SAĞLIK
18 Nisan 2026 Cumartesi - 13:15 "Dijital oyunlarda şiddet, çocuklarda saldırganlığı tetikleyebilir" Psikolog Ozan Yazıcı, dijital oyunların çocukların gelişiminde önemli bir yer tuttuğunu ancak şiddet içerikli oyunların saldırgan davranışları tetikleyebileceğini belirtti. Günümüzde çocukların yalnızca fiziksel ortamlarda değil, dijital dünyada da büyüdüğüne dikkat çeken Liv Hospital Samsun’dan Psk. Ozan Yazıcı, "Dijital oyunlar çocukların hayal gücünü geliştiren ve eğlence sunan araçlar olabilir. Ancak bu dünyanın görünmeyen bir yüzü de var. Özellikle şiddet içerikli oyunlar, çocukların davranışlarını ve algılarını etkileyebilir" dedi. "Saldırganlık tamamen anormal değildir" Saldırganlığın insan doğasının tamamen dışında olmadığını ifade eden Psk. Yazıcı, "Saldırganlık, canlıların varlığını sürdürme sürecinde ortaya çıkan temel dürtülerden biridir. Ancak bu dürtü başkalarına zarar verme niyeti taşıdığında dikkat edilmesi gereken bir davranış haline gelir. Bu zarar bazen fiziksel, bazen de sözlü ya da psikolojik şekilde ortaya çıkabilir" diye konuştu. "Şiddet daha yıkıcı bir boyuttur" Şiddetin, saldırganlığın daha yoğun ve yıkıcı hali olduğunu belirten Psk. Yazıcı, "Çocuklarda bu durum akran zorbalığı, eşyalara zarar verme ya da ilerleyen süreçte daha ciddi davranış sorunlarına dönüşebilir" dedi. "Çocuklar gördüklerini taklit eder" Çocuklarda saldırgan davranışların oluşumuna değinen Yazıcı, "Bu durumun tek bir nedeni yoktur. Ancak sosyal öğrenme kuramına göre çocuklar çevrelerinde gördüklerini taklit eder. Saldırgan davranışlara maruz kalan çocuklar, bunu kendi davranış repertuarına dahil edebilir. Ayrıca engellenmişlik duygusu da saldırganlığı artırabilir" ifadelerini kullandı. "Şiddet içerikli oyunlar tehlikeli bir algı oluşturabilir" Dijital oyunların bu süreçte önemli bir etken olduğuna dikkat çeken Psk. Yazıcı, "Şiddet içerikli oyunlarda çoğu zaman zarar veren karakterlerin ödüllendirildiğini görüyoruz. Bu durum çocuk zihninde ‘şiddet eşittir başarı’ gibi tehlikeli bir eşleşmeye yol açabilir" dedi. "Duyarsızlaşma ve empati kaybı görülebilir" Sürekli şiddet içeriklerine maruz kalmanın çocuklarda duyarsızlaşmaya neden olabileceğini belirten Yazıcı, "Başkalarının acısı zamanla daha az önemli algılanabilir. Empati kurma becerisi zayıflayabilir. Ayrıca çocuklar kontrol ettikleri karakterlerle özdeşim kurarak bu davranışları içselleştirebilir" dedi. "Davranış değişiklikleri dikkat çekiyor" Bu durumun çocukların sosyal ve akademik hayatını da etkileyebileceğini söyleyen Psk. Yazıcı, "Sosyal ilişkiler zayıflayabilir, yalnızlaşma görülebilir ve okul performansı düşebilir. Aynı zamanda daha kolay öfkelenen ve daha hızlı tepki veren bir davranış profili ortaya çıkabilir" ifadelerini kullandı. "Yasaklamak değil, yönetmek gerekiyor" Ailelere önemli uyarılarda bulunan Yazıcı, "Dijital oyunları tamamen yasaklamak yerine doğru şekilde yönetmek gerekir. Ailelerin çocuklarının oynadığı oyunları bilmesi, içerikleri değerlendirmesi ve sağlıklı sınırlar koyması çok önemlidir. Çünkü mesele yalnızca oyun değil, çocuğun dünyayı nasıl öğrendiğidir" şeklinde konuştu. "Ekrandaki davranışlar gerçek hayata yansıyabilir" Psk. Yazıcı, "Bazen bir ekranın içinde başlayan süreç, gerçek hayatta davranışlara dönüşebilir. Bu nedenle ebeveynlerin bilinçli ve dengeli bir yaklaşım sergilemesi büyük önem taşır" diyerek sözlerini tamamladı.
18 Nisan 2026 Cumartesi - 13:11 Veteriner Hekimler Birliği Başkanı Eroğlu: "Çeşitli salgın hastalıkların gelecekte de yaşanacağı ifade ediliyor" Türk Veteriner Hekimler Birliği Bölge Toplantısı’nın 4’üncüsü Şanlıurfa’da düzenlendi. Toplantıda konuşan Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, küresel ısınma, iklim değişiklikleri ve doğal alanların tahribatı gibi sorunların gelecekte de Covid-19 gibi salgın hastalıkların yaşanacağını bilimsel olarak ifade ettiğini söyledi. Türk Veteriner Hekimler Birliği Bölge Toplantısı’nın 4’üncüsü Şanlıurfa’da düzenlendi. Bölgenin oda başkanlarının katıldığı toplantıda, veteriner hekimler mesleğin sorunları ve hayvancılık politikalarını masaya yatırdı. Toplantıda konuşan Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, "Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak 7 bölgede, bölge toplantıları yapıyoruz. Yöredeki odalarımız katılıyor. İlk üçünü yaptık, dördüncüsü bugün Şanlıurfa’da düzenleniyor. Daha sonra Kastamonu, Rize ve Muş’ta bitecek. Toplantılar vesilesi ile sahadaki arkadaşlarımız, oda başkanlarımızın mesleğimizin sorunları, bölgedeki hayvancılık, veteriner hekimlerin sorumlulukları, görevleri hakkında çalışmalar yapacağız. Ben öncelikle Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırılarında hayatını kaybeden öğretmen ve öğrencilere Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına ve ailelerine başsağlığı diliyorum. Yaralılara acil şifalar diliyorum. Bir daha böyle acı olayların yaşanmasını kesinlikle istemiyoruz. Veteriner hekimler hem insan sağlığı hem hayvan sağlığı hem de çevre sağlığı konusunda çalışmalar yapan meslek grubudur. Bizim ülkemizde hayvancılığımızla ilgili çeşitli sorunlar yaşıyoruz. Veteriner hekimler hayvancılığın aktörü olan hayvancılıkla ilgili konularda temel meslek grubu, özellikle hastalıklara karşı koruyucu çalışmalar ve hastalıklarla mücadelede aktif rol oynuyor. Özellikle hayvanlardan insanlara geçen hastalıklarda çalışmalar yürütüyoruz. Biliyorsunuz Covid-19 gibi bütün dünyayı etkileyen bir salgın yaşandı. Küresel ısınma, iklim değişiklikleri, doğal alanların tahribatı gibi durumlara baktığımızda çeşitli salgın hastalıkların gelecekte de yaşanacağı ifade ediliyor. İşte bunlara karşı veteriner hekimler önemli görevler yapıyorlar. Bu konular üzerinde yaptığımız çalışmaları devletin çeşitli makamlarına, Tarım ve Orman Bakanlığı’na, Sağlık Bakanlığı’na, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na ve İçişleri Bakanlığı’na sunuyoruz. Sahipsiz hayvanlar konusu var, zaman zaman çok acı olaylar yaşanıyor. Bütün bunları bu toplantılarda görüşüyoruz" ifadelerini kullandı. Toplantı, açılış konuşmalarının ardından basına kapalı olarak devam etti.
18 Nisan 2026 Cumartesi - 12:50 Elektronik sigarada süre doldu: "Kanser riski netleşti" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, elektronik sigaralara ilişkin yapılan bilimsel çalışmaların sonuçlarının netleşmeye başladığını belirterek, "100’den fazla çalışma analiz edildi ve sonuç açıktır; elektronik sigara kansere neden olur" dedi. Elektronik sigaraların 2000’li yılların başında geleneksel sigaraya göre daha temiz, daha az kokulu ve daha güvenli bir alternatif olarak pazarlandığını hatırlatan Prof. Dr. Özkaya, milyonlarca kişi tarafından hızla benimsendiğini söyledi. Kullanıcıların yıllardır "Zararı var mı, sigaraya göre daha mı zararsız" sorusunu yönelttiğini ifade eden Özkaya, "Biz her zaman bu tür ürünlerin zararlarının en az 20-30 yıllık kullanım sonrası ortaya çıkacağını söyledik. Bu süre doldu ve bilimsel veriler gelmeye başladı" diye konuştu. "Kanser riskini artırıyor" 100’den fazla bilimsel çalışmanın incelendiği kapsamlı analizlere dikkat çeken Özkaya, elektronik sigaraların özellikle temas ettiği akciğer ve ağız bölgelerinde kanser riskini artırabileceğine dair güçlü bulgular bulunduğunu belirtti. Uzun vadeli sonuçların henüz tam olarak ortaya çıkmadığını ancak erken uyarı işaretlerinin ciddi olduğunu vurguladı. Araştırmalarda insan, hayvan ve laboratuvar verilerinin birlikte değerlendirildiğini aktaran Özkaya, elektronik sigaraların içerdiği kimyasalların hücre düzeyinde zarara yol açtığının ortaya konulduğunu ifade etti. Hücre düzeyinde ciddi hasar Elektronik sigaraların DNA hasarı, oksidatif stres ve kronik iltihaplanma gibi kanser gelişiminde kritik rol oynayan üç temel mekanizmayı tetiklediğini belirten Özkaya, "Bu üç faktörün doğrudan kanser oluşumuna neden olduğunu biliyoruz" şeklinde konuştu. "Çifte kullanım riski 4 kat artırıyor" 2024 yılında yayımlanan bir çalışmaya da değinen Özkaya, hem geleneksel sigara hem de elektronik sigara kullanan bireylerde akciğer kanseri riskinin, sadece sigara içenlere göre dört kat daha fazla olduğunun bildirildiğini kaydetti. Gençler için uyarı Elektronik sigara kullanımının özellikle gençler arasında yaygınlaştığını ifade eden Özkaya, lise çağındaki bireyler ve 40 yaş altındaki kişilerde kullanım oranlarının arttığına dikkat çekti. Elektronik sigara ile başlayan gençlerin ilerleyen süreçte normal sigaraya geçiş yapma ihtimalinin daha yüksek olduğunu belirtti. Özkaya, erken bilimsel bulguların göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, "Bugün gerekli önlemler alınmazsa, gelecekte çok daha büyük bir halk sağlığı sorunu ile karşı karşıya kalabiliriz" ifadelerini kullandı.
Sinop’ta ilk radikal prostat ameliyatı başarıyla yapıldı
03 Ekim 2025 Cuma - 12:26 Sinop’ta ilk radikal prostat ameliyatı başarıyla yapıldı Sinop Atatürk Devlet Hastanesi, kentte ve kendi tarihinde bir ilke imza attı. Üroloji Uzmanları Opr. Dr. Özgür Gürboğa ve Opr. Dr. Egemen Öztürk, radikal prostatektomi (radikal prostat ameliyatı) uygulamasını Sinop’ta ilk kez gerçekleştirdi. Birden fazla hastada başarıyla tamamlanan operasyonlar, prostat kanseri tedavisi gören hastalara artık kendi şehirlerinde ileri düzey cerrahi imkânı sunuyor. Ameliyatları gerçekleştiren Opr. Dr. Özgür Gürboğa, "Radikal prostatektomi, ileri cerrahi beceri ve güçlü ekip koordinasyonu gerektirir. Bu ameliyatları ilimizde ilk kez gerçekleştirmiş olmak hem bizim hem de hastalarımız için çok kıymetli," dedi. Op. Dr. Egemen Öztürk ise, "Sinop’ta artık bu düzeyde bir operasyon yapılabiliyor olması, hastalarımızın şehir dışına gitme zorunluluğunu ortadan kaldırıyor. Kendi yaşadıkları yerde güvenle tedavi olabilmeleri en büyük motivasyonumuz" ifadelerini kullandı. Gerçekleştirilen ameliyatların ardından hastaların sağlık durumlarının iyi olduğu, taburculuklarının sorunsuz yapıldığı ve iyileşme süreçlerinin yakından takip edildiği bildirildi. Hastane yönetimi, operasyonlarla hem teknik hem de bilimsel kapasitenin kanıtlandığını vurguladı. Yapılan açıklamada, "Sinop’ta kamu sağlık hizmetlerinin geldiği nokta açısından önemli bir gelişmedir. Sağlık alanını her geçen gün daha ileriye taşımak için çalışıyoruz. Emeği geçen tüm ekip arkadaşlarımıza teşekkür ederiz" denildi.
Alaşehir’de ’Dünya Yürüyüş Günü’ etkinliği
03 Ekim 2025 Cuma - 11:59 Alaşehir’de ’Dünya Yürüyüş Günü’ etkinliği Manisa’nın Alaşehir ilçesinde İlçe Sağlık Müdürlüğü personelleri, "Dünya Yürüyüş Günü" kapsamında farkındalık oluşturmak amacıyla kurum önünde dövizlerle toplanarak etkinlik düzenledi. Dünya Sağlık Örgütü tarafından bulaşıcı olmayan hastalıkların önlenmesinde fiziksel aktivitenin önemine dikkat çekmek, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik etmek amacıyla 3-4 Ekim tarihleri arasında ilan edilen "Dünya Yürüyüş Günü" kapsamında Manisa’nın Alaşehir ilçesinde etkinlik düzenlendi. Alaşehir’de günün anlamına dikkat çekmek için İlçe Sağlık Müdürlüğü kurum önünde dövizlerle toplantı yaptılar. Etkinlikte katılımcılar, "Sağlığın için yürü", "Her gün 10 bin adım", "Yürüyüş en iyi ilaçtır" yazılı dövizler taşıyarak vatandaşlara fiziksel aktivitenin önemine dikkat çekti. Alaşehir İlçe Sağlık Müdürü Dr. Süleyman Çağrı Bozkurt, etkinliğin amacının toplumda farkındalık oluşturmak olduğunu belirterek, "İlçe Sağlık Müdürlüğü olarak paydaş kurum, kuruluşlar ve sivil toplum örgütleriyle birlikte toplum bilincini artırmak amacıyla bu etkinliği düzenledik. Amacımız, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik etmek ve vatandaşlarımızı düzenli yürüyüş yapmaya teşvik etmektir" dedi. Etkinlikte vatandaşlara yürüyüşün sağlık üzerindeki olumlu etkileri anlatılarak, düzenli yürüyüşün obezite, diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıkların riskini azalttığı, ruh halini ve uyku kalitesini iyileştirdiği vurgulandı.
Grip ve nezleyi karıştırmayın
03 Ekim 2025 Cuma - 11:55 Grip ve nezleyi karıştırmayın Kayseri Devlet Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Selma Erşangur, grip ve nezlenin halk arasında çok karıştırıldığını söyleyerek, "Nezle daha hafif semptomlarla giderken, gripte bütün vücutta kırgınlık hissedilebilir" dedi. Özellikle toplu alanlarda kalabalıktan kaynaklı olarak bulaş riskinin arttığını söyleyen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Selma Erşangur, "Tabi ki kışın soğukların artmasıyla solunum yolları enfeksiyonları artmaktadır. Solunum yolu enfeksiyonlarını da üst solunum ve alt solunum enfeksiyonları olarak ikiye ayırabiliriz. Üst solunum yolu enfeksiyonları en sık dünyada doktora başvuru nedenleridir. Nezle, grip, alt solunum yolu enfeksiyonunda da pnömoni yani zatürre olarak bilmekteyiz. Nezle ile grip hep halkımız tarafından karıştırılmaktadır. Nezle daha hafif semptomlarla gider. Sadece kulak çınlaması, hafif bir burun akıntısı, hafif bir boğaz ağrısı ile hafif baş ağrısıyla gitmektedir. Grip ise bütün vücutta kırgınlık, kemik-kas ağrıları, gözlerde kızarma, derinden gelen bir öksürük, kulaklarda ağrı, dolgunluk hissiyatı yapar ve ateş çıkartır. Bunların mevsimsel olmasının başlıca nedeni soğuk havalarda insanların bağışıklık sistemlerinin düşmesidir. Bunun nedeni de solunum yolları florasında mukozanın aşırı kuru havalarda çatlaklık oluşur ve mikroorganizmalar, virüsler daha kolay olarak içeriye girerler. Ayrıca soğuğa çok dayanıklıdır virüsler. Çoğalmaları artmaktadır. Aynı zamanda kış aylarında toplu yaşanan mekanlarda insanların işte gerek mescitlerde gerek AVM’lerde gerek çay ocaklarında çocuklar açısından da kreş ve okullarda kalabalık arttığı için birbirlerine bulaş çok daha fazla olmaktadır" dedi. Selma Erşangur, ilaç kullanımına dikkat edilmesi gerektiğini söyleyerek, "Güneş ışınlarının azalması D vitamini düşüklüğüne neden olduğu için özellikle D vitamini, çinko, demir, C vitamini eksikliği yine bu hastalıkların daha fazla artmasına neden olur. Bu çok önemli ki özellikle kreş yaşındaki çocukların birbirleriyle oyuncak alışverişi yapmaları, oyuncakları ağıza götürmeleri nedeniyle ve servisler de toplu taşıma araçları olduğu için çocuklara çok dikkat edilmesi gerekiyor. Bütün insanlar etkilenir ama 65 yaş üstü, gebeler, kronik hastalığı olan özellikle diyabet, astım, KOAH, bronşit, immün sistemi düşürecek olan düşüren romatizmal hastalıklar ve işte malinite ve bunlar için kullanılan immün sistemi düşüren ilaçları kullanan insanlar daha fazla etkilenmektedir. Hamilelerin özellikle ilk 3 ayda çok dikkat etmeleri gerekiyor" ifadelerini kullandı.
Uzmanından uyarı: "Gripten korunmak için aşı yaptırın"
03 Ekim 2025 Cuma - 11:47 Uzmanından uyarı: "Gripten korunmak için aşı yaptırın" Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Salahattin Okur, gripten korunmanın en etkili yolunun ’aşı’ olduğunu vurgulayarak "Öğretmenler, okul çağı çocukları, kreş çalışanları ve sağlık çalışanları gibi gruplar bir an önce aşı olmalıdır" dedi. Sonbahar aylarının gelmesiyle grip salgını başladı. İnfluenza virüsünün gribe yol açan bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirten Acıbadem Adana Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Salahattin Okur, "Hastalığa yol açan influenza virüsünün yapısı kolaylıkla değişebilmektedir. Bu da virüsün bağışıklık sistemimizden kaçmasına ve her yıl gribe yakalanmamıza neden olur. Her 10-30 yılda bir ortaya çıkan büyük yapısal değişiklikler ise pandemi dediğimiz, tüm dünyayı etkileyen büyük salgınlara yol açar" ifadelerini kullandı. Grip virüsünün damlacık yoluyla bulaştığını hatırlatan Dr. Okur, virüsle enfekte olan kişiyle yakın temas etmenin yeterli olduğunu, bu temas sırasında öksürüp, hapşıran kişinin çok sayıda damlacığı etrafa yaydığını ve bu şekilde virüslerin hava yoluyla karşısındakine geçebileceğini ifade etti. Özellikle çocukların toplu olarak bulunduğu okullar, alışveriş merkezleri gibi kalabalık yerlerde daha dikkatli olmak gerektiğinin altını çizen Dr. Okur, şunları söyledi: "Tokalaşma, eşyayla temas etme veya yüzeylere dokunmanın ardından ellerle yüz, göz veya buruna temas edilirse virüs kendisine yayılım alanı bulur ve hücrelere tutunmaya başlar. Bunun sonucunda da vücut virüsle karşılaşır. Bu nedenle gripli bir kişi virüsü etrafa yaymamak için öksürüp hapşırırken ağzını bir mendille, mendil bulamıyorsa kollarıyla kapatmalıdır. Ellere hapşırmak en tehlikeli olanıdır. Ellere bulaşan virüs buradan dokunulan her yere yayılır. Gripli kişi sık sık ellerini yıkamalıdır. Su ve sabun bulunamadığı durumda el antiseptikleriyle eller ovalanarak da temizlik sağlanabilir. Çocukları korumak için de tüm bunları öğretmeli, bu kuralları uyguladıklarından emin olmalıyız. Gribin toplumda yayılmaması için virüsün en etkili olduğu hastalığın ilk günlerinde okula, işe gidilmeyip evde istirahat edilmeli." "Nezle ile karıştırmayın, grip semptomları şiddetlidir" Grip ve nezlenin birbirine karıştırıldığına da değinen Dr. Okur, "Grip ani başlangıçlı ateş, öksürük, boğaz ağrısı, baş ağrısı, burunda tıkanıklık, akıntı, kas ve eklem ağrılarıyla seyreder. Hastalar bu klinik tabloyu sıklıkla ‘kamyon çarpmış gibi’ diye tanımlamaktadır. Öksürük şiddetli olabilir, iki hafta veya daha uzun sürebilir. Grip ve soğuk algınlığı, burun akıntısı ve öksürük gibi benzer semptomlara sahip olabilir. Ancak soğuk algınlığı semptomları genellikle hafifken, grip semptomları şiddetli olabilir ve ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Soğuk algınlığı ve gribe farklı virüsler neden olur" diye konuştu. "Nefes darlığı varsa doktora başvurun" Ateşin uzun sürmesi, koyu renkli balgam, göğüs ağrısı veya nefes darlığı yaşanması halinde mutlaka doktora başvurulmasını öneren Dr. Okur, grip mevsiminde ileri yaş, bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullananlar, 5 yaş altı çocuklar ve gebelerde semptomlar hafif olsa dahi tanı için test yaptırılması gerektiğini söyledi. Dr. Okur, gribe yakalanmamak için sık el temizliği, sağlıklı beslenme, mevsime göre giyinme, hasta kişilerin okul veya iş ortamında olmaması gerektiğini vurgulayarak, "Mutlaka maskeyle önlem alınma gibi kişisel önlemlerin yanı sıra özellikle risk altındaki kişiler için en etkili korunma yolu aşıdır. Risk grubundaki bu kişiler, ölümlerin büyük oranda nedeni olan pnömoni (zatürre) açısından da risk altındalar ve doktorlarına danışarak aşı olmalılar. Grip aşısının her yıl en geç ekim ayında yaptırılması gerekmektedir. Bununla birlikte hastalıkla karşılaşma ihtimali yüksek olan öğretmenler, okul çağı çocukları, kreş çalışanları ve sağlık çalışanları gibi gruplar bir an önce aşı olmalıdır. Ayrıca grip için ilk 72 saatte başlayan tedavi ve bol sıvı tüketmek etkili olacaktır" dedi.
İşitme kaybını erken dönemde belirlemek önemli
03 Ekim 2025 Cuma - 11:41 İşitme kaybını erken dönemde belirlemek önemli İşitme kaybını erken dönemde belirlemek amacıyla Ulusal İşitme Tarama Programları yürütülüyor. Türkiye’de yılda doğan her bin bebekten 2-3’ü işitme kaybı ile dünyaya geliyor. Çam Sakura Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimi Prof. Dr. Özgür Yiğit, Türkiye’de yılda yaklaşık 1 milyona yakın bebek doğduğunu belirterek, "Her bin bebekten 2-3’ü işitme kaybı ile dünyaya gelmektedir. İşitme kayıpları, annenin geçirmiş olduğu hastalıklar, kullandığı bazı ilaçlar, bebeğin düşük doğum ağırlığı, yoğun bakımda kalma durumu, ağır sarılık geçirmesi, kullandığı bazı ilaçlar, enfeksiyonlar, travmalar, kalıtsal/kalıtsal olmayan hastalıklar gibi doğumsal ve doğumsal olmayan birçok nedene bağlı olarak oluşmaktadır" dedi. Bir ya da her iki kulakta işitme kaybı varlığının bebeklikten itibaren dikkat, öğrenme ve sosyal işlevlerdeki sıkıntıları artırdığının altını çizen Yiğit, "İşitme engelliliğinden korumak amacıyla yapılan çalışmaların en başında sağlık taramaları gelmektedir. İşitme kaybını erken dönemde belirlemek amacıyla ülkemizde Ulusal İşitme Tarama Programları yürütülmektedir. Bu kapsamda yenidoğan tüm bebeklere ve ilkokul 1. sınıfa giden çocuklara işitme taramaları yapılmaktadır. Sağlık taramaları erken tanı ve tedavi için kullanılan en iyi yöntemlerden biridir. Bu nedenle çocukların yenidoğan döneminde ve okul çağında işitme taramalarından geçmesi son derece önemlidir. İşitme engeli tespit edilen birey kısa sürede rehabilite edilmeli ve bu bireylerin sosyal ve akademik ortamlarda diğer bireylerle eşit şartlarda yaşamlarını sürdürmeleri sağlanmalıdır. İşitme engelli bireylerin karşılaştıkları zorlukları belirlemek, toplumsal bilinç oluşturmak, bu konu ile farkındalık oluşturmak oldukça gereklidir" dedi.
Tıp dünyasında yeni adımlar: Akademisyenler ve hekimler birlikte üretiyor
03 Ekim 2025 Cuma - 11:26 Tıp dünyasında yeni adımlar: Akademisyenler ve hekimler birlikte üretiyor Medical Point Gaziantep Hastanesi ev sahipliğinde düzenlenen etkinlikte, Hasan Kalyoncu Üniversitesi’nin seçkin akademik kadrosu ile Medical Point Gaziantep Hastanesi’nin deneyimli hekimleri, karşılıklı bilgi ve deneyim paylaşımını esas alan bir çalıştayda bir araya geldi. Medical Point Gaziantep Hastanesi, sağlık ve akademi dünyası arasındaki köprüleri güçlendirmeyi hedefleyen anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Hasan Kalyoncu Üniversitesi’nin seçkin akademik kadrosu ile Medical Point Gaziantep Hastanesi’nin deneyimli hekimleri, karşılıklı bilgi ve deneyim paylaşımını esas alan bir çalıştayda bir araya geldi. Etkinlik, üniversitenin sağlık bilimleri alanında görev yapan öğretim üyeleri ile hastanede görevli uzman doktorların katılımıyla gerçekleştirildi. Soru-cevap formatında interaktif olarak düzenlenen programda, sağlık sektöründeki güncel gelişmeler, akademik araştırmaların kliniğe yansıması, tıp eğitiminde karşılaşılan zorluklar, sağlıkta multidisipliner yaklaşım ve hasta odaklı hizmet anlayışı gibi birçok önemli konu ele alındı. Toplantının en dikkat çekici yönlerinden biri, üniversite-hastane iş birliğinin sadece teoriyle sınırlı kalmaması, aynı zamanda ortak projeler, klinik araştırmalar ve akademik yayınlar üzerinden geleceğe dönük somut adımların konuşulması oldu. Hasan Kalyoncu Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Gül Rengin Küçükerdoğan ve Medical Point Gaziantep Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ekber Şahin’in bulunduğu etkinlikte, ilerleyen dönemlerde ortak sempozyumlar, bilimsel çalışmalar ve eğitim programları düzenlenmesi konusunda karşılıklı iyi niyet beyanları paylaşıldı. Etkinlik sonunda yapılan değerlendirmelerde, bu tarz organizasyonların hem bilimsel gelişime hem de sağlık hizmetlerinin niteliğine katkı sağlayacağı yönünde görüş birliği sağlandı. Hastane olarak akademik iş birliğine tam destek Medical Point Gaziantep Hastanesi, Hastane olarak akademik iş birliğine destek verdiklerini açıkladı. Hastane yönetimi yaptığı açıklamada, "Hastane yönetimi olarak; sağlık hizmetlerinde kaliteyi artırmanın yalnızca akademik bilgiyle değil, uygulama ile de mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu kapsamda, üniversitelerle kurulan yapıcı iş birliklerinin hem mesleki gelişim hem de hasta memnuniyeti açısından büyük önem taşıdığına inanıyor, bu tür etkinliklerin düzenli aralıklarla sürdürülmesini hedefliyoruz. Hasan Kalyoncu Üniversitesi’nin değerli akademik kadrosuna katılımları ve katkıları için teşekkür ediyoruz" ifadelerine yer verildi.
Prof. Dr. Ömer Özkan: "Nakilde en büyük hedef riskleri azaltmak"
03 Ekim 2025 Cuma - 11:02 Prof. Dr. Ömer Özkan: "Nakilde en büyük hedef riskleri azaltmak" Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, rahim nakillerinde kullanılan ilaçların enfeksiyon ve tümör riskine yol açabileceğini belirterek, tıp dünyasının en önemli hedeflerinden birinin ilaçsız rahim nakli olduğunu söyledi. Özkan, "Bu riskleri mümkün olduğunca azaltmak gerekir. O nedenle bu ilaçların en az düzeyde, en güvenli şekilde kullanılması, hatta mümkünse hiç kullanılmadan naklin yapılabilmesi hedefleniyor" dedi. Dünyada ilk kadavradan rahim naklinin gerçekleştirildiği Akdeniz Üniversitesi, 5. Uluslararası Uterus Nakli Derneği (ISUTx) Kongresi’ne ev sahipliği yapıyor. 2-3 Ekim 2025 tarihlerinde Antalya’da düzenlenen kongrede konuşan Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, gelecekte hedeflenen ilaçsız rahim nakli konusu üzerine açıklamalarda bulundu. İlk kadavradan rahim naklini gerçekleştiren ekibin başındaki isim olan Prof. Dr. Ömer Özkan, rahim nakillerinde kullanılan ilaçların diğer organ nakillerinde kullanılanlarla aynı olduğunu belirterek şunları söyledi: "Rahim naklinde kullandığımız ilaçlar diğer organ nakillerinde kullanılan ilaçların aynısı. Rahim naklinin avantajı, kısa süreli kullanılıyor. Hayat boyu kullanılmıyor. Çocuk doğurduktan sonra ilacı kesiyorsunuz. Rahimi ne zaman çıkarırsanız o ilacı kullanmasına gerek yok. Ama bu kullandığınız 1 yıl ya da 5 yıl olabilir. Ne kadar kullanacağınız hiç belli olmaz. Ani bir enfeksiyona, tümöre yatkınlığa neden olabilir." "Çocuk sahibi olmak için riskleri azaltmak gerek" Organ naklinin yaşam kurtarıcı bir işlem olduğuna dikkat çeken Özkan, rahim naklinin ise farklı bir noktada bulunduğunu vurguladı: "Bu tabii bir kalpte, böbrekte, karaciğerde zaten olmanız gereken ameliyatlar. Ama çocuk sahibi olmak ya da hayat kalitesini artırmak amaçlı yapılan nakillerde bu riskleri mümkün olduğu kadar azaltmak gerekir. O nedenle bu ilaçların en az düzeyde, en güvenli şekilde kullanılması, hatta mümkünse hiç kullanılmadan naklin yapılabilmesi hedefleniyor." "Genetik değişiklikler önümüzdeki dönemin en önemli konusu olacak" Özkan, ilaçsız rahim nakline yönelik çalışmaların henüz erken evrede olduğunu, ancak gelecekte tıbbın en kritik alanlarından birine dönüşeceğini söyledi. Özkan, şöyle konuştu: "Önemli ama çok erken evrede. Çalışmalar daha çok genetiği değiştirilmiş hayvanlar üzerinde yapılıyor. Bunun yanında dokular üzerinde genetik değişiklik yapılması ya da farklı yöntemlerin geliştirilmesiyle de önemli mesafeler kat edilebileceğini düşünüyoruz. Bu aşamada yapılan araştırmalar erken deneysel çalışmalardır. Tıpa çok büyük faydası var, ancak şu an için hastalara bireysel olarak doğrudan fayda sağlayacak durumda olduğuna inanmıyorum. Gelecekte ise çok çok önemli gelişmeler vaat ediyor. Doku üretimi, hasarlı dokuların kurtarılması ve rejeneratif dediğimiz yeni dokuların geliştirilmesinde de çok büyük katkılar sağlayacak. Genetik değişiklikler oluşturmak, önümüzdeki dönemin en önemli konularından biri olacak." "Yüzlerce hasta bekliyor" Özkan, Antalya’nın bu alanda öncü çalışmalar yürüttüğünü ve çok sayıda hastanın nakil için sırada beklediğini de ifade ederek, "Antalya olarak bu sürecin oldukça içerisindeyiz. Mümkün olduğunca az hastaya zarar vererek, seçerek ve temkinli şekilde ilerliyoruz. Sadece yapmakla olmuyor, elde edilen tecrübeleri diğer organ nakillerine de yansıtıyoruz. Laboratuvar kısmında da çok güzel şeyler yaptığımızı düşünüyorum. Şu anda listelenmiş yüzlerce rahim nakli için bekleyen hasta var. Sağlık Bakanlığı’na verdiğimiz, her şeyi tamamlanmış, hasta çıksa yarın ameliyat olacak onlarca hasta olduğunu söyleyebilirim" dedi.
Prof. Dr. Ömer Özkan: "Nakilde en büyük hedef riskleri azaltmak"
03 Ekim 2025 Cuma - 10:55 Prof. Dr. Ömer Özkan: "Nakilde en büyük hedef riskleri azaltmak" Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, rahim nakillerinde kullanılan ilaçların enfeksiyon ve tümör riskine yol açabileceğini belirterek, tıp dünyasının en önemli hedeflerinden birinin ilaçsız rahim nakli olduğunu söyledi. Özkan, "Bu riskleri mümkün olduğunca azaltmak gerekir. O nedenle bu ilaçların en az düzeyde, en güvenli şekilde kullanılması, hatta mümkünse hiç kullanılmadan naklin yapılabilmesi hedefleniyor" dedi. Dünyada ilk kadavradan rahim naklinin gerçekleştirildiği Akdeniz Üniversitesi, 5. Uluslararası Uterus Nakli Derneği (ISUTx) Kongresi’ne ev sahipliği yapıyor. 2-3 Ekim 2025 tarihlerinde Antalya’da düzenlenen kongrede konuşan Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, gelecekte hedeflenen ilaçsız rahim nakli konusu üzerine açıklamalarda bulundu. İlk kadavradan rahim naklini gerçekleştiren ekibin başındaki isim olan Prof. Dr. Ömer Özkan, rahim nakillerinde kullanılan ilaçların diğer organ nakillerinde kullanılanlarla aynı olduğunu belirterek şunları söyledi: "Rahim naklinde kullandığımız ilaçlar diğer organ nakillerinde kullanılan ilaçların aynısı. Rahim naklinin avantajı, kısa süreli kullanılıyor. Hayat boyu kullanılmıyor. Çocuk doğurduktan sonra ilacı kesiyorsunuz. Rahimi ne zaman çıkarırsanız o ilacı kullanmasına gerek yok. Ama bu kullandığınız 1 yılda olabilir, 5 yılda olabilir. Ne kadar kullanacağınız hiç belli olmaz. Ani bir enfeksiyona, tümöre yatkınlığa neden olabilir." "Çocuk sahibi olmak için riskleri azaltmak gerek" Organ naklinin yaşam kurtarıcı bir işlem olduğuna dikkat çeken Özkan, rahim naklinin ise farklı bir noktada bulunduğunu vurguladı: "Bu tabii bir kalpte, böbrekte, karaciğerde zaten olmanız gereken ameliyatlar. Ama çocuk sahibi olmak ya da hayat kalitesini artırmak amaçlı yapılan nakillerde bu riskleri mümkün olduğu kadar azaltmak gerekir. O nedenle bu ilaçların en az düzeyde, en güvenli şekilde kullanılması, hatta mümkünse hiç kullanılmadan naklin yapılabilmesi hedefleniyor." "Genetik değişiklikler önümüzdeki dönemin en önemli konusu olacak" Prof. Dr. Ömer Özkan, ilaçsız rahim nakline yönelik çalışmaların henüz erken evrede olduğunu, ancak gelecekte tıbbın en kritik alanlarından birine dönüşeceğini söyledi. Özkan, şöyle konuştu: "Önemli ama çok erken evrede. Çalışmalar daha çok genetiği değiştirilmiş hayvanlar üzerinde yapılıyor. Bunun yanında dokular üzerinde genetik değişiklik yapılması ya da farklı yöntemlerin geliştirilmesiyle de önemli mesafeler kat edilebileceğini düşünüyoruz. Bu aşamada yapılan araştırmalar erken deneysel çalışmalardır. Tıpa çok büyük faydası var, ancak şu an için hastalara bireysel olarak doğrudan fayda sağlayacak durumda olduğuna inanmıyorum. Gelecekte ise çok çok önemli gelişmeler vaat ediyor. Doku üretimi, hasarlı dokuların kurtarılması ve rejeneratif dediğimiz yeni dokuların geliştirilmesinde de çok büyük katkılar sağlayacak. Genetik değişiklikler oluşturmak, önümüzdeki dönemin en önemli konularından biri olacak." "Yüzlerce hasta bekliyor" Özkan, Antalya’nın bu alanda öncü çalışmalar yürüttüğünü ve çok sayıda hastanın nakil için sırada beklediğini de ifade etti: "Antalya olarak bu sürecin oldukça içerisindeyiz. Mümkün olduğunca az hastaya zarar vererek, seçerek ve temkinli şekilde ilerliyoruz. Sadece yapmakla olmuyor, elde edilen tecrübeleri diğer organ nakillerine de yansıtıyoruz. Laboratuvar kısmında da çok güzel şeyler yaptığımızı düşünüyorum. Şu anda listelenmiş yüzlerce rahim nakli için bekleyen hasta var. Sağlık Bakanlığı’na verdiğimiz, her şeyi tamamlanmış, hasta çıksa yarın ameliyat olacak onlarca hasta olduğunu söyleyebilirim." (BA-
Plastik cerrahlar, İzmir’de mikrocerrahi eğitiminde buluştu
03 Ekim 2025 Cuma - 10:21 Plastik cerrahlar, İzmir’de mikrocerrahi eğitiminde buluştu Mikrocerrahinin plastik cerrahideki kullanımını artırmak amacıyla genç plastik cerrahlara yönelik düzenlenen 4. Uluslararası İzmir Mikrocerrahi Toplantısı, Acıbadem Kent Hastanesi’nde gerçekleştirildi. 4. Uluslararası İzmir Mikrocerrahi Toplantısı, Acıbadem Bodrum Hastanesi’nden Doç. Dr. Mehmet Altıparmak ve İzmir’den Prof. Dr. Bilsev İnce’nin organizasyonu, Kanadalı Prof. Erin Brown başkanlığında gerçekleştirildi. Toplamda 9 farklı ülkeden gelen 10 uzman konuşmacı, mikrocerrahi alanındaki bilgi ve deneyimlerini 80’e yakın genç meslektaşlarıyla paylaştı. "Mikrocerrahi uzmanlığımızın temelini oluşturuyor" Son yıllarda branşlarının estetik girişimlerle daha çok bilindiğini belirten Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Altıparmak, "Uzmanlığımızın temelini mikrocerrahi oluşturuyor ve uzuv kopması, trafik kazaları ya da ağır doku kayıpları gibi en kritik ameliyatlarımızı mikrocerrahiyle gerçekleştiriyoruz. Bu toplantılarla mikrocerrahinin önemini vurguluyor, genç meslektaşlarımıza daha iyi aktarmayı ve yaygınlaştırmayı amaçlıyoruz" dedi. Toplantının öne çıkan bölümlerinden biri, İspanya’dan Dr. Paloma Malagon başkanlığında düzenlenen ultrason kursu oldu. Katılımcılar uygulamalı eğitimle ultrason kullanma imkânı bulurken, yapılan işlemler eş zamanlı olarak ana ekrana yansıtılarak tüm salonla paylaşıldı. Etkinlik kapsamında ayrıca dikiş atma yarışması düzenlendi. Asistanlar arasından seçilen finalistler mikroskop eşliğinde yarışırken, yabancı uzmanlardan oluşan jüri birinciyi belirledi. Kazanan yarışmacıya mikrocerrahi alet ödülü verildi. Ayrıca, toplantı sunumlarından hazırlanan sorularla yapılan bilgi yarışmasında da en hızlı ve doğru yanıtı veren katılımcı ödüllendirildi. Plastik cerrahların kendi hastanelerinde yapmış oldukları sunumlar arasından en iyi onarım ve vakalara ödüller verildi. Canlı cerrahi gerçekleştirildi Toplantının son gününde canlı cerrahi uygulaması da gerçekleştirildi. Alt ekstremite rekonstrüksiyonu için serbest flep ameliyatı ekzoskop yardımıylayapılırken, işlem eş zamanlı olarak salona aktarıldı ve interaktif şekilde takip edildi. Doç. Dr. Altıparmak, "Acıbadem Grubu olarak böyle bir toplantıya ev sahipliği yapmaktan, dünyanın önde gelen cerrahlarını genç meslektaşlarımızla buluşturmaktan büyük gurur duyuyoruz." dedi.
‘Grip salgınına karşı en güçlü koruma: Aşı’
03 Ekim 2025 Cuma - 10:18 ‘Grip salgınına karşı en güçlü koruma: Aşı’ Göğüs Hastalıkları, İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ali Kutlu, "Soğuk algınlığı ve nezle ile karıştırılabilen grip, influenza virüsünün yol açtığı ve ciddi komplikasyonlar oluşturabilen bir hastalıktır. Viral salgınlarla mücadelede aşıların rolü tartışmasızdır. Covid-19 pandemisi bu gerçeği açıkça gösterdi. Aşılar, hastalık başlamadan önce vücudu savunmaya hazır hale getirerek ciddi koruma sağlar" dedi. Kış aylarının yaklaşmasıyla birlikte viral üst solunum yolu enfeksiyonları toplumda hızla yayılmaya başladı. Medical Park Ordu Hastanesi Göğüs Hastalıkları, İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ali Kutlu, hastalıklardan korunma yolları hakkında açıklamalarda bulundu. Grip ile soğuk algınlığı arasındaki farka değinen Prof. Dr. Kutlu, "Soğuk algınlığı genellikle hafif belirtilerle seyrederken, grip yüksek ateş, boğaz ağrısı, kas-eklem ağrıları ve halsizlikle kendini gösterir. Bazı vakalarda zatürre ve solunum yetmezliği gelişebilir. Özellikle riskli gruplarda ölümle sonuçlanabilecek komplikasyonlar gözlenebilir" diye konuştu. "Aşıların önemi göz ardı edilmemeli" Aşıların önemini vurgulayan Prof. Dr. Kutlu, "Viral salgınlarla mücadelede aşıların rolü tartışmasızdır. Covid-19 pandemisi bu gerçeği açıkça gösterdi. Aşılar, hastalık başlamadan önce vücudu savunmaya hazır hale getirerek ciddi koruma sağlar" ifadelerine yer verdi. "Grip virüsü sürekli değişim içindedir" Prof. Dr. Kutlu, grip virüslerinin mutasyon gösterdiğini hatırlatarak, "Dünya Sağlık Örgütü her yıl virüslerdeki değişiklikleri takip eder ve grip aşısının içeriğini günceller. Bu yüzden aşının etkinliği yüzde 50-80 arasında değişmekle birlikte, aşıya rağmen grip geçirenlerde hastalık çok daha hafif seyreder. Özellikle ileri yaştaki bireylerde aşı, komplikasyonları, hastane yatışlarını ve ölümleri azaltmaktadır" şeklinde konuştu. "Riskli gruplar dikkat etmelidir" Risk grubundaki bireylerden bahseden Prof. Dr. Kutlu, "65 yaş üzeri bireyler, bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar, kronik kalp-damar, böbrek, diyabet, astım gibi solunum hastalıkları olanlar, gebeler ve küçük çocuklar risk grubundadır. Gebeliğin ikinci ve üçüncü trimesterinde olan kadınlara da grip aşısı mutlaka önerilmektedir. Astımlı hastalarda ise grip, astım ataklarını tetikleyebilir; bu yüzden özellikle orta ve ağır astımı olan hastaların da aşılanması gerekir" açıklamasında bulundu. "Aşının zamanlaması önemlidir" Prof. Dr. Kutlu, aşının zamanlamasıyla ilgili olarak şu bilgileri paylaştı: "Grip aşısı sonrası koruyucu antikorların gelişmesi yaklaşık iki haftayı bulur. Bu yüzden en uygun aşı zamanı Ekim-Kasım aylarıdır. Ancak grip mevsimi boyunca, hatta şubat ayı sonuna kadar aşılama devam edebilir." "Alerjisi olanlarda dikkat edilmesi gerekenler" Alerjisi olan kişiler için uyarılarda bulunan Prof. Dr. Kutlu, "Daha önce grip aşısına karşı ciddi alerjik reaksiyon yaşamış bireyler aşılanmamalıdır. Yumurtaya ciddi alerjisi bulunanlar ise mutlaka acil müdahale imkânına sahip kliniklerde aşılanmalı ve 30 dakika gözlem altında tutulmalıdır. Grip, basit bir üst solunum yolu enfeksiyonu değildir. Özellikle riskli gruplarda ciddi komplikasyonlara ve ölümlere yol açabilir. Aşı, elimizdeki en güçlü korunma yöntemidir ve toplum sağlığı için her yıl zamanında yapılması büyük önem taşır" ifadelerine yer verdi.