SAĞLIK
14 Mart 2026 Cumartesi - 19:05 Hastane çalışanları iftar sofrasında buluştu Kahramanmaraş’ta Özel Sular Akademi Hastanesi’nde görev yapan sağlık çalışanları, iftar programında bir araya geldi. Hastane yönetiminin ev sahipliğinde gerçekleştirilen programda doktorlar, hemşireler, sağlık personeli ve idari çalışanlar aynı sofrada buluşarak oruçlarını birlikte açtı. Programa hastanenin yönetim kurulu üyeleri ve yöneticiler de katıldı. Programda konuşan Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Mehmet Emir Sular, 15 yılı aşkın süredir sağlık sektöründe hizmet veren bir kurum olarak insan hayatına dokunmanın büyük bir sorumluluk ve onur olduğunu söyledi. Sağlık hizmetlerinin yalnızca bir meslek olmadığını, aynı zamanda özveri, sabır ve gönül isteyen kutsal bir görev olduğunu belirten Sular, "Doktorlarımızdan hemşirelerimize, sağlık personelimizden idari kadrolarımıza kadar herkesin katkısı kurumumuzun bugünlere gelmesinde büyük rol oynamıştır. Farklı sektörlerde faaliyet gösteriyor olsak da sağlık alanındaki hizmetlerimizin yeri her zaman ayrıdır. Çünkü yaptığımız her işin merkezinde insan vardır. Bu mübarek Ramazan akşamında aynı sofrayı paylaşmak birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendiren çok kıymetli bir vesiledir" dedi. Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Sular ise Ramazan ayının paylaşma ve dayanışma ayı olduğunu belirterek programa katılan çalışanlara teşekkür etti. Sular, "Depremden bu yana üç yıl geçti. Bu vesileyle deprem şehitlerimize ve hastanemizden depremde hayatını kaybeden 12 çalışma arkadaşımıza Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum. Rabbim bu tür afetleri bir daha yaşatmasın. Ayrıca tüm hekimlerimizin ve sağlık camiamızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyorum. Yaklaşan bayramın da tüm çalışanlarımız ve aileleri için sağlık, huzur ve mutluluk getirmesini diliyorum" ifadelerini kullandı. Program, sağlık çalışanlarının sohbet ederek Ramazan ayının birlik ve beraberlik atmosferini paylaşmasıyla sona erdi.
Cildinizden yazın etkilerini 3 adımda silebilirsiniz
29 Aralık 2025 Pazartesi - 12:20 Cildinizden yazın etkilerini 3 adımda silebilirsiniz Yaz aylarında yoğun güneş ışınları, artan sıcaklık ve nemin ciltte leke, elastikiyet kaybı ve nem dengesinde bozulmaya yol açtığını belirten Dermatoloji Bölümü’nden Uzman Dr. Hatice Duman, kış aylarına girerken doğru uygulamaların cilt sağlığını korumada kritik rol oynadığını söyledi. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uzman Dr. Hatice Duman, cilt yenileme ve onarımı hakkında bilgi verdi. Duman, yaz boyunca güneşe maruz kalan ciltte kolajen kaybı, renk düzensizlikleri ve mat bir görünümün sık görüldüğünü ifade ederek, "Kış öncesinde yapılan doğru uygulamalarla cildin yenilenmesi desteklenebilir" dedi. Mikro iğneli radyofrekans ile cilt yenilenmesi Altın iğne uygulamasının cildin alt katmanlarına kontrollü radyofrekans enerjisi verdiğini anlatan Uzm. Dr. Duman, bu yöntemin kolajen ve elastin üretimini uyardığını belirtti. Duman, "Yazın genişleyen gözenekler, ince kırışıklıklar ve elastikiyet kaybı üzerinde etkili olan Altın iğne, kış öncesi cildi daha sıkı ve dayanıklı hale getirir" ifadelerini kullandı. Lazer ile ton eşitleme ve kolajen desteği Lazer sistemlerinin güneş kaynaklı lekeleri azaltmaya ve cilt tonunu eşitlemeye yardımcı olduğunu kaydeden Duman, "Doğru protokolle uygulandığında lazer, kolajen üretimini destekleyerek daha pürüzsüz ve sağlıklı bir cilt görünümü sağlar" dedi. Lazer uygulamalarının cildi kışın soğuk ve kuru havasına karşı da güçlendirdiğini vurguladı. Mezoterapi ile derin nem ve beslenme Soğuk havalarda cildin nem ve vitamin ihtiyacının arttığını belirten Uzm. Dr. Duman, mezoterapinin hyaluronik asit, vitamin ve aminoasit içerikleriyle cildi derinlemesine beslediğini ifade ederek, "Mezoterapi hyaluronik asit, vitamin ve aminoasit içerikleriyle cildi derinlemesine besleyerek kuruluk, donukluk ve ince çizgilerin önlenmesine yardımcı olur" diye konuştu.
Çocuklarda ağız ve diş sağlığında erken tanı büyük öneme sahip
29 Aralık 2025 Pazartesi - 11:46 Çocuklarda ağız ve diş sağlığında erken tanı büyük öneme sahip Çocuklarda ağız ve diş sağlığının korunması, yalnızca estetik bir gereklilik değil; sağlıklı büyüme, beslenme ve konuşma gelişiminin temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Pedodonti (çocuk diş hekimliği) alanında yapılan çalışmalar, erken yaşta gerçekleştirilen düzenli diş hekimi kontrollerinin ileride oluşabilecek birçok problemin önüne geçtiğini gösteriyor. Pedodonti alanının yalnızca tedavi odaklı olmadığını vurgulayan Pedodonti Uzmanı Prof. Dt. Aylin Akbay Oba, çocuklarda ilk diş muayenesinin, süt dişleri sürer sürmez yapılması gerektiğine dikkat çekiyor. Erken dönemde uygulanan koruyucu yöntemler; çürük riskinin azaltılması, travmaya bağlı diş yaralanmalarının yönetilmesi ve ağız hijyeni alışkanlıklarının doğru şekilde kazandırılmasında kritik önem taşıyor. Koruyucu hekimlik yaklaşımı çocukların geleceğini şekillendiriyor Koruyucu hekimlik, çocukların yaşam boyu sürecek sağlıklı ağız ve diş yapısını destekleyen en önemli yaklaşım olarak öne çıkıyor. Fissür örtücü uygulamaları, flor destekleri ve düzenli kontroller sayesinde çürük oluşumunun büyük oranda önüne geçilebiliyor. Buna ek olarak, ağız hijyeni eğitimi, ebeveyn bilgilendirmesi ve davranış yönlendirme teknikleri, çocukların diş hekimine karşı olumlu bir tutum geliştirmesine yardımcı oluyor. Çocuk diş tedavileri nedir Çocuk diş tedavileri; süt dişleri ve yeni sürmekte olan daimi dişlerde ortaya çıkan çürükler, travmalar, gelişimsel bozukluklar ve fonksiyonel sorunların tedavisine yönelik tüm klinik uygulamaları kapsıyor. Pedodontik yaklaşım, tedavi süreçlerinin ötesinde çocukları koruyucu hekimlik ilkeleri ile yönlendirerek ağız hijyenini geliştirmeyi ve yaşam boyu sürdürülebilir bir ağız-diş sağlığı oluşturmayı hedefliyor. Süt dişlerinin önemi sağlıklı daimi dişler için temel rehber Süt dişleri, yalnızca geçici dişler olması nedeniyle çoğu zaman yeterince önemsenmese de, çocukların ağız ve çene gelişiminde kritik bir rol üstleniyor. Her bir süt dişi, alttan gelecek daimi diş için doğal bir rehber görevi görüyor. Süt dişlerinde meydana gelen erken kayıplar, daimi dişlerin doğru pozisyonda sürmesini engelleyerek çapraşıklık, çene darlığı ve kapanış bozuklukları gibi uzun vadede ortodontik sorunlara yol açabiliyor. Sağlıklı süt dişleri; çocuğun beslenmesini, konuşma gelişimini, özgüvenini ve sosyal iletişim becerilerini de doğrudan etkiliyor. Çürük nedeniyle ağrı yaşayan ya da rahat çiğneyemeyen çocuklarda iştahsızlık, kilo kaybı ve okul başarısında düşüş görülebiliyor. Bu nedenle süt dişlerinin korunması sadece ağız içi sağlığı değil, genel sağlık ve gelişim açısından da büyük önem taşıyor. Düzenli muayeneler, koruyucu uygulamalar ve doğru ağız hijyeni alışkanlıkları ile süt dişlerinin sağlıklı bir şekilde ağızda kalması sağlanarak çocuğun ileriki yaşamında daha sorunsuz bir ağız-diş yapısına sahip olması mümkün hale geliyor. Bu kapsamda uygulanan başlıca tedaviler; dolgu ve kanal tedavileri, koruyucu uygulamalar, travma tedavileri, süt dişi çekimleri ve yer tutucular, ortodontik yönlendirme tedavileri ile ağız-dil fonksiyon bozukluklarının yönetimi olarak sıralanıyor. Tedavilerin temel amacı, çocukların sağlıklı beslenme, doğru konuşma ve özgüvenli bir gülüş geliştirmesine katkı sağlamak ve diş hekimi korkusunu ortadan kaldırarak olumlu bir tedavi deneyimi sunmak olarak ifade ediliyor. Çocukların ağız ve diş sağlığında altın kurallar; ilk muayene ilk süt dişi sürer sürmez yapılmalı, süt dişleri daimi dişlerin rehberi niteliğinde olduğu için erken kayıplar çene gelişimini olumsuz etkiliyor, koruyucu uygulamalarla çürük oluşma riski azaltılabiliyor, diş hekimi korkusunun önüne geçmek için erken ve düzenli ziyaretler büyük önem taşıyor.
Otizmli yetişkinlere özel poliklinik hizmete girdi
29 Aralık 2025 Pazartesi - 11:42 Otizmli yetişkinlere özel poliklinik hizmete girdi Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi tarafından otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan yetişkin bireylere yönelik özel poliklinik hizmeti hayata geçirildi. Yeni açılan Otizm Polikliniği haftada bir gün hizmet verecek. Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi, toplum ruh sağlığı hizmetlerini güçlendirme hedefi doğrultusunda önemli bir çalışmayı daha hayata geçirdi. Bu kapsamda, otizm spektrum bozukluğu olan yetişkin bireylerin ruh sağlığı hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak amacıyla Otizm Polikliniği açıldı. Yeni poliklinik, eski Manisa Devlet Hastanesi kampüsünde yer alan Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Şehzadeler Semt Polikliniği bünyesinde hizmet vermeye başladı. Poliklinikte haftada bir gün, planlı randevu sistemiyle otizmli yetişkin hastalara tanı, tedavi ve izlem hizmetleri sunulacak. "Ailelerin yükünü azaltması açısından önemli" Otizm spektrum bozukluğunun; sosyal iletişim becerilerinde güçlükler, sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranışlarla seyreden, erken çocukluk döneminde başlayan nörogelişimsel bir bozukluk olduğuna dikkat çekildi. Erken tanı ve düzenli takibin, bireyin gelişimsel potansiyelinin desteklenmesi ve ailelerin yaşadığı yükün azaltılması açısından büyük önem taşıdığı vurgulandı. Otizm Polikliniği’nde, tanılama ve klinik değerlendirme süreçleri, bireyin yaşına ve ihtiyaçlarına göre tedavi ve izlem planlaması, eşlik eden dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, öğrenme güçlüğü ve kaygı bozuklukları gibi ek ruhsal sorunların değerlendirilmesi yapılacak. Ayrıca ailelere bilgilendirme, danışmanlık ve yönlendirme hizmetleri sunulacak; gerektiğinde özel eğitim, rehabilitasyon, sosyal hizmetler ve diğer sağlık kurumlarıyla çok disiplinli iş birliği sağlanacak. Poliklinik cuma günleri hizmet verecek Poliklinikte sunulacak hizmetlerin, Psikiyatri Uzmanı Dr. Sevgi Güleç Doğan koordinasyonunda, Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinin ilgili birimleriyle iş birliği içerisinde, güncel bilimsel veriler ve Sağlık Bakanlığı uygulamaları çerçevesinde yürütüleceği bildirildi. Hastaneden yapılan açıklamada, Otizm Polikliniği’nin haftada bir gün cuma günleri hizmet vereceği belirtilerek, vatandaşların MHRS (Merkezi Hekim Randevu Sistemi) ve ALO 182 üzerinden randevu alarak başvuruda bulunabilecekleri ifade edildi. İlk değerlendirme sonrası gerekli görülen durumlarda düzenli kontrol randevuları ve ek destek hizmetlerinin planlanacağı kaydedildi. Polikliniğin hedefinin, otizm spektrum bozukluğu olan bireylerin nitelikli ruh sağlığı hizmetlerine erişimini artırmak, ailelerin bilgi, danışmanlık ve destek ihtiyaçlarına kurumsal ve ulaşılabilir bir cevap vermek, toplumsal farkındalığı artırarak otizmli bireylerin eğitim, istihdam ve sosyal yaşama katılımlarını dolaylı olarak desteklemek olduğu belirtildi. Bu hizmetin Manisa’da otizm alanında önemli bir boşluğu dolduracağı ifade edildi. "Ciddi endişe ve kaygılarımız vardı" Manisa Otistik Bireyler ve Engelsiz Aileler Derneği Başkanı Mahperi Serpil Dede de, otizmli bir çocuk annesi olarak özellikle 18 yaş üstü otizmli bireyler için bu hizmetin çok önemli olduğunu vurguladı. Emeği geçen herkese teşekkür eden Dede, "Biz ailelerin, özellikle yoğun öfke krizleri sırasında tedavi protokolleri konusunda ciddi endişe ve kaygılarımız vardı. Bu kaygılarımızın anlaşılması ve ilimizde böyle bir hizmetin hayata geçirilmesi çok kıymetli. Otizmin en önemli sorun alanlarından biri sağlık problemleri ve öfke krizleri. Bu krizler sırasında ne yapacağımızı bilemediğimiz anlar oluyor. Sağlık profesyonellerinin yanımızda olduğunu hissetmek ve onlara ulaşabilmek bizler için çok değerli. Ülkemizde hızla artan bir otizm popülasyonu var. Bu tür hizmetlerin sağlık sistemi içinde yer alması ve yaygınlaşması aileler için büyük bir güvence" diye konuştu.
Doğal gün ışığı kan şekeri dengesini etkileyebilir
29 Aralık 2025 Pazartesi - 11:36 Doğal gün ışığı kan şekeri dengesini etkileyebilir Bilimsel dergi Cell Metabolism’te yayımlanan yeni bir araştırma, doğal gün ışığına maruz kalmanın vücudun şekeri kullanma biçimi ve enerji metabolizması üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu ortaya koydu. Araştırmayı değerlendiren İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alihan Oral, gün ışığının metabolik sağlık açısından sanılandan çok daha kritik bir role sahip olduğunu söyledi. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Oral, özellikle tip 2 diyabetli bireyler üzerinde yapılan çalışmanın dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu belirterek, "Araştırma, doğal gün ışığı alan ortamlarda bulunan bireylerde kan şekeri dalgalanmalarının daha az olduğunu ve kan şekerinin hedef aralıkta daha uzun süre kaldığını gösteriyor. Bu, diyabet yönetimi açısından oldukça önemli bir bulgudur" dedi. "Cam kenarında oturmak bile fark oluşturabilir" Günlük çalışma alışkanlıklarının metabolik denge üzerinde etkili olabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Oral, "İş hayatımızda gün boyunca cam kenarında oturmak ya da doğal gün ışığı alan bir ortamda çalışmak bile kan şekeri dengesini olumlu yönde etkileyebilir" ifadelerini kullandı. "Vücut enerjiyi farklı kullanıyor" Doğal gün ışığının yalnızca kan şekeri düzeylerini değil, vücudun enerji kullanım biçimini de etkilediğini vurgulayan Oral, "Çalışmada, gün ışığına maruz kalan bireylerin vücutlarının karbonhidrat yerine daha fazla yağ yaktığı görülüyor. Bu durum metabolik esnekliğin arttığını ve enerji dengesinin daha sağlıklı kurulduğunu gösteriyor" diye konuştu. Biyolojik saat vurgusu Araştırmanın temelinde biyolojik saatin yer aldığını ifade eden Doç. Dr. Oral, "Doğal gün ışığı, sirkadiyen ritmi düzenleyen en güçlü çevresel faktörlerden biridir. Biyolojik saatin sağlıklı çalışması; insülin duyarlılığı, hormon salınımı ve enerji metabolizması üzerinde doğrudan etkilidir. Gün ışığından yoksun kapalı ortamlarda uzun süre kalmak bu dengeyi bozabiliyor" dedi.
Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 320 kişinin katıldığı canlı cerrahi kursu
29 Aralık 2025 Pazartesi - 11:23 Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 320 kişinin katıldığı canlı cerrahi kursu Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ürolojik Cerrahi Derneği Doğu Anadolu Şubesi iş birliğiyle gerçekleştirilen "Retrograd İntrarenal Cerrahi Kursuna" ev sahipliği yaptı. Hastanenin ameliyathanesinde yapılan kursa Türkiye genelinden 300’ü aşkın üroloji uzmanı katıldı. Kurs kapsamında, iki ayrı ameliyathanede eş zamanlı olarak canlı retrograd intrarenal taş cerrahisi (RIRS) uygulamaları gerçekleştirildi. Canlı cerrahiler hem salondaki katılımcılara hem de internet üzerinden Türkiye genelindeki yaklaşık 250 üroloji uzmanına ulaştırıldı. Kursiyerler, fantom ve maketler üzerinde uygulamalı eğitimle cerrahi tekniklerini geliştirme imkanı buldu. Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Uzmanı ve Ürolojik Cerrahi Derneği Doğu Anadolu Şubesi Başkanı Dr. Mehmet Levent Akbulut, kursun Malatya’da düzenlenmesinin önemine değinerek, "Deprem sonrası toparlanma sürecinde böyle bir bilimsel organizasyonun Malatya’da yapılması bizim için çok değerliydi. Hem bilinirliğinin artması hem de bilimsel katkı sağlanması açısından bu kursu önemli gördük" dedi. Ürolojik Cerrahi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Hüseyin Eren ise amaçlarının Türkiye’nin her bölgesindeki ürologlara standart ve nitelikli eğitim sunmak olduğunu belirterek, "Yaklaşık 60 katılımcının salonda, 250 meslektaşımızın ise online ortamda takip ettiği verimli bir kurs gerçekleştirdik" diye konuştu
Adana kan bağışında her zaman ilk üçte
29 Aralık 2025 Pazartesi - 11:17 Adana kan bağışında her zaman ilk üçte Türk Kızılay Genel Sekreteri Ramazan Saygılı, 2025 yılı boyunca yürütülen çalışmalarla 3 milyon ünite kan bağışı hedefine ulaşıldığını belirterek, Türkiye genelinde bin 140 hastanenin günlük kan ihtiyacının Türk Kızılay tarafından karşılandığını açıkladı. Türk Kızılay Genel Sekreteri Ramazan Saygılı, 2025 yılına ilişkin kan bağışı değerlendirmesinde, 3 milyon ünite kan bağışı hedefine ulaşıldığını söyledi. Saygılı, bu sonucun, gönüllü bağışçıların desteği ve Kızılay teşkilatının ülke genelindeki koordineli çalışmasıyla elde edildiğini kaydetti. Ulusal Güvenli Kan Temini Programı kapsamında 18 Bölge Kan Merkezi, 68 Kan Bağış Merkezi ve 350 mobil ve sabit ekip ile hizmet verildiğini belirten Saygılı, her gün yaklaşık 9 bin ünite kanın toplandığını, test edildiğini ve hastanelere ulaştırıldığını aktardı. Bu çalışmalarla bin 140 hastanenin günlük kan ve kan ürünü ihtiyacının karşılandığını dile getirdi. Kan bağışında yüzde 10 artış Geçtiğimiz yıl 2,7 milyon ünite olan bağış miktarının, 2025’te yaklaşık yüzde 10 artışla 3 milyon üniteye ulaştığını kaydeden Saygılı, İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Gaziantep’in toplam bağışın yüzde 41’ini gerçekleştirdiğini söyledi. Saygılı, "Kan bağışında her zaman ilk üçte yer alan Adanalı kardeşlerimize, hemşehrilerimize gönülden teşekkür ediyorum" diyerek, Adana’nın gönüllü bağışçılık konusundaki duyarlılığına dikkat çekti. 3 milyonuncu kan bağışının Gaziantep İslahiye’den geldiğini hatırlatan Saygılı, Zabıt Katibi Büşra Tokgöz’ün 11’inci bağışını gerçekleştirerek bu anlamlı sürecin simge ismi olduğunu ifade etti. 1997 Adana doğumlu Tokgöz’ün aynı zamanda kök hücre bağışçısı olduğunu paylaştı. Kadın bağışçı oranı Gümüşhane’de zirvede Ülke genelinde kan bağışçılarının yüzde 87’sini erkeklerin, yüzde 13’ünü kadınların oluşturduğunu belirten Saygılı, il bazında kadın bağışçı oranının en yüksek olduğu illerin başında yüzde 20 ile Gümüşhane , yüzde 19 ile Erzincan ve yüzde 18’le Tekirdağ olduğunu söyledi. 18-24 yaş arası gençlerin, toplam kan bağışı içindeki payının yüzde 20’ye ulaştığını aktaran Saygılı, genç bağış oranının en yüksek olduğu illerin Kastamonu, Çanakkale ve Sivas olduğunu dile getirdi. Toplanan 3 milyon ünite kanın yüzde 46’sının, düzenli kan bağışçılarından sağlandığını kaydeden Saygılı, 2024 yılına göre bağış artışının en fazla görüldüğü illerin Kahramanmaraş (yüzde 57), Malatya (yüzde 52) ve Adıyaman (yüzde 48) olduğunu dile getirdi. Kan bağışı sürecinin tüm aşamalarında 4 bin 523 kişilik bir ekibin görev yaptığını belirten Saygılı, toplama ve dağıtım süreçlerinde görev alan 936 aracın, yıl boyunca 32 milyon kilometre yol kat ettiğinin altını çizerek, bu mesafenin, Dünyanın etrafını yaklaşık 800 kez dolaşmaya eşdeğer olduğunu ifade etti. Kan güvenliği için 23 milyon test Bağışlanan kanların güvenliğini sağlamak amacıyla 15 test parametresini kapsayan toplam 23 milyon testin, Türk Kızılay laboratuvarlarında uluslararası standartlara uygun şekilde gerçekleştirildiğini vurgulayan Saygılı, güvenli kan temininin sağlık sisteminin en temel unsurlarından biri olduğunu sözlerine ekledi.
Bireyin günlük yaşamını etkileyen ’sürekli açlık hissi’ giderek yaygınlaşıyor
29 Aralık 2025 Pazartesi - 10:43 Bireyin günlük yaşamını etkileyen ’sürekli açlık hissi’ giderek yaygınlaşıyor Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzman Dyt. Ayşegül Akkaya Erden, "Sürekli açlık hissi, modern yaşamın hızlanan düzeniyle birlikte giderek yaygınlaşmış ve birçok bireyin günlük yaşamını etkileyen önemli bir sorun haline gelmiştir" dedi. İnsanların çoğu zaman yeterli porsiyonlarla beslendiklerini düşünmelerine rağmen kısa bir süre sonra yeniden açlık hissettiklerini belirttiklerini, bu durumun da hem fizyolojik hem de psikolojik açıdan kafa karıştırıcı bir tablo ortaya çıkardığını söyleyen Diyetisyen Ayşegül Akkaya Erden, "Aslında açlık, yalnızca mide boşaldığında veya enerji seviyesi düştüğünde oluşan basit bir duygu değildir; çok daha karmaşık mekanizmalar tarafından yönetilen, beynin, hormonların, duyguların ve yaşam tarzının tamamını içine alan çok boyutlu bir süreçtir. Bu nedenle sürekli açlık hissi, tek bir neden üzerinden açıklanamayacak kadar kapsamlı bir konudur. Bu durumun temelinde açlık ve tokluk hissini dengeleyen leptin ve ghrelin hormonlarının işleyişi bulunmaktadır. Leptin, yağ dokusundan salgılanarak beyne tokluk sinyali gönderen hormondur. Ghrelin ise mide tarafından üretilip açlık hissini uyaran hormondur. Bu 2 hormonun hassas dengesi, gün içinde ne kadar yemek yiyeceğimizi ve ne kadar sürede yeniden acıkacağımızı belirler" şeklinde konuştu. "Gece geç yatmak kişinin tok olmasına rağmen aç hissetmesine yol açar" Modern toplumdaki uyku sorunlarının bu hormonal dengeyi ciddi biçimde bozabildiğini belirten Diyetisyen Erden, "Özellikle gece geç yatmak, sürekli bölünen uyku düzeni ve yeterli derin uykuya geçememe gibi durumlar leptin seviyelerini düşürerek kişinin tok olmasına rağmen aç hissetmesine yol açar. Aynı zamanda ghrelin seviyesi yükselir ve gün içinde sürekli atıştırma isteği ortaya çıkar. Bu nedenle kronik uyku bozukluğu yaşayan bireylerin iştahlarının artması, tatlı isteğinin çoğalması ve sık sık açlık hissetmesi son derece doğaldır. Uyku düzeni bozuldukça bedensel sinyaller de karışmakta, enerji dengesinin sağlanması daha güç hâle gelmektedir. Sürekli açlık hissinin en önemli sebeplerinden biri de ultra işlenmiş gıdaların beslenme düzeninde giderek daha fazla yer almasıdır. Paketli atıştırmalıklar, fast food ürünleri, şekerli içecekler, rafine karbonhidratlar ve hazır tatlılar gibi ürünler, vücutta kan şekerini çok hızlı yükseltir. Ancak bu yükseliş geçici olup kısa sürede yine ani bir düşüş yaşanır. Kan şekeri düştüğünde beyin acil enerji ihtiyacı olduğunu düşünerek yeniden açlık sinyali üretir. Bu döngü, bireyin gün boyu sürekli bir şeyler yeme isteği duymasına yol açar. Bunun yanında ultra işlenmiş gıdalar beynin ödül merkezini güçlü bir şekilde uyaran bileşenler içerir. Bu uyarı, tıpkı bağımlılıklarda olduğu gibi tekrar tekrar tüketim isteğini artırır. Kişi fizyolojik olarak tokluk yaşasa bile zihinsel olarak yeme dürtüsünü bastırmakta zorlanır. Modern beslenmenin büyük ölçüde bu tarz gıdalara dayanması, açlık ve tokluk hissinin doğal yapısını bozan en büyük faktörlerden biridir" ifadelerini kullandı. "Stres anında yükselen kortizol hormonu, özellikle yağlı ve şekerli yiyeceklere karşı ilgiyi artırır" Ayrıca, stresin iştah üzerindeki etkisi de çoğu zaman göz ardı edilen fakat son derece güçlü bir etken olduğunu vurgulayan Diyetisyen Erden, sözlerine şöyle devam etti: "Günümüzün yoğun iş temposu, sosyal baskılar, ekonomik kaygılar, şehir yaşamının oluşturduğu yük ve dijital dünyanın sürekli talepkâr yapısı, bireylerde kronik stres oluşmasına yol açmaktadır. Stres anında yükselen kortizol hormonu, özellikle yağlı ve şekerli yiyeceklere karşı ilgiyi artırır. Bu tür yiyecekler kısa süreli rahatlama sağladığı için kişi stres altında duygusal yeme davranışına yönelir. Aslında fiziksel olarak aç olmadığı hâlde bir şeyler yiyerek rahatlama ihtiyacı hisseder. Bu durum uzun vadede iştah mekanizmasını daha da bozarak kişinin açlık hissini ayırt etmesini zorlaştırır. Duygusal yeme döngüsü güçlendikçe kişi hem kontrolsüz kilo alır hem de açlık hissi giderek daha sık yaşanan bir hale gelir." "Tek yönlü çözümler yerine bütüncül bir yaklaşım gereklidir" Bütün bu faktörler bir araya geldiğinde sürekli açlık hissinin yalnızca yanlış beslenme alışkanlıklarından kaynaklanmadığı, aksine çok geniş kapsamlı bir yaşam tarzı problemi olduğunu dile getiren Diyetisyen Ayşegül Akkaya Erden, "Hormon dengesi, uyku kalitesi, stres düzeyi, duygusal durum, zihinsel yeme alışkanlıkları ve tüketilen gıdaların niteliği bu sorunun temel belirleyicileridir. Dolayısıyla bu problemle başa çıkmak için tek yönlü çözümler yerine bütüncül bir yaklaşım gereklidir. Uyku düzeninin iyileştirilmesi, ultra işlenmiş gıdaların azaltılması, lif ve protein bakımından zengin bir beslenme planı oluşturulması, stresin çeşitli tekniklerle yönetilmesi, düzenli fiziksel aktivite yapılması ve yeme davranışının farkındalıkla yönetilmesi açlık-tokluk mekanizmasını yeniden dengelemeye yardımcı olur. Ayrıca kişinin kendi bedenini tanıması, fizyolojik açlık ile duygusal açlığı ayırt etmeyi öğrenmesi ve yaşam rutininde küçük ancak kalıcı değişiklikler yapması bu sürecin en önemli adımlarındandır" diye belirtti. "Sağlıklı uyku ve beslenme düzeni oluşturmak, stres yönetimi sağlamak önemli" Sonuç olarak sürekli açlık hissinin modern yaşamın ortaya çıkardığı karmaşık bir örüntüdür ve yalnızca fiziksel bir belirti olarak değerlendirilmemesi gerektiğinden bahseden Diyetisyen Erden, "Bu durumun arkasında yer alan hormonal, psikolojik ve çevresel unsurlar iyi analiz edildiğinde, çözümün de çok yönlü bir yaşam tarzı düzenlemesiyle mümkün olduğu görülmektedir. Bedenin doğal sinyallerini yeniden tanımak, sağlıklı uyku ve beslenme düzeni oluşturmak, stres yönetimine önem vermek ve yeme alışkanlıklarını bilinçli şekilde düzenlemek açlık hissinin kontrol altına alınmasında temel rol oynar" dedi.
Kar keyfiniz kabusa dönmesin
29 Aralık 2025 Pazartesi - 10:35 Kar keyfiniz kabusa dönmesin Düzce’de etkili olan kar ile birlikte sokaklar şenlendi ancak uzmanlar, kar keyfinin hastane koridorlarında bitmemesi için vatandaşları uyardı. Özellikle hazırlıksız yapılan kartopu savaşlarının ciddi kas ve eklem yaralanmalarına davetiye çıkardığına dikkat çekildi. Şehrin beyaza bürünmesini fırsat bilen vatandaşlar, soluğu sokaklarda alarak kartopu savaşlarına başladı. Ancak eğlenceli başlayan bu aktiviteler, bilinçsiz hareketler sonucu sakatlanmaları da beraberinde getirdi. Konuyla ilgili uyarılarda bulunan Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Fizik Tedavi Merkezi Müdür Yardımcısı Fizyoterapist Reşat Hamurcu, soğuk havada kasların savunmasız kaldığını vurguladı. Kış aylarında yanlış kıyafet seçimi ve ani hareketlerin çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyleyen Hamurcu, "Kalın ve pamuklu giyinilmesini tercih ediyoruz ve bilek destekli ayakkabılar kullanıyoruz. Kaygan zeminlerde kara uygun bot veya ayakkabı kullanımı önemli" dedi. "Kaslarımıza yüklenmiyoruz" Hamurcu, soğuk havalarda kasların gerginleştiğine işaret ederek, "Kartopu savaşlarında ısınmadan yapılan aktiviteler de omuz yaralanmaları, kas yaralanmaları olarak karşımıza çıkıyor. Bunlara kesinlikle dikkat edilmesi gerekiyor. Kışın aşırı yüklenmelerden kaçınıyoruz. Kaslarımıza yüklenmiyoruz. Soğuk havayla birlikte kaslarımızda da soğukluk oluyor. Isınmadan yapılan herhangi bir hareket yaralanmalara sebebiyet verebiliyor" diye konuştu. Reşat Hamurcu, muhtemel sakatlanmalarda yapılması gerekenlere ilişkin ise şunları kaydetti: "Ağrı veya burkulma olduğu zaman daha büyük sakatlıkların önüne geçebilmek için acil servise gidilmesi gerekiyor. Düşmeye bağlı kırık çıkık yırtıl olduğu zaman ortopedi doktoruna gözükmeliyiz ama yaşlılığa bağlı romatizmal hastalıklara bağlı bir problem varsa fizik tedaviye gidilmesi gerekiyor."
45 yaş üstü erkeklere PSA testi uyarısı
29 Aralık 2025 Pazartesi - 10:21 45 yaş üstü erkeklere PSA testi uyarısı Sivas Devlet Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Eyüp Coşar, prostat hastalıklarında erken tanının önemine dikkat çekerek 45 yaş üstü erkeklerin yılda bir kez PSA testi yaptırması gerektiğini söyledi. Sivas Devlet Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Eyüp Coşar, prostatın, doğuştan her erkekte bulunan ve başlıca idrar yapma fonksiyonunda görev alan bir organ olduğunu belirtti. Coşar, "Prostat aynı zamanda üreme fonksiyonunda da rol oynar. Mesanenin alt kısmında yer alır ve içinden idrar yolu geçer" dedi. Prostatın genellikle 45 yaşından sonra büyümeye başlayarak belirti verdiğini ifade eden Coşar, "Bu dönemde en sık karşılaştığımız şikâyetler; idrar yapma alışkanlıklarında değişiklik, idrar yapmada zorlanma, sık idrara çıkma ve tuvalette kalış süresinin uzamasıdır" diye konuştu. PSA testi prostatın erken tanısında önemli 45 yaşından sonra her erkeğin düzenli olarak kontrol yaptırması gerektiğini vurgulayan Coşar, "Bu yaş grubundaki erkeklerin yılda bir kez PSA adı verilen kan tahlilini yaptırmaları büyük önem taşımaktadır. PSA testi, prostatın iyi huylu ya da kötü huylu büyümelerinin erken tanısında bize çok kıymetli bilgiler veri. Risk grubundaki bireylerin 45 yaşından itibaren mutlaka yıllık PSA kontrollerini aksatmaması gerekir" uyarısında bulundu. Soğuk havaların ve beslenme alışkanlıklarının prostat şikayetlerini artırabileceğine dikkat çeken Coşar, "Özellikle soğuk havalarda üşütme, az su tüketimi, acı, baharatlı ve turşu gibi yiyecekler prostat şikâyetlerini daha şiddetli hâle getirebilir. Bu nedenle kış aylarında kendimizi korumamız çok önemlidir. İdrar yapmayı rahatlatan ilaç tedavileri hastalarımıza ciddi anlamda fayda sağlamaktadır. Ancak bu tedaviler düzenli kullanım ve hekim kontrolü gerektirir. Bol su içmek, soğuktan korunmak, beslenmeye dikkat etmek ve düzenli doktor kontrollerini aksatmamak prostat ve idrar yolu sağlığının korunmasında büyük önem taşımaktadır" şeklinde konuştu.