SAĞLIK
Uzmanı açıkladı: "Bayramda kurulan ilişkiler ruh sağlığını güçlendiriyor" 21 Mart 2026 Cumartesi - 11:52:31 Sivas Medicana Hastanesi Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası işe dönüşte yaşanan isteksizliklerin oldukça normal olduğunu söyleyerek, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram, kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır" dedi. Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramların bireylerin psikolojisi üzerinde genellikle olumlu etkiler oluştururken, bu dönemlerde artan sosyal etkileşim, kişilerin kendilerini bir gruba ait hissetmelerini sağlarken yalnızlık duygusunu azaltıyor. Aynı zamanda paylaşma ve empati gibi duyguların güçlenmesi, bireylerin kendilerini daha anlamlı ve değerli hissetmesine katkı sunuyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesi’nde görevli Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası uyum sürecine dikkat çekerek, "Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir" dedi. "Pozitif duyguları artırır" Kerime Begüm Özkaya, bayramlarda kişinin aidiyet duygusunun arttığını belirterek, "Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bu süreçte bireyler hem duygusal hem de sosyal açıdan daha yoğun bir dönemden geçiyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramlar, ruh sağlığını güçlendiren sosyal köprülerdir. Bayramlar sadece kültürel ve dini günler değil aynı zamanda insanların duygusal dünyasını güçlü şekilde etkileyen sosyal dönemlerdir. Bayramlar insanların psikolojisi üzerine genellikle olumlu ve güçlendirici etkileri oluşturur. Bayram psikolojisi bireylerin aidiyet, paylaşma, mutluluk, özlem ve hüzün gibi yoğun duygularını aynı anda yaşayabildiği bir süreçtir. Psikolojik açıdan değerlendirecek olursak, bayramlar kişilere aidiyet ve bağlılık duygusunu arttırır. Bayramlarda aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar olur. Bu durum kişi de bir yere ait olduğunu ve yalnız değilim duygusunu güçlendirir. Sosyal bağların güçlenmesi psikolojik dayanıklılığı ve pozitif duyguları arttırır" dedi. "Kısa sürelide olsa iş stersiden uzaklaştırır" Özkaya, bayramda insanların geçmişi ile bağ kurduğunu söyleyerek, "Bayramlar günlük hayatın rutininden çıkmayı sağlar. Yeni kıyafetler, ikramlar, ziyaretler ve hediyeler gibi gelenekler dopamin ve serotonin gibi mutluluk hormonlarının artmasına yardımcı olur. Stres ve yorgunluğu azaltır. Bayram tatilleri ve sosyal ortamlar insanların iş ve hayat stresinden kısa süreli de olsa uzaklaşmanızı sağlar. Ruhsal rahatlama ve yenilenme hissini oluşturur. Paylaşma ve empatiyi güçlendirir. Bayramda ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, büyükleri ziyaret etmek gibi davranışlar işin empati ve merhamet duygusunu arttırır. Yardım etmek kişinin kendini daha değerli ve anlamlı hissetmesini sağlar. Kişide geçmişi ve hatırlarla bağ kurmayı sağlar. Bayramlar çoğu insanlar için çocukluğunu hatırlatan zamanlardır. Bu da kişide nostaljik ve sıcak duyguların yaşanmasını sağlar. Bayramlar bazı insanlar için de zorlayıcı olabilir. Her zaman herkes için aynı derecede mutlu geçmeyebilir. Yalnız yaşayan kişiler, yakınını kaybetmiş olanlar, aile ilişkileri zor olan kişiler, bayramlarda yalnızlık veya hüzün hissedebilir. Bu da gayet normaldir. Bu nedenle bayramlarda çevremizdeki insanları hatırlamak, bir telefon etmek ya da kısa bir ziyaret gerçekleştirmek bile kişinin kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olabilir" diye konuştu. "Bayram dönüşü işte yaşanan isteksizlik normaldir" Bayram sonrası adaptasyon sürecinden bahseden Özkaya, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır. Ayrıca bahsetmek gerekirse bayram sonrası işe dönüşü yaşama isteksizlik oldukça normaldir. İnsan zihnin dinlenme ve sosyal bağların yoğun olduğu bir dönemden tekrar sorumlulukların olduğu bir ortama geçer. Bu da tabi ki zorlayıcıdır. Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir. Herkese huzurlu, sağlıklı ve mutlu bayramlar diliyorum" şeklinde konuştu.
21 Mart 2026 Cumartesi - 10:58 Hemşirelikten bağışçılığa: Bu kez kendi hücreleriyle hayat kurtardı Tunceli Ovacık Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Mavi Altay, yıllar önce verdiği kök hücre örneğinin eşleşmesiyle bu kez kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastaya umut oldu. Ovacık Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Mavi Altay, 6 yıl önce verdiği kök hücre örneğinin bir hastayla eşleşmesi üzerine bağış sürecine dahil oldu. Sağlık çalışanı olarak mesleği gereği her gün hastaların tedavisine katkı sunan Altay, bu kez farklı bir sorumluluk üstlenerek doğrudan bağışçı oldu. Yapılan tetkik ve hazırlıkların ardından süreci tamamlayan Altay, kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastanın yaşam mücadelesine destek verdi. "Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" Bağış sürecinde ve sonrasında yaşadıklarını anlatan Mavi Altay, bir hemşire olarak hastaların hayatına dokunduğunu ancak kendi canından bir parça vererek hayat kurtarmış olmanın çok daha güzel bir duygu olduğunu ifade etti. Altay, "Kızılay’a 6 sene önce kök hücre için örnek vermiştim. Aralık ayında geri dönüş oldu. Örnekler bir hastayla uyuşmuş. Açıkçası bu beni biraz heyecanlandırdı, tedirgin etti, süreçle ilgili bilmediklerim vardı. Sonra Kızılay’daki arkadaşlarla görüştüm. Sağ olsunlar sorularımın hepsini sağlıklı bir şekilde cevapladılar. Sonraki süreçte ilk önce chek up yapıldı. İstanbul’daki chek up sürecinden sonra dokular hastayla uyuştuğu için yaklaşık 15 gün sonra kök hücre tüp toplama işlemi olacaktı. Onun öncesinde bir ilaç verip kanımdaki kök hücreyi artırdılar. İlaç 5 gün sürdü. Hafif kemik ağrısı, grip gibi hafif semptomları oldu. Onun dışında bir sıkıntı yaşamadım. Bu işlemlerden sonra kök hücre toplama işlemine geçtik. Bu süreçte arkadaşlar yine yardımcı oldular. Yaklaşık 3 saat sedyede uzanmak zorundaydım. Bu işlemler esnasında hareket edemiyordum. Ama gayet uyumlu, hoş sohbet insanlarla tatlı bir iletişim halinde olduk. Çekindiğim, korktuğum yerlerde benimle ilgilendiler. İşlem gayet güzel geçti. Sonraki süreçte öğrenebildiğim kadarıyla kök hücre bağışında bulunduğum arkadaşın da iyileşmiş olduğunu duydum. Gayet mutluyum. Bir hemşire olarak zaten insanların hayatına dokunuyorduk ama özellikle kan bağışı yaptıktan sonra kendimden bir parça verdikten sonra birinin hayatını kurtarmış olmak çok güzel. Söyleyebileceğim en önemli şey, bunu sadece bir hastanın hayatını kurtarmak olarak görmesinler. Hastanın yakınları, çevresindeki insanlar, hastayla birlikte her gün hastaneye giden, hasta için uğraşan insanlar için de yapsınlar. Hepimizin başına gelebilecek bir hastalık, hepimizin yaşayabileceği bir sorun. Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" diye konuştu. "Yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum" Altay, "Etrafımdaki insanlardan çok olumlu tepkiler aldım. Herkes yaptığımın ne kadar gururlu, güzel bir şey olduğundan bahsetti. Ben de çok mutlu oldum. Sonrasında unu çok düşündüm; eğer o bağışı yapmasaydım ne kadar üzüleceğimi, bir insanın hayatına dokunamayacağımı ya da o kişinin bu hastalıktan iyileşemeyeceğini düşündüm ve gerçekten yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum. Herkesin canı gönülden yapabileceği bir şeyi yaptım belki ama bence çok önemli bir şey, herkesin de yapması lazım. Buradan söyleyebileceğim en önemli şey herkesin kemik iliği örneği vermesi ve hastalara ulaşması. Bir çocuk, belki bir yetişkin, belki bir anne, belki dede, hala. Yani birine yardım edebiliriz. Onların hayatlarını güzelleştirebiliriz. Bu süreç benim için sadece 20 günden ibaretti. Yani 20 gün içerisinde sadece 5 gün ilaç aldım ama diğer tarafta o hasta belki bir sene daha benim kök hücremi alacak. İyileşecek olsa bile 1 sene hastanede kalacak. Onun için daha yıpratıcı, daha uzun bir süreç" dedi.
21 Mart 2026 Cumartesi - 09:29 Bayramda çocukları şekerden uzak tutun Diyetisyen Gamze Söylemez, bayramlarda çocuklara çok fazla çikolata ikramlarında bulunulduğunu dikkat çekerek, "Çocuklarınıza daha çok şekeri olmayan, daha doğal şekerli meyve suları ikram edebilirisiniz" dedi. Ramazan Bayramı’ndaki tatlı tüketiminin en çok karşılaştıkları sorulardan birisi olduğunu söyleyen Diyetisyen Gamze Söylemez, sözlerine şöyle devam etti, "Burada dikkat edilmesi gereken kurallardan birisi daha çok sütlü tatlılar tercih edilmeli. Şerbetli tatlılar kan şekerini hızlı yükselttiği için hızlı da düşürebilir. Bu yüzden özellikle kronik hastalığı olan şeker, diyabet tarzı, tip bir tip iki diyabet hastaları, kolesterol problemi olanlar, özellikle gebe danışanlarıma da çok özellikle bu konuda uyarılarda bulunuyorum. Daha çok sütlü ve meyveli tatlılar tercih edebilirsiniz. Yemeklerden en azından iki saat sonra sindirim tamamlandıktan sonra tatlı tüketirseniz metabolizma anlamında sizin için daha kolay olacaktır. Kronik hastalığı olanları burada özellikle uyarmak istiyorum. Lütfen yemeklerden hemen sonra ya da çok fazla porsiyonlarda tatlı tüketmeyin. Birkaç eve davete gidiyorsanız en azından bir iki tanesini seçip bunları da güne bölerek tatlı tüketimini bu şekilde tamamlayabilirsiniz. Her tatlı tüketiminden sonra bol bol su içme ve egzersiz yaparak en azından sindirimini kolaylaştırmaya yardımcı olabilirsiniz." "Sofranızda koyu yeşil yapraklı sebzeler olsun" Diyetisyen Gamze Söylemez, "Çay, kahve içilecekse, daha açık tüketilmemeli, demli tüketilmemeli ve yemeklerden yarım saat sonra tüketilmelidir. Bu kısma da önem veriyorum. Her sofrada mutlaka koyu yeşil yapraklı sebzeleri bulundurmalısınız. Zeytinyağlı sebzelere önem vermelisiniz. Havalar ısınıyor. Bahar aylarının, mevsim sebzeleri çok çok yoğunlukta. Bu yüzden bunları da sofralarda mutlaka bulundurmalısınız. Ramazanda özellikle kahvaltı, iki ara öğün ve bir ana öğün demiştik. Kahvaltımızı konuştuk. Ara öğün olarak daha çok bitkisel proteinlerden koyu, yeşil yapraklı sebzeleri bulundurabilir. Süt, ayran tüketebilir. Fındık, badem, ceviz gibi yağ tohumları da ara öğünlere de dahil edebilirsiniz. Yine cilt elastikiyeti için cildin parlaklığı için de meyveleri kullanabilirsiniz. Özellikle koyu renkli meyvelerin, antioksidan kapasiteleri çok yüksek olduğu için meyvelerde mutlaka ara öğünlerde tüketilmelidir. Akşam yemeğinden sonraki tüketilen ara öğün olarak da genelde bizim toplumunuzda tatlı tüketimi çok fazla oluyor. Daha çok kuru meyvelere yönelebilir bireyler. Kuru kayısı, kuru hurma, kuru incir tarzı, kuru meyvelerde tatlı ihtiyacımızı önemli ölçüde azaltacaktır." Dedi. "Çocukların gelişimi için önemli detay" Ramazan Bayramı’nda özellikle çocuklara çok fazla çikolata ikramlarında bulunulduğuna dikkat çeken Söylemez, "Buradan da uyarmış olalım. Çocuklarınıza daha çok şekeri olmayan, daha doğal şekerli meyve suları ikram edebilirisiniz. İçerisinde rafine şeker eklenmeyen meyve suları çocuklarınızın büyüme gelişiminde ve beyin gelişiminde de önemli ölçüde farklılık gösterecektir. Daha çok şekerlerden ziyade kendi ev yapımı sütlü tatlılarınızı ikram edebilirsiniz. Burada da böyle birazcık daha tabuları yıkmış olabiliriz diye düşünüyorum. Daha dikkatli olursak çünkü beslenme temelinde çocuklarla devam eden bir şey. Çocukları nasıl yetiştirirseniz ilerleyen dönemlerde yetişkinlerde bu noktada daha bilinçli ilerleyeceğini düşünüyorum" dedi.
"Laparoskopik tekniklerle hızlı iyileşme mümkün"
03 Aralık 2025 Çarşamba - 10:01 "Laparoskopik tekniklerle hızlı iyileşme mümkün" Laparoskopik (kapalı) yöntemlerin genel cerrahi pratiğinde sık kullanıldığını belirten Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Aslan, "Safra kesesi ameliyatları (kolesistektomi), karın ön duvarı fıtıkları, kasık fıtıkları ile mide fıtığı ve reflü cerrahisinde laparoskopik yaklaşımlar yaygın olarak uygulanmaktadır. Kapalı yöntemle daha küçük cerrahi kesiler, daha az ameliyat sonrası ağrı, işe ve günlük hayata daha hızlı dönüş ve uygun hasta seçimiyle enfeksiyon ve yara yeri sorunlarının azalması hedeflenir" dedi. VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Aslan, laparoskopik cerrahi uygulamaları, onkolojik cerrahi süreçleri ve onkoplastik meme genel yaklaşımlar hakkında bilgilendirmede bulundu. Doç. Dr. Aslan, ultranasyonel ve uluslararası kılavuzlara dayanan cerrahi tekniklerin hasta güvenliği ve iyileşme sürecine katkı sağladığını söyledi. "Amaç ağrıyı azaltmak ve hayata daha hızlı dönmek" Laparoskopik yöntemlerin genel cerrahi pratiğinde sık kullanıldığını söyleyen Doç. Dr. Aslan, "Safra kesesi ameliyatları (kolesistektomi), karın ön duvarı fıtıkları, kasık fıtıkları ile mide fıtığı ve reflü cerrahisinde laparoskopik yaklaşımlar yaygın olarak uygulanmaktadır. Laparoskopi operasyonlarında karın duvarına açılan küçük girişlerden kamera ve ince aletlerle işlem yapılır. Bu yöntemle daha küçük cerrahi kesiler, daha az ameliyat sonrası ağrı, işe ve günlük hayata daha hızlı dönüş ve uygun hasta seçimiyle enfeksiyon ve yara yeri sorunlarının azalması hedeflenir. Muayene, görüntüleme ve genel sağlık durumu birlikte değerlendirilerek laparoskopik karar verilir. Her hasta için kapalı yöntem uygun olmayabilir, gerektiğinde açık cerrahi tercih edilebilir" şeklinde konuştu. "Kanser cerrahisinde izlenen yol ve hedefler" Cerrahi onkoloji alanındaki uygulamalara da değinen Aslan, şu bilgileri paylaştı: "Sindirim sistemi ve karın içi organ kanserlerinde hem laparoskopik hem açık cerrahi teknikleri kullanılabilir. Temel hedefimiz tümörü onkolojik prensiplere uygun şekilde çıkarmak ve gerekli lenf nodu diseksiyonunu yapmaktır. Yemek borusu, mide, kolon, rektum, pankreas ve böbrek üstü bezi (adrenal) kitlelerinin cerrahi tedavileri örnek uygulama alanlarıdır. Hangi hastada hangi yöntemin ve zamanlamanın uygun olduğu; hastanın tüm klinik ve radyolojik verileri ile konsey kararları eşliğinde belirlenir. Multidisipliner çalışma da önemlidir. Gerekirse kemoterapi, radyoterapi, endoskopi ve girişimsel radyoloji gibi branşlarla birlikte karar alıyoruz. Onkolojik cerrahide ekip çalışması hayati önem taşır." "Onkoplastik yaklaşımlar" Meme kanseri cerrahisinde sadece kitlenin çıkarılmasının hedef olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Aslan, "Onkoplastik yaklaşımlar ile mümkün olduğunda memenin korunması veya yeniden şekillendirilmesi amaçlanır. Böylece hem onkolojik güvenlik hem de hastanın vücut algısı gözetilmiş olur. Onkoplastik planlama tümörün yeri, boyutu, memenin büyüklüğü ve hastanın genel durumu göz önünde bulundurularak bireysel olarak yapılır. Gerekli durumlarda plastik cerrahi ile iş birliği sağlanır; her hastaya aynı yöntem uygulanmaz, kişiye özel planlama gerekir" dedi. Tedavinin 4 aşaması Doç. Dr. Aslan, uyguladıkları tedavi planlama sürecini şu başlıklarla özetledi: "Ayrıntılı değerlendirme: Hasta öyküsü, fizik muayene, laboratuvar testleri ve görüntüleme sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi. Multidisipliner karar: Kanser vakalarında ilgili uzmanlar ile konsey toplantıları yapılarak en uygun strateji belirlenmesi. Bilgilendirme ve onam: Planlanan cerrahi girişimin amacı, alternatifi ve muhtemel risklerin hem sözlü hem yazılı olarak hasta ile paylaşılması. Ameliyat ve takip: Cerrahi girişim sonrası kısa ve uzun dönem takip programlarının düzenlenmesi." "Onkolojik cerrahi teknikleri kanıta dayalı uygulanır" Doç. Dr. Mehmet Aslan, "Laparoskopik ve onkolojik cerrahi teknikleri kanıta dayalı olarak uygulanmaktadır. Önemli olan uygun hasta seçimi, multidisipliner planlama ve titiz bir bilgilendirme sürecidir. Böylece hem onkolojik başarı hem de hastanın yaşam kalitesi gözetilmiş olur" ifadelerini kullandı.
Eskişehir’de toplam 26 personel ve 9 araçla gerçekçi kaza tatbikatı
03 Aralık 2025 Çarşamba - 09:47 Eskişehir’de toplam 26 personel ve 9 araçla gerçekçi kaza tatbikatı Eskişehir’de toplam 26 personelin 9 araçla senaryo gereği kazada sıkışan ağır yaralılara müdahale ettiği tatbikat gerçeğini aratmadı. Tatbikatta kızı araçta ağır yaralı olan anneyi oldukça gerçekçi canlandırıp, çekim yapan kameralara da saldıran 32 yıldır sağlıkçı olan UMKE eğitmeni Fazilet Çam, "Gittiğimiz vakalarda çok daha acı olaylar ve ölümcül, oradaki yaralı yakınlarımızın acısını burada hayali olarak göstermeye çalıştık. Aslında duygularımı da kattım" dedi. Odunpazarı ilçesi Ihlamurkent Mahallesi’de bulunan açık pazar alanında İl Ambulans Servisi, Eskişehir İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD), İl Emniyet Müdürlüğü, Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) ve itfaiye ekiplerinin katılımıyla geniş çaplı bir tatbikat düzenlendi. Tatbikat senaryosu gereği, kafa kafaya çarpışmış iki araç içindeki yaralılara ekipler müdahale etti. Tatbikatta UMKE ve Eskişehir Osmangazi Üniversite Sağlık Meslek Yüksekokulu öğrencilerinden oluşan oyuncuların canlandırdığı yaralı yakınlarının yaktığı ağıtlar ve senaryo icabı acı çektiği anlardaki gerçeğini aratmadı. Tatbikatta kızı araçta ağır yaralı olan anneyi canlandıran 32 yıldır sağlıkçı olan UMKE eğitmeni Fazilet Çam, burada tatbik edilenden çok daha acı durumları sahada gördüğünü ve onlardan etkilenip rolünü yaptığını aktardı. Ekipler geniş çaplı katılım gösterdi İl Ambulans Servisi’nden 6 personel 2 ekip, 2 araç, AFAD’tan 7 ekip 2 araç, UMKE’den 7 personel 2 araç, itfaiyeden 4 personel 1 araç ve İl Emniyet Müdürlüğü’nden 2 personel 2 araçla tatbikatta yer aldı. Senaryo gereği, polisin güvenlik önlemi aldığı kaza mahallinde, itfaiye çıkan yangını söndürürken, AFAD ve yine itfaiye ekipleri araçta sıkışan yaralılara alan açtı. Daha sonra UMKE ve İl Ambulans Servisi ekipleri tarafından sıkıştıkları yerden çıkarılan ve ilk müdahaleleri yapılan yaralılar, ambulanslarla hastanelere kaldırıldı. "Hakikaten gerçeğini aratmadı" Eskişehir Acil Sağlık Hizmetleri Başkanı Op. Dr. Ersin Işıldı, "Bu tatbikatta Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, AFAD, Trafik Şube Müdürlüğü ve UMKE ekiplerimiz yer aldı. Hakikaten gerçeğini aratmadı. Üniversite öğrencilerimiz ve halkımız da tatbikatı yakından izlediler, takip ettiler. Bu bizim için bir gurur vesilesi oldu. Eskişehir’deki acil sağlık hizmetlerinin ileri gitmesi, sahada daha aktif ve güzel bir şekilde hizmet verilebilmesi için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bu da onlardan bir tanesiydi. Buradaki senaryomuz, 2 aracın karıştığı yaralamalı bir trafik kazası. İtfaiye, çıkan yangını söndürdü. Araç içerisinde sıkışan yaralı vatandaşlarımız hem itfaiye hem AFAD hem de UMKE ekipleri tarafından çıkartıldı. Daha sonra yaralıların ilgili hastanelere nakli gerçekleştirilmiş oldu" dedi. "Sağlıkçı olmak soğukkanlılık gerektirir" 32 yıldır sağlıkçı olan UMKE eğitmeni Fazilet Çam, "Tabii ki gittiğimiz vakalarda çok daha acı olaylar ve ölümcül vakalar, bu tarz trafik kazaları görüyoruz. Oradaki yaralı yakınlarımızın acısını burada hayali olarak göstermeye çalıştık. Aslında duygularımı da kattım, çünkü böyle şeyler her an bizim de başımıza gelebilir. Yanlış anlamayın, tabii ki basın olarak sizler de görevinizi yapıyorsunuz lakin insanlar o durumdayken, ’Baksana bizim, halimizi çekiyorlar’ gibi düşünüyorlar. Bu şekilde hasta ve yaralı yakınlarının basına tepkisi oluyor. Ben onun rolünü yapmaya çalıştım, sizler de kusura bakmayın. Sağlıkçı olmak soğukkanlılık gerektirir. Biz de insanız, acıyı yaşıyoruz. Ancak acımızı bir kenarı bırakıp, insanlara yardım edebilmek için soğukkanlılığımızı korumamız lazım" şeklinde konuştu. "Yolcu koltuğundaydım, omurga travmam vardı" Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) İlk ve Acil Yardım Programı 2. Sınıf Öğrencisi Kadir Arıkoğlu, şunları söyledi: "Paramedik ve UMKE ekipleri bize müdahale ettiler. Öğrenciler olarak biz nasıl müdahale etmemiz gerektiğini kendi üzerimizde gördük. Yani profesyonel sağlık ekiplerinin müdahalesini deneyen kişiler bizler oluyoruz. Senaryoya göre, ben yolcu koltuğundaydım. Omurga travmam vardı, bu yüzden beni ket yeleğine aldılar. Bacağımda kırık vardı, oraya atel taktılar. Kafamda yırtık vardı, pet koydular. Daha sonra beni sabitleyip ambulansa bindirdiler. Aslında genel ve rutin uygulamalar ama biraz da semptoma yönelik."
Yabancı doktorlar tecrübe için Türk doktorlarını seçti
03 Aralık 2025 Çarşamba - 09:45 Yabancı doktorlar tecrübe için Türk doktorlarını seçti Üçü Suudi Arabistan’dan 1’i ise Mısır’dan Eskişehir’e gelen hekimler, ESOGÜ Tıp Fak Hastanesi Radyoloji Ana Bilim Dalı Girişimsel Radyoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Berat Acu’yu operasyon anında canlı şekilde izleyerek tecrübe edinme fırsatı yakaladı. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi’ne gelen 3’ü Suudi Arabistan’dan 1’i ise Mısır’dan gelen Ali Alsaadi, Mubarak Alqahtani, Ali Alsaadi ve Sherıhan Waheed isimli 1’i kadın 4 girişimsel radyolog, buraya Endobiliyer RF Ablasyonu, tiroid ablasyonu ve memede bulunan iyi huylu kitlelerin (fibroadenom) ablasyonu vakalarını gözlemlemek ve eğitim almak için geldiler. Kentte konakladıkları otelden Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne gelen 4 yabancı girişimsel radyolog, operasyon esnasında ESOGÜ Tıp Fak Hastanesi Radyoloji Ana Bilim Dalı Girişimsel Radyoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Berat Acu’yu canlı bir şekilde izleme imkanı edindi. Gelişimleri için oldukça önemli olan etkinlikte 4 Girişimsel Radyolog, Prof. Dr. Acu’yu dikkatle seyrettikleri gözlendi. "İki hastamızda da tiroit ablasyonu yapacağız" ESOGÜ Tıp Fak Hastanesi Radyoloji Ana Bilim Dalı Girişimsel Radyoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Berat Acu, "Bugün toplam yedi hastamız var. Bu hastalardan üçü, meme kitleleriyle ilgili. Bunlarda kapalı ameliyat dediğimiz, ameliyatsız yöntemle, herhangi bir kesi yapmadan tümörü yakarak hastanın problemini çözeceğiz. İki hastamızda da tiroit ablasyonu yapacağız. Bu da yine ameliyatsız bir çözüm yöntemi olup, tiroit bezini çıkarmadan içerisindeki tümöral dokuyu yakarak hastanın sorununu çözmeyi amaçlıyor. Bir hastamızda ise karaciğerdeki büyük ve iyi huylu bir kitleyi tedavi edeceğiz. Normalde bu tür kitleler cerrahi olarak çıkarıldığında hastada komplikasyon riski çok fazla oluyor, ancak biz onu yine damar içi yöntemle, yani kapalı yöntemle tedavi etmeye çalışacağız. En son hastamızın problemi ise pankreas kanserinin ana safra kanalını tıkamasına bağlı olarak gelişen sarılıktır. Bu sarılığı stent yöntemiyle çözüme kavuşturacağız" diye konuştu. "Şu ana kadar gayet etkileyiciydi" Yurtdışından tecrübe kazanmak için kendini izlemeye gelen radyologlar hakkında da konuşan Prof. Dr. Acu, şöyle konuştu; "Bugün bize dört hekim arkadaş katılıyor; üç Suudi Arabistan’dan, biri de Mısır’dan geliyor. Vakaları biz yapacağız, onlar seyredecekler. Nasıl yaptığımızı ve hangi prosedürleri kullandığımızı öğrenecekler. Ana safra kanalı tümör tarafından tıkandığında hastada sarılık ortaya çıkar. Biz bu tümörü yakma yöntemiyle safra kanalı açıklığını sağlayabiliyor ve böylelikle hastadaki sarılığı ortadan kaldırabiliyoruz. Bu işlemin adı Endobiliyer RF (Radyofrekans) işlemidir. Bu işlem de yine kapalı yöntemle yapılıyor ve hasta için oldukça konforlu, yeni bir tekniktir. Bu tekniği Türkiye’de uyguluyoruz. Evet, hastayı herhangi bir şekilde kesmeden, tamamen kapalı yöntemle o tümörü yakarak oraya bir stent yerleştirmek suretiyle safra kanalını açık tutuyor ve hastadaki sarılık problemini ortadan kaldırıyoruz." "Şu ana kadar gayet etkileyiciydi" Mısır’dan Türkiye’ye gelen ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi’nde operasyon esnasında Prof. Dr. Berat Acu’yu canlı bir şekilde izleyen Sherıhan Waheed, "Şu ana kadar gayet etkileyiciydi. Tabii yeni şeyler ve yeni prosedürler göreceğimiz için de heyecanlıyız. Daha önce bir Türk hastanesinde bulunmamıştım; şu an ilk defa bulunuyorum. Gördüğüm kadarıyla gayet iyi organize edilmiş. Umarım gelecekte de ülkelerimiz arasında, özellikle bu yöntemlerle alakalı, operasyon gerçekleştirebiliriz" dedi.
Küçük önlemler, boğaz ağrısını önleyebilir
03 Aralık 2025 Çarşamba - 09:44 Küçük önlemler, boğaz ağrısını önleyebilir Kış aylarında sıkça görülen boğaz ağrısı ve tahrişi, günlük yaşamı olumsuz etkileyebildiğini belirten uzmanlar, bazı doğal yöntemlerin de ilaç tedavisinin de kullanılabileceğini söyledi. Mevsim geçişleri, havaların biranda ısınıp soğumasıyla görülme sıklığı artan boğaz ağrısı, viral veya bakteriyel kaynaklı olarak ortaya çıkabiliyor. Enfeksiyonların yol açtığı boğaz ağrısına zaman zaman ateş, öksürük, burun akıntısı, hapşırma, bulantı ve baş ağrısının eşlik ettiğini dile getiren Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, şunları söyledi; "Boğaz ağrısına, virüslerin varlığı, bakteriyel enfeksiyonlar ve diğer dış etkenler sebep olabilir. Viral enfeksiyonların sebep olduğu boğaz ağrısı, tıbbi tedavi uygulanmakla beraber, bazen de kendiliğinden düzelen bir durumdur. Bakteriyel enfeksiyonlardan kaynaklanan boğaz ağrısı ise antibiyotik ilaçlar veya besinler yardımıyla tedavi edilmektedir. Bunun haricinde yeteri kadar dinlenmek, uyumak, yüksek sesle konuşmamak da boğaz ağrısıyla başa çıkmanın yolları arasındadır." En güçlü doğal antibiyotik Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, boğaz ağrısının doğal yollarla da tedavi edilebildiğini belirterek ağrı ve tahrişe iyi gelen çözümleri anlattı; "Sık sık su içmek, boğazın kurumasını ve tahriş olmasını önleyebilir. Sabahları zencefil ve 1 tatlı kaşığı bal karıştırılarak tüketilebilir. Asetik asit içeriğinden dolayı sirke de boğazdaki bakterileri etkisiz hale getirmeye yardımcı olur. 1 çay bardağı ılık suya 2 çorba kaşığı sirke ekleyerek gargara yapmak yeterli olacaktır. İyotsuz tuz ile yapılan gargara da bakteriler ile savaşmada etkilidir. 1 fincan ılık suya 1 çay kaşığı iyotsuz tuz atılarak gargara hazırlanabilir." Ihlamur iltihaplanmayı önlemeye yardımcı olur Antienflamatuvar özelliğiyle ıhlamurun iltihaplanmayı önlemeye destek olduğunu vurgulayan Uzm. Dyt. Ciğerli, "Ihlamur, iltihaplanmayı önler ve doğal antienflamatuvar özellik gösterir. Ihlamur çayı içmek de boğaz enfeksiyonlarıyla başa çıkmada etkili olacaktır. Soğan ve sarımsak da en güçlü doğal antibiyotik kaynaklarındandır. Bu besinlerin tüketimi hem viral hem de bakteriyel enfeksiyonlarla başa çıkmada son derece önemlidir" ifadelerini kullandı.
"Obezite cerrahisinin başarısı, kurallara harfiyen uyuma bağlı"
03 Aralık 2025 Çarşamba - 09:34 "Obezite cerrahisinin başarısı, kurallara harfiyen uyuma bağlı" Çağın vebası olarak nitelendirilen obezitenin sadece estetik bir kaygı değil, kronik bir sağlık sorunu olduğunu vurgulayan Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mustafa Sıtkı Yüksel, "Cerrahi, hastaya açılan bir kapıdır; o kapıdan sağlıklı geçmek ise kurallara harfiyen uymakla mümkündür" dedi. Vücutta sağlığı bozacak ölçüde aşırı yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ve Vücut Kitle İndeksi’nin (BMI) 30’un üzerinde olmasıyla tanımlanan obezite, günümüzde diyabetten kalp hastalıklarına kadar pek çok ölümcül tablonun temel nedeni olarak gösteriliyor. Medical Park TEM Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mustafa Sıtkı Yüksel, obezitenin nedenleri, cerrahi tedavi seçenekleri ve iyileşme sürecindeki altın kurallar hakkında bilgiler paylaştı. "Obezite sadece çok yemek değildir" Obezitenin tek bir sebebe bağlanamayacak kadar karmaşık bir hastalık olduğunu belirten Op. Dr. Mustafa Sıtkı Yüksel, faktörleri şöyle sıraladı: "Aşırı ve yanlış beslenme ile fiziksel aktivite yetersizliği en bilinen nedenlerdir. Ancak genetik faktörler, hormonal ve metabolik etmenler, psikolojik durum, sık aralıklarla uygulanan şok diyetler, sigara-alkol kullanımı, antidepresan gibi bazı ilaçlar, doğum sayısı ve hatta bebeklikte anne sütünün yetersiz alınması bile obeziteye zemin hazırlayan faktörler arasındadır". Obezitenin vücutta oluşturduğu tahribatın ciddiyetine dikkat çeken Op. Dr. Yüksel, "Aşırı kilo, sadece kıyafetlerin içine sığamamak demek değildir. Vücutta biriken aşırı yağ dokusu, hormonal dengeyi bozan, inflamasyonu (yangıyı) tetikleyen aktif bir organ gibi çalışır" dedi. Kimler ameliyat masasına yatabilir? Her kilo sorunu yaşayan kişinin ameliyat için uygun olmadığını belirten Op. Dr. Yüksel, tıbbi kriterleri şu şekilde açıkladı: "Vücut Kitle İndeksi (VKİ) 40’ın üzerinde olanlar: Bu grup doğrudan ameliyat adayıdır. VKİ 35-40 arası olup yandaş hastalığı olanlar: Tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi, karaciğer yağlanması (NAFLD), kısırlık veya kalp hastalıkları gibi obezite kaynaklı sorunları bulunanlar. Diğer yöntemleri denemiş olanlar: Uzman denetiminde en az 1 yıl diyet ve egzersiz yapmasına rağmen kilo veremeyenler. Bağımlılığı olmayanlar: Aşırı alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı bulunmayanlar. Uyum yeteneği olanlar: Ameliyat sonrası tıbbi ekiple iş birliği yapabilecek anlama ve uyum kabiliyetine sahip kişiler." "Altın standart olarak kabul edilen tek bir ameliyat yok" Obezite cerrahisinde ’altın standart’ olarak kabul edilen tek bir ameliyat olmadığının altını çizen Op. Dr. Mustafa Sıtkı Yüksel, "Obezite cerrahisinde kişiye özel planlama önemlidir. Karar sürecinde hastanın VKİ’si, ek hastalıkları ve beslenme alışkanlıkları belirleyicidir. Örneğin, son yıllarda Tüp Mide en sık uygulanan yöntem olsa da, ciddi gastroözefagial reflüsü olan bir hastada Roux-en-Y Gastrik Bypass ilk tercih olabilir" dedi. "En sık uygulanan cerrahi seçenekler" Op. Dr. Yüksel, en sık uygulanan yöntemleri şöyle detaylandırdı: "Tüp Mide Ameliyatı (Sleeve Gastrektomi): Midenin yaklaşık yüzde 80’inin çıkarılarak tüp haline getirilmesidir. Bu yöntemle hem hacim küçülür hem de açlık hormonu Ghrelin’in kaynağı vücuttan uzaklaştırılır. Vitamin emilim bozukluğu bypass’a göre daha azdır ve midenin anatomik yapısı korunduğu için ileride endoskopi yapılmasına engel teşkil etmez. Roux-En-Y Gastrik Bypass: Hem mide küçültülür hem de ince bağırsağın bir kısmı devre dışı bırakılarak emilim azaltılır. Mide ikiye ayrılır ancak vücuttan parça çıkarılmaz. Özellikle Tip 2 diyabet tedavisinde metabolik etkisi güçlüdür. Ancak vitamin ve mineral desteği ihtiyacı tüp mideye oranla daha fazladır. Minigastrik Bypass: Roux-en-Y’ye benzer ancak bağırsakta bölme işlemi yapılmaz, tek bir ek yeri vardır. Metabolik etkisi güçlüdür ancak nadiren safra reflüsü şikayeti gelişebilir". "İlk 15 gün sadece sulu gıdalar yenilebilir" Ameliyattan sonraki beslenme düzeninin hayati önem taşıdığını belirten Op. Dr. Yüksel, "Ameliyat sonrası dönemde hastalarımızın beslenme alışkanlıklarını yeniden düzenlemesi gerekir. İlk 15 gün sadece sulu gıdalar, sonraki 15 gün püre dönemi uygulanır. Katı gıdalara ancak 1. aydan sonra geçilir" dedi. "Ameliyatın başarısı için hasta uyumu şart" "Ameliyat başarısının yarısında pay cerrahinin ise, diğer yarısı hastanın uyumuna bağlıdır" diyen Op. Dr. Yüksel, dikkat edilmesi gerekenleri şöyle açıkladı: "Ameliyat sonrası ilk haftalarda sıvı, püre ve yumuşak gıda dönemlerinden oluşan kademeli bir geçiş süreci uygularız. Hastalarımıza protein ağırlıklı beslenmeyi, gazlı ve şekerli içeceklerden uzak durmayı, yemeklerle birlikte sıvı tüketmemeyi öğretiriz. Ayrıca, ilk aylarda vitamin ve mineral destekleri kullanılması gerekebilir. Düzenli kontrollerin aksatılmaması, sağlıklı kilo kaybının sürdürülebilirliği açısından hayati önem taşır." "En sık yapılan 5 kritik hata" Op. Dr. Mustafa Sıtkı Yüksel, hastaların ameliyat sonrası sık yaptıkları hataları şöyle sıraladı: "Vitamin kullanmamak: Kan değerleri bir süre normal gitse de sonrasında ani düşüşler ciddi sağlık sorunları oluşturur. Vitamin kullanımı zorunludur. Yetersiz su tüketimi: Su, iyileşmeyi hızlandırır ve enerji verir. Susuzluk halsizliğe yol açar. Hareketsizlik: Ameliyattan 2 hafta sonra günde en az 30 dakika yürüyüş veya yüzme gibi egzersizlere başlanmalıdır. Alkol tüketimi: Alkol boş kalori kaynağıdır ve kilo vermeyi durdurur. Gazlı içecekler: Karbonatlı içecekler mideyi genişletebilir ve gaz ağrısına neden olarak ameliyat sonrası uyarıcı ağrıların maskelenmesine yol açabilir". "Tekrar kilo almak mümkün" Midenin büyüyebilen bir organ olduğu uyarısında bulunan Op. Dr. Yüksel, katı-sıvı kuralına (yemekle birlikte su içmemek) uymayan, ameliyat sonrasında dondurma, çikolata gibi yüksek kalorili gıdaları tüketen hastalarda geri kilo alımının görülebileceğini belirtti. "Sadece midenin küçültülmesi yetmez, zihniyet de değişmeli" Op. Dr. Mustafa Sıtkı Yüksel, sözlerini şöyle tamamladı: "Obezite cerrahisi sonrası başarı, sadece midenin küçülmesiyle değil, hastanın zihninin de değişmesiyle gelir. Duygusal yeme bozuklukları için psikolojik destek almak ve ilk 1 yıl diyetisyen takibinde kalmak, sürecin sağlıklı yönetilmesi için şarttır."
Ağrısız tuzak: Murat Cemcir’in yaşadığı kanama 50 yaş üstünü vuruyor
03 Aralık 2025 Çarşamba - 09:10 Ağrısız tuzak: Murat Cemcir’in yaşadığı kanama 50 yaş üstünü vuruyor Ünlü oyuncu Murat Cemcir’in yoğun bakıma alınmasına neden olan divertikül kanaması, özellikle 50 yaş üstü bireylerde sinsi bir tehlike olarak öne çıkıyor. Medipol Mega Üniversite Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Esin Korkut, genellikle ağrısız gelişen ancak hayati risk taşıyan bu kanamalara karşı uyardı. İç kanama şüphesiyle hastaneye kaldırılan oyuncu Murat Cemcir’in yaşadığı süreç, gözleri divertikül hastalığına çevirdi. Konuya ilişkin önemli bilgiler paylaşan Prof. Dr. Esin Korkut, "Divertikül kanaması, kalın bağırsak duvarında oluşan küçük cep şeklindeki çıkıntıların (divertikül) damarlarında meydana gelen yırtılma veya zedelenmedir. Genellikle ani gelişir ve ağrısız bir bağırsak kanaması olarak kendini gösterir" dedi. Çoğu zaman belirti göstermiyor Divertiküllerin özellikle kalın bağırsakta, küçük baloncuklar şeklinde ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Korkut, "Divertiküller yaşla birlikte özellikle 50 yaş üstü, yoğun kabızlık sorunu olan hastalarda görülüyor. Çoğu zaman herhangi bir şikâyet oluşturmadan kolonoskopide tesadüfen tespit ediliyor. Ancak komplikasyonlar ortaya çıktığında ciddi ağrı ve yoğun kanamaya yol açabiliyor" diye konuştu. Çarpıntı ve halsizliğe dikkat Divertiküler kanamaların genellikle parlak taze kan şeklinde ortaya çıktığını ve hemoroid kanamalarından ayırt edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Korkut, "Hastalar genellikle çarpıntı, halsizlik ve genel durum düşkünlüğü ile acil servislere başvuruyor. Tanı için kolonoskopi ya da kolonoskopiyle tanı koyamadığımız vakalarda tomografi ve BT anjiyografi uygulanıyor ve aynı seansta tedavi edilebiliyor" ifadelerini kullandı. Adım adım tedavi yöntemleri Özellikle ileri yaşta, kabızlık sorunu yaşayan ve ek hastalıkları olan, kan sulandırıcı kullanan hastaların risk altında olduğunu belirten Prof. Korkut, "Divertikülleri tesadüfen veya komplikasyon sonrası tespit edilen hastalarda lif tüketimini artırmak, bol sıvı almak, günlük egzersiz yapmak, sigara ve obeziteye dikkat etmek büyük önem taşıyor. Kan sulandırıcı kullanımı varsa mutlaka hekim kontrolünde alternatif seçenekler değerlendirilmeli" dedi. Divertiküler kanamaların basit kanamalar olmadığını, hayatı tehdit edebileceğini ifade eden Prof. Korkut, "Yüzde 80 oranında kanama kendi kendine durabiliyor. Gerekli durumlarda kolonoskopik girişimler veya nadiren cerrahi müdahaleler uygulanıyor. Tedavi sonrası yakın takip ile hastaların durumu stabilize ediliyor" diyerek sözlerini tamamladı.
Denizli’de gelen 475 bin çağrıda 104 bin hastaya ambulans hizmeti verildi
02 Aralık 2025 Salı - 17:02 Denizli’de gelen 475 bin çağrıda 104 bin hastaya ambulans hizmeti verildi Denizli İl Sağlık Müdürü Uz.Dr. Berna Öztürk, 1-7 Aralık Acil Sağlık Hizmetleri Haftası kapsamında Denizli’de yürütülen acil sağlık hizmetleri hakkında bilgi vererek 112 çalışanlarının her şartta fedakarca görev yaptığını vurguladı, hafta kapsamında toplumun duyarlılığının arttırılmasının gerektiğini ifade etti. 112 Acil Sağlık Hizmeti çalışanlarının, vatandaşların en zor anlarında yanlarında olan görünmez kahramanlar olduğunu belirten Denizli İl Sağlık Müdürü Uz.Dr. Berna Öztürk, sahada görev yapan 112 çalışanlarının insan hayatını önceleyen bir sorumluluk bilinciyle hareket ettiğini söyleyerek; "Acil Sağlık Hizmetlerinin sunulmasında büyük emeği olan ve hayatlarını can kurtarmaya adamış sağlık çalışanlarımızın, 112 Acil Sağlık Hizmetleri Haftası kutlu olsun" dedi. Denizli’de acil sağlık hizmetlerindeki rakamları da paylaşan Denizli İl Sağlık Müdürü Uz.Dr. Berna Öztürk; "İl geneli 39 Acil Sağlık İstasyonumuzda 589 sağlık çalışanımızla acil sağlık hizmetlerini yürütüyoruz. Vakaya ulaşma oranımız kent merkezimizde ilk 10 dakikada %95, kırsal alanlarda ise ilk 30 dakikada %96 civarındadır. İlimizde merkezde vakaya ulaşma süresi 5 dakika 20 saniye, kırsal bölgelerde ise 14 dakika 8 saniye olarak gerçekleşmektedir. Acil Çağrı merkezi bünyesinde bulunan Komuta Kontrol Merkezine yapılan ihbarların değerlendirilmesi neticesinde tüm acil vakalara acil sağlık hizmeti sunulmakta, 24 saat online takip edilmekte, dijital sistem ile ilimiz genelinden gelen çağrılar haritalar üzerinden izlenebilmektedir. 2025 yılında Acil Çağrı Merkezi Müdürlüğü İl Ambulans Servisi Başhekimliğine bağlı sağlık birimine aktarılan 475 bin 645 çağrıyı, sağlık birimimiz değerlendirdi ve 104 bin 340 hastaya 112 Acil Ambulans görevlendirmesi yapılarak müdahale ve nakil hizmeti sunuldu. Yine ilimizde 1 adet kar paletli ambulans, 1 adet 4 yaralı taşıma kapasitesi olan ambulans, 1 adet yoğun bakım ve obez ambulansı, 1 adet yeni doğan ambulansı, 1 adet motosikletli acil müdahale ekibi olmak üzere toplamda 111 adet 112 ambulansı ile hizmet veriyoruz" dedi. Hafta kapsamında Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından okullarda bilgilendirme çalışmaları, farkındalık etkinlikleri ve 112 Çağrı Merkezi’ne yönelik tanıtım faaliyetlerinin gerçekleştirileceğini ifade eden Uz.Dr. Berna Öztürk, 112’yi gereksiz aramaların acil müdahaleleri aksattığını hatırlattı ve sözlerini şöyle devam ettirdi: "112 Acil Sağlık Hizmeti çalışanlarımız canla başla çalışırken, 112 çağrı merkezine yapılan asılsız çağrılar, yanlış adres verilmesi, trafikte sürücülerin ambulansa yol vermemesi gibi nedenlerden dolayı maalesef ekiplerimizin vakalara ulaşması zorlaşıyor. 112 çağrı merkezinin saniyelerin bile kritik önem taşıdığı anlarda insanların yaşamla ölüm arasındaki çizgide uzanan bir hayat köprüsü olduğunu unutmayalım. 112, hayat kurtarmak için var. Lütfen acil olmayan durumlarda bu hattı meşgul etmeyelim" dedi.
Fatma ninenin 50 yıldır görmeyen sağ gözü ameliyat ile görmeye başladı
02 Aralık 2025 Salı - 16:41 Fatma ninenin 50 yıldır görmeyen sağ gözü ameliyat ile görmeye başladı Mersin’in Tarsus ilçesinde 80 yaşındaki kadının 50 yılı aşkın süredir görmeyen gözü yapılan operasyonla ışığa kavuştu. Kırklarsırtı Mahallesi’nde yaşayan 80 yaşındaki Fatma Çöküş’ün sağ gözü 25-30’lu yaşlarda görmemeye başladı. Doktorların sinirlerin öldüğünü artık göremez diyerek umut vermediği Çöküş’ün 50 yıldır görmeyen gözü Tarsus Devlet Hastanesi’ne atanan göz doktoru Ümit Yapıcı sayesinde görmeye başladı. Geçtiğimi ay ameliyata alınan Çöküş, başarılı operasyonun ardından 50 yılı aşkın süre sonra yeniden gördü. Artık gördüğünü belirten ve 50 yıllık görmeyen gözünün açıldığını belirten Fatma Çöküş, doktor Ümit Yapıcı, hastaneye ve bu imkanı sunan devlete teşekkür etti. Operasyonla ilgili bilgi veren Tarsus Hastanesi Göz Doktoru Operatör Dr. Ümit Yapıcı Dr. Yapıcı, "Fatma teyze yaklaşık 1 ay kadar önce polikliniğimize geldi. Sağ gözünde ileri derece katarakt vardı. Nerdeyse umudunu kesmişti o gözünden. Teyzeye sorduğumda sağ gözünün 50 yıldır görmediğini ve kimsenin ameliyat etmediğini söyledi. Teyzeyle konuştuk sağ olsun bana ve ekibime güvendi. Gerekli tetkiklerin ardından kendisinin ameliyatını planladık ve güzel bir ameliyat geçirdi. Ameliyattan sonra bize ışık gördüğünü söyledi o an çok duygusal bir andı. Umarım hayatı boyunca hep böyle şanslı karşılaşmalar yaşar ve böyle başka bir sağlık sorunu çekmez" dedi. Ameliyatta karşılaştıkları kataraktın çok sertleştiğine dikkat çeken Yapıcı, "Büyümeyen göz bebeğinden bir cihaz yardımıyla onu çıkarttık. Zor geçti. Ama güzel ve doğru bir teknikle ekip olarak güzel bir ameliyat geçirdik. Pencereden sert bir kayayı parçalayıp çıkarmak gibi düşünebilirsiniz" ifadelerini kullandı.
Bakan Memişoğlu: "Son 20 yılda acil sağlık hizmetlerinde küresel bir başarı hikayesine imza attık"
02 Aralık 2025 Salı - 16:34 Bakan Memişoğlu: "Son 20 yılda acil sağlık hizmetlerinde küresel bir başarı hikayesine imza attık" Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Son 20 yılda acil sağlık hizmetlerinde küresel bir başarı hikayesine imza attık. 480 olan istasyon sayımız bugün 3 bin 500’ü aştı. Ambulans filomuzu 40 kat büyüterek 6 bin 300’ün üzerine çıkardık" dedi. Bakan Memişoğlu, Otomatik Ekstrenal Defibrilatör (OED) Yaygınlaştırılması Programı’na katıldı. Burada açıklamalarda bulunan Bakan Memişoğlu, OED cihazının, ani kalp durması geçiren kişilerde kalp ritmini otomatik olarak analiz eden ve gerektiğinde hayat kurtarıcı elektrik şoku veren taşınabilir tıbbi bir cihaz olduğunu ve bu cihazın teknolojik olarak hayati bir önem taşıdığını belirtti. OED cihazının, kullanıcıya sesli ve görsel komutlarla rehberlik ettiğini açıklayan Bakan Memişoğlu, 1 Ocak 2026 tarihinde yürürlüğe girecek ‘Taşınabilir Otomatik Şok Cihazı Yönetmeliği’ ile birlikte, OED’nin halka açık alanlarda ulusal düzeyde yaygınlaştırılmasının hedeflendiğini vurguladı. "Bugün Türkiye, en zorlu durumlarda hızlı ve etkili şekilde müdahale edebilen ülkelerden biridir" Türkiye’nin son 20 yılda sağlık yönetiminde geliştiğini ve gelişmeye devam ettiğini belirten Bakan Memişoğlu, "Bugün Türkiye, afetlerden salgınlara kadar en zorlu durumlarda hızlı ve etkili şekilde müdahale edebilen ülkelerden biridir. Artık sağlıkta dünyayı takip eden değil; deneyimiyle örnek alınan bir Türkiye var. İşte bu sağlam altyapının üzerine bugün, teknolojik bir atılımı daha ekliyoruz. Acil durumlarda saniyelerin hayati önem taşıdığı o kritik anlar için, ASELSAN iş birliği ve yerli mühendisliğimizin gücüyle geliştirilen OED projesini hayata geçiriyoruz. Bu proje, Türkiye’nin sağlık vizyonunda tarihi bir eşiktir. Bizler, ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ düsturunun temsilcileri olarak; teknolojiyi insan hayatının hizmetine sunmayı en büyük görev addediyoruz. Sağlıkta son çeyrek asırda gerçekleştirdiğimiz sessiz devrim, bugün dijitalleşme ve yerli üretimle taçlanmaktadır. ‘Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ vizyonumuz, veriyi bilgiye, bilgiyi ise hikmete ve hizmete dönüştüren bir anlayışı temsil ediyor. Bugün tanıtımını yaptığımız Otomatik Şok Cihazları, kalp durması gibi müdahalenin saniyelerle ölçüldüğü anlarda, ambulans ekibimiz ulaşana kadar vatandaşımızın hayata tutunmasını sağlayacak bir yaşam köprüsüdür. ASELSAN imzalı bu yerli cihazlarımız, kullanıcı dostu arayüzü, Türkçe sesli komut sistemi ve ‘sizi yönlendiren akıllı teknolojisi’ ile vatandaşlarımızı o anın kahramanı yapabilecek donanımdadır. Cihaz, ritmi analiz eder, şok gerekip gerekmediğine karar verir. Hazırladığımız ‘OED Yönetmeliği’ ile 2026-2028 yıllarını kapsayan stratejik planımız çerçevesinde; havaalanları, AVM’ler, istasyonlar gibi insan yoğunluğunun fazla olduğu alanlarda bu cihazların bulundurulmasını kademeli olarak artıracağız" diye konuştu. "Amacımız vatandaşlarımızın ilk yardım bilincini güçlendirerek her kişiyi potansiyel bir hayat kurtarıcı haline getirmektir" OED’nin kalp krizi ve kalp durması gibi durumlarda kurtarıcı bir rol oynayacağını vurgulayan Bakan Memişoğlu, toplumsal bilinç açısından bu cihazı herkesin kullanabilme kabiliyeti olması gerektiğini vurgulayarak, "Amacımız şudur. Nasıl ki ambulanslarımız trafikte milletimizle güçlü bir iş birliği içinde hareket ediyorsa, bu uygulamayla acil sağlık zincirinin ilk halkasını güçlendiriyor, her bir vatandaşımıza ‘Kalp Durduğunda Siz Durmayın’ diyoruz. Bu aynı zamanda bir toplumsal dayanışma çağrısıdır. Amacımız vatandaşlarımızın ilk yardım bilincini güçlendirerek, her kişiyi potansiyel bir hayat kurtarıcı haline getirmektir. Herkesi hayat kurtarmaya hazır, sağlık ordumuzun gönüllü bir üyesi olmaya davet ediyorum. ‘İlk yardım hayat kurtarır’ anlayışını, artık sadece bir motto değil, toplumumuzun ortak bir refleksi haline getirmeliyiz. Türkiye’nin sağlık teşkilatı, artık yalnızca kendi vatandaşına değil, ihtiyaç duyan tüm insanlara ulaşabilen bir kapasiteye sahiptir. Acil durumlarda hızlıca harekete geçen ve sahayı organize eden yapımız, Türkiye’nin bu alandaki kabiliyetini gösteriyor. Özellikle Gazze’de yaşanan insanlık dramında, dünya sessiz kalıp adeta bir film izler gibi olan biteni izlerken Türkiye, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı liderliğinde tarihe geçen bir duruş sergilemiştir. Son 20 yılda acil sağlık hizmetlerinde küresel bir başarı hikayesine imza attık. 480 olan istasyon sayımız bugün 3 bin 500’ü aştı. Ambulans filomuzu 40 kat büyüterek 6 bin 300’ün üzerine çıkardık. 2025’in ilk 10 ayında 6 milyon vatandaşımıza ulaştık. Ekiplerimiz, helikopter ve uçak ambulanslarımızla 5 bin 500’den fazla hastaya müdahale etti. Tüm bu teknolojilerin, binaların, cihazların ruhu sizlersiniz" şeklinde konuştu. Programın ardından Bakan Memişoğlu, sağlık çalışanları ile birlikte toplu hatıra fotoğrafı çekindi.