SAĞLIK
Bingöl UMKE’ye Dünya Sağlık Örgütü bayrağı: Tarihi başarı tescillendi 23 Nisan 2026 Perşembe - 21:22:32 Bingöl UMKE Lojistik, Eğitim ve Operasyon Merkezi’nin uluslararası verifikasyon sürecini başarıyla tamamlaması dolayısıyla Dünya Sağlık Örgütü bayrak teslim töreni düzenlendi. Bingöl Valisi Cahit Çelik, Dünya Sağlık Örgütü Acil Tıbbi Ekipler (EMT) programı kapsamında uluslararası verifikasyon sürecini tamamlayan Bingöl UMKE için düzenlenen bayrak teslim törenine katıldı. Programda konuşan Vali Çelik, elde edilen başarının hem Bingöl hem de Türkiye adına büyük önem taşıdığını belirterek, "İlimiz adına son derece önemli, gurur verici ve uluslararası düzeyde büyük anlam taşıyan bir başarıyı birlikte paylaşmanın memnuniyetini yaşıyoruz" dedi. Bingöl’ün deprem açısından hassas bir bölgede yer aldığına dikkat çeken Çelik, UMKE merkezinin bu anlamda büyük bir ihtiyaca cevap verdiğini ifade etti. Bingöl UMKE’nin uluslararası alanda önemli bir konuma ulaştığını vurgulayan Çelik, "Merkezimiz, Dünya Sağlık Örgütü tarafından yürütülen değerlendirmeler neticesinde uluslararası acil sağlık ekipleri arasında yerini almıştır. Bingöl UMKE, dünyanın en büyük lojistik, eğitim ve operasyon merkezlerinden biri haline gelmiştir. Dünyada bir ilke imza atan UMKE EMT Tip-1 mobil, Tip-1 sabit ve Tip-2 olmak üzere üç ayrı yapının aynı anda kurularak uluslararası verifikasyon aldığı dünyadaki tek merkez Bingöl olmuştur. Bu başarı tarihi bir nitelik taşımaktadır. Ayrıca Bingöl’de kurulan bu altyapının sadece il ve ülke için değil, ihtiyaç duyulan tüm coğrafyalarda hizmet verebilecek kapasitededir" diye konuştu.
23 Nisan 2026 Perşembe - 13:33 Ünlüler minik kalplere dokundu Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tedavi gören çocuklar umut ve neşe dolu anlar yaşadı. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında Prof. Dr. Özgür Kasapçopur ve Prof. Dr. Reyhan Dedeoğlu öncülüğünde gerçekleştirilen etkinlikte, çok sayıda ünlü isim minik hastalarla bir araya geldi. Hastane odalarını tek tek ziyaret eden ünlüler, çocuklara hediyeler dağıtarak onlarla sohbet etti, gün boyunca vakit geçirerek bayram sevincini paylaştı. Gülsim Ali, Demet Işıl, Aslı Turanlı, Ceren Benderlioğlu, Kaan Turgut, Büşra Develi, Görkem Sevindik, Mehmet Özdemir, Gökhan Keskin, Selda Topal, Buçe Buse Kahraman, Didem Balçin, Eylül Tumbar, Feyza Civelek, Nilay Erdönmez, Yunus Emre Yıldırımer, milli basketbolcular Elif Bayram, Gökşen Fitik ve Sehernaz Cidal’ın katıldığı etkinlikte, çocuklar unutulmaz anlar yaşadı. Etkinlik sonunda katılımcılara teşekkür belgeleri takdim eden Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, "Böylesine anlamlı ve umut dolu bir bayramı ziyaretlerinizle taçlandırdığınız, çocuklarımızın yüzünde bir tebessüm olduğunuz için sizlere minnettarız" ifadelerini kullandı. Demet Işıl, çocuklar için hastaneye onlarca balon getirdi. Işıl, çocuklarla birlikte balonları gökyüzüne bıraktı. Kanseri atlatan Işıl, tüm çocuklarla tek tek ilgilendi. Işıl, "Eşim ve ben bu hastanede doğduk. Böyle bir organizasyonda olduğumuz için çok mutluyuz. Son dönemde çocukların çocukluğunu yaşamalarının ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Balonlar uçuruldu, umutlar gökyüzüne bırakıldı" diye konuştu. Hastalık atlatan Işıl, "5-6 yıl önce kanser hastalığıyla mücadele ettim. O dönemde iyileşmek için verdiğim sözleri tutmaya devam ediyorum" dedi. Aslı Turanlı, "Ailesine önem veren ve çocukları seven milletiz. Bizim için çocuklar çok önemli. Onlara güven vermek çok önemli... Size güven duyan bir çocuk, mutlu oluyor. Mutlu çocuk mutlu gelecek demek. Bizde elimizden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Anlamlı bir günde buradayız. Burada olduğum için çok mutluyum. Çocukları çok seviyorum. Olabildiğince onların yanında olmaya çalışıyorum" dedi. Turanlı, çocuklar ile tek tek ilgilenecek onlara kitap hediye etti. Etkinliğe annesiyle katılan Gülsim Ali, "Burada olduğumuz için çok mutluyuz. Dün galadaydım ama bugün burada çocukların yanında olmak istedim. Onların yanında olmak ve gülümsetmek çok önemli. Annem de gelmek istedi" dedi. Nilay Erdönmez, "Çocukluğumu hatırladım. Herkese Allah şifa versin. Bütün çocuklar çocukluğunu çok güzel yaşasın. 23 Nisan’da mevsimleri temsil ettiğimiz tören vardı. Ben sarı ile sonbaharı temsil ediyordum. Çocukları çok severim" dedi. Çocukken etkinliklere katıldığını belirten oyuncu, "Bayramlarda şiir okuyan, sunuculuk yapan ve sahneye çıkan çocuklardan biriydim" diye konuştu. ’Yeraltı’ dizisi için Erdönmez, "Çok mutluyum. Güzel bir ekip. Diziyle ilgili bolca soru soruyor seyirci. Seyircinin güzel tepkisi güzel" açıklamasını yaptı. Oyuncu, "Güçlü rakipler vardı, sezon ortası gibi yayına girdiniz. Boşluğu iyi doldurdunuz" sözlerine, "Boşluk varmış ki doldurduk" ifadelerini kullandı. Ceren Benderlioğlu, "Çocuk diyince bende akan sular duruyor. Bizim geleceğimiz onlar. Burada olmak benim için zor. Yeğenimle ilgili en son buradayım. Biraz duygusalım. Buradaki çocukların mutlu olması ve sağlıklarına kavuşmasından başka hiçbir dileğim yok. Çocukken statta gösteri yapardık. Aylarca çalışıp Fenerbahçe stadının çimlerinde herkese gösteri sunardık. Keyifle yaptım" dedi.
23 Nisan 2026 Perşembe - 13:05 Nazilli’de "Gebe Okulu" ile anne adaylarına kapsamlı eğitim Aydın’ın Nazilli ilçesinde Gebe Okulu kapsamında anne adaylarına gebelikten doğum sonrasına kadar birçok konuda eğitim veriliyor. Nazilli İlçe Sağlık Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Cumhuriyet Sağlıklı Hayat Merkezi Gebe Okulu’nda anne adaylarına yönelik eğitim çalışmaları aralıksız sürdürülüyor. Anne adaylarının gebelik sürecini daha sağlıklı, konforlu ve bilinçli geçirmelerini amaçlayan program kapsamında, gebeliğin oluşumu ve bebeğin anne karnındaki gelişim süreci detaylı şekilde anlatılıyor. Eğitimlerde ayrıca gebelik döneminde yapılması gereken düzenli sağlık kontrolleri, bağışıklama süreci ve rutin tetkikler hakkında da bilgilendirme yapılıyor. Uzman ekip tarafından verilen eğitimlerde, gebelik sürecinde anne adayının bedeninde meydana gelen fizyolojik ve psikolojik değişimlerin yanı sıra günlük yaşam alışkanlıkları da ele alınıyor. Kişisel hijyen, ağız ve diş sağlığı, beslenme, uyku düzeni ve diğer yaşam aktiviteleri hakkında kapsamlı bilgiler paylaşılırken, gebelikte sık karşılaşılan rahatsızlıklar ve çözüm önerileri de aktarılıyor. Program kapsamında anne adaylarına, gebelikte tehlike belirtileri ve acil durumlarda izlenmesi gereken yollar anlatılırken, doğum eyleminin evreleri, doğum yöntemleri ve normal doğumun anne ile bebek açısından faydaları da detaylandırılıyor. Eğitimlerde ayrıca lohusalık süreci, yenidoğan bakımı ve doğum sonrası kullanılabilecek aile planlaması yöntemleri de yer alıyor. Öte yandan fizyoterapist eşliğinde gerçekleştirilen uygulamalı eğitimlerde ise doğru nefes teknikleri, bedensel farkındalık, kas-iskelet sistemini destekleyen güvenli hareketler ve doğum öncesi zihinsel hazırlık konularında anne adaylarına pratik bilgiler sunuluyor. Nazilli İlçe Sağlık Müdürlüğü yaptığı açıklamada tüm anne adaylarını Gebe Okulu’na davet ederek sağlıklı nesillerin yetişmesi için bilinçli gebelik sürecinin önemine dikkat çekti.
Bingöl’de nadir vaka: Safra kesesinden 2 bin 67 taş çıkarıldı
14 Nisan 2026 Salı - 12:10 Bingöl’de nadir vaka: Safra kesesinden 2 bin 67 taş çıkarıldı Bingöl Devlet Hastanesi’nde gerçekleştirilen ameliyatta bir hastanın safra kesesinden 2 bin 67 taş çıkarıldı. Bingöl Devlet Hastanesi’nde nadir görülen bir vaka başarılı bir operasyonla sonuçlandı. Karın ağrısı ve sindirim sistemi şikayetleriyle hastaneye başvuran S.T. isimli hastanın yapılan tetkiklerinde safra kesesinde ileri düzeyde taş birikimi tespit edildi. Bunun üzerine cerrahi müdahale planlandı. Op. Dr. Mustafa Yiğit tarafından gerçekleştirilen laparoskopik kolesistektomi (kapalı safra kesesi ameliyatı) başarıyla tamamlandı. Operasyon sırasında hastanın safra kesesinden toplam 2 bin 67 adet taş çıkarıldığı belirlendi. Uzmanlar, bu denli yüksek sayıda safra taşı vakalarının oldukça nadir görüldüğünü belirterek, tedavi edilmeyen safra kesesi hastalıklarının ciddi enfeksiyonlara, safra yolu tıkanıklıklarına ve pankreatit gibi hayati risklere yol açabileceğine dikkat çekti. Operasyonu gerçekleştiren Op. Dr. Mustafa Yiğit, meslek hayatında ilk kez bu kadar fazla sayıda taşla karşılaştığını ifade ederek, hastanın sağlığına kavuşmasının sevindirici olduğunu söyledi. Ameliyat sonrası genel durumu iyi olan hasta, kısa sürede sağlığına kavuşarak taburcu edildi. Hastane Başhekimi Op. Dr. Reha Sermed Aygören ise hastanede özellikli ameliyatların artarak devam ettiğini belirterek, vatandaşlara kaliteli sağlık hizmeti sunmak için çalışmaların titizlikle sürdürüldüğünü ifade etti.
Tek bir vaka bütün kenti ayağa kaldırdı
14 Nisan 2026 Salı - 12:10 Tek bir vaka bütün kenti ayağa kaldırdı Zonguldak’ta bir ortaokul öğrencisinin menenjit şüphesiyle yoğun bakıma alınmasının ardından kent genelinde aileler arasında büyük bir korku ve tedirginlik yaşanmaya başladı. Salgın iddiaları paniği daha da artırırken, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Etem Pişkin, Valiliğin açıklamasıyla eşdeğer bir açıklama yaparak salgın olmadığını belirtti. Pişkin, hastalığın bulaşma riski ve seyri ile alakalı velileri rahatlatacak ve bilgilendirecek açıklamalarda bulundu. Zonguldak’ta bir ortaokul öğrencisinin yüksek ateş, baş ağrısı gibi belirtiler yaşaması üzerine başvurduğu hastanede menenjit şüphesiyle yoğun bakıma alınması üzerine İl Sağlık Müdürlüğü tarafından sınıfında ve temas kurmuş olabileceği kişiler üzerinde antibiyotik tedavisine başlandı. Öğrencinin hastanedeki tedavileri sürerken bu kez de veliler arasında tedirginlikler yaşanmaya başladı. Kamuoyunda vakaların arttığı başka kişilerin de menenjit şüphesiyle hastanelere başvurduğu iddiaları yer alınca yaşanan panik daha da büyüdü. Bu kez aileler aşı olmak için eczanelere akın ederken diğer taraftan da çocuklarını okula göndermede tedirginlik yaşadı. Ancak Zonguldak Valiliği, resmi bir açıklama yaparak menenjit şüphesiyle tek bir vakanın olduğunu, tedavi sürecinin devam ettiğini salgın durumunun bulunmadığını açıkladı. Öğrencinin hastanedeki tedavisi sürerken Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Etem Pişkin, menenjit hastalığı, bulaşma riskleri ve hastalık belirtileri hakkında konuştu. "Salgından bahsetmek çok doğru değil, tek bir vakamız var" Hastaneye birçok şüpheli vaka gönderilmesine rağmen Zonguldak’ta salgın düzeyinde bir durum olmadığını belirten Prof. Dr. Pişkin’in, Zonguldak ve çevresinde yayılan salgın iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirtti. Prof. Dr. Pişkin, şu an için hastanelerinde tedavi gören sadece bir şüpheli vaka olduğunu vurgulayarak şu bilgileri verdi: "Bugün bu açıklamayı yoğun bakımımızda yatan menenjit şüpheli bir hastadan dolayı yapmaktayız. Zonguldak ve çevresinde bu dönemde menenjit vakalarının arttığına dair birçok yazı, haber ve çeşitli konuşmalar olmakta. Bu aslında tek bir vakamız var menenjit şüpheli. Baş ağrısı, kusma, ateş ve vücudundaki döküntü şikâyetiyle bu hastamız bize başvurdu. Menenjit ön tanısıyla bu hastamızı tedavi altına aldık. Hala tedavisi çocuk yoğun bakım servisimizde sürmekte. Bununla beraber birçok bize menenjit şüpheli vakalar bize gönderilmesine rağmen tespit ettiğimiz başka bir menenjit vakası mevcut değil. Şu anda Zonguldak ve çevresinde bir salgından bahsetmek çok doğru değil. O yüzden velilerin, halkımızın menenjit salgını varmış gibi korkmalarına endişe etmelerine çok gerek yok. Şu anda münferit tek bir vaka mevcut. Bu vaka da tedavisi sürüyor." "Hastalığın teşhisi için belden su alınması şart" Hastalığın belirtileri ve teşhis yöntemlerine dair de uyarılarda bulunan uzman isim, kesin tanı için ailelerin ve hastaların korktuğu "belden su alma" işleminin şart olduğuna dikkat çekerek, "Menenjit çok korktuğumuz bir hastalık. Ölümcül seyredebiliyor. Çeşitli sekeller bırakabiliyor. Sağırlık, zeka geriliği yapabiliyor o yüzden bizim her zaman çekindiğimiz ve korktuğumuz bir hastalık. Aslında ülkemizde menenjit yapan üç tane ana mikrop var. Bu üç ana mikrobun iki tanesinde devlet tarafından aşı yapıldığı için artık bunları hemen hemen hiç görmüyoruz. Meningokok dediğimiz diğer mikroba karşı ülkemizde rutin aşılama programı içerisinde yer almadığı için vakalar görülebilmekte. Bu mikrobun da bir aşısı mevcut. Ülkemizde bu aşıyı vatandaşlarımız özel olarak temin edebiliyorlar. Menenjit bizim beynimizi tutan bir hastalık olarak karşımıza çıkıyor. Merak edebilirsiniz bu hastalığı nasıl anlayacağız, baş ağrısı, bulantı kusma ve ateş üçlüsü bir arada olduğunda bu hastalığı aklımıza getirmemiz lazım. Doktorlar tarafından mutlaka çocuğumuzun değerlendirilmesi gerekiyor. Eğer beraberinde bu üçlü bulgularla beraber döküntü ve bilincinde değişiklik oluyorsa çocukların menenjitten çok fazla şüphelenmek gerekiyor. Mutlaka bunun tanısını koymak için belinden su almak gerekiyor. Bazen hastalarımız belinden su aldırmak istemiyorlar. Ama bu tanıyı koymak için şart ve herhangi belirgin bir sıkıntı oluşturan durum değil. O yüzden menenjit şüphesi olan vakaların hızlıca doktora başvurmalarında ve doktor muayenesinde geçmelerinde fayda var." "Covid gibi çabuk bulaşmaz, ergen gruptan daha çok korkuyoruz" Menenjitin bulaşma yolları hakkında da kamuoyunu aydınlatan Pişkin, hastalığın koronavirüs gibi hızla yayılmadığını ancak özellikle ergenlik dönemindeki gençlerde taşıyıcılığın daha yüksek olduğunu belirterek şunları kaydetti: "Zaten eğer yakın temaslı olmadığınız müddetçe menenjit vakasıyla sizin menenjit olma ihtimaliniz çok düşük. Özellikle adolesan ve ergen gruptan daha çok korkuyoruz. Bu yaş grubunda meningokok mikrobunun taşıyıcılığı çok daha fazla gözüküyor. O yüzden bu grupta daha sık karşımıza çıkan bir hastalık. Ama taşıyıcı demek hasta demek değil. Bunların çoğunluğu hastalık yapmıyor. Salgın yaptığı zaman özellikle aynı sınıfta, aynı evde uzun süre çok beraber yaşayan insanlarda bulaş görülüyor. Öksürmekle, hapşırmakla, sekresyonlarla bulaşabilen bir hastalık ama bir influenza, bir covid gibi çok çabuk bulaşabilen bir hastalık değil. Daha uzun süreli temaslar lazım. Eğer menenjit vakası tespit ettiğimizde yakın temaslıların menenjit olmalarını engellemek için o kişilere antibiyotik tedavisi öneriyoruz. Özellikle meningokok mikrobundan şüphelendiğimizde. Bu antibiyotikleri aldığında hastalık olma ihtimallerini azalıyor. Ama buradan sakın şöyle bir sonuç çıkmasın. Sanki artık herkes antibiyotik kullansın, bütün okula antibiyotik verelim. Böyle bir durum değil. Sadece yakın temaslılara ve bu hastayla ilgilenen doktor ve hemşirelere yakın temaslı kişilere bu antibiyotiği öneriyoruz. Asıl bunun koruyucu kısmı aşılar." "Salgın olmadığı için daha önce aşı olanların tekrar olmasına gerek yok" Artan panik havasıyla birlikte ailelerin çocuklarına yeniden aşı yaptırma arayışına girmesini de değerlendiren Pişkin, salgın olmayan mevcut durumda bebeklik aşılarını olanların tekrar aşılanmasına gerek olmadığını ifade etti: "Bu dönemde tabi böyle menenjit vakaları görüldüğünde hemen bütün halkımızın anne babaların aklına çocuğuma aşı yaptırayım diye sorular geliyor. Bolca sorular karşımıza çıkıyor. Öncelikle salgın durumları dışında herhangi bir salgın sıkıntı olmadığında daha önce bebeklik çağında bu menenjit menigokok aşılarını yaptıranların tekrar aşılarını yaptıranların tekrar aşı olmasına çok gerek yok. Ama eğer bir salgın durumunda ki bizde şu anda salgın yok. Bir salgın durumunda daha önce aşı olanların tek doz hatırlatma dozları yapılabilir. Bunun dışında özellikle adolesan ve ergenlik dönemlerinde özellikle 12-18 yaş grup aralığında çocuklar daha riskli ve bu hastalıklara yakalanma ihtimali daha fazla. Özellikle ergenlerin daha önce aşılanmadıysa aşılanmalarında fayda var." Valilik: "İkinci bir şüpheli vaka yok" Öte yandan Zonguldak Valiliği de sürece ilişkin daha önce yaptığı bilgilendirmede, 8 Nisan günü Merkez Gazi Mustafa Kemal Ortaokulu 8. sınıf öğrencisinin yüksek ateş, bulantı, kusma, baş ağrısı ve bilinç kaybı şikâyetleriyle BEUN Hastanesi’ne başvurduğunu ve akşam saatlerinde menenjit şüphesiyle hastaneye yatırıldığını açıklamıştı. Öğrencinin tedavisi sürerken tedbir amaçlı olarak yakın temaslı öğrenciler, öğretmenler, okul kantini çalışanları ve aile bireylerine yönelik koruyucu tedavi başlatıldığı duyuruldu. Valilik, basına yansıyan haberlerin hassasiyetle takip edildiğini belirterek, "İkinci bir menenjit şüpheli vaka tespit edilmemiştir" ifadeleriyle kamuoyundaki paniğin yersiz olduğunu vurgulamıştı.
Tek bir vaka bütün kenti ayağa kaldırdı
14 Nisan 2026 Salı - 11:57 Tek bir vaka bütün kenti ayağa kaldırdı Zonguldak’ta bir ortaokul öğrencisinin menenjit şüphesiyle yoğun bakıma alınmasının ardından kent genelinde aileler arasında büyük bir korku ve tedirginlik yaşanmaya başladı. Salgın iddiaları paniği daha da artırırken, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Etem Pişkin, hastalığın bulaşma riski ve seyri ile alakalı velileri rahatlatacak ve bilgilendirecek açıklamalarda bulundu. Zonguldak’ta bir ortaokul öğrencisinin yüksek ateş, baş ağrısı gibi belirtiler yaşaması üzerine başvurduğu hastanede menenjit şüphesiyle yoğun bakıma alınması üzerine İl Sağlık Müdürlüğü tarafından sınıfında ve temas kurmuş olabileceği kişiler üzerinde antibiyotik tedavisine başlandı. Öğrencinin hastanedeki tedavileri sürerken bu kez de veliler arasında tedirginlikler yaşanmaya başladı. Kamuoyunda vakaların arttığı başka kişilerin de menenjit şüphesiyle hastanelere başvurduğu iddiaları yer alınca yaşanan panik daha da büyüdü. Bu kez aileler aşı olmak için eczanelere akın ederken diğer taraftan da çocuklarını okula göndermede tedirginlik yaşadı. Ancak Zonguldak Valiliği, resmi bir açıklama yaparak menenjit şüphesiyle tek bir vakanın olduğunu, tedavi sürecinin devam ettiğini salgın durumunun bulunmadığını açıkladı. Öğrencinin hastanedeki tedavisi sürerken Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Etem Pişkin, menenjit hastalığı, bulaşma riskleri ve hastalık belirtileri hakkında konuştu. "Salgından bahsetmek çok doğru değil, tek bir vakamız var" Hastaneye birçok şüpheli vaka gönderilmesine rağmen Zonguldak’ta salgın düzeyinde bir durum olmadığını belirten Prof. Dr. Pişkin’in, Zonguldak ve çevresinde yayılan salgın iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirtti. Prof. Dr. Pişkin, şu an için hastanelerinde tedavi gören sadece bir şüpheli vaka olduğunu vurgulayarak şu bilgileri verdi: "Bugün bu açıklamayı yoğun bakımımızda yatan menenjit şüpheli bir hastadan dolayı yapmaktayız. Zonguldak ve çevresinde bu dönemde menenjit vakalarının arttığına dair birçok yazı, haber ve çeşitli konuşmalar olmakta. Bu aslında tek bir vakamız var menenjit şüpheli. Baş ağrısı, kusma, ateş ve vücudundaki döküntü şikâyetiyle bize başvurdu bu hastamız. Menenjit ön tanısıyla bu hastamızı tedavi altına aldık. Hala tedavisi çocuk yoğun bakım servisimizde sürmekte. Bununla beraber birçok bize menenjit şüpheli vakalar bize gönderilmesine rağmen tespit ettiğimiz başka bir menenjit vakası mevcut değil. Şu anda Zonguldak ve çevresinde bir salgından bahsetmek çok doğru değil. O yüzden velilerin, halkımızın menenjit salgını varmış gibi korkmalarına endişe etmelerine çok gerek yok. Şu anda münferit tek bir vaka mevcut. Bu vaka da tedavisi sürüyor." "Hastalığın teşhisi için belden su alınması şart" Hastalığın belirtileri ve teşhis yöntemlerine dair de uyarılarda bulunan uzman isim, kesin tanı için ailelerin ve hastaların korktuğu "belden su alma" işleminin şart olduğuna dikkat çekti: "Menenjitten çok korktuğumuz bir hastalık. Ölümcül seyredebiliyor. Çeşitli sekeller bırakabiliyor. Sağırlık, zeka geriliği yapabiliyor o yüzden bizim her zaman çekindiğimiz ve korktuğumuz bir hastalık. Aslında ülkemizde menenjit yapan üç tane ana mikrop var. Bu üç ana mikrobun iki tanesinde devlet tarafından aşı yapıldığı için artık bunları hemen hemen hiç görmüyoruz. Meningokok dediğimiz diğer mikroba karşı ülkemizde rutin aşılama programı içerisinde yer almadığı için vakalar görülebilmekte. Bu mikrobun da bir aşısı mevcut. Ülkemizde bu aşıyı vatandaşlarımız özel olarak temin edebiliyorlar. Menenjit bizim beynimizi tutan bir hastalık olarak karşımıza çıkıyor. Merak edebilirsiniz bu hastalığı nasıl anlayacağız, baş ağrısı, bulantı kusma ve ateş üçlüsü bir arada olduğunda bu hastalığı aklımıza getirmemiz lazım. Doktorlar tarafından mutlaka çocuğumuzun değerlendirilmesi gerekiyor. Eğer beraberinde bu üçlü bulgularla beraber döküntü ve bilincinde değişiklik oluyorsa çocukların menenjitten çok fazla şüphelenmek gerekiyor. Mutlaka bunun tanısını koymak için belinden su almak gerekiyor. Bazen hastalarımız belinden su aldırmak istemiyorlar. Ama bu tanıyı koymak için şart ve herhangi belirgin bir sıkıntı oluşturan durum değil. O yüzden menenjit şüphesi olan vakaların hızlıca doktora başvurmalarında ve doktor muayenesinde geçmelerinde fayda var." "Covid gibi çabuk bulaşmaz, ergen gruptan daha çok korkuyoruz" Menenjitin bulaşma yolları hakkında da kamuoyunu aydınlatan Pişkin, hastalığın koronavirüs gibi hızla yayılmadığını ancak özellikle ergenlik dönemindeki gençlerde taşıyıcılığın daha yüksek olduğunu belirterek şunları kaydetti: "Zaten eğer yakın temaslı olmadığınız müddetçe menenjit vakasıyla sizin menenjit olma ihtimaliniz çok düşük. Özellikle adolesan ve ergen gruptan daha çok korkuyoruz. Bu yaş grubunda meningokok mikrobunun taşıyıcılığı çok daha fazla gözüküyor. O yüzden bu grupta daha sık karşımıza çıkan bir hastalık. Ama taşıyıcı demek hasta demek değil. Bunların çoğunluğu hastalık yapmıyor. Salgın yaptığı zaman özellikle aynı sınıfta, aynı evde uzun süre çok beraber yaşayan insanlarda bulaş görülüyor. Öksürmekle, hapşırmakla, sekresyonlarla bulaşabilen bir hastalık ama bir influenza, bir covid gibi çok çabuk bulaşabilen bir hastalık değil. Daha uzun süreli temaslar lazım. Eğer menenjit vakası tespit ettiğimizde yakın temaslıların menenjit olmalarını engellemek için o kişilere antibiyotik tedavisi öneriyoruz. Özellikle meningokok mikrobundan şüphelendiğimizde. Bu antibiyotikleri aldığında hastalık olma ihtimallerini azalıyor. Ama buradan sakın şöyle bir sonuç çıkmasın. Sanki artık herkes antibiyotik kullansın, bütün okula antibiyotik verelim. Böyle bir durum değil. Sadece yakın temaslılara ve bu hastayla ilgilenen doktor ve hemşirelere yakın temaslı kişilere bu antibiyotiği öneriyoruz. Asıl bunun koruyucu kısmı aşılar." "Salgın olmadığı için daha önce aşı olanların tekrar olmasına gerek yok" Artan panik havasıyla birlikte ailelerin çocuklarına yeniden aşı yaptırma arayışına girmesini de değerlendiren Pişkin, salgın olmayan mevcut durumda bebeklik aşılarını olanların tekrar aşılanmasına gerek olmadığını ifade etti: "Bu dönemde tabi böyle menenjit vakaları görüldüğünde hemen bütün halkımızın anne babaların aklına çocuğuma aşı yaptırayım diye sorular geliyor. Bolca sorular karşımıza çıkıyor. Öncelikle salgın durumları dışında herhangi bir salgın sıkıntı olmadığında daha önce bebeklik çağında bu menenjit menigokok aşılarını yaptıranların tekrar aşılarını yaptıranların tekrar aşı olmasına çok gerek yok. Ama eğer bir salgın durumunda ki bizde şu anda salgın yok. Bir salgın durumunda daha önce aşı olanların tek doz hatırlatma dozları yapılabilir. Bunun dışında özellikle adolesan ve ergenlik dönemlerinde özellikle 12-18 yaş grup aralığında çocuklar daha riskli ve bu hastalıklara yakalanma ihtimali daha fazla. Özellikle ergenlerin daha önce aşılanmadıysa aşılanmalarında fayda var." Valilik: "İkinci bir şüpheli vaka yok" Öte yandan Zonguldak Valiliği de sürece ilişkin daha önce yaptığı bilgilendirmede, 8 Nisan günü Merkez Gazi Mustafa Kemal Ortaokulu 8. sınıf öğrencisinin yüksek ateş, bulantı, kusma, baş ağrısı ve bilinç kaybı şikâyetleriyle BEUN Hastanesine başvurduğunu ve akşam saatlerinde menenjit şüphesiyle hastaneye yatırıldığını açıklamıştı. Öğrencinin tedavisi sürerken tedbir amaçlı olarak yakın temaslı öğrenciler, öğretmenler, okul kantini çalışanları ve aile bireylerine yönelik koruyucu tedavi başlatıldığı duyuruldu. Valilik, basına yansıyan haberlerin hassasiyetle takip edildiğini belirterek, "İkinci bir menenjit şüpheli vaka tespit edilmemiştir" ifadeleriyle kamuoyundaki paniğin yersiz olduğunu vurgulamıştı.
Kişiselleştirilmiş onkoloji tedavisinde kanser genetiğine odaklanarak nokta atışı
14 Nisan 2026 Salı - 11:34 Kişiselleştirilmiş onkoloji tedavisinde kanser genetiğine odaklanarak nokta atışı Son yıllarda, metastatik evredeki kanser hastalarında standart kemoterapi ve radyoterapi uygulamalarının yüzde 20-30 bandında kalan sınırlı başarı oranlarının, tıp dünyasını daha derin bir sorgulamaya ittiğini belirten Medicana Sağlık Grubu Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. H. İbrahim Petekkaya, benzer evredeki her hastaya benzer dozların uygulandığı bu dönemin, artık yerini moleküler bir devrime bıraktığını söyledi. Geçmişin kısıtlı imkanlarıyla şekillenen geleneksel onkoloji yaklaşımlarının, uzun yıllar boyunca "tek tip tedavi" anlayışına dayandığını ifade eden Prof. Dr. H. İbrahim Petekkaya, "Günümüzün modern tıbbı, sarsılmaz bir gerçeği temel almaktadır. Nasıl ki her bireyin parmak izi eşsizse, kanser hücrelerinin genetik mimarisi de kişiye özeldir. Artık tümörün sadece dış görünüşüne değil, genetik koduna odaklanıyoruz. Kanser genomunu haritalandırarak; tümörün büyümesine, kontrolsüz çoğalmasına ve metastaz yapmasına neden olan spesifik DNA ve RNA mutasyonlarını en uç noktada tespit edebiliyoruz. Bu teknolojik dönüşüm, karanlıkta yol almaktan çıkıp, her hastanın kendi biyolojik haritasına uygun, hedef odaklı tedavi rotaları oluşturulabilmesine, tedavide nokta atışı yapılabilmesine imkan sağlamaktadır" dedi. "Kişiselleştirilmiş onkolojinin kalbinde kanser genetiği yer almaktadır" Hastaların her birinin kendi kanser grubunda dahi genetik olarak tedavilerinin farklı olduğunu ifade eden Petekkaya, "Onkoloji polikliniğe başvuran akciğer, meme, kolon, rektum, safra kesesi ve yolları, pankreas, mide, lenfoma, böbrek, over, rahim, rahim ağzı, melanom, baş-boyun, yumuşak doku, kemik kanserleri hastalarının her birinin kendi kanser grubunda dahi genetik olarak tedavileri farklıdır. Her hasta için ayrı ayrı DNA ve RNA mutasyonlarına sahip ve ayrı ayrı akıllı ilaç, immonoterapi seçenekleri mevcut durumdadır. Kişiselleştirilmiş onkoloji, bu hikayeyi doğru okuma sanatıdır. Bu yaklaşımın kalbinde ise kanser genetiği yer almaktadır" ifadelerini kullandı. "Hastanın tümöründen alınan küçük bir örnekle binlerce genetik bölge saniyeler içinde taranabilir" Vücuttaki her hücrenin, hayatta kalması ve bölünmesi için gerekli talimatları içeren devasa bir kütüphane gibi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. H. İbrahim Petekkaya, "Bu kütüphane bizim DNA’mızdır. Kanser, bu kütüphanedeki bazı hayati kitaplarda ’yazım hataları’ (mutasyonlar) oluşmasıyla başlar. Hücreye ’dur’ diyen genler bozulduğunda veya ’bölün’ diyen genler kontrolden çıktığında tümör oluşumu tetiklenir. Geleneksel onkolojide tümörün sadece dış görünüşüne (mikroskop altındaki haline) ve konumuna bakılırken bugün ise kanserin moleküler kimlik kartına bakıyoruz. Modern onkolojide tedavi süreci artık sadece teşhisle başlamıyor; tümörün genetik haritasının çıkarılmasıyla şekilleniyor. Yeni Nesil Dizileme (NGS) adı verilen ileri teknolojiler sayesinde, hastanın tümöründen alınan küçük bir örnekle binlerce genetik bölge saniyeler içinde taranabilir" dedi. Petekkaya, genetik veriler ile klinikte neler yapılacağına ilişkin şu açıklamalarda bulundu: "İlk olarak doğru ilacın seçimi, bazı kanser türlerinde, belirli bir genetik mutasyon, örneğin meme kanserinde HER2, kolorektal kanserlerde KRAS/NRAS veya akciğer kanserinde EGFR, ilacın etkili olup olmayacağını belirleyen anahtardır. Eğer o anahtar yoksa, o ilaç vücuda sadece yan etki verir; fayda sağlamaz. Devamında gereksiz kemoterapiden kaçınma, genetik analizler, bazı düşük riskli tümörlerde kemoterapinin hastaya ek bir fayda sağlamayacağını ortaya koyabilir. Bu da hastanın yaşam kalitesini korumak adına devrim niteliğinde bir gelişmedir. Son olarak direnç mekanizmalarını öngörme, kanser hücreleri çok akıllıdır ve zamanla ilaçlara karşı direnç geliştirebilirler. Genetik takip, bu direncin ne zaman ve nasıl oluşacağını öngörmemize yardımcı olur." Hedef odaklı tedavide akıllı ilaçlar ve immünoterapi Kişiselleştirilmiş onkolojinin en büyük meyvelerinden birinin akıllı ilaçlar olduğunu, kemoterapinin vücuttaki tüm hızlı bölünen hücrelere (saç kökleri, ağız içi gibi) saldırırken; akıllı ilaçların sadece kanseri tetikleyen o genetik hatayı bulup onu etkisiz hale getirdiğini ifade eden Prof. Dr. H. İbrahim Petekkaya, "Bu, karanlık bir odada etrafı kurşun yağmuruna tutmak yerine, sadece hedefi vuran bir lazer ışığı kullanmaya benzer. Aynı zamanda immünoterapi de genetik verilerden beslenir. Hastanın genetik profili, bağışıklık sisteminin kanseri bir ’yabancı’ olarak algılayıp algılamayacağını bize söyler. Eğer genetik yapı uygunsa, hastanın kendi savunma sistemini uyandırarak kanserle savaşması sağlanabilir. Kişiselleştirilmiş onkoloji, sadece son evre hastalar için bir umut değil, erken teşhisten itibaren hayati önem taşıyan bir stratejidir. Şu anda bile, ’Likit Biyopsi’ denilen yöntemlerle sadece bir tüp kan vererek vücuttaki en küçük genetik değişimler bile yakalanabilmekte. Sonuç olarak, kanserle savaşta artık karanlıkta yürümüyoruz. Genetik bilimi, her hastanın kendi biyolojik gerçekliğine uygun, en etkili ve en az yan etkili yolu aydınlatıyor. Hastane içerisindeki bilimsel genetik ekip; her hasta, her bireydeki mutasyonları, dünya literatürünü tarayarak, büyük titizlikle tümörü çoğaltan genleri tespit edip buna uygun akıllı ilaçları veya diğer tedavi seçeneklerini kanıta dayalı bir şekilde buluyor ve buna yönelik tedavileri en uygun şekilde Moleküler Tümör Konseyimizin (MTB) kararı sonucunda hastaya uyguluyoruz. Unutmamalıyız ki; en iyi tedavi, hastaya özel olan tedavidir" diye konuştu.
Erken menopoz kalp krizi riskini artırıyor
14 Nisan 2026 Salı - 11:03 Erken menopoz kalp krizi riskini artırıyor Menopoz dönemi, kadın sağlığında yalnızca hormonal değil, aynı zamanda kardiyometabolik açıdan da önemli değişimlerin yaşandığı bir geçiş süreci olduğuna vurgu yapan Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Uzmanı Dr. Zeynep Şeyma Turinay Ertop, "Özellikle 40 yaş öncesinde gelişen prematür menopozun, ilerleyen yıllarda koroner kalp hastalığı riskinde artışla ilişkilidir" dedi. Menopoz geçişiyle birlikte vücut yağ dağılımı, kan lipidleri ve damar sağlığında değişiklikler görülebildiğini; bu nedenle bu dönemin kalp-damar riskinin yeniden değerlendirilmesi açısından önemli bir fırsat sunduğunu belirten Medicana International Ankara Hastanesi Menopoz Wellness Komisyonu Kardiyoloji Uzmanı Dr. Zeynep Şeyma Turinay Ertop hormon tedavisinin kalp sağlığına etkisine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: "Hormon tedavisi kardiyovasküler korunma amacıyla değil, öncelikle menopoz semptomlarının kontrolü amacıyla ve uygun hastalarda düşünülmesi gerekir. Hormon tedavisi, özellikle sıcak basması ve gece terlemesi gibi yakınmaların giderilmesinde etkili bir seçenektir. Ancak her hasta için uygun değildir. Tedavi kararı verilirken hastanın yaşı, menopozdan sonra geçen süre, toplam kalp-damar riski, tromboz öyküsü, geçirilmiş inme ya da kalp krizi varlığı ve diğer eşlik eden hastalıklar birlikte değerlendirilmelidir. Düşük kardiyovasküler risk grubunda ve menopozun erken döneminde olan uygun hastalarda tedavi daha güvenli bir çerçevede planlanabilirken, yüksek riskli hastalarda yaklaşım çok daha dikkatli olmalıdır." Asıl yaklaşım herkese aynı testi yapmak değil, riski doğru belirlemek Menopoz dönemindeki kadınlarda kalp sağlığının değerlendirilmesinde "herkese aynı test" yaklaşımının doğru olmadığını belirten Dr. Zeynep Şeyma Turinay Ertop sözlerine şöyle devam etti: "İlk basamakta kan basıncı, lipid profili, kan şekeri, kilo, bel çevresi, sigara durumu, aile öyküsü ve gebelik/menopoz öyküsü gibi temel verilerle toplam risk belirlenmeli. Asemptomatik her kadına rutin olarak efor testi, EKG, ekokardiyografi, karotis Doppler ya da koroner BT anjiyografi yapılması bilimsel olarak doğru bir yaklaşım değildir. Bu testler; şikâyet, muayene bulgusu, bilinen hastalık ya da orta-yüksek riskli seçilmiş hasta gruplarında klinik gerekliliğe göre planlanmalıdır. Amaç, gereksiz tetkik yapmak değil; doğru hastada doğru incelemeyi seçmektir." "Menopoz, kalp sağlığını yeniden ele almak için bir fırsattır" Menopoz yakınmaları başlayan veya adet düzensizliği gelişen kadınların yalnızca jinekolojik açıdan değil, kardiyovasküler açıdan da bütüncül değerlendirilmesinin önemli olduğunu belirten Dr. Zeynep Şeyma Turinay Ertop sözlerine şöyle tamamladı: "Bu dönemde hedef korkutmak değil, farkındalık oluşturmaktır. Menopoz; tansiyon, kolesterol, kan şekeri, kilo yönetimi, egzersiz düzeyi ve yaşam tarzı alışkanlıklarının yeniden gözden geçirilmesi için önemli bir fırsattır. Özellikle erken menopoz öyküsü olan kadınlarda bu değerlendirme daha da önem kazanır. Düzenli takip, risk faktörlerinin erken saptanması ve kişiselleştirilmiş koruyucu yaklaşım sayesinde kadınlar menopoz dönemini daha sağlıklı ve daha güvenli şekilde geçirebilir."
Dr. Çetin: "Oda spreyleri alarm veriyor"
14 Nisan 2026 Salı - 10:50 Dr. Çetin: "Oda spreyleri alarm veriyor" Medical Point Gaziantep Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzm. Dr. Demet Çetin, özellikle kapalı alanlarda yoğun şekilde kullanılan oda spreylerinin içerdiği kimyasal bileşenlerin solunum yollarını tahriş edebileceğini belirtti. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Uzm. Dr. Çetin, "Oda spreylerinde yer alan sentetik koku vericiler ve uçucu organik (VOC), hassas bireylerde öksürük, nefes darlığı, boğazda yanma ve gözlerde irritasyona neden olabilir. Özellikle astım ve alerjik hastalığı olan kişilerde bu etkiler daha belirgin şekilde ortaya çıkabilmektedir" dedi. Hassas gruplar daha fazla risk altında Çocuklar, yaşlılar ve kronik solunum yolu hastalığı bulunan bireylerin bu tür kimyasallara karşı daha duyarlı olduğuna dikkat çeken Çetin, bu grupların bulunduğu ortamlarda oda spreyi kullanımının sınırlandırılması gerektiğini vurguladı. Doğal havalandırma önerisi Kapalı ortamlarda kimyasal içerikli ürünlerin gereksiz kullanımının iç hava kalitesini olumsuz etkilediğini belirten Uzm. Dr. Demet Çetin, "Temiz hava sağlamak için en etkili ve güvenli yöntem doğal havalandırmadır. Ortamların düzenli olarak havalandırılması, kimyasal yükü azaltarak daha sağlıklı bir yaşam alanı sunar" ifadelerini kullandı. Bilinçli tüketim vurgusu Medical Point Gaziantep Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Demet Çetin, tüketicilerin ürün etiketlerini dikkatle incelemesi ve içerik hakkında bilgi sahibi olması gerektiğini belirterek, mümkün olduğunca daha doğal ve güvenli alternatiflerin tercih edilmesini öneriyor. Ferah bir koku elde etmek isterken sağlığın riske atılmaması gerektiğini hatırlatan uzmanlar, toplumda bu konuda farkındalığın artırılmasının önemine dikkat çekiyor.
Osmangazi’ye dev bir hizmet daha kazandırılıyor
14 Nisan 2026 Salı - 10:42 Osmangazi’ye dev bir hizmet daha kazandırılıyor Osmangazi ilçesini modern, güvenli ve nitelikli kreşlerle donatarak geleceğin teminatı çocuklara daha güçlü bir yarın hazırlamayı hedefleyen Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, ortaya koyduğu vizyonu kararlılıkla hayata geçiriyor. Eğitim ve sosyal belediyecilik alanındaki yatırımlarıyla dikkat çeken Başkan Aydın, geçtiğimiz aylarda temeli atılan ve kaba inşaatı tamamlanma aşamasına gelen Macide Gazioğlu Kreş ve Gündüz Bakımevi ile Aile Sağlığı Merkezi inşaatını yerinde inceledi. Geleceğe umutla bakan nesillerin yetişeceği kreşleri Osmangazi’ye kazandırmayı sürdüren Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, hayata geçirdiği projelerle ilçede önemli bir dönüşüme imza atıyor. Bu kapsamda Başkan Aydın, Kükürtlü Mahallesi’nde Şubat ayında temeli atılan ve inşaat çalışmaları hızla yükselen Macide Gazioğlu Kreş ve Gündüz Bakımevi ile Aile Sağlığı Merkezi’ni ziyaret ederek yürütülen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı. Kaba inşaatı tamamlanma aşamasına gelen binayı detaylı şekilde inceleyen Başkan Aydın’a ziyaret sırasında, projenin hayata geçirilmesine katkı sunan hayırsever iş insanları Sabahattin Gazioğlu ve Hikmet Bozut da eşlik etti. Kükürtlü Mahallesi’nde yaşayan vatandaşlara önemli hizmetler sunacak olan merkezde; kreş, gündüz bakımevi, aile sağlığı merkezi, kültür merkezi ve sosyal donatı alanları bir arada bulunacak. 2026-2027 eğitim-öğretim yılına yetiştirilmesi planlanan merkez, 600 metrekarelik alan üzerine 3 katlı olarak inşa ediliyor. İnşaat çalışmaları hızla devam eden olan tesiste, 80 öğrencinin eğitim göreceği 4 sınıfın yanı sıra aile sağlığı merkezi ve çeşitli sosyal donatı alanları yer alacak. "Sağlık ocağı, kreş ve sosyal donatı alanlarını tek çatı altında topladık" Macide Gazioğlu Kreş ve Gündüz Bakımevi ile Aile Sağlığı Merkezi inşaatının hızla devam ettiğini belirten Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, sözlerinde şu ifadelere yer verdi: "Kükürtlü Mahallesi’nde yapımı devam eden Macide Gazioğlu Kreş ve Gündüz Bakımevi, Sağlık Ocağı ve Kültür Merkezi inşaatını bugün yerinde inceledik. Çalışmaların hızlı bir şekilde ilerlediğini görmek bizleri memnun ediyor. Bu kıymetli projenin hayata geçirilmesine katkı sağlayan hayırsever ailemize gönülden teşekkür ediyorum. Kükürtlü Mahallemizde, hem çocuklarımıza hem de vatandaşlarımıza hizmet verecek olan sağlık ocağı, kreş ve sosyal donatı alanlarını tek çatı altında toplamış bulunuyoruz. İnşallah yaz aylarında açılışını gerçekleştirerek, yeni eğitim-öğretim döneminde öğrenci kayıtlarımızı burada yapmayı planlıyoruz. Bu merkezin yapımında emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür ediyor, projemizin mahallemize ve ilçemize hayırlı olmasını diliyorum."
İşitme cihazı alırken dikkat edilmesi gerekenler
14 Nisan 2026 Salı - 09:51 İşitme cihazı alırken dikkat edilmesi gerekenler Eskişehir’de odyometrist olan Ahmet Avcı, kişiye uygun ve doğru işitme cihazı belirlenmesinin önemine dikkat çekerek, "Uygun olmayan bir cihaz kulağa fayda yerine zarar verebilir, kullanılmamalıdır" dedi. Kulağın içine veya arkasına takılan işitme cihazı, işitme kaybı yaşayan bireylerin sesleri daha net ve yüksek duymasını sağlıyor. Mikrofon, amplifikatör ve hoparlörden oluşan cihazlar, dış sesleri toplayıp işleyip kulak kanalına ileterek yaşam kalitesini artırmayı hedefliyor. Odyometrist Ahmet Avcı, işitme cihazı alırken dikkat edilmesi gerekenlerle ilgili uyarılarda bulundu. "İşitme cihazı belirlenirken uzman tarafından değerlendirilmeli" Kişiye uygun ve doğru işitme cihazının belirlenmesinin önemli olduğunu söyleyen Ahmet Avcı, "İşitme cihazını deneme, uygulama, ayarlama, bilgilendirme gibi hizmetler odyoloji uzmanları tarafından yapılmalıdır. Kullanılacak cihaz tipi, kulak kalıbı ve kalıbın akustik özellikleri hastanın işitme kaybına, yaşına, kulak yapısına ve özelliklerine göre belirlenir. Hastanın yaşı, kulak yapısının durumu sebebiyle çok özel bir takım cihaz uygulamaları gerekebilir. İşitme cihazı seçimi ve ayarlanmasında işitme ve anlama seviyesi, iş ve ev faaliyetleri, kullanılan ilaçlar, mevcut hastalıklar ve fiziksel durum gibi değişkenler dikkate alınır. Tek kulağa ya da her iki kulağa cihaz gerekip gerekmediği değerlendirilir. İki taraflı kayıplarda iki kulağa cihaz kullanmak seslerin dengelenmesinde, gürültülü ortamlarda kelimeleri anlama düzeyinin gelişmesinde ve seslerin kaynağının belirlenmesinde önemlidir. İşitme cihazı belirlenirken hastanın bireysel özellikleri ve ihtiyaçları da ilgili uzman tarafından dikkate alınmalıdır" dedi. "Cihaz yatarken kullanılmamalıdır" İşitme cihazlarının genel kullanım özellikleri ve bakımı ile ilgili detaylara değinen Ahmet Avcı, "Cihazınızın kullanımı satın aldığınız cihazın marka ve modeline göre değişir. Uzmanınızın tavsiyelerine uymak çok önemlidir. Sudan, terden, tozdan mutlak suretle korunmalıdır. Düzenli olarak periyodik bakımları yapılmalıdır. Cihaz yatarken kullanılmamalıdır. Cihazınızı yüksek ısıdan koruyun" ifadelerini kullandı. "İşitme cihazlarının bir uzman tarafından ayarlanması önerilir" Ahmet Avcı, müşterilerinin sıkça kendilerine yönelttiği, "Ses yükseltme cihazı kullansam olur mu" sorusuna da cevap verdi. İşitme sağlığını bozduğu için ses yükseltme cihazlarını önermediklerini belirten odyometrist Ahmet Avcı, işitme cihazı ile ses yükseltici arasındaki farkı ise şöyle anlattı: "İşitme cihazları, özel olarak işitme kaybı olan bireylerin ihtiyaçlarını karşılamak için tasarlanmış medikal cihazlardır. Ses yükselticiler ise genellikle genel amaçlı ses artırıcı cihazlardır. İşitme cihazları, işitme uzmanları tarafından bireysel ihtiyaçlara göre ayarlanır ve programlanırken, ses yükselticiler genellikle basit bir şekilde tasarlanmış ve daha az ayar seçeneği sunar. İşitme cihazları, uzun vadeli kullanım için tasarlanmıştır ve genellikle uzun süreli konfor ve güvenilirlik sağlar. Ses yükselticilerin ise işitme cihazları kadar uzun süreli ve etkili olmadığı görülmüştür. Sonuç olarak, işitme cihazları ve ses yükselticiler arasındaki temel fark, tasarım amaçları ve işlevsellik seviyeleridir. İşitme kaybı olan bireyler için cihazların profesyonel bir işitme uzmanı tarafından önerilmesi ve ayarlanması tavsiye edilir."
Türkiye’de 15 yaş üzerindeki nüfusta kalp ve damar hastalığı sıklığının yüzde 7
14 Nisan 2026 Salı - 09:39 Türkiye’de 15 yaş üzerindeki nüfusta kalp ve damar hastalığı sıklığının yüzde 7 Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Enes Çelik, kalp hastalıklarının yüzde 80’i önlenebilir olduğunu söyleyerek, "Ülkemizde, 2023 yılında yapılan bir çalışmada 15 yaş üzerindeki nüfusta kalp ve damar hastalığı sıklığının yüzde 7" dedi. Kalp ve damar hastalıklarının dünya genelinde en sık görülen ölüm nedenleri arasında yer aldığına dikkat çeken Uzman Dr. Enes Çelik, erken tanı, sağlıklı yaşam ve risk faktörlerinin kontrol altına alınmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. Dr. Enes Çelik, "Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl yaklaşık 20 milyon kişinin kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ise ülkemizdeki ölümlerin yaklaşık yüzde 28’inin bu hastalıklardan kaynaklı. Tütün kullanımı, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, aşırı kilo, hipertansiyon, yüksek kolesterol ve stres gibi risk faktörlerinin hastalığın gelişiminde önemli rol oynuyor. Erken tanının hayati önem taşıyor ve aile hekimlikleri tarafından yürütülen Hastalık Yönetimi Platformu (HYP) sayesinde riskli bireylerin tespit edilerek düzenli takibe alınıyor" dedi. "15 Yaş üzerindeki nüfusta kalp ve damar hastalığı sıklığının yüzde 7" Uzman Dr. Enes Çelik, açıklamasının devamında, "Kalp ve damar hastalıkları, ülkemizde ve dünyada en sık görülen, aynı zamanda en fazla engellilik ve ölümlere yol açan nedenler arasında yer almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre her yıl yaklaşık 20 milyon kişi kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Nüfusun yaşlanması, artan kentleşme, sağlıksız yaşam tarzları ve stres gibi faktörler bu hastalıkların yaygınlaşmasında etkili olmaktadır. Ülkemizde, 2023 yılında yapılan bir çalışmada 15 yaş üzerindeki nüfusta kalp ve damar hastalığı sıklığının yüzde 7 olduğu ve sıklığın yaşla birlikte arttığı belirlenmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2024 yılına ait verilerine göre de ülkemizdeki tüm ölümlerin yaklaşık yüzde 28’i (her dört ölümden biri) kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Bu sebeplerden dolayı, kalp sağlığının korunması ve risk faktörlerinin azaltılması, toplum sağlığının geliştirilmesi gereken öncelikli alanlarının başında yer almaktadır. Her yıl 12-18 Nisan 2026 tarihleri arasını kapsayan Kalp Sağlığı Haftası, toplumda farkındalık oluşturmak, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik etmek ve kalp hastalıklarının önlenebilir olduğunu vurgulamak için önemli fırsatlar sunmaktadır" ifadelerine yer verdi. "Kalp ve damar hastalıkları önlenebilir" Uzman Dr. Enes Çelik son olarak, "Kalp ve damar hastalıklarının büyük bir kısmı, sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri ile önlenebilmekte ya da kontrol altında tutulabilmektedir. Tütün kullanımı, sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik, aşırı kilo, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol gibi değiştirilebilir nitelikteki risk faktörleri kalp hastalıklarının gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Bu risk faktörlerinin kontrol altına alınması ile kalp krizi ve inme gibi ciddi sağlık sorunlarının neredeyse yüzde 80’inin önüne geçilebilmektedir. Bakanlığımız tarafından her ilimizde teşekkül ettirilen ve sayıları 345’i bulan Sağlıklı Hayat Merkezleri, sigara bırakma poliklinikleri, diyetisyen, fizyoterapist, psikolog ve sosyal çalışmacılarla verdikleri danışmanlık hizmetleriyle risk faktörleri ile mücadele sürecine önemli katkılar sağlamaktadır. Kalp ve damar hastalıklarına erken tanı koymak, uygun tedavi ve düzenli takiplerle hastalığın ilerlemesini ve komplikasyon gelişmesini önlemek, oluşabilecek engellilikleri ve erken ölümleri azaltmak bakımından büyük önem taşımaktadır. Aile hekimliği birimlerimiz, kalp ve damar hastalıklarının erken tespiti ve yönetiminde kritik rol oynamaktadır. Aile hekimlerimizin, 2025 yılında yapmış oldukları kardiyovasküler risk taramaları neticesinde 735 binden fazla vatandaşımızda kalp damar hastalığı riski belirlemeleri ve bu kişileri düzenli takibe almaları, HYP uygulamasının kronik hastalıkları yönetmekte ne kadar etkili kullanıldığını ortaya koymaktadır" dedi.