SAĞLIK
Anne adayları artık doğal doğumu tehcih ediyor 25 Nisan 2026 Cumartesi - 15:58:24 Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Büşra Cesur, Ebeler Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada anne adaylarının sezeryana kıyasla normal doğumu tehcih ettiklerini söyledi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Büşra Cesur, 21-28 Nisan Ebeler Haftası dolayısıyla ebelik mesleğinin sağlık sistemindeki yeri, eğitim süreçleri ve geleceğine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Ebelik mesleğinin sağlık sisteminin temel yapı taşlarından biri olduğunu belirten Cesur, ebelerin sağlığın korunması, geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi ile tedavi ve bakım hizmetlerini bir arada sunduğunu ifade etti. Ebelerin birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin tamamında aktif rol aldığını vurgulayan Cesur, köyden kente kesintisiz sağlık hizmeti sunarak toplumun her kesimine ulaştıklarını söyledi. Anne ve bebek sağlığındaki kritik rolüne dikkat çeken Cesur, ebelerin anne ve bebek ölümlerinin azaltılmasında en önemli meslek gruplarından biri olduğunu belirtti. Sağlıklı gebelik planlamasından doğum ve doğum sonrası sürece kadar geçen tüm aşamalarda ebelerin aktif görev aldığını dile getirdi. İstihdam alanları güçlenmeli Türkiye’de ebelik alanında son yıllarda akademik ve klinik anlamda önemli gelişmeler yaşandığını ifade eden Cesur, akademik kadronun güçlendiğini, bilimsel çalışmaların arttığını kaydetti. Ancak mesleğin yetki, görünürlük ve istihdam alanlarında daha da güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Toplumda ebelik mesleğine yönelik yanlış algıların bulunduğunu da belirten Cesur, ebelerin yalnızca doğum yaptıran sağlık çalışanları olarak görülmesinin doğru olmadığını ifade etti. Ebelik hizmetlerinin gebelik öncesinden başlayarak lohusalık dönemine kadar uzanan geniş bir süreci kapsadığını vurguladı. Doğuma karşı yaklaşım değişti Ebelerin doğum sürecinde sadece tıbbi değil aynı zamanda psikolojik destek de sunduğunu dile getiren Cesur, anne adayının kaygısını azalttıklarını ve doğum deneyiminin daha olumlu geçmesine katkı sağladıklarını belirtti. Günümüzde doğum yaklaşımlarının değiştiğini ifade eden Cesur, kadın merkezli ve kanıta dayalı uygulamaların ön plana çıktığını, doğal doğuma yönelimin arttığını söyledi. Sezaryen oranlarının dengelenmesi yönünde çalışmaların sürdüğünü belirten Cesur, ebelerin bu süreçteki öneminin giderek daha fazla anlaşıldığını kaydetti. Aktif öğrenme yöntemleriyle yetiştiriliyorlar Ebelik eğitimi hakkında da bilgi veren Cesur, bölümde teorik ve uygulamalı derslerin dengeli şekilde, öğrencilerin aktif öğrenme yöntemleriyle yetiştirildiğini ifade etti. Simülasyon teknolojileri, sanal gerçeklik ve dijital eğitim materyallerinin eğitim sürecine entegre edildiğini belirtti. Bölümün akademik çalışmalarına da değinen Cesur, 2023 yılında akredite olduklarını ve Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi (TYÇ) logosu almaya hak kazanan Türkiye’deki ilk ebelik bölümü olduklarını söyledi. Bu durumun mezunların uluslararası düzeyde tanınırlığını artırdığını ifade etti. Ebeler Haftası mesleğin görünürlüğünü artıran önemli bir dönem Mezunların hastaneler, aile sağlığı merkezleri, toplum sağlığı merkezleri ve akademide görev alabildiğini belirten Cesur, birçok mezunun akademik ve idari kariyerlere yöneldiğini de sözlerine ekledi. Teknolojinin ebelik mesleğine katkı sağladığını vurgulayan Cesur, öğrenmeyi kolaylaştırdığını, problem çözme ve karar verme becerilerini geliştirdiğini ifade etti. Ancak veri güvenliği ve mahremiyet konularına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Ebeler Haftası’nın mesleğin görünürlüğünü artıran önemli bir dönem olduğunu belirten Cesur, Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara verdiği öneme dikkat çekerek, sağlıklı nesillerin temelinde ebelerin önemli bir rol üstlendiğini ifade etti. Cesur, sözlerini "Sağlıklı bir toplumun temeli sağlıklı anneler ve bebeklerdir. Ebeler bu sürecin güvencesidir" ifadeleriyle tamamladı.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 15:18 Eskişehir İl Sağlık Müdürü Bildirici’den Dünya Sıtma Günü uyarısı: "Risk tamamen bitmedi" Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2008 yılından bu yana her yıl 25 Nisan’da anılan Dünya Sıtma Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sıtmanın; plasmodium cinsi paraziti taşıyan dişi anofel sivrisineklerin ısırığı yoluyla bulaşan ve kırmızı kan hücrelerini enfekte ederek hayatı tehdit edebilen ciddi bir hastalık olduğunu belirtti. Hastalığın ilk belirtilerinin genellikle sivrisinek ısırığını takip eden 10-15 gün içerisinde baş ağrısı, titreme ve ateş şeklinde ortaya çıktığını ifade etti. İnsanlarda sıtmaya yol açan beş farklı plasmodium türü bulunduğunu dile getiren Bildirici, özellikle P. falciparum ve P. vivax türlerinin en büyük riski oluşturduğunu, falciparum tipinin tedavi edilmediği durumlarda kısa sürede ağır seyrederek ölüme neden olabildiğini vurguladı. "Dünya nüfusunun yaklaşık yarısı sıtma riski altında" İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, dünya nüfusunun yaklaşık yarısının sıtma riski altında bulunduğunu, bu riskin özellikle Sahra altı Afrika ülkelerinde yoğunlaştığını ifade etti. Türkiye’de geçmiş yıllarda yaygın olarak görülen sıtmanın, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen etkin çalışmalar neticesinde yerli bulaşının sona erdiğini belirtti. Bildirici, ülkemizde sıtma etkenini taşıyabilecek sivrisinek türlerinin halen bulunduğuna dikkat çekerek; iklim ve çevresel faktörler, artan uluslararası seyahatler, endemik bölgelerden gelen vakalar ve düzensiz göç hareketleri nedeniyle yurtdışı kaynaklı sıtma vakalarının görülebildiğini söyledi. Ayrıca Türkiye’nin subtropikal kuşakta yer alması ve iklim değişikliğine bağlı sıcaklık artışlarının da hastalık riskini artırabileceğini dile getirdi. "Vatandaşlarımız riskli bölgelere seyahat ederken dikkat etmeli" Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sıtma riskinin tamamen ortadan kalkmadığını, bu nedenle Sıtma Eliminasyon Programı kapsamında yürütülen çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü belirtti. Vatandaşların özellikle riskli bölgelere seyahat öncesinde gerekli koruyucu önlemleri almaları ve hastalık belirtileri görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini ifade etti.
Erenkent Sağlıklı Hayat Merkezi hizmete açıldı
05 Eylül 2025 Cuma - 14:31 Erenkent Sağlıklı Hayat Merkezi hizmete açıldı Van Sağlık Müdürlüğü bünyesinde yapımı tamamlanan Erenkent Sağlıklı Hayat Merkezi, düzenlenen törenle hizmete açıldı. İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde daha önce hizmet veren İpekyolu, Tuşba ve Erciş sağlıklı hayat merkezlerinin ardından Edremit ilçesinde de yeni bir merkez vatandaşların hizmetine sunuldu. Sağlıklı hayat merkezleriyle aile hekimliği hizmetlerinin desteklenmesi, sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi ve bu hizmetlere erişimin kolaylaştırılması hedefleniyor. Edremit ilçesinde hizmet vermeye başlayan Erenkent Sağlıklı Hayat Merkezi, kanser taramalarının yanı sıra beslenme, çocuk gelişimi, ruh sağlığı, koruyucu ağız sağlığı, bebek dostu, gebe sağlığı ve SMA testleri gibi birçok alanda vatandaşlara hizmet sağlayacak. Açılış konuşmasını yapan Van Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Muhammed Taha Bostancı, birinci basamak sağlık hizmetlerini güçlendirmeyi ve aile hekimliği hizmetlerini desteklemeyi amaçladıklarını belirtti. Başkan Bostancı, "Hekim dışı sağlık hizmetleri kapsamında psikososyal destek, diyetisyenlik ve çocuk gelişimi hizmetlerinin de hastaneler dışında verilebilmesini sağlamayı hedefliyoruz. Böylece hem hastanelerdeki iş yükünü ve yığılmaları azaltmayı hem de birinci basamaktaki hizmet kalitemizi artırmayı amaçlıyoruz. Şu an ilimizde beşincisini faaliyete aldığımız Erenkent Sağlıklı Hayat Merkezi ile birlikte inşallah eylül ayı içerisinde Süphan Sağlıklı Hayat Merkezini de hizmete açacağız. Önümüzdeki yıl ise Başkale, Çaldıran, Özalp, İpekyolu ve Tuşba ilçelerimize kazandıracağımız sağlıklı hayat merkezleriyle vatandaşlarımızın bu hizmetlere daha kolay erişebilmesi için çalışmalarımızı sürdüreceğiz" dedi. Açılış programı, Edremit Müftüsü Mahmut Durmuş’un yaptığı duanın ardından merkezin gezilmesiyle sona erdi.
Adalar’da Halk Sağlığı Haftası etkinlikleri
05 Eylül 2025 Cuma - 14:21 Adalar’da Halk Sağlığı Haftası etkinlikleri Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından kutlanan 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası kapsamında Adalar Mevkii’nde kurulan sağlık stantları, vatandaşların ilgisini çekiyor. Etkinlikler, özellikle gençler, çocuklar, yaşlılar ve kronik rahatsızlığı bulunan vatandaşların dikkatini topluyor ve adeta ilgi odağı hâline geliyor. Stantlar, farklı yaş gruplarına sağlık bilincini aktarmak için düzenlenen interaktif etkinliklerle donatıldı. Etkinlik alanında bilgilendirme ve katılım gerçekleştiriliyor Kurulan stantlarda sağlık çalışanları, vatandaşlara birebir bilgilendirme yaptı, soruları yanıtladı ve sağlıklı yaşamı destekleyen broşür ile materyaller dağıttı. Kanser taramaları, tütünle mücadele, obeziteyle mücadele, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, organ bağışı ve dijital bağımlılık gibi konularda düzenlenen etkinlikler, vatandaşların günlük yaşamlarında uygulayabilecekleri pratik önerilerle desteklendi. Katılımcılar, etkinlikler sırasında çeşitli ölçüm ve testlere katılarak kendi sağlık durumları hakkında bilgi aldı. Farklı temalarla sağlık bilincini güçlendiriliyor Etkinlikler, Sağlıklı Hayat Merkezleri, Dijital Bağımlılık, Fiziksel Aktivite ve Beslenme, Aile Hekimleri ve Çocuklar Sağlık Elçisi temalarıyla devam ediyor. Vatandaşlar, sağlıklı yaşam danışmanlığı alıyor, obezite ve sigara bırakma takibi hakkında bilgilendiriliyor, dijital bağımlılık ve ekran süresinin sınırlandırılmasıyla ilgili öneriler öğreniyor. Düzenli fiziksel aktivite ve dengeli beslenme konusunda uygulamalı bilgilendirmeler yapılıyor. Aile hekimlerinin sunduğu hizmetler tanıtılıyor ve çocuklar, oyun ve etkinliklerle sağlık bilinci kazanıyor. Vatandaşlara geri bildirim yapılıyor Etkinlikler boyunca vatandaşların ilgisi yüksek oluyor. Özellikle interaktif aktiviteler, ölçüm stantları ve broşürlerle desteklenen bilgilendirmeler, katılımcılar tarafından beğeni topluyor. Sağlık çalışanları her yaş grubuna özel bilgilendirme yaparak toplumun farklı kesimlerine sağlıklı yaşamın önemi hakkında farkındalık kazandırıyor. Hedef sağlık bilincini güçlendirmek Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü, Halk Sağlığı Haftası kapsamında düzenlenen etkinliklerle, bireylerin sağlık sorumluluğunu üstlenmesini, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını güçlendirmesini ve toplum genelinde sağlık bilincinin yaygınlaşmasını sağlamayı sürdürüyor. Etkinlikler, hem bireylerin hem de toplumun sağlıklı yaşam bilincinin artmasına katkı sağlıyor ve sağlık farkındalığının güçlenmesine önemli bir zemin oluşturuyor.
Mardin’de 40. kez kan bağışı yapan gönüllüye madalya verildi
05 Eylül 2025 Cuma - 13:31 Mardin’de 40. kez kan bağışı yapan gönüllüye madalya verildi Mardin’de 18 yaşında başladığı kan bağışı yolculuğunu 28 yıldır aralıksız sürdüren Doç. Dr. Faruk Düşünceli, 40.bağışta madalya ile onurlandırıldı. Türk Kızılay Artuklu Şubesinde düzenlenen programda konuşan Şube Başkanı Şeyhmus Arı, kan bağışının hayat kurtaran en önemli yardımlardan biri olduğunu vurguladı. Arı, "Kan bağışı bizim yapamadığımız tek ilaçlardan biridir. Türkiye’de Kızılay kan bağışı görevini aldıktan sonra gün geçtikçe ilerletti. Faruk Düşünceli 18 yaşından itibaren kan bağışına başlamış ve şu ana kadar 40. kez kan vermiştir. Bundan öncekiler de kayıt altında olsaydı 70’e yakın kan bağışında bulunmuş görünürdü. Bizim böyle gönüllü insanlara ihtiyacımız var ki, hasta olan insanların şifa bulmasına destek olsunlar. Bağışladıkları bir ünite kan bizde üçe bölünür; eritrosit, plazma ve trombosit üretiyoruz. Ayrı ayrı olarak ihtiyaçlara ulaştırılıyor. Bir taraftan da kan bağışıyla beraber entegre olarak dünyaya bir nefes olmak adına her bir kan bağışı için üç tane fidan dikiliyor. Bizim Kızılay olarak en büyük hedeflerimizden biri, gönüllülerimizin rutin olarak gelip kan bağışı yapmalarıdır. Bunlar, hastanede şifa bekleyen kişilerin sıkıntı yaşamamaları için çok önemlidir. Olmazsa olmazlarımızdan bir tanesi de güvenli kan teminidir. Bu güvenli kan temini de Kızılay aracılığı ile dünyada nadir yapan ülkelerden biriyiz. Bu kriterleri gün geçtikçe artıracağız. Gönüllülerimize biz anlattıkça, insanlara ulaştıkça işleyişi ve hastaların durumunu aktardıkça gönüllülerimizin sayısı da artacaktır’’ dedi. İlk başladığım günden bu yana adım adım 40. bağışa kadar gelmiş olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Düşünceli, ’’İyilikleri çoğaltmak beni mutlu ediyor. Bugün bu vesileyle burada bulunmaktan onur duyuyorum. Bizim için bazen küçük gelen bir fedakarlık, başka insanlar için çok büyük anlamlar taşıyabiliyor. Kan bağışı belki bir cana hayat, bir babaya evlat, bir çocuğa baba olmasına vesile olmaktadır. İlk bağışım üniversite birinci sınıfta oldu. İlk bağışım, sınıf kapısında hastası için bekleyen bir aileye yaptığım bir bağıştı. Kan bağışı sonrası ailenin bana içtenlikle sarılması, ihtiyaçlarının ne kadar fevkalade olduğunu gösterdi. O günden sonra kan bağışında bulunma fikrim pekişti ve bağış yapmaya devam ettim. Yüce kitabımızda ‘Bir canı kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibidir’ deniyor. Ben de bu ilkeyle kan bağışında bulunuyorum. Bu ödülü, bu madalyayı aslında gönüllü olarak isimsiz kan bağışında bulunan herkese ithaf ediyorum. Bu organizasyonu yapan Kızılay Artuklu Şube Başkanımız Şeyhmus Arı’ya, yönetimine ve Kızılay çalışanlarına teşekkür ediyorum. Bütün vatandaşlarımızı kan bağışına davet ediyorum’’ diye konuştu. Kan bağışı sonrası Düşünceli’ye Kızılay tarafından altın kaplama madalya takdim edildi.
Mardin’de 40. kez kan bağışı yapan gönüllüye altın kaplama madalya verildi
05 Eylül 2025 Cuma - 13:25 Mardin’de 40. kez kan bağışı yapan gönüllüye altın kaplama madalya verildi Mardin’de Doç. Dr. Faruk Düşünceli, 18 yaşında başladığı kan bağışı yolculuğunu 28 yıldır aralıksız sürdürüyor. 40. bağışını tamamlayan Düşünceli, Kızılay tarafından altın kaplama madalya ile onurlandırıldı. Türk Kızılayı Artuklu Şubesinde düzenlenen programda konuşan Şube Başkanı Şeyhmus Arı, kan bağışının hayat kurtaran en önemli yardımlardan biri olduğunu vurguladı. Arı, "Kan bağışı bizim yapamadığımız tek ilaçlardan biridir. Türkiye’de Kızılay kan bağışı görevini aldıktan sonra gün geçtikçe ilerletti. Faruk Düşünceli 18 yaşından itibaren kan bağışına başlamış ve şu ana kadar 40. kez kan vermiştir. Bundan öncekiler de kayıt altında olsaydı 70’e yakın kan bağışında bulunmuş görünürdü. Bizim böyle gönüllü insanlara ihtiyacımız var ki, hasta olan insanların şifa bulmasına destek olsunlar. Bağışladıkları bir ünite kan bizde üçe bölünür; eritrosit, plazma ve trombosit üretiyoruz. Ayrı ayrı olarak ihtiyaçlara ulaştırılıyor. Bir taraftan da kan bağışıyla beraber entegre olarak dünyaya bir nefes olmak adına her bir kan bağışı için üç tane fidan dikiliyor. Bizim Kızılay olarak en büyük hedeflerimizden biri, gönüllülerimizin rutin olarak gelip kan bağışı yapmalarıdır. Bunlar, hastanede şifa bekleyen kişilerin sıkıntı yaşamamaları için çok önemlidir. Olmazsa olmazlarımızdan bir tanesi de güvenli kan teminidir. Bu güvenli kan temini de Kızılay aracılığı ile dünyada nadir yapan ülkelerden biriyiz. Bu kriterleri gün geçtikçe artıracağız. Gönüllülerimize biz anlattıkça, insanlara ulaştıkça işleyişi ve hastaların durumunu aktardıkça gönüllülerimizin sayısı da artacaktır’’ dedi. İlk başladığım günden bu yana adım adım 40. bağışa kadar gelmiş olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Düşünceli, ’’İyilikleri çoğaltmak beni mutlu ediyor. Bugün bu vesileyle burada bulunmaktan onur duyuyorum. Bizim için bazen küçük gelen bir fedakarlık, başka insanlar için çok büyük anlamlar taşıyabiliyor. Kan bağışı belki bir cana hayat, bir babaya evlat, bir çocuğa baba olmasına vesile olmaktadır. İlk bağışım üniversite birinci sınıfta oldu. İlk bağışım, sınıf kapısında hastası için bekleyen bir aileye yaptığım bir bağıştı. Kan bağışı sonrası ailenin bana içtenlikle sarılması, ihtiyaçlarının ne kadar fevkalade olduğunu gösterdi. O günden sonra kan bağışında bulunma fikrim pekişti ve bağış yapmaya devam ettim. Yüce kitabımızda ‘Bir canı kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibidir’ deniyor. Ben de bu ilkeyle kan bağışında bulunuyorum. Bu ödülü, bu madalyayı aslında gönüllü olarak isimsiz kan bağışında bulunan herkese ithaf ediyorum. Bu organizasyonu yapan Kızılay Artuklu Şube Başkanımız Şeyhmus Arı’ya, yönetimine ve Kızılay çalışanlarına teşekkür ediyorum. Bütün vatandaşlarımızı kan bağışına davet ediyorum’’ diye konuştu. Kan bağışının ardından Düşünceli’ye Kızılay tarafından altın kaplama madalya takdim edildi.
‘Ebeveynlerin anlayışlı ve sabırlı olması, çocukların okul uyumunu kolaylaştırıyor’
05 Eylül 2025 Cuma - 12:46 ‘Ebeveynlerin anlayışlı ve sabırlı olması, çocukların okul uyumunu kolaylaştırıyor’ Okulların açılmasıyla birlikte birçok çocukta heyecanın yanı sıra kaygının da gözlenebileceğini belirten Klinik Psikolog Enise Öziç, "Tatil döneminde rutinleri bozulan çocuklar, yeniden okul düzenine adapte olmakta zorlanabilir. Yeni sınıfa geçmek, öğretmen değişiklikleri ya da arkadaş ilişkilerindeki belirsizlikler çocukların zihninde soru işaretleri ve kaygılar oluşturabilir. Bu dönemde ebeveynlerin göstereceği anlayış ve sabır, çocuğun okula uyum sürecini doğrudan etkiler" dedi. Liv Hospital Samsun’dan Klinik Psikolog Enise Öziç, okula dönüş kaygısının doğal olduğunu, ebeveynlerin anlayışlı yaklaşımıyla çocukların kısa sürede uyum sağlayabileceğini söyledi. "Rutinlere dönüşte zorlanabilirler" Okulların açılmasıyla birlikte birçok çocukta heyecanın yanı sıra kaygının da gözlenebileceğini söyleyen Psk. Öziç, "Tatil döneminde rutinleri bozulan çocuklar, yeniden okul düzenine adapte olmakta zorlanabilir. Yeni sınıfa geçmek, öğretmen değişiklikleri ya da arkadaş ilişkilerindeki belirsizlikler çocukların zihninde soru işaretleri ve kaygılar oluşturabilir. Bu dönemde ebeveynlerin göstereceği anlayış ve sabır, çocuğun okula uyum sürecini doğrudan etkiler" diye konuştu. "Kaygıyı yok saymak yerine dinleyin" Çocukların yaşadığı kaygıyı yok saymak yerine onları dinlemek ve duygularını anlamaya çalışmanın çok önemli olduğunu vurgulayan Psk. Öziç, "Çocuğunuzun korkularını küçümsemek ya da ‘abartıyorsun’ demek yerine, onun yanında olduğunuzu hissettirmek gerekir. Ebeveynlerin empatik bir yaklaşım sergilemesi çocuğun kaygısını azaltır. Ayrıca rutinlere yavaş yavaş dönmek, uyku saatlerini düzenlemek ve çocuğa okulun olumlu yönlerini hatırlatmak bu süreçte faydalı olur" şeklinde konuştu. "Kendi kaygınızı yansıtmayın" Ebeveynlerin kendi kaygılarını da çocuklara yansıtmaması gerektiğini belirten Psk. Öziç, "Çocuklar anne babalarının tutumlarını çok kolay fark eder. Eğer siz endişeli görünürseniz, çocuğunuz da daha fazla kaygı duyar. Okulun ilk günlerinde çocuklara destek olmak, birlikte küçük hazırlıklar yapmak ve gerektiğinde profesyonel destek almak sürecin sağlıklı ilerlemesine yardımcı olur. Eğer birkaç hafta geçtikten sonra hala okula uyum sürecinde problem yaşanıyorsa mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır" ifadelerini kullandı. "Kısa sürede uyum sağlayabilirler" Sabır ve anlayışla desteklenen çocukların kısa sürede okula güvenle uyum sağladığını kaydeden Psk. Öziç, ebeveynlere sakin ve destekleyici bir tutum sergilemeleri çağrısında bulundu.
Demir eksikliği enfeksiyonlara davetiye çıkarıyor
05 Eylül 2025 Cuma - 12:42 Demir eksikliği enfeksiyonlara davetiye çıkarıyor Dünyada en sık rastlanan kansızlık türü olan demir eksikliğinin bağışıklık sistemini zayıflattığını ve enfeksiyonlara yatkınlığı artırdığını belirten Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Özlem Şahin Balçık, "Demir eksikliği anemisi, enfeksiyonlara yatkınlığı artırmakta ve enfeksiyonların ardından iyileşme sürecini uzatmaktadır. Kansızlık şikâyetleri olan hastalarımızın tedavi süreçleri için hekimleri ile görüşmeleri önemlidir" dedi. VM Medical Park Samsun Hastanesi Hematoloji Kliniği’nden Doç. Dr. Özlem Şahin Balçık, kansızlık hakkında açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Balçık, "Kansızlık (anemi), kandaki hemoglobin değerinin yaşa ve cinsiyete göre belirlenmiş normal aralıkların altında olması olarak tanımlanıyor. En yaygın kansızlık türü ise demir eksikliği anemisidir" diye konuştu. "Demir eksikliği anemisi görülebilir" Demir eksikliği anemisi hakkında bilgi veren Doç. Dr. Özlem Şahin Balçık, demir eksikliğinin kadınların yüzde 35’inde, erkeklerin ise yüzde 20’sinde görülen önemli bir sağlık problemi olduğunu ifade etti. Gebe kadınlarda demir eksikliği oranının yüzde 50’ye kadar çıktığını belirten Doç. Dr. Balçık, "Demir, B12 ve folik asit gibi vitamin ve minerallerdeki eksiklikler, talasemi (Akdeniz anemisi), kanser, romatizma ve böbrek hastalıkları gibi rahatsızlıklarla da ilişkilidir. Demir eksikliği anemisinde halsizlik, yorgunluk, aşırı uyku isteği, saç dökülmesi, tırnak bozukluğu, kaşıntı, baş ağrısı, baş dönmesi, öğrenme güçlüğü, unutkanlık, çarpıntı, nefes darlığı ve göğüs ağrısı gibi şikâyetler gözlemlenmektedir" şeklinde konuştu. "Bağışıklık sistemini olumsuz etkiler" Demir eksikliği anemisinin bağışıklık sistemini zayıflattığını vurgulayan Doç. Dr. Balçık, "Demir eksikliği anemisi, enfeksiyonlara yatkınlığı artırmakta ve enfeksiyonların ardından iyileşme sürecini uzatmaktadır. Kansızlık şikâyetleri olan hastalarımızın tedavi süreçleri için hekimleri ile görüşmeleri önemlidir" dedi. "Et tüketimi önerilir" Sağlıklı beslenme konusunda da önerilerde bulunan Doç. Dr. Balçık, "Et ve et ürünleri demir açısından zengin gıdalardır. Hayvansal gıdalardan alınan demirin mideden emilimi daha kolaydır ve kan değerini yükseltmede etkilidir. Kuru baklagiller, ıspanak ve üzüm gibi bitkisel kaynaklı gıdalar da demir içermekte, ancak hayvansal gıdalara göre emilimleri daha düşüktür. Vejetaryen beslenenler ve et tüketimi az olan kişilerde demir eksikliği daha sık görülmektedir. Ancak, demir eksikliği tedavisi gören hastalar, özellikle yüksek kan yağları (kolesterol ve trigliserid) olanlar ve kalp-damar hastalığı bulunanlar, et tüketimini hekimlerinin önerdiği diyet çerçevesinde yapmalıdır" şeklinde konuştu.
Şikayetlerini astıma bağladı, soluk borusunun yüzde 80’ini tıkayan kanserle konuşamaz hale geldi
05 Eylül 2025 Cuma - 11:58 Şikayetlerini astıma bağladı, soluk borusunun yüzde 80’ini tıkayan kanserle konuşamaz hale geldi Düzce’de yaşayan uzun yıllardır astım tedavisi gören 57 yaşındaki Sevcan Demir, hastalığına bağladığı şikayetlerinin artmasıyla adeta konuşamaz hale gelince gittiği doktorda kanser olduğunu öğrendi. Önce bronkoskopi yapılan ardından ameliyat edilen hastanın durumuna ilişkin bilgi veren Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Demet Turan, "Yaklaşık 30 yıldır astım tanısı mevcut fakat 5-6 aydan beri nefes darlığı şikayeti artmış, acil bronkoskopiyle girdiğimizde ana soluk borusunun hava yolunu yüzde 80 oranında kapatan tümörel bir doku mevcuttu, adenoid kistik karsinom. Cümle kuramayacak kadar solunum sıkıntısı vardı, bu durum fark edilmese her şey olabilirdi, şu anda iyi" dedi. Hasta Demir ise, "Rahatsızlığı astıma bağlı olarak gördük, ondan anlayamadık. Nefessiz olarak operasyona girdim, normal insanmış gibi nefes alarak çıktım. Konuşamıyordum şu an her şey normal" diye konuştu. Düzce’de yaşayan uzun yıllardır astım tedavisi gören 2 çocuk annesi 57 yaşındaki Sevcan Demir, hissettiği nefes darlığı gibi durumları hastalığına bağladı. Geçtiğimiz haftalarda sıkıntıları yoğunlaşınca doktora gitti, tetkiklerde ana soluk borusunun yaklaşık yüzde 80’ini kaplayan bir tümör olduğu görüldü. Temmuz ayının başında İstanbul’a Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne yönlendirilen Demir, bu süreçte şikayetleri nedeniyle adeta konuşamaz hale geldi. Bunun üzerine Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Demet Turan ve ekibi acil olarak Demir’e bronkoskopi(Burun veya ağızdan esnek bir tüpün ucunda bir kamera ile girilerek nefes borusu, akciğerler ve bronşların görüntülenmesi tanı ve tedavisine imkan tanıyan işlem) yaparak hastanın solunum sıkıntısını giderecek alanın açılmasını sağladı. İşlem sonrası nefes problemi giderilen Demir’in patoloji sonucunda ise tükrük bezleri, solunum yolu ve göz çevresi gibi bölgelerde ortaya çıkan bir kanser türü olan adenoid kistik karsinom olduğu belirlendi. Detaylı incelemeler sonrası Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Vedat Doğru ve ekibi hastayı operasyona alırken ameliyat başarıyla gerçekleştirildi. Hastanın tedavi süreci devam ederken Doç. Dr. Turan hastaya uygulanan tedavi ve son durumuna ilişkin bilgi verdi, Demir ise yaşadığı zorlu süreci anlattı. Hastanın işlem öncesi yaşadığı solunum sıkıntısıyla konuşmaya çalıştığı anlar ve ameliyat öncesi yapılan bronkoskopi işlemi sonrası görüntüleri arasındaki fark ise dikkat çekti. "Nefessiz olarak operasyona girdim, nefes alarak çıktım" Problemlerini astıma bağladığını anlatan 57 yaşındaki Sevcan Demir, "Astımım vardı, bu rahatsızlığı astıma bağlı gördük, ondan başında anlayamadık. Rahatsızlığım arttıkça doktoruma gidiyorum. İlaçlarımı alıyorum ama fayda vermiyor, sonra doktorum dozunu yükseltiyor, yine fayda vermedi. Doktorum, ‘Acaba gözümüzden kaçan bir şey mi var, tomografi çekelim, ona göre bir yol takip edelim’ dedi. Çekildi, bu rahatsızlığım çıktı. İşleme Düzce’de başladık, doktorumun yönlendirmesiyle buraya geldim. Çok ağır bir nefes alamama, nefes alamıyorum, sıkıştırıyor ve beni bastırıyor, çok sıkıntıyla geldik, ara ara nöbetler geliyor. Sonra o nöbetler çoğalmaya başladı, rahatsız etti. Doktorlarım o halimi gördü, apar topar operasyona aldı. Nefessiz olarak operasyona girdim, normal insanmış gibi nefes alarak çıktım. Yaşamın bir anlamı yok, her şey sağlığa bağlı, sağlığınız olursa her şeyden keyif alıyorsunuz. Çok sıkıntılıydı, Rabbim bir daha yaşatmasın, hiç kimseye de yaşatmasın. Konuşamıyordum, nefes alamıyorsun ki konuşasın rahatlayınca tabi her şeyi istiyorsun. Nefessiz olarak yattım, nasıl yatacağım diye düşünüyorum sedyeye sonra kalkınca Elhamdülillah, her şey normal, nefes normal, çok ayrı bir duygu. Küçük kızım bana göstermeden ağlıyordu, ailem, hepsi de üzgündü" diye konuştu. "Hava yolunu yüzde 80 oranında kapatan tümörel bir doku mevcuttu" ‘Vakamız Düzce’den gelen bir hasta’ diyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Demet Turan, "Yaklaşık 30 yıldır astım tanısı mevcut fakat son 5-6 aydan beri nefes darlığı şikayeti artmış, aldığı tedavilerin dozunun artırılmasına, ilaç değişikliğine rağmen hastanın şikayetlerinde bir değişiklik olmamasıyla beraber ilerleme de izlenmiş. Çekilen tomografisinde akciğerde ana soluk borusunda solunum sıkıntısına neden olan tümörel bir lezyon saptanıyor. Ana soluk borusundaki lezyonun alınarak solunumsal olarak rahat hale getirilebilmesi için bize sevk edildi. Acil bronkoskopi işlemine almak zorunda kaldık, bronkoskopiyle girdiğimizde gördük ki; trakea dediğimiz ana soluk borusunun orta alanında yaklaşık hava yolunu yüzde 80 oranında kapatan ve 2,5 santim kadar devam eden tümörel bir doku mevcuttu. İleri bronkoskopik işlemlerle bu tümörel dokuyu alarak, temizleyerek hava yolunu açıcı işlemi sağladık. Bu tamamen hastalığı ortadan kaldıran bir işlem değil, hem aldığımız materyalleri patolojiye gönderip tanı koymak amacıyla hem de hastanın hava yolunu açarak solunumsal anlamda rahatlatmak için yaptığımız bir işlemdi, bununla tedavisi tamamlanmadı, ameliyatı yapıldı. Neredeyse sırt üstü bile yaslanamıyor, oturur pozisyonda, hafif öne doğru eğilerek solunum kapasitesini artırmaya çalışıyor ve çok ciddi bir solunum yetmezliğindeydi. O halde birkaç saat sonrası için bir yoğun bakım endikasyonu bile koyabilirdik. Çok güçlüğü vardı, cümle kuramayacak kadar solunum sıkıntısı, derdini ancak bir kelime bir kelime çıkararak anlatmaya çalışıyordu" şeklinde konuştu. "Fark edilmese her şey olabilirdi" Bronkoskopi işlemi sonrası hastanın solonum probleminin aşıldığını, göğüs cerrahisi ekibinin de hastanın ameliyatını başarıyla gerçekleştirdiğini aktaran Doç. Dr. Turan sözlerine şöyle devam etti: "Uyandıktan hemen sonra hasta normal nefes alıyordu, solunumsal anlamda çok rahatlamıştı. Genellikle kendilerini ‘Yeniden doğmuş gibi hissediyorum’ diye ifade ederler. Patoloji adenoid kistik karsinom olarak geldi, bu ana soluk borusunun en sık rastladığımız tümörlerinden bir tanesi. Endobronşiyal tedavi uygulanmasa hastanın tedavileri almak için hiçbir şansı olmayacaktı. Bu durum fark edilmese solunum sıkıntısı artarak mutlaka acile gidecek, entübe edilerek yoğun bakıma alınacaktı. Entübasyon sırasında da ana soluk borusu tabi ki tümörle kapalı olduğu için o da hasta için çok büyük bir sıkıntı oluşturabilirdi, dolayısıyla her şey olabilirdi. Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ileri bronkoskopik işlemlerde gerçekten referans bir merkez. Türkiye’nin pek çok şehrinden solunum sıkıntısı, hava yolu darlığı olan hastalar merkezimize refere edilmekte. Hastaların kronik rahatsızlıkları olabilir, belki nefes darlığına neden olan kronik hastalıkları olabilir. Bu hastalıkların doğal seyrinin dışında hastalarda bir solunum sıkıntısında farklı bir artış, ilerleme varsa aslında bu açıdan belki biraz daha detaylı bir inceleme daha erken tanıya ulaşmamızı sağlayabilir" dedi.