SAĞLIK
Selçuk Tıp’ta dört kritik birimin kapasite ve konforu artırıldı 10 Nisan 2026 Cuma - 18:44:10 Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, sağlık hizmetlerinde kaliteyi artırmak ve hasta memnuniyetini en üst seviyeye taşımak amacıyla gerçekleştirdiği revizyon çalışmalarını tamamladı. Bu kapsamda Tıbbi Onkoloji, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniği ve Günübirlik Tedavi Ünitesi ile Kan Alma Birimi modernize edilerek ileri teknolojik altyapı ve artırılmış kapasiteyle hizmete sunuldu. Bölgenin sağlık üssü konumunda bulunan Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 4 biriminde poliklinik ve hizmet alanları yenileme çalışmalarıyla modern, fonksiyonel ve hasta odaklı bir yapıya kavuşturuldu. En önemli adımlardan biri Onkoloji Polikliniğinde atıldı. Enfeksiyon kontrolü ve hasta güvenliği esas alınarak yeniden yapılandırılan Kemoterapi Uygulama Ünitesi 22’den 46’ya, poliklinik sayısı ise 6’ya yükseltildi. Günübirlik Servis, 18 yatak kapasitesiyle yeniden düzenlendi. Toplam 750 metrekarelik alanda yeniden yapılandırılan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniğinde egzersiz salonu, Pelvik Rehabilitasyon Ünitesi, EMG ve USG odaları yer alıyor. Ayrıca dil ve konuşma terapisi biriminde de iletişim ve yutma bozukluklarına yönelik bilimsel temelli tedaviler titizlikle uygulanıyor. Hastanenin yoğun hizmet alanlarından biri olan Kan Alma Birimi, 550 metrekarelik geniş bir alanda yeniden projelendirildi. Aynı anda 70 hastaya hizmet verebilen birimde 10 adet yetişkin kabini ile çocukların işlem sürecini daha stressiz geçirmesini hedefleyen 2 adet pediatrik kan alma kabini yer alıyor. Bu birimle entegre çalışan Transfüzyon Merkezi ise 200 metrekarelik alanında, kan ve kan ürünlerinin güvenli temini ile transferi süreçlerini uluslararası standartlara uygun bir şekilde sürdürüyor. Rektör Yılmaz: "Hedefimiz topluma en nitelikli ve güvenli sağlık hizmetini sunmak" Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz; üniversitenin eğitim ve araştırmadaki güçlü vizyonunu, sağlık hizmetleri alanında da kararlılıkla sürdürdüğünü vurguladı. Tıp Fakültesi Hastanesinin bölgenin en önemli sağlık merkezlerinden biri olma sorumluluğuyla fiziki ve teknolojik altyapısını sürekli olarak güçlendirdiğini belirten Prof. Dr. Yılmaz, "Tamamlanan revizyon çalışmalarıyla birimlerde tedavi kapasitesinden hasta konforuna kadar geniş bir yelpazede hizmet kalitesini daha da yukarı taşıdık. Temel hedefimiz, köklü bilimsel birikimi modern tıbbın imkanlarıyla birleştirerek topluma en nitelikli ve güvenli sağlık hizmetini sunmaktır. Selçuk Üniversitesi, bölge halkı için güven veren bir sağlık üssü olmaya devam edecektir" ifadelerini kullandı.
10 Nisan 2026 Cuma - 17:42 Parkinsonla yaşamak Nilüfer Belediyesi’nin ‘Dünya Parkinson Günü’ nedeniyle düzenlediği seminerde konuşan uzmanlar, parkinson hastalığının belirtileri, tedavi yöntemleri ve hastaların yaşam kalitesini artıracak beslenme önerilerini paylaştı. Nilüfer Belediyesi, ‘Dünya Parkinson Günü’ kapsamında Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde ‘Parkinsonla Yaşamak’ başlıklı bir seminer düzenledi. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek’in moderatörlüğünde Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Demet Yıldız ve Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel bilgilerini paylaştı. Toplumda parkinson hastalığına dair farkındalık oluşturmayı hedefleyen seminere katılım yoğun oldu. Uzmanlar, parkinson ile mücadelenin sadece ilaçla değil; egzersiz, doğru beslenme alışkanlıkları ve hasta yakınlarının sabırlı desteğiyle bir bütün olarak yürütülmesi gerektiği vurguladı. Seminerin açılışında konuşan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek, parkinsonun artık ölümcül bir hastalık kategorisinde yer almadığını söyledi. 1960’lı yıllarda dopaminin keşfinden sonra parkinsonun ölümcül hastalık grubundan çıktığını hatırlatan Özbek, "Artık bu hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik bir süreç olarak yaşayabiliyoruz" dedi. Hastalığın artış nedenlerine de değinen Özbek, "Yaşam süresi uzadı ama çevresel faktörler de artık çok etkili. Özellikle hava ve su kirliliğinin yanı sıra tarım ilaçları en önemli faktörler arasında yer alıyor" diye konuştu. Hastalığın tıbbi boyutlarını ve tanı sürecini anlatan Doç. Dr. Demet Yıldız, parkinsonun sinsi bir hastalık olduğunu kaydetti. 65 yaş üzerinde her 100 kişiden bir veya ikisinde görüldüğünü anlatan Yıldız, "Tanı koydurucu temel belirtilerimiz; hareketlerde yavaşlama, istirahat halindeyken görülen el titremesi ve eklemlerdeki sertliktir" dedi. Erken tanının önemini vurgulayan Yıldız, "Tedavisiz kalan hastalar 5-10 yıl içinde bağımlı hale gelebilirken, doğru tedaviyle bu süreyi 15-20 yıla kadar uzatabiliyoruz. İleri evrelerde ise farklı tedavi yöntemlerine başvuruyoruz" şeklinde konuştu. Beslenme konusundaki detayları aktaran Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel ise ilaç kullanımı ile beslenme arasındaki bağı aktardı. Parkinson ilaçlarının vücutta proteinlerle yarışacağını belirten Pekel, "Bu yüzden maksimum fayda sağlamak için ilacınızı aç karna almalı ve yemek yemek için en az bir saat beklemelisiniz" diye konuştu. Hastaların yüzde 90’ında görülen kabızlık sorunu için de tavsiyelerde bulunan Pekel, "Günde 8-10 bardak su tüketimi, lifli gıdalar ve düzenli yürüyüş olmazsa olmazımızdır. Ayrıca yutma güçlüğü çeken hastalarımızı asla yatar pozisyonda beslenmemeli, gerekirse gıdaları blenderden geçirerek lapa kıvamında sunmalıyız" dedi. Seminer, katılımcılardan gelen soruların yanıtlanmasıyla sona erdi.
10 Nisan 2026 Cuma - 16:04 Parkinson’da erken tanı hayat değiştiriyor Manisa Şehir Hastanesi’nde, Dünya Parkinson Hastalığı Günü kapsamında vatandaşları bilinçlendirmek amacıyla bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, Parkinson hastalığının belirtileri ve erken tanının önemi hakkında önemli bilgiler paylaştı. Manisa Şehir Hastanesi’nde Dünya Parkinson Hastalığı Günü dolayısıyla düzenlenen bilgilendirme etkinliğinde, Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz vatandaşlara Parkinson hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu. Parkinson hastalığının, beyinde dopamin üreten hücrelerin zamanla azalmasıyla ortaya çıkan ilerleyici bir nörolojik hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, hastalığın en sık görülen belirtilerinin titreme, hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertlik ve denge problemleri olduğunu ifade etti. Hastalığın yalnızca bu belirtilerle sınırlı olmadığını vurgulayan Göz, "Uyku sorunları, depresyon ve koku kaybı gibi farklı belirtiler de Parkinson hastalığında görülebilmektedir." dedi. Parkinson hastalığının kesin bir tedavisi bulunmadığını ancak doğru tedavi ve destekleyici yaklaşımlarla hastalığın etkilerinin kontrol altına alınabildiğini belirten Göz, ilaç tedavileri, düzenli egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemelerinin hastaların yaşam kalitesini artırdığını kaydetti. Erken tanı ve düzenli takibin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, "Erken tanı, düzenli takip ve güçlü bir sosyal destek, Parkinson ile yaşayan bireylerin hayatında büyük fark oluşturur. Bugün, onların yanında olduğumuzu hissettirelim." ifadelerini kullandı.
Aşı karşıtlığı artıyor: Uzmanlardan salgın uyarısı
10 Ekim 2025 Cuma - 11:12 Aşı karşıtlığı artıyor: Uzmanlardan salgın uyarısı Türkiye genelinde son yıllarda artan aşı karşıtlığı, toplum bağışıklığını tehdit eder boyuta ulaştı. Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Hakkı Aktaş, "Aşısız birey sayısı arttıkça salgına kadar gidebilecek ciddi sağlık sorunları için zemin oluşuyor" dedi. Son yıllarda ülke genelinde aşıya yönelik tereddüt ve reddin artması, sağlık otoritelerini endişelendiriyor. Sağlık Bakanlığı’nın 1981 yılından bu yana yürüttüğü Genişletilmiş Bağışıklama Programı sayesinde birçok bulaşıcı hastalık kontrol altına alınırken, son dönemde düşen aşılama oranları yeniden salgın riskini gündeme getirdi. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanı, Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Hakkı Aktaş, aşı karşıtlığının yalnızca bireysel bir tercih değil, toplumsal bir risk unsuru haline geldiğine dikkat çekti. "Toplum içerisinde aşısız birey sayısı arttıkça, salgına kadar gidebilecek ciddi sağlık sorunları için bir zemin oluşmaktadır" Aşı karşıtlığının salgına yol açabilecek ciddi sağlık sorunlarına sebep olabileceğini belirten Tunceli Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Hakkı Aktaş, "Sağlık Bakanlığı’nın 1981’den bu yana yürüttüğü genişletilmiş bağışıklama programıyla birçok hastalığın toplumda görülme sıklığını önemli ölçüde azaltmış bulunmaktadır. Bu, aşılama hızının başarısı sonucunda karşımıza çıkan çok önemli bir sağlık kazanımıdır. Ancak son zamanlarda görülen aşıya karşı tereddüt, zaman zaman ret kararları bizim aşılama hızında istediğimiz yüzde 95’lik ve yüzde 100’lük oranların daha da aşağıya düşmesine sebep olmakta. Toplum içerisinde aşısız birey sayısı arttıkça özellikle salgına kadar gidebilecek ciddi sağlık sorunları için bir zemin oluşmaktadır. Bugün aşı tereddüdü olan insanların neden tereddüt ettiklerini sahadaki arkadaşlarımız bire bir ilgilenerek takip etmektedirler. Aşı tereddüdü olan her aile için bir hekim ve bir psikologdan oluşan ekiplerimiz bire bir irtibat sağlamakta, telefonla ve yüz yüze görüşerek aşı için ikna çalışmalarını yürütmeye devam etmektedir. Ancak son yıllarda mevcut jeopolitik konumu nedeniyle ülkemiz bir geçiş güzergahındadır. Bu güzergah sebebiyle bazı bulaşıcı hastalıkların ülkemiz içerisinde dışarıdan gelen vakalarda görülme sıklığında bir artış ortaya çıkmıştır. Bu artış ayrıca aşısız bireyler için fazladan risk teşkil etmektedir. Bu aşılamayla beraber eğer biz toplumsal bağışıklama hızımızı şu anki hedeflerimizde olduğu gibi korumayı başarırsak dışarıdan gelen vakalardan kaynaklı bulaşıcı hastalıkların ve salgınların da önüne geçebileceğiz" dedi. "Doğru bilgiyi sosyal medyadan, internetten değil; direkt aile hekimlerinden edinebilirler" Uzman Dr. Aktaş, "Biz aşı ile ilgili tereddüdü olan, aşıyı reddetmeyi düşünen herkese ulaşıyoruz. Hekimimiz ve psikoloğumuz aracılığı ile onlarla görüşerek bu noktada bilgilendirerek farkındalıklarını yeniden oluşturmayı hedefliyoruz. Bizimle iletişime açık olsunlar. Sosyal medyada veya haber sitelerinde ulaştıkları kaynakların bilimsel bir dayanağı olup olmadığını muhakkak araştırsınlar. Bununla ilgili her zaman bilgi alabilmek için aile hekimliklerine ve ilgili sağlık kuruluşlarına başvurup, doğru bilgiyi sosyal medyadan, internetten değil; direkt aile hekimlerinden edinebilirler" şeklinde konuştu.
’Normal Doğum ve Emzirme Haftası’ etkinliği gerçekleştirildi
10 Ekim 2025 Cuma - 11:03 ’Normal Doğum ve Emzirme Haftası’ etkinliği gerçekleştirildi Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanlığı’nca Normal Doğum Haftası ve Emzirme Haftası çerçevesinde düzenlenen, ’Doğum Çemberi: Kalpten Kalbe’ isimli etkinlik ile anne-bebek sağlığına dair farkındalık oluşturuldu. İl Sağlık Müdürlüğü personelleri Dr. Ebe Fatma Nilüfer Topkara, Ebe Nurcan Turan ve Şube Müdürü Hülya Bulut’un organizasyonu ile gerçekleşen etkinlik, geniş bir katılım ve yoğun ilgiyle başarıyla tamamlandı. Etkinlik, Dr. Ebe Fatma Nilüfer Topkara’nın konuşmasıyla başladı. Gebe anneler, ebe, sağlık çalışanları, uzmanlar ve idarecilerin katılımıyla zenginleştirilen etkinlikte doğum, emzirme, anne ve bebek sağlığı üzerine önemli bilgiler paylaşıldı. Bu özel etkinliğin sadece doğum süreçlerine değil, aynı zamanda emzirmenin önemi ve doğru emzirme tekniklerine odaklandığı belirtildi. Anne adaylarının farkındalığının artırılması amaçlandı Etkinlikte, doğum ve emzirme ile ilgili toplumda yaygın olan yanlış bilgiler ele alındı ve uzmanlar tarafından doğru bilgilerle düzeltildi. Katılımcılar, doğru bilgiye ulaşarak daha sağlıklı doğum ve emzirme deneyimleri için bilinçlendirildiler. ’5 Soruda: Sen Doğuma Ne Kadar Hazırsın?’ isimli mini quiz ile katılımcılar doğum sürecine ne kadar hazır olduklarını değerlendirerek, aynı zamanda doğum öncesi hazırlıklarını gözden geçirme fırsatı buldular. Katılımcılar, doğumla ilgili ilk akıllarına gelen kelimeleri paylaşarak, bu kavramın kişisel ve duygusal yönlerine dikkat çektiler. Bu aktivite, doğumun psikolojik etkilerini anlamaya yardımcı oldu. ’Anneliğe - Doğuma Dair Bir Cümle’ isimli etkinlikte, katılımcılar annelik ve doğum hakkında düşündüklerini tek cümleyle ifade ettiler. Bu basit ama derin anlam taşıyan paylaşım, annelik yolculuğunun ne kadar özel ve kişisel bir deneyim olduğunu vurguladı. Uzmanlarla soru-cevap bölümünde katılımcılar; doğum süreci, emzirme teknikleri, doğru beslenme ve doğum sonrası bakım hakkında sorularını sordular. Bu bölüm, katılımcıların bilgi edinmelerini sağlayan önemli bir fırsat oldu. Etkinlik sonunda, anneler ve anne adayları doğum sürecine dair beklentilerini ve isteklerini dile getirdiler. Katılımcılar, doğum ve emzirme deneyimlerini daha sağlıklı bir hale getirebilmek adına sağlık sisteminden ne gibi iyileştirmeler beklediklerini paylaştılar. Katılımcıların görüşleri ve etkinliğin yansımaları Etkinlik, sadece sağlık çalışanları ve uzmanların bilgi verdiği bir platform olmanın ötesine geçti. Katılımcılar, doğum ve emzirme süreciyle ilgili bilgilerini arttırmanın yanı sıra, birbirlerinin deneyimlerinden de faydalandılar. Anne-bebek sağlığı üzerine yapılan interaktif paylaşımlar ve sohbetler, etkinliği hem öğretici hem de duygusal anlamda derinleştirdi. Birçok katılımcı, emzirmenin anne ve bebek sağlığı üzerindeki kritik rolünü daha iyi anladıklarını belirtti. Ayrıca, doğum sürecine dair doğru bilgi edinmenin ve doğum sonrası bakımın önemine dair farkındalıkları arttı. "Anneler için çalışmalarımıza devam edeceğiz" İl Sağlık Müdürlüğü yetkililerince etkinlikle ilgili yapılan açıklamada ise şu ifadeler yer aldı: "Doğum Çemberi: Kalpten Kalbe etkinliği, katılımcılara hem doğum hem de emzirme süreçlerine dair önemli bilgiler sundu ve farkındalık oluşturdu. Katılımcılar, doğru bilgilere ulaşarak daha sağlıklı bir doğum ve emzirme deneyimi yaşamak için bilinçlendiler. Sağlık çalışanları ve uzmanların katkılarıyla gerçekleşen bu etkinlik, her iki haftanın da toplumsal bilincini artırmak ve anne-bebek sağlığına dair değerli bilgiler edinmek adına önemli bir adım oldu. Etkinlikte yer alan tüm katılımcılara, sağlık çalışanlarına ve idarecilere teşekkür eder, sağlıklı doğumlar ve sağlıklı anneler için çalışmalarımıza devam edeceğimizi belirtmek isteriz."
35 Yaş üstü annelere öneri: NIPT ile genetik riskleri öğrenin
10 Ekim 2025 Cuma - 10:46 35 Yaş üstü annelere öneri: NIPT ile genetik riskleri öğrenin Gebeliğin 10’uncu haftasından itibaren yapılabilen NIPT testinin, anne ve bebeğe hiçbir risk oluşturmadan Down sendromu gibi genetik bozuklukları tespit edebildiğini belirten Op. Dr. Sevde Çetinkaya, "Erken tanı, sağlıklı bir gebelik sürecinin anahtarı olabilir" dedi. NIPT (Non-İnvaziv Prenatal Test), gebeliğin 10. haftasından itibaren uygulanabilen, anne adayının kolundan alınan kan örneği ile yapılan bir tarama testidir. Anne kanında dolaşan serbest fetal DNA (cfDNA) aracılığıyla bebeğin genetik materyali analiz edilerek kromozomal anormallikler belirlenir. Medicana Çamlıca Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Sevde Çetinkaya, "Genetik veriler, bir kan örneğiyle elde edilebiliyor. NIPT bir tanı testi değil, tarama testidir. Sonuçlar mutlaka bir uzman hekim tarafından değerlendirilmelidir. Gerektiğinde ileri tanı testleriyle desteklenerek gebelik yönetimi planlanmalıdır" açıklamalarında bulundu. 35 yaş ve üzeri gebeliklerde başvurulabilir "NIPT testi, herhangi bir risk taşımadığı için her gebeye uygulanabilir. Ancak özellikle riskli gebeliklerde tanıya giden yolda önemli bir basamak olarak görülmektedir. Bu nedenle testin kime, ne zaman uygulanacağı mutlaka uzman bir hekim tarafından değerlendirilmelidir" diyen Op. Dr. Sevde Çetinkaya, testin uygulanacağı durumları şu şekilde sıraladı: 35 yaş ve üzeri ileri yaş gebeliklerde, "Ailede veya önceki gebeliklerde genetik hastalık öyküsü bulunanlarda, İkili veya üçlü tarama testlerinde risk tespit edilen gebeliklerde, Doğrudan daha doğru ve net sonuç isteyen tüm anne adaylarında kullanılabilir." Down sendromu ve diğer kromozom bozuklukları tespit edilebiliyor NIPT ile tespit edilen başlıca kromozomal bozuklukların Trizomi 21 (Down sendromu), Trizomi 18 (Edwards sendromu) ve Trizomi 13 (Patau sendromu) olduğunu söyleyen Op. Dr. Sevde Çetinkaya, "NIPT testinin sonuçları genellikle 7-10 gün içinde çıkar. Eğer sonuçlar yüksek riskli bir duruma işaret ederse, bu durumun tanı niteliği taşımadığı unutulmamalıdır. Sonuçlar yalnızca bir tarama testi olarak değerlendirilir ve ileri tanı için invaziv testler önerilebilir. Test sonucu riskli çıktığında aile paniğe kapılmamalı. Bu sadece ileri testlere yönlendirme için bir işarettir. Kesin tanı koymak için ileri düzey işlemler gerekebilir. Süreç, her zaman uzman bir hekim eşliğinde ve multidisipliner bir yaklaşımla yürütülmelidir" dedi.
Gaziantep’te ağrısız tüp mide ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi
10 Ekim 2025 Cuma - 10:43 Gaziantep’te ağrısız tüp mide ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi Gaziantep Özel Hatem Hastanesi’nde ağrısız tüp mide ameliyatı, başarılı bir şeklide gerçekleştirildi. Gaziantep Özel Hatem Hastanesi’nde obeziteyle mücadelede etkili bir yöntem olan tüp mide ameliyatında yeni bir yöntem uygulandı. Önceden yapılan ameliyatlarda hastaların ağrı ve acı çektiğini fakat şimdi geliştirilen yöntemle hastaların acı çekmediğini söyleyen Op. Dr. Emin Yılmaz, "Hastalarımız artık hem daha kısa sürede iyileşiyor hem de ameliyat sonrası ağrısız bir süreç yaşıyor" dedi. "Ameliyatın nasıl geçtiğini bile anlamadım" Ameliyattan sonra acı veya ağrı yaşamadığını belirten hasta Abdullah Yıldız, "173 kiloyum, uzun zamandır Emin Hoca’yı araştırıyordum. Birçok arkadaşım tavsiye etti, olumlu yorumlar duydum. Sonunda cesaretimi toplayıp geldim ve Emin Hoca’da ameliyat olmaya karar verdim. Ameliyat sürecimden çok memnunum. Nasıl geçtiğini bile anlamadım. Ameliyattan sonra sadece bir saat içinde kalkıp yürüyüşümü yaptım. Hiçbir ağrım, hiçbir sıkıntım olmadı. Kilolarım yüzünden artık rahat yürüyemiyor, hatta namazlarımı kılarken bile zorlanıyordum. Bu nedenle kararımı verdim ve gerçekten iyi ki olmuşum diyorum. Emin Hoca’ya ve tüm ekibine yürekten teşekkür ediyorum. Ben ameliyat sürecimden ve sonucundan son derece memnunum" şeklinde konuştu. "Bu yöntemi kalıcı hale getirip bundan sonraki süreçte tüm hastalarımıza uygulamayı planlıyoruz" Ameliyat sonrası hastanın gayet iyi olduğunu söyleyen Op. Dr. Emin Yılmaz, "Obezite hastalarımızda her ne kadar laparoskopik ameliyatlar yaparak ağrıyı minimuma indirmeye çalışsak da, genellikle ameliyattan sonraki ilk 2-3 saatte şiddetli ağrılar yaşanabiliyordu. Üstelik her türlü ağrı kesici uygulamamıza rağmen bu durum değişmiyordu. Biz de bu durumu bilimsel kaynaklar ışığında değerlendirerek yeni bir yöntem uygulamaya başladık. Özellikle dün ilk birkaç vakamızda bu yöntemi denedik ve gerçekten çok başarılı sonuçlar elde ettik. Hastalar ameliyattan çıktıktan sonra yalnızca 1-2 saat içinde ayağa kalkıp yürüyebildiler. Üstelik ağrılarının olmadığını ifade ettiler. Daha önce bu tür hastalarda sıkça görülen bulantı ve kusma hissi de bu yöntemle tamamen ortadan kalktı. Bu başarılı sonuçlar sayesinde, artık bu yöntemi kalıcı hale getirip bundan sonraki süreçte tüm hastalarımıza uygulamayı planlıyoruz. Hastalarımız da çekinmeden gelip bizden detaylı bilgi alabilirler. Her konuda kendilerine yardımcı olmaktan memnuniyet duyarız. Artık yeni sloganımız "Ağrısız Ameliyat" olacak. Hastamızın durumu şu anda gayet iyi. Ameliyattan sadece 1-2 saat sonra ayağa kalkıp yürüyebildi. Kendisinin de belirttiği gibi, bu kadar rahat bir süreç beklemiyordu. Şimdi memnuniyetle süreci tamamladı ve eminim ki bu deneyimini diğer hastalara da tavsiye edecektir" diye konuştu.
Hava sıcaklıklarının düşmesiyle grip vakalarında artış
10 Ekim 2025 Cuma - 10:43 Hava sıcaklıklarının düşmesiyle grip vakalarında artış Ülke genelinde hava sıcaklıklarının düşmesiyle birlikte solunum yolu hastalıklarında artış yaşanıyor. Uzmanlar, salgın hastalıkların kalabalık ortamlarda daha hızlı yayıldığını belirterek, bağışıklık sistemini güçlü tutmak için vitamin takviyesinin önemine vurgu yapıyor. Havanın soğumasıyla birlikte grip ve soğuk algınlığı gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış yaşanıyor. Bu hastalıklar, öksürük, burun akıntısı, boğaz ağrısı ve halsizlik belirtileriyle kendini gösteriyor. Hastalığın etkilerini hafifletmek için ıhlamur, adaçayı, zencefil ve kuşburnu çayı gibi bitki çaylarının yanı sıra tavuk suyu, mercimek ve tarhana çorbası gibi proteinli gıdaların tüketilmesi öneriliyor. Bu besinler bağışıklık sistemini destekleyerek vücut direncini artırıyor. Uzmanlar, hastalıklardan korunmak için kapalı ortamlarda uzun süre kalınmaması, yeterli sıvı alınması ve ellerin sık sık yıkanması gerektiği uyarısında bulunuyor. Nezle ve grip farkı Grip ve soğuk algınlığının (Nezle) birbirine benzeyen ancak farklı seyreden hastalıklar olduğunu belirten Acıbadem Kent Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doktor Necdet Yetim, "Nezle, genellikle sadece burun akıntısı ve hafif kırgınlık gibi belirtilerle kendini gösteren, daha hafif seyreden bir hastalıktır. Grip ise daha ağır seyreden bir hastalıktır. Üşüme, ateş, halsizlik, yorgunluk, kas ağrıları, baş ağrısı ve öksürük gibi belirtiler çok daha yoğun olarak görülür. Serin ve soğuk mevsimlerde bu tür virüsler daha yaygın hale gelir. Çünkü insanlar kalabalık ve kapalı ortamlarda daha fazla vakit geçirir. Bu da virüslerin kişiden kişiye bulaşmasını kolaylaştırır. Bu nedenle Eylül-Ekim aylarından itibaren grip mevsimi başlar ve kış boyunca devam eder. Bu tür hastalıkların yaklaşık yüzde 90’ı bu dönemde görülür. En önemli nedenleri ise havaların soğuması ve insanların toplu alanlarda daha fazla bir arada bulunmasıdır" ifadelerini kullandı. Kişisel temizliğin önemi Üst solunum yolu hastalıklarından korunmak için yapılması gerekleri aktaran Doktor Necdet Yetim, "Şu dönemde mümkün olduğu kadar kalabalık ortamlara girmemek ve insanlarla yakın temasta bulunmamak önemlidir. Özellikle grip belirtileri olan, kırgınlık, ateş, burun akıntısı ve öksürüğü bulunan kişilerle yakın temas kurmaktan kaçınılmalıdır. Konuşurken, öksürürken ya da hapşırırken etrafa gözle görülmeyen küçük damlacıklar yayılır. Bu damlacıklar havada asılı kalabilir ya da yüzeylere düşebilir. Başka bir kişi bu havayı soluduğunda ya da damlacıkların bulunduğu yüzeylere dokunup ardından ellerini ağzına ya da burnuna götürdüğünde virüs bulaşabilir. Bunun için el temizliği çok önemlidir. Temiz olmayan ellerle ağız ve buruna dokunulmamalıdır. Yemek yemeden önce eller mutlaka sabun ve bol suyla en az 15-20 saniye yıkanmalıdır. Bu şekilde virüslerin yüzde 99’a varan oranlarda yok edildiği bilinmektedir" diye ekledi. Vitamin takviyesi, bol sıvı ve sıcak çorba tavsiyesi Hastalık sürecinde sağlıklı beslenmek, iyi dinlenmek, aşırı yorulmamak ve vücudu soğuktan korunması gerektiğini söyleyen Yetim, sözlerini şu şekilde noktaladı: "Çünkü vitamin, protein ve genel beslenme eksikliği; aşırı yorgunluk, uykusuzluk ve özellikle soğuk havaya maruz kalma, hastalığın kolaylıkla oluşmasına neden olur. Elbette ilaçlar kullanacağız, ancak ilaçların dışında uygulanacak tedavi yöntemleri, grip için belki de daha önemlidir. Bunların başında vücudu ılık tutmak, dinlenmek ve beslenmek gelir. Bu konuda, özellikle beslenme üzerine birkaç önemli noktaya değinmek gerekir. Bol sıvı alınmalıdır. Çaylar ve çorbalar içilmelidir. Özellikle et suyu, tavuk suyu ve kelle paça gibi besleyici çorbalar; limonlu ve sirkeli olarak tüketildiğinde daha faydalıdır. Sarımsak da bağışıklık sistemine faydalı olduğu kanıtlanmış bir besindir. Çay tüketimi de önemlidir. Limonlu çaylar başta olmak üzere; yeşil çay, rezene çayı, ıhlamur ve adaçayı gibi şifalı bitki çayları önerilir. Sebze ve meyve de bolca yenmelidir. C vitamini içeren meyveler tavsiye edilir. Narenciye grubu, limon, mandalina ve portakal gibi meyvelerle; yeşil sebzelerin bolca tüketilmesi gerekir. Ayrıca E vitamini ve B grubu vitaminlerinden oluşan takviyeler, hastalığın daha kısa sürede atlatılmasında etkili olur." Hava sıcaklıklarının düşmesiyle birlikte çorba içmek isteyen müşterilerin sayısının arttığını belirten 30 yıllık Çorbacı ustası Mehmet Çalışkan, "Kış için ayak paça, kelle paça ve işkembe çorbalarını öneriyoruz çünkü yüksek kolajen içeriyor. Özellikle dana ayağında bolca kolajen vardır ve koruyucudur. Limonlu ve sarımsaklı olarak tüketilmesini tavsiye ediyoruz" diye ekledi.
40 yıl hatırı olan Türk kahvesinin bilinmeyen faydaları
10 Ekim 2025 Cuma - 10:30 40 yıl hatırı olan Türk kahvesinin bilinmeyen faydaları Çoğu kişi güne Türk kahvesi içmeden başlayamazken, kimileri için de yemek sonraları kahve olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Bilinçsiz tüketildiği takdirde vücuda zararlı olan kahvenin, düzenli tüketildiğinde ise faydaları saymakla bitmiyor. Dengeli Türk kahvesi tüketiminin stresten kansere, diş çürümesinden şeker hastalığına kadar birçok faydaları olduğuna dikkat çeken Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Veysel Ciğerli, kahvenin strese iyi geldiğini belirterek, şu bilgileri verdi: "Vücuttaki serbest radikallerin sebep olduğu hücresel hasarlarla mücadele eden antioksidanların kahve tohumu ekstrelerinde bulunur. Oksidatif stresin sebep olduğu hastalıklara karşı antioksidan özelliği sayesinde vücuda yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Yapılan araştırmalara göre günde 3 bardak Türk kahvesi tüketen bireylerde karaciğer kanseri riskinin daha az olduğu görülmektedir. Kahvedeki kafeinin karaciğer fibrözü, sirozu ve karaciğer kanserinin gelişiminde rol oynayan dönüştürücü büyüme faktörü beta-1 (TGF-beta1) oluşumunu baskılamasından kaynaklanabileceği ancak bu konuda klinik çalışmaların detaylı olarak yapılması gerektiği vurgulanmıştır." Diş ve cilt sağlığını koruyor Kahvenin antimikrobiyal etkisi olduğunu belirten Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, "Kahve ekstresi, diş çürümesine sebep olan bakterilere karşı engelleyici etkiye sahiptir. Kahvenin yapısındaki kafein jel veya krem şeklinde cilt bakım ürünlerinde yer almaktadır. Kafein cilt üzerine uygulandığında kan damarlarını genişleterek daha zinde ve küçük kırışıklıkları azaltan bir cilt elde edilebilmektedir" dedi. Kahvenin şeker hastalığı riskini de azalttığına dikkat çeken Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, "10 binden fazla erkek veya kadın Finli ya da Hollandalı bireyler üzerinde yapılan saha çalışmalarında, kahve içenlerin içmeyenlere oranla yüzde 50’den daha az Tip-2 diyabet riski taşıdığı ortaya konmuştur" diye konuştu. Tokluk hissini artırıyor, yorgunluğu gideriyor Kahvenin kalp sağlığına da iyi geldiğini anlatan Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kardiyovasküler, koroner kalp hastalığı ve inme konusunda yararlı etkileri olduğu fakat yüksek alım miktarlarında daha az etkili olduğu çalışmalarda belirtilmiştir. 3-4 bardak kahve tüketimi günlük alınan enerji miktarını düşürmektedir. Ayrıca yapılan rastgele plasebo kontrollü çalışmalarda günde 524 miligram kahve tüketiminin 151 miligram ve daha az tüketenlere göre kiloyu ve yağ kütlesini azalttığı, tokluk hissini artırdığı da belirlenmiştir. Kahvenin merkezi sinir sistemi üzerinde uyarıcı etkisi olduğu, yorgunluğu giderici ve ağrı kesici etkinliğini arttırabildiği belirlenmiştir." Kahve tüketimi karaciğere de faydalı Kahvenin yapısındaki kafeinin karaciğerde metabolize olduğunu ifade eden Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, "Bu sebeple karaciğer üzerinde çalışmalar yoğundur. Örneğin, kahve tüketimi yağlı karaciğeri önleyebilmektedir. Kahvenin karaciğer trigliseriti ile etkileşime girdiği ortaya konmuştur. Yapılan klinik çalışmalar; yaş, cinsiyet ve diğer faktörler değerlendirilerek kahve tüketiminin metabolik sendrom ile ters ilişkili olduğunu göstermektedir. Hayvan modellerinde ise non-alkolik karaciğer yağlanmasıyla da kafein alımı arasında zıt bir bağlantı olduğu ortaya konmuştur. Ancak kullanılan kahvenin hazırlanışı, miktarı, içimi sırasında şeker kullanımı gibi faktörler bu deneysel sonuçları değiştirebilmektedir. Bu amaçla klinik çalışmaların daha da artması gerekmektedir. Amerikan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları Kongresi’nde, hamilelikte günde 200 miligramın altında ılımlı bir kafein tüketiminin bebek ve anne için risk oluşturmadığı rapor edilmektedir" diye konuştu.
Eşinin tavsiyesiyle başladığı diyetle 7 ayda 38 kilo verdi
10 Ekim 2025 Cuma - 10:21 Eşinin tavsiyesiyle başladığı diyetle 7 ayda 38 kilo verdi Malatya’da yaşayan adam, eşinin yönlendirmesiyle başvurduğu sağlıklı hayat merkezinde 7 ayda 38 kilo verdi. 143 kilodan 105 kiloya düşen adam, hedefinin 85 kilo olduğunu söyledi. Fazla kiloları nedeniyle günlük yaşamında zorluk yaşayan Samet Güler, eşi Dilek Güler’in yönlendirmesiyle Yeşilyurt Çarmuzu Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurdu. Diyetisyen hekim Faruk Atalan’ın hazırladığı kişiye özel beslenme programını eksiksiz uygulayan Güler, 7 ayda 38 kilo vermeyi başardı. "Eşim çocuğunu kucağına alamıyordu" Samet Güler’in eşi Dilek Güler, o dönemde eşinin çocuğunu dahi kucağına alamadığını belirterek, "Zor günler geçirdik. Şimdi o günleri geride bıraktık. İnşallah hedefimize de ulaşacağız" dedi. "Hedefim 85 kiloya inmek" Sürecin başında çekingen olduğunu ifade eden Samet Güler ise, "Başta başarabileceğime çok inanmıyordum ama zamanla motivasyonum arttı. Yaklaşık 7-8 ayda 38 kilo verdim. Şu anda 105 kiloyum ve hedefim 85 kiloya kadar inmek" dedi. "Bu başarıyı sadece diyetle elde ettik" Samet Güler’in diyete ocak ayında başladığını belirten Diyetisyen Faruk Atalan da, "Samet Bey başta çok kararsız ve çekingendi. Ancak kendisine güvendi ve diyete eksiksiz uydu. Spor yapmaya vakti olmadığını söyledi ancak sadece beslenme ile bu başarıyı elde ettik. Ayda ortalama 5-6 kilo verdi. Temmuz ayı sonu itibariyle 105 kiloya ulaştık" dedi. "90 kilonun altında tatlı ödülü var" Atalan, sürecin sonunda Samet Güler’e bir ödül vaadinde bulunduklarını da belirterek, "Kendisi tatlıyı çok seviyordu. 99 kiloya düştüğünde bir defaya mahsus ödül olarak tatlı yiyebileceğine söz verdik. Normalde kesinlikle tatlı vermiyoruz ama bu onun için bir motivasyondu" ifadelerini kullandı. Vatandaşlara sağlıklı yaşam merkezlerine başvurmaları çağrısında da bulunan Atalan, "Bu merkezlerde tüm hizmetler ücretsiz. Özel diyetisyen hizmetini burada devlet desteğiyle ücretsiz şekilde alabilirsiniz. Samet Güler gibi onlarca başarılı danışanımız var. Sağlıklı yaşama adım atmak isteyen herkesi merkezlerimize bekliyoruz" diye konuştu.
Ege Üniversitesi kampüsünde meme kanseri farkındalık etkinliği
10 Ekim 2025 Cuma - 10:20 Ege Üniversitesi kampüsünde meme kanseri farkındalık etkinliği Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında anlamlı bir etkinlik gerçekleştirdi. Avrupa Tıp Öğrencileri Birliği (EMSA) Ege iş birliğiyle düzenlenen etkinlik, EÜ 1 Nolu Yemekhane önünde hibrit bir farkındalık çalışması olarak yapıldı. Etkinlikte, Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Emine Serra Kamer ve hekim adayları, öğrencilere meme kanseri konusunda erken tanı ve korunma yöntemlerini anlattı. Öğrenciler, katılımcılara kendi kendine meme muayenesi ve düzenli doktor kontrollerinin önemine dair mesajlar verdi. "Meme kanserinden korkmamak ve geç kalmamak gerekiyor" Etkinlikle ilgili bilgi veren Prof. Dr. Emine Serra Kamer, "Meme kanseri, dünya genelinde ve ülkemizde kadınlar arasında en sık görülen tümörlerden biridir. Farkındalık ve erken tanı giderek önem kazanıyor. Her ay yalnızca beş dakika ayırarak memelerdeki şişlik, renk değişikliği, meme başında içe dönme veya kanlı akıntı gibi belirtiler fark edilebilir. Düzenli mamografi ve ultrasonografi ile de belirti vermeden kanser tespiti mümkün. Meme kanserinden korkmamak ve geç kalmamak gerekiyor. Erken teşhis hayat kurtarır. Tarama programlarına katılım, riskinizi minimize eder. Unutmayın, ayıracağınız beş dakika hayatınızı kurtarabilir" dedi. Kurulan stantta katılımcılara meme kanseriyle ilgili kitap, broşür ve pembe kurdeleler dağıtılırken, görsel materyallerle de bilgilendirme yapıldı. Pembe balonlar ve kurdelelerle süslenen stant, katılımcıların ilgisini topladı. Etkinlik boyunca kampüs ve çevresinde meme kanseri farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalar gerçekleştirildi.
Şiddetli karın ağrısıyla hastaneye başvurdu kangren olduğunu öğrendi, ameliyatla sağlığına kavuştu
10 Ekim 2025 Cuma - 10:18 Şiddetli karın ağrısıyla hastaneye başvurdu kangren olduğunu öğrendi, ameliyatla sağlığına kavuştu Kahramanmaraş’ta aniden başlayan karın ağrısı nedeniyle hastaneye başvuran kadın, bağırsaklarında gelişen kangrenin alınmasıyla sağlığına kavuştu. Kahramanmaraş’ta ani başlayan şiddetli karın ağrısı şikayetiyle Özel Sular Akademi Hastanesi’ne başvuran Hatice Akdeniz, yapılan tetkiklerde herhangi bir bulguya rastlanmamasına rağmen cerrahi müdahale kararı alındı. Gerçekleştirilen operasyonda hastanın ince bağırsağında kangren geliştiği tespit edilerek başarılı bir operasyonla sağlığına kavuşturuldu. Hasta, bir haftalık kontrolün ardından taburcu edildi. Sular Akademi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Erol Kılıç, "Şiddetli karın ağrısıyla başlayan bir vaka. Ani başlayan hiçbir şikayeti, hiçbir klinik bulgusu olmayan bir hastamız, karın ağrısı neticesinde kliniğimize başvurdu. Yapılan tetkiklerde laboratuvar ve radyolojik olarak hiçbir anlamlı bulgu belirlenememesi üzerine Hatice hanımla da konuşarak, ailesiyle de konuşarak hem teşhis hem de tedavi amacıyla cerrahi tedavi önerdik. Onlar da bize güvenerek bu işlemin yapılmasını kabul ettiler. Neticede hastamıza önce kapalı olarak laparoskopik batına girdiğimizde yaklaşık 80-90 cm ince bağırsak kısmının iskemik olduğu yani kangrene çevirmiş olduğunu görülmesi üzerine açık cerrahi işlemi geçildi. İlgili bağırsak kısmı çıkarılıp geri kalan yerler eklenmek suretiyle pasaj devamlılığı sağlandı. Bugün beşinci gün, kliniğimiz tamamen düzeldi. Hastamızı da Allah izin verirse şifayla evine göndermekteyiz" dedi. "Hızlıca cerrahi işleme karar verdik" Sık ameliyat ve kalp ritim bozukluğundaki hastalarda bu tür vakalarla karşılaştıklarını ifade eden Dr. Kılıç, "Vakanın özelliğine gelince bu tip durumlarda özellikle şiddetli ani gelişen karın ağrılarında hiçbir predispozan dediğimiz hastalığa yol açabilecek faktörler olmasa bile cerrahi yöntemin gerek kapalı, gerekse açık cerrahi yöntemin teşhis amaçlı da yapılması gerektiğini hatırlamakta fayda var. Hem işlemin gecikmesini önlemek hem de hastamızın maruz kaldığı durumu erken dönemde ortadan kaldırmak maksadıyla etkin bir tanı ve tedavi yöntemi olduğunu düşünmekteyiz. Hastamızda da bunu başarmış olduk. Hastamızın da uyumu hem kendisinin hem de aile uyumu verilen önerilere uyması. Bundan sonraki süreçte kendisine sağlıklı günler dileriz. Bu tip durumlarda aslında daha çok ameliyat geçirmiş hastalarda karşılaşmaktayız. Kalp ritim bozukluğu olan hastalar da daha sık karşımıza çıkmakta. Ya da kan pıhtılaşma bozukluğu olan kişiler de karşımıza çıkmakta. Hastamızın risk faktörleri açısından hiçbir bu olayı düşündürecek faktör tespit etmedik. Bunun üzerine 1-2 saatlik zaman içerisinde hızlıca karar verip teşhis ettikten sonra cerrahi işlem yapılmasına karar verdik. Akabinde de geldiğimiz noktada şifayla hastamızı taburcu etmekteyiz" diye konuştu. Ameliyat sonrası sağlığına kavuşan Hatice Akdeniz, "İlk etapta tabii ki büyük bir sıkıntı yaşadım. Buraya gelmemle sağ olsun hocam ve bütün ekiple gereken her şey yapıldı. Hiçbir zaman böyle bir şey yaşamamıştım, her şey birdenbire başladı. Beni kurtardıkları için hocama ve ekibine çok teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.
Şiddetli karın ağrısıyla başvurduğu hastanede kangren olduğunu öğrendi, ameliyatla sağlığına kavuştu
10 Ekim 2025 Cuma - 10:09 Şiddetli karın ağrısıyla başvurduğu hastanede kangren olduğunu öğrendi, ameliyatla sağlığına kavuştu Kahramanmaraş’ta aniden başlayan karın ağrısı nedeniyle hastaneye başvuran kadının bağırsaklarında gelişen kangrenin alınmasıyla sağlığına kavuştu. Kahramanmaraş’ta ani başlayan şiddetli karın ağrısı şikayetiyle Özel Sular Akademi Hastanesi’ne başvuran Hatice Akdeniz, yapılan tetkiklerde herhangi bir bulguya rastlanmamasına rağmen cerrahi müdahale kararı alındı. Gerçekleştirilen operasyonda hastanın ince bağırsağında kangren geliştiği tespit edilerek başarılı bir operasyonla sağlığına kavuşturuldu. Hasta, bir haftalık kontrolün ardından taburcu edildi. Sular Akademi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Erol Kılıç, "Şiddetli karın ağrısıyla başlayan bir vaka. Ani başlayan hiçbir şikayeti, hiçbir klinik bulgusu olmayan bir hastamız, karın ağrısı neticesinde kliniğimize başvurdu. Yapılan tetkiklerde laboratuvar ve radyolojik olarak hiçbir anlamlı bulgu belirlenememesi üzerine Hatice hanımla da konuşarak, ailesiyle de konuşarak hem teşhis hem de tedavi amacıyla cerrahi tedavi önerdik. Onlar da bize güvenerek bu işlemin yapılmasını kabul ettiler. Neticede hastamıza önce kapalı olarak laparoscopik batına girdiğimizde yaklaşık 80-90 cm ince bağırsak kısmının iskemik olduğu yani kangrene çevirmiş olduğunu görülmesi üzerine açık cerrahi işlemi geçildi. İlgili bağırsak kısmı çıkarılıp geri kalan yerler eklenmek suretiyle pasaj devamlılığı sağlandı. Bugün beşinci gün, kliniğimiz tamamen düzeldi. Hastamızı da Allah izin verirse şifayla evine göndermekteyiz" dedi. "Hızlıca cerrahi işleme karar verdik" Sık ameliyat ve kalp ritim bozukluğundaki hastalarda bu tür vakalarla karşılaştıklarını ifade eden Dr. Kılıç, "Vakanın özelliğine gelince bu tip durumlarda özellikle şiddetli ani gelişen karın ağrılarında hiçbir predispozan dediğimiz hastalığa yol açabilecek faktörler olmasa bile cerrahi yöntemin gerek kapalı, gerekse açık cerrahi yöntemin teşhis amaçlı da yapılması gerektiğini hatırlamakta fayda var. Hem işlemin gecikmesini önlemek hem de hastamızın maruz kaldığı durumu erken dönemde ortadan kaldırmak maksadıyla etkin bir tanı ve tedavi yöntemi olduğunu düşünmekteyiz. Hastamızda da bunu başarmış olduk. Hastamızın da uyumu hem kendisinin hem de aile uyumu verilen önerilere uyması. Bundan sonraki süreçte kendisine sağlıklı günler dileriz. Bu tip durumlarda aslında daha çok ameliyat geçirmiş hastalarda karşılaşmaktayız. Kalp ritim bozukluğu olan hastalar da daha sık karşımıza çıkmakta. Ya da kan pıhtılaşma bozukluğu olan kişiler de karşımıza çıkmakta. Hastamızın risk faktörleri açısından hiçbir bu olayı düşündürecek faktör tespit etmedik. Bunun üzerine 1-2 saatlik zaman içerisinde hızlıca karar verip teşhis ettikten sonra cerrahi işlem yapılmasına karar verdik. Akabinde de geldiğimiz noktada şifayla hastamızı taburcu etmekteyiz" diye konuştu. Ameliyat sonrası sağlığına kavuşan Hatice Akdeniz, "İlk etapta tabii ki büyük bir sıkıntı yaşadım. Buraya gelmemle sağ olsun hocam ve bütün ekiple gereken her şey yapıldı. Hiçbir zaman böyle bir şey yaşamamıştım, her şey birdenbire başladı. Beni kurtardıkları için hocama ve ekibine çok teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. (HLL- HİV-
Mersin’de MERCİ merkezlerinden öğrencilere psikolojik destek
10 Ekim 2025 Cuma - 10:08 Mersin’de MERCİ merkezlerinden öğrencilere psikolojik destek Mersin Büyükşehir Belediyesi, ’Dünya Ruh Sağlığı Günü’nde afet dönemlerinde ruhsal desteğin önemine dikkat çekti. MERCİ Merkezleri, deprem sonrası 400’den fazla öğrenciye psikolojik destek verdi. Mersin Büyükşehir Belediyesi, ‘10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’ kapsamında, bu yılın teması olan ‘Afet ve kriz dönemlerinde ruhsal desteğe erişim’ konusuna dikkat çekti. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı bünyesinde hizmet veren MERCİ Öğrenci Danışmanlık Merkezleri, afet ve kriz dönemlerinde öğrenciler ile ailelerine yönelik psikolojik destek çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. MERCİ Öğrenci Danışmanlık Merkezlerinde görev yapan psikologlar, 6 Şubat depremleri sonrasında 400’den fazla öğrenci ve ailesine psikolojik destek sağlayarak; öğrencilerin yaşadıkları kayıp, kriz ve yas duygularını güvenli bir şekilde ifade edebilmelerine yardımcı oldu. Merkez, psikolojik ilkyardım yaklaşımıyla hem sahada hem merkezde çalışmalarını sürdürerek, afetin oluşturduğu ruhsal etkileri en aza indirmeyi amaçladı. Afet dönemlerinde yaşanan yoğun stres, korku ve belirsizlik duygularının özellikle çocuklar üzerinde uzun vadeli psikolojik etkiler oluşturabileceğine dikkat çeken MERCİ ekibi, hem öğrencilere hem velilere bu süreçlerde psikolojik dayanıklılıklarını nasıl koruyabilecekleri konusunda rehberlik ediyor. MERCİ Öğrenci Danışmanlık Merkezleri, ihtiyaç duyan öğrencilere ve velilere ücretsiz psikolojik destek sağlamaya devam ediyor. "Ruhsal hizmetlere erişim bir lüks değil, temel ihtiyaçtır" MERCİ Öğrenci Danışmanlık Merkezinde görev yapan Psikolog Kerem Eraydın, ‘Dünya Ruh Sağlığı Günü’nün bu yılki temasının ‘Afet ve kriz dönemlerinde ruhsal desteğe erişim’ olduğunu dile getirerek, "MERCİ Öğrenci Danışmanlık Merkezi olarak, afet sonrası dönemlerde öğrencilerin yalnızca sınav kaygısına değil, afet sonrası dönemde yaşadıkları travmalara da destek oluyoruz. Bu kapsamda, 6 Şubat depremlerinden sonra 400’den fazla öğrenci ve ailesine psikolojik destek verdik. Bu desteklerde öğrencilerin yaşadıkları kayıp, kriz ve yas duygularını güvenli bir şekilde ifade edebilmelerini sağladık. Psikolojik ilkyardım yaklaşımıyla hem sahada hem de merkezimizde hizmet verdik" dedi. Yaşanılan her kriz döneminde toplumsal birliğin öneminin daha iyi anlaşıldığını kaydeden Eraydın, "Bu birlik ortamını oluştururken sadece fiziksel ihtiyaçlarımızı değil, ruhsal ihtiyaçlarımızı da ön planda tutmamız gerekiyor. Çünkü iyileşme yalnızca fiziksel değil, ruhsal bir takım çalışmaları da beraberinde getiriyor. Buna bağlı olarak ruhsal hizmetlere erişim bir lüks değil, temel ihtiyaçtır" diye konuştu. Afet dönemlerinde insanların çok yoğun bir şekilde stres ve korku duygularını deneyimlediklerini, bu duyguların kişilere uzun vadeli psikolojik zarar verebileceğini de sözlerine ekleyen Eraydın, "Özellikle çocuklar bu durumlardan çok yoğun etkilenirler. Hem velilere hem öğrencilere, bu süreçlerde kendilerini nasıl daha sağlam tutabileceklerini öğretiyoruz. Psikolojik sağlamlıklarını geliştirme yönünde onlara destek oluyoruz" ifadelerine yer verdi.