SAĞLIK
Kolon kanseri riskini artıran bu faktörlere dikkat! 24 Mart 2026 Salı - 12:01:12 Memorial Kayseri Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Halit Karaca, kolon kanseri ile ilgili önemli bilgiler verdi. Doç. Dr. Karaca; "Aşırı alkol tüketimi, sigara tiryakiliği, obezite, işlenmiş raf ömrü uzun gıdalar, insülin direnci, aşırı radyasyon maruziyeti ve bağışıklık sisteminin baskılanması riski artırmaktadır" dedi. Kolon kanseri (kolorektal kanserler); özellikle beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları nedeniyle son yıllarda sık görülüyor. Dünya genelinde en sık tanı alan üçüncü kanser türü ve kansere bağlı ölümlerin en sık ikinci nedeni olan kolon kanserinin, ülkemizde ve dünyada 45 yaş altında görülme sıklığı giderek artıyor. Ancak teşhis ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler sayesinde yaşam kalitesi ve süresi artırılabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Halit Karaca, kolon kanseri ile ilgili önemli bilgiler verdi. Karaca; "Toplumdaki kolon kanseri vakalarının yüzde 70’i farklı zamanlarda ve öngörülemez şekilde ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal genetik mutasyonlara sahip durumlar, vakaların yüzde 3-5’ini oluşturmaktadır. Hastaların yaklaşık yüzde 20- 25’inde güçlü bir aile öyküsü bulunmaktadır. Yani kalıtsal bir mutasyon nedeniyle kolon kanseri ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal genetik nedenli vakaların dışındaki kolon kanserinde tanı konulan ortalama yaş 65’in üzerindedir. Ailede kolon kanseri vakasının olması, kişinin de bu hastalığa yakalanma riskini artırır. Kalıtsal kolon kanseri ile ilgili mutasyonlar yani HNPCC, FAP ve Peutz-Jegher polipozisi gibi, kolon kanseri riskini artıran genetik durumlardır. Kolonoskopi taramasında belirlenen adenomlar: Kanser riski en yüksek seviyede polipler de (villöz adenomlar, tübülo-villöz adenomlar) görülmektedir. Ülseratif kolitin, iltihabi bağırsak hastalığı tanısından sonraki ilk 10 ila 20 yıl içinde tahmini yıllık kanser görülme sıklığı yüzde 0,5’dir. Bundan sonra yılda ise yüzde 1’e yükselmektedir. Crohn hastalığı, ileokolik bölgede mevcutsa kanser riskini artabilir. Aşırı alkol tüketimi, sigara tiryakiliği, obezite, işlenmiş raf ömrü uzun gıdalar, insülin direnci, aşırı radyasyon maruziyeti ve bağışıklık sisteminin baskılanması riski artırmaktadır. Kolon kanserinde klinik muayeneler ve tarama yoluyla erken teşhis, görüntülemedeki gelişmelerle daha doğru evre belirleme, cerrahi tekniklerdeki iyileşmenin yanı sıra kemoterapi ve radyasyondaki ilerlemeler sayesinde yaşam süresi uzamaktadır. Özellikle doğru planlanan kemoterapi, yeni nesil akıllı ilaçlar ve immunoterapiler sayesinde vücudun diğer bölgelerine yayılan kanserli hücrelerle mücadelenin başarısı artmaktadır. Kolon kanseri için uygulanan kemoterapi, vücuttaki hızlı büyüyen kanser hücrelerini yok etmeyi amaçlamaktadır. Bu ilaçlar genellikle damar yoluyla ya da tablet şeklinde ağızdan alınmaktadır. Kolon kanseri tedavisinde kemoterapi genellikle cerrahi, radyoterapi, hedefli tedavi (akıllı ilaçlar) veya immünoterapi gibi diğer tedavilere ek olarak kullanılır. Kemoterapi, iyileşme şansını artırmak ya da kanserin tekrarlama riskini azaltmak, belirtileri hafifletmek veya kanser hastalarının daha uzun ve daha kaliteli bir yaşam sürmelerine yardımcı olmak için kullanılır. Kemoterapi, cerrahi öncesi ya da sonrasında hastalarında sağ kalım oranını yükseltmektedir. Hastaların 4’te 3’ünün ameliyat sayesinde ek tedavi ile nüks oranları azalırken genel sağ kalımı iyileştirme çabası, kolon kanseri tedavisinin evriminde önemli bir adım olmuştur" ifadelerini kullandı. Tekrarlama riskine karşı kemoterapinin önemine değinen Doç. Dr. Halit Karaca; "Kolon kanseri ameliyatından sonra, varsa kalan kanserli hücreleri yok etmek ve tekrarlama riskini azaltmak için genellikle adjuvan kemoterapi olarak adlandırılan tedavi önerilir. Adjuvan kemoterapiye çoğunlukla kolon kanseri ameliyatından sonraki 8 hafta içinde başlanmaktadır. Ameliyattan sonra kansere dair hiçbir kanıt kalmasa bile, kanserin tekrarlama veya vücudun diğer bölgelerine yayılma (metastaz) riski yüksekse, adjuvan kemoterapi yine de önerilebilir. Kolon kanserinin bulunduğu bölgenin yakınındaki lenf düğümlerinde kanser hücreleri varsa, kalın bağırsakta kanser bölgesinde perforasyon adı verilen bir yırtık oluşmuşsa, kanser hücreleri, hızlı büyüyen ve yayılan, az farklılaşmış veya yüksek dereceli kanser hücreleri olarak adlandırılan türdense, kanser bağırsakta tıkanıklığa yani obstrüksiyona neden oluyorsa risk artabilmektedir. Bu durumda kişiye özel tedavi yöntemleri uygulanarak başarı şansı artırılmaktadır" diye konuştu.
24 Mart 2026 Salı - 11:36 Öğrencilere verem hastalığı anlatıldı Erzurum’un Oltu ilçesinde, 24 Mart Tüberküloz (Verem) günü Eğitimi ve Farkındalık Haftası kapsamında öğrencilere yönelik bilgilendirme çalışmaları sürdürülüyor. Oltu İlçe Sağlık Müdürlüğü tarafından Oltu Anadolu Kız İmam Hatip Lisesi çok amaçlı salonunda düzenlenen etkinlikte, öğrencilere verem hastalığı hakkında detaylı bilgi verildi. Eğitim, İlçe Sağlık Müdürlüğü doktorlarından Merve Öztürk tarafından gerçekleştirildi. Etkinlikte, tüberkülozun (verem) Mycobacterium tuberculosis adlı bakterinin neden olduğu, ekseriyetle akciğerleri etkileyen bulaşıcı bir hastalık olduğu anlatıldı. Hastalığın; öksürme, hapşırma ve konuşma sırasında havaya yayılan damlacıklar yoluyla bulaştığı ifade edildi. Sunumda, erken tanı ve düzenli tedaviyle tamamen iyileşebilen bir hastalık olan tüberkülozda farkındalığın artırılmasının önemine dikkat çekildi. En sık görülen belirtiler arasında iki haftadan uzun süren öksürük, balgam, gece terlemesi, kilo kaybı, halsizlik ve ateşin yer aldığı belirtilerek, bu şikâyetleri yaşayanların vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurması gerektiği vurgulandı. Eğitimde ayrıca hastalığın bulaşma yolları, korunma yöntemleri ve tedavi süreci hakkında bilgiler paylaşıldı. Oltu İlçe Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, Verem Haftası boyunca ilçede bilgilendirme stantlarının açık olacağını, ilkokul ve liselerin yanı sıra halk eğitim merkezleri ile kahvehanelerde de farkındalık çalışmalarının devam edeceğini bildirdi.
5 dakikalık kontrol hayatını değiştirebilir
20 Kasım 2025 Perşembe - 16:23 5 dakikalık kontrol hayatını değiştirebilir Akciğer kanseri erken evrede teşhis edildiğinde tamamen iyileşme şansının oldukça yüksek olduğuna dikkat çeken Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Didar Tekeli Yazıcı, 5 dakikalık kısa kontrollerin insan hayatını değiştirebildiğini belirtti. Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Yazıcı, akciğer kanserinin dünyada ve Türkiye’de en sık görülen kanser türü olduğunu belirtti. Oldukça sinsi ilerlediği için çoğu zaman geç fark edilmediğine dikkat çeken Yazıcı, "En önemli risk faktörü tütün ürünleridir. Akciğer kanserinin yüzde 85’i tütün ile ilişkilidir. Bunun yanı sıra pasif içiciler, hava kirliliğine maruz kalanlar, asbest veya radon gazı maruziyeti olan kişiler de risk de risk altındadır. Yani tütün ürünleri içmiyor olmak tamamen güvenli olduğumuz anlamına gelmez" şeklinde konuştu. Belirtiler genellikle hafif başladığını vurgulayan Yazıcı, "Geçmeyen öksürükler, balgamda kan görülmesi, nefes darlığı, sırt ağrıları, göğüs ağrıları, açıklanamayan kilo kayıpları olabilir. Şikâyetleri mevsimsel veya sigara kaynaklı deyip, geçiştirmemek gereklidir. Çünkü bu belirtiler hastalığın erken evre habercileri olabilir. Günümüzde tıbbın ilerlemesi ile birlikte tanı için çeşitli görüntüleme yöntemlerimiz var. Şüphe dahilinde ve hastanın akciğer grafisinde uyumlu belirtiler varlığında hastalarımıza tomografi kontrolleri yapmaktayız. Bu kontroller sayesinde hastalarımız daha erken tanı alabilmektedir. Bu da tedavi başarısını ve hastaların yaşam süresini ciddi şekilde arttırmaktadır" dedi. Özellikle 55 yaş üzeri ve uzun süre sigara içmiş bireylerde erken kontroller oldukça kıymetli olduğunun altını çizen Yazıcı, "Polikliniklerimizde geç kalmanın verdiği üzüntüyü yaşayan hastalarımızı görüyoruz. Hâlbuki yalnızca 5 dakikalık kısa kontroller bir insanın hayatını değiştirebiliyor. Akciğer kanserinden korunmak için tütün ürünlerinden uzak duralım ve vücudumuzdaki değişiklikleri önemseyelim. Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı olan bu ayda kendimiz ve sevdiklerimiz için yeni bir başlangıca dönüştürelim. Unutmayalım ki erken tanı hayat kurtarır" diye konuştu.
Medical Point Gaziantep’ten ’Dünya Çocuk Hakları Günü’ne özel etkinlik
20 Kasım 2025 Perşembe - 15:21 Medical Point Gaziantep’ten ’Dünya Çocuk Hakları Günü’ne özel etkinlik Medical Point Gaziantep Hastanesi, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü kapsamında anlamlı bir etkinlik düzenledi. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Engelsiz Yaşam Merkezi’nde düzenlenen programda çocuklar için çeşitli aktiviteler gerçekleştirildi, farkındalık çalışmaları yapıldı. Etkinlikte çocuklar hem eğlendi hem de hakları konusunda bilgilendirildi. Uzman ekip tarafından hazırlanan atölyelerde çocukların kendilerini ifade etmeleri, özgüvenlerinin desteklenmesi ve sosyal etkileşimlerinin artırılması hedeflendi. "Gerektiğinde aşılarına ulaşabilmeli ve güvenli bir aile ortamında büyümesi sağlanmalıdır" Etkinlikle ilgili konuşan Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Kilim, "Bugün burada 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü nedeniyle bir araya geldik. Çocuk hakları dediğimiz kavram, her çocuğun güven, sevgi ve saygı dolu bir ortamda büyüme hakkına sahip olması demektir. Bu hak, dil, din, ırk ayrımı olmaksızın tüm dünya çocukları için geçerlidir. Bir çocuk, sağlık hizmetine rahatlıkla ulaşabilmeli; hem hastalık döneminde hem de sağlıklı olduğu zamanlarda düzenli takipleri yapılmalıdır. Gerektiğinde aşılarına ulaşabilmeli ve güvenli bir aile ortamında büyümesi sağlanmalıdır. Eğitim, oyun, sevgi ve beslenme gibi temel ihtiyaçlar birer hak olup, kesinlikle lütuf değildir. Biz çocuk hekimleri olarak her çocuğun sağlığı, güvenliği ve mutluluğu için çalışıyoruz. Ancak en büyük sorumluluk ailelerimizle birliktedir. Çocukların güven, sevgi ve huzur içinde büyümesi, fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarının zamanında fark edilip gerekli desteğin verilmesi hayati önem taşır" dedi. "Bugün burada, geleceğimizin mimarı olan çocuklarımız için toplandık" Etkinlikle konuşan Uzman Dr. Öznur Kademli ise, "Bugün burada, geleceğimizin mimarı olan çocuklarımız için toplandık. 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü, yalnızca bir kutlama değil, yetişkinlerin sorumluluklarını hatırlaması için önemli bir farkındalık günüdür. Bir çocuk; dili, dini, ırkı veya ekonomik durumu ne olursa olsun yaşama, korunma ve iyi bir geleceğe sahip olma hakkına sahiptir. Biz çocuk hekimleri olarak sahada bunun en yakın tanıklarıyız. Her çocuğun hak ettiği şartlarda büyüyebilmesi için elimizden geleni yapmaya devam ediyoruz" diye konuştu. Medical Point Gaziantep Hastanesi yetkilileri, çocukların her alanda eşit haklara sahip olduğunu vurgulayarak bu tür farkındalık faaliyetlerinin devam edeceğini belirtti.
Öğrencilere ağız ve diş sağlığı eğitimi verildi
20 Kasım 2025 Perşembe - 15:09 Öğrencilere ağız ve diş sağlığı eğitimi verildi Denizli İl Sağlık Müdürlüğü ve Denizli İl Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğiyle 17-23 Kasım Toplum Ağız ve Diş Sağlığı Haftası kapsamında Zübeyde Hanım Anaokulu öğrencilerine ağız ve diş sağlığı taraması yapıldı. Öğrencilere eğitim verilerek ağız ve diş sağlığının önemine vurgu yapıldı. 17-23 Kasım Toplum Ağız ve Diş Sağlığı Haftası’nda çocuklara diş fırçalama alışkanlığını kazandırmak, erken yaşlarda ağız ve diş sağlığının önemini anlamalarını sağlamak amacıyla Zübeyde Hanım Anaokulu’nda etkinlik düzenlendi. Denizli İl Sağlık Müdürü Uz.Dr. Berna Öztürk, İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çalışkan, öğretmenler ve öğrencilerin katıldığı etkinlikte Diş Hekimi Fethiye Çelik tarafından öğrencilere ağız ve diş bakımının nasıl yapılacağı, doğru diş fırçalama teknikleri konusunda bilgi verildi. Diş maketi üzerinde diş fırçalamanın nasıl yapılacağını öğrenen minik öğrenciler, hem eğlendi, hem de merak ettikleri soruları sordu. Etkinlik sonunda açıklama yapan Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk; koruyucu diş hekimliği uygulamalarının güçlendirilmesinin ve toplumun ağız bakımı konusunda bilinçlendirilmesinin diş çürüğü ve diş eti hastalıklarının önlenmesinde önemli rol oynadığını belirtti. Öztürk; "Toplumda ağız ve diş sağlığı bilincini artırmak, koruyucu diş hekimliği hizmetlerini teşvik etmek, çocuklarda erken yaşta ağız bakım alışkanlığı kazandırmak, ağız-diş sağlığının genel sağlık üzerindeki etkileri hakkında farkındalık oluşturmak amacıyla ülkemizde 17-23 Kasım Toplum Ağız ve Diş Sağlığı Haftası olarak kutlanmaktadır. İlimizde de Denizli İl Sağlık Müdürlüğü olarak koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri kapsamında anasınıfı, 1., 2., 3. ve 4. Sınıf öğrencilerine Ağız ve Diş Sağlığı farkındalık eğitimleri verilmektedir. Bu kapsamda 2025 yılı içinde şu ana kadar 79 bin 588 öğrenci ve 3 bin 891 öğretmene ağız ve diş sağlığı eğitimi verildi. Yine hafta kapsamında vatandaşlarımızın yoğun olduğu alanlarda stant açarak farkındalık çalışmaları yürütüyoruz. Bugün de İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz ile birlikte Zübeyde Hanım Anaokulu’ndaki öğrencilerimize bir araya gelerek, öğrencilerimize ağız ve diş sağlığı eğitimi verildi ve diş muayeneleri yapıldı. Bugünün anısına da çocuklarımıza cesaret madalyalarını verdik. Desteklerinden dolayı Milli Eğitim Müdürlüğümüze ve taramaları gerçekleştiren sağlık çalışanlarımıza çok teşekkür ediyorum" dedi. İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çalışkan da erken yaşta ağız ve diş sağlığı bilincinin oluşturulmasının büyük önem taşıdığını vurgulayarak, çocuklara yönelik eğitim ve farkındalık çalışmalarının Toplum Ağız ve Diş Sağlığı Haftası boyunca sürdüğünü belirtti. Diş fırçalama alışkanlığının küçük yaşta kazanılmasının ilerleyen yıllarda karşılaşılabilecek sağlık sorunlarını büyük ölçüde azaltacağını ifade etti. Her kademedeki okullarımızda yıl boyunda sağlık konularında İl Sağlık Müdürlüğümüzle ortaklaşa öğrencilerimize yönelik eğitim ve farkındalık çalışmalarının yapıldığını belirten İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çalışkan desteklerinden dolayı İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk’e ve ekibine teşekkür etti.
Sigara Bırakma Poliklinikleri kırsalda da hizmete başladı
20 Kasım 2025 Perşembe - 13:24 Sigara Bırakma Poliklinikleri kırsalda da hizmete başladı Eskişehir’de tütünle mücadelede önemli bir adım daha atılarak Çifteler Toplum Sağlığı Merkezi’nde kurulan Sigara Bırakma Polikliniği, vatandaşlara hizmet vermeye başladı. Bu uygulama ile kırsal ilçelerde, aile sağlığı merkezleri bünyesinde sigara bırakma desteğine erişim kolaylaşmış oldu. Kent merkezinden sonra kırsalda da aile sağlığı merkezlerinde sigara bırakma polikliniği hizmet vermeye başladı. Tütün kullanımına karşı güçlü mücadele Tütün ürünleri, dünyada ve ülkemizde en yaygın bağımlılık yapan maddelerin başında geliyor. Kalp-damar hastalıkları, kronik akciğer hastalıkları ve çeşitli kanser türlerinin önemli risk faktörleri arasında yer alması nedeniyle sigarayı bırakmak isteyen bireylere profesyonel destek sunulması, halk sağlığının korunması açısından büyük önem taşıyor. Hizmet ağı il genelinde genişliyor Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü, tütün bağımlılığı ile mücadelede sunduğu hizmet kapasitesini artırmayı sürdürüyor. Çifteler’de açılan yeni poliklinikle birlikte sigara bırakma polikliniklerinin sayısı 16’ya ulaştı. Yıl sonuna kadar bu sayının 20’ye çıkarılması hedefleniyor. Açılışta önemli katılımcılar yer aldı Açılışa; İl Değerlendirme Komisyonu Başkanı Uzm. Dr. Burcu Işıktekin Atalay, Sağlık Hizmetleri Başkanlığında görevli Dr. Füsun Kahya ve Tütün ve Diğer Bağımlılık Yapıcı Maddelerle Mücadele Biriminden Sağlık Memuru Şeref Biçer katıldı. Açılış sırasında, tütünle mücadelede birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesinin önemi vurgulandı. Danışmanlı ve tedavi süreçleri tek noktada Poliklinikte görev yapan Aile Hekimi Uzm. Dr. Zahide Uğurlu Kaya, sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara bireysel danışmanlık hizmeti sunacak. Muayene ve değerlendirme sonrasında kişiye özel tedavi planları hazırlanacak; gerektiğinde ilaç tedavisi ve davranışsal danışmanlık desteği verilecek. Kırsalda kolay ulaşılabilir destek Yeni poliklinik, kent merkezinden sonra kırsal bölgede yaşayan vatandaşların sigara bırakma hizmetine daha kolay ulaşmasını sağlayarak tütünle mücadelede önemli bir rahatlık sunuyor. İl Sağlık Müdürlüğü, toplum sağlığını korumaya yönelik çalışmalarını kararlılıkla sürdürmeye devam ediyor.
Meme ağrısının nedeni sandığınız gibi olmayabilir
20 Kasım 2025 Perşembe - 13:19 Meme ağrısının nedeni sandığınız gibi olmayabilir Genel Cerrahi Uzmanı Tuğba Balkaya Tunçel, meme ağrısının en yaygın sebebinin hormonal değişiklikler olduğunu söyledi. Memede ağrı, kadınlarda en sık rastlanan şikayetlerin başında geliyor. Bu ağrı, hormonal değişikliklerden, meme dokusundaki yapısal değişikliklere hatta kanser gibi ciddi sağlık sorunlarına kadar birçok faktörden kaynaklanabiliyor. Meme ağrısının tek başına meme kanserinin tipik bir belirtisi olmadığının altını çizen Medline Adana Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Tuğba Balkaya Tunçel, "Her ağrı kanser değildir ama ihmale de gelmez. Kadınların meme sağlığı konusunda bilinçli olması ve değişiklikleri zaman kaybetmeden değerlendirmesi çok önemlidir" diyerek dikkat edilmesi gereken noktaları paylaştı. En sık neden hormonal değişikliklerdir Meme ağrısının en yaygın sebebinin hormonal değişiklikler olduğunu belirten Genel Cerrahi Uzmanı Tunçel, "Adet öncesi dönem, hamilelik, emzirme ya da hormonal dalgalanmanın arttığı süreçlerde memede dolgunluk ve hassasiyet sıkça görülür. Hormonal kaynaklı ağrılar genellikle her iki memede hissedilir ve döngüsel bir yapı gösterir. Bu durum kadınların büyük bir kısmında tamamen doğal bir süreçtir. Doğru sütyen kullanımı, kafein tüketiminin azaltılması ve yaşam tarzı düzenlemeleri şikayetleri azaltabilir. Meme ağrısının sık karşılaşılan bir diğer nedeni ise meme kistleri ve fibrokistik meme yapısıdır. Özellikle 30-45 yaş arası kadınlarda daha yaygın görülen bu durum, meme dokusundaki doğal değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkar. Kistler sıvı dolu yapılardır ve büyüdüklerinde ağrıya neden olabilir. Fibrokistik yapıda ise meme dokusu daha gergin ve hassastır. Bu belirtiler genellikle iyi huyludur ve ultrason gibi basit görüntüleme yöntemleri ile kolayca değerlendirilebilir" dedi. Kas kaynaklı ağrılar sıklıkla meme ağrısıyla karışır Bazı ağrıların da memeden değil, göğüs duvarı kaslarından kaynaklandığını kaydeden Tunçel, "Özellikle yanlış duruş, ağır kaldırma ya da kas zorlanmaları memede ağrı hissi oluşturabilir. Hareketle artan ve üzerine basınca belirginleşen ağrılar genellikle memeye bağlı değildir. Toplumdaki yaygın inanışın aksine meme ağrısının tek başına kanser belirtisi değildir. Kanserle ilişkili ağrılar genellikle tek taraflıdır ve çoğu zaman memede kitle, ciltte çekinti veya kalınlaşma gibi ek belirtilerle birlikte görülür. Bu nedenle yalnızca meme ağrısı yaşayan kadınların büyük kısmında ciddi bir probleme rastlanmaz. Bununla birlikte, memede sertlik hissi, akıntı, cilt değişikliği veya ele gelen kitle gibi belirtileri olan kadınların zaman kaybetmeden mutlaka bir uzmana başvurması gerekir. Unutulmamalıdır ki düzenli muayene ve kontroller kanser gibi durumlarda hayat kurtarıcı olabilir" ifadelerini kullandı. Uygun yöntemlerle sebep kolayca belirlenebilir Tunçel, meme ağrısı şikayetiyle başvuran kadınlara öncelikle ayrıntılı öykü ve fizik muayene yapıldığını kaydederek, "Doktor tarafından, yaşa ve ihtiyaca göre meme ultrasonu ve mamografi gibi görüntüleme yöntemleri tercih edilebilir. Bu yöntemler sayesinde ağrının kaynağını büyük oranda tespit edilmiş olur. Tedavi, tamamen ağrının nedenine göre şekillenir. Yaşam tarzı düzenlemeleri, doğru sütyen kullanımı, sıcak-soğuk uygulamalar ve gerektiğinde ilaç tedavileri hastaların büyük kısmında olumlu sonuçlar vererek rahatlama sağlar" diye konuştu.
Füzyon biyopsi ile prostat kanserinde doğru tanı imkanı
20 Kasım 2025 Perşembe - 11:38 Füzyon biyopsi ile prostat kanserinde doğru tanı imkanı Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Önder Çınar, prostat kanserinin erken ve doğru tanısında füzyon biyopsi teknolojisinin önemli bir kırılma noktası olduğunu söyledi. Emar (MR) görüntüleriyle birleşik şekilde uygulanan bu yeni yöntemin, standart biyopsilere göre çok daha isabetli sonuçlar verdiğini vurgulayan Çınar, "Tedavi edilmesi gereken prostat kanserinin doğru tanısını koyabiliyoruz" dedi. Medicana International Samsun Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Çınar, eski standart biyopsi yönteminde çoğunlukla düşük dereceli ve hastanın yaşamını ciddi etkilemeyen kanser türlerinin tespit edildiğini belirterek, "Bu durumda hastaya gerekenden daha agresif tedaviler uygulanabiliyordu. Füzyon biyopsi ile bunun önüne geçmeyi hedefliyoruz. Hastada gerçekten tedavi edilmesi gereken bir hastalık var mı, varsa bunu gözden kaçırmamak için MR görüntülerini işlem sırasında kullanıyoruz" diye konuştu. Füzyon biyopsinin en güçlü yönlerinden birinin hastanın bütün prostat alanlarının doğru şekilde örneklenebilmesi olduğunu vurgulayan Çınar, özellikle transperineal (ciltten giriş) yöntemin enfeksiyon riskini büyük ölçüde azalttığını belirtti. Çınar, "Eski standart yöntemde makattan girildiği için bağırsak florasının prostata ilerleme riski vardı ve sepsis gibi hayatı tehdit eden enfeksiyonlar ortaya çıkabiliyordu. Transperineal biyopsi ise ciltten yapıldığı için sepsis riski yok denecek kadar azdır" şeklinde konuştu. Hastaların muayene, emar değerlendirmesi ve anestezi hazırlığı sonrası biyopsi işleminin ameliyathane ortamında ağrısız şekilde yapıldığını kaydeden Çınar, "İşlem sonrası hasta yaklaşık 3 saat dinlendirilip taburcu ediliyor. Patoloji sonuçları da 1 hafta ile 10 gün arasında çıkıyor ve gerekiyorsa hızlıca tedaviye başlanıyor" ifadelerini kullandı.
Denizli’de mutlu et paketleri kanserle mücadele eden ailelere ulaştı
20 Kasım 2025 Perşembe - 11:33 Denizli’de mutlu et paketleri kanserle mücadele eden ailelere ulaştı LÖSEV kanser ile mücadele eden ailelerini 12 ay boyunca taze kırmızı et ve et ürünleri ile destekliyor. Mutlu Et Projesi kapsamında bu yıl da on binlerce aileye et yardımı yapılacak. LÖSEV Kurban Bayramında yapılan vekâleten kurban bağışları sayesinde 81 ilde, yıl boyunca hastalara ve onların ihtiyaç sahibi ailelerine et ve et ürünleri desteğini ara vermeden sürdürüyor. LÖSEV İzmir Merkez Ofisine bağlı olarak hizmet verecek olan Denizli ofisiyle bu desteklemesi gerçekleştirecek. Özelikle sağlıklı beslenme zincirinin en önemli halkalarından biri olan protein, lösemi-kanser tedavilerinde hayati önem taşıyor. Araştırmalar kansere yönelik iyileşmeyi sağlayacak fonksiyonların pek çoğu için proteinin önemini ortaya koyuyor. Öte yandan yetersiz protein alımı hastalığın iyileşmesini yavaşlatıyor ve enfeksiyonlara karşı vücut direncini azaltıyor. Bu yüzden kanser tedavisi gören hastaların, sağlıklı insanlardan yüzde 50 daha fazla protein ihtiyacı olduğu biliniyor. LÖSEV et desteğinden her yıl on binlerce hasta ve ailesi faydalanıyor. Hastalar vakumlu ambalajlarda taze et olarak ya da LÖSEV Et Kart ile büyük marketlerden, hijyenik şartlarda, kaliteli et ve et ürünlerine ulaşıyor. LÖSEV 81 ilde yaptığı dağıtımları aralıksız sürdürüyor. Denizli’de yapılan Et ve et ürünleri yardımında LÖSEV ‘e kayıtlı hasta ve ailelerine et ve et ürünleri sunuldu. Çocuk ve yetişkin tüm kanser hastalarına destek LÖSEV ’e kayıtlı 110 binden fazla lösemi ve kanser ile mücadele eden hasta ailelerin yüzde 87’si asgari ücret ve altında gelire sahip, kırmızı et almakta zorlanan aileler. Kanser hastası yetişkinlerde de ekonomik yoksunluğun çok kritik seviyede olduğunu tespit eden LÖSEV, Kurban Bayramı döneminde aldığı vekâleten kurban bağışları ve yıl içinde yapılan adak bağışlarını hem çocuk hem yetişkin tüm kayıtlı hastalarına ulaştırıyor.
Uzmanından uyarı: "Omurga romatizması geç kalınmadan tedavi edilmeli"
20 Kasım 2025 Perşembe - 11:32 Uzmanından uyarı: "Omurga romatizması geç kalınmadan tedavi edilmeli" Gençleri hedef alan ‘omurga romatizması’, sinsi ilerleyerek kalıcı şekil bozukluklarına yol açabiliyor. Dr. Musa Temel, hastalığa karşı en güçlü silahın erken tanı ve egzersiz olduğunu vurguluyor. Halk arasında "omurga romatizması" olarak bilinen AnkilozanSpondilit, sanılanın aksine ileri yaşta değil, özellikle gençlerde ortaya çıkıyor. Sinsi ilerleyen ve yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşüren bu kronik hastalık, tedavi edilmediğinde omurgada kalıcı şekil bozukluklarına yol açabiliyor. Konuya ilişkin uyarılarda bulunan Medipol Sağlık Grubu’ndan Romatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Musa Temel, ilaç tedavisinin yanı sıra düzenli egzersizin hayati önem taşıdığını vurguladı. Erken teşhisin hareket kabiliyetini korumadaki rolüne dikkat çeken Dr. Temel, "Hastalığı ne kadar erken yakalarsak, oluşabilecek kısıtlılıkları ve şekil bozukluklarını o kadar önleyebiliriz" dedi. Hastalığın seyri ve belirtileri Uzm. Dr. Musa Temel, hastalığın kalça ile leğen kemiği arasındaki eklemlerde mikrobik olmayan bir iltihapla başladığını belirterek, zamanla bel, sırt, boyun ve kalçayı etkilediğini ifade etti. "Bu süreçte omurlar arasında köprüleşmeler oluşur, bunlar omurganın hareketini kısıtlayan yapılar haline gelir" diyen Dr. Temel, gece ya da sabah bel ve kalçalarda sırtta boyunda ağrı ve tutukluk, topuklarda batıcı ağrı gibi belirtilere dikkat çekti. Temel, hastalığın erken yaşta başladığını, ancak geç fark edildiğinde yaşam boyu sürecek fonksiyon kayıplarına yol açabileceğini aktardı. Göz ve bağırsakları da etkileyebilir Ankilozan spondilitin yalnızca omurgayla sınırlı kalmadığını ifade eden Dr. Temel, bazı hastalarda gözde ön üveit adı verilen iltihaplanmanın yanı sıra, iltihaplı bağırsak hastalıklarının da görülebildiğini söyledi. Erkeklerde hastalığın daha ağır seyrettiğini, vurguladı. Hastalığın tanısında iyi bir hasta sorgusu, fizik muayene, kan tahlilleri ve görüntüleme yöntemlerinin şart olduğunu belirten Temel, "Sakroiliak eklemlerdeki iltihabı röntgen ya da MR ile tespit edebiliyoruz. Egzersiz hastalığın tedavisinin temel taşıdır" dedi. Yüzme, pilates ve yoga gibi aktivitelerin önerildiğini belirten Temel, medikal tedavi olarak da anti enflamatuarilaçlar ile omurga dışı eklem tutulumlarında Salazopryn ve Methotreksate gibi antiromatizmal tedavilerin uygulandığını aktif ve ağır seyri olan hastalarda ise biyolojik ilaçlar olarak geçen ilaçlarla JAK inhibitörlerinin kullanıldığını kaydetti. Yaşam kalitesini korumanın yolu düzenli takip Hastaların düzenli hekim kontrolüne gitmeleri ve önerilen egzersizleri ihmal etmemeleri gerektiğini belirten Uzm. Dr. Temel, "Ankilozan spondilit doğru yaklaşımla kontrol altına alınabilir. Geç kalmadan harekete geçmek çok önemli" şeklinde konuştu.