SAĞLIK
Uzmandan hantavirüs uyarısı: "Küresel salgın riski düşük ancak korunma önlemleri önemli" 09 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:26:28 Hantavirüslerin kanamalı ateş grubunda yer alan ve çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan enfeksiyon hastalıkları olduğuna dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, "Virüs genellikle kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salgılarıyla temas sonucu bulaşmaktadır. Özellikle açık ve sulak alanlarda dikkatli olunmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve riskli ortamlarda gerekli korunma önlemleri alınmalıdır" dedi. Son günlerde bir gemide görülen vakalarla yeniden gündeme gelen hantavirüs enfeksiyonlarına ilişkin uzmanlar uyarılarda bulundu. Kemirgenler aracılığıyla bulaşan hastalığın özellikle riskli meslek gruplarında daha sık görülebildiği söyleyerek, korunma önlemlerinin önemine dikkat çekildi. VM Medical Park Samsun Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, hantavirüslerin kanamalı ateş grubunda yer alan ve çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan enfeksiyon hastalıkları olduğunu belirterek, "Virüs genellikle kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salgılarıyla temas sonucu bulaşmaktadır. Bu nedenle tarım çalışanları, doğada aktif görev yapan kişiler ve veterinerler gibi risk gruplarında hastalık daha sık görülebilmektedir" diye konuştu. "İki farklı klinik tabloya yol açabiliyor" Hantavirüs enfeksiyonlarının iki ana klinik formunun bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Akciğer tutulumu ile seyreden tipi daha çok Amerika kıtasında görülürken, böbrek yetmezliği bulgularıyla seyreden formu ülkemizde özellikle Karadeniz Bölgesi’nde karşımıza çıkmaktadır" şeklinde konuştu. "İnsandan insana bulaş genellikle görülmüyor" Hastalığın ateş, halsizlik, yorgunluk ve bazı vakalarda kanama gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirten Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Türkiye’de ilk vakalar 2000’li yıllarda Zonguldak ve Giresun’da bildirilmiştir. Aynı dönemde Samsun’da da takip ettiğimiz vakalar bulunmaktaydı. Son dönemde gündeme gelen salgında rol oynayan Andes alt tipinin nadir de olsa insandan insana bulaşabileceği bilinmektedir. Tedavi süreci genellikle destekleyici yaklaşımlarla yürütülmektedir" ifadelerini kullandı. "Korunma önlemleri önem taşıyor" Hantavirüsten korunmak için kemirgenlerle temastan kaçınılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Leblebicioğlu, "Özellikle açık ve sulak alanlarda dikkatli olunmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve riskli ortamlarda gerekli korunma önlemleri alınmalıdır" açıklamasında bulundu. "COVID-19 benzeri pandemi beklenmiyor" Hastalığın bulaşma yolları nedeniyle COVID-19 benzeri küresel bir salgın riskinin beklenmediğini dile getiren Prof. Dr. Leblebicioğlu şunları söyledi: "Mevcut bilgiler ışığında hantavirüsün dünya çapında bir pandemiye yol açması beklenmemektedir."
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:25 Profesörden ’Hantavirüs’ uyarısı: "Kapalı alanlar risk taşıyor" Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, son günlerde gündeme gelen hantavirüs vakalarına ilişkin uyarılarda bulundu. Virüsün genellikle kemirgenlerden bulaştığını belirten Geyik, özellikle uzun süre kapalı kalan depo, gemi ve ambar gibi alanlarda dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Büyük Anadolu Kocaeli Darıca Hastanesi’nde Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, gündemde olan hantavirüs ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Bir turistik seyahat gemisinde görülen hantavirüs enfeksiyonu toplumda endişe oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Hantavirüsler; başta fareler ve kemirgenler olmak üzere bazı yabani kemiriciler tarafından taşınan, insanlarda ciddi solunum ve böbrek yetmezliği tablolarına yol açabilen viral enfeksiyon etkenleridir. Önceki yıllarda ülkemizde de tespit edilmiş hastalıklardandır. Özellikle uzun süre kapalı kalan yaşam alanları, gemiler, depolar, ambarlar, konteynerler, liman sahaları, yiyecek stok alanları ve uzun süre kullanılmamış ortamlar bulaşma riski açısından önemlidir" dedi. Hantavirüs bulaş yolları Hantavirüsün insandan insana kolay bulaşan bir hastalık olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "En sık bulaş yolu: Enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyası ile kirlenmiş ortamların solunması, fare dışkısı bulunan alanların süpürülmesi sırasında virüsün havaya karışması, kirli yüzeylere temas sonrası ağız, burun veya göze dokunulması ve nadiren kemirgen ısırıklarıdır" şeklinde konuştu. "1–8 hafta içinde ortaya çıkabilir" Belirtiler genellikle kemirgen teması sonrası 1–8 hafta içinde ortaya çıkabildiğini söyleyen Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Hastalık başlangıçta grip benzeri belirtilerle ortaya çıkar. Yüksek ateş, halsizlik, aşırı yorgunluk, baş/kas/karın/sırt ağrıları, bulantı ve kusma sık görülen bulgulardır. Ağır vakalarda ise: öksürük, nefes darlığı, akciğer tutulumu, böbrek fonksiyon bozukluğu, tansiyon düşüklüğü ve yoğun bakım gereksinimi olabilir. Bize yakın coğrafyada klinik olarak genellikle böbrek hasarı ve hemorajik ateşle seyreden "böbrek sendromuna" rastlanırken Amerika coğrafyasında ise nefes darlığı, hipotansiyon, akciğer ödemi ve solunum yetmezliği ile karakterize hastalık tablosu daha çok görülür" ifadelerini kullandı. Korunma için hayati önlemler Fare ve kemirgen kontrolü şart olduğunu söyleyen Dr. Mehmet Faruk Geyik, "Gıda depoları kapalı tutulmalı, açıkta yiyecek bırakılmamalı, çöp alanları düzenli temizlenmeli, gemilerde ve limanlarda profesyonel kemirgen kontrolü yapılmalıdır. Kemirgen dışkısı görülen alanlarda kuru süpürme veya elektrikli süpürge kullanımı virüsü havaya yayabilir. Temizlik sırasında eldiven ve maske takılmalı, çamaşır suyu içeren dezenfektanlar kullanılmalıdır. Uzun süre kapalı kalan depo, ambar, gemi kamarası veya konteynerler uzun süre havalandırılmalıdır. Riskli alanlarda:N95/FFP2 maske, eldiven, koruyucu gözlük takılmalıdır" açıklamasında bulundu. Risk altında olanlar ve risk durumu Dr. Mehmet Faruk Geyik şunları söyledi: Gemi personelleri, liman çalışanları, depo ve ambar çalışanları, temizlik personelleri, kampçılar ve kırsal alan çalışanları, uzun süre kapalı alan temizliği yapan kişiler risk altındadır. Hantavirüs nadir görülen ancak ciddi seyredebilen bir enfeksiyondur. Şu an için toplumda yaygın bir salgın olduğuna bir veri bulunmamaktadır. Ateş, yoğun halsizlik, nefes darlığı veya kemirgen teması öyküsü bulunan kişilerin vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması önerilir. Toplum sağlığının korunması için doğru bilgiye dayalı hareket etmek, hijyen kurallarına uymak ve resmi sağlık otoritelerinin açıklamalarını takip etmek hayati önem taşımaktadır."
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 12:18 Erzurum’da "tam buğday ekmeği yaygınlaştırma kampanyası" tanıtım toplantısı düzenlendi "Tam Buğday Ekmeği Yaygınlaştırma Kampanyası" tanıtım toplantısı, Erzurum Şehir Hastanesi Konferans Salonu’nda geniş katılımla gerçekleştirildi. Program, tam buğday ekmeğiyle ilgili hazırlanan tanıtım filminin izletilmesiyle başladı. Ardından protokol üyeleri açılış konuşmalarını gerçekleştirdi. Toplantıda, Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda Kontrol Genel Müdürü Ersin Dilber, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdür Yardımcısı Dr. Murat Ağırtaş, Erzurum Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Kılıç ve Erzurum Valisi Aydın Baruş katılımcılara hitap etti. Programda, Sağlık Bakanlığı adına sunum yapan Prof. Dr. Zehra Büyüktuncer Demirer, sağlıklı beslenmenin toplum sağlığı açısından önemine dikkat çekti. Demirer, yaptığı konuşmada, "Sağlık kaybının çok önemli bir kısmı, yaklaşık dörtte biri beslenme alışkanlıklarından kaynaklanıyor. Yanlış beslenme bugün birçok hastalığın temel sebeplerinden biri haline gelmiş durumda. Her yıl milyonlarca insan, sağlıksız beslenmeye bağlı hastalıklarla karşı karşıya kalıyor. Özellikle kanser vakalarının önemli bir bölümü ve tip 2 diyabet hastalıkları, yanlış diyet alışkanlıklarıyla ilişkilendiriliyor. Dolayısıyla burada yapılması gereken şey çok açık. Öncelikle risk faktörlerini doğru belirleyeceğiz. Beslenmede nerede hata yaptığımızı tespit edeceğiz ve bunların iyileştirilmesi için planlı politikalar geliştireceğiz. Bugün burada özellikle üzerinde durduğumuz konu ise tam tahıl tüketiminin artırılmasıdır. Çünkü bu, sağlık açısından en önemli koruyucu faktörlerden biri olarak görülüyor. Bunu ortaya koyan yalnızca tek bir çalışma da yok. Yapılan başka araştırmalarda da tam tahıl tüketiminin yetersiz olmasının, ölüm oranları ve hastalık yüküyle doğrudan ilişkili olduğu ortaya konuldu. 28 ülkede, 6 milyondan fazla insanın verileri üzerinde gerçekleştirilen çalışmalarda, yeterli tam tahıl tüketiminin sağlık açısından en önemli koruyucu unsurlardan biri olduğu değerlendirildi" dedi. Sunumun ardından protokol üyeleri tarafından imza töreni gerçekleştirildi. Daha sonra protokol üyeleri tam buğday ürünlerinin sergilendiği stantları gezdi. Programa konuşmacıların yanı sıra Erzurum Tarım ve Orman Müdürü Alpaslan Kenger, Erzurum İl Sağlık Müdürü Gürsel Bedir, Erzurum Kültür ve Turizm İl Müdürü Ahmet Yer, Şehir Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mesud Fakirullahoğlu, kurum müdürleri, STK temsilcileri, davetliler ve vatandaşlar katıldı.
Çameli Belediyesinden Ramazan öncesi marketlere sıkı denetim
18 Şubat 2026 Çarşamba - 13:40 Çameli Belediyesinden Ramazan öncesi marketlere sıkı denetim Ramazan ayı öncesinde ilçedeki marketlerde kapsamlı denetim gerçekleştiren Çameli Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, fiyat etiketi, son tüketim tarihi ve hijyen kurallarını mercek altına aldı. Çameli Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, yaklaşan Ramazan ayı öncesinde ilçe genelinde faaliyet gösteren marketlerde denetimlerini artırdı. Vatandaşların güvenli ve sağlıklı alışveriş yapabilmesi amacıyla gerçekleştirilen kontrollerde birçok başlık titizlikle incelendi. Denetimlerde raf ve kasa fiyatlarının uyumu kontrol edilirken, ürünlerin son tüketim tarihleri, depolama ortamları ve hijyen standartları detaylı şekilde gözden geçirildi. Ayrıca ürün etiket bilgilerinin mevzuata uygun olup olmadığı ve iş yerlerinin genel düzeni de denetim kapsamına alındı. Temel gıda ürünlerinde herhangi bir fiyat artışı ya da tüketiciyi mağdur edecek uygulamaların önüne geçmek amacıyla işletme yetkililerine gerekli bilgilendirmeler yapıldı. Zabıta ekipleri, yürürlükteki kuralları hatırlatarak hem tüketici haklarının korunması hem de haksız rekabetin önlenmesi konusunda uyarılarda bulundu. Çameli Belediye Başkanı Cengiz Arslan, vatandaşların huzurlu ve sağlıklı bir Ramazan ayı geçirmesi için denetimlerin belirli aralıklarla devam edeceğini belirterek, karşılaşılan olumsuzlukların belediyeye bildirilmesi çağrısında bulundu.
Mobil Sağlıklı Hayat Timi Bademdere’de hizmet verdi
18 Şubat 2026 Çarşamba - 13:19 Mobil Sağlıklı Hayat Timi Bademdere’de hizmet verdi Niğde’nin Çamardı ilçesine bağlı Bademdere köyünde bulunan Sağlık Evi’nde, Niğde İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Mobil Sağlıklı Hayat Timleri vatandaşlarla bir araya gelerek birinci basamak sağlık hizmetlerini yerinde ve ücretsiz olarak sundu. Sağlık hizmetlerine erişimde güçlük yaşayan vatandaşlara doğrudan ulaşmak için hayata geçirilen proje kapsamında Mobil Sigara Bırakma Polikliniği’nde görevli hekim tarafından sigara bırakma konusunda birebir danışmanlık hizmeti verildi. Çocuk Gelişimi Hizmetleri kapsamında 2-6 yaş arası çocukların büyüme ve gelişim değerlendirmeleri yapılarak ailelere rehberlik sağlandı. KETEM birimi tarafından ise rahim ağzı ve kolorektal kanser taramaları gerçekleştirildi. Ayrıca diyetisyen eşliğinde sağlıklı beslenme ve obeziteyle mücadele konularında danışmanlık hizmeti sunulurken, koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri de vatandaşlara ulaştırıldı. Evde sağlık hizmeti alan hastalar ve yaşlılar ise uzman hekim tarafından ziyaret edilerek sağlık durumları değerlendirildi. Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezleri bünyesinde yürütülen proje ile ilgili açıklama yapan Niğde İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Doğan Bahadır İnan, vatandaşların bulunduğu her noktada kapsamlı, erişilebilir ve ücretsiz sağlık hizmeti sunma hedefi doğrultusunda hizmetlerine devam ettiklerini belirtti.
Mersin’de ücretsiz hasta nakil ambulansı hizmeti 85 bin hastaya ulaştı
18 Şubat 2026 Çarşamba - 12:40 Mersin’de ücretsiz hasta nakil ambulansı hizmeti 85 bin hastaya ulaştı Mersin Büyükşehir Belediyesinin ücretsiz ‘hasta nakil ambulansı’ hizmetiyle, yatağa bağımlı ve oksijen desteği alan hastalar güvenli şekilde hastaneye ve evlerine ulaştırılıyor. 16 ambulans ve 44 personelle yürütülen hizmet kapsamında 2019’dan bu yana 85 bin hastaya destek verildi. Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığının vatandaşlara sunduğu ‘hasta nakil ambulansı’ hizmeti, yatağa bağımlı hastaların ücretsiz olarak hastaneye veya evden eve nakillerini sağlıyor. Halk Sağlığı ve Denetim Şube Müdürlüğü koordinesinde hizmet veren ambulans servisinin merkezde ve ilçelerde verdiği hizmet, hasta ve hasta yakınları tarafından memnuniyetle karşılanıyor. 11’i merkezde ve 5’i ilçelerde olmak üzere toplam 16 hasta nakil ambulansı ile hizmet veren servisin bünyesinde, bir de acil yardım ambulansı bulunuyor. Büyükşehir Belediyesinin 16 hasta nakil ambulansı, merkez ve ilçelerde görev başında Merkezde ve ilçelerde vatandaşların sağlık hizmetleri ve konforu için çalışan hasta nakil ambulans servisi, yapılan planlama ile gün içinde randevularla hareket ediyor. Gerekli ekipmanlar ve uzman sağlık personeli refakatinde gerçekleştirilen nakil hizmetinden, yatağa bağımlı veya oksijen desteği alması gereken vatandaşlar ücretsiz yararlanabiliyor. 44 sağlık personeli ile vatandaşların yanında olan servis, 2019 yılından bu yana 85 bin hastaya hizmet verdi. Merkez ilçeler dışında yaşayan vatandaşlar, planlama ile hareket eden ekiplerin nakil hizmeti için bir gün önceden randevu oluşturabiliyor. Ekipler, hastaların tedavi süreçleri bittikten sonra yine evlerine güvenli bir şekilde naklini sağlıyor. Hizmetten faydalanmak isteyen vatandaşlar, ‘Alo 185’ Teksin Çağrı Merkezinden randevu alabiliyor. "2019 yılından bu yana 85 bin hastaya nakil hizmeti verdik" Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı Halk Sağlığı ve Denetim Şube Müdürlüğü Ambulans Servisi Mesul Müdürü Deniz Anahtar, kent genelinde kesintisiz hizmet verdiklerini vurgulayarak, 2019 yılından bu yana 85 bin hastaya ulaştıklarını ifade etti. Hastaların güvenli ulaşımını esas aldıklarını dile getiren Anahtar, "Sürekli oksijen desteği alan veya yatağa tam bağımlı hastalarımızın evden hastaneye, hastaneden de eve nakillerini sağlıklı ve güvenli bir şekilde sağlamaktayız. Vatandaşlarımız ‘Alo 185’ Teksin Çağrı Merkezinden bizlere ulaşım sağlıyor. Hastalarımıza uzman personelimiz ve teknolojik cihazlarla donatılmış ambulanslarımızla hizmet vermekteyiz" dedi.
’Sosyal medyanın etkisiyle çocuk ve gençlerde estetik talebi arttı’
18 Şubat 2026 Çarşamba - 12:36 ’Sosyal medyanın etkisiyle çocuk ve gençlerde estetik talebi arttı’ Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hayati Akbaş, sosyal medyanın etkisiyle çocuk ve gençlerde estetik cerrahi taleplerinin arttığını belirterek, "İstisnalar dışında estetik müdahaleler, fiziksel ve ruhsal gelişim tamamlandıktan sonra yapılmalıdır" dedi. Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hayati Akbaş, çocuk ve gençlerde estetik cerrahi taleplerine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Günümüzde sosyal medyanın etkisiyle küçük yaş gruplarının estetik ameliyatlara yöneldiğini ifade eden Akbaş, estetik cerrahinin doğru zaman ve doğru endikasyon ile yapılması gerektiğini vurguladı. Akbaş, "Estetik amaçlı cerrahi müdahaleler için çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimlerini tamamlaması gerekmektedir. Mümkünse estetik operasyonlar en az 18 yaş tamamlandıktan sonra yapılmalıdır. Ancak bazı özel durumlarda erken müdahale gerekebilir" ifadelerini kullandı. Özel durumlardan örnek veren Akbaş, kepçe kulak gibi fiziksel farklılıkların çocukların psikolojisini ve sosyal yaşamını olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Bu gibi vakalarda ameliyatın okul öncesi dönemde yapılmasının çocuğun ruh sağlığı açısından faydalı olacağını, aşırı büyük göğüs gelişimi gibi durumların da çocuğun psikolojisini ve günlük yaşantısını olumsuz etkileyebileceğini belirten Akbaş, "Bazı durumlarda fiziksel gelişim tamamlanmadan da cerrahi müdahale yapılabilir. Bu, çocuğun hem ruhsal hem de fiziksel sağlığı için önemlidir" diye konuştu. "Her vaka titizlikle değerlendirilmeli" Bazı durumlarda, fiziksel gelişimin tamamlanmasını beklemek gerekmediğini belirten Akbaş, "Bazı durumlarda mutlaka plastik cerrahi müdahalesi gerekir. Bazı durumlarda ise fiziksel ve ruhsal gelişimin tamamlanması beklenmeli ve ondan sonra cerrahi müdahale yapılmalıdır. Bu gibi durumlarda mutlaka uzman görüşü değerlidir. Bir çocuk ailesinden böyle bir talepte bulunuyorsa, aile bu çocuğu plastik cerrahi uzmanıyla karşı karşıya getirmeli ve operasyonla ilgili gerçek fikirler konusunda bilgilendirmelidir; böylece uygun zamanda operasyon yapılabilir. Bazen doğar doğmaz estetik ameliyatlar yapılabilir. Çocuk doğduğunda dudak yarıklığı gibi durumlar olabilir. Bu gibi durumlarda beklenmez; 2–3 ay içerisinde operasyonlar başlar. Bazen yıllar değil, aylar içerisinde bile plastik cerrahi müdahale gerekebilir. Doğuştan olan bazı durumlarda, örneğin damar büyüklüğü, dudak, yüz, bacak veya kol ile ilgili sorunlarda, ergenlik beklenmez; müdahale yapılması gerekir" şeklinde konuştu.
Kahramanmaraş’ta belinden zımba teli çıkan bebeğin ailesi sorumluların ceza almasını istedi
18 Şubat 2026 Çarşamba - 12:21 Kahramanmaraş’ta belinden zımba teli çıkan bebeğin ailesi sorumluların ceza almasını istedi KAHRAMANMARAŞ (İHA) – Kahramanmaraş’ta hastaneye götürülen bir yaşındaki bebeğin belinden akciğer zarına doğru ilerleyen 2 santimetrelik zımba teli çıktı. Aile, bebeğin doğduğundan beri zımba teli yüzünden rahatsızlık çektiğini belirterek sorumluların ceza almasını istedi. Dulkadiroğlu ilçesi Sümer Mahallesi’nde ikamet eden Orhan ve Hatice Nur Poyraz çifti, 18 Ocak 2025 tarihinde Kahramanmaraş Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’nde çocuklarını kucaklarına aldı. Doğum sonrası sarılık nedeniyle bebek bir süre kuvöze alındı. Yaklaşık bir hafta kuvözde kalan bebek taburcu edildi. Baba Orhan Poyraz, 1 yaşına kadar Ömer Asaf bebeğin gece gündüz durmadan ağlaması üzerine hastaneye gitti. Ancak sırt üstü yatmak istemeyen bebeğin ağlaması durmadı. Baba Poyraz, bir gün acil serviste yapılan kontrollerde bebeğin belinde yabancı cisim olduğunu, çekilen filmlerde ise "L" şeklinde zımba teli tespit edildiğini söyledi. Çeşitli hastanelere yönlendirildiklerini anlatan baba, uzun süre müdahale edilmediğini, daha sonra özel bir hastanede yapılan operasyonla zımba telinin çıkarıldığını kaydetti. "Filmlere baktılar ’L şeklinde zımba teli var, alınması lazım’ dediler" Poyraz, bebeğin doğduktan sonra sarılık diyerek kuvöze alındığını belirterek, "Bir hafta orada yattı. Sonra çıkardılar, eve getirdik. Eve geldikten sonra gece gündüz ağlaması hiç durmadı. Tekrar hastaneye götürdüm. Kaşınıyordu, bir hafta banyo yaptıramadık. Sonra duş aldırdım, bağırması daha da arttı. Belini açtık, sırtına baktık, bir şey var mı diye kontrol ettik, görünürde yoktu. Hastaneye götürdük, şurup verdiler. Aylar geçti. Daha sonra acilde bir doktor çocuğumun belinde yabancı cisim olduğunu söyledi. 184’ü aradım, şikayette bulundum. Başhekim yardımcısının yönlendirmesiyle tomografi çekildi. O zaman belinde zımba teli olduğu netleşti. Başka bir hastaneye götürdük, ’riskli, 8 yaşına kadar alınamaz’ dediler, geri gönderdiler. Eve geldikten üç gün sonra oğlum bayıldı. Kardeşimle özel hastaneye götürdük. Orada filmlere baktılar, ’akciğere doğru gidiyor, L şeklinde zımba teli var, alınması lazım’ dediler" dedi. "Bu olay araştırılsın" Özel hastanede zımba telinin ameliyatla çıkarıldığını ifade eden Poyraz, olayın araştırılmasını isteyerek, "Bu süreçte prematüre olan kızım da hastanedeydi. Bu olayı duyunca kızımı da çocuk hastanesinden erken taburcu ettiler. 1 kilo 900 gramdı. Şimdi iki bebeğim de evde. Ben bir yıldır işe gidemiyorum. İnşaat işçisiyim, asgari ücretle çalışıyordum. Zımba teli çıkarılmadan önce çocuğum felç gibi yatıyordu. Şimdi biraz daha iyi ama hala çok ağlıyor. Bir yıldır bu şekildeyiz. Allah korusun bir enfeksiyon olsa, başına bir şey gelse bunun hesabını kim verecek" diye konuştu. Baba Poyraz, sorumluların bulunması için suç duyurusunda bulunduğunu ve süreci takip ettiğini kaydetti.
Sağlıklı Menopoz Okulları’nda ücretsiz eğitimler veriliyor
18 Şubat 2026 Çarşamba - 12:20 Sağlıklı Menopoz Okulları’nda ücretsiz eğitimler veriliyor Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğünce yürütülen ’Sağlıklı Menopoz Okulu’ programı kapsamında Ankara’daki Yiğit Gençbay Sağlıklı Hayat Merkezi tarafından ’Menopoz Okulu’ eğitimi düzenlendi. Kadınların menopoz döneminde yaşadığı fiziksel, hormonal ve ruhsal değişimlere ilişkin farkındalık oluşturmayı amaçlayan eğitim programında, menopozun fizyolojik süreci, kemik sağlığı, sağlıklı beslenme, duygusal değişimler ve fiziksel aktivitenin önemi ele alındı. Kızılcaşar Kültür Merkezi’ndeki eğitimlerde hekim, ebe, hemşire, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapistlerden oluşan uzman ekip, katılımcılara menopoz sürecini daha sağlıklı ve bilinçli geçirebilmeleri için bilimsel veriler ışığında bilgiler verdi. Uzm. Dr. Feyza Nur Ünsal, menopozun doğal bir yaşam dönemi olduğuna dikkat çekerek, "Eğitimlerimizi biz hekim, ebe, hemşire, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist eşliğinde ücretsiz olarak vermekteyiz. Bu eğitimlerde neler yapıyoruz peki? Kadınlarla menopoz sürecini konuşuyoruz. Menopozdaki kemik sağlığını, yine menopozda beslenme önerileri, fiziksel aktiviteyi ve menopoz sürecindeki kadınların duygu durum değişikliklerinden konuşuyoruz" dedi. Ebe Banı Çiçek Kırdıoğlu Çetin ise verilen eğitimlerle kadınların yaşam kalitesini artırmayı hedeflediklerini belirterek, "Kadınlarımıza verdiğimiz bu eğitimlerle hayat kalitelerini yükseltmeyi amaçlıyoruz. Burada sağlık kontrollerinin düzenli yaptırmalarını, menopoz döneminde yaşayabilecekleri sorunları ve bu sorunlarda yapabilecekleri konusunda onlara yardımcı olup yol gösteriyoruz" ifadelerini kullandı. Eğitime katılan Yeliz Dağıştan (40), programın kendisi için yol gösterici olduğunu belirterek, "Menopozla beslenme özellikle çok ilgimi çekti. Yani tabii ki sağlıklı beslenmeyi, dengeli beslenmeyi biliyoruz ama beyaz ete yönelmemiz gerektiği söylendi mesela. Balık tüketimi kırmızı etten daha önemliymiş bu süreçte. Bunu öğrendiğime mutluyum" şeklinde konuştu. Dağıştan, alanında uzman kişilerden doğru bilgiye ulaşmanın önemine değinerek, "Günümüzde bilgi çağındayız ve bilgiye çok kolay erişiyoruz. Birçok yerden bilgi alabiliyoruz ama doğru bilgiye erişmek çok önemli. Alanında uzman kişiler tarafından bu bilgilere ulaştığım için çok mutluyum. Herkesin de uzmanlar tarafından bilgilendirilmesi gerektiğini düşünüyorum" dedi. Yetkililer, Sağlıklı Menopoz Okulları kapsamında yürütülen ücretsiz eğitimlerin Sağlıklı Hayat Merkezleri, Toplum Sağlığı Merkezleri ve Aile Sağlığı Merkezleri aracılığıyla yaygınlaştırıldığını belirterek, kadınları bu hizmetlerden faydalanmaya davet etti.
Kalp hastalarına Ramazan uyarısı
18 Şubat 2026 Çarşamba - 12:18 Kalp hastalarına Ramazan uyarısı Kalp hastalarının oruç tutup tutamayacağına ilişkin genel bir kural olmadığını belirten Kardiyoloji Uzmanı Dr. Erdal Durmuş, "Her hasta kendi kardiyoloji hekimi tarafından bireysel olarak değerlendirilmelidir" dedi. Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Erdal Durmuş, Ramazan ayı öncesinde kalp hastalarının dikkat etmesi gereken hususlara ilişkin açıklamalarda bulundu. Oruç tutmanın iyi kolesterolü (HDL) artırabildiğini, kötü kolesterolü (LDL) düşürebildiğini kaydeden Durmuş, "Oruç, tansiyonu düşürerek kalp hastalığı riskini azaltabilir. Ayrıca vücuttaki enflamasyonu azaltarak kalp sağlığı üzerinde olumlu etkiler gösterebilir. Her hasta kendi kardiyoloji hekimi tarafından bireysel olarak değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı. "Kalp yetersizliği olanlar risk altında" Kalp yetersizliği bulunan hastaların oruç tutmasının sakıncalı olabileceğini vurgulayan Uzm. Durmuş, "Bu hastalar genellikle yoğun şekilde idrar söktürücü ilaç kullanır. Uzun süreli açlık ve susuzluk, böbrek fonksiyonlarında bozulmaya ve ciddi tansiyon düşüklüğüne yol açabilir. Kalp fonksiyonu ileri derecede bozulmuş hastaların oruç tutmaması gerekir" şeklinde konuştu. "Kontrolsüz tansiyon hastalarına uyarı" Kontrolsüz yüksek tansiyonu olan hastaların da dikkatli olması gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Durmuş, "Uzun süreli açlık ve iftarda fazla miktarda besin tüketimi sağlığı tehdit edebilir. Ancak tansiyonu ilaç tedavisiyle kontrol altında olan hastalarda, ilaç saatleri iftar ve sahura göre düzenlenirse oruç tutulabilir" diye konuştu. Uzm. Durmuş, güncel yaklaşıma göre tedaviyle kontrol altına alınmış tansiyonun ortalama 135/85 mmHg’nin altında olması gerektiğini ifade etti. "Kalp damar tıkanıklığı olanlar dikkat etmeli" Kalp damar tıkanıklığı bulunan hastaların da risk grubunda olduğunu dile getiren Uzm. Durmuş, "Son 6 ay içinde kalp krizi geçiren, bypass ya da koroner stent yapılan hastaların oruç tutması önerilmez. Bu hastalar ikili kan sulandırıcı kullandığı için uzun süreli açlık ve susuzluk pıhtılaşma riskini artırabilir" dedi. Hastalığın kontrol altına alındığı ve tekli kan sulandırıcıya geçildiği dönemde, hekim onayıyla oruç tutulabileceğini belirten Uzm. Durmuş, aktif göğüs ağrısı veya ciddi nefes darlığı olan kişilerin de oruç tutmadan önce mutlaka doktora başvurması gerektiğini söyledi. "Ritim bozukluğu ve kapak hastaları için risk" Kalbinde kontrolsüz ritim bozukluğu ya da ciddi kapak hastalığı bulunan kişilerin de oruç tutarken dikkatli olması gerektiğini kaydeden Dr. Durmuş, "Özellikle metal kapak takılmış ve kan sulandırıcı (oral antikoagülan) ilaç kullanan hastalarda, beslenme düzenindeki değişiklik ve susuzluk ilaç düzeyini bozabilir. Bu durum kanamaya ya da kalp kapağında pıhtı oluşmasına yol açabilir. Ritmi kontrol altında olan ve beslenmeden etkilenmeyen ilaç kullanan hastalar ise doktor kontrolünde oruç tutabilir" açıklamasında bulundu. Kalp pili olanlar oruç tutabilir mi Kalp pili olan hastaların iki gruba ayrıldığını söyleyen Uzm. Durmuş, "Kalp yetersizliği nedeniyle pil takılan ve yoğun ilaç kullanan hastalar için oruç uygun olmayabilir. Ritim bozukluğu nedeniyle pil takılan ve yoğun ilaç kullanmayan hastalar ise genel durumları uygunsa oruç tutabilir" dedi. "Ramazan’da beslenme önerileri" Ramazan ayında kalp hastalarının beslenmesine de dikkat etmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Durmuş, "Aşırı yağlı ve ağır et yemeklerinden uzak durulmalıdır. Sebze ağırlıklı Akdeniz tipi beslenme tercih edilmelidir. İftar ile sahur arasında yeterli miktarda su içilmeli, çay ve kahve gibi idrar söktürücü içeceklerin tüketimi azaltılmalıdır" dedi.
Uzmanından kritik uyarı: "Haftada bir kredi kartı ağırlığında plastik yutuyoruz ve mikroplastik maruziyeti çocuk sahibi olma hayallerini kırıyor"
18 Şubat 2026 Çarşamba - 12:15 Uzmanından kritik uyarı: "Haftada bir kredi kartı ağırlığında plastik yutuyoruz ve mikroplastik maruziyeti çocuk sahibi olma hayallerini kırıyor" Medicana Sağlık Grubu Üroloji Uzmanı Op. Dr. Hikmat Jabrayilov, "Haftada bir kredi kartı ağırlığında plastik yutuyoruz ve mikroplastik maruziyeti çocuk sahibi olma hayallerini kırıyor" dedi. Son zamanlarda erkek üreme seviyesinin kritik seviyede düştüğünü ve bu durumun alarm seviyesine ulaştığını söyleyen Medicana Sağlık Grubu Üroloji Uzmanı Op. Dr. Hikmat Jabrayilov çevresel risklere de ayrıca dikkat çekti. Jabrayilov, haftada bir kez, kredi kartı ağırlığında plastik yuttuğumuzu ve mikroplastik maruziyetinin üremede ciddi sıkıntılar doğurduğunu belirtti. Bir yıl boyunca korunmasız ve düzenli ilişkiye rağmen çocuk sahibi olunamaması olarak tanımlanan infertilite halk arasında bilinen adı ile kısırlık vakalarının arttığını belirten Jabrayilov, her beş çiftten birinin bu sorunla karşı karşıya olduğunu ifade ederek, yaklaşık 30 yıl önce erkek kaynaklı kısırlık oranının yüzde 20 ile yüzde 30 arasıyken bugün erkek kaynaklı kısırlığın yüzde 50’ye yaklaştığını ifade etti. "Mikroplastikler vücudumuza girdiğinde adeta ‘hormon korsanlığı’ yapıyor" Son 20 yılda 30 yaş altı erkeklerin önemli bir bölümünde sperm sayısının düştüğünü belirten Jabrayilov, "Güncel çalışmalar gösteriyor ki 1970’lerden bu yana sperm sayısı yarıdan fazla azaldı. 2000’lerden sonra düşüş hızı daha da arttı. Batı ülkelerinde 30 yaş altı erkeklerin önemli bir bölümünde sperm sayısı düşük, doğal yolla baba olma süresi uzamış durumda ve tüp bebek başvuruları son 10 yılda belirgin artış gösterdi. Bu tablo yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sağlık sorunu. Mikroplastikler vücudumuza girdiğinde adeta ‘hormon korsanlığı’ yapıyor. Sperm fabrikasını (testis) bozarak üretimi azaltıyor. Mikrodalga fırınlarda plastik ile yemek ısıtmak, sıcak içecekleri plastik kaplarda tüketmek, yağlı gıdaların plastikle teması ciddi sağlık riskleri oluşturuyor. Güneş ışınları da bu zehrin etkisini güçlendirerek çevreye saçılmasına neden oluyor" ifadelerini kullandı. "Plastik şişeyi arabada bırakmak ve sonra bundan su içmek ciddi bir mikroplastik maruziyetidir" Plastiğin sadece çevremizde değil, vücudumuzun artık her yerinde olduğunun altını çizen Jabrayilov, "Plastik şişeyi arabada bırakmak ve sonra bundan su içmek ciddi bir mikroplastik maruziyetidir. Plastik sadece çevrede değil, artık kanımızda ve organlarımızda. İnsanlar haftada yaklaşık 5 gram, yani bir kredi kartı ağırlığında mikroplastik yutuyor. Plastikle teması azaltmak, cam ve çelik alternatiflere yönelmek çok önemli. Bu sadece çevre meselesi değil, aile kurma hayali de. Plastikten uzaklaşmak, sadece gezegenimizi değil, çocuk sahibi olma şansımızı da koruduğu unutulmamalıdır. Haftada bir kredi kartı ağırlığında plastik yutuyoruz ve mikroplastik maruziyeti çocuk sahibi olma hayallerini kırıyor" cümlelerine yer verdi.
Yiğit Gençbay Sağlıklı Hayat Merkezi’nden ‘Menopoz Okulu’ Eğitimi
18 Şubat 2026 Çarşamba - 12:14 Yiğit Gençbay Sağlıklı Hayat Merkezi’nden ‘Menopoz Okulu’ Eğitimi Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen ‘Sağlıklı Menopoz Okulu’ programı kapsamında, Ankara Yiğit Gençbay Sağlıklı Hayat Merkezi tarafından Kızılcaşar Kültür Merkezi’nde ‘Menopoz Okulu’ eğitimi düzenlendi. Kadınların menopoz döneminde yaşadığı fiziksel, hormonal ve ruhsal değişimlere ilişkin farkındalık oluşturmayı amaçlayan eğitim programında; menopozun fizyolojik süreci, kemik sağlığı, sağlıklı beslenme, duygusal değişimler ve fiziksel aktivitenin önemi ele alındı. Eğitimlerde hekim, ebe, hemşire, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapistlerden oluşan uzman ekip, katılımcılara menopoz sürecini daha sağlıklı ve bilinçli geçirebilmeleri için bilimsel veriler ışığında bilgilendirmelerde bulundu. Program kapsamında eğitim veren Uzm. Dr. Feyza Nur Ünsal, menopozun doğal bir yaşam dönemi olduğuna dikkat çekerek, "Eğitimlerimizi biz hekim, ebe, hemşire, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist eşliğinde ücretsiz olarak vermekteyiz. Bu eğitimlerde neler yapıyoruz peki? Menopoz sürecini konuşuyoruz kadınlarla. Menopozdaki kemik sağlığını, yine menopozda beslenme önerileri, fiziksel aktiviteyi ve menopoz sürecindeki kadınların duygu durum değişikliklerinden konuşuyoruz" dedi. Ebe Banı Çiçek Kırdıoğlu Çetin ise verilen eğitimlerle kadınların yaşam kalitesini artırmayı hedeflediklerini belirterek, "Kadınlarımıza verdiğimiz bu eğitimlerle hayat kalitelerini yükseltmeyi amaçlıyoruz. Burada sağlık kontrollerinin düzenli yaptırmalarını, menopoz döneminde yaşayabilecekleri sorunları ve bu sorunlarda yapabilecekleri konusunda onlara yardımcı olup yol gösteriyoruz" ifadelerini kullandı. Eğitime katılan Yeliz Dağıştan (40) da programın kendisi için yol gösterici olduğunu belirterek, "Menopozla beslenme özellikle çok ilgimi çekti. Yani tabii ki sağlıklı beslenmeyi, dengeli beslenmeyi biliyoruz ama beyaz ete yönelmemiz gerektiği söylendi mesela. Balık tüketimi kırmızı etten daha önemliymiş bu süreçte. Bunu öğrendiğime mutluyum" şeklinde konuştu. Dağıştan, alanında uzman kişilerden doğru bilgiye ulaşmanın önemine değinerek, "Günümüzde bilgi çağındayız ve bilgiye çok kolay erişiyoruz. Birçok yerden bilgi alabiliyoruz ama doğru bilgiye erişmek çok önemli. Alanında uzman kişiler tarafından bu bilgilere ulaştığım için çok mutluyum. Herkesin de uzmanlar tarafından bilgilendirilmesi gerektiğini düşünüyorum" dedi. Yetkililer, Sağlıklı Menopoz Okulları kapsamında yürütülen ücretsiz eğitimlerin Sağlıklı Hayat Merkezleri, Toplum Sağlığı Merkezleri ve Aile Sağlığı Merkezleri aracılığıyla yaygınlaştırıldığını belirterek, kadınları bu hizmetlerden faydalanmaya davet etti. (FÇ-
Diyetisyen Tayşi’den Ramazan’da beslenme uyarısı
18 Şubat 2026 Çarşamba - 11:57 Diyetisyen Tayşi’den Ramazan’da beslenme uyarısı Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Saadet Tayşi, Ramazan ayında sağlıklı ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çekti. Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Saadet Tayşi, Ramazan ayında beslenme düzeninin doğru planlanması gerektiğini belirterek vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Oruç tutacak kişiler için sahur öğününün büyük önem taşıdığını vurgulayan Tayşi, gün boyu tokluk hissinin korunabilmesi için yeterli miktarda sıvı tüketilmesi ve protein ağırlıklı besinlere yer verilmesi gerektiğini ifade etti. İftar öğününde ise ani ve kontrolsüz şekilde yemek yenilmemesi gerektiğini belirten Tayşi, çorba ve kahvaltı tabağı ile başlayarak başlangıç ile ana yemek arasında 10 dakika ara verilmesi gerektiğini, aksi halde mideye bir anda fazla yüklenilmesinin hazımsızlık, şişkinlik ve mide rahatsızlıklarına yol açabileceğini aktardı. "Sahura kalkmak ve bol su tüketmek son derece önemli" Oruç tutacak kişiler için sahur öğününün büyük bir önem taşıdığını ve en az 1,5 litreye kadar su tüketilmesi gerektiğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Saadet Tayşi, "Ramazan ayı bizim sofralarımızın şenlik olduğu zamanlardır. Bu güzel günümüzde birlik ve beraberlikle içerisinde sofralarımızın dolu dolu olmasını istiyoruz. Fakat dikkat etmemiz gereken unsurlarımız var. Burada öncelikle sahura kalkmak bizim için son derece önemli. Burada hem yeteri düzeyde sıvı almamız ve yeterli düzeyde protein almamıza dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü uzun zaman susuzlukla birlikte böbreklerimiz rahatsızlanabilir ve sıvı ihtiyacımızı yeteri düzeyde alamazsak bu sefer baş dönmelerimiz, halsizliklerimiz ve yorgunluklarımız oluşur. Bundan dolayı mutlaka sahurda en azından 750 mililitre - 1,50 litre sıvı alımlarımıza dikkat edelim. Burada sahurdayken tuzlu besinleri azaltalım ki sıvı ihtiyacımız veya susuzluğumuz artmasın. Mesela kavrulmuş tuzlu etler tüketmeyelim veya tuzlu salamuralı zeytinler tercih etmeyelim. Bunlara dikkat edersek son derece iyi olur" dedi. "Sahurda tükettiğimiz proteinler bizlere tokluk sağlar ve orucumuzu daha kolay tutarız" Sahurda yeteri kadar protein alındığı takdirde tokluk sağladığını ve orucun daha kolay tutulmasına yardımcı olduğunu söyleyen Tayşi, "Sahurdayken dikkat etmemiz gereken bir önemli nokta ise yeterli protein almak. Çünkü proteinler bizlere tokluk sağlar ve böylelikle orucumuzu daha kolay tutmamıza yardımcı olur. Mutlaka yumurtamızı ve peynirimizi sahurda ihmal etmeden tüketelim. Bizim burada aynı zamanda tokluğumuzu arttıran diğer bir besin grubumuz, yağlı tohumlar yani ceviz, fındık, fıstık bunları da sahurda beslenmemize ilave ederek daha kaliteli bir sahur yapmış oluruz. Diğer yandan tabağımızda yeşillikleriniz olsun ki yeterli düzeyde lif alalım. Bu liflerle birlikte bağırsak hareketlerimiz de rahat çalışır. Çünkü Ramazan ayında genellikle hastalarımızdan hazımsızlık yaşadıkları yönünde şikayetler geliyor. Burada da yeterli düzeyde lif almak bizim için son derece önemli" ifadelerini kullandı. "Başlangıçla ana yemek arasına 10 dakika ara olması gerekiyor" İftarda ani ve kontrolsüz bir şekilde yemek yenilmemesi, başlangıç ile ana yemek arasında 10 dakika ara verilmesi gerektiğini belirten Tayşi, "İftarda başlangıcımızı çorba gibi hafif beslenmeyle başlatarak, küçük bir kahvaltı tabağı ile devam ettirebiliriz. Bu şekilde başlayıp hemen arkasından ana yemeğe geçerseniz mideniz hızlı hızlı çalışmaya başlar ve daha fazla yorulmuş olur. Bundan dolayı mutlaka başlangıçtan ana yemeğe geçene kadar bir 10 dakikalık mesafe koyulması gerekiyor. Aynı zamanda iftardayken hızlı miktarda su içtiğiniz zaman da şişkinliğiniz artabilir. Buradaki su içimlerinizi daha alımlı bir şekilde tutmaya özen gösterin. İftar başlangıcında mutlaka su içmeyi ve çorba içmeyi unutmayın. Bu durum hem susuzluğunuzu giderir hem de tansiyon düşüklüğünüzü engeller. Çorbalarımız da kremalı çorbalar yerine daha çok tahıllı çorbaları, tavuklu veya sebzeli bir çorba içeriklerini tercih edin. Bizim iftardaki diğer bir noktamız ise, yağlı ve kızartmalı yemekler yerine fırınlanmış, haşlanmış, közlenmiş sebzelerle oluşturulan etli veya tavuklu bir sebzeler tercih edilip yanında ise az yağlı pilavlar veya pilavımız yoksa börek tarzında şeyler tercih edilebilir" şeklinde konuştu. "İftarda, gazlı içecekler tercih etmemelisiniz" İftarda gazlı içecek, tatlı ve su tüketimine dikkat edilmesi gerektiğini aktaran Tayşi, "İftarda, gazlı içecekler tercih etmemelisiniz. Çünkü gazlı içecekler kalori miktarlarını arttırır ve kan şekeri dengenizi yükseltebilir. Buna dikkat edelim. iftardan sonra tatlı ihtiyacı ortaya çıkar. Öncelik olarak sütlü tatlılar veya meyvelerden yapılan tatlılar tercih edilebilir. Bunlar ise kış ayında çok tüketilen kabak tatlısı, ayva tatlısı gibi daha yumuşak yiyecek meyvelerden oluşabilir. Mutlaka günde suyumuzun içerisine soda koyalım böylelikle mineral yoğunluğunu da artırmış oluruz, daha da iyi olmuş olur. Mutlaka iftardan sonra, bir saat sonra yürüyüş yapılmalı, kan şekeri dengesini daha iyi sağlar. Bu önerileri dikkate almanızı ve bu şekilde Ramazanı güzel geçirmenizi umut ediyoruz" diye konuştu.
"Ramazan’da iftar ve sahur için sağlıklı beslenme önerileri"
18 Şubat 2026 Çarşamba - 11:57 "Ramazan’da iftar ve sahur için sağlıklı beslenme önerileri" Ramazan ayında 14-15 saati bulan açlık süresinin metabolizma hızını yavaşlatabileceğini söyleyen Diyetisyen Evin Güney Tayyar, "Uzun süreli açlık sonrası artan insülin yanıtı nedeniyle vücut yağ depolamaya daha yatkın hale gelir. Bu nedenle iftarda ani ve yüksek kalorili yüklenmelerden kaçınılmalıdır" dedi. Ramazan ayında uzun süren açlık sürelerinin metabolizma üzerinde önemli etkileri olduğunu belirten VM Medical Park Mersin Hastanesi’nden Diyetisyen Evin Güney Tayyar, iftar ve sahurda doğru besin tercihleriyle hem sindirim sisteminin korunabileceğini hem de kilo kontrolünün sağlanabileceğini söyledi. Diyetisyen Tayyar, "Ramazan ayında 14-15 saati bulan açlık süresi metabolizma hızını yavaşlatabilir. Uzun süreli açlık sonrası artan insülin yanıtı nedeniyle vücut yağ depolamaya daha yatkın hale gelir. Bu nedenle iftarda ani ve yüksek kalorili yüklenmelerden kaçınılmalıdır" dedi. "İftarda tercih edilmesi gereken besinler" İftara çorba ile başlanmasının sindirimi rahatlattığını vurgulayan Dyt. Tayyar, şu önerilerde bulundu: "İftarda; çorba ile başlanmalı, ardından tam tahıllı ürünler, sebze yemekleri ve yumurta, et, tavuk, balık gibi proteini yüksek besinler tercih edilmelidir. Yoğurt ve salata öğünü dengeleyici etki sağlar." "Uzak durulması gereken gıdalar" Dyt. Tayyar, uzak durulması gereken besinleri şöyle paylaştı: "Kızartmalar ve çok yağlı yiyecekler Kremalı yemekler ve çorbalar Beyaz undan yapılmış ürünler Şerbetli tatlılar Aşırı yağlı hamur işleri Gazlı ve şekerli içecekler Aşırı baharatlı yiyecekler Fazla tuz içeren besinler." Tatlı tüketiminin haftada 1 ile sınırlandırılması gerektiğini belirten Dyt. Tayyar, "Şerbetli tatlılar yerine sütlü ve hafif tatlılar tercih edilmelidir" dedi. İftara nasıl başlanmalı? Uzun süren açlık sonrası hızlı ve büyük porsiyonlarla yemek yemenin hazımsızlık ve şişkinliğe yol açtığını ifade eden Tayyar, ideal sıralamayı şöyle açıkladı: "1-2 bardak su + 1 hurma Çorba 10-15 dakika ara Ana yemek (proteini yüksek besin + sebze) Yoğurt ve salata." Tayyar, tatlı tüketiminin ise haftada 1 kez ve iftardan 1-2 saat sonra yapılması gerektiğini vurguladı. "İftardan sonra dikkat edilmesi gerekenler" İftardan 1-2 saat sonra ara öğün yapılabileceğini belirten Tayyar, ara öğün seçeneklerini şu şekilde sıraladı: "Meyve + yoğurt veya süt 1 porsiyon meyve + yaklaşık 40 gram çiğ, tuzsuz kuruyemiş." Tayyar, günlük su tüketiminin 2-2,5 litre olması ve bu miktarın iftar ile sahur arasına yayılması gerektiğinin altını çizdi. "Tok tutan besinler" Dyt. Tayyar, tok tutan besinleri şu şekilde paylaştı: "Yumurta Et, tavuk, balık gibi protein kaynakları Yoğurt, süt, peynir Kurubaklagiller Tam tahıllı ürünler Ceviz, badem gibi yağlı tohumlar." Dyt. Tayyar, "Protein ve lif içeriği yüksek besinler mide boşalma hızını yavaşlatarak kan şekerinin daha dengeli yükselmesini sağlar ve daha uzun süre tokluk hissi oluşturur" dedi. "Örnek iftar ve sahur menüsü" Tayyar, sözlerine şöyle devam etti: "Örnek iftar: 1-2 bardak su + 1 hurma 1 kepçe çorba 60-90 g et/tavuk/balık 3-4 yemek kaşığı sebze veya bakliyat 1 kase yoğurt Zeytinyağlı salata 1 dilim tam tahıllı ekmek veya 3 kaşık bulgur İftardan 1-2 saat sonra ara öğün: Meyve + yoğurt/süt veya Meyve + 40 g çiğ, tuzsuz kuruyemiş Örnek sahur: 1-2 haşlanmış yumurta veya 1 tatlı kaşığı zeytinyağında hazırlanmış omlet Az tuzlu peynir 2 dilim tam tahıllı ekmek 2 tam ceviz veya 5 badem Domates, salatalık, yeşillik 1 bardak süt veya 1 kase yoğurt." Sahurun atlanmasının açlık süresini 19-20 saate çıkarabileceğini belirten Dyt. Tayyar, bunun kan şekeri düşüklüğüne yol açabileceğini ifade etti. Tayyar; sahurda ağır, tuzlu ve baharatlı yemeklerin susuzluğu artırabileceğini ve sindirim sorunlarına neden olabileceğini söyledi. "Ramazan’da sağlıklı beslenmek için genel öneriler" Tayyar, "Sahur mutlaka yapılmalıdır. Tek öğün beslenilmemelidir. Porsiyon kontrolü sağlanmalıdır. Yemekler yavaş ve iyi çiğnenerek tüketilmelidir. Günlük 2-2,5 litre su içilmelidir. Kızartma yerine ızgara, haşlama ve fırın tercih edilmelidir" dedi. İftardan sonra en az 45 dakika hafif tempolu yürüyüş yapılmasının sindirimi desteklediğini ve kilo kontrolüne katkı sağladığını belirten Tayyar, Ramazan ayında dengeli öğün planlaması, yeterli sıvı alımı ve düzenli fiziksel aktivite ile metabolik dengenin korunabileceğini söyledi. "Ramazan’da sık yapılan beslenme hataları" Dyt. Tayyar, Ramazan’da sık yapılan beslenme hatalarını şöyle sıraladı: "İftarda hızlı ve aşırı yemek Sahuru atlamak Porsiyon kontrolü yapmamak Yetersiz su tüketmek Şerbetli tatlıları sık tüketmek Kremalı, aşırı tuzlu ve baharatlı yemekleri tercih etmek." Dyt. Tayyar, Ramazan ayında doğru beslenme alışkanlıklarıyla hem sağlığın korunabileceğini hem de sağlıklı kilo yönetiminin mümkün olduğunu vurguladı.
Doç. Dr. Tarık Yağcı: "Sürekli ağızdan soluma, altta yatan bir sağlık sorununun habercisi olabilir"
18 Şubat 2026 Çarşamba - 11:44 Doç. Dr. Tarık Yağcı: "Sürekli ağızdan soluma, altta yatan bir sağlık sorununun habercisi olabilir" Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Tarık Yağcı, çocukların uyurken ağız açık uyumasının çoğu zaman basit bir alışkanlık sanıldığını ancak bunun önemli sağlık sorunlarının erken belirtisi olabileceğini söyledi. Uyku sırasında sağlıklı solunumun çocukların hem fiziksel hem zihinsel gelişimi için büyük önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Tarık Yağcı, normal şartlarda çocukların da yetişkinler gibi burundan nefes alması gerektiğini ifade etti. Yağcı, "Burun, solunan havayı ısıtan, nemlendiren ve zararlı maddeleri süzen doğal bir filtredir. Burun tıkandığında çocuk bilinçli olarak fark etmese bile ağzını açarak nefes almaya başlar. Bu durum özellikle uyku sırasında daha belirgin hale gelir" dedi. "En sık neden geniz eti büyümesi" Çocuklarda ağızdan solunumun en sık nedenlerinden birinin geniz eti büyümesi olduğunu belirten Yağcı, "Geniz eti, bağışıklık sisteminin bir parçasıdır ancak bazı çocuklarda normalden fazla büyüyerek burun arkasını daraltır ve hava geçişini zorlaştırır. Bunun dışında burun eti büyümesi, alerjik nezle, sık üst solunum yolu enfeksiyonları ve nadiren burun içi eğrilikler de burun tıkanıklığına yol açabilir" diye konuştu. "Gece horlama ve huzursuz uyku eşlik edebilir" Ağızdan solumanın çoğu zaman tek başına görülmediğini vurgulayan Doç. Dr. Yağcı, "Gece horlama, bölünmüş uyku, sık uyanma ve uykuda terleme gibi belirtiler sıklıkla eşlik eder. Sabah dinlenmeden uyanan çocuklar gün içinde yorgun, huzursuz ve isteksiz olabilir. Dikkat dağınıklığı ve derslere odaklanamama da görülebilir" ifadelerini kullandı. Bu durumun sık enfeksiyon geçirme, kulakta sıvı birikimi ve işitme problemleriyle de ilişkili olabileceğini belirten Yağcı, öğretmenlerin zaman zaman dile getirdiği "derste dalgın" ya da "çok çabuk yoruluyor" gibi gözlemlerin uyku kalitesiyle bağlantılı olabileceğini söyledi. Uzun süre devam eden ağızdan solumanın yüz ve çene gelişimini de olumsuz etkileyebileceğine dikkat çeken Yağcı, "Üst çenenin daralması, dişlerde çapraşıklık ve kapanış bozuklukları görülebilir. Sürekli ağız açık kalması yüz kaslarının gelişimini etkileyerek yüz şeklinde değişikliklere yol açabilir. Ayrıca uyku kalitesinin bozulması büyüme hormonu salınımını da olumsuz etkileyebilir" dedi. "Her çocuk için ameliyat gerekmez" Toplumda yaygın inanışın aksine ağızdan soluyan her çocuğun ameliyat edilmediğini belirten Doç. Dr. Tarık Yağcı, "Öncelikle detaylı bir kulak burun boğaz muayenesi yapılır. Gerekirse endoskopik inceleme ile geniz eti ve burun yapıları değerlendirilir, işitme testleri yapılır. Alerjik zemini olan çocuklarda ilaç tedavileri ve burun spreyleri fayda sağlayabilir. Ameliyat yalnızca gerçekten gerekli ve fayda sağlayacağı net durumlarda gündeme gelir" diye konuştu. "Aileler çocuklarının uykusunu gözlemlemeli" Ailelerin çocuklarının uyku alışkanlıklarını dikkatle izlemesi gerektiğini vurgulayan Yağcı, "Çocuk sürekli ağız açık uyuyor, horluyor, sık hastalanıyor, sabahları yorgun uyanıyor ya da gün içinde enerjisiz görünüyorsa bu durum basit bir alışkanlık olarak görülmemelidir. Erken değerlendirme ileride oluşabilecek sorunların önüne geçer. Unutulmamalıdır ki kaliteli uyku sağlıklı büyüme, güçlü bağışıklık ve başarılı bir öğrenme süreci için temeldir. Ağızdan solumayı hafife almamak gerekir" ifadelerini kullandı.