SAĞLIK
Bursa’da diyabetli öğrencilere sensör desteği 03 Nisan 2026 Cuma - 14:45:25 Bursa Büyükşehir Belediyesi, sosyal güvencesi bulunmayan Tip 1 diyabet hastası üniversite öğrencilerine yönelik, ‘Şeker Sensörü Desteği’ başlatıyor. Bursa’da gençlerin daha iyi bir eğitim alabilmesi ve gelecek kaygısı yaşamaması için çalışmalarını sürdüren Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’ye örnek olacak bir projeyi daha hayata geçiriyor. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı koordinesinde hayata geçirilen ‘Sürekli Glikoz Ölçüm Sensörü’ desteğiyle, üniversitelerin örgün eğitim programlarında öğrenim gören 18 yaş üzerindeki Tip 1 diyabetli gençlerin, kan şekeri seviyelerini gün içerisinde anlık olarak takip edebilmesi amaçlanıyor. Türkiye’de Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından söz konusu sensörler yalnızca 2-18 yaş aralığındaki hastalar için karşılanırken, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan destek programıyla önemli bir sorun daha çözüme kavuşturulmuş olacak. Projeye, 15 Nisan-15 Mayıs tarihleri arasında başvurular alınacak. Projeden yararlanmak isteyen öğrencilerin Bursa’da ikamet etmesi, 18 yaşını doldurmuş olması, Tip 1 diyabet tanısına sahip bulunması ve üniversitelerin örgün eğitim programlarında aktif olarak öğrenim görmesi gerekiyor. Değerlendirme sürecinin ardından uygun bulunan öğrencilere sensör desteği sağlanacak. Başvurular için https://www.bursa.bel.tr/form/?form_id=b8b53cd277 adresi ziyaret edilebilir.
03 Nisan 2026 Cuma - 14:44 Yüksek tansiyonda "dil altı ilaç" her zaman doğru çözüm değil Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, halk arasında "dil altı tansiyon ilacı" olarak bilinen yaklaşımın, her yüksek tansiyon durumunda doğru ve güvenli bir çözüm olmadığını belirterek, mutlaka tıbbi değerlendirme gerektiğini vurguladı. Halk arasında ani tansiyon yükselmelerinde "hayat kurtarıcı" olarak görülen dil altı ilaç kullanımı, sanılanın aksine her zaman güvenli değil. Kontrolsüz ve hızlı şekilde düşürülen tansiyon; beyin, kalp ve böbreklerde kalıcı hasara yol açabiliyor. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, dil altı tansiyon ilaçları hakkında bilgiler vererek uyarılarda bulundu. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, "Halk arasında ’dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen bazı ilaçlar, yıllardır ani tansiyon yükselmelerinde hızlı bir çözüm gibi görülüyor. Oysa bugün daha net biliyoruz: Her yüksek tansiyon tablosunda bu yaklaşım doğru değildir. Üstelik tansiyonu hızlı ve kontrolsüz biçimde düşürmeye çalışmak, bazı hastalarda faydadan çok zarar verebilir. Hipertansiyon toplumda çok yaygın olduğu için, bu alışkanlığın ne kadar geniş bir kesimi etkileyebileceğini görmek zor değildir. Bu nedenle mesele yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı konusudur. Önce temel noktayı netleştirelim. Toplumda "dil altı tansiyon ilacı" diye anılan bazı ilaçlar, resmi ürün bilgilerine göre aslında ağızdan kullanılan tabletlerdir. Yani halk arasında yerleşen ifade ile resmi kullanım tanımı aynı şey değildir. Bir uygulamanın yıllardır biliniyor olması, onun herkes için doğru ve güvenli olduğu anlamına gelmez" dedi. Asıl soru sayı değil, tablo Dr. Yücel, "Tansiyon yükseldiğinde çoğu kişinin aklına önce şu soru gelir: ‘Kaç çıktı?’ Elbette sayı önemlidir. Ancak hekimlik açısından daha önemli soru çoğu zaman şudur: Bu yükselmeye eşlik eden tehlikeli bir belirti var mı? Çünkü her yüksek tansiyon aynı değildir. Bazen kişi sakinleştiğinde, birkaç dakika dinlendikten sonra ve doğru teknikle yeniden ölçüm yapıldığında değerler düşebilir. Ağrı, korku, panik, uykusuzluk, yoğun stres, merdiven çıkmak, yeni sigara içmiş olmak ya da kafein almak bile ölçümü geçici olarak yükseltebilir. Bu nedenle tek bir ölçüme bakarak kesin hüküm vermek her zaman doğru değildir. Öte yandan bazen asıl tehlike yalnızca rakam değildir; göğüs ağrısı, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol ya da bacakta güçsüzlük, görme kaybı, bilinç bulanıklığı, bayılma ya da çok şiddetli alışılmadık baş ağrısı gibi belirtilerdir. Hekimlerin dikkat ettiği nokta tam da budur: Yalnızca tansiyonun kaç çıktığı değil, bu yüksekliğin vücutta neyle birlikte görüldüğü. Bu yüzden konu, "Tansiyonum yükseldi, bir hap alayım" kadar basit değildir. Bazı hastalarda asıl ihtiyaç evde kendi kendine ilaç almak değil, gecikmeden acil tıbbi değerlendirme yapılmasıdır" diye konuştu. "Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" "Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" diyen Dr. Yücel, "Toplumda sık yapılan hatalardan biri, her yüksek tansiyon değerini aynı kefeye koymaktır. Oysa güncel tıbbi yaklaşım iki farklı tabloyu birbirinden ayırır. Birincisi, tansiyon yüksek olsa da ciddi yakınması olmayan ve hedef organ hasarı düşündüren belirti taşımayan durumdur. Bu kişilerde amaç çoğu zaman tansiyonu dakikalar içinde sert biçimde düşürmek değildir. Önce ölçüm doğrulanır, hasta dinlendirilir, ilacını düzenli alıp almadığı sorgulanır ve tedavi gerekiyorsa hekim kontrolünde düzenlenir. İkincisi ise gerçekten tehlikeli olan tablodur. Yüksek tansiyona göğüs ağrısı, nefes darlığı, ani nörolojik belirti, bilinç değişikliği, görme kaybı ya da konuşma bozukluğu eşlik ediyorsa durum acil olabilir. Böyle bir tabloda evde çözüm aramak yerine acil yardım zincirine başvurmak gerekir. Toplumda yaygın bir inanış vardır: ‘Tansiyon ne kadar yüksekse, o kadar hızlı düşürmek gerekir.’ Oysa bu düşünce her zaman doğru değildir. Özellikle ileri yaşta ve uzun süredir hipertansiyonu olan kişilerde vücut belirli kan basıncı düzeylerine zaman içinde uyum sağlayabilir. Bu nedenle tansiyonun ani biçimde düşürülmesi, bazı hastalarda beyin, kalp ve böbrek gibi organlara giden kan akımını olumsuz etkileyebilir. Kısacası yalnızca rakamı görmek yetmez; o rakamın hangi bağlamda ortaya çıktığını da bilmek gerekir. Panikle yapılan ve kontrolsüz müdahaleler baş dönmesi, halsizlik, bayılma, düşme ve bazı durumlarda organ kanlanmasında bozulma gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle yaşlı hastalarda bu risk daha da önemlidir. Bu nedenle güncel yaklaşım, belirti ve organ hasarı olmayan durumlarda "hemen ve sert biçimde düşürelim" anlayışından uzaklaşmıştır. Esas olan güvenli, kontrollü ve doğru değerlendirilmiş bir yaklaşımdır" şeklinde konuştu. Evde ne yapılmalı, ne yapılmamalı? Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, şöyle devam etti: "Öncelikle kişi çok yüksek bir ölçüm gördüğünde panik yapmamalıdır. Ölçüm doğru teknikle mi yapıldı, manşon uygun muydu, kişi birkaç dakika dinlenmiş miydi, kısa süre önce kahve, sigara, efor ya da yoğun stres olmuş muydu; bunların hepsi önemlidir. Uygun koşullarda birkaç dakika dinlenip ölçüm tekrarlanmalıdır. Evde doğru ölçüm için de birkaç basit kurala dikkat etmek gerekir: Ölçümden önce kısa bir dinlenme süresi olmalı, kişi konuşmadan oturmalı, sırtı desteklenmeli, kol kalp seviyesinde tutulmalı ve ölçüm mümkünse art arda birkaç kez değerlendirilmelidir. Tek ve aceleyle yapılmış bir ölçüm, özellikle kaygılı anlarda yanıltıcı olabilir. İkinci önemli nokta, başkasının ilacını kullanmamaktır. Komşunun, eşin, dostun ya da akrabanın ‘bana iyi geliyor’ dediği bir ilaç, başka biri için güvenli olmayabilir. Tansiyon ilaçları kişiye özel tedavi planının parçasıdır. Aynı ilaç, farklı hastalarda farklı etki ve riskler doğurabilir. Üçüncü nokta, bu ilaçları "evde dursun, yükselince alırım" mantığıyla genel bir çözüm gibi görmemektir. Böyle bir yaklaşım, altta yatan tehlikeli bir durumu gözden kaçırabilir. Kimi zaman mesele yalnızca tansiyonun yükselmesi değil; kalp, beyin, aort veya böbrekle ilgili ciddi bir sorunun ilk işareti olabilir. Bir başka sık hata da, düzenli kullanılan tansiyon ilaçlarını hekim önerisi olmadan azaltmak, kesmek ya da yalnızca şikâyet olduğunda almak şeklindeki düzensiz kullanımdır. Oysa tansiyon tedavisi çoğu hastada günlük ve planlı bir yaklaşımdır. Kriz anına odaklanıp uzun vadeli tedaviyi ihmal etmek, sorunu çözmek yerine büyütebilir." Hangi durumlarda acile başvurulmalı? Yücel, şu bilgileri verdi: "Yüksek tansiyona şu belirtilerden biri eşlik ediyorsa kişi beklememeli; 112’yi aramalı ya da en yakın acil servise başvurmalıdır: Göğüs ağrısı veya göğüste baskı hissi, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol veya bacakta güçsüzlük, ani görme kaybı veya belirgin görme bozukluğu, bilinç bulanıklığı, sersemlik ya da bayılma, çok şiddetli ve alışılmadık baş ağrısı. Bu belirtiler varken konuyu yalnızca "tansiyon yükseldi" diye görmek yanıltıcı olabilir. Çünkü bazen yüksek tansiyon asıl sorunun nedeni değil, sonucudur; bazen de acil müdahale gerektiren hastalıklarla birlikte görülür. Toplumda bazı uygulamalar yıllar içinde öylesine yerleşir ki, insanlar bunları neredeyse tartışılmaz doğru kabul eder. "Dil altı tansiyon ilacı" anlayışı da büyük ölçüde böyle bir alışkanlığın ürünüdür. Geçmişte bazı ortamlarda bu tür uygulamalar daha sık görülmüş olabilir. Ancak güncel tıbbın bakışı, yüksek tansiyon yönetiminde daha seçici, daha kontrollü ve daha güvenli olma yönündedir. Bugün asıl amaç, tansiyonu gelişigüzel ve hızla düşürmek değil; hangi hastanın gerçekten acil durumda olduğunu ayırt etmek ve tedaviyi buna göre planlamaktır. Bu da bize çok açık bir kamu sağlığı mesajı verir: Her yüksek tansiyon tablosu ‘dil altına bir hap atıp geçsin’ anlayışıyla yönetilmemelidir." Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru değerlendirme Dr. Yücel, açıklamasını şöyle tamamladı: Yüksek tansiyonla yaşayan kişiler için en etkili koruma, yalnızca kriz anında ne yapılacağını bilmek değildir. Düzenli takip, ilaç uyumu, tuz kısıtlaması, kilo kontrolü, egzersiz ve hekim önerilerine bağlı kalmak, ani yükselmelerde panik çözüm aramaktan çok daha değerlidir. Halk arasında ‘dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen ilaçlar, sanıldığı kadar basit bir çözüm değildir. Tansiyonu hızlıca düşürmek her zaman doğru tedavi anlamına gelmez. Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru zamanda ve doğru değerlendirmeyle belirlenir. Akılda tutulması gereken en önemli cümle belki de şudur: Yüksek tansiyon tek başına bir sayı değildir; bazen dikkatle değerlendirilmesi gereken bir uyarıdır. Bu uyarıyı doğru okumak, yanlış bir alışkanlıktan daha değerlidir. Kısa hatırlatma: Her yüksek tansiyon tablosu evde ‘dil altı’ diye bilinen ilaçlarla müdahale gerektirmez. Asıl önemli olan, tehlike işareti olup olmadığını ayırt etmek ve gerektiğinde zaman kaybetmeden tıbbi yardım almaktır."
03 Nisan 2026 Cuma - 14:02 Sağlık çalışanları bu kez hayat kurtarmak için sevdiklerini aradı Samsun’da "Biri kalbe, diğeri hayata dokunur" mottosuyla yola çıkılan çalışmada sağlık personeli, mesai saatleri içinde yakınlarını arayarak hem sevgilerini dile getirdi hem de kanser taramalarının önemini hatırlattı. "İkisini de söyle" Samsun İl Sağlık Müdürlüğü "Ulusal Kanser Haftası" kapsamında farkındalık oluşturmak amacıyla ezber bozan bir etkinliğe imza attı. Kampanya kapsamında paylaşılan sloganlarda, "Seni çok seviyorum" demenin manevi değeri ile "Kanser taramanı yaptırdın mı" sorusunun hayati önemi birleştirildi. Erken teşhisin kanserle mücadeledeki yüzde 100’e yakın başarı oranına dikkat çekilen çalışmada, sevdiklerimizin sağlığını korumanın da bir sevgi ifadesi olduğu vurgulandı. "Taramalar ücretsiz olarak yapılıyor" Etkinlik hakkında bilgi veren Samsun İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Duygu Suvacı, "1-7 Nisan Kanser Farkındalık Haftası kapsamında sağlık çalışanlarımızla birlikte sevdiğimiz arkadaşlarımızı aradık ve kanser taramalarını hatırlattık. Kuru kuru sevmeyelim; sevdiklerimizin sağlığı bizim için önemlidir. Kanser taramalarımızı yaptırmalıyız. Erken tanı hayat kurtarır. Dünyada ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer alan kanser, aslında önlenebilir bir hastalıktır. Erken tanı ile hayat kurtarabiliriz. Sevdiklerimizin kanser taramalarını hatırlatalım. Bizler sağlık çalışanları olarak sevdiklerimizi aradık ve kanser taramalarını hatırlattık. Sizler de sevdiklerinizi kanser taramaları için KETEM’lere, sağlıklı hayat merkezlerine, toplum sağlığı ve aile sağlığı merkezlerine yönlendirin. Bugün 1 dakika ayırırsanız, kanser taramalarınız için bu, size belki kocaman bir ömür olarak geri dönecektir. Bizler üç farklı kanser taraması yapmaktayız: 30-65 yaş arası kadınları rahim ağzı kanseri için, 40-69 yaş arası kadınları meme kanseri için 50-70 yaş arası hem kadın hem erkek hastaları kalın bağırsak kanseri taraması için merkezlerimize bekliyoruz" dedi.
03 Nisan 2026 Cuma - 14:00 Gördes Huzurevi’nde hem sağlık taraması hem moral etkinliği Manisa’nın Gördes ilçesinde huzurevi sakinlerine yönelik düzenlenen kapsamlı sağlık taramasında yaşlı bireylerin sağlık durumları kontrol edilirken, program doğum günü kutlamaları ve kültürel etkinliklerle renklendi. Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri ile İlçe Sağlık Müdürlüğü iş birliğinde, Gördes Huzurevi sakinlerine yönelik kapsamlı bir sağlık taraması gerçekleştirildi. Program kapsamında huzurevi sakinlerine kanser taramaları, psikolojik danışmanlık hizmetleri ve obezite taramaları yapılarak genel sağlık durumları değerlendirildi. Gördes Huzurevi’nde düzenlenen programa, Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Uz. Dr. Metin Gümüş, Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Ümit Atman, İlçe Sağlık Müdürü Emrullah Demirel, Gördes Devlet Hastanesi Başhekimi Nöroloji Uzmanı Bahadır Erdoğan ile sağlık personeli katıldı. Huzurevi Müdürü Hakkı Altunkeyik, "Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı ekiplerimiz tarafından huzurevi sakinlerimize yönelik anlamlı bir sağlık etkinliği gerçekleştirdik. Amacımız, büyüklerimizin sağlığını korumak ve düzenli kontrollerini aksatmadan sürdürmektir. Bu kapsamda her yıl düzenli olarak kanser ve obezite taramalarını gerçekleştiriyoruz. Bugün bizleri yalnız bırakmayan tüm sağlık yöneticilerimize ve fedakâr sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum" dedi. Sağlık taramasının ardından huzurevi sakinlerinin doğum günleri kutlanarak pasta kesildi. Programın devamında ise Gördes Kültür ve Doğa Derneği tarafından yöresel türküler seslendirilip halk oyunları sergilendi. Sağlık hizmetleri ile kültürel etkinliklerin bir araya geldiği program, huzurevi sakinlerine hem sağlık hem de moral açısından destek sağladı.
Manavgat’ta meme kanseri farkındalık konferansı düzenlendi
24 Ekim 2025 Cuma - 12:00 Manavgat’ta meme kanseri farkındalık konferansı düzenlendi Manavgat Belediyesi tarafından düzenlenen Sağlık Söyleşileri kapsamında, Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla Prof. Dr. Emel Durmaz’ın konuşmacı olarak katıldığı bir konferans gerçekleştirildi. Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen konferansta Prof. Dr. Durmaz, "Meme Kanserinde Erken Tanı, Mamografi, İleri Teknikler ve Meme Biyopsisi" başlıklı bir sunum yaptı. Katılımcılara meme kanserinde erken tanının önemi, tarama yöntemleri ve güncel teşhis teknikleri hakkında detaylı bilgiler veren Durmaz, sunumun ardından vatandaşlardan gelen soruları da yanıtladı. Prof. Dr. Durmaz, yaptığı açıklamada, "Atatürk Kültür Merkezi’nde Manavgatlı kadınlarla buluştuk. Meme Kanseri Farkındalık Ayı’nda erken teşhisin önemini vurguladık. Mamografinin ve meme ultrasonografinin öneminden bahsettik. Erken teşhisin tedavi sürecine etkilerini, ameliyatsız tedavi yöntemlerini ve birçok önemli konuyu detaylı şekilde konuştuk" ifadelerini kullandı. Etkinlik sonunda Manavgat Belediye Başkan Vekili Av. Mehmet Çiçek, Prof. Dr. Emel Durmaz’a katkılarından dolayı çiçek ve plaket takdim etti. Başkan Vekili Çiçek, yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: "Kadın sağlığı konusunda farkındalık oluşturmak, erken teşhisin önemini vurgulamak ve toplumumuzu bilinçlendirmek amacıyla bu tür etkinlikleri çok önemsiyoruz. Manavgat Belediyesi olarak, halk sağlığına yönelik çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Katkılarından dolayı Prof. Dr. Emel Durmaz’a ve etkinliğimize katılım sağlayan tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum."
Kemik erimesi fark edilmeden ilerleyebilir
24 Ekim 2025 Cuma - 11:28 Kemik erimesi fark edilmeden ilerleyebilir "Osteoporoz, erken dönemde belirti vermeden ilerleyerek kemik yoğunluğunun azalmasına ve kemiklerin kırılgan hale gelmesine neden olabiliyor. Sessiz seyreden bu hastalık, ilerleyen dönemde omurga çökmeleri, boy kısalması ve kamburluk gibi ciddi sonuçlara yol açabiliyor" diyen Nev Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Cüneyt Bozhan, "sessiz hastalık" olarak tanımlanan osteoporozdan korunmak için dikkat edilmesi gerekenler ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Balıkesir, 23.10.2025 - "40 yaş sonrası kadınlar ve 50 yaş üstü erkekler mutlaka kemik ölçümü yaptırmalı" uyarısında bulunan Nev Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Cüneyt Bozhan, osteoporozun erken evrede belirti vermediğini ancak ilerlediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini vurguladı. "Sessiz seyreden bir hastalık" Op. Dr. Cüneyt Bozhan, osteoporozun kemik yoğunluğundaki aşırı düşüş sebebiyle kemiklerin kırılgan yapıya dönüşmesi olduğunu söyledi. Bozhan, "Süngerimsi kemik içerisindeki boşluklar artarak yoğunluğu azalmaktadır. Kemik yoğunluğunun azalmasına bağlı erken dönemde bir belirti olmaz. Osteoporoz arttıkça omurga içerisinde kırık oluşumuna bağlı çökme, boy kısalığı, kamburlaşma (kifoz) ve dengesiz duruş, kemiklerin küçük bir travmada ya da kendiliğinden kırılması oluşabilir. Osteoporozda kemik yapımı, kemik yıkımına yetişemediğinden kemik erime süreci başlar" dedi. "Risk faktörleri göz ardı edilmemeli" Osteoporoz risk faktörlerine dikkat çeken Bozhan, "Yetersiz kalsiyum, fosfor ve D vitamini alımı, ileri yaş, menopozda olmak, cinsiyet hormonlarındaki düşüklük, steroid ilaç kullanımı, sigara ve alkol kullanımı, hareketsiz yaşam tarzı sayılabilir" ifadelerini kullandı. Teşhisin konulmasında kemik yoğunluğunun ölçülmesi gerektiğini vurgulayan Bozhan, "En güvenilir yöntem DEXA’dır. Bu nedenle menopoz sonrası ve 50 yaş üstü erkekler hekime başvurarak kemik ölçümü yaptırmalıdır" diye konuştu. "Tedaviyle kemik kaybı kontrol altına alınabilir" Tedavi sürecine de değinen Bozhan, "Hastanın hekim tarafından etraflıca değerlendirilmesi, DEXA ölçümünde düşüklük tespit edildiğinde tedavi olarak vitamin ve mineral destekleri, sağlıklı beslenme planı oluşturulması gerekmektedir. En yaygın osteoporoz ilaçları bifosfonatlardır. Tedavi için diğer seçenek monoklonal antikor ilaçlardır. Hormon ilişkili terapiler de tedavide kullanılır. Özellikle menopoz sonrası östrojen destekleri kadın doğum uzmanına danışılarak kullanılabilir" dedi. "Erken tanı hayat kalitesini koruyor" Yaş ortalamasının erkeklerde 75, kadınlarda 80 olduğunu hatırlatan Bozhan, "Ülkemizde osteoporoz karşımıza daha çok çıkmaktadır. Bu nedenle hekime özellikle 40 yaş sonrası kadınlar ve 50 yaş üstü erkekler DEXA ölçümü için başvurmalıdır" diyerek sözlerini tamamladı.
Doç. Dr. Tartar, Maymun Çiçeği Virüsü hakkında bilgi verdi
24 Ekim 2025 Cuma - 11:13 Doç. Dr. Tartar, Maymun Çiçeği Virüsü hakkında bilgi verdi Doç. Dr. Ayşe Sağmak Tartar, halk arasında "Maymun Çiçeği" olarak bilinen Mpox virüsü hakkında bilgi verdi. Fırat Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayşe Sağmak Tartar, halk arasında "Maymun Çiçeği" olarak bilinen Mpox virüsü hakkında önemli bilgiler verdi. Tartar, "Her yıl Afrika’da 100 vaka bildirimi yapılmaktaydı. Ancak 2022 yılına gelindiğinde başta Amerika ve Avrupa olmak üzere tüm dünyada, Afrika’ya ya da oradan gelmiş enfekte hayvanlara temas etmeyen kişilerde de Mpox olarak adlandırılan virüs tanımlandı. Bu gelişmeler üzerine Dünya Sağlık Örgütü, virüsü küresel halk sağlığı acil durumu ilan etti ve vakalardaki azalma ile beraber bu durum Mayıs 2023’te sonlandırdı. 2023’den itibaren Afrika’nın Kongo bölgesinde daha klinikle karakterize bir başka virüs alt tipi, Mpox salgını başladı. Bu nedenle 14 Ağustos 2024 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü’nün Mpox’u tekrar uluslararası halk sağlığı acil durumu ilan ettiğini açıkladı. Mpox virüsü enfekte hayvan, enfekte insan veya virüsle kirlenmiş cansız maddelerle yakın temas sonucunda bulaşmaktadır. Virüs sağlıklı kişilere ciltte gözle görülmeyen çatlaklar, çizikler, mukozalar veya solunum yolu ile de bulaşabilir. Virüsün belirtileri arasında; ateş, halsizlik, baş ağrısı, lenf bezlerinde büyüme ve sırt ağrısı özellikli semptomlarının arasında sayılabilir. Ateşin başlamasından yaklaşık 3 gün sonra başlayan özellikle kol, bacak ve yüzde görülen döküntüler tipiktir. Hastalık belirtileri görülen kişilerin son 1 ayda riskli bölgelere seyahat edip etmedikleri ya da Mpox şüphesi olan kişilerle temaslarının olup olmadığı sorgulanmalıdır" dedi.
6 kilo 150 gram bebek dünyaya geldi
24 Ekim 2025 Cuma - 10:45 6 kilo 150 gram bebek dünyaya geldi Bursa’nın İnegöl ilçesinde dünyaya gelen erkek bebek, ağırlığı ve boyutuyla adeta hayrete düşürdü. Avukat Murat Tunç Bircan (32) ve özel sağlık merkezi Müdürü Ece Bircan (28) çiftinin ikinci çocukları olan Ali Atilla, 6 kilo 150 gram ağırlığında 59 santim uzunluğunda doğarak hem ailesini hem de sağlık görevlilerini hayrete düşürdü. Doğum, İnegöl’de özel bir hastanede Kadın Doğum Uzmanı Dr. İbrahim Yaşa tarafından gerçekleştirildi. Sezaryen yöntemiyle 37 haftalık olarak dünyaya gelen Ali Atilla’nın doğum sürecinde doktor ve sağlık ekibi ekstra hassasiyet gösterdi. Normal doğum ortalaması 3-3,5 kilogram arasında seyrederken, Ali Atilla’nın kilosu neredeyse iki kat fazla oldu. Doğumdan sonra yapılan kontrollerde bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu belirlendi. Kadın Doğum Uzmanı Dr. İbrahim Yaşa, "Bebek Bircan tarafımdan takip edildi. Birkaç gün önce de doğumu gerçekleşti. Sıkıntılı bir takip vardı. Bebek çok hızlı kilo alıyordu. 6 kilo 150 gram ağırlığında erkek bebek doğurttuk. 2024-2025 taramalarında Türkiye’deki en büyük bebek. Geçen sene İspanya’daki 6 kiloluk bebek Avrupa’da gündem olmuştu. Bundan birkaç ay önce doğuda bir ilimizde 5 kilo 250 gram doğan bir bebekle baya sansasyonel olmuştu. Bizim bebeğimiz aynı zamanda 37 haftalık bir bebekti. Literatüre girmeye aday bir bebek. Annemizi bir iki gün hastaneye yatırdık fakat ağrılar artmaya başlayınca normal doğum süresinden 3 hafta önce de olsa sezeryanla almaya karar verdik" ifadelerini kullandı. Baba Murat Bircan," Teşekkür ederiz. Mutluyuz, bütün çocuk doktoru hocamıza da teşekkür ediyoruz Kadın doğum İbrahim hocamıza, çocuk doktoru Kahraman hocaya da teşekkür ediyoruz, sağ olun. Sevindik mutlu olduk, çok şükür" dedi. Anne Ece Bircan ise, "Biz aslında bekliyorduk, çünkü ultrasonda her hafta, her ay kontrollerinde belliydi kilolu gittiği, önden gittiği. İbrahim hocam söylüyordu ama biz tabii ki 5 kilo civarında beklerken birden 6 kilo 150 gram doğması bizi de şaşırttı. Sağlıklı olması çok şükür güzel bir şey. İnşallah da böyle devam eder"dedi.
Her beş kişiden biri reflü riski altında
24 Ekim 2025 Cuma - 10:41 Her beş kişiden biri reflü riski altında Reflü hastalığının her beş kişiden birinde görüldüğünü belirten ve sindirim sistemi üzerindeki etkilerine değinen Doç. Dr. Özlem Mutluay Soyer, uzun süre devam eden şikayetlerin dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Gastroözofageal reflü hastalığı, toplumda oldukça sık görülen bir sindirim sistemi rahatsızlığıdır. Her beş kişiden birinde görülen reflü, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıyla ortaya çıkar. Mide asidi ve sindirim sıvılarının yemek borusuna temas etmesi sonucu bu bölgede tahriş ve hasar meydana gelir. Reflü, kronik bir hastalık olup dönemsel olarak tekrarlayan şikayetlerle seyreder. En sık görülen belirtiler, göğüs kemiği arkasında yanma hissi ve mide içeriğinin ağza gelmesidir. Medicana International İstanbul Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Özlem Mutluay Soyer, reflü hastalarının bir kısmında endoskopi bulgularının normal olabileceğini ancak bazılarında özofajit, darlık veya Barrett özofagusu gibi ciddi komplikasyonlar gelişebileceğini belirtti. "Barrett özofagusu, reflünün en önemli komplikasyonudur. Uzun süre asit temasına bağlı olarak yemek borusunun alt kısmındaki dokuda değişiklik meydana gelir. Reflü nedeniyle endoskopi yapılan hastaların yaklaşık yüzde 10’unda Barrett özofagusu tespit edilmektedir" diyen Soyer, "Bu durum, yemek borusu kanseri gelişme riskini normal kişilere göre 75 kat artırmaktadır. Özellikle yanlış beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzı, reflüye bağlı riskleri yükseltir" ifadelerini kullandı. Uzun süren şikayetleri hafife almayın Doç. Dr. Mutluay Soyer, klasik reflü belirtilerinin çoğu zaman doğru bir öyküyle kolaylıkla tanınabileceğini belirterek şunları söyledi: "Tedaviyle şikayetlerin azalması tanıyı doğrular. Ancak öksürük, ses kısıklığı, larenjit veya göğüs ağrısı gibi farklı belirtiler varsa ileri tetkikler gerekebilir. Yutma güçlüğü, kilo kaybı ve kansızlık gibi alarm bulguları olan hastalar mutlaka endoskopi açısından değerlendirilmelidir." Soyer, "Beş yıldan uzun süredir reflü şikâyeti yaşayanlar, 50 yaş üzerindeki bireylerin, erkekler, obezite problemi olanlar, mide fıtığı bulunanlar ve ailesinde yemek borusu kanseri öyküsü olan kişiler yüksek risk grubunda yer almaktadır" dedi. Yaşam tarzı değişikliği tedavinin en önemli parçası Reflünün kronik bir hastalık olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Mutluay Soyer, tedavide amacın şikayetleri ortadan kaldırmak, yemek borusundaki hasarı iyileştirmek ve muhtemel komplikasyonları önlemek olduğunu belirtti ve ekledi: "İlaç tedavisinin yanında yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşır. Çay, kahve, çikolata, asitli içecekler, baharatlı ve yağlı gıdalar reflüyü artırabilir; bu nedenle bu tür besinlerden kaçınılmalıdır. Sigara ve alkol kullanımından uzak durmak, yatmadan üç saat önce yemek yememek, yatak başını yükseltmek ve kilo kontrolünü sağlamak tedavi başarısını artırır." Doç. Dr. Mutluay Soyer, reflü şikayetlerinin uzun sürmesi durumunda gastroenteroloji uzmanına başvurmanın önemini vurgulayarak, erken tanı ve düzenli takibin reflü hastalığında ilerlemeyi önlemenin en etkili yolu olduğunu söyledi.
Uzmanından uyarı: Mevsim değil eviniz hasta ediyor
24 Ekim 2025 Cuma - 10:21 Uzmanından uyarı: Mevsim değil eviniz hasta ediyor Dr. Öğr. Üyesi Pervin Avcı, geçmeyen soğuk algınlığının ardında ev tozu akarlarının olabileceğini belirtti. Bu mikroskobik canlıların özellikle soğuk havalarda çoğalarak yatak, yorgan ve yastıklarda biriken ölü deri hücreleriyle beslendiğini ifade eden Avcı, "Geçmeyen burun akıntısı ve hapşırık, nezle değil akar alerjisi olabilir" uyarısında bulundu. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Pervin Avcı, alerjik rinit olarak da bilinen kış saman nezlesinin toz akarlarına, evcil hayvan tüylerine ve küfe maruz kalmaktan kaynaklandığını söyledi. Geçmeyen soğuk algınlığının ardında evlerimizin içinde gizlenen alerjenlerin olabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Pervin Avcı, "Hava soğudukça kapalı alanlarda daha fazla vakit geçiriyoruz. Bu da burun akıntısı, göz kaşıntısı, tıkanıklık, hapşırma ve sinüs basıncı gibi belirtilerin artmasına neden oluyor" ifadelerini kullandı. Soğuk algınlığı ve alerjilerin sıkça karıştırıldığını belirterek önemli uyarılarda bulunan Dr. Öğr. Üyesi Pervin Avcı, şunları kaydetti: "Soğuk algınlığı genellikle 7-10 gün içinde geçer, ancak alerjiler haftalarca, hatta aylarca sürebilir. Boğaz ağrısı genellikle soğuk algınlığını işaret ederken; yüzde kaşıntı, göz sulanması ve burun tıkanıklığı daha çok alerjinin habercisidir. Balgam da önemli bir ayırt edici belirti olabilir. Alerjiye bağlı balgam genellikle berrak ve akışkandır; soğuk algınlığı kaynaklı balgam ise koyu, sarımsı bir renge bürünür." Akarlar, sıcak ve nemi seviyor Bu küçük canlıların yatak takımlarında, yastıklarda ve halılarda biriken ölü deri hücreleriyle beslendiğini aktaran Dr. Avcı, "Akarların kendisinden ziyade, dışkılarında bulunan bazı maddeler alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Bu etki, akarlar öldükten sonra bile devam edebilir" dedi. Kış aylarında ısıtmaların artmasıyla birlikte ortamın sıcak ve nemli hale geldiğini, bunun da akarların çoğalması için ideal koşullar oluşturduğunu vurgulayan Dr. Avcı, şöyle devam etti: "Havalar soğudukça insanlar daha fazla kapalı alanda kalıyor, eşyalarını sıkıca kapatıyor. Bu da akar yoğunluğunu artırarak alerjilerin alevlenmesine yol açıyor." Yatak takımlarını haftada en az bir kez 60 derece suda yıkayın Akarları yok etmenin en basit yolunun yatak takımlarının haftada en az bir kez sıcak suda yıkanması olduğunu belirten Avcı, evde alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı: "Alerjisi olanlar, yastık, yorgan ve yatak seçiminde anti-alerjik, yıkanabilir ve toz geçirmeyen özel kılıflarla kaplanmış ürünler tercih edilmelidir. Yatak ve yastık kılıflarının haftada bir, 60 derecenin üzerinde yıkanması akarların büyük kısmını yok eder. Yüksek sıcaklıkta yıkanamayan ürünlerin ise ütülenerek kullanılmalı. Yatak takımları eskidikçe akar birikimi artar. Kalın halılar, pelüş koltuklar ve toz tutan kumaşlar da akarların favori yaşam alanlarıdır. Bu nedenle düzenli olarak güçlü bir elektrik süpürgesiyle temizlenmelidir. Nem oranı yüzde 40 ile 50 civarında tutulmalı, yüksek nemli ortamlar akarların çoğalmasını hızlandırır. Bu yüzden ebeveyn banyolu yatak odalarında banyoda güçlü havalandırma mutlaka olmalı, kullanılan nemli havlular banyoda veya yatak odasında bırakılmamalıdır."
Bodrum’da bisiklet kazası geçiren genç kadın hayata tutundu
24 Ekim 2025 Cuma - 09:36 Bodrum’da bisiklet kazası geçiren genç kadın hayata tutundu Bodrum’da bisiklet kazasında ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan 22 yaşındaki genç kız, cerrahi ekibinin hızlı ve koordineli müdahalesi sayesinde hayata tutundu. Hastanedeki tedavisi 21 gün süren kızın karaciğerinde meydana gelen hasar başarıyla tedavi edildi. Bodrum’da sabah işe giderken frenleri tutmayan bisikletiyle araca çarparak ağır yaralanan Simge Ürgün, Acıbadem Bodrum Hastanesi’ne sevk edildi. Ürgün’ün 21 gün süren tedavisinde acil servis, genel cerrahi, anestezi, yoğun bakım ve radyoloji ekiplerinin birlikte yürüttüğü süreç, adeta filmleri aratmayacak bir kurtuluş hikayesine dönüştü. Acıbadem Bodrum Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Murat Urkan, travma cerrahisinin en kritik yönünün hızlı karar verme ve hızlı hareket etme olduğunu belirtti. Dr. Urkan, "Bu hasta, araç dışı trafik kazası sonrası bilinci tam yerinde olmadan acil servisimize ulaştırıldı. Çoklu travma geçiren hastaya acil ekibimiz hızla müdahale etti, bizlerle koordineli bir şekilde süreci yürüttü" dedi. "Karaciğerin yarısı parçalanmıştı" Dr. Urkan, hastanın acil operasyona hazırlandığını belirterek, "Karaciğerin yarısının parçalandığını ve kalpten karaciğere giden toplardamarlarda yırtılma olduğunu gördük. Kanamayı kontrol altına aldıktan sonra hastayı yoğun bakıma aldık. 48 saat sonra ikinci ameliyatla karaciğerin üçte birlik kısmını çıkardık. Hızlı hareket etmemiz hastanın hayatını kurtardı" diye konuştu. Travma cerrahisinin ekip çalışması gerektirdiğini vurgulayan Dr. Urkan, "Hastanın acile gelişiyle birlikte 20 dakika içinde ameliyata alınması, tüm ekibin saniyelerle yarıştığını gösteriyor. Bu tür vakalarda deneyim ve hız çok önemlidir" ifadelerini kullandı. "Moralimi hep yüksek tuttum" Yaşadığı kaza sonrası konuşan Simge Ürgün, "Sabah işe giderken bisikletimin frenleri tutmadı ve bir arabaya çarptım. Ameliyat ve yoğun bakım sürecinde moralimi yüksek tutmaya çalıştım. Murat Bey ve ekibine minnettarım" dedi. Tedavisinin ardından taburcu edilen Ürgün’ün sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.