SAĞLIK
02 Nisan 2026 Perşembe - 16:30 Otizmde kritik uyarı: "6 aylık bebeklerde bile görülebilir" Sivas Devlet Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıklarından Uzm. Dr. Beyza Karataş Bozok, otizmin yalnızca 3 yaşından sonra anlaşılabileceği yönündeki yaygın inanışın gerçeği yansıtmadığını söyledi. Uzm. Dr. Beyza Karataş Bozok, otizm spektrum bozukluğuna ilişkin önemli açıklamalarda bulunarak toplumda doğru bilinen yanlışlara dikkat çekti. Otizm belirtilerinin çok daha erken dönemlerde ortaya çıkabileceğini vurgulayan Bozok, "Bazı bebekler 6. aydan itibaren akranlarından farklı gelişim gösterebilir. Bu nedenle erken belirtilerin gözden kaçırılmaması büyük önem taşıyor" dedi. Tanı sürecine ilişkin de bilgi veren Bozok, "Otizm tanısı herhangi bir kan, idrar tetkiki ya da görüntüleme yöntemi ile konulmaz. Tanı, çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı tarafından yapılan ayrıntılı klinik değerlendirme ile konulur" diye konuştu. Ailelere erken dönem belirtiler konusunda ayrıntılı uyarılarda bulunan Bozok, "Erken dönemde bazı gelişimsel işaretlerin dikkatle izlenmesi gerekir. Örneğin 6 ay civarında sosyal gülümsemenin ya da duygusal yüz ifadelerinin olmaması, 9 ayda ses çıkarma, gülücük ve mimiklerin sınırlı kalması önemli bir uyarı olabilir. 12 ayda ismi söylendiğinde tepki vermeme dikkat edilmesi gereken hususlardır. Bunun yanı sıra işaret etme, gösterme, el sallama gibi jestlerin gelişmemesi de erken belirtiler arasında yer alır. 24 ay civarında çocuğun iki kelimeli spontan cümleler kuramaması ya da gelişimin herhangi bir döneminde konuşma ve sosyal becerilerde gerileme görülmesi mutlaka değerlendirilmelidir. Bu belirtilerden herhangi biri varsa zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır" ifadelerine yer verdi. Erken tanının hayati önem taşıdığını vurgulayan Bozok, "Erken tanı ve erken müdahale, çocuğun gelişimsel kazanımları açısından belirleyicidir. Özellikle 2,5 yaş öncesinde başlanan özel eğitim ve destek programlarının çok daha etkili olduğu bilinmektedir" dedi.
02 Nisan 2026 Perşembe - 15:57 Sağlık ve ekonomide güçlü sistem hedefi bu görüşmede ele alındı MHP Genel Başkan Yardımcılığı görevine atanan Özgür Bayraktar ile bir araya gelen AL-KON Konfederasyonu ve Hekimsen heyeti, Türkiye’nin sağlık ve ekonomik yapısında ihtiyaç duyulan dönüşümlere ilişkin değerlendirmede bulundu. AL-KON Konfederasyonu ve Hekimsen Sendikası Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban öncülüğündeki heyet, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcılığı görevine atanan Özgür Bayraktar’a hayırlı olsun ziyaretinde bulunarak, Türkiye’nin sağlık ve iktisadi geleceğine yönelik kritik başlıklarda değerlendirmelerde bulundu. Gerçekleştirilen görüşmede; Hekimlik Meslek Kanunu başta olmak üzere sağlık sisteminde köklü dönüşüm ihtiyacı, hekim haklarının güçlendirilmesi ve kamu yararını esas alan sürdürülebilir politikaların hayata geçirilmesi konuları ele alındı. Aynı zamanda iktisadi yapılanma süreçleri ve çalışan odaklı projelerin ülke ekonomisine sağlayacağı katkılar stratejik bir perspektifle değerlendirildi. "Sağlıkta ve ekonomide adil ve güçlü bir sistem için kararlılıkla çalışıyoruz" AL-KON Konfederasyonu ve Hekimsen Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, "Attığımız her adım; yalnızca bugünü değil, yarının güçlü Türkiye’sini inşa etme hedefinin bir parçasıdır. Sağlıkta ve ekonomide sürdürülebilir, adil ve güçlü bir sistem için kararlılıkla çalışıyoruz. Bayraktar’ın üstlendiği bu önemli görevin, milletimizin refahına ve devletimizin bekasına önemli katkılar sunacağına inanıyoruz" dedi.
Çölyak hastalarına büyük kolaylık: Glütensiz ürün satış noktası yoğun ilgi görüyor
27 Ekim 2025 Pazartesi - 12:27 Çölyak hastalarına büyük kolaylık: Glütensiz ürün satış noktası yoğun ilgi görüyor Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından Demokrasi Meydanı’nda hizmete açılan Çölyak Ürün Satış Noktası, vatandaşlardan yoğun ilgi görüyor. 9 Mayıs Dünya Çölyak Günü’nde Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar tarafından başlatılacağı duyurulan çalışma, çölyak hastaları için glütensiz ürünleri tek noktada vatandaşlara sunuyor. Sakarya Büyükşehir Belediyesi, hayatın her anında ihtiyacı olan her vatandaşın yanında olmaya devam ediyor. 9 Mayıs Dünya Çölyak Günü’nde vatandaşlarla buluşan Başkan Alemdar, Çölyak hastaları için Demokrasi Meydanı’nda belediye güvencesiyle ihtiyaç duydukları ürünlerin satış noktasını kuracaklarını belirtmişti. Satış noktasında, tamamı glütensiz ve katkısız birçok ürün yer alıyor. Glüten hassasiyeti bulunan vatandaşlar için hazırlanan noktada, un, makarna, ekmek çeşitleri, kek, kurabiye, hamur mayası, atıştırmalıklar ve benzeri ürünlerin yanı sıra hurma özü, keçiboynuzu özü, hindistan cevizi özü, mısır unu, pirinç unu, kinoalı un, fındık unu, nohut unu ve badem unu gibi özel ürünler de satışa sunuluyor. Vatandaşların glütensiz ürünlere daha kolay ulaşabilmesi amacıyla hayata geçirilen satış noktası, ilk günden itibaren yoğun ilgiyle karşılandı. Ürün çeşitliliği ve erişim kolaylığı sayesinde çölyak hastaları ile glüten hassasiyeti bulunan bireylerin uğrak noktası haline gelen merkez, haftanın her günü vatandaşlara hizmet vermeye devam ediyor. Demokrasi Meydanı’nda kurulan satış noktasından düzenli olarak alışveriş yapan Aslı Arslan, "Çölyak hastasıyım. Birçok ürünün burada toplanması çok iyi oldu. Her zaman farklı marketlere gidip, ihtiyaçlarımı öyle karşılıyordum. İnternetten sipariş vermeme gerek kalmadan buradan tüm ihtiyaçlarımı alabiliyorum" dedi. Uygun fiyatlardan oldukça memnun olduğunu belirten Leyla Aran, "Sürekli ulaşılabilir bir noktada. Fiyatlarda uygun. Başkanımızdan istedik o da bizi kırmayıp böyle bir noktayı bizlere kazandırdı. Ulaşılabilirlik çağımızın en önemli mevzusu. Başkanımızın ön ayak olması bizleri çok sevindirdi" derken, uzun zamandır ürün tedarikinde sıkıntılar yaşadıklarını belirten Nurdan Atabay, "3 yıldır Çölyak hastalığı ile mücadele veriyoruz. Ürün temin etmede zorluk çekiyoruz. İnternetten alışveriş yaptığımızda kargo ücretleri oluyor. Burası açıldığından beri hızlıca ürünlere ulaşabiliyorum. Memnun kaldık. İyi ki açıldı" ifadelerine yer verdi.
Çocukların görünmeyen savaşı: Akran zorbalığı
27 Ekim 2025 Pazartesi - 12:03 Çocukların görünmeyen savaşı: Akran zorbalığı Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Sosyal Pediatri Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Ayçiçek Dinçer, zorbalığın ergen bireylerin sosyalleştiği okul, okul çevresi ve mahallelerde gözlemlendiğini belirterek, "Zorbalık; güç dengesizliği içeren, tekrarlayan veya tekrarlama potansiyeli olan istenmeyen saldırgan davranışlardır" dedi. Zorbalık davranışını genel olarak kimlerin sergilediğini ve hangi alanlarda yapıldığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayçiçek Dinçer, "Zorbalık; bir kişinin bir kişiye karşı güç gösterisi yapmak için güç dengesizliğini içeren, tekrarlayan ya da tekrarlama potansiyeli olan istenmeyen saldırgan davranışlardır. Bu kişilerin daha çok okul dönemindeki çocuklar olduğunu söyleyebiliriz. Zorbalığın gerçekleştiği alanlar ise ergen bireylerin sosyalleştiği okul, okul çevresi ve mahallelerde gözlemleniyor" değerlendirmesinde bulundu. "Zorbalığın 3 tipi mevcuttur" Zorbalık tiplerine de değinen Dr. Öğr. Üyesi Ayçiçek Dinçer, şu bilgileri verdi: "Zorbalığın 3 tipi mevcuttur. Bizim akran zorbalığı dediğimiz kavram aslında geleneksel zorbalıktır. Bunun da 3 alt tipi vardır. Bunları Fiziksel, Sözlü ve İlişkisel-Sosyal olarak sıralayabiliriz. Fiziksel dediğimiz alt tip, bireyin karşı bireye fiziki şiddet uygulaması olarak tanımlıyoruz. Sözlü dediğimiz durum da bireyin görünümüne, becerilerine, yeteneklerine, ailesine, kültürüne karşı alay etme ve aşağılama durumu. İlişkisel-sosyal boyutu da daha çok mağdurun kendi sosyal ilişkilerini karalama, dedikodu yayma, bir gruptan dışlama, akran ilişkilerini bozmaya yönelik olan davranışlardır." "Dijital zorbalık artık çağımızın yükselen zorbalık türü" Dijital zorbalığın giderek yükseldiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Ayçiçek Dinçer, "Pandemi döneminde eve kapanma sürecinin bize getirdiği dezavantaj ise küçük yaşlardaki çocukların sıkça ekran başında vakit geçirmesi. Artık küçük yaşlardaki çocuklar bu beceriye sahip değilken dijital ortamı çok iyi kullanabilir hale geldiler. Dijital zorbalık artık çağımızın yükselen zorbalık türü diyebiliriz. İnternetin sınırsız ve kontrolsüz olması gençlere ‘sonsuzluk’ sağlıyor. Bu ortamlarda da gençler istenmeyen davranışlara devam ediyor. Bunları çevrimiçi ortamlarda mağdur hakkında dedikodu yapmak, mağdura ait olan fotoğrafları izinsiz şekilde paylaşmak ve dolaşıma sokmak şeklinde sıralayabiliriz. Diğer zorbalığa uğradığımız ortamlarda ortamlardan sıyrılabilsek de, dijital zorbalıkta size karşı uygulanan saldırı dijital ortama düştüğü anda çok büyük bir hızla yayılıyor ve orada depolanıyor" açıklamasında bulundu. "Siber zorbalık mağduriyetinde kız çocukları biraz öne çıkıyor" Zorbalıkta hangi cinsiyetin hangi tipe maruz kaldığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ayçiçek Dinçer, "Genel anlamda baktığımızda zorbalık, erkek ve kız çocukları arasında eşit derecede görülüyor. Lakin siber zorbalık mağduriyetinde kız çocukları biraz öne çıkıyor. Erkekler daha çok fiziksel ve sözlü zorbalığa maruz kalırken, kızlar daha çok iletişimsel ve sosyal zorbalığa maruz kalıyor" şeklinde konuştu. "Çocuklara baktığımız zaman geçmişlerinde ihmal ve istismar görebiliriz" Zorbalık davranışında zorba birey ve mağdur bireyin profillerine mercek tutan Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Ayçiçek Dinçer, "Mağdurların kişilik profiline baktığımız zaman, kendi dış görünüşlerinden memnun olmayan, sosyoekonomik olarak daha dezavantajlı kesimlerden gelen, sosyal akranlarıyla daha az sosyalleşen bireyler olduğunu söyleyebiliriz. Bu çocuklara baktığımız zaman geçmişlerinde ihmal ve istismar görebiliriz. İstismar ve ihmal de bu zorbalığı normalleştirmesine ve kabullenmesine neden oluyor. Zorbaların profiline bakacak olursak dışardan bakıldığında arkadaş ortamında ‘havalı ve popüler’ görülen çocuklar. Aslında baktığımızda bu kişilerin eğitim başarıları düşük, dürtü kontrolleri zayıf ve duyguları düzenleme becerileri alt seviyede. Bu alanlarda becerileri düşük olduğu için erişkinlik süreçlerinde iş ve sosyal hayatlarında da sıkıntı yaşıyorlar. Bu kişilerin ebeveynleri ise ‘duyarlı ebeveynlik ‘ dediğimiz ideal ebeveynlik davranışından daha uzak tutum sergiliyor. Tutarsız disiplin anlayışı benimsemiş olabilirler. Zorba çocukların arkadaş ilişkileri ise kendileri gibi bireylerle diyebiliriz" diye konuştu. "Zorbalığa seyirci olan çocuklar zorbanın inançlarını ve davranışlarını benimseme eğilimindeler" Zorba ve mağdur kişinin dışında iki profilin daha karşımıza çıktığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayçiçek Dinçer, şöyle devam etti: "Üçüncü profil olarak zorba-mağdur karşımıza çıkıyor. Çocuklar, bireyler tarafından zorbalığa maruz kalıp mağdur oluyorlar. Lakin bu mağdur çocuklar ellerine güç geçtiğinde zorbalık yapabiliyor. Mağdur olmak da zorbalıkla beraber gidebiliyor. Son olarak zorbalığa seyirci olanlar var. Bunlar direkt zorba ya da mağdur değil ama zorbanın kendisine de aynı baskıyı yapmasından korktuğu için seyirci kalıyorlar. Bazen ebeveynler olarak okulda ya da sokakta çocuklar arasında yaşanan olaylar için ‘aman sakın karışma’ diyoruz. Bu söylemlerimiz aslında bir hata. Çünkü zorbalığa seyirci olan çocuklar ya da gençler zorbanın inançlarını ve davranışlarını benimseme eğilimindeler." "Çocukların ve gençlerin tam potansiyeline erişmesine hatta hayatına neden olabilen engeller" Zorba kişilerin ve mağdurların psikolojik durumlarına değinen Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Ayçiçek Dinçer, şu bilgileri verdi: "Bir de psikolojik boyutları söz konusu. Mağdur çocukların iştahsızlık, karın ağrısı problemleri, baş ağrısı problemleri, okula gitmekte isteksizlik, okul başarısında düşüklük, okulu bırakma isteği, kaygı bozuklukları, intihar düşünceleri ve hatta ölümle sonuçlanan davranışları olabiliyor. Bunlar çocukların ve gençlerin tam potansiyeline erişmesine hatta hayatına neden olabilen engeller. Zorbalarda ise durum aslında çok da iyi değil. Dürtü kontrolleri ve duygu düzenleme becerisi zayıf, okul başarısı düşük, madde bağımlılığı ve suça eğilimi olabilen bireyler. Bu çocuklar aslında o kadar da ‘havalı ve popüler’ değiller." "Okul, aile ve çocuğu içine alan planlamayla gitmek lazım" Çocukların bu davranışı sergilememesi veya maruz kalmaması için alınabilecek önlemlerden bahseden Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Ayçiçek Dinçer, açıklamasını şöyle tamamladı: "Okulla işbirliği içinde olup müfredatlarda akran zorbalığı ve siber zorbalıkla ilgili eğitimler verilmeli. Aileler olarak eğer çocuğumuz zorba ise, ilk olarak zorbalığı kimseye yapamayacağını bilmesi lazım. Bu bizim katı ve keskin disiplin kuralımız. Bu disiplin, çocuğun elindeki bazı ayrıcalıklar alınarak uygulanabilir. Bu yolda şiddete şiddetle başvurmamak gerek. İkinci olarak rol model olmak gerekiyor. Çocuğunuza şiddetin ne kadar yanlış olduğunu anlatmanız ve bunları da davranışlara yansıtmanız lazım. Üçüncü olarak çocukları yararlı sportif aktivitelere yönlendirmek önemli. Buradaki amacımız empati yeteneği yüksek olan çocuklar yetiştirmek. Bizler ilk olarak çocuğumuzun sonradan öğrenebileceklerini öğretmeye çalışıyoruz. Sonradan öğrenemeyeceklerini yok sayıyoruz. Seyirci olan zorbalar için ailelerin ‘seyirci kalman hiç doğru değil’, ‘senin de başına gelebilirdi’ ya da ‘sen yalnız kalmak ister miydin’ gibi sözlerle teşvik etmesi gerekiyor. Mağdur çocukları yalnız bırakmamak gerekiyor. Şu bir gerçek ki; akademik başarısı iyi olan, sosyal ve bilişsel çevresi iyi olan, yanında arkadaş çevresi olan, arkadaşlarıyla olumlu ilişkiler kurabilen çocuklar zorbalıktan korunmuş çocuklardır. Tabi ki ebeveyn ilişkileri de önemli. Aileler çocuklarıyla iletişim halindeyse o çocuklar zorbalıktan korunuyor. O yüzden okul, aile ve çocuğu içine alan planlamayla gitmek lazım."
Veteriner hekimler Nilüfer’de buluştu
27 Ekim 2025 Pazartesi - 11:57 Veteriner hekimler Nilüfer’de buluştu Nilüfer Belediyesi, Bursa Veteriner Hekimler Odası’nın (BVHO) düzenlediği "Türkiye’de Bilimsel Veteriner Hekimliği Eğitimi’nin 183. Yılı" söyleşisine ev sahipliği yaptı. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen programda, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Veteriner Hekimliği Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. R. Tamay Başağaç Gül, "Baytar Miralayı Mehmet Ali Bey ve Sivil Veteriner Hekimliği Öğretimi" başlıklı sunumunu yaptı. BVHO üyeleri ile konuya ilgi duyanların katıldığı etkinlikte, mesleğin tarihi ve kurucu isimleri ele alındı. Açılış konuşmasında BVHO Başkanı Melike Baysal, Cumhuriyet’in 102. yılında bir kadın veteriner hekim ve meslek örgütü yöneticisi olmanın kendisi için büyük bir onur ve topluma karşı bir sorumluluk olduğunu vurguladı. Baysal, halk sağlığına önemli katkılar sunan ve o dönemde "Baytar" unvanını taşıyan tüm meslek büyüklerine saygı ve minnet duyduklarını ifade etti. Prof. Dr. Tamay Başağaç Gül, sunumunda Mehmet Ali Bey’i Türkiye’de veteriner hekimliğinin kuruluşu ve kurumsallaşmasında öncü bir isim olarak değerlendirdi. Mehmet Ali Bey’in çalışkanlığı, idealizmi ve mesleğe adanmışlığıyla kendisini derinden etkilediğini dile getiren Gül, onun yalnızca okulun kuruluşunda değil, aynı zamanda tarım ve hayvancılık alanındaki ilk süreli derginin yayımlanmasında ve ilk meslek derneğinin kuruluşunda da aktif rol üstlendiğini belirtti. Gül ayrıca, mesleklerinin 1937 yılına kadar gururla "Baytar" adını taşıdığını, bu kelimenin küçümsenecek hiçbir yönü olmadığını söyledi.
Her 4 dakikada 1 kişi inme geçiriyor
27 Ekim 2025 Pazartesi - 11:24 Her 4 dakikada 1 kişi inme geçiriyor Girişimsel Nöroloji Uzm. Dr. Elif Sarıönder Gencer "29 Ekim Dünya İnme Günü" nedeniyle, inmeden korunma yolları hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı. Dünya genelinde yılda 17 milyon kişinin etkilendiği ve 6 milyon yaşam kaybına neden olan inme, Türkiye’de ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer alıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de yılda 150 bin kişi inme geçirirken; her 4 dakikada bir kişi inme ile karşılaşıyor. Beyin ve damar hastalıkları, ülkemizdeki tüm ölümlerin yüzde 6’sını oluştururken, inme ölüm nedenleri arasında üçüncü sıraya yerleşti. "Zaman beyindir": ilk 4,5 saat kritik önemde İnme tedavisinde inme belirtilerinin fark edilmesinin hayati önem taşımakta olduğunu belirten Girişimsel Nöroloji Uzm. Dr. Elif Sarıönder Gencer, "Yüzün bir tarafında asimetri, ani kol veya bacak güçsüzlüğü, konuşma güçlüğü, ani görme sorunları, denge kaybı veya ani şiddetli baş ağrısı gibi belirtiler görüldüğünde hemen 112’yi aramak gerekir. İlk 4,5 saat içinde yapılan müdahaleler, sakatlık ve ölüm oranlarını önemli ölçüde azaltabilir. Bu nedenle ’zaman beyindir’ teması, inme tedavisinde en önemli ilke olarak öne çıkmaktadır. İnme tedavisi konusunda son yıllarda ülkemizde önemli adımlar atılmıştır. 2019 yılında başlatılan sertifikasyon süreciyle 57 kapsamlı inme merkezi ve 51 birincil inme merkezi oluşturulmuş; bu merkezler, nüfusun yaklaşık yüzde 85’ini kapsayarak ülke genelinde inme tedavisine erişimi kolaylaştırmıştır" dedi. İnme önlenebilir bir hastalıktır Erken tanının önemini vurgulayan Uzm. Dr. Gencer, "Sağlık Bakanlığı’nın "Türkiye Kalp ve Damar Hastalıkları Önleme ve Kontrol Programı çerçevesinde yürütülen çalışmalar, aile hekimlerinin de sürece dahil edilmesiyle birinci basamak sağlık hizmetlerinde erken tanı ve takibi güçlendirmeyi hedeflemektedir. Birincil ve ikincil inmeden korunmak için mutlaka yapılması gerekenler, dengeli ve sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, sigara ve alkolden uzak durma, kan basıncı ve diyabet kontrolü, düzenli sağlık kontrolleri, aile hekimi takibi ve tarama programlarına katılım" şeklinde konuştu. AF inme riskini 5 kat artırıyor Gencer, "Kardiyovasküler hastalıklar arasında atrial fibrilasyon (AF) ve karotis arter darlıkları, inme riskini önemli ölçüde artıran durumlardır. Atrial fibrilasyon, kalbin düzensiz atmasına neden olan bir ritim bozukluğu olup, inme riskini yaklaşık 5 kat artırır. Kalpteki düzensiz kasılmalar nedeniyle kan pıhtıları oluşabilir ve bu pıhtılar beyne giderek felce yol açabilir. 65 yaş üstü bireylerde yüzde 8-10 oranında görülen AF, çoğu zaman belirtisiz seyredebilir veya çarpıntı, nefes darlığı ve yorgunluk gibi semptomlarla kendini gösterebilir" diye konuştu. Düzenli kontrol şart AF’nin erken tanısı için düzenli nabız kontrolü ve elektrokardiyografi (EKG) tetkikinin önerildiğini söyleyen Gencer, "Tanı konulduktan sonra, inme riskini azaltmak için kan sulandırıcı ilaçlar kullanılır. Ayrıca ritim kontrolü sağlayan ilaçlar, elektriksel kardiyoversiyon veya kateter ablasyonu gibi girişimsel yöntemler de tedavi seçenekleri arasındadır. Karotis arter darlığı ise, boyundaki ana atardamarlarda plak birikimi sonucu daralma oluşmasıdır ve iskemik inmelerin yüzde 20-30’undan sorumludur. Risk faktörleri arasında yüksek tansiyon, diyabet, sigara, yüksek kolesterol ve ileri yaş yer alır. Karotis darlığı genellikle belirtisiz seyreder, ancak geçici iskemik atak (TIA) veya inme ile kendini gösterebilir. Erken tanı için Doppler ultrasonografi gibi görüntüleme yöntemleri kullanılır. Tedavide yaşam tarzı değişiklikleri, antiplatelet ilaçlar ve kolesterol düşürücü ilaçların yanı sıra, ciddi darlıklarda karotis endarterektomi (cerrahi plak temizliği) veya karotis stent yerleştirilmesi gibi girişimsel yöntemler uygulanır. Bu tedaviler, inme riskini yüzde 80’e varan oranlarda azaltabilir" ifadelerini kullandı. Unutulmaması gerektiğini ve inmenin her yaşta ve her an karşılaşabileceğini ifade eden Gencer, "İnme belirtilerini bilmek ve hızlı hareket etmek, hayat kurtarır. Siz ya da çevrenizdekilerde ani konuşma bozukluğu, yüz, kol veya bacakta güçsüzlük, görme kaybı, baş dönmesi ya da ani ve şiddetli baş ağrısı gibi belirtiler fark ederseniz, vakit kaybetmeden 112’yi arayın. Erken müdahale, sağlıklı bir geleceğin anahtarıdır" dedi.
Metabolik sendrom, kadınlarda jinekolojik kanser riskini artırıyor
27 Ekim 2025 Pazartesi - 11:21 Metabolik sendrom, kadınlarda jinekolojik kanser riskini artırıyor Yapılan çalışmalar metabolik sendromu olan kadınlarda vajinal kanser riskinin neredeyse yüzde 50 arttığını ortaya koydu. Prof. Dr. Mesut Polat, metabolik sendromdan kaçınmanın önemini ve yöntemlerini aktardı. Hindistan Tıbbi Araştırma Konseyi (ICMR), Ulusal Üreme ve Çocuk Sağlığı Enstitüsü (NIRRCH), metabolik sendromun jinekolojik kanserler üzerindeki etkisini araştırdı. Yapılan araştırma ile metabolik sendromu olan kadınlarda endometriyal kanser riskinin yüzde 45, serviks kanseri riskinin yüzde 26, vulva kanseri riskinin yüzde 49 ve vajinal kanser riskinin yüzde 54 daha fazla olduğu sonucuna varıldı. Medipol Sağlık Grubu’ndan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Mesut Polat, araştırmaya değinip metabolik sendroma ilişkin bilgiler verdi. Prof. Dr. Polat, "Metabolik sendrom obezite, hipertansiyon, hiperglisemi, trigliserid dediğimiz yağ oranındaki yükseklik ve iyi kolesterol olarak bilinen HDL seviyesindeki düşüklükten oluşur. Bu 5 parametrenin en az 3’ünü barındırana metabolik sendrom tanısı konulmaktadır. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de metabolik sendromun en önemli klinik bulgusu obezitedir" dedi. PKOS olanlarda görülme oranı yüzde 33 Prof. Dr. Mesut Polat, "Metabolik sendromun özellikle polikistik over sendromu (PKOS) olan hastalarda görülme sıklığı neredeyse yüzde 33. En çok o grupta meydana geliyor. Yapılan istatiksel çalışmalarda, özellikle obezite ve hipergliseminin oluşturmuş olduğu serbest östrojen seviyesinin artmasına bağlı olarak endometrium kanseri ile ilişkisi tanımlanmıştır" diye konuştu. Polat, HPV enfeksiyonunun da rahim ağzı kanseri için önemli bir risk oluşturduğunu ifade etti. Sağlıklı beslenmek riski düşürüyor Obezitenin toplumsal bir sorun olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Mesut Polat, "Obezite ile mücadele ve kilonun kontrol altına alınması, vücut kitle endeksinin normal seviyelerde tutulması, metabolik sendromla mücadelede, aynı zamanda jinekolojik kanserlerin önlenmesinde ve tedavisinde önemli bir strateji oluşturmaktadır. Dolayısıyla diyetsel olarak sağlıklı beslenmek birçok sorunu çözecek bir durum. Obezite sadece jinekolojik kanserlerde risk faktörü oluşturmuyor aynı zamanda meme kanseri açısından da bir risk faktörü. Metabolik sendromun kontrol altına alınması ve insülin direncinin düşürülmesi, mevcut kanserlerin görülme sıklığını azaltacağı gibi tedavide de başarıyı artıracaktır" dedi. "Düzenli muayene ihmal edilmemeli" Obezitenin kandaki östrojeni yükselttiğini buna bağlı olarak hormona duyarlı tümörlerde riskin arttığını söyleyen Polat, bu nedenle obezitenin meme kanseri riskine de neden olduğunu ifade etti. Düzenli muayenenin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Polat, sözlerini şöyle noktaladı: "Her kadın mutlaka beslenmesine dikkat etmeli ve düzenli jinekolojik muayenelerini yaptırmalıdır. Eğer risk faktörü yoksa yıllık muayene yapılması yeterlidir. Ailede hikaye olması, klinik olarak hastanın kanama düzensizliklerinin olması, herhangi bir şikayetin olması durumunda en kısa zamanda doktora başvurulmalı. Herhangi bir klinik bulgusu olmayan, ailede kanser hikayesi olmayan kişi yıllık kontrollere gelmelidir."
Mersin’de meme kanseri farkındalık etkinliğinde kadınlar yoga yaptı
27 Ekim 2025 Pazartesi - 11:12 Mersin’de meme kanseri farkındalık etkinliğinde kadınlar yoga yaptı Mersin Büyükşehir Belediyesi, meme kanseri farkındalığını artırmak amacıyla düzenlediği etkinlikte kadınlara erken tanı ve muayene eğitimi verirken, yoga ile sağlıklı yaşamı teşvik etti. Büyükşehir Belediyesi, Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı koordinesinde meme kanserine dikkat çekmek için yoga etkinliği düzenlendi. Mezitli Kadın Sağlığı Danışma Merkezi ve Engelsiz Yaşam Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinliğe kadınlar yoğun ilgi gösterdi. Etkinliklerde, Engelsiz Yaşam Merkezi’nden yararlanan özel bireylerin anneleleri ilk kez yoga deneyimi edinirken, Halk Sağlığı ve Denetim Şube Müdürü Uzman Doktor Bahar Gülcay Çat ise kadınlara meme kanserinde erken tanı ve teşhisin önemini anlattı. Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu belirten Çat, Mezitli Kadın Sağlığı Danışma Merkezi’nde her yıl Ekim ayında farkındalık oluşturmak ve sağlıklı yaşamı teşvik etmek amacıyla etkinlik düzenlediklerini ifade etti. Çat, hareketsiz yaşamın meme kanseri başta olmak üzere tüm kanser tiplerini ve kronik hastalıkları tetiklediğini söyleyerek, "Yoga gibi egzersizlerle kişiler, ruhsal açıdan doygunluğa ulaşıp, bedensel ve ruhsal sağlıklarını pozitif yönde dönüştürebiliyor" dedi. "Erken tanı hayat kurtarıyor" Kadınlarda en sık tanı alan hastalıkların başında meme kanserinin geldiğine dikkat çeken Çat, meme kanserinin tamamen tedavi edilebilir ve erken tanı ile önlenebilir bir hastalık olduğunu hatırlattı. Çat, tarama programlarının çok genişletildiğini ve meme kanseri tedavisinde desteklerin arttığını belirterek, kadınların her yıl düzenli tarama ve kişisel muayene yapmalarının önemini vurguladı. Etkinlikte, kadınlara meme muayenesi eğitimi veren Çat, "Çok basit bir yöntemle, 2 dakikalık bir muayene yaparak kitlelerin erken teşhisi mümkün olabilir. Genetik nedenler bazı kadınlarda kanseri artırıyor. Bu nedenle, ailesinde kanser öyküsü olan kadınlar 35 yaşından itibaren her yıl düzenli olarak meme muayenesi yaptırmalı; 2 senede bir olmak üzere mamografi ile meme kanseri taramasına girmelidir. Herhangi bir aile öyküsü bulunmayan kişiler ise 40 yaşından itibaren 2 yılda bir mamografi tetkiki yaptırmalıdır" diye konuştu. Meme kanserinde risk faktörlerinin özellikle araçların kullanımının yaygınlaşmasıyla ortaya çıktığını belirten Çat, hareketsiz yaşamın kanseri tetikleyen önemli bir faktör olduğunun altını çizdi. Çat, sağlıklı beslenme ve egzersiz yapmanın kanseri önlemede etkin rol oynadığını ifade ederek, "Diyetisyenlerimizin önerdiği, özellikle Akdeniz ve Ege bölgesinde yaygın olan Akdeniz tipi beslenmeyi kişilerin hayatına katmasını teşvik ediyoruz" diye konuştu. "Sigara dumanına maruz kalan kişiler de kanser tehdidi altında" Meme kanseriyle birlikte diğer kanser türlerinde de sigaranın önemli bir tetikleyici olduğunu kaydeden Çat, "Sigara, sadece içen için değil, sigara dumanına maruz kalan kişiler için de aynı etkiyi oluşturuyor ve kansere sebep olan faktörlerin başında geliyor. Alkol kullanımı ise vücuttaki kanser hücrelerinin artmasına ve kanser hastalıklarının oluşmasına neden oluyor. Bilinenin aksine genetik faktörler, bunların yanında çok daha az bir paya sahip" ifadelerine yer verdi.
Pembe farkındalık parkeye taşındı
27 Ekim 2025 Pazartesi - 10:45 Pembe farkındalık parkeye taşındı Göztepe Basketbol Takımı, Darüşşafaka Lassa karşılaşması öncesi parkeye farkındalık pankartıyla çıktı. Medicana Sağlık Grubu’nun Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla başlattığı "Bir sonraki durak: Mamografi" kampanyasına destek veren takım, "Mamografini yaptır, kontrollerini ihmal etme" mesajını verdi. Kampanyaya Kanserle Dans Derneği üyeleri de saha kenarından ellerindeki dövizlerle destek oldu. Aynı zamanda maça gelen kadın sporseverlere pembe kurdele dağıtıldı. Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla kentin dört bir yanında "Bir sonraki durak: Mamografi" kampanyasıyla farkındalık oluşturan Medicana International İzmir Hastanesi, bu kez kampanyayı parkeye taşıdı. İzmir’in simgelerinden Tarihi Bergama Vapuru’nda başlayan kampanya, deniz ulaşımıyla devam etmişti. Söz konusu kampanya, bu kez Medicana’nın sağlık sponsoru olduğu Göztepe’nin katkılarıyla parkede yankı buldu. Karşılaşmayı izlemeye gelen kadınlara meme kanseri farkındalığının simgesi pembe kurdeleleri dağıtan Göztepe Basketbol Takımı, parkeye ellerinde "Mamografini yaptır, kontrollerini ihmal etme" yazılı pankartla çıkarak farkındalık mesajı verdi. Farkındalık çalışmasına, Darüşşafaka Lassa sporcuları da destek verdi. Pankartın açıldığı sırada spiker, "Meme kanserinde erken teşhise giden yol, kendi kendine elle muayene, düzenli doktor kontrolü ve mamografiden geçer. Erken teşhis tedavide başarı şansını artırır. Mamografini yaptır, kontrollerini ihmal etme" dedi. Led ekranlardaki mesajlarla da kadın sporseverlere meme kanseriyle mücadelede erken teşhisin önemi hatırlatıldı. Kanserle Dans Derneği üyeleri de kendilerine ayrılan courtside alanında hem takıma destek oldu hem de farkındalık mesajlarının yer aldığı dövizlerle meme kanserine dikkat çekti. Parkedeki farkındalık çalışması, sporseverlerin destek alkışlarıyla sona erdi.
Doğuştan rahmi olmayan kadınlar için umut ışığı: Sigmoid vajinoplasti
27 Ekim 2025 Pazartesi - 10:17 Doğuştan rahmi olmayan kadınlar için umut ışığı: Sigmoid vajinoplasti Kahramanmaraş’ta doğuştan rahmi ve vajinası olmayan kadınlar için umut veren operasyon yapıldı. Ameliyata alınan kadın hastada sigmoid vajinoplasti ameliyatı ile yeni vajina oluşturularak cinsel fonksiyon kısa sürede kazandırıldı. Mayer-Rokitansky-Küster-Hauser (MRKH) sendromu, doğuştan vajina ve rahmin olmaması veya az gelişmiş olması ile kendini gösteren nadir bir durum olarak biliniyor. Bu sendrom genellikle birincil amenore (adet görememe) ile fark edilirken, hastaların yumurtalık fonksiyonları genellikle normal seyrediyor. MRKH sendromu, cinsel fonksiyon eksikliği ve gebelik elde edememe gibi sorunlara yol açarken, hastalar için tedavi seçenekleri arasında sigmoid kolon neovajen operasyonu (sigmoid vajinoplasti) da yer alıyor. Bu yöntem, kalın bağırsaktan alınan bir segmentin vajinal boşluğa yerleştirilmesiyle yeni bir vajina oluşturulmasını sağlıyor. Sigmoid vajinoplasti, doğal kayganlık, yeterli uzunluk ve dirençli duvarlar sağlayarak cinsel ilişki için uygun ortam oluşturuyor. Ayrıca diğer yöntemlere kıyasla uzun süreli dilatasyon ihtiyacını azaltıyor ve erken cinsel fonksiyon kazanımına imkân tanıyor. 16 yaşında menstrüasyon döngüsü olmadığı için hastaneye götürüldüğünü belirten A.B., rahminin olmadığını öğrendiğini ifade etti. Evlenince diğer organının da eksik olduğunu fark ettiğini belirten A.B., ameliyatla tedavi edilebileceğini öğrendikten sonra uzun bir araştırma sürecine girdiğini dile getirdi. Sosyal medyadan Prof. Dr. Murat Bakacak’ı fark ettiğini ve İzmir’den Kahramanmaraş’a gelerek görüşme sağladığını anlatan A.B., "Samimi ve detaycı yaklaşımı beni etkiledi, böyle bir operasyonu ancak detaycı bir doktor hatasız yapabilirdi. Operasyonu Fatih hocamla birlikte titizlikle ve kapalı yöntemle gerçekleştirdiler. Ameliyat sonrası tedavi sürecim çok iyiydi, dayanılmayacak acılar yaşamadım. Bizler hayata razı olup köşemize çekilemeyiz, bunun bir tedavisi var. Murat hocam ve Fatih hocam sadece doktor değil, birer ağabey gibi yaklaştılar ve sağlığıma kavuşturdular. İyi ki İzmir’den gelmişim, çok teşekkür ederim" dedi. "İnsanların deprem sonrası Maraş’a sağlık hizmeti almak için gelmesi, kat ettiğimiz yolu gösteriyor" HG Hospital doktorlarından Doç. Dr. Fatih Mehmet Yazar, süreç hakkında şunları kaydetti: "Yaklaşık 10 yıldır Kahramanmaraş’ta genel cerrahi alanında hizmet veriyoruz. Deprem sonrası şehrimiz ayağa kalkma sürecinde ve sağlık alanında devlet ile özel sektör çok ciddi yatırımlar yaptı. Hastalarımız artık şehir dışına gitmek yerine bize gelmeye başladı. Hastamızın İzmir’den gelmesi, bizim için ameliyattan daha çok mutluluk verici bir durum çünkü insanların deprem sonrası Maraş’a sağlık hizmeti almak için gelmesi, kat ettiğimiz yolu gösteriyor" dedi. Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Murat Bakacak ise MRKH sendromu ve uyguladıkları ameliyatla ilgili şunları söyledi: "MRKH sendromu, doğuştan vajina ve rahmin olmamasıyla seyreder. Bu hastalık genellikle ilk adet döneminde ortaya çıkar. Rahim ve vajinaları olmadığı için hastalar adet göremez ve gebe kalamazlar. Biz bu hastamıza yıllardan beri Fatih hocamla birlikte farklı vajinal oluşturma ameliyatları yaptık. Son olarak tamamen kapalı yöntemle, kalın bağırsağın bir kısmını kullanarak neovajina oluşturduk. Bu ameliyat yaptığımız tekniği diğerlerinden biraz daha fonksiyonel ve faydalı olduğunu düşünüyoruz. İyileşme dönemi nispeten daha rahat ve cinsel fonksiyonlara kavuşmaları çok daha çabuk oluyor" diye konuştu. Sigmoid vajinoplasti, MRKH sendromu olan kadınlar için cinsel fonksiyonlarını kazanmanın ve yaşam kalitelerini artırmanın etkili bir yöntemi olarak öne çıktığı da kaydedildi.