SAĞLIK
Karabük UMKE’den güç gösterisi: 16 yeni gönüllü ile afetlere hazırlık seviyesi arttırıldı 19 Nisan 2026 Pazar - 19:12:53 Karabük İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE), gerçekleştirdiği kapsamlı eğitim ve tatbikat programıyla afetlere müdahale kapasitesini artırırken, bünyesine 16 yeni gönüllü sağlık personeli kazandırdı. 13-17 Nisan tarihleri arasında düzenlenen program, 13-14 Nisan’da verilen "UMKE Temel Eğitimi" ile başladı. Teorik eğitimlerin ardından 15-17 Nisan tarihlerinde 24 saat esasına dayalı "UMKE Kampı ve Medikal Kurtarma Uygulamaları Eğitimi" gerçekleştirildi. Zorlu doğa şartlarında yapılan kampta personelin fiziksel dayanıklılığı ve kriz anındaki müdahale kabiliyeti geliştirildi. Eğitim süreci, gerçeği aratmayan saha tatbikatlarıyla tamamlandı. Senaryolar kapsamında deprem sonrası enkaz altından kurtarma, sel baskınlarına müdahale, orman kazaları ile kayıp şahıs arama-kurtarma çalışmaları uygulamalı olarak gerçekleştirildi. Tatbikatlarda ekiplerin koordinasyon kabiliyeti dikkat çekti. Başarıyla tamamlanan eğitimlerin ardından Karabük UMKE ekibine 16 yeni gönüllünün katılmasıyla birlikte toplam personel sayısı 171’e yükseldi. Bu artışla Karabük’ün, olası afet ve acil durumlara hem yerel hem de ulusal düzeyde müdahale gücü daha da pekiştirildi. Eğitimleri tamamlayan personele katılım belgeleri; İl Sağlık Müdürü Op. Dr. İsmail Kara, Sağlık Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Bekir Poçan, Sağlık Hizmetleri Başkan Yardımcısı Dr. Nermin Seçilmiş, Destek Hizmetleri Başkan Yardımcısı Mustafa Mızrak ve Acil Sağlık Hizmetleri Birim Sorumlusu Dr. Züleyha Alaçamlı Arslan tarafından verildi. Törende konuşan İl Sağlık Müdürü Op. Dr. İsmail Kara, afetlere hazırlığın önemine dikkat çekerek, "Afetlerin ne zaman yaşanacağı bilinmez ancak hazırlıklı olmak bizim elimizdedir. UMKE ailemize katılan yeni gönüllülerle gücümüzü artırmanın gururunu yaşıyoruz. Fedakârca bu göreve talip olan tüm gönüllülerimize teşekkür ediyorum" dedi.
19 Nisan 2026 Pazar - 13:30 MEAH’a ‘Anne Dostu Hastane’ unvanı Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Sağlık Bakanlığı’nın ‘Anne Dostu Hastane’ programı kapsamında Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Koruyucu Sağlık Hizmetleri Birimi tarafından yürütülen ‘Anne Dostu Hastane’ programı kapsamında gerçekleştirilen değerlendirme sürecini başarıyla tamamlayarak ‘Anne Dostu Hastane’ unvanı aldı. Sağlık Bakanlığı’nın; gebelik, doğum ve lohusalık süreçlerinin hasta hakları, güvenlik ve mahremiyet ilkeleri doğrultusunda, anne ve bebek için güvenli ve nitelikli ortamlarda gerçekleştirilmesini amaçlayan programı kapsamında Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi kapsamlı bir denetim sürecinden geçti. Değerlendirme süreci, Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yapan ve başkanlığını İlkay Zengin’in yürüttüğü heyetin hastaneyi ziyaretiyle gerçekleştirildi. Heyet tarafından; doğum öncesi ve sonrası hizmet süreçleri, anne mahremiyetinin sağlanması, hasta güvenliği uygulamaları ve doğum alanlarının fiziki uygunluğu gibi birçok başlıkta detaylı incelemeler yapıldı. Gerçekleştirilen kapsamlı değerlendirme sonucunda, Muğla EAH, anne sağlığı hizmetlerinde ortaya koyduğu güçlü ekip anlayışı, yüksek kalite ve etkinlik, Bakanlık yetkilileri tarafından standartlara uygun bulunarak olumlu değerlendirildi. Tüm kriterleri başarıyla karşılayan Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, ‘Anne Dostu Hastane’ unvanını kullanma hakkı elde etti Muğla İl Sağlık Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça’nın da katılım sağladığı değerlendirme toplantısında, annelik yolculuğunda anne ve bebek sağlığını önceleyen çalışmalarda emeği bulunan başta hastane yönetimi olmak üzere tüm hekimler, hemşireler ve sağlık çalışanları çalışmaları nedeniyle teşekkür edildi.
19 Nisan 2026 Pazar - 13:20 Ordu’da özel bireylerin diş problemlerine etkili çözüm Ordu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Günübirlik Kliniği ve Engelli Ünitesinde özel bireylerin ihtiyaçlarına yönelik sunduğu hizmetler ile dikkat çekiyor. Günübirlik Kliniği ve Engelli Ünitesinin açıldığı 2020 yılından bu yana 543’ü özel bakım gerektiren birey olmak üzere toplam 670 hastanın tüm diş tedavileri tek seansta genel anestezi altında gerçekleştirildi. 2025 yılı içerisinde ise 166’sı down sendromu, otizm spektrum bozukluğu gibi özel bakım gerektiren bireyler olmak üzere toplam 208 hastanın diş tedavisi genel anestezi altında yapıldı. Özellikle kooperasyon güçlüğü yaşayan bireylerde daha önce tamamlanamayan diş tedavilerinin tek seansta ve güvenli şartlarda yapılabilmesi, hasta yakınları tarafından büyük bir kolaylık olarak değerlendirildi. Hasta yakınları ayrıca tedavi süreci boyunca ekip tarafından sağlanan bilgilendirme, iletişim ve koordinasyonun sürecin daha anlaşılır ve yönetilebilir olmasına katkı sunduğu belirtti. Özel bakım gerektiren bireylerde diş tedavilerinin genel anestezi uzmanları ile uzman diş hekimlerinden oluşan sağlık ekibi ve multidisipliner bir yaklaşımla gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade eden Diş Hekimliği Fakültesi Dekan V.Prof. Dr. Melih Ömezli, Ordu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Orhan Baş’ın destekleriyle Günübirlik Kliniği ve Engelli Ünitesinde genel anestezi altında sunulan nitelikli sağlık hizmetlerinin sürdürülebilir şekilde geliştirilmesi ve daha fazla sayıda özel bakım gerektiren hastaya tedavi hizmeti verilebilmesi için çalışmaların aralıksız şekilde sürdürüldüğünü belirtti.
Akıllı EKG ile 5 dakikada kalp krizi riski değerlendirmesi
28 Eylül 2025 Pazar - 11:53 Akıllı EKG ile 5 dakikada kalp krizi riski değerlendirmesi İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Medical Point Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Cihan Altın, yapay zeka destekli EKG hakkında bilgi vererek, "Artık 4-5 dakika içerisinde kişinin kalp krizi riski önceden tahmin edilebiliyor" dedi. İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Cihan Altın, 29 Eylül Dünya Kalp Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, kalp sağlığında erken tanının önemine dikkat çekerek, Türkiye’de sayılı merkezlerde uygulanabilen ‘Yapay Zeka Destekli EKG (Cardisio)’ yöntemi hakkında bilgi verdi. Öngörülebiliyor Prof. Dr. Altın, günümüzde kalp krizi riskinin yalnızca klasik risk skorlama sistemleriyle değil, yeni nesil yöntemlerle de öngörülebileceğini belirterek şunları söyledi: "Akıllı EKG olarak da bilinen yapay zeka destekli EKG (Cardisio), yaklaşık 4-5 dakika süren, ilaç, radyasyon ya da efor gerektirmeyen, herhangi bir risk taşımayan bir hasta için oldukça basit bir uygulamadır. Bu yöntem sayesinde kalbin damarlarındaki sorunlar, yapısal bozukluklar ve ritim problemleri önceden değerlendirilebilmektedir." Ayrıntılı analiz Cardisio’nun kalbin elektriksel aktivitelerinin üç boyutlu analizini yapan vektör kardiyografi temelli bir uygulama olduğuna dikkat çeken Altın, şu bilgileri paylaştı: "Bu ölçüm ile sadece dört-beş dakika içinde tam bir vektörkardiyogram oluşturmak mümkündür. Sistem, bulut tabanlı platformda 3,2 milyondan fazla veri noktasını işleyerek çok ayrıntılı bir analiz sunar. Sonuçlar, risk puanını da içeren bir PDF raporu şeklinde anında erişilebilmektedir. Ayrıca 360 farklı dereceden yapılan çekimlerle kalp fonksiyonları en ince ayrıntısına kadar değerlendirilir." Prof. Dr. Altın, kalp sağlığını korumak ve riskleri erken dönemde tespit etmek için düzenli kontrollerin büyük önem taşıdığını vurgulayarak, "Lütfen kalbinizi ihmal etmeyin. Erken tanı hayat kurtarır" dedi.
Arkadaş ikramı hastanelik edebilir
28 Eylül 2025 Pazar - 10:51 Arkadaş ikramı hastanelik edebilir Besin alerjisi olan çocukların okulda dikkat etmesi gereken noktalar hakkında önemli bilgiler veren Medicana Sağlık Grubu Çocuk Alerjisi Bölümü’nden Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, özellikle çocukların beslenme çantalarındaki gıdaları birbirleriyle paylaşmasının risk oluşturduğunu söyledi. Sözmen, "Besin alerjisi olan çocukların bir bölümü kazayla besin alımı nedeniyle alerji şikayeti yaşıyor ve bu nedenle hekime başvurabiliyorlar" dedi. Besin alerjisi olan çocuklar, özellikle okul döneminde bazı risklere daha açık hale gelebiliyor. Arkadaşlarından aldıkları atıştırmalıklardan kantin ürünlerine kadar birçok yerde alerjik gıdaya maruz kalması mümkün olabiliyor. İşte bu noktada ebeveynlere ve okul iradesi ile öğretmenlere çok iş düşüyor. Besin alerjisi olan çocuk için okul dönemi alınması gereken tedbirleri anlatan Medicana International İzmir Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, çocukların bir kısmının kazayla besin alımı nedeniyle alerji şikayeti yaşadığını belirtti. Prof. Dr. Sözmen, "En sık görülen besin alerjileri; fındık, fıstık, kaju, ceviz, Antep fıstığı, badem, süt, yumurta, balık gibi besinler oluyor. Çocuğun beslenme çantasına bu tarz gıdaların girmediğinden emin olunsa da, çocukların okulda birbirlerine ikramda bulunduğu gıdalar kontrol edilemeyeceğinden günün sonunda alerjinin tetiklenmesiyle karşı karşıya kalınabilir. Bu nedenle çocuklara beslenme çantasına koyduğu yiyecekleri arkadaşlarına ikram etmemesi söylenmeli. Çünkü onun için zararlı olmayan bir şey diğer arkadaşları için sıkıntı oluşturabilir" diye konuştu. Ayrıca okul menülerine de dikkat çeken Sözmen, "Okulların menülerinde de mutlaka okulun başlangıcında doktorun bilgilendirme yazısıyla çocuğun menüsünde alerjisi olan besine yer verilmemeli ve diğer arkadaşları da bu konuda uyarılmalı. Ayrıca bazı ciddi alerjilerde çocuk, inhalasyon yoluyla da bulaşa maruz kalabilir. Bu nedenle de alerjiye neden olan gıdanın tüm sınıf tarafından tüketilmemesinde fayda olacaktır" açıklamasını yaptı. Mutfak gereçleri ayrı tutulmalı Çocuğun alerjisine göre beslenme programı oluşturulması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, "Paketli ve işlenmiş ürünler çocukların beslenme çantasında tercih edilmemeli. Az işlenmiş taze ürünler konulmalı. Eğer paketli ürün konulacaksa bir etiket okuması yapılmalı, alerjiye neden olan ürünün içeriğinde olmamasına dikkat edilmeli" dedi. Çapraz bulaş riskini de ele alan Sözmen, şu ifadeleri kullandı: "Örneğin yumurta alerjisi olan bir çocuğa ürün hazırlarken yumurta üzerinde işlem yapılmış ve sudan geçirilmiş bir mutfak aletinden bulaş gerçekleşebiliyor. Buğday tüketmemesi gereken bir çocuğa tost hazırlanırken makinede daha önceden ekmek kalıntısı kaldıysa alerjiye sebep olabiliyor. O nedenle mutfak gereçlerinin ayrı tutulması ya da temizliklerinden emin olunması gerekiyor." Öğretmenler besin alerjisini bilmeli Alerjisi olan çocukların sağlıklarının korunması adına okul yönetimine ve öğretmenlere çok iş düştüğünü aktaran Prof. Dr. Sözmen, öğretmenlerle okul yönetiminin besin alerjisi belirtilerini tanımasının önemli olduğunu söyledi. Sözmen, "Çocuğun kazara besin alerjisi olan gıdayı tükettiği durumlarda, eğitimcilerin hangi alerjik belirtilerin görülebileceğini bilmeleri hayati önem taşıyor. Kızarıklık, boğazda takılma hissi, kusma gibi belirtiler alerjiye neden olan besinin alımından sonra hızlı ilerleyen belirtiler. Bu belirtileri ve de sonrası çocuğun sağlıklı kalması adına sürecin yönetimini okuldaki idarenin ve öğretmenlerin bilmesi gerekir" diye konuştu. Alerjisi olan hastalara hazır ve kolay kullanımlı iğneler verildiğini aktaran Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, bu ilaçlarda dikkat edilmesi gerekenleri şöyle anlattı: "İlaç, iğne içerisinde hazır halde bulunuyor, yalnızca kullanımının bilinmesi yeterli oluyor. Son kullanma tarihine ve nasıl saklanması gerektiğine de dikkat edilmesi önemli. Bu ilaçlardan korkulmamalı. Çünkü bu ilaçların çocukluk döneminde yan etkisi çok çok az oluyor. Bir çarpıntı etkisi de çocuklarda görülmüyor. O alerjik belirtilerden hızlı bir şekilde kurtulmanın en etkili çözümü bu. Bu ilaçla ilk müdahale yapıldıktan sonra ise çocuk sağlık kuruluşuna gönderilmeli."
3 santimetrelik böbrek tümörü parsiyel nefrektomi ile çıkartıldı
28 Eylül 2025 Pazar - 10:47 3 santimetrelik böbrek tümörü parsiyel nefrektomi ile çıkartıldı Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı operasyonla, 60 yaşındaki hastanın sağ böbreğinde tespit edilen 3 santimetrelik tümör, böbrek dokusu korunarak alındı. Daha önce kolon kanseri nedeniyle ameliyat edilen ve karaciğer metastazları bulunan hastada yapılan tetkiklerde, sağ böbreğin alt kısmında 3 santimetre çapında bir kitle tespit edildi. Yapılan değerlendirme sonucu hasta, parsiyel nefrektomi adı verilen yöntemle ameliyata alındı. Ameliyatta böbreğin tamamı yerine yalnızca tümörlü doku çıkartıldı. Ameliyat hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Battal Selçuk Çakmak, hastanın böbrek fonksiyonlarının korunması amacıyla nefron koruyucu cerrahiyi tercih ettiklerini belirterek, "Sağ böbrek alt polde tespit edilen 3 cm’lik kitle nedeniyle hastamızı ameliyata aldık. Parsiyel nefrektomi yöntemiyle sadece tümörlü kısmı çıkartarak, sağlam böbrek dokusunu koruduk" dedi. Böbrek kanserlerinin erişkin tümörlerinin yüzde 2-3’ünü oluşturduğunu söyleyen Uzm. Dr. Mehmet Levent Akbulut ise erken tanının tedavi başarısını büyük oranda etkilediğini belirtti. Akbulut, "Hastalık genellikle idrarda kanama ve yan ağrısı ile belirti verir. Ancak bazı durumlarda rutin tetkiklerde tesadüfen de saptanabilir. Risk faktörleri arasında sigara kullanımı, obezite ve aile öyküsü yer alıyor. Özellikle risk grubundaki bireylerin düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerekiyor" ifadelerini kullandı. Parsiyel nefrektomi ameliyatlarının günümüzde böbrek fonksiyonlarını koruması nedeniyle büyük önem taşıdığına dikkat çeken Akbulut, Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği’nde bu tür mikro cerrahilerin başarıyla uygulandığını söyledi. Başarılı geçen ameliyata Malatya Turgut Özal Üniversitesi Üroloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Muhammet Serdar Buğday, Dr. Öğr. Üyesi Ender Akdemir, Uzm. Dr. Battal Selçuk Çakmak, Uzm. Dr. Mehmet Levent Akbulut ve Uzm. Dr. Muhammet Çiçek katıldı.
TVHB Başkanı Eroğlu, "Kuduz yüzde 99.9 ölümcül bir hastalık ama yüzde 100 önlenebilen bir hastalık"
28 Eylül 2025 Pazar - 10:40 TVHB Başkanı Eroğlu, "Kuduz yüzde 99.9 ölümcül bir hastalık ama yüzde 100 önlenebilen bir hastalık" Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Başkanı Ali Eroğlu, "Dünya Sağlık Örgütü’nün, Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü’nün, Birleşmiş Milletler Gıda Örgütü ve Kuduza Karşılık Küresel İttifak dediğimiz bir örgüt var. Bunların tespitleriyle kuduz hastalığı yüzde 99.9 ölümcül bir hastalık ama yüzde 100 önlenebilen bir hastalık" dedi. TVHB Başkanı Eroğlu, 28 Eylül Dünya Kuduz Günü’ne dair İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine konuştu. Gün özelinde afiş hazırlandığına değinen Eroğlu, sağlık örgütlerinin tespitleriyle kuduz hastalığının yüzde 99.9 ölümcül bir hastalık olduğunu ama yüzde 100 de önlenebilen bir hastalık olduğunu açıkladı. "Köpek popülasyonunun yüzde 70’inin aşılanması en önemli tedbir" Kuduz hastalığının tüm hayvanlarda ve insanlarda gözüken ölümcül bir hastalık olduğunu dile getiren Ali Eroğlu, "Ülkemizde de zaman zaman görülüyor. Bu hastalığa karşı 1895 yılında Louis Pasteur tarafından aşı üretiliyor. Kuduz bir hayvan tarafından ısırılan 9 yaşında bir çocuk tedavi ediliyor. Pasteur’un anısına her yıl 28 Eylül Dünya Kuduz Günü olarak anılıyor ama bugün böyle bir kutlama şeklinde değil. Toplumun, kurumların, ülkelerin yapması gereken bir farkındalık oluşturulması gerekiyor. Çünkü hala dünyada 150’ye yakın ülkede ve bölgede kuduz hastalığı malumumuz zaman zaman bizim ülkemizde de görülüyor. Bu sene de Dünya Kuduz Günü’nün teması, ’şimdi harekete geç, ben, sen ve toplum.’ Burada sadece bireysel hareket ya da bireysel tedbirler değil, bütüncül bir şekilde, gerek koruyucu tedbirler, gerekse bir ısırma vakasından sonra nelerin yapılacağıyla ilgili kolektif bir çalışma gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün bir tespiti var. Köpek popülasyonunun yüzde 70’inin tüm dünya için aşılandığı takdirde hastalığa karşı en önemli tedbir olarak görülüyor" diye konuştu. "Kuduz, yüzde 99.9 ölümcül bir hastalık ama yüzde 100 önlenebilen bir hastalık" Hem sahipli hem de sahipsiz sokak hayvanlarının her yıl düzenli olarak kuduz aşısıyla aşılanması gerektiğini vurgulayan Eroğlu, "Yaban hayatının da oral aşılama dediğimiz, havadan uçakla aşı enjekte edilmiş yiyecek bırakılıyor. Onu yiyen yaban hayatı da kurt, tilki vesaire bağışık hale gelmiş oluyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün, Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü’nün, Birleşmiş Milletler Gıda Örgütü ve Kuduza Karşılık Küresel İttifak dediğimiz bir örgüt var. Bunların tespitleriyle kuduz hastalığı yüzde 99.9 ölümcül bir hastalık ama yüzde 100 önlenebilen bir hastalık. Öncelikle ısırık vakası. Yaranın mutlaka 10-15 dakika bol sabunlu suyla yıkanması gerekiyor. Bazen soruyorlar geniş bir yaraysa diye, kesinlikle dikiş atılmayacak. Yıkandıktan sonra da sağlık kuruluşuna müracaat edilecek. Isıran hayvanın müşahedeye alınması lazım. Çünkü ısıran hayvan eğer kuduz ise 10 gün içerisinde ölecek. Müşahede altında tutmanın faydası eğer hayvan ölürse ısırılan kişinin aşısının tamamlanması gerekiyor. 10 gün içerisinde hayvan sağlam, herhangi bir şey yoksa programlanan kadar aşı yapılıyor. Sağlık Bakanlığımızın, Tarım ve Orman Bakanlığımızın kuduz hastalığı ile ilgili birimleri, programlara devam ediyor. Geçmiş yıllara göre daha iyi durumda dünya diyelim. Aldığımız bir rakam var kuruluşlardan. Her yıl 60 bin insan hayatını kaybediyor. Türkiye’de de zaman zaman görülüyor. Dolayısıyla bu hastalık hala tehlikeli bir hastalık" şeklinde konuştu. Kuduzun etki süresi Eroğlu, kuduz hastalığının beyni tahrip ettiğini vurgulayarak ısırığın beyne uzaklığına göre etki süresinin de değiştiğini belirtti. Aynı zamanda hiçbir önlem alınmadığı vakitte ise insanların 45 gün sonra hayatını kaybettiğini ifade etti. "Şimdi harekete geçmezsek yarın çok geç olur diyoruz" Ali Eroğlu, aynı zamanda şu ifadelere yer verdi: "Hala bir yasamız yok, buna göre bir yapı oluşmadı. Bunu da en kısa zamanda sayın yetkililerimizle, bakanlık yetkilileriyle ve diğer makamlarla görüştüğümüzde düşüncelerimizi, bu yapının nasıl olacağını arz ediyoruz. Sağlığın muhatabı olan meslek gruplarının bir arada olduğu bir yapı, orada tek sağlığın icrası için çalışma yapılacak. Bir an önce böyle bir yapının ülkede faaliyete geçmesi gerekir. Sadece kuduz hastalığı için değil, tüm zoonotik hastalıklar için. İnsanlarda görülen hastalıkların yüzde 60’dan fazlası hayvanlardan kaynaklanıyor. Gıdalara bağlı hastalıkların yüzde 95’ine yakını hayvansal gıdalardan geçiyor. Gündeme şu geliyor, koruyucu hekimlik. Hayvan hastalıklarıyla mücadelede, onlara karşı koruyucu tedbirler, aşılanma vesaire de muhatap olan veteriner hekimlerdir. Dünyanın bir kabulü var. Korunma tedaviden hem etkili hem de ekonomiktir. Korunmayı tabiri caizse 1 liraya yaparsınız ama tedaviyi 100 lirayla başaramayabilirsiniz. Dünyada 60 bine yakın her yıl insan hayatını kaybediyor, yüzde 40’ı çocuklar. Bunların hemen hemen tamamı köpek ısırıkları. Hem sahipli köpekler hem de diğer belediyelerimizin barınaklarında ya da doğal yaşam alanlarında ya da sokaktaki hayvanların mutlaka her yıl kuduz aşısıyla aşılanması gerekiyor. Şimdi harekete geçmezsek yarın çok geç olur diyoruz."
Kuduz, erken müdahale ile yüzde 100 önlenebilir
28 Eylül 2025 Pazar - 10:14 Kuduz, erken müdahale ile yüzde 100 önlenebilir Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Hacer Ceylan Çimendağ, kuduzun erken müdahale ile tamamen önlenebileceğini belirterek hayvan teması sonrası ilk 15 dakikanın kritik olduğunu vurguladı. SBÜ Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Hacer Ceylan Çimendağ, kuduz hastalığına karşı toplumun farkındalığını artırmak amacıyla önemli uyarılarda bulundu. Kuduzun hem insanları hem de hayvanları etkileyen, merkezi sinir sistemini hedef alan ve tedavi edilmediğinde ölümcül seyreden viral bir hastalık olduğunu vurgulayan Dr. Çimendağ, "Bu tehlikeli hastalık doğru ve zamanında alınan önlemlerle tamamen engellenebilir" dedi. Bulaşma yolları ve sinsi belirtiler Kuduz virüsünün genellikle enfekte bir hayvanın tükürüğü yoluyla bulaştığını belirten Dr. Çimendağ, en yaygın bulaşma yolunun ısırılma olduğunu ifade etti. Tırmalama veya açık yara, çizik, göz, ağız ya da burun gibi mukozalara tükürük temasıyla da hastalığın bulaşabileceğini söyledi. Belirtilerin genellikle virüs vücuda girdikten 1 ila 3 ay sonra ortaya çıktığını, ancak bu sürenin birkaç gün ile birkaç yıl arasında değişebileceğini aktaran Çimendağ, "Erken dönemde hastalık grip benzeri halsizlik, ateş, baş ağrısı, iştahsızlık gibi belirsiz belirtilerle kendini gösterir. En dikkat çekici ve erken uyarıcı belirti ise ısırılan bölgede ağrı, kaşıntı, karıncalanma veya uyuşmadır" dedi. Hastalığın ilerleyen evresinde sinir sisteminin etkilendiğini, anksiyete, halüsinasyon, ani öfke ve saldırganlık gibi nörolojik belirtilerin ortaya çıktığını belirten Dr. Çimendağ, "Yutma güçlüğü, su korkusu (hidrofobi), ışık hassasiyeti (fotofobi) ve kas spazmları da görülen diğer semptomlardır. Kuduz belirtileri başladıktan sonra tedavisi mümkün değildir ve hastalık hızla ilerleyerek koma ve ölümle sonuçlanır" ifadelerini kullandı. İlk 15 dakika hayat kurtarır Kuduz şüphesi olan hayvanla temas halinde atılması gereken ilk adımları açıklayan Dr. Çimendağ, şu uyarılarda bulundu: "Yarayı en az 15 dakika boyunca bol su ve sabunla yıkayın. Mümkünse sabunlu suya ek olarak alkol veya povidon-iyot gibi bir antiseptik solüsyon kullanın. Yarayı kapatmayın, hava ile temas etmesini sağlayın ve en yakın sağlık kuruluşuna vakit kaybetmeden başvurun. Bu basit adımlar virüsün vücuda yayılmasını önlemek veya geciktirmek açısından kritik öneme sahiptir." Aşı ve immünglobulin uygulamasının belirtiler başlamadan yapılması gerektiğini vurgulayan Çimendağ, "Bu uygulamalar doğru zamanda yapıldığında yüzde 100 koruyucudur ve tek etkili yöntemdir" dedi. Türkiye’de kuduz vakaları Türkiye’de kuduz vakalarının en çok Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde görüldüğünü kaydeden Çimendağ, "Kuduz pozitif örneklerin yüzde 97,87’si evcil hayvanlara ait. Köpekler yüzde 35,3, sığırlar yüzde 52,6 ve kediler yüzde 5,03 oranında vakalara kaynaklık ediyor. Yabani hayvanlar ise sadece yüzde 2,13’lük bir paya sahip. Evcil hayvanların düzenli aşılanması, kuduzun insanlara bulaşmasını önlemede en önemli adımdır" şeklinde konuştu. Halka çağrı: Önlem alın Hastalığın önlenebilir olduğunu vurgulayan Dr. Çimendağ, "Evcil hayvanlarınızı düzenli olarak aşılatın, yabani hayvanlarla temastan kaçının, kuduz şüphesi olan hayvanları yetkililere bildirin. Kuduz hakkında bilgi sahibi olun ve çevrenizi de bilinçlendirin. Unutmayın, kuduzdan korunmak tedaviden daha önemlidir. Hayvan teması sonrası hızlı ve doğru tıbbi müdahale hayati önem taşır" diyerek sözlerini tamamladı.
Uzmanlar uyardı: Prostat kanserinin en büyük belirtisi ’belirtisizliği’
28 Eylül 2025 Pazar - 09:51 Uzmanlar uyardı: Prostat kanserinin en büyük belirtisi ’belirtisizliği’ Prostat kanseri, erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olmasına rağmen erken evrede genellikle hiçbir belirti göstermiyor. Uzmanlara göre hastalığın en önemli belirtisi, "belirtisizliği". Erken tanı için düzenli kontroller, PSA testi, MR ve biyopsi büyük önem taşıyor. Son yıllarda yaygınlaşan HoLEP cerrahisi, robotik ameliyat yöntemleri ve MR füzyon biyopsisi ise hem tedavi başarısını artırıyor hem de hastaların en çok korktuğu ereksiyon ve idrar kaçırma sorunlarını en aza indiriyor. Prostat kanserinin erken evrede sessiz ilerlediğini vurgulayan uzmanlar, geç kalınmadan yapılan testlerin hayat kurtarıcı olduğuna dikkat çekiyor. VM Medical Park Kocaeli Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Bozkurt, prostat kanserinde en büyük belirtinin aslında hiçbir belirti olmaması olduğunu söyledi. Bozkurt, "Hastalarımız belirti olduktan sonra gelmek yerine, kanda baktığımız PSA testinde yükseklik tespit edilirse, gerekirse MR ve ardından biyopsiyle kanser olup olmadığını araştırıyoruz. Kısacası erken evrede kanserin hiçbir belirtisi olmayabilir, en büyük belirti de belirtinin olmamasıdır" dedi. Prof. Dr. Bozkurt, prostatın iyi huylu büyümesinde ise "HoLEP" cerrahisinin altın standart bir tedavi yöntemi olduğunu da sözlerine ekledi. "Bu 3 ameliyatın da başarıları birbirine yakın" Üroloji Uzmanı Op. Dr. Adem Tok ise tedavi seçeneklerinin hastalığın evresine göre değerlendirildiğini belirtti. Erken evrede yakalanan hastalarda tama yakın tedavi sağlanabildiğini aktaran Tok, şunları kaydetti: "Özellikle ’aktif izlem’ dediğimiz bir yöntem var. Hastaya hiç tedavi vermeden hastanın tedavi şansını da kaybettirmeden, özellikle yaşam beklentisi olan hastalarda yapılan işlemlerin yan etkilerini biraz daha geciktirmek amacıyla yapılan bir yöntemdir. Aktif sistem çok değerlendirilip karar verilmesi lazım. Lokal dışındaki vakalarda da diğer yöntemler ameliyat yöntemi ve radyoterapidir. Ameliyat yöntemlerini de kendi arasında çeşitli farklılıkları var. Açık cerrahi, laparoskopik cerrahi ve robot yardımı, laparoskopik cerrahisi. Son bilimsel çalışmalar, tecrübeli ellerde bu üç ameliyatın da başarılarının birbirine yakın olduğunu göstermektedir. Lokal ileri evre hastalıkta ise radyasyon onkolojisi ve radyoloji uzmanının da yer aldığı multidisipliner kararlar ön plana çıkmaktadır. Aslında bunların bir üstünlüğü, dezavantajı, avantajı olan noktalar var. Fakat önemli olan hastanın kanser cerrahisi ile kanserden arınımdır. Son bilimsel çalışmalar tecrübeli ellerde bu 3 ameliyatın da başarılarının birbirine yakın olduğunu göstermektedir" Adem Tok, metastatik evrede ise ameliyat şansının kaybolduğunu ve hastanın hormon tedavisi ve kemoterapi gibi onkolojik tedavilere yönlendirildiğini belirtti. "Ereksiyon problemi günümüzde tek rakamlara indirilmiştir" Op. Dr. Adem Tok, modern cerrahi yöntemler sayesinde hastaların en çok korktuğu yan etkilerin oldukça azaldığını vurguladı. Tecrübeli ellerde, robotik cerrahi gibi yöntemlerle ereksiyon probleminin tek haneli rakamlara, idrar kaçırma oranlarının da çok düşük seviyelere indirildiğini belirten Tok, "Günümüzde bu oran azalmıştır. Hastalarımızın korktuğu bir diğer konu da idrar kaçırmadır. İdrar kaçırma yöntemleri de oldukça azalmıştır. Ama asıl öncelikli amaç tamamen kanserden arınım olmalıdır. Kanserden arınımda tüm yöntemlerde tecrübeli kişilerde hemen hemen oran aynıdır. Hastalar güvenle yan etkileri, ereksiyonu veya idrar kaçırmayı düşünmeden tecrübeli ellere kendini bırakırlarsa, çok az ihtimalle bu sonuçlarla karşılaşırlar" şeklinde konuştu. "MR füzyon biyopsisinin kanseri yakalama ihtimali daha yüksektir" Modern tanı yöntemlerinin önemine işaret eden Op. Dr. Cem Alan ise MR füzyon akıllı biyopsi yönteminin standart biyopsiye göre daha yüksek başarı oranına sahip olduğunu ifade etti. Alan, "MR füzyon akıllı biyopside, işlem esnasında MR eşliğinde tümör varsa daha yüksek oranda yakalama prensibine dayanılır. Burada amaç, prostat kanseri şüphesi yüksek olan noktalardan biyopsi yapabilme imkanı sağlamaktır. Standart biyopsiye göre daha zahmetli ve ekipmanı daha farklıdır ama kanseri yakalama şansı daha yüksektir" ifadelerini kullandı.
Kazakistan’dan tedavi için Türkiye’ye gelmişti: 39 yaşındaki hastaya başarılı operasyon
28 Eylül 2025 Pazar - 09:09 Kazakistan’dan tedavi için Türkiye’ye gelmişti: 39 yaşındaki hastaya başarılı operasyon Kazakistan’da yaşayan, halk arasında "nabızsızlık hastalığı" olarak bilinen Takayasu arteriti hastalığıyla mücadele eden 39 yaşındaki İndira Kaliyeva, Türkiye’de başarılı bir operasyon geçirdi. Hastasının durumuna ilişkin bilgi veren Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Murat Uğurlucan, "Son derece nadir, 200 binde bir olan bir hastalığa sahipti. Her 2 kol damarında, sağ şah damarında tıkanıklık olduğunu, sol şah damarında da yüzde 90 bir darlık olduğunu görmüştük. Ülkesinde tedavi edemeyeceklerini söylemişler, kendi geliştirdiğimiz teknikle operasyon yaklaşık 4 saat sürdü, komplikasyonsuz başardık. Hastalığı ilerlerse beynine kan gitmeyecekti, ne olacağını kestirmek zor ama büyük ihtimalle beyin ölümü olacaktı. Hastalığı devam ediyor, sık sık kontrollere gitmesi gerekir" dedi. Kazakistan’da yaşayan 39 yaşındaki İndira Kaliyeva, halk arasında "nabızsızlık hastalığı" bilinen damar inflamasyonu olarak belirtilen nadir ve kronik görülen bir hastalık olan Takayasu arteriti hastalığıyla mücadele ediyordu. Halsizlik, kilo kaybı, düşük tansiyon, nabız farkı, baş ağrısı gibi belirtilerinin zamanla dayanılmaz hale geldiğini aktaran Kaliyeva, ülkesinde doktorlara gittiğini ancak çözümün sağlanamadığını söyledi. Ailesiyle yaptıkları araştırmalar sonrası sonuçlar Türkiye’ye Biruni Üniversite Hastanesi hekimlerine gönderildi. Her iki kol damarı ile sağ şah damarı kapalı ve sol şah damarında yüzde 90 daralma olan hastaya burada operasyon yapılabileceği ifade edildi. Bunun üzerine aile Türkiye’ye gelirken Kaliyeva, İstanbul’daki incelemelerin ardından Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Murat Uğurlucan ve ekibi tarafından eylül ayında operasyona alındı. Başarılı geçen operasyonun ardından Kaliyeva, yaşadığı süreci anlatırken Prof. Dr. Uğurlucan tedaviye ilişkin bilgi verdi. Uğurlucan, hastasının operasyonda çok rahatladığını söylerken hastalığın kronik olduğunu ve kontrol süreçlerinin dikkatle devam etmesi gerekliliğine vurgu yaptı. Tedavisinin ardından taburcu edildi Hastalığı ve yaşadıklarına ilişkin konuşan 39 yaşındaki Kaliyeva, baş dönmeleri, ağrıları, bayılma, kollarımda ağrılar gibi şikayetlerle doktora gittiğini ve takayasu arteriti teşhisi konduğunu söyledi. Kazakistan’da operasyonun riskli bulunduğunu aktaran Kaliyeva, eşinin Türkiye önerisi üzerine İstanbul’a geldiklerini belirtti. Buradaki operasyonun başarılı geçmesinden mutluluk duyduğunu söylerken tedavisinin ardından taburcu edildi. "Son derece nadir, 200 binde bir olan bir hastalığa sahipti" Hastasının durumuna ilişkin bilgi veren Prof. Dr. Murat Uğurlucan, "39 yaşında bayan hastamız Kazakistan’dan geldi. Yazışmalarımız yaklaşık 1,5-2 ay öncesine kadar dayanıyordu. Önce tetkiklerini gönderdi, değerlendirdikten sonra ameliyat edebileceğimizi söyledik. Hasta bize baş dönmeleri, ellerini, kollarını hareket ettirdiği zaman ciddi ağrıları olduğunu, yemek yedikten sonra kendini bayılacak gibi hissettiğini, zaman zaman bayılma ataklarının olduğunu ifade etti. Her 2 kol damarında, sağ şah damarında tıkanıklık olduğunu, sol şah damarında da yüzde 90 bir darlık olduğunu görmüştük. Klinik olarak Takayasu arteriti dediğimiz son derece nadir, 200 binde bir olarak ifade edilir bir hastalığa sahipti. Nadir olması nedeniyle hastalığın tedavisiyle ilgili genel kabul edilmiş kılavuzlar, bilgiler yok o yüzden zor ameliyat olsa bile merkezimizde gerçekleştirdik. Ülkesinde bu hastalığı tedavi edemeyeceklerini söylemişler. Takayasu arteritinde insan vücudu damarlarına karşı bir reaksiyon geliştiriyor, damarlarını yabancı damarlar olarak görüp onlara kendi hücreleriyle saldırıyor. Bu da damar tıkanıklığına sebep oluyor. İmminülojik problemleri çözmek için gerekli bağışıklık baskılayıcı ilaçlarını yüksek dozdan zaten alıyordu ama bu ilaçlar damar tıkanıklığını çözecek, iyileştirecek bir tedavi değil. Hastalığın ilerlemesini engellemek için verilen ilaçlardı. Esas bu hastalığa yapılması gereken; o damarların tekrar açılması işlemiydi" dedi. "Kendi geliştirdiğimiz bir teknik var, komplikasyonsuz başardık" "Bir damara by pass yapabilmemiz veya o damarı kanlandırabilmemiz için damarı geçici süreli kapatmamız gerekiyor" diyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Uğurlucan, "Kansız bir sahaya ihtiyacımız var. Bizim esas amacımız; bu hastada darlık olan damara bir by pass yapmaktı, bunu da aort damarından sol şah damarına by pass yapacak şekilde plandık ama bu damara by pass yapabilmek için bunu geçici süre kapatmamız gerekir. Beynine de başka kan götüren damar olmadığı için bu damarı kapattığımız zaman hastada kalıcı nörolojik problemler hatta bitkisel hayat gibi problemler ortaya çıkabilirdi. Bunu engellemek için daha önceden kendi geliştirdiğimiz bir teknik var, şah damarının yüze giden damarına geçici bir by pass yaparak bu tür komplikasyonları engelleyerek hastamızın tedavisini başarılı bir şekilde gerçekleştirdik. Esas ameliyatı yaptıktan sonra her 2 kol damarına ve sağ şah damarına da ayrıca bir by pass yaptık. Böylelikle her tarafına şu an kan gidiyor. Bunu ilk olarak biz geliştirmiştik, 2017 yılında bu teknikle ilgili benzer bir hastada makalemiz var, onu yayınladık. Bu hastamızla ilgili de bir makalemiz olacak. Operasyon yaklaşık 4 saat kadar sürdü, komplikasyonsuz başardık. Küçücük bir kesi yaptık, minimal invaziv bir yöntemle, boyun bölgelerini açtık. Kol damarları için köprücük kemiklerinin üzerlerini açtık. Bütün damarları bulduk, takmak istediğimiz damarları ameliyat masasında özel olarak biz hazırladık, sonra da dikme işlemlerini gerçekleştirdik" ifadelerini kullandı. "O damar da tıkanırsa büyük ihtimalle beyin ölümü olacaktı, kontrol altında olması lazım" diyerek sözlerini sürdüren Prof. Dr. Uğurlucan, "Beyne giden tek bir damarı kalmıştı, onda da çok ciddi darlık vardı, hasta çok önemli şikayetlerden bahsediyordu. Büyük ihtimalle o damar da tıkanırsa hastalığı ilerlerse hastanın beynine kan gitmeyecekti, sonucunda da ne olacağını kestirmek zor ama büyük ihtimalle beyin ölümü olacaktı. Hastamızın bypasslarını yaptık, şu anda damarları açık görünüyor, suni damarlar taktık ama mevcut hastalığı hala devam ediyor. Bağışıklık baskılayıcı ilaçlarını düzenli bir şekilde kullanması gerekiyor. Sonuçta bu hastalık büyük damarları etkileyen bir hastalık, aort da bu hastalıktan etkilenebilir. Bu sebeple diğer damarlarında da problem olmasın diye hastalığın kontrol altında olması lazım. Sık sık kontrollere gitmesi gerekir. Suni damarların da yüzde yüz ömür boyu açık kalacağını kimse garanti edemez o yüzden buna yönelik kan sulandırıcı tedavilerini kullanması lazım. Kendi hastalığına yönelik bağışıklık baskılayıcı ilaçlarını kullanması lazım ki uzun süre sağlıklı bir yaşam sürsün. Kalp ve damar hastalıkları gelişen toplum, endüstriyel yaşamla birlikte bir artış gösterdi o yüzden düzenli kontroller son derece önemli, çok genç yaşlarda da kalp ve damar hastalıklarına rastlanabiliyor ve ani ölümler olabiliyor" diye konuştu.
Kuşadası’nda kulaçlar otizmli çocuklar için atıldı
27 Eylül 2025 Cumartesi - 18:50 Kuşadası’nda kulaçlar otizmli çocuklar için atıldı Kuşadası Belediyesi’nin verdiği destekle Kuşadası Otizm Derneği ve Kuşadası Belediye Spor tarafından Kadınlar Denizi’nde ‘Kuşadası Açık Su Yüzme Yarışması’ düzenlendi. ‘Ocean’s 7’ etaplarını bitiren ilk Türk kadın yüzücü Bengisu Avcı’nın da katıldığı etkinlikte, kulaçlar otizmli çocuklar için atıldı. Kuşadası’nın dünyaca ünlü mavi bayraklı plajı Kadınlar Denizi, bu yıl 5’inci kez düzenlenen ‘Açık Su Yüzme Yarışı’na’ ev sahipliği yaptı. Otizmli çocuklara dikkat çekmek ve eğitimlerine katkıda bulunmak amacıyla gerçekleştirilen etkinliğe Ocean’s 7’ etaplarını bitiren ilk Türk kadın yüzücü olan Bengisu Avcı da katıldı. Manş Denizi’ni geçen otizmli ilk yüzücü Tuna Tunca’nın da yer aldığı etkinlikte, Milli ultra maraton yüzücüsü Bengisu Avcı, diğer yüzücülerle birlikte kulaçlarını otizmli çocuklar için attı. Avcı, 137 numaralı sırt numarasıyla suya girip, 3 bin metre kategorisinde yarıştı. Türkiye genelinden amatör ve profesyonel olmak üzere yaklaşık 135 yüzücünün katıldığı yarış, madalya töreni ile sona erdi. Kuşadası Belediyesi Spor Başkanı Mehmet Sarıdedeoğlu, "Yarışmaya Türkiye’nin farklı il ve ilçelerinden 135 sporcu katıldı. Katılan ve emek veren herkese çok teşekkür ederim. Amacımız otizmli çocuk ve bireylerin sporda ne kadar başarılı olabileceklerini göstermekti" dedi. Kuşadası Otizm Derneği Başkanı İbrahim Durak ise, "Etkinliğimizde otizmli bireylerin ve ailelerinin yaşamına katkı vermek için bir araya geldik. Bu yarışmaya katılmak için gösterdikleri çaba bizi çok memnun etti. Bu etkinlikle otizme olan farkındalığı artırdığımıza inanıyorum" diye konuştu. "Aramızda bir fark yok" Kuşadası’nda bulunduğu için çok mutlu olduğunu belirten Milli ultra maraton yüzücüsü Bengisu Avcı da "Ocean’s 7’etaplarını tamamladığım için gurur duyuyorum. İklim değişikliğine dikkat çekmek amacıyla yaptığımız bir geçişti. Yeni hedefim kendi sporcularımı yetiştirmek ve mart ayında Finlandiya’da düzenlenecek olan Dünya Kış Yüzme Şampiyonası’nda madalya kazanmak olacak. Şu an Çanakkale’de antrenmanlarıma yoğun bir şekilde devam ediyorum. Sürekli buz küvetine girip, soğuk suda çalışıyorum. Kuşadası’nda otizmli sporcularla kulaç atmak çok keyifli. Aramızda bir fark olmadığını, onların da spor yaparken bizim kadar başarılı olduğunu görmek çok güzel bir duygu" dedi.
Sessizliği birlikte aşalım, hayata ses verelim
27 Eylül 2025 Cumartesi - 15:58 Sessizliği birlikte aşalım, hayata ses verelim 22-28 Eylül Uluslararası İşitme Engelliler Haftası nedeniyle açıklama yapan Doruk Nilüfer Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesibe Gül Yüksel Aslıer, işitme kaybının erken tanı ve doğru tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınabileceğini vurguladı. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesibe Gül Yüksel Aslıer, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünya genelinde her 5 kişiden birinin işitme işitme kaybı yaşadığını, Türkiye’de ise her yıl dünyaya gelen yaklaşık 1 milyon bebekten 2 ila 3’ünün işitme kaybı ile doğduğunu söyledi. Doç. Dr. Aslıer, özellikle bebeklik ve çocukluk döneminde işitme kaybının erken tespitinin önemine dikkat çekerek, "Yeni doğan taramaları, erken tanı, uygun cihazlandırma, koklear implantasyon ve dil-konuşma terapileri ile bu bebekler normal gelişim süreçlerine katılabilir ve sağlıklı bireyler olarak yaşamlarına devam edebilirler" dedi. "İşitmek iletişim kurmaktır" İşitmenin yalnızca duymakla sınırlı olmadığını vurgulayan ve toplumun farkındalığına da dikkat çeken Doruk Nilüfer Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesibe Gül Yüksel Aslıer açıklamasında, "Unutmayalım ki işitmek yalnızca duymak değildir; iletişim kurmaktır, kendini ifade etmektir, sevdiklerinin sesini hissetmektir. Toplum olarak önyargılardan uzak, sabırlı ve kapsayıcı bir yaklaşım sergilemeliyiz. Sessizliği sadece paylaşmak değil, birlikte aşmak hepimizin sorumluluğudur" ifadelerini kullandı. İşitme engelli bireylere yönelik farkındalığın artırılması gerektiğinin altını çizen Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesibe Gül Yüksel Aslıer, "Daha kapsayıcı bir dünya için hep birlikte el ele vermeliyiz" çağrısında bulundu.