SAĞLIK
TVHB Başkanı Eroğlu: "Tüberküloz, dünyanın en eski bulaşıcı kronik hastalıklarından bir tanesi" 24 Mart 2026 Salı - 14:05:10 Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Başkanı Ali Eroğlu, "Tüberküloz, dünyanın en eski bulaşıcı kronik hastalıklarından bir tanesi. Hayvandan hayvana ya da hayvandan insana şeklinde görülüyor" dedi. TVHB Başkanı Ali Eroğlu, ‘24 Mart Dünya Tüberküloz Günü’ sebebiyle İhlas Haber Ajansı’na (İHA) özel açıklamalarda bulundu. Tüberküloz hastalığının hem hayvanlar hem de insanlar açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirten Eroğlu, hastalıkla mücadelede denetim ve kontrol mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Özellikle sığır tüberkülozunun hem hayvancılık sektöründe ekonomik kayıplara yol açtığını, hem de insanlara bulaşma riski taşıdığını vurgulayan Eroğlu, düzenli tarama ve erken teşhisin hayati önem taşıdığını ifade etti. Türkiye’de tüberküloz hastalığı alanında yapılan çalışmalara da değinen Eroğlu, bazı bölgelerde ilerleme kaydedildiğini ancak genel anlamda istenilen seviyeye henüz ulaşılamadığını ifade ederek, kaçak hayvan hareketlerinin ve yetersiz denetimlerin hastalığın yayılımını artırdığını sözlerine ekledi. "Tüberküloz, dünyanın en eski bulaşıcı kronik hastalıklarının bir tanesi" Tüberküloz’un ilk olarak 24 Mart 1882 yılında ortaya çıktığını ve o dönemlerde ciddi sıkıntılar doğurduğunu belirten Eroğlu, "Tüberküloz dünyanın en eski bulaşıcı kronik hastalıklarından bir tanesi. Hayvandan hayvana ya da hayvandan insana şeklinde görülüyor ama daha çok sığırların hastalığı. 1882 yılında Robert Koch tarafından tanımlanıyor. 1996’dan itibaren de kurum ve kuruluşlar tarafından ve veteriner hekimler tarafından Dünya Tüberküloz Günü olarak anılıyor. Bugün dolayısıyla hem hastalıkla ilgili bir farkındalık ortaya konması, hem de hastalığa karşı yapılacak çalışmalar, mücadeleler, alınacak önlemler ve kontrol stratejileriyle ilgili konuları gündeme getirme açısından önemli bir gün. Biz de TVHB olarak ülkemizde hala bir sağlık problemi olarak devam eden, hem hayvanlarda hem de insanlarda görülen bu hastalığa karşı alınması gereken önlemleri, yapılacak mücadeleleri, veteriner hekimlerin istihdamından, sahadaki çalışmalarına kadar, hastalığın ülkemizde daha az minimalize edilmesi, görülmesinin azaltılması noktasında halkın bilinçlendirilmesini istiyoruz" diye konuştu. "Hastalık öncelikle akciğere nüfus ediyor" Tüberkülozun öncelikle akciğere yerleştiğini, sonrasında ise tüm vücuda kapasiteli bir şekilde yayıldığını ifade eden Eroğlu, "Hastalık öncelikle akciğere nüfus ediyor. Çeşitli organlarda karaciğer, böbrek, beyin, hatta kemik dokusuna kadar yayılabiliyor. Özellikle hayvanlarda bazen sinsi seyrediyor. Hastalık daha çok tüberkülozlu hayvanların ürünlerini kullanmak suretiyle geçiyor. Yani sütü ve eti yoluyla. Bütün bunları, hem kamuoyunun bilgisine sunmak, hem de veteriner hekimler olarak hangi mücadelelere, nasıl devam edeceğimizle ilgili stratejiler oluşturmak açısından önemli görüyoruz. Hastalıkların yüzde 60’ından fazlası hayvanlardan insanlara ulaşıyor. Tüberküloz da bu hastalıkların önemli olanlarından bir tanesi. İnsanlarda görülen, daha doğrusu insandan insana ulaşan ve etken ile hayvanlarda görülen etken farklı. Veteriner hekim istihdamı, kamuda istihdam edilen veteriner hekim sayısının, Türkiye’nin ihtiyaçlarına göre yeniden bir tespit edilmesi gerekiyor" şeklinde konuştu. "Halkın bilgi seviyesinin yükseltilmesi lazım" Eroğlu, hastalığa karşı alınabilecek önlemlerle ilgili şunları kaydetti: "Tüberkülozun yaklaşık yüzde 5 ile 10 civarında hayvandan insana ulaşıyor. Bu da önemli bir miktar. Bunun için halkın bilgi seviyesinin yükseltilmesi lazım. Bazen hasta olmayan hayvanların da muayene edilmesi lazım. Çünkü değişik tablolar gözüküyor. Tüberkülozlu hayvanların eti yenir mi, yenmez mi? Burada veteriner hekimlerin önemli bir rolü var. Mutlaka çiğ süt kullanmamak lazım. Pastörize süt kullanmak ya da çiğ sütü iyice kaynatmak gerekiyor. Etleri iyi pişirmek gerekiyor. Dünya Tüberküloz Günü vesilesiyle bir kez daha veteriner hekimlerin hizmetlerinin tekrar gözden geçirilmesini temenni ediyorum."
24 Mart 2026 Salı - 13:57 Uzmanından tüberkülozda erken tanı uyarısı Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Gizem Çil, tüberkülozun bulaşıcı ancak önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirterek, erken tanı ve düzenli tedavinin hayat kurtardığını vurguladı. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Gizem Çil, 24 Mart Dünya Tüberküloz Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada veremin günümüzde hala önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini belirtti. Hastalığın bulaşıcı olmasına rağmen önlenebilir ve tedavi edilebilir olduğuna dikkat çeken Çil, erken tanının hayati önem taşıdığın söyledi. Tüberkülozun akciğerleri etkilediğini ifade eden Çil, uzun süren öksürük, balgam, ateş, gece terlemesi ve kilo kaybı gibi belirtilerin dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Hastalığın özellikle kapalı ve kalabalık ortamlarda solunum yoluyla kişiden kişiye bulaştığını belirten Çil, vatandaşların belirtiler konusunda bilinçli olması gerektiğini kaydetti. Düzenli ve eksiksiz tedavinin hastalığın tamamen iyileşmesinde kritik rol oynadığını dile getiren Çil, koruyucu önlemler sayesinde bulaş riskinin azaltılabileceğini ifade etti. Uzm. Dr. Çil, "Tüberküloz günümüzde hala önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam eden, bulaşıcı ancak önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Her yıl milyonlarca insanı etkileyen bu hastalık, erken tanı ve uygun tedavi ile tamamen kontrol altına alınabilir. Uzun süren öksürük, balgam, ateş, gece terlemesi ve kilo kaybı gibi belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurulmalıdır" dedi. Toplum farkındalığının artırılmasının tüberkülozla mücadelede büyük önem taşıdığını belirten Çil, "Erken tanı hayat kurtarır. Düzenli ve eksiksiz tedavi hastalığı tamamen iyileştirir. Koruyucu önlemlerle bulaş riski azaltılabilir. Toplum olarak belirtileri erken dönemde tanımak ve sağlık kontrollerini ihmal etmemek en güçlü mücadele yöntemidir" ifadelerini kullandı. Çil, Dünya Tüberküloz Günü dolayısıyla vatandaşları bilinçli olmaya ve sağlık kontrollerini aksatmamaya davet etti.
24 Mart 2026 Salı - 12:01 Kolon kanseri riskini artıran bu faktörlere dikkat! Memorial Kayseri Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Halit Karaca, kolon kanseri ile ilgili önemli bilgiler verdi. Doç. Dr. Karaca; "Aşırı alkol tüketimi, sigara tiryakiliği, obezite, işlenmiş raf ömrü uzun gıdalar, insülin direnci, aşırı radyasyon maruziyeti ve bağışıklık sisteminin baskılanması riski artırmaktadır" dedi. Kolon kanseri (kolorektal kanserler); özellikle beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları nedeniyle son yıllarda sık görülüyor. Dünya genelinde en sık tanı alan üçüncü kanser türü ve kansere bağlı ölümlerin en sık ikinci nedeni olan kolon kanserinin, ülkemizde ve dünyada 45 yaş altında görülme sıklığı giderek artıyor. Ancak teşhis ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler sayesinde yaşam kalitesi ve süresi artırılabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Halit Karaca, kolon kanseri ile ilgili önemli bilgiler verdi. Karaca; "Toplumdaki kolon kanseri vakalarının yüzde 70’i farklı zamanlarda ve öngörülemez şekilde ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal genetik mutasyonlara sahip durumlar, vakaların yüzde 3-5’ini oluşturmaktadır. Hastaların yaklaşık yüzde 20- 25’inde güçlü bir aile öyküsü bulunmaktadır. Yani kalıtsal bir mutasyon nedeniyle kolon kanseri ortaya çıkmaktadır. Kalıtsal genetik nedenli vakaların dışındaki kolon kanserinde tanı konulan ortalama yaş 65’in üzerindedir. Ailede kolon kanseri vakasının olması, kişinin de bu hastalığa yakalanma riskini artırır. Kalıtsal kolon kanseri ile ilgili mutasyonlar yani HNPCC, FAP ve Peutz-Jegher polipozisi gibi, kolon kanseri riskini artıran genetik durumlardır. Kolonoskopi taramasında belirlenen adenomlar: Kanser riski en yüksek seviyede polipler de (villöz adenomlar, tübülo-villöz adenomlar) görülmektedir. Ülseratif kolitin, iltihabi bağırsak hastalığı tanısından sonraki ilk 10 ila 20 yıl içinde tahmini yıllık kanser görülme sıklığı yüzde 0,5’dir. Bundan sonra yılda ise yüzde 1’e yükselmektedir. Crohn hastalığı, ileokolik bölgede mevcutsa kanser riskini artabilir. Aşırı alkol tüketimi, sigara tiryakiliği, obezite, işlenmiş raf ömrü uzun gıdalar, insülin direnci, aşırı radyasyon maruziyeti ve bağışıklık sisteminin baskılanması riski artırmaktadır. Kolon kanserinde klinik muayeneler ve tarama yoluyla erken teşhis, görüntülemedeki gelişmelerle daha doğru evre belirleme, cerrahi tekniklerdeki iyileşmenin yanı sıra kemoterapi ve radyasyondaki ilerlemeler sayesinde yaşam süresi uzamaktadır. Özellikle doğru planlanan kemoterapi, yeni nesil akıllı ilaçlar ve immunoterapiler sayesinde vücudun diğer bölgelerine yayılan kanserli hücrelerle mücadelenin başarısı artmaktadır. Kolon kanseri için uygulanan kemoterapi, vücuttaki hızlı büyüyen kanser hücrelerini yok etmeyi amaçlamaktadır. Bu ilaçlar genellikle damar yoluyla ya da tablet şeklinde ağızdan alınmaktadır. Kolon kanseri tedavisinde kemoterapi genellikle cerrahi, radyoterapi, hedefli tedavi (akıllı ilaçlar) veya immünoterapi gibi diğer tedavilere ek olarak kullanılır. Kemoterapi, iyileşme şansını artırmak ya da kanserin tekrarlama riskini azaltmak, belirtileri hafifletmek veya kanser hastalarının daha uzun ve daha kaliteli bir yaşam sürmelerine yardımcı olmak için kullanılır. Kemoterapi, cerrahi öncesi ya da sonrasında hastalarında sağ kalım oranını yükseltmektedir. Hastaların 4’te 3’ünün ameliyat sayesinde ek tedavi ile nüks oranları azalırken genel sağ kalımı iyileştirme çabası, kolon kanseri tedavisinin evriminde önemli bir adım olmuştur" ifadelerini kullandı. Tekrarlama riskine karşı kemoterapinin önemine değinen Doç. Dr. Halit Karaca; "Kolon kanseri ameliyatından sonra, varsa kalan kanserli hücreleri yok etmek ve tekrarlama riskini azaltmak için genellikle adjuvan kemoterapi olarak adlandırılan tedavi önerilir. Adjuvan kemoterapiye çoğunlukla kolon kanseri ameliyatından sonraki 8 hafta içinde başlanmaktadır. Ameliyattan sonra kansere dair hiçbir kanıt kalmasa bile, kanserin tekrarlama veya vücudun diğer bölgelerine yayılma (metastaz) riski yüksekse, adjuvan kemoterapi yine de önerilebilir. Kolon kanserinin bulunduğu bölgenin yakınındaki lenf düğümlerinde kanser hücreleri varsa, kalın bağırsakta kanser bölgesinde perforasyon adı verilen bir yırtık oluşmuşsa, kanser hücreleri, hızlı büyüyen ve yayılan, az farklılaşmış veya yüksek dereceli kanser hücreleri olarak adlandırılan türdense, kanser bağırsakta tıkanıklığa yani obstrüksiyona neden oluyorsa risk artabilmektedir. Bu durumda kişiye özel tedavi yöntemleri uygulanarak başarı şansı artırılmaktadır" diye konuştu.
Denizli’de mutlu et paketleri kanserle mücadele eden ailelere ulaştı
20 Kasım 2025 Perşembe - 11:33 Denizli’de mutlu et paketleri kanserle mücadele eden ailelere ulaştı LÖSEV kanser ile mücadele eden ailelerini 12 ay boyunca taze kırmızı et ve et ürünleri ile destekliyor. Mutlu Et Projesi kapsamında bu yıl da on binlerce aileye et yardımı yapılacak. LÖSEV Kurban Bayramında yapılan vekâleten kurban bağışları sayesinde 81 ilde, yıl boyunca hastalara ve onların ihtiyaç sahibi ailelerine et ve et ürünleri desteğini ara vermeden sürdürüyor. LÖSEV İzmir Merkez Ofisine bağlı olarak hizmet verecek olan Denizli ofisiyle bu desteklemesi gerçekleştirecek. Özelikle sağlıklı beslenme zincirinin en önemli halkalarından biri olan protein, lösemi-kanser tedavilerinde hayati önem taşıyor. Araştırmalar kansere yönelik iyileşmeyi sağlayacak fonksiyonların pek çoğu için proteinin önemini ortaya koyuyor. Öte yandan yetersiz protein alımı hastalığın iyileşmesini yavaşlatıyor ve enfeksiyonlara karşı vücut direncini azaltıyor. Bu yüzden kanser tedavisi gören hastaların, sağlıklı insanlardan yüzde 50 daha fazla protein ihtiyacı olduğu biliniyor. LÖSEV et desteğinden her yıl on binlerce hasta ve ailesi faydalanıyor. Hastalar vakumlu ambalajlarda taze et olarak ya da LÖSEV Et Kart ile büyük marketlerden, hijyenik şartlarda, kaliteli et ve et ürünlerine ulaşıyor. LÖSEV 81 ilde yaptığı dağıtımları aralıksız sürdürüyor. Denizli’de yapılan Et ve et ürünleri yardımında LÖSEV ‘e kayıtlı hasta ve ailelerine et ve et ürünleri sunuldu. Çocuk ve yetişkin tüm kanser hastalarına destek LÖSEV ’e kayıtlı 110 binden fazla lösemi ve kanser ile mücadele eden hasta ailelerin yüzde 87’si asgari ücret ve altında gelire sahip, kırmızı et almakta zorlanan aileler. Kanser hastası yetişkinlerde de ekonomik yoksunluğun çok kritik seviyede olduğunu tespit eden LÖSEV, Kurban Bayramı döneminde aldığı vekâleten kurban bağışları ve yıl içinde yapılan adak bağışlarını hem çocuk hem yetişkin tüm kayıtlı hastalarına ulaştırıyor.
Uzmanından uyarı: "Omurga romatizması geç kalınmadan tedavi edilmeli"
20 Kasım 2025 Perşembe - 11:32 Uzmanından uyarı: "Omurga romatizması geç kalınmadan tedavi edilmeli" Gençleri hedef alan ‘omurga romatizması’, sinsi ilerleyerek kalıcı şekil bozukluklarına yol açabiliyor. Dr. Musa Temel, hastalığa karşı en güçlü silahın erken tanı ve egzersiz olduğunu vurguluyor. Halk arasında "omurga romatizması" olarak bilinen AnkilozanSpondilit, sanılanın aksine ileri yaşta değil, özellikle gençlerde ortaya çıkıyor. Sinsi ilerleyen ve yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşüren bu kronik hastalık, tedavi edilmediğinde omurgada kalıcı şekil bozukluklarına yol açabiliyor. Konuya ilişkin uyarılarda bulunan Medipol Sağlık Grubu’ndan Romatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Musa Temel, ilaç tedavisinin yanı sıra düzenli egzersizin hayati önem taşıdığını vurguladı. Erken teşhisin hareket kabiliyetini korumadaki rolüne dikkat çeken Dr. Temel, "Hastalığı ne kadar erken yakalarsak, oluşabilecek kısıtlılıkları ve şekil bozukluklarını o kadar önleyebiliriz" dedi. Hastalığın seyri ve belirtileri Uzm. Dr. Musa Temel, hastalığın kalça ile leğen kemiği arasındaki eklemlerde mikrobik olmayan bir iltihapla başladığını belirterek, zamanla bel, sırt, boyun ve kalçayı etkilediğini ifade etti. "Bu süreçte omurlar arasında köprüleşmeler oluşur, bunlar omurganın hareketini kısıtlayan yapılar haline gelir" diyen Dr. Temel, gece ya da sabah bel ve kalçalarda sırtta boyunda ağrı ve tutukluk, topuklarda batıcı ağrı gibi belirtilere dikkat çekti. Temel, hastalığın erken yaşta başladığını, ancak geç fark edildiğinde yaşam boyu sürecek fonksiyon kayıplarına yol açabileceğini aktardı. Göz ve bağırsakları da etkileyebilir Ankilozan spondilitin yalnızca omurgayla sınırlı kalmadığını ifade eden Dr. Temel, bazı hastalarda gözde ön üveit adı verilen iltihaplanmanın yanı sıra, iltihaplı bağırsak hastalıklarının da görülebildiğini söyledi. Erkeklerde hastalığın daha ağır seyrettiğini, vurguladı. Hastalığın tanısında iyi bir hasta sorgusu, fizik muayene, kan tahlilleri ve görüntüleme yöntemlerinin şart olduğunu belirten Temel, "Sakroiliak eklemlerdeki iltihabı röntgen ya da MR ile tespit edebiliyoruz. Egzersiz hastalığın tedavisinin temel taşıdır" dedi. Yüzme, pilates ve yoga gibi aktivitelerin önerildiğini belirten Temel, medikal tedavi olarak da anti enflamatuarilaçlar ile omurga dışı eklem tutulumlarında Salazopryn ve Methotreksate gibi antiromatizmal tedavilerin uygulandığını aktif ve ağır seyri olan hastalarda ise biyolojik ilaçlar olarak geçen ilaçlarla JAK inhibitörlerinin kullanıldığını kaydetti. Yaşam kalitesini korumanın yolu düzenli takip Hastaların düzenli hekim kontrolüne gitmeleri ve önerilen egzersizleri ihmal etmemeleri gerektiğini belirten Uzm. Dr. Temel, "Ankilozan spondilit doğru yaklaşımla kontrol altına alınabilir. Geç kalmadan harekete geçmek çok önemli" şeklinde konuştu.
Uzmanı uyardı: "Yanlış beslenmede zehirlenme ve kalp krizi riski var"
20 Kasım 2025 Perşembe - 11:08 Uzmanı uyardı: "Yanlış beslenmede zehirlenme ve kalp krizi riski var" Acil servislere müracaatlarda görülen bulantı ve kusma şikayetlerinin çoğunun yanlış ya da uygunsuz tüketilen gıdalardan kaynaklandığını belirten uzmanlar, yanlış beslenmede gıda zehirlenmesi ve kalp krizi riskine karşı uyarıyor. Özellikle son yıllarda artan bulantı, kusma, ishal gibi şikayetlerle acil servislere yapılan başvuruların çoğunun gıda zehirlenmesi ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarından kaynaklandığını belirten uzmanlar, gerek soğuk zinciri kırılmış gıdalar gerekse pandemi sonrası dönemde yaygınlaşan fast food ve gazlı içecek tüketiminin, hem akut rahatsızlıklara hem de uzun vadede ciddi sağlık problemlerine yol açtığına dikkat çekiyor. Günlük olarak hem gıda zehirlenmesi şüphesiyle hem de gıda zehirlenmesiyle alakalı semptom ve bulgularla bulantı, kusma gibi durumlarla başvuran birçok hastanın olduğunu belirten Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Ömer Jaradat, "Kimilerinde tabii ki böyle durumlar saptanmazken basit bir yemek dokunmuş yani gıda zehirlenmesinden öte gıda yan etkisi dediğimiz durumlar olabilecekken bazı hastalarda ciddi bir gıda zehirlenmesi durumları oluyor. Çoğunlukla hastalar soğuk zinciri kırılmış gıdalarda veya örneğin yaz aylarında mesela mayonez tüketilmesi gibi hele ki uygun saklanmamışsa veya işte iyi pişmemiş tavuk, et ürünleri, yumurta gibi durumlarda veya pastörize edilmemiş süt tüketiminden sonraki durumlarda hastalarımız olmaktadır. Çoğunlukla hastalarda ilk önce vücudun fizyolojik bir savunma mekanizması olduğu için bir bulantı ardından bir kusma eşlik eder. Bir süre sonra buna ishal de eşlik eder ki bağırsaklardaki patojenler vücuda geçmesin diye bundan sonra da artık ishalle ve kusmayla beraber olan sıvı kaybından, elektrolit kaybından dolayı hastalarda bir halsizlik, hipotansiyon, bilinç bulanıklığına kadar varan dehidratasyon bulgularıyla karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla biz genel olarak bu tablolarda her zaman gıda ile alakalı zehirlenmeleri aklımızda tutmaktayız" dedi. "Hastalarda bir sedanter yaşam durumu oluştu" Acil serviste akut gıda zehirlenmeleri ve yan etkileri ile alakalı başvuruların olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Ömer Jaradat, "Bir pandemi süreci atlattık ve insanlar dünyada her yerde olduğu gibi halkımız da mecbur karantinadan dolayı evde kaldı. Sağlık önlemleri kapsamı açısından sokağa çıkma yasağımız vardı. Dolayısıyla hastalarda bir sedanter yaşam yani biraz tembellik durumu muhakkak herkeste olmuştur. Ayrıca bu da beslenme yöntemi ile alakalı yine bir yan etkisi veya kötü yansıması olmuştur. Çoğunlukla şu an çok denk geldiğimiz aşırı gazlı içecek tüketilmelerinde hem çok yüksek bir şeker içeriği fruktoz şurupları var içlerinde, dolayısıyla birçok tanı almamış şeker hastaları bize şeker komasıyla başvurduklarında bazen altta yatan sebeplerden biri de bu gazlı içeceklerin yoğun olarak tüketilmesi söz konusu olarak karşımıza çıkmaktadır. Keza içlerinde fosforik asit vardır, bu da kalsiyum emilimini azalttığı için kemiklerdeki mineral yoğunluğunu düşürür. Bu da uzun vadede hem kemik erimesi hem erken yaşta travmalardan sonra düşmelerden, çarpmalardan sonrasında kemik kırıklarının altta yatan sebeplerinden biri olarak karşımıza çıkabilir" ifadelerini kullandı. "Lokmalarımızı iyi çiğnemek mide bağırsak sistemini, sindirim sistemini rahatlatacaktır" Bir diğer önemli hususun da fast food tüketilmesi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ömer Jaradat, "Aşırı doymuş yağ ve trans yağ içerdikleri için hem uzun vadeli olarak şeker hastalığını, hipertansiyon yani tansiyon hastalığını ve onunla beraber hatta damarlardaki yağlanmaları arttırıyor. Kimi hastalarımız bize 30-40’lı yaşlarda kalp krizi yani miyokard enfarktüsü tablosuyla gelip hatta o kadar yoğun içerikli yağ plakları ile karşılaşıldığı için damarlarında bazılarında da yapılan anjiyo işleminde damarları açılamamaktadır. Bu açıdan da bu büyük ve giderek büyüyen bir halk sağlığı problemi haline dönmüştür. Bunun için ne yapmamız lazım; yavaş yeme ve sağlıklı yeme rejimi var. Aslında lokmalarımızı gıda besin ne olursa olsun iyi çiğnemek mide bağırsak sistemini, sindirim sistemini rahatlatacaktır. Ayrıca sağlıklı besinlerin tüketilmesi zaten her zaman daha iyidir. Son zamanlarda özellikle pandemi sonrası dönemde fast food rejimi daha ulaşılabilir, daha cazip olduğu için bir tık daha arttı. Uzun vadeli olarak acil servise bu hastalar ’bir fast food yedim, kötü hissediyorum’dan ziyade bize kalp krizi gibi, şeker ve çok yüksek derecelere ulaşmış tansiyon hastalığı olarak tarafımıza başvurmaktadır. Bu konu da gerçekten gençlerimizin ve genel olarak tüm insanlarımızın dikkate alması gereken önemli bir husus" diye konuştu.
KBÜ’de sağlık yönetiminde insan kaynağı planlaması ele alındı
20 Kasım 2025 Perşembe - 11:07 KBÜ’de sağlık yönetiminde insan kaynağı planlaması ele alındı Karabük Üniversitesi (KBÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi tarafından "Sağlık Hizmetlerinde İnsan Kaynaklarının Planlanması" konulu seminer düzenlendi. Karabük Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi tarafından düzenlenen seminerde, sağlık hizmetlerinde insan kaynaklarının planlanması; alanın profesyonelleri tarafından personel yönetimi, idari işleyiş ve görev dağılımı çerçevesinde değerlendirildi. 15 Temmuz Şehitler Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinliğe; Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Müslüm Kuzu, Fakülte Dekan Yardımcısı ve Hemşirelik Yönetimi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Güngör, akademik ve idari personel ile öğrenciler katıldı. Seminerde konuşmacı olarak, Karabük Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Erkan Doğan ile Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Müyesser Demir yer aldı. Açılış konuşmasında Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Güngör, sağlık kurumlarında insan kaynağı planlamasının kritik bir yönetsel sorumluluk olduğunu belirterek, "Kamu sağlık hizmetlerinde talepler ile mevcut kaynakları uyumlu hale getirmek yöneticiler açısından kritik bir sorumluluk. Bugün bu sürecin sahadaki uygulamalarını yöneticilerimizden dinleyeceğiz" dedi. Açılış konuşmasını yapan Fakülte Dekan Yardımcısı ve Hemşirelik Yönetimi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Güngör, sağlık kurumlarında insan kaynağı planlamasının önemine değindi. Güngör, "Kamu sağlık hizmetlerinde talepler ile mevcut kaynakları uyumlu hale getirmek yöneticiler açısından kritik bir sorumluluk. Bugün bu sürecin sahadaki karşılığını yöneticilerimizden dinleyeceğiz" ifadelerini kullandı. Seminerde sunum yapan Başhekim Doç. Dr. Erkan Doğan, sağlık hizmetinin 7 gün 24 saat kesintisiz sürdüğünü vurgulayarak yöneticilerin çok boyutlu bir sorumluluk üstlendiğini ifade etti. Doğan, ekip çalışmasının, adaletin ve vicdanın sağlık yönetiminin temelini oluşturduğunu vurguladı. Doğan, ayrıca sağlık hizmetinin kesintisiz yapısına dikkat çekerek, "Sağlıkta tatil yok. Burada sadece üç tane saç ayağı var; hekim, sağlık hizmetleri ve diğer alt birimler. Bu süreçte hakkaniyet, adalet ve vicdan çok önemli. Çalışanın hakkının yanında hastanın ve kamunun hakkını da korumak zorundasınız" diye konuştu. Karabük Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Müyesser Demir ise sunumunda özellikle hastanenin fizikî yapısı ve işleyişiyle ilgili bilgiler aktardı. Hastanenin çok geniş bir alana yayılan modern bir sağlık kompleksi olduğunu belirten Demir, yapının büyüklüğü ve 7 gün 24 saat hizmet sürdürülebilirliği göz önünde bulundurulduğunda insan kaynaklarının doğru planlanmasının kritik önem taşıdığını söyledi. Demir ayrıca, "Sağlık hizmeti durmaz; bu nedenle doğru personel planlaması hayati bir gereklilik" dedi. Programda ayrıca yeni mezun hemşirelerin saha adaptasyonu, birimlerdeki iş yükü, acil servis ve yoğun bakım gibi kritik alanlarda görev almanın sorumlulukları da ele alındı. Konuşmacılar, mesleğin zorluklarının yanı sıra insan hayatına dokunan yönünün güçlü bir motivasyon kaynağı olduğunu dile getirdi.
Düşük doz BT ile akciğer kanserinde erken tanı mümkün
20 Kasım 2025 Perşembe - 11:07 Düşük doz BT ile akciğer kanserinde erken tanı mümkün Akciğer kanseri, dünya genelinde kansere bağlı ölümlerin en yaygın nedeni olarak ilk sıralarda kendini gösteriyor. En büyük sorun ise hastalığın genellikle belirti vermeden ilerlemesi. Ancak gelişen teknolojiyle birlikte düşük doz bilgisayarlı tomografi (LDCT) taramaları, hastalığı erken evrede yakalama imkânı vadediyor. Söz konusu tarama yöntemi hakkında bilgi veren Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Nuran Katgı, bilimsel çalışmaların, bu yöntemle akciğer kanserine bağlı ölümlerin yüzde 20’ye varan oranlarda azaltılabileceğini gösterdiğini söyledi. Doç. Dr. Nuran Katgı, "Belirti beklemeden tarama yaptırın, erken tanı hayat kurtarır" dedi. Dünyada en sık görülen kanser türlerinden biri olan akciğer kanserine yönelik Medicana International İzmir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nuran Katgı, önemli açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Nuran Katgı, akciğer kanserinin sessiz ilerleyen bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, düşük doz bilgisayarlı tomografi (BT) ile akciğer kanserinin erken teşhis edilebileceğini anlattı. Doç. Dr. Nuran Katgı, "Akciğer kanseri, dünya genelinde kansere bağlı ölümlerin en başında yer almaktadır. Bunun başlıca nedeni, hastalığın genellikle belirti vermeden ilerlemesidir. Semptomlar ortaya çıktığında hastalık çoğunlukla ileri evreye ulaşmıştır. Sigara en önemli risk faktörüdür; buna ek olarak hava kirliliği, asbest, radon, genetik yatkınlık ve mesleki faktörler de etkili olur. Geç tanı konması, tedavi şansını düşürür ve mortaliteyi yüksek tutar" açıklamasını yaptı. Erken teşhisin önemine de vurgu yapan Doç. Dr. Nuran Katgı, "Erken evrede tanı konan hastalarda cerrahi tedaviyle tam kür elde edilebilir. Erken tanı, hastalığın diğer organlara yayılmadan yakalanmasını sağlar. Bu durum sağkalımı belirgin şekilde artırır. Gecikmiş vakalarda ise tedavi seçenekleri sınırlıdır" dedi. Erken evre tümörler LDCT ile yakalanabilir Düşük doz bilgisayarlı tomografinin (LDCT), akciğerlerin düşük radyasyon dozu kullanılarak görüntülendiği özel bir tarama yöntemi olduğunu aktaran Doç. Dr. Nuran Katgı, "Klasik toraks BT’de ortalama radyasyon dozu 6-7 mSv iken, LDCT’de 1-2 mSv civarındadır. Yani, 3-5 kat daha düşük radyasyonla yüksek çözünürlüklü görüntüler elde edilir" dedi. Doç. Dr. Nuran Katgı, "Bilimsel veriler güçlüdür. ABD’de yapılan NLST (National Lung Screening Trial) çalışması, düşük doz BT taramasının akciğer kanserine bağlı ölümleri yüzde 20 oranında azalttığını göstermiştir. Avrupa’da yapılan NELSON çalışması da benzer şekilde mortalitede belirgin azalma saptamıştır. Bu sonuçlar, erken evre tümörlerin LDCT ile yakalanabileceğini göstermektedir" ifadelerini kaydetti. 50-80 yaş arası herkes LDCT ile tarama yaptırmalı Uluslararası kılavuzlara göre 50-80 yaş arası, en az 20 paket-yıl sigara öyküsü olan ve hâlen içen veya son 15 yıl içinde bırakmış bireylerin yılda bir kez LDCT taraması yaptırmasının faydalı olabileceğini söyleyen Doç. Dr. Nuran Katgı, "Tarama genellikle yılda bir kez yapılır. Şüpheli bulgu saptanırsa, 3-6 ay gibi kısa aralıklarla kontrol çekimi önerilir. Rutin tarama sigara içmeyenler için önerilmez. Ancak pasif içicilik, aile öyküsü, radon veya asbest maruziyeti gibi ek risk faktörleri varsa hekim değerlendirmesi gerekir. LDCT’nin radyasyon dozu, klasik BT’ye göre çok daha düşüktür (yaklaşık 1-2 mSv). Bu oran doğal çevresel radyasyona yakındır, dolayısıyla hastalar güvenle yaptırabilir. LDCT işlemi ağrısız, kısa sürede tamamlanan, kontrast madde kullanılmayan bir yöntemdir. Risk minimaldir; esas önemli olan, sonuçların doğru yorumlanması ve gereksiz tetkiklerden kaçınılmasıdır. Her tarama testinde olduğu gibi LDCT’de de yanlış pozitif sonuçlar olabilir. Ancak Lung-RADS sistemiyle bu oranlar yüzde 10-13 seviyelerine düşmüştür. Yanlış negatif oranları ise düşüktür; düzenli yıllık tarama bu riski daha da azaltır" diye konuştu. Belirti beklemeden tarama yaptırın Akciğer kanserinin bir numaralı nedenlerinden biri de sigara kullanımı olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Nuran Katgı, "Akciğer kanserine karşı sigara bırakmak en önemli adımdır ancak risk tamamen ortadan kalkmaz. 50-80 yaş aralığında 20 paket-yıl sigara öyküsü olan herkes yılda bir kez LDCT taraması yaptırmalıdır. Erken tanı hayat kurtarır. Akciğer kanseri genellikle belirti vermeden ilerler. Şikayetler başladığında hastalık çoğu zaman geç evrededir. Belirti beklemeden tarama yaptırmak, hastalığı erken evrede yakalamanın en etkili yoludur. Yüksek risk grubunda yapılan düzenli LDCT taramaları, ölümleri anlamlı ölçüde azaltmaktadır. Erken tanı konan her hasta, kazanılmış bir hayattır. Erken tanı, güçlü hasta-hekim iletişimiyle mümkündür. Hastalar düzenli taramaya katıldıkça, hekimler de sonuçları doğru yönettiğinde başarı oranı artar. Multidisipliner yaklaşım, erken tanının başarısında kilit rol oynar" mesajını verdi.
Kütahya İl Sağlık Müdürlüğü’nden "Antibiyotik Kullanımı" uyarısı
20 Kasım 2025 Perşembe - 11:02 Kütahya İl Sağlık Müdürlüğü’nden "Antibiyotik Kullanımı" uyarısı Kütahya İl Sağlık Müdürlüğü, antibiyotiklerin bilinçsiz kullanımının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekerek önemli bir bilgilendirme yaptı. Açıklamada, antibiyotiklerin yalnızca hekim önerisi ile kullanılması gerektiği vurgulandı. Müdürlükten yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Antibiyotikler bilinçli kullanılmalıdır. Bilinçsiz kullanım, enfeksiyonlara neden olan bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç kazanmasına yol açar. Bu durumda, ölümcül hastalıkların tedavisi zorlaşabilir veya tamamen imkânsız hale gelebilir." Antibiyotiklerin ateş düşürmek, ağrı gidermek ya da virüslere bağlı enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılmasının yanlış olduğunun altı çizilerek, antibiyotiklerin yalnızca bakterilere karşı etkili olduğu hatırlatıldı. Açıklamada ayrıca şu bilgiler paylaşıldı: Antibiyotikler yalnızca hekim önerisiyle ve reçeteyle alınmalıdır. Enfeksiyonları etkili şekilde tedavi edebilmek ve direnç gelişimini önlemek için doğru dozda ve reçetede belirtilen zaman aralıklarında kullanılmaları gerekir. Bilinçsiz antibiyotik kullanımı, dünya genelinde önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Kütahya İl Sağlık Müdürlüğü, vatandaşlara çağrıda bulunarak, "Şimdi harekete geçin; Bugünümüzü koruyun, geleceğimizi güvence altına alın" mesajını paylaştı.
Bilinçsiz antibiyotik kullanımı halk sağlığını tehdit ediyor
20 Kasım 2025 Perşembe - 10:29 Bilinçsiz antibiyotik kullanımı halk sağlığını tehdit ediyor Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, 18-24 Kasım Dünya Antimikrobiyal Farkındalık Haftası kapsamında sağlık tesislerinde akılcı ilaç ve akılcı antibiyotik kullanımı konusunda farkındalık oluşturmak için stantlar kurularak bilinçli ilaç kullanımının önemine dikkat çekildi. Akılcı olmayan ilaç kullanımı ve antibiyotik direnci tüm dünyanın karşı karşıya olduğu bir sağlık tehdididir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından vatandaşlar ve sağlık çalışanları arasında antibiyotik direnci konusunda farkındalık oluşturulması amacıyla 18 Kasım Avrupa Antibiyotik Farkındalık Günü, 18-24 Kasım Dünya Antimikrobiyal Farkındalık Haftası olarak belirlenmiştir. Ülkemizde antimikrobiyal dirençle müdahaleye katkı sağlamak amacıyla antibiyotiklerin akılcı kullanımının sağlanması konusunda birçok çalışma yürütülmektedir. Denizli’de de hafta kapsamında Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından sağlık tesislerinde akılcı ilaç ve akılcı antibiyotik kullanımında farkındalık oluşturmak için stantlar kurularak, vatandaşlara antibiyotik kullanımı konusunda broşür dağıtılıp bilgilendirme yapıldı. Hekim reçetesi dışında antibiyotik kullanmayın Denizli İl Sağlık Müdürü Uz.Dr. Berna Öztürk, antibiyotiklerin bilinçsiz kullanımının tüm dünyada ciddi bir halk sağlığı tehdidine dönüştüğüne dikkat çekti, antibiyotik direncinin her yıl artış gösterdiğini, gereksiz ve reçetesiz antibiyotik kullanımının da bu süreci hızlandırdığını vurguladı. Öztürk; "Yanlış ve gereksiz ilaç kullanımı hastalıkların tekrarlanmasına, tedavinin uzamasına, hastada beklenmeyen yan etkilerin görülmesine ve tedavi maliyetlerinin artmasına neden olmaktadır. Toplumumuzda antibiyotiklerin her hastalığa çözüm olduğuna dair yanlış bir inanış vardır. Bunun aksine antibiyotiklerin ateş düşürücü, ağrı kesici ve virüslere bağlı enfeksiyonları tedavi edici özellikleri yoktur. Antibiyotikler sadece bakterilerin neden olduğu enfeksiyonları tedavi edebilir. Hekiminizin reçetede yazdığı durumlarda eczacınıza danışarak uygun miktar ve sürede antibiyotiklerinizi kullanın." dedi. 18-24 Kasım Dünya Antimikrobiyal Farkındalık Haftası kapsamında Denizli İl Sağlık Müdürlüğü olarak sağlık tesislerinde farkındalık çalışmaları yürüttüklerini söyleyen Uz.Dr. Berna Öztürk; "Antibiyotik direnciyle mücadele sadece sağlık çalışanlarının değil, toplumun tüm kesimlerinin sorumluluğundadır. Bir kez daha vatandaşlarımızı uyarmak istiyorum. Hekim reçetesi dışında kesinlikle antibiyotik kullanmayın, kullandırtmayın. Aksi takdirde faydadan çok zarar getirecektir" dedi.
Ağızdaki sessiz düşman: Kalpten beyne kadar yayılıyor
20 Kasım 2025 Perşembe - 10:15 Ağızdaki sessiz düşman: Kalpten beyne kadar yayılıyor Ağızda çoğalan mikroorganizmaların kanser, kalp krizi, eklem romatizması ve Alzheimer gibi ciddi hastalıkları tetiklediği yönünde kanıtlar elde edildiği açıklandı. Diş Hekimi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülhan Ünal, ihmal edilen ağız temizliğini "mutfağın çöpünü atmamak" benzetmesiyle açıklayarak, "Mikrop kana karışacak, ayağınızın ucundan beyninizin ucuna kadar kirli kan dolaşacak" uyarısında bulundu. Türkiye’de Diş Hekimliği Fakültesi’nin kurulduğu tarih olan 22 Kasım’ın Diş Hekimleri Günü, 17-23 Kasım Toplum Ağız ve Diş Sağlığı Haftası olarak kutlanması kapsamında Kocaeli’de kapsamlı program düzenlendi. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi, Kocaeli Valiliği ve çeşitli kamu kurumlarının iş birliğiyle yürütülen 4 günlük programda; din görevlilerinden öğretmenlere, emniyet personelinden sanayi temsilcilerine kadar toplumun farklı kesimlerine eğitimler veriliyor. Etkinliklerde ağız sağlığının sadece estetik ya da çiğneme fonksiyonundan ibaret olmadığı; kalp krizi, romatizma, Alzheimer, erken doğum ve bazı kanser türleriyle doğrudan ilişkili olduğu vurgulanarak doğru ağız hijyeni alışkanlıklarının önemi hatırlatılıyor. Ünal: "Din görevlilerimize, ayrıca ilkokul öğretmenlerimize eğitimler vereceğiz" Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden Doç. Dr. Gülhan Ünal, programın detaylarına ilişkin bilgilendirmelerde bulundu. 4 günlük bir etkinlik programı olduğunu aktaran Ünal, "İlk günümüzde basın toplantımızla etkinliğin öneminden bahsedeceğiz. Aynı gün huzurevi ve yetiştirme yurdu ziyaretleri ile sahil temizliği gibi sosyal sorumluluk projelerini gerçekleştireceğiz. İkinci günde eğitimlerimiz başlayacak. Din görevlilerimize, ayrıca ilkokul öğretmenlerimize eğitimler vereceğiz. Temizlik, dinimizin temelinde olan bir kavram ancak hedefimiz bilimsel ve güncel bilgiyi din görevlilerimize aktararak toplumun en uzak köşesine kadar doğru bilginin yayılmasını sağlamak. İlkokul öğretmenlerimiz ise çocuklara küçük yaşlarda doğru sağlık alışkanlıklarını kazandıran en temel kurumun temsilcileri. Bu nedenle öğretmenlere sadece bilgi değil, güncel ve bilimsel içeriği yeni öğretim yöntemleriyle sunmayı amaçladık" dedi. "Projeye emniyet mensupları da dahil edildi" Emniyet mensuplarının eğitiminin de proje kapsamında yer aldığını ifade eden Doç. Dr. Gülhan Ünal, "Çünkü toplumda rol modeli olabilecek kişilere ihtiyaç var ve polis, güven ve düzenin simgesi olarak güçlü bir rol modeldir. Bu nedenle onların da eğitime dahil edilmesi, toplumda doğru davranış örneklerinin artmasını sağlayacaktır. Etkinliğin son gününde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ile birlikte bir panel düzenleyeceğiz. Panelimizin adı ’Ağız ve Diş Sağlığı: Kafamda Delil Sorular’ olacak. Bu ismi, bir hekim olarak hastalarımdan sıkça duyduğum sorulardan yola çıkarak belirledik" diye konuştu. "Sosyal medyada ciddi bir bilgi kirliliği var" Günümüzde sosyal medyada ciddi bir bilgi kirliliği olduğunun altını çizen Ünal, şöyle konuştu: "İnsanlar hangi macunu kullanacağını ya da nasıl fırçalayacağını bile çok karmaşık hale getiriyor. Bu panelde amacımız bu kirliliği temizleyerek sade, doğru ve bilimsel bilgiyi halka ulaştırmak. Akademisyenlerimiz, herkesin kolaylıkla anlayabileceği cümlelerle katılımcıların merak ettikleri tüm soruları yanıtlayacak. Çünkü davranış değişikliğinde yüzde 80 çevrenin etkisi vardır. Bilgiyi almak kolaydır, onu davranışa dönüştürmek ise en zor kısımdır. Kalıcı bir değişim için kişinin çevresinin de bu dönüşüme uygun hale gelmesi gerekir. Bizim etkinliğimiz de geniş bir kitleye ulaşarak toplumda bu çevresel değişimin ilk adımını atmayı hedefliyor. Tüm halkımızı, kafalarındaki tüm delil sorulara yanıt bulmak üzere panelimize bekliyoruz. 22 Kasım Cumartesi, saat 14.00-16.00’da Sekabahçe Etkinlik Salonu’nda buluşalım." "Ağızda çoğalan mikroorganizmalar kansere neden oluyor" Son yapılan bilimsel çalışmalara atıfta bulunan Doç. Dr. Gülhan Ünal, ağızda çoğalan mikroorganizmaların sistemik hastalıklara etkilerini anlattı. Ünal, ağız sağlığı problemlerinin kalp krizini, kalp damar tıkanıklıklarını, eklem romatizmasını ve Alzheimer’ı tetiklediğine; gebelerde erken doğum riskini artırdığına dair kanıt değerinde sonuçlar elde edildiğini aktardı. Ünal, ayrıca bu mikroorganizmaların, ağız kanserleri başta olmak üzere yemek borusu, pankreas, bağırsak, meme ve akciğer kanseriyle de yakından ilişkide olduğuna dair bulgular olduğunu ifade etti. "Ayağınızın ucundan, beyninizin ucuna kadar kirli kan dolaşacak" Ağız temizliğinin önemini vurgulayan Ünal, konuyu çarpıcı bir benzetmeyle şöyle açıkladı: "Yaz günü sıcağında mutfağın çöpünü akşamdan çıkartıyorsanız ağzınızın çöpünü de çıkartmanız gerekiyor. Nasıl mutfağın çöpünü atmadığınız takdirde sabah sinek oluyorsa, ağzınızın çöpünü atmadığınız takdirde de ağzınızdaki bu mikrop çoğalacak. Çoğalan mikrop diş etinin kenarına durmayacak, diş etine girecek, diş etinde durmayacak, çenek emeğini de eritecek, çene kemiğinde de durmayacak, kanınıza karışacak. Kirli kan kalbe gelecek, kalbi kirletecek. Kalp kanı pompalayacak, ayağınızın ucundan beyninizin ucuna kadar kirli kan dolaşacak. Biz güncel doğru bilgiye ulaştırmamız ve gerçekten neden fırçalamamız gerektiği bilgisini oluşturmamız gerekiyor. Bizim hayalimiz, çocuklarımızın, gençlerimizin, gelecek nesillerin; koruyucu sağlık bilinciyle büyüyen bir toplum hayal ediyoruz. Yapılan çalışmalarda ağız diş sağlığı problemlerinin iş gücü kayıplarının yüzde 20’sini oluşturduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu oranları düşürmek adına bu etkinliği planladık." Türköz: "Türkiye’de diş hekimliği eğitimi Avrupa’nın tepesindedir" Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gültekin Mehmet Emin Türköz, Türkiye’deki diş hekimliği eğitiminin kalitesine vurgu yaparak, "Ülkemizdeki eğitim, donanım ve altyapı gerçekten Avrupa seviyesinde. Türkiye’de diş hekimliği eğitimi Avrupa’nın tepesindedir" dedi. Elmas: "Avrupa’dan eksiğimiz yok" Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas ise üniversitedeki diş hekimliği eğitiminin, donanım, altyapı, bakımından Avrupa seviyesinde olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti: "Avrupa seviyesindeyiz, eksiğimiz yok. Gelecek dediğimiz şey yapay zeka ve robotlar. O yüzden biz de eğitim öğretimimizi, süreçlerimizi bu çağa göre yapmak zorundayız. Bu konuda da adımlar atıyoruz hem üniversitemizde hem de diş hekimliği fakültesinde. İddialı bir diş hekimliği fakültesi olma yolunda devam ediyoruz." Avşarbey: "Bizler iğnesiz, morfinsiz, kerpetenle diş çekilen bir zamandan geldik" Programa katılan Kocaeli Vali Yardımcısı Aslan Avşarbey ise sağlık sektörünün gelişimine dair görüşlerini aktardı. Avşarbey, Türkiye’nin sağlık alanındaki ilerlemesine atıfta bulunarak, "Bizler iğnesiz, morfinsiz, kerpetenle diş çekilen bir zamandan geldik. Bir yandan da tesadüfen yaşıyoruz ama sizler inşallah bu hizmeti, burada aldığınız eğitimleri ülkenin en ücra köşesine kadar ulaştıracaksınız. Sağlık konusunda Türkiye’nin dünyada hatırı sayılır yerde olduğu bir gerçek" şeklinde konuştu.
Menisküs yırtığı gençlerde de hızla artıyor
20 Kasım 2025 Perşembe - 09:55 Menisküs yırtığı gençlerde de hızla artıyor Medical Point Gaziantep Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Sezgin Bahadır Tekin, özellikle ani hareketler, ters basmalar ve kontrolsüz spor aktiviteleri nedeniyle menisküs yırtığı vakalarında belirgin artış olduğunu vurguladı. Dr. Tekin, "Diz sağlığını tehdit eden menisküs yırtıkları, artık sadece profesyonel sporcuların değil, günlük hayatta aktif olan gençlerin de önemli bir problemi haline geliyor" dedi. Doç. Dr. Tekin, menisküsün diz ekleminde adeta bir "amortisör" görevi gördüğünü belirterek, "Menisküs yırtıkları erken tanı ve doğru tedavi ile hastayı kısa sürede günlük yaşamına döndürebilir. Ancak ihmal edildiğinde kıkırdak hasarına, ilerleyen yıllarda ise ciddi diz problemlerine yol açabilir" dedi. Uzmanlar, dizde ani kilitlenme, takılma, oturup kalkarken ağrı, yürürken güvensizlik hissi ve şişlik gibi belirtilerin menisküs yırtığının habercisi olabileceğini ifade etti. Medical Point Gaziantep Hastanesi bünyesinde uygulanan artroskopik (kapalı) cerrahi yöntemler sayesinde hastaların büyük kısmı aynı gün taburculuk mümkün olurken, tedavi sonrası doğru rehabilitasyon sürecinin de iyileşmede kritik rol oynadığı vurguladı. Doç. Dr. Sezgin Bahadır Tekin, "Isınmadan yoğun spora başlamak ve ani yön değiştirmeler menisküs yırtıklarının başlıca nedenidir. Diz sağlığını korumak için kontrollü egzersiz ve doğru antrenman teknikleri şarttır" diye konuştu.