Son Dakika
|
Van’da sabah saatlerinde 5.2'lik korkutan deprem!
Trump: "(İran’da düşürülen ABD savaş uçağı) Bu bir savaş, savaş halindeyiz"
Bakan Fidan’dan diplomasi trafiği
Mardin’de kaybolan yaşlı kadın ölü bulundu
İzmir’de parkta 2 yaşındaki çocuğa bıçakla saldıran şüpheli tutuklandı
Pakistan'da 6,3 büyüklüğünde deprem
Gaziantep’te 4 yaşındaki Asiye Ateş’e pitbull saldırısı davasında karar
10 yıldır aranan FETÖ üyesi çatı katında yakalandı
Putin'den Cumhurbaşkanı Erdoğan'a teşekkür
Bakan Kurum’dan tarihi kentsel dönüşüm müjdesi
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
İran’ın İsrail’e gerçekleştirdiği son füze saldırıları, bir binada kısmi yıkıma yol açtı
Esenyurt’ta hamile kadın doğum esnasında hayatını kaybetti, yakınları hastaneyi bastı
Boğaz’da gemi arızası: Trafik çift yönlü askıya alındı
Pakistan'da 6,3 büyüklüğünde deprem
NASA, Artemis II görevinden Dünya’nın yeni fotoğrafını paylaştı
10 yıldır aranan FETÖ üyesi çatı katında yakalandı
SEDAŞ’ın kazdığı çukura belediye aracı düştü
SAĞLIK
Muğla’da "kanser okuryazarlığı" seferberliği genç tıbbiyelerden önemli adım
04 Nisan 2026 Cumartesi - 10:06:15
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri, 1-7 Nisan Kanser Farkındalık Haftası kapsamında kurdukları stantla toplumu erken teşhis ve tarama yöntemleri konusunda bilgilendirdi. Kanserle mücadelede en güçlü silah olan "erken teşhis" konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Öğrencileri Birliği anlamlı bir etkinliğe imza attı. 1-7 Nisan Kanser Farkındalık Haftası dolayısıyla açılan "Kanser Okuryazarlığı Farkındalık Standı", vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Etkinliği ziyaret eden Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Ercan Saruhan, genç tıbbiyelilerle bir araya geldi. Yürütülen çalışmaları yerinde inceleyen Saruhan, toplum sağlığını koruma yolunda atılan bu adımları takdir ederek, öğrencilere teşekkürlerini iletti. Halk sağlığı sorunları arasında dünyada ve Türkiye’de kalp hastalıklarından sonra ikinci sırada yer alan kanser, sadece sağlık değil, iş gücü kaybı ve ekonomik maliyetlerle de toplumu etkiliyor. Etkinliğin odak noktası olan kanser okuryazarlığı, bireylerin kanser risklerini bilmesi, belirtileri erkenden fark etmesi ve tarama programlarına aktif katılım sağlaması olarak tanımlanıyor. Stantta görev alan tıp öğrencileri, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerileri doğrultusunda Türkiye’de uygulanan ücretsiz tarama programları hakkında bilgiler paylaştı. 40-69 yaş arası kadınlara 2 yılda bir mamografi, yıllık klinik muayene ve aylık kendi kendine muayene. 30-65 yaş arası kadınlara 5 yılda bir HPV-DNA ve Pap Smear testi. 50-70 yaş arası tüm bireylere 2 yılda bir gaitada gizli kan testi ve 10 yılda bir kolonoskopi yapıldığına dikkat çekilerek farkındalık oluşturuldu. Birçok kanser türünün başlangıç aşamasında belirti vermediğine dikkat çeken uzman adayları, erken teşhisin tedavi başarısını yüzde 100’e yakın artırdığını vurguladı. Vatandaşların bu taramaları; Aile Sağlığı Merkezleri (ASM), Sağlıklı Hayat Merkezleri ve KETEM’lerde (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri) tamamen ücretsiz olarak yaptırabileceği hatırlatıldı.
04 Nisan 2026 Cumartesi - 10:03
Türkiye’de ameliyat edilen Koreli hastanın eşi: "Yüreğimizde olan memleket burası"
Uzun yıllar önce Türkiye’ye yerleşen Güney Koreli çiftten 59 yaşındaki Shine Cheon Choi’nin beyninde nüks eden kansere yönelik ameliyatı Türkiye’de gerçekleştirildi. Eşinin durumuna ilişkin konuşan 56 yaşındaki Young Sook Seol, "2000 yılından beri buradayız, memleketimiz var da yüreğimizde olan memleket burası, burası evimiz" dedi. Hastasına ilişkin konuşan Doç. Dr. Ali Fatih Ramazanoğlu, "Kliniğimizde ameliyatı gerçekleştirildi, iyi geçti. Beyin kanseri tespit edilmişti, toplumun 100 binde 3 ile 5’i arasında görülür. Türkiye sağlık sektöründe dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri. Kişiler, hiç yaşamadıkları bir şikayet hissediyorlarsa kontrolde fayda var" ifadelerini kullandı. Güney Koreli aikido hocası 59 yaşındaki Shine Cheon Choi ve 56 yaşındaki Young Sook Seol çifti, 2000 yılında 5 yaşındaki kızlarıyla birlikte Türkiye’ye geldi. Ümraniye’de yaşayan, burada kendilerine bir hayat kuran ve 1 çocukları daha olan Koreli çift, zaman zaman ülkeleri ve yakınlarını da ziyaret etti. Shine Cheon Choi burada spor hocalığı yaparken eşi de çocuklarıyla ilgilendi. 2023 yılına gelindiğindeyse denge kaybı, davranış değişiklikleri gibi durumlar oluşunca İstanbul’da bir hastaneye başvuruldu, beyninden bir operasyon geçirdi. Sonrasında rahatsızlıkları tekrar kendini gösteren aikido hocası, ailesiyle ülkesine gitti ve Kore’de beyninde tümör tespit edilerek bir operasyon daha geçirdi. Ardından Türkiye’ye dönen aile, yaşamını sürdürürken hastada tekrar birtakım sıkıntılar meydana geldi ve Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvuruldu. Yapılan detaylı incelemelerde doktorlar, beyin kanserinin nüksettiği tespit ederek hasta için ameliyat kararı verdi. Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü Eğitim ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. Ali Fatih Ramazanoğlu ve Doç. Dr. Luay Şerifoğlu ekibi tarafından takip edilen hastanın ameliyatı 3 Şubat’ta başarıyla gerçekleştirildi. Hekimler, hastalık ve sürece ilişkin bilgi verirken kontrolleri devam eden Koreli hasta ve eşi de yaşadıkları zorlu süreci ve Türkiye’ye olan sevgilerini dile getirdi. "Yüreğimizde olan memleket burası" Zorlu bir tedavi süreci geçiren 59 yaşındaki Shine Cheon Choi, "Beni ameliyat eden doktora çok teşekkür ediyorum" derken eşi 56 yaşındaki Young Sook Seol "2023 Şubat ayında aniden algılama gücü çok zayıflamıştı. Ondan fark ettik, şuanki 3’üncü ameliyatı, nadiren görülen bir hastalık. 2000 yılından beri buradayız, memleketimiz burası, kendi memleketimiz var da yüreğimizde olan memleket burası. Ameliyatı Kore’de de olabilirdik ama burayı seçtik. İnsanlar hep bu hastaneye geliyor; Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne. Baktım ki; doktorların tecrübesi bayağı çok. İyi doktor olduklarını, iyi tedavi ettiklerini gördük. Gönlümüz daha rahat hissettiğinden bu hastaneyi tercih ettik, ameliyat olduk. Türkiye’deki doktorlar çok akıllı ve yüreği sıcak, çok çok ilgileniyorlar. Tedavi için gelecek hastalar olursa çok çok tavsiye ederim. Eşim buraya ilk spor hocası olarak gelmişti, aikidocu. Burada insanlar çok sıcakkanlılar, Kore’ye gittiğimde hiçbir şey bilmiyorum. Metroya nasıl binilir, hangi hattan gidilir, insanlar yüz vermiyor. Gençliğimizi geçirdik o yüzden burası yüreklerimizde. Burada rahatlık hissediyoruz evimiz burası, kaldığı süreçte çok mutlu olduk, teşekkür etmek isteriz" şeklinde konuştu. "Beyin kanseri tespit edilmişti, 100 binde 3 ile 5’i arasında" Hastasının durumuna yönelik konuşan Doç. Dr. Ali Fatih Ramazanoğlu, "Enteresan bir hikayesi var, 20-25 sene önce Türkiye’ye aikido hocası olarak geliyor. Bir bayılma, nöbet geçirme hadisesi yaşıyor. Bir özel hastaneye gidiliyor, beyin kanaması tespit ediliyor. Ameliyat oluyor, sonraki takiplerinde beyin tümörü olduğu ortaya çıkıyor, ülkesine dönüyor, Kore’de tekrar bir ameliyat geçiriyor. Ülkesinde tedavisine devam ederken Türkiye’yi çok özlediklerini söylüyorlar. Hastamızın düzeni ve kendilerini Türkiye’de daha iyi hissettikleri için dönüyorlar. Burada kontrol filmlerinde tümörün nüksettiği ortaya çıkıyor. Kliniğimizde ameliyatı gerçekleştiriliyor, iyi geçti. Bu tür ameliyatları nöronavigasyon, nöromonitörizasyon dediğimiz sistemlerle, modern teknolojiyle ameliyatını yaptık. Beyin kanseri türü tespit edilmişti, bu hastalık kabaca toplumun 100 binde 3 ile 5’i arasında görülür. Tüm beyin tümörlerinde yüzde 15 ile 25 arasında. Bu kötü huylu bir tümördür, tespit edildikten sonra bu tür hastaların genelde yaşam süreleri 12 ay ile 15 arasında değişebilir" dedi. "Türkiye sağlık sektöründe dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri" Hastalık ve belirtilerine ilişkin bilgi veren Doç. Dr. Ramazanoğlu, "En sık nöbet geçirerek uygunsuz yerde hastalar bulunabiliyor. Hastalar tanısı konmadan, tedavisi gecikmiş bir şekilde başvurabiliyor. Bu tür durumlarda ameliyat yapılsa bile geç kalınmış olunabiliyor. Hastamızın anlattığına göre, Ümraniye çevresinde oturduğunu, hastanemizin çok yoğun olduğunu gördüğünü, bu kadar insan buraya geldiyse, işlerin iyi gittiğini düşünmüş. Türkiye’de sağlık sektörü, sağlık hizmetinde görev yapan personel, hemşire, doktorlarımız oldukça yetkindir. Türkiye sağlık sektöründe dünyanın en önde gelen ülkelerinden biridir. Dünyada hangi teknoloji kullanılıyorsa bizde de aynı teknoloji yetkinlikle kullanılmaktadır. Almanya, ABD’den hastamız olduğu gibi Kore’den de gelip bizlere tedavi olabiliyorlar. Hiç yaşamadıkları bir şikayet hissediyorlarsa örneğin; baş ağrısı, kusma, kolda bacakta uyuşma, konuşmada zorluk, muhakeme bozuklukları gibi şikayetler varsa en yakın sağlık merkezine başvurup bir kontrol etmekte fayda vardır" diye konuştu. "Erken teşhis her zaman önemlidir" Israrlı belirtilerin üzerinde durulması gerektiğini söyleyen ve erken teşhisin önemine vurgu yapan Doç. Dr. Şerifoğlu, "Yaklaşık 3 yıl önce ani bir baş ağrısı, bilinç kaybıyla bir özel hastaneye gidiyor. 2 ay sonra davranış bozukluğu nedeniyle hasta, eşi tarafından Kore’ye götürülüyor. Bu tümör fark ediliyor, koca bir alan alınıyor, hasta düzeliyor. Tekrar Türkiye’ye döndüğü zaman bizim onkoloji kliniği tarafından tedavisi veriliyor. Burada hastanın daha önce ameliyat edilen tümörünün büyüdüğü görülüyor. Cerrahi karar alınıyor, mevcut tümörlerde yaklaşık 2-3 saatlik bir operasyonla temizliyoruz. Şu anda hasta tedavilerine devam ediyor, gayet iyi, herhangi bir şikayeti kalmadı. Hastamızın beyin tümörü halk arasında kötü huylu denilen bir tümör. Her baş ağrısı tümör değildir, önemli olan; devam eden baş ağrısı olması. Erken teşhis her zaman önemlidir ve en önemli şey; tümörünüz bile olsa, ameliyat bile olsanız muhakkak tedavinize riayet edin, ihmal etmeyin ve moralinizi yüksek tutun" ifadelerini kullandı. (HK-SB-
04 Nisan 2026 Cumartesi - 10:00
Kumar bağımlılığı ‘teknoloji pandemisi’ne dönüştü
İstanbul Arel Üniversitesi ve Yeşilay iş birliğiyle düzenlenen "Bağımlılık Sempozyumu", geniş bir katılımla gerçekleştirildi. Dijitalleşen dünyada kumar, teknoloji ve madde bağımlılığını ele alan uzmanlar, ‘toplumsal farkındalık’ çağrısında bulundu. Tepekent Kemal Gözükara Yerleşkesi’nde düzenlenen sempozyumun açış konuşmasını yapan İstanbul Arel Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Muzaffer Şahin, bağımlılığın gelişim sürecine dikkat çekerek, empati vurgusu yaptı. Şahin, "Hiç kimse bir sabah uyandığında bağımlı olmayı seçmez. Bu bir süreçtir" diyerek, doğru dinleme ve empatinin iyileştirici gücüne değindi. Geleceğin psikologlarına seslenen Şahin, beklenen toplumsal değişimin bizzat onların ellerinde yükseleceğini belirtti. "Bağımlılığa kaptırdığımız her genç, kaybedilmiş bir vatan toprağıdır" Yeşilay Büyükçekmece Şube Başkanı Recep Çalışkan, bağımlılıkla mücadeleyi bir vatan savunması olarak nitelendirdi. Çalışkan, Yeşilay’ın sağlıklı nesiller yetiştirme vizyonu doğrultusunda bilimsel temelli bir strateji yürüttüklerini ifade ederek, uzman psikolog kadroları ve modern rehabilitasyon alanlarıyla her türlü bağımlılığa karşı mücadeleye hazır olduklarını vurguladı. "Neredeyse kazandım" illüzyonu tuzağa çekiyor Sempozyumun ilk oturumunda kumar bağımlılığının nörolojik boyutlarını mercek altına alan Dr. Öğretim Üyesi Eren Murat Dinçer, kumarın beyindeki dopamin yollarını madde bağımlılığıyla aynı mekanizma üzerinden uyardığını vurguladı. Kumarı "beyindeki haz merkezi ile karar verme mekanizması arasındaki dengenin bozulması" olarak tanımlayan Dinçer, bireyleri bu tehlikeli döngüde hapseden üç temel bilişsel yanılgıya dikkat çekti. Belirsizliğin oluşturduğu adrenalinle kontrolün kaybedilmesine neden olan "neredeyse kazandım" illüzyonu, geçmişteki kayıpların gelecekteki şansı artıracağına dair bilimsel temeli olmayan "kumarbaz yanılgısı" ve kaybedileni geri alma umuduyla kontrolsüz risklerin alındığı "telafi tuzağı", bağımlılık sürecini tetikleyen en kritik risk faktörleri olarak açıklandı. ‘Kaybettikçe kazanma sıram geliyor’ düşüncesi yaygın Klinik Psikolog Fatihcan Öncü, kumarın tarihsel serüveninden günümüzün dijital dünyasına uzanan bir köprü kurdu. 17’nci yüzyılda resmileşen kumarın bugün bir "teknoloji pandemisi" halini aldığını belirten Öncü, "Kaybettikçe kazanma sıram geliyor" düşüncesinin bilimsel hiçbir karşılığı olmayan bir safsata olduğunu hatırlattı. "Madde kullanımı yumuşatılmış bir öz kıyım eşdeğeri" İkinci oturumda söz alan Psikiyatrist Prof. Dr. Defne Tamar Görol ise, madde bağımlılığının psikolojik arka planına dair sarsıcı bir tespitte bulunarak, "Madde kullanımı zamana yayılmış bir intihardır" dedi. Klinik gözlemlerin madde kullanımını "yumuşatılmış bir öz kıyım eşdeğeri" olarak tanımladığını belirten Görol, tedavi sürecinde bireyin kendine zarar verme ve kendini cezalandırma mekanizmalarının mutlaka analiz edilmesi gerektiğini vurguladı. Kurtuluşun anahtarı ‘Hayır’ demeyi öğrenmek Bağımlılıkla mücadelede önleyici iradenin önemine değinen Prof. Dr. Duran Çakmak, toplumsal bilincin en temel adımının bireylerin "hayır" demeyi öğrenmesi olduğunu ifade etti. Çakmak, tedaviden önce bağımlılık geliştiren davranışın oluşmasını engellemenin kritik olduğunu belirtti. Sempozyumda farklı bağımlılıklar da ele alındı Sempozyumun son oturumunda bağımlılığın farklı yüzleri ele alındı. Klinik Psikolog Özge Dayıoğlu, romantik ilişkilerde sıkça rastlanan "eş bağımlılık" kavramına değinerek, partnerine aşırı odaklanma ve ayrılık korkusuyla şekillenen bu durumun kişiyi bir duygusal hapse sürüklediğini, sağlıklı bir ilişkinin ancak özsaygı ve bireyselliğin korunmasıyla mümkün olabileceğini vurguladı. Davranışsal bağımlılıkların nörolojik etkilerine dikkat çeken Doç. Dr. Özlem Kızılkurt, pornografinin beynin ödül sistemini sürekli uyardığını ve tıpkı madde bağımlılığında olduğu gibi zamanla bir "tolerans" ve "aşerme" süreci oluşturduğu konusunda kritik uyarılarda bulundu. Kumar bağımlılığının psikolojik döngüsünü özetleyen Klinik Psikolog Ahmet Yılmaz ise, oluşturulan heyecan ve risk alma güdüsünün bireyi kayıplarını görmezden gelmeye iterek sistemin içinde tutsak ettiğini ifade etti. Uzmanların ortak vurgusu, bu sinsi döngülerin fark edilmesinin iyileşme sürecindeki hayati önemi oldu. Sempozyum, modern çağın getirdiği bu yeni nesil bağımlılıklara karşı akademik iş birliği ve toplumsal farkındalığın artırılması gerektiği mesajıyla sona erdi.
04 Nisan 2026 Cumartesi - 09:50
Kanserle mücadeleye yeni vakıf: Önleme, erken tanı ve bilimsel araştırma hedefleniyor
Kanserle mücadelede önleme, erken tanı ve farkındalığı artırmayı hedefleyen Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı’nın tanıtımı Bahçeşehir Üniversitesi’nde yapıldı. Tanıtım toplantısında uzmanlar, kanserin yalnızca tıbbi değil toplumsal bir boyutu olduğuna dikkat çekerek, çevresel faktörler, bilinç eksikliği ve toplumsal dayanışmanın önemine vurgu yaptı. Türkiye’de kanserle mücadeleye bilimsel ve bütüncül katkı sağlamak amacıyla ‘Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı (TKÖAV)’ kuruldu. Kurucu başkanlığını Prof. Dr. Berrin Pehlivan’ın üstlendiği vakfın tanıtımı, Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Yerleşkesi’nde düzenlenen toplantıyla gerçekleştirildi. Vakıf, kanserin önlenmesi, erken tanının yaygınlaştırılması, bilimsel araştırmaların desteklenmesi ve toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefliyor. Vakfın tanıtım toplantısına AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sağlık Politikaları Başkanı Halit Yerebakan, AK Parti İstanbul Milletvekili Avukat Şengül Karslı, TKÖAV Kurucusu Prof. Dr. Berrin Pehlivan, TKÖAV Mütevelli Heyet Başkanı ve Üyesi Prof. Dr. Türker Kılıç, BAU Mütevelli Heyeti üyesi Saygın Şenel, BAU Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu, Bahçeşehir Koleji Genel Müdürü Dr. Özlem Koç ve tiyatro oyuncusu Mert Fırat katıldı. Prof. Dr. Berrin Pehlivan: "Kanser örgütlü mücadeleden korkuyor" "Onkoloji, hayatımın merkezine yerleşti. Bunun ilk nedeni, en çok emek verdiğim alan olması" diyen Prof. Dr. Berrin Pehlivan, "İkinci nedeni ise en çok yaşadığım alan olması. Çünkü ailemde, sevdiklerimde ve çevremde kanserle ilgili yaşananlar, bu hastalığın yalnızca bir meslek olarak kalmasına izin vermedi; neredeyse hayatımın tamamı haline geldi" dedi. Prof. Dr. Pehlivan, "Bu nedenle kansere bir radyasyon onkoloğu, bir akademisyen, bir hasta yakını ve bir insan olarak pek çok açıdan bakmak durumunda kaldım. Öğrendiklerim ise oldukça çarpıcıydı. İlki; kanser aslında yalnızca bir hastalık değil, bir fenomen. İkincisi; sadece hastayı değil, çevresini de derinden etkiliyor. Son olarak ve belki de en önemlisi kanser, örgütlü mücadeleden çok korkuyor. Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı, bilimin ve insan hikâyelerinin kesiştiği bir noktada doğdu. Çünkü biz kanserin yalnızca bir hastalık olmadığını gördük. Bir aileyi, bir çocuğu, bir hayatı kökten değiştiren derin bir süreç olduğunu yaşayarak öğrendik" diye konuştu. Kanserle mücadelenin yalnızca tedaviyle kazanılmayacağını belirten Prof. Dr. Pehlivan, "Önleme, farkındalık, erken tanı ve bilinç bu mücadelenin en kritik unsurlarıdır. Doğru bilginin doğru zamanda ve doğru şekilde verilmesi bir hayatı değiştirebilir" dedi. Prof. Dr. Türker Kılıç: "Kanser önemli bir halk sağlığı problemi" Her gün yaklaşık 650 kişinin kanser tanısı aldığını belirten Prof. Dr. Türker Kılıç ise şunları söyledi: "350 kişi ise kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Türkiye’de her yıl her 100 bin kişiden yaklaşık 220’sine kanser tanısı konuluyor. Bu yönüyle kanser, önemli bir halk sağlığı problemi olarak karşımıza çıkıyor. Kanser yalnızca tanı alan kişiyi değil, çevresini de etkileyen bir hastalık. Bu nedenle ben de bir beyin cerrahı olarak kanserle mücadele eden grubun içindeyim. Akademi tarafında uzun yıllardır edindiğim deneyimle şunu söyleyebilirim: Her akademisyenin kendi alanında gelişmenin yanı sıra bir enstitü kurma hedefi olmalı ve bu yapıyı bir vakıf aracılığıyla desteklemelidir. Bu düşünceyi her platformda dile getirdim. Berrin Hocamız da bu çağrıya kulak vererek bu vakfın kurulmasına öncülük etti." Dr. Özlem Koç: "Mücadele yalnızca tıbbi değil, toplumsal" Dr. Özlem Koç, "Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı’nın ilk resmi etkinliğinde yer almaktan büyük bir heyecan duyuyorum. Bu vakfın bilimi ve insan hayatını odağına alan güçlü bir vizyonun ürünü olduğunu düşünüyorum. Kanserle mücadelenin yalnızca tıbbi bir konu olmadığını, aynı zamanda toplumsal bilinç oluşturma süreci olduğunu biliyoruz" şeklinde konuştu. "Erken tanı, doğru bilgiye erişim ve farkındalık son derece önemli" diyen Koç, sözlerini "Ancak bunun yanında toplumsal dayanışmanın da güçlendirilmesi gerekiyor. Eğitim, toplumu geliştiren en büyük güçtür ve biz de bu bilinçle hareket ediyoruz" şeklinde sonlandırdı. Prof. Dr. Esra Hatipoğlu: "Önleme vurgusu daha da güçlenmeli" Prof. Dr. Esra Hatipoğlu da, "Bugün önemli bir vakfın açılışına tanıklık ediyoruz. Özellikle ‘önleme’ kavramının altının daha güçlü çizilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü son dönemde bu hastalıkla ilgili çok daha fazla örnekle karşılaşıyoruz. Kanserle mücadele eden bireyler ve yakınları çoğu zaman tıbbi destekten çok, sosyal yaşamlarını sürdürebilmek ve kendilerini iyi hissedebilmek adına destek arıyor. Bu nedenle erken tanının yanı sıra önleme konusunun da daha fazla vurgulanması gerekiyor. Bu mücadelenin ancak bütüncül bir yaklaşımla ve toplumsal iş birliğiyle yürütülebileceğine inanıyorum" dedi. Mert Fırat: "Farkındalık ve önleme hayati önem taşıyor" Kanserle ilgili Türkiye’de atılan her adımın son derece önemli olduğuna dikkat çeken Mert Fırat, "Her gün yaklaşık 350 kişiyi bu hastalık nedeniyle kaybettiğimiz bir coğrafyada yaşıyoruz. Çevresel faktörlerden beslenmeye kadar pek çok unsur kanser riskini artırıyor. Bu nedenle farkındalık oluşturmak, araştırma yapmak ve önleyici adımlar atmak büyük önem taşıyor" dedi. Fırat sözlerini şöyle sonlandırdı: "Türkiye’nin bu alanda önemli bir birikimi var. Bu vakfın önlenebilir vakaların azaltılması ve mevcut vakaların daha etkili yöntemlerle ele alınması konusunda önemli çalışmalara öncülük edeceğine inanıyorum."
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
01 Nisan 2026 Çarşamba- 11:57
Tıbbın gücü kadar moralin de iyileştirici bir yönü var
2
03 Nisan 2026 Cuma- 09:56
Kanser tedavisinde yeni dönem: Akıllı radyoterapi
3
02 Nisan 2026 Perşembe- 09:49
Ağrı’da sağlık yatırımları sahada incelendi
4
03 Nisan 2026 Cuma- 09:54
Meme kanseri hastaları doktorlarıyla bowling pistinde buluştu
5
03 Nisan 2026 Cuma- 09:48
Doç. Dr. Dişel: "Her hasta için farklı bir yol haritası oluşturmak mümkün hale geldi"
24 Ekim 2025 Cuma - 10:41
Her beş kişiden biri reflü riski altında
Reflü hastalığının her beş kişiden birinde görüldüğünü belirten ve sindirim sistemi üzerindeki etkilerine değinen Doç. Dr. Özlem Mutluay Soyer, uzun süre devam eden şikayetlerin dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Gastroözofageal reflü hastalığı, toplumda oldukça sık görülen bir sindirim sistemi rahatsızlığıdır. Her beş kişiden birinde görülen reflü, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıyla ortaya çıkar. Mide asidi ve sindirim sıvılarının yemek borusuna temas etmesi sonucu bu bölgede tahriş ve hasar meydana gelir. Reflü, kronik bir hastalık olup dönemsel olarak tekrarlayan şikayetlerle seyreder. En sık görülen belirtiler, göğüs kemiği arkasında yanma hissi ve mide içeriğinin ağza gelmesidir. Medicana International İstanbul Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Özlem Mutluay Soyer, reflü hastalarının bir kısmında endoskopi bulgularının normal olabileceğini ancak bazılarında özofajit, darlık veya Barrett özofagusu gibi ciddi komplikasyonlar gelişebileceğini belirtti. "Barrett özofagusu, reflünün en önemli komplikasyonudur. Uzun süre asit temasına bağlı olarak yemek borusunun alt kısmındaki dokuda değişiklik meydana gelir. Reflü nedeniyle endoskopi yapılan hastaların yaklaşık yüzde 10’unda Barrett özofagusu tespit edilmektedir" diyen Soyer, "Bu durum, yemek borusu kanseri gelişme riskini normal kişilere göre 75 kat artırmaktadır. Özellikle yanlış beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzı, reflüye bağlı riskleri yükseltir" ifadelerini kullandı. Uzun süren şikayetleri hafife almayın Doç. Dr. Mutluay Soyer, klasik reflü belirtilerinin çoğu zaman doğru bir öyküyle kolaylıkla tanınabileceğini belirterek şunları söyledi: "Tedaviyle şikayetlerin azalması tanıyı doğrular. Ancak öksürük, ses kısıklığı, larenjit veya göğüs ağrısı gibi farklı belirtiler varsa ileri tetkikler gerekebilir. Yutma güçlüğü, kilo kaybı ve kansızlık gibi alarm bulguları olan hastalar mutlaka endoskopi açısından değerlendirilmelidir." Soyer, "Beş yıldan uzun süredir reflü şikâyeti yaşayanlar, 50 yaş üzerindeki bireylerin, erkekler, obezite problemi olanlar, mide fıtığı bulunanlar ve ailesinde yemek borusu kanseri öyküsü olan kişiler yüksek risk grubunda yer almaktadır" dedi. Yaşam tarzı değişikliği tedavinin en önemli parçası Reflünün kronik bir hastalık olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Mutluay Soyer, tedavide amacın şikayetleri ortadan kaldırmak, yemek borusundaki hasarı iyileştirmek ve muhtemel komplikasyonları önlemek olduğunu belirtti ve ekledi: "İlaç tedavisinin yanında yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşır. Çay, kahve, çikolata, asitli içecekler, baharatlı ve yağlı gıdalar reflüyü artırabilir; bu nedenle bu tür besinlerden kaçınılmalıdır. Sigara ve alkol kullanımından uzak durmak, yatmadan üç saat önce yemek yememek, yatak başını yükseltmek ve kilo kontrolünü sağlamak tedavi başarısını artırır." Doç. Dr. Mutluay Soyer, reflü şikayetlerinin uzun sürmesi durumunda gastroenteroloji uzmanına başvurmanın önemini vurgulayarak, erken tanı ve düzenli takibin reflü hastalığında ilerlemeyi önlemenin en etkili yolu olduğunu söyledi.
24 Ekim 2025 Cuma - 10:21
Uzmanından uyarı: Mevsim değil eviniz hasta ediyor
Dr. Öğr. Üyesi Pervin Avcı, geçmeyen soğuk algınlığının ardında ev tozu akarlarının olabileceğini belirtti. Bu mikroskobik canlıların özellikle soğuk havalarda çoğalarak yatak, yorgan ve yastıklarda biriken ölü deri hücreleriyle beslendiğini ifade eden Avcı, "Geçmeyen burun akıntısı ve hapşırık, nezle değil akar alerjisi olabilir" uyarısında bulundu. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Pervin Avcı, alerjik rinit olarak da bilinen kış saman nezlesinin toz akarlarına, evcil hayvan tüylerine ve küfe maruz kalmaktan kaynaklandığını söyledi. Geçmeyen soğuk algınlığının ardında evlerimizin içinde gizlenen alerjenlerin olabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Pervin Avcı, "Hava soğudukça kapalı alanlarda daha fazla vakit geçiriyoruz. Bu da burun akıntısı, göz kaşıntısı, tıkanıklık, hapşırma ve sinüs basıncı gibi belirtilerin artmasına neden oluyor" ifadelerini kullandı. Soğuk algınlığı ve alerjilerin sıkça karıştırıldığını belirterek önemli uyarılarda bulunan Dr. Öğr. Üyesi Pervin Avcı, şunları kaydetti: "Soğuk algınlığı genellikle 7-10 gün içinde geçer, ancak alerjiler haftalarca, hatta aylarca sürebilir. Boğaz ağrısı genellikle soğuk algınlığını işaret ederken; yüzde kaşıntı, göz sulanması ve burun tıkanıklığı daha çok alerjinin habercisidir. Balgam da önemli bir ayırt edici belirti olabilir. Alerjiye bağlı balgam genellikle berrak ve akışkandır; soğuk algınlığı kaynaklı balgam ise koyu, sarımsı bir renge bürünür." Akarlar, sıcak ve nemi seviyor Bu küçük canlıların yatak takımlarında, yastıklarda ve halılarda biriken ölü deri hücreleriyle beslendiğini aktaran Dr. Avcı, "Akarların kendisinden ziyade, dışkılarında bulunan bazı maddeler alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Bu etki, akarlar öldükten sonra bile devam edebilir" dedi. Kış aylarında ısıtmaların artmasıyla birlikte ortamın sıcak ve nemli hale geldiğini, bunun da akarların çoğalması için ideal koşullar oluşturduğunu vurgulayan Dr. Avcı, şöyle devam etti: "Havalar soğudukça insanlar daha fazla kapalı alanda kalıyor, eşyalarını sıkıca kapatıyor. Bu da akar yoğunluğunu artırarak alerjilerin alevlenmesine yol açıyor." Yatak takımlarını haftada en az bir kez 60 derece suda yıkayın Akarları yok etmenin en basit yolunun yatak takımlarının haftada en az bir kez sıcak suda yıkanması olduğunu belirten Avcı, evde alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı: "Alerjisi olanlar, yastık, yorgan ve yatak seçiminde anti-alerjik, yıkanabilir ve toz geçirmeyen özel kılıflarla kaplanmış ürünler tercih edilmelidir. Yatak ve yastık kılıflarının haftada bir, 60 derecenin üzerinde yıkanması akarların büyük kısmını yok eder. Yüksek sıcaklıkta yıkanamayan ürünlerin ise ütülenerek kullanılmalı. Yatak takımları eskidikçe akar birikimi artar. Kalın halılar, pelüş koltuklar ve toz tutan kumaşlar da akarların favori yaşam alanlarıdır. Bu nedenle düzenli olarak güçlü bir elektrik süpürgesiyle temizlenmelidir. Nem oranı yüzde 40 ile 50 civarında tutulmalı, yüksek nemli ortamlar akarların çoğalmasını hızlandırır. Bu yüzden ebeveyn banyolu yatak odalarında banyoda güçlü havalandırma mutlaka olmalı, kullanılan nemli havlular banyoda veya yatak odasında bırakılmamalıdır."
24 Ekim 2025 Cuma - 10:21
Van’a 69 yeni hekim atandı
Van’a 49 uzman hekim ve 20 hekim olmak üzere toplam 69 yeni kadro tahsis edildi. Sağlık Bakanlığınca gerçekleştirilen 125. Devlet Hizmeti Yükümlülüğü (DHY) Kurası kapsamında, Van’a 49 uzman hekim ve 20 hekim olmak üzere toplam 69 yeni kadro tahsis edildi. Van İl Sağlık Müdürlüğünden yapılan açıklamada, yeni atanan hekimlerin kentin farklı ilçelerinde göreve başlayacağı belirtilerek, "İlimizde yeni görevlerine başlayacak hekimlerimize başarılar dileriz" denildi. Yeni atamalarla birlikte kentteki sağlık kadrosu güçlenirken, sağlık hizmetlerinin daha etkin ve erişilebilir hale gelmesi hedefleniyor.
24 Ekim 2025 Cuma - 09:54
Yenidoğan canlandırma eğitimi tamamlandı
Neonatal Resüsitasyon Programı (NRP) kapsamında Bayburt’ta sağlık çalışanlarına yönelik düzenlenen yenidoğan canlandırma eğitimi tamamlandı. Bayburt İl Sağlık Müdürlüğü koordinesinde gerçekleştirilen 3 günlük eğitimde, Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen Sağlık Bakanlığı NRP eğitimcileri tarafından teorik ve uygulamalı eğitimler verildi. Eğitimle, yenidoğan bebeklerin canlandırılması ve stabilize edilmesine yönelik bilgi ve becerilerin geliştirilmesi amaçlandı. Eğitime, sağlık tesislerinde yenidoğanla doğrudan temas halinde bulunan sağlık personelleri katıldı.
24 Ekim 2025 Cuma - 09:36
Bodrum’da bisiklet kazası geçiren genç kadın hayata tutundu
Bodrum’da bisiklet kazasında ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan 22 yaşındaki genç kız, cerrahi ekibinin hızlı ve koordineli müdahalesi sayesinde hayata tutundu. Hastanedeki tedavisi 21 gün süren kızın karaciğerinde meydana gelen hasar başarıyla tedavi edildi. Bodrum’da sabah işe giderken frenleri tutmayan bisikletiyle araca çarparak ağır yaralanan Simge Ürgün, Acıbadem Bodrum Hastanesi’ne sevk edildi. Ürgün’ün 21 gün süren tedavisinde acil servis, genel cerrahi, anestezi, yoğun bakım ve radyoloji ekiplerinin birlikte yürüttüğü süreç, adeta filmleri aratmayacak bir kurtuluş hikayesine dönüştü. Acıbadem Bodrum Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Murat Urkan, travma cerrahisinin en kritik yönünün hızlı karar verme ve hızlı hareket etme olduğunu belirtti. Dr. Urkan, "Bu hasta, araç dışı trafik kazası sonrası bilinci tam yerinde olmadan acil servisimize ulaştırıldı. Çoklu travma geçiren hastaya acil ekibimiz hızla müdahale etti, bizlerle koordineli bir şekilde süreci yürüttü" dedi. "Karaciğerin yarısı parçalanmıştı" Dr. Urkan, hastanın acil operasyona hazırlandığını belirterek, "Karaciğerin yarısının parçalandığını ve kalpten karaciğere giden toplardamarlarda yırtılma olduğunu gördük. Kanamayı kontrol altına aldıktan sonra hastayı yoğun bakıma aldık. 48 saat sonra ikinci ameliyatla karaciğerin üçte birlik kısmını çıkardık. Hızlı hareket etmemiz hastanın hayatını kurtardı" diye konuştu. Travma cerrahisinin ekip çalışması gerektirdiğini vurgulayan Dr. Urkan, "Hastanın acile gelişiyle birlikte 20 dakika içinde ameliyata alınması, tüm ekibin saniyelerle yarıştığını gösteriyor. Bu tür vakalarda deneyim ve hız çok önemlidir" ifadelerini kullandı. "Moralimi hep yüksek tuttum" Yaşadığı kaza sonrası konuşan Simge Ürgün, "Sabah işe giderken bisikletimin frenleri tutmadı ve bir arabaya çarptım. Ameliyat ve yoğun bakım sürecinde moralimi yüksek tutmaya çalıştım. Murat Bey ve ekibine minnettarım" dedi. Tedavisinin ardından taburcu edilen Ürgün’ün sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.
24 Ekim 2025 Cuma - 09:33
Menteşe Devlet Hastanesi’nde anne adayları bilgilendirildi
Menteşe Devlet Hastanesi, anne adaylarının doğum öncesi ve sonrası süreçlere güvenle hazırlanması amacıyla hizmet veren Gebe Okulu ile eğitimlerine aralıksız devam ediyor. Menteşe Devlet Hastanesi, anne adaylarını fiziksel ve psikolojik olarak doğal doğuma hazırlayarak, güvenli, bilinçli ve huzurlu bir doğum deneyimi yaşamalarına rehberlik ediyor. Hastanenin Gebe Okulu, bu özel dönemde anne adaylarının kaygılarını azaltmayı ve onları güçlendirmeyi hedefliyor. Gebe Okulu’nda eğitimler, alanında uzman isimler tarafından veriliyor. Eğitmen olarak Ebe Dilek Çelik ve Psikolog Öznur İnceoğlu Ari görev alıyor. Bu uzmanlar eşliğinde, anne adaylarına doğum öncesi ve sonrası dönemlerde rehberlik edecek kapsamlı eğitimler sunuluyor. Amaç, anne adaylarını sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik olarak da normal doğuma hazırlamak ve her adımda yanlarında olmaktır. Eğitimlerini başarıyla tamamlayan anne adaylarına, motivasyonlarını artırmak amacıyla katılım sertifikası veriliyor. Hastane yönetimi, tüm anne adaylarını sağlıklı bir gebelik süreci geçirmek ve güvenli bir doğum için Gebe Okulu’na davet ediyor.
24 Ekim 2025 Cuma - 09:29
Prof. Dr. Ertuğrul Çakır: "Bel fıtığında erken teşhis ve doğru tedavi hayat kalitesini artırıyor"
Prof. Dr. Ertuğrul Çakır, bel fıtığının toplumda oldukça sık görülen bir sağlık sorunu olduğunu belirterek erken tanı ve uygun tedavinin önemine dikkat çekti. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ertuğrul Çakır, omurga kemikleri arasındaki disklerin yaşlanma, travma, aşırı yüklenme gibi nedenlerle zaman içinde yıpranabildiğini söyledi. Çakır "Disklerin dış kısmı zayıflayıp içteki jelimsi yapı dışarı taştığında çevredeki sinirler üzerinde baskı oluşur. Bu baskı da bel ve bacaklara yayılan ağrı, uyuşukluk veya kas güçsüzlüğü gibi şikâyetlere yol açar. Özellikle öne eğilme, öksürme gibi hareketlerle ağrının artması tipik bulgulardandır" dedi. Prof. Dr. Çakır, bazı durumlarda tabloya idrar kaçırma veya his kaybı gibi ciddi belirtilerin de eşlik edebileceğini vurgulayarak, bu tür durumlarda zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirtti. Bel fıtığı gelişiminde yaşlanma, ağır yük kaldırma, uzun süreli oturma, hareketsiz yaşam, duruş bozuklukları, obezite ve sigara kullanımının önemli risk faktörleri arasında yer aldığını dile getiren Prof. Dr. Çakır, "Yanlış yük kaldırma teknikleri, mesleki zorlanmalar veya ani hareketler diskin yapısını bozarak fıtıklaşmaya yol açabilir. Günlük yaşamda doğru duruşu korumak, düzenli egzersiz yapmak ve kilo kontrolü sağlamak koruyucu önlemler açısından büyük önem taşır" ifadelerini kullandı. Bel fıtığı tanısında detaylı nörolojik muayenenin yanı sıra MRG, BT ve EMG gibi görüntüleme yöntemlerinden yararlanıldığını belirten Prof. Dr. Çakır, "Her hastada tedavi planı kişiye özel olarak belirlenmelidir. Sinir basısının şiddetine göre ilaç tedavisi, fizik tedavi ya da cerrahi seçenekleri gündeme gelebilir" diye konuştu. "Cerrahi tedavide amaç; sinirleri rahatlatmak" Cerrahi tedavide temel amacın sinir dokusu üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak olduğunu ifade eden Çakır, "Ameliyatlarda mikroskop veya endoskop destekli yöntemlerle sinir kanalına ulaşılır ve fıtıklaşan disk parçaları temizlenir. Bu sayede sinirler üzerindeki bası kaldırılarak hastanın ağrısız şekilde yaşamına dönmesi hedeflenir" şeklinde konuştu. Ameliyat sonrası süreçte hastaların genellikle kısa sürede mobilize edildiğini belirten Prof. Dr. Çakır, yara bakımı, ilaç kullanımı ve kontrollere dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Çakır "İyileşme döneminde sigara gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durmak, zorlayıcı hareketlerden kaçınmak ve gerekirse fizik tedavi desteği almak süreci hızlandırır. Bel fıtığı belirtileri yaşayan bireylerin kendi kendine tedavi yöntemlerine başvurmadan mutlaka uzman bir hekime başvurmaları gerekir. Doğru zamanda, doğru tedaviyle hastaların büyük bölümü sağlığına kavuşmaktadır" dedi.
24 Ekim 2025 Cuma - 08:30
Hakkari’ye 67 yeni hekim kadrosu tahsis edildi
Sağlık Bakanlığı tarafından 125. Devlet Hizmet Yükümlülüğü (DHY) kapsamında Hakkari ve ilçelerine 2 yan dal uzmanı, 39 uzman hekim ve 26 pratisyen hekim olmak üzere toplam 67 yeni hekim kadrosu tahsis edildi. Hakkari Sağlık Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, kente atanacak uzmanlar arasında çocuk endokrinolojisi, romatoloji, acil tıp, adli tıp, aile hekimliği, anesteziyoloji, beyin ve sinir cerrahisi, çocuk sağlığı, göğüs hastalıkları, göz hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum, ortopedi, radyoloji, ruh sağlığı, üroloji gibi birçok branşta hekim bulunuyor. İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, yeni kadroların kentin sağlık hizmeti kapasitesini önemli ölçüde artıracağını belirterek, vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin daha da kolaylaşacağını ifade etti.
23 Ekim 2025 Perşembe - 17:51
Hastane acil servisinde yeşil alan yenilendi
Amasya Üniversitesi Sabuncuoğlu Şerefeddin Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yeşil alan muayene ve bekleme alanlarında kapsamlı bir yenileme çalışması gerçekleştirildi. Gelen yoğun talep ve artan hasta başvurularına cevap verebilmek adına yaptıkları bir dizi çalışmayı gazetecilere tanıtan Başhekim Doç. Dr. Hicabi Sezgin, "Daha önce tek bir alanda verilen hizmet artık bu amaç için özel olarak inşa edilen ve içinde dört ayrı hasta muayene alanını barındıran yeşil alan bölümünde sunulacak. Bu sayede bekleme süreleri önemli ölçüde kısalırken, hastalarımızın muayene süreci daha düzenli ve konforlu hale getirilmiş olacak" dedi. Yeşil alan muayene alanının modern tıbbi ekipmanlarla donatılarak daha modern, ferah, aydınlık bir mekan tasarımı kazandırıldığına değinen Sezgin, "Daha ferah bekleme alanları oluşturularak hasta ve refakatçilerimizin rahat hareket edebilecekleri bir ortam sağlandı. Oturma alanlarının sayısı yüzde 200 oranında arttırıldı ve alanlara ergonomik oturaklar kazandırıldı. Yönlendirme ve bilgilendirme tabelaları yenilenerek, hastalarımızın alanlara kolay ulaşımı sağlandı. Alan genelinde havalandırma, aydınlatma hijyen şartları iyileştirildi" diye konuştu. Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Sezgin, daha hızlı, konforlu, kaliteli ve hasta memnuniyetini önceleyen bir sağlık hizmeti sunma gayretiyle çalışmalarına devam edeceklerini söyledi.
23 Ekim 2025 Perşembe - 17:19
Türkiye-Fas İş birliği güçleniyor
Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay ve beraberindeki heyet, Fas Krallığı Ankara Büyükelçisi Mohammed Ali Lazreq’i büyükelçilikte ziyaret etti. Ziyarette, Türkiye ile Fas arasında sağlık turizmi, kültürel diplomasi ve yatırım alanlarında ortak bir vizyonun paylaşıldı. Görüşmede, iki ülkenin sağlık, kültür ve turizm alanındaki benzer potansiyelleri ile tarih boyunca oluşturdukları medeniyet köprüleri ve kültürel zenginlikleri ele alındı. Heyet, geleneksel tıp uygulamaları, sağlık yatırımları, akademik iş birlikleri ve helal sağlık turizmi gibi alanlarda ortak projelerin geliştirilebileceğini ifade etti. Ziyaret kapsamında, 21-22 Kasım 2025 tarihlerinde İzmir Balçova Termal Otel’de gerçekleştirilecek olan ‘1. Uluslararası Sağlık Turizmi Köprüleri: Sağlık Diplomasisi ve İnovasyon Kongresi’ne’ davet de iletildi. Prof. Dr. Aysun Bay, ziyarette yaptığı değerlendirmede, "Fas ve Türkiye, sağlık turizmi alanında sadece coğrafi yakınlık değil, aynı zamanda vizyonel bir yakınlık da paylaşıyor. Ortak kültürel değerlerimiz, sürdürülebilir turizm ve sağlıkta kalite standartlarımızı birleştirerek, bölgesel iş birliklerine örnek teşkil edecek" dedi. Büyükelçi Mohammed Ali Lazreq, iki ülkenin sahip olduğu ortak kültürel mirasın sağlık ve turizm alanında benzersiz bir sinerji oluşturduğunu vurguladı. Büyükelçi Mohammed Ali Lazreq, "Fas ve Türkiye, hem medeniyet hem de sağlık vizyonu açısından ortak değerlere sahip iki ülkedir. Bu nedenle sağlık turizmi ve termal tedavi alanlarında iş birliği büyük önem taşıyor. Türkiye’nin özellikle Trabzon’da Körfez ülkeleriyle birlikte gerçekleştireceği sağlık yatırımları, bölgesel kalkınma açısından örnek bir model olacaktır. İzmir’de Kasım ayında düzenlenecek olan 1. Uluslararası Sağlık Turizmi Köprüleri Kongresi’ne davetiniz için teşekkür ederim; ülkemizi temsilen katılmaktan memnuniyet duyacağım" diye konuştu. Ziyaretin sonunda, taraflar arasında kültürel mirasın tanıtımı, sağlık yatırımlarının geliştirilmesi ve kültür turizmi temelli etkinliklerin düzenlenmesi yönünde iş birliği kararı alındı.
23 Ekim 2025 Perşembe - 16:19
Siirt’te "Klinik Rehberler ve Protokoller" eğitimi
Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesinde sağlık personeline "Klinik Rehberler ve Protokoller" konulu eğitim düzenlendi. Sağlık hizmetlerinde standardizasyonu artırmak ve klinik uygulamalarda rehber kullanımını teşvik etmek amacıyla "Klinik Rehberler ve Protokoller" konulu bir eğitim programı gerçekleştirildi. Eğitim, Başhekim Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Emine Kübra Dindar tarafından sunuldu. Klinik rehberlerin sağlık hizmetlerinde kalite ve güvenlik üzerindeki etkileri, hasta bakım süreçlerinde protokollerin önemi ve güncel uygulamalara ilişkin bilgiler paylaşıldı. Programa hastanede görev yapan hekimler ve sağlık personeli katıldı.
23 Ekim 2025 Perşembe - 15:54
Başkan Bozbey: "Üreten Bursa, daha güçlü bir Bursa demektir"
Bursa Food Point Fuarı’nda konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, üreticiyi desteklediklerini, kadın ve gençleri üretimin merkezine taşıdıklarını vurguladı. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) öncülüğünde KFA Fuarcılık tarafından düzenlenen Bursa Food Point Fuarı ile Network Fuarcılık’ın gerçekleştirdiği 6. Turfood Horeca Fuarı, Bursa Fuar Merkezi’nde kapılarını açtı. Bursa Food Point Fuarı, dondurulmuş, işlenmiş, kuru ve paketli gıda ürünleri, içecek, unlu mamuller, şarküteri ve atıştırmalık ürün grupları, gıda üretim ve paketleme teknolojileri, soğutma ve lojistik sistemleri alanlarındaki yenilikleri kapsarken; 6. Turfood Horeca Fuarı, ev dışı tüketim profesyonellerini odağına alarak otel, restoran, kafe ve catering sektörlerine yönelik ekipman, ürün ve hizmetleri bir araya getirdi. Bu yıl ilk kez eş zamanlı olarak düzenlenen fuarlarda 105 firma stant açarken, BTSO’nun çalışmalarıyla 200’ü aşkın yabancı alıcı, Bursa firmalarıyla iş görüşmeleri gerçekleştirecek. "Bursa, bölgenin gıda merkezi haline gelebilir" Fuarın açılış töreninde konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Bursa’yı gıda üssü yapma konusunda kararlı olduklarını söyledi. Bursa’nın tarih boyunca ipeğiyle, zeytiniyle, sanayisiyle, tarımıyla üretimin başkenti olduğunu vurgulayan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Bozbey, "Güçlü geçmişimizi teknoloji ve sürdürülebilirlikle birleştirerek geleceğe taşımak zorundayız. Tarımsal üretim kabiliyeti, sanayi altyapısı, lojistik avantajı ve yenilikçi girişim ekosistemiyle Bursa, sadece Türkiye’nin değil bölgenin de gıda merkezi haline gelebilir. Uluslararası Bursa Gastronomi Festivali, hem Bursa’nın gastronomisini öne çıkaran hem de gıdayla ilgili önemli bir vizyonu ortaya koyan bir festival olmuştur. Bugün dünya gıdayı, iklim krizini ve kuraklığı konuşuyor. Artık suya fazla ihtiyaç duymayan ürünler de geliştirmeliyiz. Sanayimizin de su kullanımı konusunda daha teknolojik yatırımlar yapmasını bekliyoruz" dedi. "Bursa, her alanda lider bir kent olma yolunda ilerlemektedir" Büyükşehir Belediyesi’nin suyun, toprağın, emeğin hakkını koruyan bir üretim modelini savunduğunu hatırlatan Başkan Bozbey, sağlıklı, erişilebilir ve adil gıdaya ancak doğaya saygılı bir üretim anlayışıyla ulaşılacağını anlattı. Bu anlayışla kırsal kalkınmayı sürekli teşvik ettiklerini söyleyen Başkan Bozbey, "Üreticimize destek veriyoruz. Kadınları, gençleri üretimin merkezine taşıyoruz. Yerel markalarımızın ulusal ve uluslararası pazarlarda güçlenmesi adına önemli adımlar atıyoruz. Tarım Peyzaj AŞ aracılığıyla başlattığımız projelerle binlerce üreticimize destek olduk. Tohumdan sofraya uzanan bu döngüyü adil, sürdürülebilir ve katılımcı bir yapıya dönüştürmek için çaba gösteriyoruz. Üreten Bursa, daha güçlü bir Bursa demektir. Bursa üreticisiyle, sanayicisiyle, yerel yönetimiyle el ele vererek tarımdan sanayiye, teknolojiden lojistiğe, gıdadan ihracata kadar her alanda lider bir kent olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir. Biz, üreteni koruyacağız. Doğayı, suyu, toprağı, emeği de koruyacağız. Bereketli ve hayırlı bir fuar diliyorum" diye konuştu. Açılış kurdelesinin kesilmesinin ardından protokol üyeleri fuarda stant açan firmaları ziyaret etti.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder