SAĞLIK
MSKÜ Tıp Fakültesi öğrencilerinden sokak hayvanları için sosyal sorumluluk projesi 04 Nisan 2026 Cumartesi - 19:24:19 Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 1 öğrencileri, sosyal sorumluluk projesi kapsamında toplum sağlığına ve hayvan refahına dikkat çeken bir etkinlik gerçekleştirdi. Dr. Öğretim Üyesi Fulden Cantaş Türkiş yürütücülüğünde düzenlenen etkinlik, Dünya Sokak Hayvanlarını Koruma Günü öncesinde Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirildi. Etkinlik kapsamında hastaneye başvuran vatandaşlara sokak hayvanlarının doğru beslenmesi, bakım süreçleri ve bu hayvanlardan bulaşabilecek hastalıklarla ilgili toplumda yaygın olan yanlış inanışlar hakkında bilgilendirme yapıldı. Öğrenciler tarafından hazırlanan broşürler eşliğinde gerçekleştirilen bilgilendirme faaliyetleri, katılımcılar tarafından ilgiyle karşılandı. Ayrıca etkinlikte, vatandaşların sokak hayvanlarını destekleyebilmeleri amacıyla kuru mama dağıtımı da yapıldı. Etkinlik alanında kurulan standı, Başhekim Yardımcıları Doç. Dr. Ercan Saruhanlı ve Dr. Öğretim Üyesi Ahmet Demir ziyaret ederek öğrencilerden bilgi aldı ve yürütülen çalışmaları yerinde inceledi. Dr. Öğretim Üyesi Fulden Cantaş Türkiş, etkinliğin amacının yalnızca hayvan beslemeyi teşvik etmek değil, aynı zamanda bilinçli ve sağlıklı bir yaklaşım kazandırmak olduğunu vurgulayarak, toplumda doğru bilginin yaygınlaşmasının hem insan hem hayvan sağlığı açısından büyük önem taşıdığını ifade etti.
04 Nisan 2026 Cumartesi - 16:31 Yalova’da "Emzirme Danışmanlığı ve Ulusal Değerlendirici Sağlık Personeli Eğitimi" Yalova’da Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından "Emzirme Danışmanlığı ve Ulusal Değerlendirici Sağlık Personeli Eğitimi" düzenleniyor. Yalova’nın Termal ilçesindeki Termal Otel’de bir hafta sürecek eğitime 12 ilden 32 sağlık personeli katılıyor. Çocuk ve Ergen Sağlığı Daire Başkanlığı’nda Anne Sütünün Teşviki ve Bebek Dostu Sağlık Kuruluşları Programı Sorumlusu Hamide Uyar, eğitimle ilgili, "Şu anda ulusal değerlendirici eğitimimizi tamamlamaya çalışıyoruz. Amacımız bebeklerimizin annesi ile doğar doğmaz buluşmasını sağlamak. 32 katılımımız mevcut Türkiye’nin farklı illerinden. Buraya gelen sağlık personeli, Sağlık Bakanlığı’ndan bu eğitimi aldıktan sonra illerine vardıkları zaman bu 20 saatlik eğitimle kendi bulundukları illerde sağlık personelinin eğitimlerini yapacaklar. Daha sonra da kendi illerinde bulunan bebek dostu hastaneler, aile hekimlikleri, bebek dostu kurum ve kuruluşların değerlendirmelerinde rol oynayacaklar" dedi. Eğitime katılan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Esin Aydın Aksoy, anne sütünün önemine değinerek, "Anne sütü bir bebeğin hayata en güçlü başlangıç şeklidir. Anne sütü sayesinde bebekleri enfeksiyondan koruyoruz, bağışıklıklarını güçlendiriyoruz, büyüme ve gelişmelerini sağlıyoruz. Anne ile bebek arasındaki bağımlı kuvveti bildiriyoruz. O yüzden aslında sadece bir beslenme şekli değil, aslında bir yaşam tarzı anne sütü. Anne sütü canlı yaşayan bir varlık aslında. Çünkü bebeğin ihtiyacına göre şekilleniyor. Erken doğmuş bir bebekten zamanında doğmuş bir bebeğe kadar her bebeğin ihtiyacını karşılayabiliyor. Bebeğin ihtiyaçlarına göre içeriği değişiyor" diye konuştu. Bebek Dostu Otel çalışması çerçevesinde ayrıca otel personeline de eğitim verildi.
Meme estetiğinde "kişisel harita" dönemi
23 Ekim 2025 Perşembe - 11:21 Meme estetiğinde "kişisel harita" dönemi Estetik cerrahinin gün geçtikçe standart güzellik kalıplarının dışına çıktığına dikkat çeken Plastik Cerrah Uzmanı Dr. İlke Karagöz "Her kadının kendi beden yapısı, cilt kalitesi ve beklentisine göre kişiselleştirilmiş uygulamalar yapabiliyoruz. Biz de ameliyat planlamasını oransal ve kişisel bir harita üzerinden yapıyoruz" dedi. Acıbadem Adana Hastanesi Plastik Cerrah Uzmanı Dr. İlke Karagöz kadınların estetik cerrahiye başvurma nedenlerinin başında gelen meme estetiğinin, artık doğallığı koruyan, dokuya saygılı ve kişiye özel planlanan modern tekniklerle uygulandığını söyledi. Günümüzde kadınların, vücutlarıyla uyumlu, zarif ve doğal bir görünüm hedeflediğine dikkat çeken Dr. Karagöz meme estetiğinin yalnızca fiziksel bir değişim değil, aynı zamanda özgüveni ve yaşam kalitesini artıran bir dönüşüm süreci olduğunu ifade etti. Her kadının ihtiyacına göre farklı operasyon türlerinin uygulandığını belirten Dr. Karagöz "Meme büyütme ameliyatlarında memeye hacim kazandırarak vücut oranlarını dengelemeyi amaçlıyoruz. Meme dikleştirme, doğum veya kilo değişikliklerine bağlı sarkmaları toparlamaya yardımcı oluyor. Küçültme ameliyatları ise hem estetik hem de fiziksel rahatlama sağlıyor. Ayrıca meme kanseri sonrası memesi alınan kadınlarda, meme rekonstrüksiyonu ile memenin yeniden şekillendirilmesi hastalar için çok kıymetli bir süreci temsil ediyor" diye bilgi verdi. "Amaç doğal anatomiyi mümkün olduğunca korumak" En çok talep gören meme estetiklerinden biri olan meme büyütme operasyonları ile ilgili yeni ve modem yöntemlerin giderek daha popüler olduğuna değinen Dr. Karagöz "Son yıllarda meme estetiğinde öne çıkan en önemli gelişmelerden biri, meme koruyucu yaklaşımlar oldu. Bu modern tekniklerde amaç, meme dokusuna minimum travma ile müdahale ederek doğal anatomiyi mümkün olduğunca korumak" diye konuştu. Karargöz ayrıca, özellikle meme büyütmede sunulan yeni yöntemlerin, meme dokusunun damar yapısını ve kanlanmasını koruyarak ameliyat sonrası iyileşmeyi hızlandırdığını ve böylece hem daha az ödem ve ağrı görüldüğünü hem de hastaların çok kısa sürede günlük hayatlarına dönebildiğini anlattı. Bu güncel yaklaşımlarla, protezin dokuya adaptasyonunun da çok daha doğal olduğunu vurgulayan Dr. Karagöz "Dokunun orijinal yapısına saygı duyulduğu için estetik sonuçlar uzun vadede daha kalıcı, dokusal his ise daha yumuşak ve doğal hale geliyor. Bu tür yaklaşımlar bize, hem cerrah olarak daha kontrollü bir çalışma alanı sağlıyor hem de hastalar açısından konforlu, güvenli ve doğal bir iyileşme süreci sunuyor. Her hasta için bu teknik uygun olmasa da, doğru vakalarda son derece tatmin edici sonuçlar elde ediyoruz" diye konuştu. Modem yöntemlerin en önemli avantajlarından birinin, hastaların sosyal yaşamlarına dönüş süresini kısaltması olduğunun altını çizen Dr. Karagöz klasik yöntemlere kıyasla ameliyat sonrası ağrı, morarma ve gerginlik hissinin daha az görüldüğünü dile getirdi. Pek çok hastanın birkaç gün içinde normal aktivitelerine dönebildiğini söyleyen Dr. Karagöz iyileşme sürecinin hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha konforlu geçmesinin, hastalar için çok büyük bir fark oluşturduğunu belirtti. Estetik cerrahinin artık "tek kalıp güzellik" anlayışını geride bıraktığına işaret eden Dr. Karagöz, "Her kadının kendi yapısına göre değerlendirilmesi gerekiyor. Her kadının vücut yapısı, cilt kalitesi ve beklentisi farklı. Bu nedenle ameliyat planlamasını oransal ve kişisel bir harita üzerinden yapmayı tercih ediyorum. Amaç, kişinin kendi doğallığıyla uyumlu, zarif ve dengeli bir sonuç elde etmek" diye konuştu.
Parkinson erken teşhisle kontrol altına alınabilir
23 Ekim 2025 Perşembe - 11:06 Parkinson erken teşhisle kontrol altına alınabilir Modern yöntemlerle erken dönemde teşhis edilebilen parkinsonun kontrol altına alınması için birçok tedavi seçeneğinin bulunduğunu belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Hikmet Dolu, "Hastalıkla baş edebilmek için öncelikle ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Bu tedaviye yanıt alınamaması veya tedaviye zaman içinde direnç gelişmesi halinde cerrahi tedavi tercih edilir" dedi. Liv Hospital Samsun Nöroloji Uzm. Dr. Hikmet Dolu, parkinsonla ilgili bilgilendirmelerde bulundu. Parkinsonun tanımı yapan Uzm. Dr. Dolu, "Hareketlerde yavaşlama ve titreme ile başlayan, tedavi edilmezse zaman içinde hastayı yatağa bağımlı hale getirebilen parkinson, hayat kalitesini bozan bir hastalık olarak tanımlanabilir. Modern yöntemlerle erken dönemde teşhis edilebilen parkinsonun kontrol altına alınması için birçok tedavi seçeneği bulunur. Parkinson, çoğunlukla vücudun bir tarafında hareketlerin ileri derecede yavaşlaması (bradikinezi), genellikle istirahat halindeyken görülen titreme (tremor), kasların düzensiz ve istemsiz kasılması sonucu oluşan vücutta sertlik hissi (rijidite) ve postür (duruş) bozukluklarıyla ortaya çıkar. Hastalıkla baş edebilmek için öncelikle ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Bu tedaviye yanıt alınamaması veya tedaviye zaman içinde direnç gelişmesi halinde cerrahi tedavi tercih edilir" diye konuştu. "Hareketlerde azalma görülebilir" Parkinsonun belirtilerinden bahseden Uzm. Dr. Dolu, "Parkinson hastalığı hemen hemen her zaman vücudun bir yarısında (daha sıklıkla sol taraf, hemiparkinsonizm) başlar, yıllar içinde diğer tarafa da geçer. Temel belirtisi, hareketlerde yavaşlama ve/veya titremedir yani tremordur. Sıklıkla tek tarafta, istirahat halinde ortaya çıkan elde veya ayakta titreme ve eklem hareketlerinde katılıkla kendini gösterir. Zamanla yürürken tek veya iki taraflı kol sallanma hareketlerinde azalma veya kayıp, adımlarda küçülme, yürümeye başlamada zorluk, düğme iliklemek ya da açmakta zorlanma, yatakta dönme ya da otururken kalkmada güçlük parkinsonun belirtileri arasındadır. Maske (donuk yüz) yüz ifadesi, alçak ve kısık ses tonuyla konuşma, el yazısında küçülme, öne doğru eğilme/kamburlaşma olabilir. Parkinson hastalığında beyinden kaynaklanan hareket bulgularından başka hareket haricinde belirti ve şikâyetler de izlenir. Bunlar kabızlık, kan basıncının düşmesi, depresyon, uyku bozuklukları, huzursuz bacak sendromu ve koku duyusunun kaybıdır. Hastalığının orta ve ileri evrelerinde yürüyüş bozuklukları, denge kusurları, harekette donmalar ortaya çıkar, bunu düşmeler izleyebilir. Nadiren de olsa bazı hastalarda bu tabloya bunama (demans) da eklenir" şeklinde konuştu. "İlaç tedavisi uygulanabilir" Parkinson tedavisinde öncelikle ilaçların kullanıldığını söyleyen Uzm. Dr. Dolu, "İlaçlarla beklenen yanıtın alınamadığı hastalarda veya zamanla ilaçların faydasının azaldığı durumlarda cerrahi tedavi uygulanabilir. İlaç tedavisi beyinde azalmış olan dopaminerjik geçişi artırmaya yöneliktir. Yani parkinson ilacı, dopamini artırmaya yöneliktir. Bu amaçla, beyinde dopamin miktarını artıran ilaçlar tedavide kullanılır. Ancak parkinson ilaçlarının uzun süre ve/veya yüksek dozlarda kullanımı ile hastalarda kısa süreli aşırı hareketlilik şeklinde dalgalanmalar, tam yanıtsızlık (off periyodu) ya da istemsiz hareketler (diskinezi) görülebilir. Bu ilaçları kullanan hastalarda ortalama yüzde 5-7 arasında ortaya çıkabilen bu durumları geciktirmek için rahatsızlığın başlangıcında hastaya yanıtın alınabildiği en düşük doz verilmelidir. Hasta 65 yaşın altındaysa ve bunama yoksa, tedaviye dopamin etkisini taklit eden ‘dopamin agonisitleri’ ile de başlanabilir veya tedaviye ek olarak kullanılabilir. Titreme, bunama, depresyon, uyku bozukluğu şikâyetleri görülürse bu şikâyetler için başka bir tedavi stratejileri planlanabilir. Hastaların üçte biri ilaç tedavisi ile uzun yıllar iyi cevap alınan ve yaşamlarında önemli bir kısıtlama olmadan yaşayabilen kişilerdir. Kalan grubun bir kısmında ilaca cevap kısıtlıdır. Doz arttırıldıkça yan etkiler, zamanla da ilaca cevapsızlık görülebilir" ifadelerini kullandı. "İlaç tedavisine yanıt alınmazsa cerrahi tedavi tercih edilebilir" İlaç tedavisinden fayda görmeyen hastalarda cerrahi tedaviye başvurabileceklerine dikkat çeken Uzm. Dr. Dolu, şunları söyledi: "Özellikle son 15-20 yıldır ilaç tedavisine cevap vermeyen hastalarda, cerrahi seçenek önerilir. Amaç beyinde hareketimizle ilgili merkezlerde azalan elektriksel uyarının cilt altına yerleştirilen bir kaç santimlik jeneratör aracılığı ile oluşturulmasıdır. Kalp pili benzeri bir mantık ile düşünülebilir. Uygulamanın tıbbı adı, derin beyin stimülasyonudur."
Demirci’de belediye personeline ilk yardım uygulama eğitimi verildi
23 Ekim 2025 Perşembe - 11:03 Demirci’de belediye personeline ilk yardım uygulama eğitimi verildi Manisa İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Demirci Belediyesi personeline ilk yardım eğitimi verildi. Eğitim sonunda yapılan yazılı ve uygulama sınavında başarılı olan personele ilkyardım uygulayıcı sertifikası verileceği bildirildi. Demirci Belediyesi Meclis Salonunda düzenlenen eğitimlerde Fen İşleri, Temizlik, Zabıta, Park ve Bahçe ve hizmet binasında çalışan personellere yönelik 16 başlık altında ilk yardım eğitimi verildi. Manisa İl Sağlık Müdürlüğü tarafından görevlendirilen İlk Yardım Eğitmenleri Yağmur Akbulut ve Şuayp Akbulut tarafından verilen eğitimlerde boğulma, yangın, doğal afetler, trafik kazaları, zehirlenmeler ve yaralanmalar gibi durumlarda yapılması gereken temel ilk yardım adımları anlatıldı. Eğitimlerde, acil durumlarda doğru müdahale yöntemleri ve temel ilk yardım uygulamaları ele alındı. Katılımcılar, uygulamalı etkinliklerle temel ilk yardım becerileri ile ilgili de eğitim aldılar. Haftada 2 gün olarak gerçekleştirilen eğitimlerin ardından katılımcı personele yazılı ve uygulama sınavı yapıldı. Demirci belediyesinin yürüttüğü proje kapsamında ilçeye kazandırılan 2 adet OED şok cihazı ile ilgili de belediye personellerine cihazın kullanımı ile ilgili de bilgi verildi. Yazılı sınav ve uygulama sınavından başarı ile geçen personellere ’Sağlık Bakanlığı İlkyardım Uygulayıcı Sertifikası’ verileceği açıklandı. Demirci Belediye Başkanı Erkan Kara yaptığı açıklamada, "İlk yardım bilgisi toplumun her kesimi için önemli. İlk yardım bilinci, sadece sağlık çalışanlarının değil, herkesin sahip olması gereken temel bir bilgidir. Bu bilinç sayesinde, acil durumlarda bir hayat kurtarılabilir. Belediyemiz olarak personellerimize yönelik ilk yardım eğitimi düzenledik. Amacımız personelimizin yaşanabilecek kaza ve olaylarda sağlık görevlilerine yardımcı olabilmelerini sağlamak" dedi.
Soğuklarda kalbe dikkat: “Kalp ve damar hastalıklarına bağlı olaylar daha da artar”
23 Ekim 2025 Perşembe - 10:53 Soğuklarda kalbe dikkat: “Kalp ve damar hastalıklarına bağlı olaylar daha da artar” Kardiyoloji Uzmanı Dr. Fahri Fatih Tipi, soğukların kalp üzerindeki etkilerine yönelik, "Soğuk havalarda kalp ve damar hastalıklarına bağlı olayların görülmesi normale göre daha da artar. Bazı yayınlarda 3 kat kadar artış olduğu da söylenmiştir. Kalp hastalıkları, şekeri, hipertansiyonu olanlar, 65 yaş üstü insanlar risk altında. Soğuk havaları ciddiye almalarını öneriyoruz. Kalp damar, kalp yetmezliği hastaları grip gibi enfeksiyonları çok ağır atlatabilir. Bu durum gerçekten hayatı tehdit eden sonuçlara yol açabilir" dedi. Dünya genelinde ve Türkiye’de kardiyovasküler hastalıklar en sık ölüm nedenlerinden olurken, uzmanlar soğuk havalarda kalp sağlığına dikkat edilmesi konusunda uyarıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Fahri Fatih Tipi de soğuklarda kan basıncının yükseldiğini ve kalbe binen iş yükünün arttığını belirterek, kişinin yaşının, kronik hastalıklarının bu süreçte önemli olduğunu söyledi. Mevcut vücut sıcaklığını koruyabilmek için daha fazla kan pompalamak zorunda kalan kalbin daha fazla oksijene ihtiyaç duyduğunu söyleyen Uzm. Dr. Tipi, vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. "Kalp krizi, inme, ani gelişen ölümcül ritim bozuklukları ve ani ölüm" Soğukların kalp üzerindeki etkilerine yönelik konuşan Uzm. Dr. Fahri Fatih Tipi, "Soğuk havalarda kalp ve damar hastalıklarına bağlı olayların görülmesi normale göre daha da artar. Bazı araştırmalarda yüzde 10-20 civarında ani olay görülme riskinin arttığı görülmüştür. Hatta bazı yayınlarda 3 kat kadar artış olduğu da söylenmiştir. Soğuk havalardan en başta iyi giyinerek korunmamız gerekir. Hava soğuk olduğu zamanlarda ona göre beslenmemizi ayarlamamız, dengeli beslenerek vitamin, mineral desteğini sağlayarak bağışıklık sistemimizin kuvvetli kalmasını sağlamalıyız. Ağır öğünlerden kaçınmalıyız. Ağır öğün sonrası aniden soğuğa çıkmak kalbin iş yükünü belirgin bir şekilde artıracağı için olası kalp hastalıklarını, ani olayları artırabilir. Bu tür şeylere dikkat etmemiz gerekir. Kalp krizi, inme, ani gelişen ölümcül ritim bozuklukları ve ani ölümü kast ediyoruz" dedi. "Kalp hastalığı, şekeri, hipertansiyonu olanlar, 65 yaş üstü insanlar risk altında" "En başta soğuk havalarda kalp ve vücuttaki diğer damarlarda kasılma gerçekleştiği için ısı dengesinde bir bozulma olur" diyerek sözlerini sürdüren Uzm. Dr. Tipi, "Kalbin buradaki bir görevi; vücuttaki ısı dengesini sağlamaktır. O yüzden daha çok kan pompalama ihtiyacı duyar, daha çok çalışması gerekir ama kalbin kendisini besleyen damarlarda da bir kasılma olduğu için ihtiyaç duyduğu oksijeni ve besin maddelerini almakta zorlanır. O yüzden kalbin çalışmasının daha kuvvetli olması gerekir, daha çok iş yükü oluşur. Bu durumda eğer kalbin damarları hastaysa iş yükü de arttığı için bu damarlardan geçen kan miktarı kalbin istediği ihtiyaçları karışlamayacağından ya bir göğüs ağrısı, anjina (kalp kasına yeterince oksijenli kan gitmemesi sonucu oluşan göğüs ağrısı veya rahatsızlık hissiyle ilişkilendirilen bir durum) gibi durumlar çıkabilir veya en son noktada bir kalp krizine dönüşebilir. En başta 65 yaş üstü insanlar, şeker hastalığı, hipertansiyonu olanlar, yoğun sigara içiciliği olup, KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) olanlar ön planda risk altında. Halihazırda kalp damarlarında bir hastalığı olanlar özellikle risk altındadır" şeklinde konuştu. "Kalp hastaları grip gibi enfeksiyonları çok ağır atlatabilir, hayatı tehdit eden sonuçlara yol açabilir" Risk grubu kişilerin mevsimsel virüslerden etkilenmesinin de sürece olumsuz etkide bulunabileceğini aktaran Uzm. Dr. Tipi, sözlerini şöyle sürdürdü: "Soğuk havaları ciddiye almalarını öneriyoruz. Mevsim itibariyle virüslerin de artış göstereceğini bildiğimiz için özellikle influenza konusunda bahsettiğimiz hastaların aşı olmasını önemle istiyoruz. Kalp damar, kalp yetmezliği hastaları grip gibi enfeksiyonları çok ağır atlatabilir. Gribin üstüne bağışıklığı düşmüş olduğu için bu sefer bakteriyel zatürre gibi daha da tehlikeli durumlar oturabilir. Bu durum gerçekten hayatı tehdit eden sonuçlara yol açabilir, kalp krizi de bu altta yatan enfeksiyona bağlı olarak tetiklenebilir. El hijyeni, mesafe, kalabalıklarda uzak durma gibi tedbirleri her zaman almamız gerekiyor. Çocukların soğuğa direnci yetişkinlere göre belirgin şekilde daha az olduğu için onlara da dikkatli olunması gerekir. Çocuklar genellikle toplu halde kreşlerde, okullarda birbirilerine çok sık bakteri ve virüs transferi sağladıkları için ekstra tedbirler almak gerekir. Tavsiyem tam zamanındayız, bahsettiğimiz gruplara grip aşısının yaptırılması gerekir. Kaçınmamak gerekiyor, en önemli konu o. Havalar yumuşak gibi gözükse de her zaman yanımızda kıyafetler bulundurmamız, günümüzü planlayarak geçirmemiz gerekir."
Aziziye Belediyesi madde bağımlılığına savaş açtı
23 Ekim 2025 Perşembe - 10:51 Aziziye Belediyesi madde bağımlılığına savaş açtı Toplum sağlığını tehdit eden madde bağımlılığına karşı farkındalık oluşturmak için Erzurum’un Aziziye ilçesinde çalışma başlatıldı. Aziziye Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekiplerinin çeşitli görsel materyal ve broşürlerle ilçe sakinlerini bilgilendirdiği sosyal sorumluluk çalışması kapsamında; vatandaşlara madde bağımlılığının zararları, alınması gereken tedbirler ve dikkat edilmesi gereken hususlar tek tek anlatılıyor. Belediye Başkan Yardımcısı Samet Acar’ın koordinesiyle ilçe genelinde sürdürülen farkındalık çalışması, öğrencilerin yanı sıra, ailelere yönelik sosyal ve kültürel etkinliklerle devam edecek. Bağımlılığın Düşmanı Bilgi Aziziye Belediye Başkanı Emrullah Akpunar, madde bağımlılığının sadece bireysel bir sorun olmadığının altını çizerek, bunun aslında toplumu derinden etkileyen büyük bir problem olduğunu kaydetti. Bağımlılıkla mücadelede tıbbi tedavi kadar, toplumsal bilinç oluşturmanın da önem taşıdığını dile getiren Başkan Akpunar, "Gençlerimizi ve çocuklarımızı bu tehlikeden uzak tutabilmenin ilk ve en etkili yolu farkındalığı geliştirmektir. Çünkü bağımlılık, bilginin yetersiz, bilinç düzeyinin düşük olduğu zeminlerde çok daha hızlı biçimde kök salar" diye konuştu. Zabıta Ekipleri Sahada İlçede bu ilk ve etkili adımı atma adına çalışmalara başladıkları bilgisini veren Akpunar, Zabıta Müdürlüğü ekipleri ile kapsamlı bir saha çalışması yaptıklarını dile getirerek, "İlçemizin dört bir yanında vatandaşlarımıza madde bağımlılığının zararlarını ve alınması gereken tedbirleri anlatıyoruz. Zabıta ekiplerimiz, öğrencileri, gençleri ve çocukları çeşitli broşür ve materyallerle bilgilendiriyor. Bu çalışma kapsamında ailelerle de temas halindeyiz. Çünkü bağımlılığın önünü açan faktörlerden birisi de, aile içi iletişim eksikliği. Bunu ailelerle konuşuyor, çocuklarıyla aralarında çok daha güçlü iletişim bağı kurmalarını tavsiye ediyoruz. Bize sadece zihnen ve fikren değil, aynı zamanda ruhen ve bedenen de sağlıklı gençler lazım" ifadelerini kullandı.
Pandemi sonrası akciğer ve hava kanallarında tahribat oluşan hastalar propolise yöneliyor
23 Ekim 2025 Perşembe - 10:39 Pandemi sonrası akciğer ve hava kanallarında tahribat oluşan hastalar propolise yöneliyor Siirtli bal üreticisi, pandemi sonrası akciğer ve hava kanallarında tahribat oluşan hastaların tercih ettiği propolisi bin bir emekle hazırlayarak satışa sunuyor. Pervari ilçesinde 10 yıldır arıcılık yapan Cemal Tomris, yaylalarda arıların bal haricinde propolisini de bin bir emekle topluyor. Antimikrobiel ve antibakteriel özelliği olan propolis, astım, bronşit, KOAH ve kansere iyi geldiği değerlendirilerek Türkiye’nin her yerinden talep ediliyor. Uzun uğraşlar sonucu elde edilen propolis daha sonra satışa sunuluyor. Cemal Tomris, İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine yaptığı açıklamada antimikrobiel ve antibakteriel özelliği olan propolisin kovanın dezenfekte olmasını sağlayarak, enfeksiyon kapılmasının önüne geçtiğini söyledi. Kovanın sağlığının korunmasını sağlayan propolis sayesinde arıların daha fazla bal ürettiğini belirten Tomris, "Sonbaharda kovan girişi, kovan iç duvarlarından, çıta yüzeylerinden kazıyıp alıyoruz. Kazınan propolis kullanıma müsait değil, temizlenmesi gerekiyor. 1-2 günlük çabadan sonra suda bekletme süreci de var yabancı maddelerden arınması için. Ham elde ediyoruz. Macun, toz ve damla olarak sıvısını oluşturuyoruz. Bu şekilde 7’den 70’e herkesin bu ürünü kullanmasının yolunu açmış oluyoruz" dedi. Pandemi sonrası yoğun talep var Ürünlerinin raflarda mevcut olduğunu söyleyen Tomris, "Türkiye’nin her yerinden özellikle astım, bronşit, KOAH ve kansere iyi geldiğine inanan herkes bize ulaşıp sipariş veriyorlar. 10 yıldır bu işi yapıyoruz. Özellikle propolis üzerinde yoğunlaştık ve satışlar iyi. Bunun da propolisin insan sağlığı üzerinde olumlu etki ettiğinin göstergesi olduğuna inanıyoruz ve bu inançla işimizde daha iyi hizmet vermeye çalışıyoruz" diye konuştu. Pandemi döneminden sonra akciğer ve hava kanallarında oluşan tahribat üzerine insanların propolis talebinin olduğunu belirten Tomris, "Bize ulaşıyor. Biz de Pervari’nin yüksek rakımlı yaylalarında doğal bir coğrafyadan ulaştırıyoruz. 1 kilogram kadar propolis elde ettim ve bunu temize çektim. Bunu uzaya çıkmış olan Alper Gezer Avcı’ya ulaştırmak istiyorum. Çünkü kendisi propolisi Muş Ovası’ndan toplamış ve uzayda bunun üzerine çalışma yapacağını söylemişti" şeklinde konuştu. 50 gram temizlenmiş propolisi bin 250 liradan sattıklarını aktaran Tomris, "Bunun da günlük bir buğday tanesi kullanımı var. Hastalık gerektiren bir durumda olabilir ama sağlıklı herkesin kullanmasını tavsiye ederim. Bedeni ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için herkesin kullanmasını tavsiye ediyorum" ifadelerini kullandı.
İyot, hayati önem taşıyor
23 Ekim 2025 Perşembe - 10:24 İyot, hayati önem taşıyor Sivas Numune Hastanesi Diyetisyeni Ahmet Turan Engür, iyot eksikliğine dikkat çekerek vücutta üretilemeyen iyotun dışarıdan alınması gerektiğini söyledi. Diyetisyen Engür, guatrojen olarak bilinen karnabahar, keten tohumu, lahana ve şalgam gibi besinlerin tiroit bezinin iyot alımını engelleyebileceğini ifade etti. İyodun hayati öneme sahip olan bir element olduğunun altını çizen Engür, "İyot, insan vücudunda bulunan ve tiroit bezinin sağlıklı çalışması için hayati öneme sahip bir eser elementtir. Ancak vücut tarafından üretilemediği için dışarıdan besinlerle alınması gerekmektedir. Günlük iyot ihtiyacı, yaş ve metabolizma ihtiyaçlarına göre değişiklik göstermektedir. Guatrojen olarak adlandırılan bazı besinler; karnabahar, keten tohumu, lahana ve şalgam gibi, tiroit bezinin iyot alımını engelleyerek vücutta iyot eksikliğine neden olabilir. Özellikle gebeler ve çocuklar bu durumdan daha fazla etkilenerek risk grubu oluşturur" dedi. İyot eksikliği halinde oluşabilecek risklerden bahseden Engür, "İyot eksikliği, gebelerde düşük, ölü doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebek riskini artırırken; bebeklerde zekâ geriliği, boy kısalığı, sağırlık ve ölümlerde artışa; yetişkinlerde ise guatr ve çeşitli tiroit hastalıklarına yol açabilmektedir. Ülkemizde 1994 yılından beri iyot eksikliğini önlemeye yönelik önemli çalışmalar yapılmakta olup, 1998 yılında yayımlanan tuz tebliği ile sofra tuzları iyotla zenginleştirilmiştir. Siz de iyot eksikliğinden korunmak için iyotlu tuz kullanımına ek olarak deniz ürünleri ve yumurta içeren bir beslenme planı benimsenebilir" ifadelerine yer verdi.
Ünlü estetikçiden ’güzel yaşlanmak’ için altın tavsiyeler
23 Ekim 2025 Perşembe - 10:21 Ünlü estetikçiden ’güzel yaşlanmak’ için altın tavsiyeler Ünlü estetik cerrahı Prof. Dr. Hayati Akbaş, yaşlanmanın doğal bir süreç olduğunu ancak bazı faktörlerin bu süreci hızlandırabildiğini belirterek, "Her yaşın kendine göre bir takım olumlu veya olumsuz yönleri vardır. Sadece güzel yaşlanmak kavramı mutlaka çok önemlidir" dedi. FBM Tıp Merkezi’nden Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hayati Akbaş, yaşlanma sürecini etkileyen faktörler hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Yaşlanmanın kaçınılmaz bir biyolojik süreç olduğunu vurgulayan Akbaş, "İnsanların yüzlerindeki sarkmalar, kırışıklar zamanla ve yer çekiminin etkisiyle oluşur. Yaşlanmadaki en önemli etkenlerden biri genetik faktörlerdir. 30-35 yaşında olup yüz germe ameliyatı talep edenler olduğu gibi, 50’li yaşlarda hala bu ihtiyacı duymayan insanlar da vardır" diye konuştu. "Stres, alkol ve sigara yaşlanmayı hızlandırıyor" Zor yaşam koşulları, beslenme bozuklukları ve stresin yaşlanmayı hızlandıran en önemli unsurlar arasında yer aldığını ifade eden Akbaş, "Stres faktörü yaşlanma belirtilerini artırır. Alkol, sigara gibi zararlı alışkanlıklar vücudun daha hızlı yıpranmasına neden olur. Derimizde ve damarlarımızda olumsuz değişiklikler meydana gelir. Ayrıca aynaya baktığımızda kendimizi yaşlı hissetmemize yol açar" şeklinde konuştu. "Güneş ve mimikler cilt yaşlanmasını tetikliyor" Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmanın cilt yaşlanmasını hızlandırdığını belirten Akbaş, "Özellikle yaz dönemlerinde uzun süre güneş altında kalan, tarlada veya bahçede çalışan insanlarda cilt yaşlanması belirtileri daha erken ortaya çıkar. Kilo dalgalanmaları da yaşlılık görünümünü artıran durumlardan biridir. Aşırı mimik yapmak, çok fazla gülmek ya da yüz kaslarını fazla çalıştırmak da yüzde sarkmalara neden olabilir" şeklinde konuştu. "Güzel yaşlanmak elimizde" Yaşlanmayı tamamen durdurmanın mümkün olmadığını ancak bazı önlemlerle sürecin yavaşlatılabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Akbaş, şu tavsiyelerde bulundu: "Yaşlanmanın belirtilerini önlemenin bir kısmı bizim elimizdedir. Elimizdeki imkanları doğru kullandığımızda bu süreci daha uzun vadeye yayabiliriz. Yaşam şartlarını iyileştirerek beden üzerindeki baskıyı azaltabiliriz. Zararlı alışkanlıklardan uzak durmalı, güneş ışınlarından mümkün olduğunca korunmalıyız. Gebelik döneminde aşırı kilo almak da doğru değildir. 50 kilodan 100 kilolara çıkmak, vücutta büyük hormonal ve kimyasal değişimlere neden olur. Ortalama 10 kiloluk bir artış, bebeğin sağlıklı gelişimi için yeterlidir." Prof. Dr. Akbaş, dikkat edilmesi gereken bu unsurlara özen gösterilmesi halinde yaşlanma sürecinin daha sağlıklı ve uzun vadeye yayılabileceğini sözlerine ekledi.
9 yaşındaki oğlu için böbreğini bağışladı
23 Ekim 2025 Perşembe - 10:01 9 yaşındaki oğlu için böbreğini bağışladı Bursa Şehir Hastanesi’nde doğuştan genetik hastalığı nedeniyle 3 yıldır diyaliz tedavisi gören Suriye uyruklu 9 yaşındaki İdo, babasının verdiği böbrekle hayata tutundu. Sağlık Bakanlığı öncülüğünde yürütülen organ nakil çalışmaları kapsamında Bursa Şehir Hastanesi’nde canlıdan canlıya pediatrik organ nakli gerçekleşti. Suriye uyruklu İdo Alabdul Ghafour, genetik bir hastalık olan Jeune Sendromu ile doğduğundan beri mücadele ediyordu. 3 yıldır diyaliz alan İdo için doktorları nakil olması gerektiğini belirtti. Uygun donör çıkmayınca 32 yaşındaki babası Abdullah A. Ghafour, oğlunu yaşatmak için böbreğini bağışladı. Bursa Şehir Hastanesi’nde gerçekleşen operasyon ile babanın sol böbreği oğluna nakledildi. 1 haftalık tedavi sürecinin ardından minik İdo hastaneden sağlıklı bir şekilde taburcu edildi. Bursa Şehir Hastanesi’nde görevli Çocuk Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Erdoğan, İdo’ya gerçekleştirilen operasyonla ilgili yaptığı açıklamada, "Hastamız 9 yaşında erkek hasta. Doğuştan genetik bir hastalık olan Jeune Sendromu hastası. Bu yüzden 3 yıldır diyaliz programında. Yaklaşık 2 yıl hemodiyalizde kaldıktan sonra son 1 yıldır periton diyalizi programında izliyoruz. Tahmin edeceğiniz gibi oldukça zor süreçler ve maalesef hastanın bir kardeşi daha aynı sendromdan diyaliz tedavisi görüyor. Biz uzun süreden beri organ nakli için planlama yapıyoruz ama babası bu iş için gönüllü oldu. Böbreğini verdi ve sonrasında böbrek takıldı. Şu aşamada gayet iyi gözüküyor." şeklinde konuştu. Organ bağışına duyarlı olalım Herkesin İdo gibi şanslı olmadığının altını çizen Prof. Dr. Erdoğan, "Bizim sırada çok bekleyen çocuk hastamız var. Bunlardan birçoğu maalesef organ vericisi olmayan hastalarımız. Dolayısıyla bizim en önemli mesajımız kadavra bağışı konusunda olmalı. Bu sağlanırsa böbrekler toprak altına gitmektense bu hastalara giderse hem onlar açısından hem diyalizlerin oldukça maliyetli işler olması sebebiyle ülkemiz açısından oldukça faydalı olur. Bu yüzden organ bağışı konusunda halkımızın çok bilinçli olması gerekiyor" dedi. Nakil operasyonunda görev alan Böbrek Nakli Birim Sorumlusu Üroloji Uzmanı Op. Dr. Serdar Geylan ise, "İki gün önce babasını taburcu etmiştik. Bugün de babası İdo’yu almaya geldi. Onun da taburculuğunu yapacağız. Öncelikle bu bir ekip işidir. Pediyatrik canlı vaka yapmak kolay iş değil. Bu işin içinde çok büyük bir emek var. Özverilerini esirgemeyen tüm ekibe teşekkürlerimi sunuyorum" diye konuştu.