerlendirme aşamasında"
Profesör açıkladı: "Hantavirüs, kemirgenlerden bulaşıyor"
Bakan Kurum: "Üretim hızımızı saatte 23, günde 550 konuta ulaştırdık"
Yol ortasındaki hindi kavgası trafiği durdurdu
SAĞLIK
Doç. Dr. Evigen’den hantavirüse karşı kritik uyarı
08 Mayıs 2026 Cuma - 22:12:25
Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen, son günlerde Dünya Sağlık Örgütünce (DSÖ) farklı ülkelerde vakaları bildirilen hantavirüse karşı vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Arjantin’den hareket eden "MV Hondius" isimli gemide doğrulanan ve 3 kişinin ölümüne neden olan hantavirüs vakalarının ardından konu gündeme geldi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen ise hantavirüs hakkında bilgi vererek, virüsün farelerin dışkı, idrar ve tükürüğü yoluyla insanlara bulaştığını söyledi. "İnsandan insana bulaşmıyor" Hastalığın ciddi sağlık sorunlarına ve ölüme yol açabileceğini belirten Evirgen, virüsün şu an için insandan insana bulaşmadığını ifade etti. Özellikle fare ve kemirgen temasının yoğun olduğu alanlarda hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Evirgen, vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. "Karadeniz Bölgesi’nde zaman zaman rastlanabiliyor" Hantavirüsün yeni ortaya çıkan bir virüs olmadığını ve Türkiye’de geçmiş yıllarda da özellikle Karadeniz Bölgesi’nde nadiren görüldüğünü belirten Doç. Dr. Ömer Evirgen, "Bu aralar hantavirüs enfeksiyonu sosyal medyada sıkça gündeme geliyor. Hantavirüs enfeksiyonu ülkemizde de geçmişte nadiren görülen bir hastalık. Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde zaman zaman rastlanabiliyor. Virüs, farelerin idrarı, dışkısı ve tükürüğünün toprağa veya gıdalara bulaşmasıyla yayılabiliyor. Bu atıkların bulunduğu ortamda oluşan tozun solunması ya da kirli yüzeylere temas ettikten sonra elin ağız, burun veya göze götürülmesiyle insanlara bulaşabiliyor" dedi. "Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor" Hastalığın ilk belirtilerinin grip benzeri şikayetlerle başladığını ifade eden Evirgen, "Bu hastalık genellikle ateş, kas ve eklem ağrıları, halsizlik ve ishal gibi belirtilerle başlıyor. İlerleyen süreçte ise iki farklı ağır tablo ortaya çıkabiliyor. Bunlardan biri solunum yetmezliği, diğeri ise böbrek yetmezliği ve kanamayla seyreden formdur. Ciddi ve hayati risk taşıyan bir hastalıktır. Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor. Hastalara yoğun bakım şartlarında destek tedavisi uygulanıyor" ifadelerini kullandı. "COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz" Korunma yöntemlerine ilişkin de açıklamalarda bulunan Evirgen, COVİD gibi bir kapanma süreci beklemediklerini de söyleyerek, "Bu virüsten korunmak için özellikle kırsal alanlarda ve farelerin yaşam alanlarının bulunduğu ortamlarda dikkatli olunması gerekiyor. Tozlu ortamlarda maske kullanılmalı, eller yıkanmadan gıdalara temas edilmemeli ve yüz bölgesine dokunulmamalıdır. Bu virüs COVID-19 gibi değil. Yakın temas ve enfekte tozların solunmasıyla bulaşıyor. Şu an için insandan insana bulaştığına dair net bir bilgi bulunmuyor. Bu nedenle COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz" diye konuştu.
08 Mayıs 2026 Cuma - 21:25
Prof. Dr. Oytun Erbaş’tan hantavirüs açıklaması: "İnsandan insana bulaşmıyordu, bir varyantı var, And-v virüsü insandan insana bulaşıyor"
Prof. Dr. Oytun Erbaş, son günlerde gündeme gelen hantavirüsle ilgili, "İnsandan insana bulaşmıyordu. Bir tane varyantı var, o da Andes varyantı. Bunu çok duyacağınızı öğrenin. Bu And-v virüsü insandan insana bulaşıyor. Ama nasıl bulaşıyor, yakın temasla" dedi.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:52
Boynundaki 542 gramlık kitle başarıyla çıkarıldı
Bilecik’te yıllardır boynunda giderek büyüyen tiroid kitlesi nedeniyle nefes almakta güçlük çeken 54 yaşındaki hasta, başarılı operasyonla yeniden sağlıklı nefes almaya başladı. Diyabet ve akciğer hastalığı da bulunan 54 yaşındaki İrfan Bozan, Sakarya’dan Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne müracaat etti. Yapılan muayene ve tetkikler sonrasında Bozan’ın boynundaki kitle zamanla büyüyerek göğüs boşluğuna kadar ilerlediği görüldü. Günlük yaşamını ciddi şekilde etkileyen kitle nedeniyle nefes darlığı yaşayan hasta, sırt üstü yatamayacak duruma geldi. Daha önce başvurduğu çeşitli sağlık merkezlerinde ameliyatın yüksek risk taşıdığı belirtilen Bozan, uzun süre operasyon olamadı. Dev tiroid ameliyatıyla sağlığına kavuştu Tedavi umuduyla il dışından Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’ne başvuran hasta için yapılan detaylı değerlendirmeler ardından ameliyat kararı alındı. Operasyon, Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğuşcan Kurular tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Yaklaşık 2,5 saat süren operasyon sırasında, solunum yollarına baskı oluşturan ve göğüs boşluğuna kadar uzanan 542 gram ağırlığındaki dev tiroid dokusu başarıyla çıkarıldı. Ameliyat sonrası yakından takip edilen hastanın nefes alıp vermesinde belirgin rahatlama sağlandığı öğrenildi. Başarılı operasyonun ardından kısa sürede sağlığına kavuşan İrfan Bozan, taburcu edilerek günlük yaşamına yeniden döndü. Yetkililer, özellikle nefes darlığı, yutma güçlüğü ve boyunda büyüyen şişlik gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, erken teşhis ve zamanında müdahalenin hayati önem taşıdığına dikkat çekti.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:10
Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu
Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü dolayısıyla gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyumda ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’i tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var" dedi. "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasının önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş, bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir. Anne, sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını, hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle. Annenin sesinin de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu ifade eden Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek. Tabii ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" dedi. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
08 Mayıs 2026 Cuma- 14:44
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Ülkemizde henüz pozitif vaka tespit edilmemiştir"
2
08 Mayıs 2026 Cuma- 21:25
Prof. Dr. Oytun Erbaş’tan hantavirüs açıklaması: "İnsandan insana bulaşmıyordu, bir varyantı var, And-v virüsü insandan insana bulaşıyor"
3
07 Mayıs 2026 Perşembe- 15:13
DAKAF’26’da Lokman Hekim Van Hastanesi gençlerin kariyer hedeflerine ışık tuttu
4
08 Mayıs 2026 Cuma- 12:46
Profesör açıkladı: "Hantavirüs, kemirgenlerden bulaşıyor"
5
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 16:35
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
18 Şubat 2026 Çarşamba - 12:40
Mersin’de ücretsiz hasta nakil ambulansı hizmeti 85 bin hastaya ulaştı
Mersin Büyükşehir Belediyesinin ücretsiz ‘hasta nakil ambulansı’ hizmetiyle, yatağa bağımlı ve oksijen desteği alan hastalar güvenli şekilde hastaneye ve evlerine ulaştırılıyor. 16 ambulans ve 44 personelle yürütülen hizmet kapsamında 2019’dan bu yana 85 bin hastaya destek verildi. Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığının vatandaşlara sunduğu ‘hasta nakil ambulansı’ hizmeti, yatağa bağımlı hastaların ücretsiz olarak hastaneye veya evden eve nakillerini sağlıyor. Halk Sağlığı ve Denetim Şube Müdürlüğü koordinesinde hizmet veren ambulans servisinin merkezde ve ilçelerde verdiği hizmet, hasta ve hasta yakınları tarafından memnuniyetle karşılanıyor. 11’i merkezde ve 5’i ilçelerde olmak üzere toplam 16 hasta nakil ambulansı ile hizmet veren servisin bünyesinde, bir de acil yardım ambulansı bulunuyor. Büyükşehir Belediyesinin 16 hasta nakil ambulansı, merkez ve ilçelerde görev başında Merkezde ve ilçelerde vatandaşların sağlık hizmetleri ve konforu için çalışan hasta nakil ambulans servisi, yapılan planlama ile gün içinde randevularla hareket ediyor. Gerekli ekipmanlar ve uzman sağlık personeli refakatinde gerçekleştirilen nakil hizmetinden, yatağa bağımlı veya oksijen desteği alması gereken vatandaşlar ücretsiz yararlanabiliyor. 44 sağlık personeli ile vatandaşların yanında olan servis, 2019 yılından bu yana 85 bin hastaya hizmet verdi. Merkez ilçeler dışında yaşayan vatandaşlar, planlama ile hareket eden ekiplerin nakil hizmeti için bir gün önceden randevu oluşturabiliyor. Ekipler, hastaların tedavi süreçleri bittikten sonra yine evlerine güvenli bir şekilde naklini sağlıyor. Hizmetten faydalanmak isteyen vatandaşlar, ‘Alo 185’ Teksin Çağrı Merkezinden randevu alabiliyor. "2019 yılından bu yana 85 bin hastaya nakil hizmeti verdik" Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı Halk Sağlığı ve Denetim Şube Müdürlüğü Ambulans Servisi Mesul Müdürü Deniz Anahtar, kent genelinde kesintisiz hizmet verdiklerini vurgulayarak, 2019 yılından bu yana 85 bin hastaya ulaştıklarını ifade etti. Hastaların güvenli ulaşımını esas aldıklarını dile getiren Anahtar, "Sürekli oksijen desteği alan veya yatağa tam bağımlı hastalarımızın evden hastaneye, hastaneden de eve nakillerini sağlıklı ve güvenli bir şekilde sağlamaktayız. Vatandaşlarımız ‘Alo 185’ Teksin Çağrı Merkezinden bizlere ulaşım sağlıyor. Hastalarımıza uzman personelimiz ve teknolojik cihazlarla donatılmış ambulanslarımızla hizmet vermekteyiz" dedi.
18 Şubat 2026 Çarşamba - 12:36
’Sosyal medyanın etkisiyle çocuk ve gençlerde estetik talebi arttı’
Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hayati Akbaş, sosyal medyanın etkisiyle çocuk ve gençlerde estetik cerrahi taleplerinin arttığını belirterek, "İstisnalar dışında estetik müdahaleler, fiziksel ve ruhsal gelişim tamamlandıktan sonra yapılmalıdır" dedi. Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hayati Akbaş, çocuk ve gençlerde estetik cerrahi taleplerine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Günümüzde sosyal medyanın etkisiyle küçük yaş gruplarının estetik ameliyatlara yöneldiğini ifade eden Akbaş, estetik cerrahinin doğru zaman ve doğru endikasyon ile yapılması gerektiğini vurguladı. Akbaş, "Estetik amaçlı cerrahi müdahaleler için çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimlerini tamamlaması gerekmektedir. Mümkünse estetik operasyonlar en az 18 yaş tamamlandıktan sonra yapılmalıdır. Ancak bazı özel durumlarda erken müdahale gerekebilir" ifadelerini kullandı. Özel durumlardan örnek veren Akbaş, kepçe kulak gibi fiziksel farklılıkların çocukların psikolojisini ve sosyal yaşamını olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Bu gibi vakalarda ameliyatın okul öncesi dönemde yapılmasının çocuğun ruh sağlığı açısından faydalı olacağını, aşırı büyük göğüs gelişimi gibi durumların da çocuğun psikolojisini ve günlük yaşantısını olumsuz etkileyebileceğini belirten Akbaş, "Bazı durumlarda fiziksel gelişim tamamlanmadan da cerrahi müdahale yapılabilir. Bu, çocuğun hem ruhsal hem de fiziksel sağlığı için önemlidir" diye konuştu. "Her vaka titizlikle değerlendirilmeli" Bazı durumlarda, fiziksel gelişimin tamamlanmasını beklemek gerekmediğini belirten Akbaş, "Bazı durumlarda mutlaka plastik cerrahi müdahalesi gerekir. Bazı durumlarda ise fiziksel ve ruhsal gelişimin tamamlanması beklenmeli ve ondan sonra cerrahi müdahale yapılmalıdır. Bu gibi durumlarda mutlaka uzman görüşü değerlidir. Bir çocuk ailesinden böyle bir talepte bulunuyorsa, aile bu çocuğu plastik cerrahi uzmanıyla karşı karşıya getirmeli ve operasyonla ilgili gerçek fikirler konusunda bilgilendirmelidir; böylece uygun zamanda operasyon yapılabilir. Bazen doğar doğmaz estetik ameliyatlar yapılabilir. Çocuk doğduğunda dudak yarıklığı gibi durumlar olabilir. Bu gibi durumlarda beklenmez; 2–3 ay içerisinde operasyonlar başlar. Bazen yıllar değil, aylar içerisinde bile plastik cerrahi müdahale gerekebilir. Doğuştan olan bazı durumlarda, örneğin damar büyüklüğü, dudak, yüz, bacak veya kol ile ilgili sorunlarda, ergenlik beklenmez; müdahale yapılması gerekir" şeklinde konuştu.
18 Şubat 2026 Çarşamba - 12:21
Kahramanmaraş’ta belinden zımba teli çıkan bebeğin ailesi sorumluların ceza almasını istedi
KAHRAMANMARAŞ (İHA) – Kahramanmaraş’ta hastaneye götürülen bir yaşındaki bebeğin belinden akciğer zarına doğru ilerleyen 2 santimetrelik zımba teli çıktı. Aile, bebeğin doğduğundan beri zımba teli yüzünden rahatsızlık çektiğini belirterek sorumluların ceza almasını istedi. Dulkadiroğlu ilçesi Sümer Mahallesi’nde ikamet eden Orhan ve Hatice Nur Poyraz çifti, 18 Ocak 2025 tarihinde Kahramanmaraş Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’nde çocuklarını kucaklarına aldı. Doğum sonrası sarılık nedeniyle bebek bir süre kuvöze alındı. Yaklaşık bir hafta kuvözde kalan bebek taburcu edildi. Baba Orhan Poyraz, 1 yaşına kadar Ömer Asaf bebeğin gece gündüz durmadan ağlaması üzerine hastaneye gitti. Ancak sırt üstü yatmak istemeyen bebeğin ağlaması durmadı. Baba Poyraz, bir gün acil serviste yapılan kontrollerde bebeğin belinde yabancı cisim olduğunu, çekilen filmlerde ise "L" şeklinde zımba teli tespit edildiğini söyledi. Çeşitli hastanelere yönlendirildiklerini anlatan baba, uzun süre müdahale edilmediğini, daha sonra özel bir hastanede yapılan operasyonla zımba telinin çıkarıldığını kaydetti. "Filmlere baktılar ’L şeklinde zımba teli var, alınması lazım’ dediler" Poyraz, bebeğin doğduktan sonra sarılık diyerek kuvöze alındığını belirterek, "Bir hafta orada yattı. Sonra çıkardılar, eve getirdik. Eve geldikten sonra gece gündüz ağlaması hiç durmadı. Tekrar hastaneye götürdüm. Kaşınıyordu, bir hafta banyo yaptıramadık. Sonra duş aldırdım, bağırması daha da arttı. Belini açtık, sırtına baktık, bir şey var mı diye kontrol ettik, görünürde yoktu. Hastaneye götürdük, şurup verdiler. Aylar geçti. Daha sonra acilde bir doktor çocuğumun belinde yabancı cisim olduğunu söyledi. 184’ü aradım, şikayette bulundum. Başhekim yardımcısının yönlendirmesiyle tomografi çekildi. O zaman belinde zımba teli olduğu netleşti. Başka bir hastaneye götürdük, ’riskli, 8 yaşına kadar alınamaz’ dediler, geri gönderdiler. Eve geldikten üç gün sonra oğlum bayıldı. Kardeşimle özel hastaneye götürdük. Orada filmlere baktılar, ’akciğere doğru gidiyor, L şeklinde zımba teli var, alınması lazım’ dediler" dedi. "Bu olay araştırılsın" Özel hastanede zımba telinin ameliyatla çıkarıldığını ifade eden Poyraz, olayın araştırılmasını isteyerek, "Bu süreçte prematüre olan kızım da hastanedeydi. Bu olayı duyunca kızımı da çocuk hastanesinden erken taburcu ettiler. 1 kilo 900 gramdı. Şimdi iki bebeğim de evde. Ben bir yıldır işe gidemiyorum. İnşaat işçisiyim, asgari ücretle çalışıyordum. Zımba teli çıkarılmadan önce çocuğum felç gibi yatıyordu. Şimdi biraz daha iyi ama hala çok ağlıyor. Bir yıldır bu şekildeyiz. Allah korusun bir enfeksiyon olsa, başına bir şey gelse bunun hesabını kim verecek" diye konuştu. Baba Poyraz, sorumluların bulunması için suç duyurusunda bulunduğunu ve süreci takip ettiğini kaydetti.
18 Şubat 2026 Çarşamba - 12:20
Sağlıklı Menopoz Okulları’nda ücretsiz eğitimler veriliyor
Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğünce yürütülen ’Sağlıklı Menopoz Okulu’ programı kapsamında Ankara’daki Yiğit Gençbay Sağlıklı Hayat Merkezi tarafından ’Menopoz Okulu’ eğitimi düzenlendi. Kadınların menopoz döneminde yaşadığı fiziksel, hormonal ve ruhsal değişimlere ilişkin farkındalık oluşturmayı amaçlayan eğitim programında, menopozun fizyolojik süreci, kemik sağlığı, sağlıklı beslenme, duygusal değişimler ve fiziksel aktivitenin önemi ele alındı. Kızılcaşar Kültür Merkezi’ndeki eğitimlerde hekim, ebe, hemşire, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapistlerden oluşan uzman ekip, katılımcılara menopoz sürecini daha sağlıklı ve bilinçli geçirebilmeleri için bilimsel veriler ışığında bilgiler verdi. Uzm. Dr. Feyza Nur Ünsal, menopozun doğal bir yaşam dönemi olduğuna dikkat çekerek, "Eğitimlerimizi biz hekim, ebe, hemşire, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist eşliğinde ücretsiz olarak vermekteyiz. Bu eğitimlerde neler yapıyoruz peki? Kadınlarla menopoz sürecini konuşuyoruz. Menopozdaki kemik sağlığını, yine menopozda beslenme önerileri, fiziksel aktiviteyi ve menopoz sürecindeki kadınların duygu durum değişikliklerinden konuşuyoruz" dedi. Ebe Banı Çiçek Kırdıoğlu Çetin ise verilen eğitimlerle kadınların yaşam kalitesini artırmayı hedeflediklerini belirterek, "Kadınlarımıza verdiğimiz bu eğitimlerle hayat kalitelerini yükseltmeyi amaçlıyoruz. Burada sağlık kontrollerinin düzenli yaptırmalarını, menopoz döneminde yaşayabilecekleri sorunları ve bu sorunlarda yapabilecekleri konusunda onlara yardımcı olup yol gösteriyoruz" ifadelerini kullandı. Eğitime katılan Yeliz Dağıştan (40), programın kendisi için yol gösterici olduğunu belirterek, "Menopozla beslenme özellikle çok ilgimi çekti. Yani tabii ki sağlıklı beslenmeyi, dengeli beslenmeyi biliyoruz ama beyaz ete yönelmemiz gerektiği söylendi mesela. Balık tüketimi kırmızı etten daha önemliymiş bu süreçte. Bunu öğrendiğime mutluyum" şeklinde konuştu. Dağıştan, alanında uzman kişilerden doğru bilgiye ulaşmanın önemine değinerek, "Günümüzde bilgi çağındayız ve bilgiye çok kolay erişiyoruz. Birçok yerden bilgi alabiliyoruz ama doğru bilgiye erişmek çok önemli. Alanında uzman kişiler tarafından bu bilgilere ulaştığım için çok mutluyum. Herkesin de uzmanlar tarafından bilgilendirilmesi gerektiğini düşünüyorum" dedi. Yetkililer, Sağlıklı Menopoz Okulları kapsamında yürütülen ücretsiz eğitimlerin Sağlıklı Hayat Merkezleri, Toplum Sağlığı Merkezleri ve Aile Sağlığı Merkezleri aracılığıyla yaygınlaştırıldığını belirterek, kadınları bu hizmetlerden faydalanmaya davet etti.
18 Şubat 2026 Çarşamba - 12:18
Kalp hastalarına Ramazan uyarısı
Kalp hastalarının oruç tutup tutamayacağına ilişkin genel bir kural olmadığını belirten Kardiyoloji Uzmanı Dr. Erdal Durmuş, "Her hasta kendi kardiyoloji hekimi tarafından bireysel olarak değerlendirilmelidir" dedi. Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Erdal Durmuş, Ramazan ayı öncesinde kalp hastalarının dikkat etmesi gereken hususlara ilişkin açıklamalarda bulundu. Oruç tutmanın iyi kolesterolü (HDL) artırabildiğini, kötü kolesterolü (LDL) düşürebildiğini kaydeden Durmuş, "Oruç, tansiyonu düşürerek kalp hastalığı riskini azaltabilir. Ayrıca vücuttaki enflamasyonu azaltarak kalp sağlığı üzerinde olumlu etkiler gösterebilir. Her hasta kendi kardiyoloji hekimi tarafından bireysel olarak değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı. "Kalp yetersizliği olanlar risk altında" Kalp yetersizliği bulunan hastaların oruç tutmasının sakıncalı olabileceğini vurgulayan Uzm. Durmuş, "Bu hastalar genellikle yoğun şekilde idrar söktürücü ilaç kullanır. Uzun süreli açlık ve susuzluk, böbrek fonksiyonlarında bozulmaya ve ciddi tansiyon düşüklüğüne yol açabilir. Kalp fonksiyonu ileri derecede bozulmuş hastaların oruç tutmaması gerekir" şeklinde konuştu. "Kontrolsüz tansiyon hastalarına uyarı" Kontrolsüz yüksek tansiyonu olan hastaların da dikkatli olması gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Durmuş, "Uzun süreli açlık ve iftarda fazla miktarda besin tüketimi sağlığı tehdit edebilir. Ancak tansiyonu ilaç tedavisiyle kontrol altında olan hastalarda, ilaç saatleri iftar ve sahura göre düzenlenirse oruç tutulabilir" diye konuştu. Uzm. Durmuş, güncel yaklaşıma göre tedaviyle kontrol altına alınmış tansiyonun ortalama 135/85 mmHg’nin altında olması gerektiğini ifade etti. "Kalp damar tıkanıklığı olanlar dikkat etmeli" Kalp damar tıkanıklığı bulunan hastaların da risk grubunda olduğunu dile getiren Uzm. Durmuş, "Son 6 ay içinde kalp krizi geçiren, bypass ya da koroner stent yapılan hastaların oruç tutması önerilmez. Bu hastalar ikili kan sulandırıcı kullandığı için uzun süreli açlık ve susuzluk pıhtılaşma riskini artırabilir" dedi. Hastalığın kontrol altına alındığı ve tekli kan sulandırıcıya geçildiği dönemde, hekim onayıyla oruç tutulabileceğini belirten Uzm. Durmuş, aktif göğüs ağrısı veya ciddi nefes darlığı olan kişilerin de oruç tutmadan önce mutlaka doktora başvurması gerektiğini söyledi. "Ritim bozukluğu ve kapak hastaları için risk" Kalbinde kontrolsüz ritim bozukluğu ya da ciddi kapak hastalığı bulunan kişilerin de oruç tutarken dikkatli olması gerektiğini kaydeden Dr. Durmuş, "Özellikle metal kapak takılmış ve kan sulandırıcı (oral antikoagülan) ilaç kullanan hastalarda, beslenme düzenindeki değişiklik ve susuzluk ilaç düzeyini bozabilir. Bu durum kanamaya ya da kalp kapağında pıhtı oluşmasına yol açabilir. Ritmi kontrol altında olan ve beslenmeden etkilenmeyen ilaç kullanan hastalar ise doktor kontrolünde oruç tutabilir" açıklamasında bulundu. Kalp pili olanlar oruç tutabilir mi Kalp pili olan hastaların iki gruba ayrıldığını söyleyen Uzm. Durmuş, "Kalp yetersizliği nedeniyle pil takılan ve yoğun ilaç kullanan hastalar için oruç uygun olmayabilir. Ritim bozukluğu nedeniyle pil takılan ve yoğun ilaç kullanmayan hastalar ise genel durumları uygunsa oruç tutabilir" dedi. "Ramazan’da beslenme önerileri" Ramazan ayında kalp hastalarının beslenmesine de dikkat etmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Durmuş, "Aşırı yağlı ve ağır et yemeklerinden uzak durulmalıdır. Sebze ağırlıklı Akdeniz tipi beslenme tercih edilmelidir. İftar ile sahur arasında yeterli miktarda su içilmeli, çay ve kahve gibi idrar söktürücü içeceklerin tüketimi azaltılmalıdır" dedi.
18 Şubat 2026 Çarşamba - 12:15
Uzmanından kritik uyarı: "Haftada bir kredi kartı ağırlığında plastik yutuyoruz ve mikroplastik maruziyeti çocuk sahibi olma hayallerini kırıyor"
Medicana Sağlık Grubu Üroloji Uzmanı Op. Dr. Hikmat Jabrayilov, "Haftada bir kredi kartı ağırlığında plastik yutuyoruz ve mikroplastik maruziyeti çocuk sahibi olma hayallerini kırıyor" dedi. Son zamanlarda erkek üreme seviyesinin kritik seviyede düştüğünü ve bu durumun alarm seviyesine ulaştığını söyleyen Medicana Sağlık Grubu Üroloji Uzmanı Op. Dr. Hikmat Jabrayilov çevresel risklere de ayrıca dikkat çekti. Jabrayilov, haftada bir kez, kredi kartı ağırlığında plastik yuttuğumuzu ve mikroplastik maruziyetinin üremede ciddi sıkıntılar doğurduğunu belirtti. Bir yıl boyunca korunmasız ve düzenli ilişkiye rağmen çocuk sahibi olunamaması olarak tanımlanan infertilite halk arasında bilinen adı ile kısırlık vakalarının arttığını belirten Jabrayilov, her beş çiftten birinin bu sorunla karşı karşıya olduğunu ifade ederek, yaklaşık 30 yıl önce erkek kaynaklı kısırlık oranının yüzde 20 ile yüzde 30 arasıyken bugün erkek kaynaklı kısırlığın yüzde 50’ye yaklaştığını ifade etti. "Mikroplastikler vücudumuza girdiğinde adeta ‘hormon korsanlığı’ yapıyor" Son 20 yılda 30 yaş altı erkeklerin önemli bir bölümünde sperm sayısının düştüğünü belirten Jabrayilov, "Güncel çalışmalar gösteriyor ki 1970’lerden bu yana sperm sayısı yarıdan fazla azaldı. 2000’lerden sonra düşüş hızı daha da arttı. Batı ülkelerinde 30 yaş altı erkeklerin önemli bir bölümünde sperm sayısı düşük, doğal yolla baba olma süresi uzamış durumda ve tüp bebek başvuruları son 10 yılda belirgin artış gösterdi. Bu tablo yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sağlık sorunu. Mikroplastikler vücudumuza girdiğinde adeta ‘hormon korsanlığı’ yapıyor. Sperm fabrikasını (testis) bozarak üretimi azaltıyor. Mikrodalga fırınlarda plastik ile yemek ısıtmak, sıcak içecekleri plastik kaplarda tüketmek, yağlı gıdaların plastikle teması ciddi sağlık riskleri oluşturuyor. Güneş ışınları da bu zehrin etkisini güçlendirerek çevreye saçılmasına neden oluyor" ifadelerini kullandı. "Plastik şişeyi arabada bırakmak ve sonra bundan su içmek ciddi bir mikroplastik maruziyetidir" Plastiğin sadece çevremizde değil, vücudumuzun artık her yerinde olduğunun altını çizen Jabrayilov, "Plastik şişeyi arabada bırakmak ve sonra bundan su içmek ciddi bir mikroplastik maruziyetidir. Plastik sadece çevrede değil, artık kanımızda ve organlarımızda. İnsanlar haftada yaklaşık 5 gram, yani bir kredi kartı ağırlığında mikroplastik yutuyor. Plastikle teması azaltmak, cam ve çelik alternatiflere yönelmek çok önemli. Bu sadece çevre meselesi değil, aile kurma hayali de. Plastikten uzaklaşmak, sadece gezegenimizi değil, çocuk sahibi olma şansımızı da koruduğu unutulmamalıdır. Haftada bir kredi kartı ağırlığında plastik yutuyoruz ve mikroplastik maruziyeti çocuk sahibi olma hayallerini kırıyor" cümlelerine yer verdi.
18 Şubat 2026 Çarşamba - 12:14
Yiğit Gençbay Sağlıklı Hayat Merkezi’nden ‘Menopoz Okulu’ Eğitimi
Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen ‘Sağlıklı Menopoz Okulu’ programı kapsamında, Ankara Yiğit Gençbay Sağlıklı Hayat Merkezi tarafından Kızılcaşar Kültür Merkezi’nde ‘Menopoz Okulu’ eğitimi düzenlendi. Kadınların menopoz döneminde yaşadığı fiziksel, hormonal ve ruhsal değişimlere ilişkin farkındalık oluşturmayı amaçlayan eğitim programında; menopozun fizyolojik süreci, kemik sağlığı, sağlıklı beslenme, duygusal değişimler ve fiziksel aktivitenin önemi ele alındı. Eğitimlerde hekim, ebe, hemşire, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapistlerden oluşan uzman ekip, katılımcılara menopoz sürecini daha sağlıklı ve bilinçli geçirebilmeleri için bilimsel veriler ışığında bilgilendirmelerde bulundu. Program kapsamında eğitim veren Uzm. Dr. Feyza Nur Ünsal, menopozun doğal bir yaşam dönemi olduğuna dikkat çekerek, "Eğitimlerimizi biz hekim, ebe, hemşire, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist eşliğinde ücretsiz olarak vermekteyiz. Bu eğitimlerde neler yapıyoruz peki? Menopoz sürecini konuşuyoruz kadınlarla. Menopozdaki kemik sağlığını, yine menopozda beslenme önerileri, fiziksel aktiviteyi ve menopoz sürecindeki kadınların duygu durum değişikliklerinden konuşuyoruz" dedi. Ebe Banı Çiçek Kırdıoğlu Çetin ise verilen eğitimlerle kadınların yaşam kalitesini artırmayı hedeflediklerini belirterek, "Kadınlarımıza verdiğimiz bu eğitimlerle hayat kalitelerini yükseltmeyi amaçlıyoruz. Burada sağlık kontrollerinin düzenli yaptırmalarını, menopoz döneminde yaşayabilecekleri sorunları ve bu sorunlarda yapabilecekleri konusunda onlara yardımcı olup yol gösteriyoruz" ifadelerini kullandı. Eğitime katılan Yeliz Dağıştan (40) da programın kendisi için yol gösterici olduğunu belirterek, "Menopozla beslenme özellikle çok ilgimi çekti. Yani tabii ki sağlıklı beslenmeyi, dengeli beslenmeyi biliyoruz ama beyaz ete yönelmemiz gerektiği söylendi mesela. Balık tüketimi kırmızı etten daha önemliymiş bu süreçte. Bunu öğrendiğime mutluyum" şeklinde konuştu. Dağıştan, alanında uzman kişilerden doğru bilgiye ulaşmanın önemine değinerek, "Günümüzde bilgi çağındayız ve bilgiye çok kolay erişiyoruz. Birçok yerden bilgi alabiliyoruz ama doğru bilgiye erişmek çok önemli. Alanında uzman kişiler tarafından bu bilgilere ulaştığım için çok mutluyum. Herkesin de uzmanlar tarafından bilgilendirilmesi gerektiğini düşünüyorum" dedi. Yetkililer, Sağlıklı Menopoz Okulları kapsamında yürütülen ücretsiz eğitimlerin Sağlıklı Hayat Merkezleri, Toplum Sağlığı Merkezleri ve Aile Sağlığı Merkezleri aracılığıyla yaygınlaştırıldığını belirterek, kadınları bu hizmetlerden faydalanmaya davet etti. (FÇ-
18 Şubat 2026 Çarşamba - 11:57
Diyetisyen Tayşi’den Ramazan’da beslenme uyarısı
Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Saadet Tayşi, Ramazan ayında sağlıklı ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çekti. Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Saadet Tayşi, Ramazan ayında beslenme düzeninin doğru planlanması gerektiğini belirterek vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Oruç tutacak kişiler için sahur öğününün büyük önem taşıdığını vurgulayan Tayşi, gün boyu tokluk hissinin korunabilmesi için yeterli miktarda sıvı tüketilmesi ve protein ağırlıklı besinlere yer verilmesi gerektiğini ifade etti. İftar öğününde ise ani ve kontrolsüz şekilde yemek yenilmemesi gerektiğini belirten Tayşi, çorba ve kahvaltı tabağı ile başlayarak başlangıç ile ana yemek arasında 10 dakika ara verilmesi gerektiğini, aksi halde mideye bir anda fazla yüklenilmesinin hazımsızlık, şişkinlik ve mide rahatsızlıklarına yol açabileceğini aktardı. "Sahura kalkmak ve bol su tüketmek son derece önemli" Oruç tutacak kişiler için sahur öğününün büyük bir önem taşıdığını ve en az 1,5 litreye kadar su tüketilmesi gerektiğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Saadet Tayşi, "Ramazan ayı bizim sofralarımızın şenlik olduğu zamanlardır. Bu güzel günümüzde birlik ve beraberlikle içerisinde sofralarımızın dolu dolu olmasını istiyoruz. Fakat dikkat etmemiz gereken unsurlarımız var. Burada öncelikle sahura kalkmak bizim için son derece önemli. Burada hem yeteri düzeyde sıvı almamız ve yeterli düzeyde protein almamıza dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü uzun zaman susuzlukla birlikte böbreklerimiz rahatsızlanabilir ve sıvı ihtiyacımızı yeteri düzeyde alamazsak bu sefer baş dönmelerimiz, halsizliklerimiz ve yorgunluklarımız oluşur. Bundan dolayı mutlaka sahurda en azından 750 mililitre - 1,50 litre sıvı alımlarımıza dikkat edelim. Burada sahurdayken tuzlu besinleri azaltalım ki sıvı ihtiyacımız veya susuzluğumuz artmasın. Mesela kavrulmuş tuzlu etler tüketmeyelim veya tuzlu salamuralı zeytinler tercih etmeyelim. Bunlara dikkat edersek son derece iyi olur" dedi. "Sahurda tükettiğimiz proteinler bizlere tokluk sağlar ve orucumuzu daha kolay tutarız" Sahurda yeteri kadar protein alındığı takdirde tokluk sağladığını ve orucun daha kolay tutulmasına yardımcı olduğunu söyleyen Tayşi, "Sahurdayken dikkat etmemiz gereken bir önemli nokta ise yeterli protein almak. Çünkü proteinler bizlere tokluk sağlar ve böylelikle orucumuzu daha kolay tutmamıza yardımcı olur. Mutlaka yumurtamızı ve peynirimizi sahurda ihmal etmeden tüketelim. Bizim burada aynı zamanda tokluğumuzu arttıran diğer bir besin grubumuz, yağlı tohumlar yani ceviz, fındık, fıstık bunları da sahurda beslenmemize ilave ederek daha kaliteli bir sahur yapmış oluruz. Diğer yandan tabağımızda yeşillikleriniz olsun ki yeterli düzeyde lif alalım. Bu liflerle birlikte bağırsak hareketlerimiz de rahat çalışır. Çünkü Ramazan ayında genellikle hastalarımızdan hazımsızlık yaşadıkları yönünde şikayetler geliyor. Burada da yeterli düzeyde lif almak bizim için son derece önemli" ifadelerini kullandı. "Başlangıçla ana yemek arasına 10 dakika ara olması gerekiyor" İftarda ani ve kontrolsüz bir şekilde yemek yenilmemesi, başlangıç ile ana yemek arasında 10 dakika ara verilmesi gerektiğini belirten Tayşi, "İftarda başlangıcımızı çorba gibi hafif beslenmeyle başlatarak, küçük bir kahvaltı tabağı ile devam ettirebiliriz. Bu şekilde başlayıp hemen arkasından ana yemeğe geçerseniz mideniz hızlı hızlı çalışmaya başlar ve daha fazla yorulmuş olur. Bundan dolayı mutlaka başlangıçtan ana yemeğe geçene kadar bir 10 dakikalık mesafe koyulması gerekiyor. Aynı zamanda iftardayken hızlı miktarda su içtiğiniz zaman da şişkinliğiniz artabilir. Buradaki su içimlerinizi daha alımlı bir şekilde tutmaya özen gösterin. İftar başlangıcında mutlaka su içmeyi ve çorba içmeyi unutmayın. Bu durum hem susuzluğunuzu giderir hem de tansiyon düşüklüğünüzü engeller. Çorbalarımız da kremalı çorbalar yerine daha çok tahıllı çorbaları, tavuklu veya sebzeli bir çorba içeriklerini tercih edin. Bizim iftardaki diğer bir noktamız ise, yağlı ve kızartmalı yemekler yerine fırınlanmış, haşlanmış, közlenmiş sebzelerle oluşturulan etli veya tavuklu bir sebzeler tercih edilip yanında ise az yağlı pilavlar veya pilavımız yoksa börek tarzında şeyler tercih edilebilir" şeklinde konuştu. "İftarda, gazlı içecekler tercih etmemelisiniz" İftarda gazlı içecek, tatlı ve su tüketimine dikkat edilmesi gerektiğini aktaran Tayşi, "İftarda, gazlı içecekler tercih etmemelisiniz. Çünkü gazlı içecekler kalori miktarlarını arttırır ve kan şekeri dengenizi yükseltebilir. Buna dikkat edelim. iftardan sonra tatlı ihtiyacı ortaya çıkar. Öncelik olarak sütlü tatlılar veya meyvelerden yapılan tatlılar tercih edilebilir. Bunlar ise kış ayında çok tüketilen kabak tatlısı, ayva tatlısı gibi daha yumuşak yiyecek meyvelerden oluşabilir. Mutlaka günde suyumuzun içerisine soda koyalım böylelikle mineral yoğunluğunu da artırmış oluruz, daha da iyi olmuş olur. Mutlaka iftardan sonra, bir saat sonra yürüyüş yapılmalı, kan şekeri dengesini daha iyi sağlar. Bu önerileri dikkate almanızı ve bu şekilde Ramazanı güzel geçirmenizi umut ediyoruz" diye konuştu.
18 Şubat 2026 Çarşamba - 11:57
"Ramazan’da iftar ve sahur için sağlıklı beslenme önerileri"
Ramazan ayında 14-15 saati bulan açlık süresinin metabolizma hızını yavaşlatabileceğini söyleyen Diyetisyen Evin Güney Tayyar, "Uzun süreli açlık sonrası artan insülin yanıtı nedeniyle vücut yağ depolamaya daha yatkın hale gelir. Bu nedenle iftarda ani ve yüksek kalorili yüklenmelerden kaçınılmalıdır" dedi. Ramazan ayında uzun süren açlık sürelerinin metabolizma üzerinde önemli etkileri olduğunu belirten VM Medical Park Mersin Hastanesi’nden Diyetisyen Evin Güney Tayyar, iftar ve sahurda doğru besin tercihleriyle hem sindirim sisteminin korunabileceğini hem de kilo kontrolünün sağlanabileceğini söyledi. Diyetisyen Tayyar, "Ramazan ayında 14-15 saati bulan açlık süresi metabolizma hızını yavaşlatabilir. Uzun süreli açlık sonrası artan insülin yanıtı nedeniyle vücut yağ depolamaya daha yatkın hale gelir. Bu nedenle iftarda ani ve yüksek kalorili yüklenmelerden kaçınılmalıdır" dedi. "İftarda tercih edilmesi gereken besinler" İftara çorba ile başlanmasının sindirimi rahatlattığını vurgulayan Dyt. Tayyar, şu önerilerde bulundu: "İftarda; çorba ile başlanmalı, ardından tam tahıllı ürünler, sebze yemekleri ve yumurta, et, tavuk, balık gibi proteini yüksek besinler tercih edilmelidir. Yoğurt ve salata öğünü dengeleyici etki sağlar." "Uzak durulması gereken gıdalar" Dyt. Tayyar, uzak durulması gereken besinleri şöyle paylaştı: "Kızartmalar ve çok yağlı yiyecekler Kremalı yemekler ve çorbalar Beyaz undan yapılmış ürünler Şerbetli tatlılar Aşırı yağlı hamur işleri Gazlı ve şekerli içecekler Aşırı baharatlı yiyecekler Fazla tuz içeren besinler." Tatlı tüketiminin haftada 1 ile sınırlandırılması gerektiğini belirten Dyt. Tayyar, "Şerbetli tatlılar yerine sütlü ve hafif tatlılar tercih edilmelidir" dedi. İftara nasıl başlanmalı? Uzun süren açlık sonrası hızlı ve büyük porsiyonlarla yemek yemenin hazımsızlık ve şişkinliğe yol açtığını ifade eden Tayyar, ideal sıralamayı şöyle açıkladı: "1-2 bardak su + 1 hurma Çorba 10-15 dakika ara Ana yemek (proteini yüksek besin + sebze) Yoğurt ve salata." Tayyar, tatlı tüketiminin ise haftada 1 kez ve iftardan 1-2 saat sonra yapılması gerektiğini vurguladı. "İftardan sonra dikkat edilmesi gerekenler" İftardan 1-2 saat sonra ara öğün yapılabileceğini belirten Tayyar, ara öğün seçeneklerini şu şekilde sıraladı: "Meyve + yoğurt veya süt 1 porsiyon meyve + yaklaşık 40 gram çiğ, tuzsuz kuruyemiş." Tayyar, günlük su tüketiminin 2-2,5 litre olması ve bu miktarın iftar ile sahur arasına yayılması gerektiğinin altını çizdi. "Tok tutan besinler" Dyt. Tayyar, tok tutan besinleri şu şekilde paylaştı: "Yumurta Et, tavuk, balık gibi protein kaynakları Yoğurt, süt, peynir Kurubaklagiller Tam tahıllı ürünler Ceviz, badem gibi yağlı tohumlar." Dyt. Tayyar, "Protein ve lif içeriği yüksek besinler mide boşalma hızını yavaşlatarak kan şekerinin daha dengeli yükselmesini sağlar ve daha uzun süre tokluk hissi oluşturur" dedi. "Örnek iftar ve sahur menüsü" Tayyar, sözlerine şöyle devam etti: "Örnek iftar: 1-2 bardak su + 1 hurma 1 kepçe çorba 60-90 g et/tavuk/balık 3-4 yemek kaşığı sebze veya bakliyat 1 kase yoğurt Zeytinyağlı salata 1 dilim tam tahıllı ekmek veya 3 kaşık bulgur İftardan 1-2 saat sonra ara öğün: Meyve + yoğurt/süt veya Meyve + 40 g çiğ, tuzsuz kuruyemiş Örnek sahur: 1-2 haşlanmış yumurta veya 1 tatlı kaşığı zeytinyağında hazırlanmış omlet Az tuzlu peynir 2 dilim tam tahıllı ekmek 2 tam ceviz veya 5 badem Domates, salatalık, yeşillik 1 bardak süt veya 1 kase yoğurt." Sahurun atlanmasının açlık süresini 19-20 saate çıkarabileceğini belirten Dyt. Tayyar, bunun kan şekeri düşüklüğüne yol açabileceğini ifade etti. Tayyar; sahurda ağır, tuzlu ve baharatlı yemeklerin susuzluğu artırabileceğini ve sindirim sorunlarına neden olabileceğini söyledi. "Ramazan’da sağlıklı beslenmek için genel öneriler" Tayyar, "Sahur mutlaka yapılmalıdır. Tek öğün beslenilmemelidir. Porsiyon kontrolü sağlanmalıdır. Yemekler yavaş ve iyi çiğnenerek tüketilmelidir. Günlük 2-2,5 litre su içilmelidir. Kızartma yerine ızgara, haşlama ve fırın tercih edilmelidir" dedi. İftardan sonra en az 45 dakika hafif tempolu yürüyüş yapılmasının sindirimi desteklediğini ve kilo kontrolüne katkı sağladığını belirten Tayyar, Ramazan ayında dengeli öğün planlaması, yeterli sıvı alımı ve düzenli fiziksel aktivite ile metabolik dengenin korunabileceğini söyledi. "Ramazan’da sık yapılan beslenme hataları" Dyt. Tayyar, Ramazan’da sık yapılan beslenme hatalarını şöyle sıraladı: "İftarda hızlı ve aşırı yemek Sahuru atlamak Porsiyon kontrolü yapmamak Yetersiz su tüketmek Şerbetli tatlıları sık tüketmek Kremalı, aşırı tuzlu ve baharatlı yemekleri tercih etmek." Dyt. Tayyar, Ramazan ayında doğru beslenme alışkanlıklarıyla hem sağlığın korunabileceğini hem de sağlıklı kilo yönetiminin mümkün olduğunu vurguladı.
18 Şubat 2026 Çarşamba - 11:44
Doç. Dr. Tarık Yağcı: "Sürekli ağızdan soluma, altta yatan bir sağlık sorununun habercisi olabilir"
Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Tarık Yağcı, çocukların uyurken ağız açık uyumasının çoğu zaman basit bir alışkanlık sanıldığını ancak bunun önemli sağlık sorunlarının erken belirtisi olabileceğini söyledi. Uyku sırasında sağlıklı solunumun çocukların hem fiziksel hem zihinsel gelişimi için büyük önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Tarık Yağcı, normal şartlarda çocukların da yetişkinler gibi burundan nefes alması gerektiğini ifade etti. Yağcı, "Burun, solunan havayı ısıtan, nemlendiren ve zararlı maddeleri süzen doğal bir filtredir. Burun tıkandığında çocuk bilinçli olarak fark etmese bile ağzını açarak nefes almaya başlar. Bu durum özellikle uyku sırasında daha belirgin hale gelir" dedi. "En sık neden geniz eti büyümesi" Çocuklarda ağızdan solunumun en sık nedenlerinden birinin geniz eti büyümesi olduğunu belirten Yağcı, "Geniz eti, bağışıklık sisteminin bir parçasıdır ancak bazı çocuklarda normalden fazla büyüyerek burun arkasını daraltır ve hava geçişini zorlaştırır. Bunun dışında burun eti büyümesi, alerjik nezle, sık üst solunum yolu enfeksiyonları ve nadiren burun içi eğrilikler de burun tıkanıklığına yol açabilir" diye konuştu. "Gece horlama ve huzursuz uyku eşlik edebilir" Ağızdan solumanın çoğu zaman tek başına görülmediğini vurgulayan Doç. Dr. Yağcı, "Gece horlama, bölünmüş uyku, sık uyanma ve uykuda terleme gibi belirtiler sıklıkla eşlik eder. Sabah dinlenmeden uyanan çocuklar gün içinde yorgun, huzursuz ve isteksiz olabilir. Dikkat dağınıklığı ve derslere odaklanamama da görülebilir" ifadelerini kullandı. Bu durumun sık enfeksiyon geçirme, kulakta sıvı birikimi ve işitme problemleriyle de ilişkili olabileceğini belirten Yağcı, öğretmenlerin zaman zaman dile getirdiği "derste dalgın" ya da "çok çabuk yoruluyor" gibi gözlemlerin uyku kalitesiyle bağlantılı olabileceğini söyledi. Uzun süre devam eden ağızdan solumanın yüz ve çene gelişimini de olumsuz etkileyebileceğine dikkat çeken Yağcı, "Üst çenenin daralması, dişlerde çapraşıklık ve kapanış bozuklukları görülebilir. Sürekli ağız açık kalması yüz kaslarının gelişimini etkileyerek yüz şeklinde değişikliklere yol açabilir. Ayrıca uyku kalitesinin bozulması büyüme hormonu salınımını da olumsuz etkileyebilir" dedi. "Her çocuk için ameliyat gerekmez" Toplumda yaygın inanışın aksine ağızdan soluyan her çocuğun ameliyat edilmediğini belirten Doç. Dr. Tarık Yağcı, "Öncelikle detaylı bir kulak burun boğaz muayenesi yapılır. Gerekirse endoskopik inceleme ile geniz eti ve burun yapıları değerlendirilir, işitme testleri yapılır. Alerjik zemini olan çocuklarda ilaç tedavileri ve burun spreyleri fayda sağlayabilir. Ameliyat yalnızca gerçekten gerekli ve fayda sağlayacağı net durumlarda gündeme gelir" diye konuştu. "Aileler çocuklarının uykusunu gözlemlemeli" Ailelerin çocuklarının uyku alışkanlıklarını dikkatle izlemesi gerektiğini vurgulayan Yağcı, "Çocuk sürekli ağız açık uyuyor, horluyor, sık hastalanıyor, sabahları yorgun uyanıyor ya da gün içinde enerjisiz görünüyorsa bu durum basit bir alışkanlık olarak görülmemelidir. Erken değerlendirme ileride oluşabilecek sorunların önüne geçer. Unutulmamalıdır ki kaliteli uyku sağlıklı büyüme, güçlü bağışıklık ve başarılı bir öğrenme süreci için temeldir. Ağızdan solumayı hafife almamak gerekir" ifadelerini kullandı.
18 Şubat 2026 Çarşamba - 11:00
Altıeylül zabıtasından ramazan öncesi sıkı denetim
Ramazan ayında vatandaşların güvenli ve sağlıklı gıdaya ulaşabilmesi için denetimlerini artıran Altıeylül Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, ilçe genelinde kapsamlı kontroller gerçekleştirdi. Özellikle temel tüketim ürünlerinde fiyat artışları, hijyen kuralları ve ürün gramajları titizlikle incelendi.
18 Şubat 2026 Çarşamba - 10:56
Ekran bağımlılığı gözleri kurutuyor: 20-20-20 kuralı kurtarıcı olabilir
Uzun süre ekran karşısında kalmanın dijital göz yorgunluğunu tetiklediğine dikkat çeken Op. Dr. Duygu Erdem, özellikle ekran kullanımına bağlı olarak göz kırpma sayısının azalmasının göz kuruluğunu artırdığını, yakın mesafeden uzun süre odaklanmanın göz kaslarını zorladığını ve çocuklarda kontrolsüz ekran süresinin miyopi riskini yükselttiğini vurguladı. Dijital ekranlar artık yaşamın vazgeçilmez bir parçasıyken; eğitimden iş hayatına, sosyal ilişkilerden günlük iletişime kadar pek çok alanda bilgisayar, tablet ve akıllı telefon kullanımı artıyor. Yalnızca yetişkinler değil; çocuklar ve gençler de ders, ödev, oyun ve sosyal medya nedeniyle uzun süre ekran başında kalıyor. Medicana Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Duygu Erdem, "Özellikle uzun süreli ve aralıksız ekran kullanımının göz yorgunluğu ve kuruluk şikâyetlerini artırmaktadır. Gözler uzun süre aynı mesafeye odaklandığında hem kas yapıları hem de göz yüzeyi zorlanır. Düzenli ara verilmediğinde şikâyetler gün içinde belirgin şekilde artabilir" açıklaması yaptı. Göz kırpma azalıyor, göz kuruluğu artıyor Ekrana bakarken normalde dakikada 15-20 kez kırpılan gözlerin farkında olmadan çok daha az kırpıldığını söyleyen Op. Dr. Duygu Erdem, "Bu durum gözyaşı film tabakasının bozulmasına ve göz kuruluğuna yol açar. Göz kırpma refleksi azaldığında göz yüzeyinin yeterince nemlenemez ve rahatsızlık hissinin artar. Özellikle klimalı ortamlarda çalışanlar ve kontakt lens kullanan bireylerde şikâyetler daha belirgin hâle gelir. Bu kişilerde yanma ve batma hissi daha yoğun yaşanabilir, günün ilerleyen saatlerinde bulanık görme şikâyetleri artabilir" şeklinde konuştu. Yakın mesafe göz kaslarını sürekli çalıştırıyor Uzun süre yakın mesafeden ekrana bakmanın göz kaslarının sürekli çalışmasına neden olduğunu belirten Op. Dr. Duygu Erdem, "Gün sonunda göz çevresinde baskı hissi, şakaklarda gerilme ve odaklanmada zorlanma gibi yakınmalar ortaya çıkar. Çocuklarda ve gençlerde uzun süreli ve kontrolsüz ekran kullanımı, miyopi (uzağı görememe) gelişimi ve ilerlemesi açısından önemli bir risk faktörü olarak kabul edilir. Ekran kullanım süresi kadar ekranın hangi şartlarda ve ne kadar düzenli aralar verilerek kullanıldığı da önemlidir" dedi. En etkili yöntem: 20-20-20 kuralı Göz sağlığını korumak için en etkili yöntemlerden birinin 20-20-20 kuralı olduğunu belirten Op. Dr. Duygu Erdem, "Her 20 dakikada bir 20 saniye boyunca yaklaşık 6 metre uzaklıktaki bir noktaya bakmak göz kaslarını rahatlatır. Bu basit yöntem, ekran karşısında uzun süre kalan kişiler için etkili bir destek sağlar. Ekranın göz hizasından biraz aşağıda konumlandırılması, ortam ışığının uygun olması ve düzenli göz kırpmaya özen gösterilmesi de önemlidir. Gerektiğinde suni gözyaşı damlalarının kullanılması fayda sağlayabilir. Tüm bu önlemler dijital göz yorgunluğunu azaltmada önemli rol oynar. Ekranlardan tamamen uzak durmak günümüz şartlarında pek mümkün olmasa da bilinçli kullanım ve basit önlemlerle göz sağlığının korunabilir" ifadelerini kullandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder