SAĞLIK
Tüm bağırsakları ve midesi karın dışında doğdu, Diyarbakır’da sağlığına kavuştu 25 Mart 2026 Çarşamba - 10:01:24 Mardin’in Kızıltepe ilçesinde nadir görülen bir doğumsal anomali ile dünyaya gelen bebek, Diyarbakır’da gerçekleştirilen başarılı tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuştu. Tüm bağırsakları ve midesi karın dışında (gastroşizis) doğan bebek, doğumun hemen ardından acil müdahale kapsamında ambulansla Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine sevk edildi. Hastaneye ulaştırılan bebek, zaman kaybedilmeden gece saatlerinde ameliyata alındı. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Suat Çal tarafından gerçekleştirilen başarılı operasyonun ardından bebek, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde tedavi altına alındı. Yaklaşık bir ay süren titiz tedavi sürecinin ardından bebeğin genel sağlık durumunun iyiye gitmesi üzerine taburcu işlemleri gerçekleştirildi. Op. Dr. Çal, gastroşizisin doğumda karın duvarının tam gelişmemesi sonucu bağırsakların karın dışında bulunmasıyla ortaya çıkan ciddi bir tablo olduğunu belirterek, "Bu tür vakalarda en önemli unsur hızlı sevk ve erken cerrahi müdahaledir. Doğumdan hemen sonra yapılan doğru müdahale ve yoğun bakım süreci sayesinde bebeğimiz sağlığına kavuştu. Multidisipliner ekip çalışması bu başarıda büyük rol oynadı" dedi. Diyarbakır İl Sağlık Müdürümüz Uzm. Dr. Emre Asiltürk ise vaka sürecine ilişkin yaptığı değerlendirmede, "İlimizde sağlık hizmetlerinin kesintisiz ve koordineli şekilde yürütülmesi sayesinde bu zorlu vaka da başarıyla sonuçlanmıştır. Sevk sürecinden ameliyata, yoğun bakım takibinden taburculuğa kadar emeği geçen tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum. Vatandaşlarımızın en ileri düzeyde sağlık hizmetine erişimi için çalışmalarımız kararlılıkla devam etmektedir" ifadelerini kullandı. Zorlu bir süreci başarıyla atlatan bebeğin sağlığına kavuşması, hem ailesine hem de sağlık çalışanlarına büyük mutluluk yaşattı. Yetkililer, bu tür vakalarda erken müdahale ve ekip koordinasyonunun hayati önem taşıdığını bir kez daha vurguladı.
25 Mart 2026 Çarşamba - 09:55 Aile öyküsü, glokom riskini katlıyor Medicana Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sinan Bilgin, glokomun çoğu zaman hiçbir belirti vermeden ilerlediğini ve fark edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabildiğini belirterek önemli uyarılarda bulundu. Glokomun, görme sinirinin ilerleyici hasarı ile karakterize kronik bir hastalık olduğunu ifade eden Doç. Dr. Sinan Bilgin, hastalığın genellikle göz içi basıncı yüksekliği ile ilişkili olduğunu ancak normal basınçta da gelişebildiğini söyledi. Glokomun tıpta "gözün sessiz hırsızı" olarak adlandırıldığını belirten Medicana International İzmir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sinan Bilgin, "Glokom genellikle ağrı yapmaz, erken dönemde görmeyi etkilemez ve merkezi görme uzun süre korunur. Görme kaybı periferden başlar ve hasta bunu fark etmeden ilerler. Çoğu zaman hastalar, hastalık ciddi seviyeye gelene kadar bir problem olduğunu anlamaz" dedi. Bu nedenle glokomun, dünya genelinde geri dönüşsüz körlüğün en önemli nedenlerinden biri olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Sinan Bilgin, glokomun görme sinirine verdiği hasarın kalıcı olduğuna dikkat çekti. Doç. Dr. Sinan Bilgin, göz içi basıncındaki artış ve bazı dolaşım bozukluklarının, optik sinir liflerinde hasara yol açabildiğini belirterek, "Bu süreçte sinir hücreleri kaybedilir ve görme alanı giderek daralır. Glokomda oluşan hasar ne yazık ki geri döndürülemez. Bu yüzden tedavide amacımız kaybı geri getirmek değil, hastalığın ilerlemesini durdurmak veya yavaşlatmaktır" dedi. ‘Belirti vermemesi en büyük risk’ Glokomun en tehlikeli yönlerinden birinin belirti vermemesi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Sinan Bilgin, hastaların genellikle ileri evrede başvurduğunu belirterek, "Periferik görme kaybı günlük yaşamda kolay fark edilmez. Beyin eksik alanları tamamlar, diğer göz de durumu telafi eder. Hastalar genellikle görme alanının ciddi oranda daraldığı, yani tünel görmenin başladığı dönemde durumu fark eder. Bu aşamada ise hasarın önemli bir kısmı kalıcıdır" ifadelerini kullandı. Glokom gelişiminde bazı risk faktörlerinin öne çıktığını belirten Doç. Dr. Sinan Bilgin, sözlerine şöyle devam etti: "Yüksek göz içi basıncı, 40 yaş üzeri olmak ve ailede glokom öyküsü bulunması en güçlü risk faktörleridir. Aile öyküsü olan bireylerde risk birkaç kat artar. Bunun yanında diyabet, hipertansiyon, migren, yüksek miyopi ve uzun süreli steroid kullanımı da riski artırabilir." ‘Erken tanı ile görme kaybı önlenebilir’ Glokomun erken teşhis edildiğinde kontrol altına alınabildiğini vurgulayan Doç. Dr. Sinan Bilgin, "Glokom erken dönemde tespit edildiğinde, uygun tedavi ile hastalığın ilerlemesini büyük ölçüde durdurmak mümkündür. Tedavide göz damlaları, lazer uygulamaları ve cerrahi yöntemlerle göz içi basıncını güvenli seviyeye düşürmeyi hedefliyoruz" dedi. Özellikle 40 yaş üzerindeki bireylerin düzenli göz kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Sinan Bilgin, sözlerini şu uyarıyla tamamladı: "Glokom sinsi ilerleyen ve geri dönüşü olmayan hasar bırakan bir hastalıktır. Ancak erken tanı ve doğru tedavi ile körlük büyük oranda önlenebilir. Bu nedenle hiçbir şikâyet olmasa bile düzenli göz muayenesi yaptırmak hayati önem taşır."
25 Mart 2026 Çarşamba - 09:51 Uzm. Dr. Meltem Gülşan’dan çocuklarda görülen kabızlıkla ilgili uyarı Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Meltem Gülşan, çocuklarda görülen kabızlık ile ilgili uyarılarda bulundu. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Meltem Gülşan, çocuklarda kabızlığın sanılandan çok daha yaygın olduğunu belirterek aileleri uyardı. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Meltem Gülşan, "Çocukluk çağında sıkça karşılaşılan sağlık sorunlarından biri olan kabızlık, hem çocukların yaşam kalitesini düşürüyor hem de aileler için endişe kaynağı haline geliyor. Erken fark edilip doğru şekilde yönetildiğinde kabızlık büyük ölçüde önlenebiliyor. Kabızlık, genellikle haftada üçten az dışkılama, sert ve zor çıkarılan dışkı ya da tuvalet sırasında ağrı yaşanması gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Özellikle okul öncesi ve okul çağındaki çocuklarda daha sık görülen bu durumun altında çoğu zaman yanlış beslenme alışkanlıkları yatıyor" dedi. "Beslenme alışkanlıkları kritik rol oynuyor" Uzm. Dr. Meltem Gülşan, lif açısından yetersiz beslenme, az su tüketimi ve hareketsiz yaşam tarzının kabızlığın en önemli nedenleri arasında yer aldığını vurguladı. Fast food ve işlenmiş gıdaların fazla tüketilmesinin de bağırsak hareketlerini olumsuz etkilediğini ifade eden Gülşan, çocukların günlük beslenmesinde sebze, meyve ve tam tahıllı gıdaların mutlaka yer alması gerektiğini belirtti. Psikolojik etkenler de göz ardı edilmemeli Uzm. Dr. Meltem Gülşan, "Kabızlık sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik nedenlere de bağlı olabiliyor. Tuvalet eğitimi sürecinde yaşanan baskı, okulda tuvalet kullanmaktan çekinme veya stres gibi faktörler çocukların dışkılama alışkanlıklarını etkileyebiliyor. Bu durum zamanla kronik kabızlığa dönüşebiliyor" şeklinde konuştu. Erken müdahale önemli Medical Point Gaziantep Hastanesi’nden Uzm. Dr. Meltem Gülşan, kabızlığın uzun süre devam etmesi halinde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini belirterek, erken dönemde alınan önlemlerin ileride oluşabilecek daha ciddi bağırsak problemlerinin önüne geçebileceğini ifade etti. Ailelere öneriler Uzm. Dr. Meltem Gülşa, ailelerin bilinçli davranması gerektiğini de söyleyerek, "Çocukların bol su içmesi teşvik edilmeli. Lifli gıdalar günlük beslenmeye dahil edilmeli. Düzenli tuvalet alışkanlığı kazandırılmalı. Fiziksel aktivite artırılmalı. Tuvalet eğitimi sırasında baskıcı tutumdan kaçınılmalı. Çocuklarda kabızlık, doğru yaklaşımla kolaylıkla kontrol altına alınabilecek bir sorun olarak görülüyor" diye konuştu.
25 Mart 2026 Çarşamba - 09:40 Tıp Fakültesi öğrencileri antibiyotik kullanımı hakkında bilgilendirdi Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri, toplum sağlığını tehdit eden ’akılcı ilaç kullanımı’ ve ’atık ilaç yönetimi’ konularında farkındalık oluşturmak için kurulan stantta vatandaşları bilgilendirdi. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Tıp Fakültesi öğrencileri, örnek bir sosyal sorumluluk projesine imza attı. Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gürkan Yiğittürk koordinatörlüğünde yürütülen ’Tarihi Geçmiş İlaçlardan Arınma ve Antibiyotiklerin Doğru Kullanımı’ başlıklı proje kapsamında, Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bilgilendirme standı kuruldu. Hastane girişinde kurulan stantta tıp fakültesi öğrencileri; hasta ve hasta yakınlarını antibiyotiklerin bilinçsiz kullanımı ve bunun sonucunda ortaya çıkan "antibiyotik direnci" tehlikesi hakkında sözlü olarak bilgilendirdi. Antibiyotik direncinin küresel bir sağlık krizi olduğuna dikkat çeken geleceğin doktorları, ilaçların mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerektiğinin altını çizdi. Etkinliğin bir diğer önemli odak noktası ise evlerde biriken tarihi geçmiş ilaçların yönetimi oldu. Öğrenciler, son kullanma tarihi geçmiş ilaçların kullanımının ciddi sağlık riskleri barındırdığını vurgularken, bu ilaçların imha süreçlerine dair şu uyarılarda bulundu. İlaçların çöpe atılması veya lavaboya dökülmesi su kaynaklarını ve toprağı zehirler. Atık ilaçlar, çevre ekosistemi üzerinde geri dönülemez tahribatlara yol açar. İlaçların uygun yöntemlerle, tıbbi atık standartlarında imha edilmesi gerekmektedir ifadesine yer verildi. Farkındalık standını Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcıları Doç. Dr. Ercan Saruhan ve Doç. Dr. Kıvanç Karaman da ziyaret etti. Çalışmalar hakkında Doç. Dr. Gürkan Yiğittürk ve öğrencilerden detaylı bilgi alan başhekim yardımcıları, projenin toplumsal bilinç oluşturma noktasındaki önemine değinerek ekibi tebrik etti.
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde "Prematüre Bebeklerin Yaşam Yolculuğu" paneli düzenlendi
17 Kasım 2025 Pazartesi - 15:22 Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde "Prematüre Bebeklerin Yaşam Yolculuğu" paneli düzenlendi Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ), 17 Kasım Dünya Prematüre Günü kapsamında "Prematüre Bebeklerin Yaşam Yolculuğu: Farkındalık ve Destek Yaklaşımları" başlıklı önemli bir panel düzenledi. Panel, MSKÜ Atatürk Kültür Merkezi C Salonu’nda gerçekleştirildi. Etkinliğe, prematüre bebeklerin zorlu yaşam mücadelesine dikkat çekmek, ailelere destek olmak ve sağlık çalışanlarının özverili çalışmalarını onurlandırmak amacıyla çok sayıda katılımcı iştirak etti. Panelde konuşma yapan Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ethem Acar, açılış konuşmasında prematüre bebeklerin mücadelesine vurgu yaparak, "Bugün burada, hayat mücadelesine biraz daha erken başlamış ancak gerçekten güçlü bir mücadele veren çocuklarımızı; onların bu çetin yolunda hem stres ve sıkıntılarıyla, hem de onlara bakmakla zorlanan ailelerimizi ve aslında bu işin görünmez kahramanları olan sağlık çalışanlarımızı, eğitimcilerimizi ve hemşirelerimizi onurlandırmak için bir araya geldik" dedi. Prof. Dr. Acar, prematüre bebek bakımının sadece teknik bir hastane işi olmadığını, aynı zamanda "tüm sağlık sisteminin insana ve insanlığa vereceği değerlerle alakalı" olduğunu belirtti. Hastanenin yenidoğan ünitesi ve prematüre bebek bakımını güçlendirme çabalarına değinen Başhekim Acar, bu süreçteki en büyük emeğin sağlık çalışanlarına ait olduğunu ifade etti. Sağlık çalışanlarının "birer sessiz kahraman" olduğunu, gecelerini gündüzlerine katarak çalıştıklarını, prematüre çocukların aldıkları her bir nefesi bir zafer olarak değerlendirdiklerini söyledi. Prof. Dr. Acar, tüm sağlık çalışanlarına şükranlarını sunarak, bu panelin hem farkındalığı artırmasını hem de çocukların geleceği için daha güzel adımlar atılmasına vesile olmasını temenni etti. Konuşmaların arkasından Doç. Dr. Özkan İlhan, Uzm. Dr. İpek Kocaoğlu, Prof. Dr. Gonca Karayağız Muslu tarafından sunum gerçekleştirildi.
Muğla Büyükşehir, Kızılay’a kan bağışı desteğini Menteşe’de başlattı
17 Kasım 2025 Pazartesi - 15:14 Muğla Büyükşehir, Kızılay’a kan bağışı desteğini Menteşe’de başlattı Muğla Büyükşehir Belediyesi, Kızılay’ın artan kan ihtiyacına destek olmak amacıyla 17-21 Kasım tarihleri arasında il genelinde düzenlediği kan bağışı kampanyasını Menteşe’de Gazi Mustafa Kemal Kültür Merkezinde başlattı. Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin gönüllü çalışanlarının katıldığı kampanya, hem farkındalık oluşturmayı hem de Kızılay’ın kan stoklarına katkı sunmayı amaçlıyor. Kampanya, 21 Kasım’a kadar 6 ilçede devam edecek. Büyükşehir’den yer ve organizasyon desteği Muğla Büyükşehir Belediyesi, yalnızca çalışanlarıyla bağış desteği vermekle kalmayıp, Kızılay ekiplerinin rahat çalışabilmesi için bağış noktalarında yer ve organizasyon desteği de sağlıyor. Kan bağışı noktaları ve tarihleri: 18.11.2025 / 11:00-18:00 | Bodrum | Konacık Hizmet Binası Eğitim Salonu, 18.11.2025 / 10:00-18:00 | Marmaris | Türkmenistan Parkı, 19.11.2025 / 10:00-18:00 | Milas | Atapark Meydanı, 20.11.2025 / 10:00-18:00 | Ortaca | Eski Devlet Hastanesi Bahçesi, 21.11.2025 / 10:00-18:00 | Fethiye | Uğur Mumcu Otoparkı ve 21.11.2025 / 10:00-17:00 | Datça | MUSKİ Abone İşleri Önü Başkan Aras: "Bir ünite kan, bir hayata umut demektir" Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, "Kızılay’ın kan ihtiyacına destek olmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Menteşe’den başlattığımız bu kampanya ile hem farkındalığı artırmayı hem de kan stoklarına katkı sunmayı istedik. Gönüllü olarak bağışta bulunan tüm çalışma arkadaşlarıma ve vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum. Bir ünite kan, bir hayata umut olabilir. Tüm hemşehrilerimizi kan vermeye davet ediyorum." dedi.
Prematüre doğan bebeğinin annesi: "Süreç çok zor, bize sabretmeyi, güçlü olmayı öğretti"
17 Kasım 2025 Pazartesi - 13:56 Prematüre doğan bebeğinin annesi: "Süreç çok zor, bize sabretmeyi, güçlü olmayı öğretti" Yenidoğan Uzmanı Doç. Dr. Seda Kunt ve 27’nci haftasında bin 80 gram olarak erken doğan İnci Hira’nın annesi 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kavuşmalarını ve yaşadıkları zorlu süreci anlattı. Dünya Sağlık Örgütü’nce her yıl 17 Kasım tarihinde kutlanan Dünya Prematüre Günü kapsamında Etlik Şehir Hastanesi’nde tedavi görmüş aileler ve çocuklar bir araya geldi. Yenidoğan Uzmanı Doç. Dr. Seda Kunt ve 27’nci haftasında bin 80 gram olarak erken doğan İnci Hira’nın ailesi yaşadıkları zorlukları ve geride bıraktıkları günleri İhlas Haber Ajansı muhabirine anlattı. "27’nci gebelik haftasında bin 80 gram olarak doğmuştu" Prematüre bebeklere, zamanında doğan ama ek hastalığı olan, yenidoğan yoğun bakımı ihtiyacı olan tüm bebeklere hizmet verdiklerini vurgulayan Kunt, "İnci Hira, 27’nci gebelik haftasında bin 80 gram olarak doğmuştu. Akciğerlerinin gelişimi henüz tamamlanmadan doğduğu için solunum sıkıntısı nedeniyle hastamızı servisimize kabul ettik. Bu süreçte anne, baba ve bebeğimize gerekli desteklerini sağladık. Bu solunum desteğinde de bebeğimizin sadece burundan basınçlı hava desteği ihtiyacı oldu. Onun haricinde anne karnındaki büyümesini destekledik. Ardından beslenmesini toparladık. Destek tedavilerini, vitamin desteklerini, demir desteğini verdik ve büyümesini bekledik bebeğimizin" ifadelerini kullandı. "Önemli olan bebekleri hastalıksız yaşama kavuşturmak" Kritik aşamanın bebeğin kilosu ve haftası olduğunu belirten Kunt, "Solunum desteğinden entübasyona gitmemek bizim için önemliydi. Enfeksiyondan korumak önemliydi. Tüm bu oksijen, solunum desteğini verirken gözümüzü korumamız gerekiyordu. Çünkü erken doğan bebeklerde prematüre retinopatisi dediğimiz bir durum olmakta. İnci’de bu komplikasyonla karşılaşmadık çok şükür. Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinin ve anne karnındaki bakımın gelişmesi nedeniyle prematüre bebeklerimizin yaşam şansı arttı. Önemli olan bebekleri hastalıksız yaşama kavuşturmak. İnci’de biz bunu sağlayabildik. Herhangi bir sıkıntı olmadan bağırsaklarını, akciğerini, enfeksiyon olmasını, gözde herhangi bir sıkıntı olmadan, işitmede bir problem olmadan sağlıkla taburcu edebildik" diye konuştu. "Her yıl dünyada 15 milyon bebek prematüre nedeniyle dünyaya gelmekte" Dünya Prematüre Günü’nün 17 Kasım 2008 tarihinde ilan edildiğini hatırlatan Kunt, "Tüm dünyada ve ülkemizde çeşitli organizasyonlarla kutlanmakta. Bunun nedeni de prematürenin önemi ve hayatta kalmanın, onların nelerle savaştığına dikkati çekmek için bugün ilan edilmiştir. Biz mor rengini kullanmayı tercih ediyoruz. Gücü, savaşı ve hayatta kalmayı bize simgeliyor. Her 10 doğumdan biri dünyada da ülkemizde de prematüre ile sonuçlanmakta. Her yıl dünyada 15 milyon bebek prematüre nedeniyle dünyaya gelmekte ve maalesef halen 1 milyona yakın bebeği biz prematüre ve komplikasyonlar nedeniyle kaybetmekteyiz. Asıl amacımız, anne karnındaki süreci uzatmak. Bazen önüne geçemiyoruz, risklerimize engel olamıyoruz. Bebeklerimiz prematüre doğacaksa doğumu deneyimli bir merkezde, yenidoğan yoğun bakım ünitesinin 3’üncü basamak olması, deneyimli ellerde, bebeklerin takibinin olacağı yerde doğumu tercih ediyoruz. Yenidoğan yoğun bakım ünitelerimizde bir ekip işi olarak bunu organize etmemiz gerekiyor. Prematüreyi engelleyemiyorsak da biz onun oluşturabilecek komplikasyonları önleyebilecek kapasitedeyiz. Hepimizin Dünya Prematüre Günü’nü kutluyorum" değerlendirmesini yaptı. "Sabretmeyi, güçlü olmayı öğretti bize İnci" Servikal yetmezlik nedeniyle sürece başladıklarını anlatan anne Seher Solak, "Hiç ummadığımız bir anda çıktı. Bir anda evde benim suyum geldi. 27-26’ncı haftada ve hastaneye buraya yatışım gerçekleşti. Burada 4 gün İnci’yi ne kadar geç olabilir doğum diye biraz daha tutmaya çalıştık ama maalesef olmadı. Gayet güzel tedavim gerçekleşti ve 27 artı 0’da İnci dünyaya geldi. Bir küvez sürecimiz başladı o arada. Burada İnci’yi bırakıp gitmek en zoruydu. Burada bir güven sağlanmışlardı bizim için. Çünkü ilk çocuğumuz ve ne olduğunu anlamadık bir anda böyle karşılaşınca. Süreç çok zor. Sabretmeyi, güçlü olmayı öğretti bize İnci. Her şey zordu bizim için ama farklı bir zaman oldu 85 gün bizim için. En kritik dönem bence ilk 1 aydı. Çünkü biz kucağımıza hiç alamadık. Doğum anında ben kucağıma almak istediğimde solunum sıkıntısından dolayı kucağıma alamadım. İlk temas bizle gerçekleşmedi" diye konuştu. "8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kadının gücünü de gösterip o gün kavuştuk kızımla" Hemşire ve doktorlar ile olan iletişimini anlatan anne Solak, "Gayet güzeldi çünkü bizi anlayabiliyorlardı. Bir prematüre annesini, babasını nasıl bir umutla nasıl sakinleştirebileceklerini çok iyi biliyorlardı. Hepsine çok teşekkür ediyorum. Çünkü bu süreçte bizim yanımızda bizi rahatlatan onlardı. İnci’nin sağlığında, oradaki bakımında en büyük görevi üstlenen onlardı. Taburcu olduğunda çok sevindim, çok tedirgindim. Çünkü doğduğunda alıp gidemediğim için o süreden sonra ne yapacağımı bilemedim. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kadının gücünü de gösterip o gün kavuştuk kızımla. O gün biz taburcu olduk. O günden sonra aslında bizim için süreç başladı ve en güzel süreçti. İnci de adının anlamıyla parlayarak o kuvözden çıktı. Eşimin bana olan desteği, benim ona olan desteğimle biz bu süreci atlattık diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı. "Gerçekten çok güçlüler ve hayata tutunuyorlar" İnci’nin durumunun iyi olduğuna değinen anne Solak, "Yaşıtlarına göre gayet yakalamış durumdayız. Buradaki tedavi süreci olsun hepsi gayet güzel ilerledi. Şu anda da fiziksel olarak hiçbir sıkıntımız yok. Bir tedavi sürecimiz de yok. Çok şükür devam ediyoruz. Taburcu olduktan sonra kontrollerimizi yaptırdık. Hiçbir şey yoktu. 2 senedir çok şükür iyiyiz. Prematüre annesi olmak çok zor ama bu bir başarı gibi. Onların güçleri bize güç veriyor. Çünkü çok güçsüzdük, umutsuz ve korkuluyduk. Korkmamalarını, güçlü olmalarını diliyorum. Gerçekten çok güçlüler ve hayata tutunuyorlar. Bugün çok onurlandırıcı ve gururlandırıcı bir gün. Bu süreci atlatmamız bizi çok gururlandırıyor. Bugünü hep değerlendirmek istiyoruz. Hastanemize ve Seda hocamıza da teşekkür ediyoruz" şeklinde konuştu.
"Akciğer nodülü kanser işareti olabilir"
17 Kasım 2025 Pazartesi - 12:17 "Akciğer nodülü kanser işareti olabilir" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aziz Uluışık, 17 Kasım Akciğer Kanseri Farkındalık Günü’nde bilgilendirmelerde bulunarak, kişideki akciğer nodülünün büyüklüğüne göre kanser olma ihtimalinin arttığını söyledi. Uluışık, "İyi huylu nodüllerde gereksiz cerrahi girişimden kaçınmak gerekir. Kötü huylu nodüllerde ise erken dönemde tanı konarak ameliyatla sağ kalım süresi artırabilir" dedi. Günümüzde bilgisayarlı tomografi cihazlarının gelişmesiyle akciğerlerdeki nodülleri saptamanın kolaylaştığını ifade eden Liv Hospital Samsun’dan Uzm. Dr. Aziz Uluışık, "Kötü huylu (malign) nodüllere mümkün olduğunca erken dönemde tanı konulup ameliyat edilmesi halinde sağ kalım süresi artar. İyi (benign) nodüllerde ise gereksiz cerrahi girişimden ve buna bağlı oluşacak sorunlardan kaçınmak gerekir. Bu nedenle nodül saptandığında nasıl bir karar verileceği çok önemlidir. Günümüzde bilgisayarlı tomografi (BT) cihazlarının gelişmesi ve tomografi çekilen hasta sayısı artması sayesinde akciğerlerdeki nodülleri saptamak kolaylaştı. Akciğer tomografilerinin yaklaşık yüzde 30’unda bir veya birden fazla nodül saptama ihtimali vardır. Ancak bunların önemli mi, önemsiz mi, kötü mü yoksa iyi huylu mu olduğuna karar vermek bazı durumlarda zor olabiliyor" diye konuştu. Nodülün boyutu önemli Uzm. Dr. Aziz Uluışık, öncelikle görülen nodülün boyutunun çok önemli olduğunun altını çizerek, "3 mm ve daha küçük nodüllerin kansere bağlı olma ihtimali yaklaşık yüzde 0,2 gibi düşük bir orandadır. 8-20 mm arasındakilerde bu ihtimal yüzde 18’e çıkarken, 20 mm’den büyük nodüllerde yüzde 64’den fazladır. Saptanan bir nodülün takibinde eski tomografiler ile karşılaştırmak önemlidir. Nodül boyutunda yüzde 25’den fazla bir artış olması kanser riskinin yüksek olduğuna işaret eder. Boyutundan sonra nodülün kenarlarının düzgün olup olmadığına bakmak gerekir. Kenarı düzensiz olan nodüllerin kanser riski 5 kat fazladır. Nodülün içinde kireçlenme bulunması, çoğunlukla iyi huylu olduğu anlamına gelir. Genellikle 2-3 yıl, bazı durumlarda ise 5 yıllık izlemde eğer nodülde bir değişiklik yoksa ileri incelemeye gerek yoktur" açıklamasında bulundu. Kanser riski nodül özelliklerine göre tayin edilebilir Akciğer grafisinde ya da tomografide büyüme saptanan her nodül olgusunda sakıncalı bir durum (kontrendikasyon) yoksa doku tanısının elde edilmesi gerektiğini söyleyen Uluışık, "Büyüme saptanan her nodülde kanser ihtimali arttığı için radyolojik veya cerrahi biyopsi gerekir. Kanser ihtimali yüksek nodül varlığı ve riskli hastalarda ameliyat ile nodülü çıkarmak hayat kurtarıcı olabilir. Sigara kullanmış ya da halen kullanmakta olan, 40 yaş üzeri ve de kendisinde ve 1. derecede akrabalarında kanser öyküsü bulunan kişiler yüksek risk grubuna girer. Özellikle ileri yaş ve içilen sigara miktarının çokluğu ile kanser potansiyeli artar. Hekim görülen nodülün özelliklerine bakarak kanser riskini tayin eder. Buna göre de hastanın tomografi ile takip edilmesi mi, yoksa biyopsiye mi gönderilmesi gerektiğine karar verir. Bu karar hasta adına hayati olabilir. Her hasta ve nodül için aynı senaryo geçerli olmayabilir. Bu yüzden sayılan özelliklerin sadece ihtimal üzerinden değerlendirildiği ve her zaman için düşük ihtimalli durumlarla da karşılaşılabileceği unutulmamalıdır" şeklinde konuştu.
Dünya genelinde ikinci sırada: Bel sağlığını korumak için uzmandan 10 tavsiye
17 Kasım 2025 Pazartesi - 11:48 Dünya genelinde ikinci sırada: Bel sağlığını korumak için uzmandan 10 tavsiye Dünya genelinde soğuk algınlığından sonra en sık görülen ikinci sağlık sorunu olan bel ağrısının giderek arttığına dikkat çeken Uzm. Dr. Göksel Çelebi, özellikle masa başı çalışanlarının bel sağlığını koruması için uygulanması gereken temel kuralları paylaştı. "Bel ağrısı, günlük yaşam kalitesini düşüren ve iş gücü kaybına yol açabilen yaygın bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor" diyen Medicana Kadıköy Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Göksel Çelebi, "Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre bel ağrısı, iş gücü kaybına bağlı en önemli ikinci sağlık problemidir. Yanlış duruş alışkanlıkları, ağır yük kaldırma, hareketsiz yaşam biçimi ve fazla kilo bel fıtığı başta olmak üzere birçok rahatsızlığa zemin hazırlıyor. Özellikle uzun süre bilgisayar başında çalışan yetişkinler, ergenlik çağında hızlı boy uzaması yaşayan gençler ve bedensel efor gerektiren işlerde görev alan kişilerde görülme riski daha yüksektir. Kadınlarda gebelik döneminde ve doğum sonrasında bel ağrılarının artabildiğine, ileri yaşlarda ise kemik erimesiyle birlikte şikâyetlerin daha sık gözlendiğine dikkat çekiliyor" açıklaması yaptı. Uygulanabilecek yöntemler Uzman Dr. Göksel Çelebi, bel sağlığını korumak için uygulanabilecek yöntemleri şöyle sıraladı: "Doğru duruş alışkanlığı kazanmak: Omurga sağlığını korumak için ayakta, otururken ve yatarken doğru postür pozisyonlarını benimsemek önem taşıyor. Ağır yüklerden kaçınmak: Belden eğilerek ağırlık kaldırmak, disklerin üzerine fazla yük binmesine neden oluyor. Yük kaldırırken dizleri bükerek ve ağırlığı gövdeye yakın tutarak hareket etmek gerekiyor. Düzenli egzersiz yapmak: Yüzme, yürüyüş ve esneme hareketleri bel kaslarını güçlendiriyor ve esnekliği artırıyor. İdeal kiloyu korumak: Fazla kilo omurga üzerine binen yükü artırıyor ve bel ağrısı riskini yükseltiyor. Uzun süre hareketsiz kalmamak: Bilgisayar başında veya araç kullanırken her 30-40 dakikada bir kısa aralar verip esneme yapılmalı. Uygun yatak ve yastık kullanmak: Orta sertlikte yataklar ve boyun ile başı destekleyen yastıklar omurganın doğal eğrisini korumaya yardımcı oluyor. Yüksek topuklu ayakkabılardan kaçınmak: Uzun süreli yüksek topuk kullanımı omurga dengesini bozarak bel kaslarını zorlayabiliyor. Stresten uzak durmak: Kas gerginlikleri bel ağrılarını artırabiliyor. Nefes egzersizleri ve gevşeme teknikleri fayda sağlıyor. Ergonomik çalışma ortamı oluşturmak: Masa ve sandalye yüksekliğinin kişiye uygun olması, ekranın göz hizasında bulunması bel sağlığını korumada önemli. Düzenli sağlık kontrolü yaptırmak: Uzman hekim kontrolünde bel sağlığını düzenli olarak takip etmek, ileride oluşabilecek ciddi sorunların önüne geçiyor." Bel ağrısını hafife almamak gerekiyor Uzm. Dr. Göksel Çelebi, özellikle uzun süren ve istirahatle geçmeyen bel ağrılarının dikkate alınması gerektiğini belirterek şöyle konuştu: "Bel ağrısı yalnızca kas kaynaklı basit bir sorun olmayabilir. Omurga fıtıkları, romatizmal hastalıklar veya kemik erimesi gibi altta yatan rahatsızlıkların da belirtisi olabilir. Bu nedenle, şiddeti artan ya da günlük yaşamı kısıtlayan bel ağrılarında mutlaka bir hekime başvurulmalıdır." Sağlıklı yaşam tarzı en önemli destek "Düzenli egzersiz, dengeli beslenme ve doğru duruş alışkanlıkları, bel sağlığını korumada en önemli yaşam tarzı unsurları olarak öne çıkıyor" diyen Çelebi, "Erken dönemde alınan önlemler, hem yaşam kalitesini yükseltiyor hem de ilerleyen yaşlarda ortaya çıkabilecek bel problemlerini büyük ölçüde azaltıyor" dedi.
SANKO Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon doktora programı açacak
17 Kasım 2025 Pazartesi - 11:47 SANKO Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon doktora programı açacak SANKO Üniversitesi, topluma hizmet odaklı eğitim anlayışı ve nitelikli sağlık profesyonelleri yetiştirme misyonu doğrultusunda, 2025-2026 Eğitim ve Öğretim Yılı Bahar Yarıyılında Lisansüstü Eğitim Enstitüsü bünyesinde Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Doktora Programı açacak. SANKO Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Güner Dağlı, "Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Doktora Programının, alanında öncü araştırmalar yürütebilen, uluslararası düzeyde rekabetçi bilim insanları yetiştirme hedefimize önemli katkı sağlayacağına inanıyorum" dedi. Prof. Dr. Dağlı, "SANKO Üniversitesi olarak, nitelikli akademik kadromuz ve güçlü altyapımızla öğrencilerimize dünya standartlarında bir doktora eğitimi sunmaya kararlıyız" diye konuştu. Fizyoterapi biliminin gelişimine önemli katkılar sunacak SANKO Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nevin Ergun ise Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Doktora Programının açılmasının, bu alanda ileri düzey araştırma kültürünü güçlendirmek adına önemli bir adım olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ergun, SANKO Üniversitesi’nin halihazırda yürütülen lisans ve tezli yüksek lisans programlarının gerek artan öğrenci talepleri gerekse mezunların akademik gelişim yönündeki beklentileri doğrultusunda doktora programını destekleyecek güçlü bir altyapıya sahip olduğunu belirtti. Program ile fizyoterapi biliminin gelişimine önemli katkılar sunması hedeflendiğini vurgulayan Prof. Dr. Ergun, "Açılması planlanan doktora programımızın amacı; alanında ileri düzey bilgi birikimine ve araştırma yetkinliğine sahip, evrensel bilim insanı niteliklerini taşıyan, bağımsız bilimsel çalışma yürütebilen, yenilikçi tedavi yaklaşımları geliştirebilen, ulusal ve uluslararası düzeyde akademik katkı sağlayabilen lider araştırmacılar yetiştirmektir. Ana Bilim Dalımız; akademik kadro kapasitesi, laboratuvar ve klinik altyapısı ile ulusal ve uluslararası iş birlikleri sayesinde söz konusu doktora programımız, sürdürülebilir ve yüksek standartlarda yürütülecek donanıma sahiptir" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Ergun, "Programdan mezun olacak bireylerin üniversitelerde akademisyen olarak görev almanın yanı sıra, kamu ve özel sağlık kuruluşlarında üst düzey yönetici, araştırmacı ve politika geliştirici pozisyonlarda çalışma imkanına sahip olmaları bekleniyor" diyerek sözlerini tamamladı.
Tansiyon hastaları için sabah kahvesi riskli olabilir
17 Kasım 2025 Pazartesi - 11:42 Tansiyon hastaları için sabah kahvesi riskli olabilir Medical Point Gaziantep Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Çakır, "Tansiyon hastaları için sabah kahvesi riskli olabilir" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Çakır, tansiyon hastalarını kahve içmemeleri konusunda uyardı. Uzman Dr. Çakır, "Sabahları ayılmak için içilen mis kokulu kahve, birçok kişi için güne başlarken vazgeçilmez bir alışkanlık. Hipertansiyon hastalarının kahve tüketimi konusunda daha dikkatli olması gerekiyor" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Çakır, kafeinin kan basıncı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek önemli uyarılarda bulundu. Çakır, bazı bireylerde kafeinin kısa süre içinde tansiyonu belirgin şekilde yükseltebildiğini söyledi. "Yüksek tansiyon riskini artırabiliyor" Uzm. Dr. Mehmet Çakır, kahvede bulunan kafeinin özellikle hipertansiyon hastalarında ani kan basıncı artışlarına yol açabileceğine değinerek, "Kafein, hassas kişilerde tansiyonu birkaç saatliğine yükseltebilir. Bu durum, hipertansiyon hastalarında ek bir risk oluşturabilir. Ayrıca bazı tansiyon ilaçlarının etkisinin zayıflamasına da neden olabileceği için kahve tüketimi konusunda dikkatli olmak önemlidir. Kahvenin tamamen bırakılması gerektiğini söylemese de, hipertansiyon hastalarının tüketim miktarını takip etmeleri, sabah aç karnına kahve içmemeleri ve doktorlarına danışarak bireysel risk durumlarını öğrenmeleri gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Her bünye kafeine farklı tepki verir" Uzm. Dr. Mehmet Çakır, herkesin kafeine aynı şekilde tepki göstermediğini de vurgulayarak, kahve tüketiminden sonra çarpıntı, baş ağrısı veya tansiyon yükselmesi hisseden kişilerin mutlaka bir uzmana başvurması gerektiğini söyledi.
Samsun’da sağlık yatırımlarında yeni adım
17 Kasım 2025 Pazartesi - 11:40 Samsun’da sağlık yatırımlarında yeni adım Samsun’un sağlık altyapısını güçlendiren yatırımlar kapsamında, kentin ve bölgenin önemli bir ihtiyacını karşılayacak olan Yeni Halk Sağlığı Laboratuvarı ile İl Sağlık Müdürlüğü hizmet binasının yer teslimi düzenlenen törenle yapıldı. Samsun İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada; Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen yatırımların şehir genelinde hız kesmeden devam ettiği belirtilerek, yeni laboratuvar ve müdürlük binasının Samsun’a dünya standartlarında bir referans merkezi kazandıracağı vurgulandı. Samsun İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras, sağlık yatırımlarının ilin her noktasına yayıldığını belirterek, "Şehrimizde Cumhurbaşkanımız öncülüğünde, Sağlık Bakanlığımızın desteğiyle yürütülen çalışmalar kapsamında yenilenmeyen ya da inşaatı devam etmeyen bir bölgemiz yok. İlçelerimizin tamamı sağlık yatırımı anlamında adeta bir şantiye gibi. Terme, Salıpazarı, Çarşamba, Bafra, Bafra Ağız ve Diş Sağlığı, 19 Mayıs, Kavak, Havza, Lâdik, Vezirköprü devlet hastanelerimiz tamamlandı, Alaçam-Yakakent, Atakum, Tekkeköy, Ayvacık Devlet Hastanelerimizin inşaat süreçleri devam ediyor. Şimdiki Sağlık Müdürlüğü binamızın bulunduğu alanda yapılacak İlkadım Devlet Hastanesi inşaatımız ise ihale sürecinde. Bölgemizin sağlıktaki yıldızı Samsun Şehir Hastanemiz de hizmete girmek üzere. Bu sağlık yatırımlarımızdan sonra şimdi de tetkik ve tedavi süreçlerinin önemli bir ayağı olan, özellikle pandemi döneminde önemi daha iyi anlaşılan Halk Sağlığı Laboratuvarımızın ihale süreci tamamlandı ve binanın yer teslimini yüklenici firmaya gerçekleştirdik. 1978 yılında yapılan ve 2 bin 700 m2 kapalı alanda kısıtlı fiziki imkanlarla sadece Samsun’a değil, ülkemizdeki birçok farklı ile tetkik imkânı sunan Halk Sağlığı Laboratuvarımızı ve ona entegre olarak yapılacak İl Sağlık Müdürlüğü binamızı 599 milyon TL’lik bir yatırımla, 550 günde Samsunumuza yakışır nitelikte, dünya standartlarında yeniden inşa edeceğiz" dedi. Uras, yeni yatırımın üç önemli kazanım sağlayacağını ifade ederek, "Samsun’un ülke genelinde örnek bir referans laboratuvarına kavuşması, mevcut müdürlük binasının bulunduğu alanın İlkadım Devlet Hastanesi olarak yeniden şehre kazandırılması, daha nitelikli ve modern bir idari merkez binasının hizmete alınması" ifadelerini kullandı. Törene; Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Dr. Bekir Şahin, Destek Hizmetleri Başkanı Arslan Kayhan, Personel Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Hüseyin Yalçın Büyükkarabacak, Sağlık Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Kemal Serhan Sandıkçı, Başkan Yardımcıları Özcan Şenyurt, Ahmet Genç ve Uzman Nurcan Ayvaz, müdürlük yöneticileri, teknik ekip ve yüklenici firma temsilcileri katıldı.