SAĞLIK
Anne adayları artık doğal doğumu tehcih ediyor 25 Nisan 2026 Cumartesi - 15:58:24 Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Büşra Cesur, Ebeler Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada anne adaylarının sezeryana kıyasla normal doğumu tehcih ettiklerini söyledi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Büşra Cesur, 21-28 Nisan Ebeler Haftası dolayısıyla ebelik mesleğinin sağlık sistemindeki yeri, eğitim süreçleri ve geleceğine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Ebelik mesleğinin sağlık sisteminin temel yapı taşlarından biri olduğunu belirten Cesur, ebelerin sağlığın korunması, geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi ile tedavi ve bakım hizmetlerini bir arada sunduğunu ifade etti. Ebelerin birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin tamamında aktif rol aldığını vurgulayan Cesur, köyden kente kesintisiz sağlık hizmeti sunarak toplumun her kesimine ulaştıklarını söyledi. Anne ve bebek sağlığındaki kritik rolüne dikkat çeken Cesur, ebelerin anne ve bebek ölümlerinin azaltılmasında en önemli meslek gruplarından biri olduğunu belirtti. Sağlıklı gebelik planlamasından doğum ve doğum sonrası sürece kadar geçen tüm aşamalarda ebelerin aktif görev aldığını dile getirdi. İstihdam alanları güçlenmeli Türkiye’de ebelik alanında son yıllarda akademik ve klinik anlamda önemli gelişmeler yaşandığını ifade eden Cesur, akademik kadronun güçlendiğini, bilimsel çalışmaların arttığını kaydetti. Ancak mesleğin yetki, görünürlük ve istihdam alanlarında daha da güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Toplumda ebelik mesleğine yönelik yanlış algıların bulunduğunu da belirten Cesur, ebelerin yalnızca doğum yaptıran sağlık çalışanları olarak görülmesinin doğru olmadığını ifade etti. Ebelik hizmetlerinin gebelik öncesinden başlayarak lohusalık dönemine kadar uzanan geniş bir süreci kapsadığını vurguladı. Doğuma karşı yaklaşım değişti Ebelerin doğum sürecinde sadece tıbbi değil aynı zamanda psikolojik destek de sunduğunu dile getiren Cesur, anne adayının kaygısını azalttıklarını ve doğum deneyiminin daha olumlu geçmesine katkı sağladıklarını belirtti. Günümüzde doğum yaklaşımlarının değiştiğini ifade eden Cesur, kadın merkezli ve kanıta dayalı uygulamaların ön plana çıktığını, doğal doğuma yönelimin arttığını söyledi. Sezaryen oranlarının dengelenmesi yönünde çalışmaların sürdüğünü belirten Cesur, ebelerin bu süreçteki öneminin giderek daha fazla anlaşıldığını kaydetti. Aktif öğrenme yöntemleriyle yetiştiriliyorlar Ebelik eğitimi hakkında da bilgi veren Cesur, bölümde teorik ve uygulamalı derslerin dengeli şekilde, öğrencilerin aktif öğrenme yöntemleriyle yetiştirildiğini ifade etti. Simülasyon teknolojileri, sanal gerçeklik ve dijital eğitim materyallerinin eğitim sürecine entegre edildiğini belirtti. Bölümün akademik çalışmalarına da değinen Cesur, 2023 yılında akredite olduklarını ve Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi (TYÇ) logosu almaya hak kazanan Türkiye’deki ilk ebelik bölümü olduklarını söyledi. Bu durumun mezunların uluslararası düzeyde tanınırlığını artırdığını ifade etti. Ebeler Haftası mesleğin görünürlüğünü artıran önemli bir dönem Mezunların hastaneler, aile sağlığı merkezleri, toplum sağlığı merkezleri ve akademide görev alabildiğini belirten Cesur, birçok mezunun akademik ve idari kariyerlere yöneldiğini de sözlerine ekledi. Teknolojinin ebelik mesleğine katkı sağladığını vurgulayan Cesur, öğrenmeyi kolaylaştırdığını, problem çözme ve karar verme becerilerini geliştirdiğini ifade etti. Ancak veri güvenliği ve mahremiyet konularına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Ebeler Haftası’nın mesleğin görünürlüğünü artıran önemli bir dönem olduğunu belirten Cesur, Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara verdiği öneme dikkat çekerek, sağlıklı nesillerin temelinde ebelerin önemli bir rol üstlendiğini ifade etti. Cesur, sözlerini "Sağlıklı bir toplumun temeli sağlıklı anneler ve bebeklerdir. Ebeler bu sürecin güvencesidir" ifadeleriyle tamamladı.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 15:18 Eskişehir İl Sağlık Müdürü Bildirici’den Dünya Sıtma Günü uyarısı: "Risk tamamen bitmedi" Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2008 yılından bu yana her yıl 25 Nisan’da anılan Dünya Sıtma Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sıtmanın; plasmodium cinsi paraziti taşıyan dişi anofel sivrisineklerin ısırığı yoluyla bulaşan ve kırmızı kan hücrelerini enfekte ederek hayatı tehdit edebilen ciddi bir hastalık olduğunu belirtti. Hastalığın ilk belirtilerinin genellikle sivrisinek ısırığını takip eden 10-15 gün içerisinde baş ağrısı, titreme ve ateş şeklinde ortaya çıktığını ifade etti. İnsanlarda sıtmaya yol açan beş farklı plasmodium türü bulunduğunu dile getiren Bildirici, özellikle P. falciparum ve P. vivax türlerinin en büyük riski oluşturduğunu, falciparum tipinin tedavi edilmediği durumlarda kısa sürede ağır seyrederek ölüme neden olabildiğini vurguladı. "Dünya nüfusunun yaklaşık yarısı sıtma riski altında" İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, dünya nüfusunun yaklaşık yarısının sıtma riski altında bulunduğunu, bu riskin özellikle Sahra altı Afrika ülkelerinde yoğunlaştığını ifade etti. Türkiye’de geçmiş yıllarda yaygın olarak görülen sıtmanın, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen etkin çalışmalar neticesinde yerli bulaşının sona erdiğini belirtti. Bildirici, ülkemizde sıtma etkenini taşıyabilecek sivrisinek türlerinin halen bulunduğuna dikkat çekerek; iklim ve çevresel faktörler, artan uluslararası seyahatler, endemik bölgelerden gelen vakalar ve düzensiz göç hareketleri nedeniyle yurtdışı kaynaklı sıtma vakalarının görülebildiğini söyledi. Ayrıca Türkiye’nin subtropikal kuşakta yer alması ve iklim değişikliğine bağlı sıcaklık artışlarının da hastalık riskini artırabileceğini dile getirdi. "Vatandaşlarımız riskli bölgelere seyahat ederken dikkat etmeli" Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sıtma riskinin tamamen ortadan kalkmadığını, bu nedenle Sıtma Eliminasyon Programı kapsamında yürütülen çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü belirtti. Vatandaşların özellikle riskli bölgelere seyahat öncesinde gerekli koruyucu önlemleri almaları ve hastalık belirtileri görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini ifade etti.
Yüksek nabızla gelen tehlike, tek seansta son buldu
04 Eylül 2025 Perşembe - 10:43 Yüksek nabızla gelen tehlike, tek seansta son buldu Rutin bir sağlık taramasında 56 yaşındaki Sabahattin Bayrak’ın tesadüfen fark edilen 148 nabzı, İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesinde tek seansta kontrol altına alındı. İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Doğduş ve ekibi, 30 yıldır özel sektörde çalışan 56 yaşındaki Sabahattin Bayrak’ın hayatını değiştiren başarılı bir ablasyon operasyonuna imza attı. Rutin bir iş yeri sağlık taramasında ortaya çıkan yüksek nabız, Bayrak’ın hayatında yeni bir dönüm noktası oldu. 148’e kadar çıkan nabız değeri üzerine yapılan detaylı tetkikler, iki farklı ritim bozukluğunu Atrial Fibrilasyon ve Atrial Flutter ortaya çıkardı. "Nefes nefese kalıyordum, ama farkında değildim" Sabahattin Bayrak, operasyon öncesi yaşadığı şikayetleri şöyle anlattı: "Aslında çok çabuk yoruluyordum, 100 metre yürüyünce bile nefes nefese kalıyordum. Ben bunu yaşımın doğal etkisi sandım. İş yerinde yapılan sağlık taramasında nabzımın 148 olduğunu öğrendim. İlk başta korktum ama doktorlarımız bana süreci çok güzel anlattı. Ablasyon denilen operasyonu geçirdim, bir gece hastanede kaldım ve şimdi hem psikolojik hem de fiziksel olarak çok rahatım. Hayata daha güzel bakıyorum." Çifte ritim bozukluğuna tek seansta müdahale Doç. Dr. Mustafa Doğduş, hastanın durumunun ciddiyetini ve operasyonun başarısını şöyle açıkladı: "Hastamızda aynı anda iki farklı ritim bozukluğu tespit ettik: Atrial Fibrilasyon ve Atrial Flutter. Bu durum, uzun vadede kalp yetmezliğine yol açabilecek ciddi bir tabloydu. Üç boyutlu elektroanatomik haritalama yöntemiyle kalbin sol ve sağ kulakçıklarını ayrıntılı şekilde görüntüledik ve tek seansta iki odaktaki ritim bozukluğunu da ablasyon yöntemiyle başarıyla tedavi ettik." Operasyon sonrası Bayrak’ın kalp ritmi normale dönerken, nefes darlığı ve çabuk yorulma şikâyetleri de büyük oranda ortadan kalktı. "Korkmayın, doğru ekip ve doğru tedavi ile risk minimum" Kalp rahatsızlıklarının çoğu zaman hastalar tarafından geç fark edildiğini belirten Doç. Dr. Mustafa Doğduş, erken teşhisin önemine vurgu yaptı: "Hastalar bazen çabuk yorulmayı veya nefes darlığını normal yaşlanma belirtisi olarak yorumlayabiliyor. Oysa bu, kalp ritim bozukluklarının habercisi olabilir. Doğru ekip, doğru teknoloji ve doğru tedavi ile riskler minimuma indiriliyor. Bizim amacımız hastalarımızın yaşam kalitesini artırmak ve uzun vadede ciddi kalp problemlerini önlemek."
Okul çağında sağlıklı beslenme fiziksel ve zihinsel gelişimi doğrudan etkiliyor
04 Eylül 2025 Perşembe - 10:34 Okul çağında sağlıklı beslenme fiziksel ve zihinsel gelişimi doğrudan etkiliyor Büyüme çağındaki çocukların okul başarısı, bağışıklık sistemi ve günlük enerjileri doğrudan beslenme alışkanlıklarıyla ilişkili oluyor. Uzm. Dyt. Yağmur Satıroğlu, okul döneminde çocukların düzenli ve dengeli beslenmesinin hem zihinsel hem fiziksel gelişim açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekti. Çocukluk döneminde kazanılan beslenme alışkanlıkları, hem okul başarısını hem de uzun vadeli sağlık durumunu doğrudan etkiliyor. Kahvaltının atlanması, düzensiz öğünler ya da yetersiz sıvı alımı; dikkat eksikliği, yorgunluk ve bağışıklık sistemi zayıflığı gibi sorunlara yol açabiliyor. Medicana Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Yağmur Satıroğlu, çocukların okulda geçirdikleri uzun saatlerin sağlıklı ve düzenli bir beslenme planıyla desteklenmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: "Çocukların enerji seviyelerini korumaları, konsantrasyonlarını artırmaları ve genel sağlıklarını sürdürebilmeleri için okullarda sağlıklı beslenmeleri büyük önem taşır. Dengeli bir kahvaltıyla güne başlamak, gün boyu dikkat ve öğrenme kapasitesini olumlu yönde etkiler." Sağlıklı beslenme için uzmanından temel öneriler "Çocukların okul döneminde dengeli beslenmesi için dikkat edilmesi gereken bazı temel noktalar bulunur" diyen Uzm. Dyt. Yağmur Satıroğlu, bunları şöyle sıraladı: "Kahvaltı atlanmamalı: Protein (örneğin yumurta, süt), tam tahıllar (örneğin yulaf, tam buğday ekmeği) ve meyve içeren bir kahvaltı tercih edilmelidir. Sağlıklı atıştırmalıklar seçilmeli: Paketli ürünler yerine yoğurt, taze meyve, kuruyemiş veya tam tahıllı kraker gibi seçenekler sunulmalıdır. Yeterli su tüketilmeli: Şekerli içecekler yerine gün boyu su içmeye teşvik edilmelidir. Sebze ve meyve tüketimi artırılmalı: Özellikle öğle yemeklerinde renkli sebzeler ve meyveler menüye eklenmelidir. Tam tahıllar tercih edilmeli: Enerji ve lif ihtiyacını karşılamak için beyaz undan yapılan ürünler yerine tam buğday, bulgur veya kepekli seçenekler tercih edilmelidir." "Eğitim ve örnek davranışlar belirleyici rol oynar" Beslenme konusunda bilinç oluşturmanın erken yaşlarda başlaması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dyt. Yağmur Satıroğlu, çocuklara sağlıklı beslenme alışkanlıklarını kazandırmak için ailelerin ve öğretmenlerin örnek teşkil etmesinin önemine de dikkat çekti. Özel beslenme ihtiyacı olan çocukların durumuna da değinen Uzm. Dyt. Yağmur Satıroğlu, "Alerji veya intolerans gibi nedenlerle özel diyete ihtiyaç duyan çocuklar için okul yönetimiyle aile arasında iletişim kurulmalı, çocukların ihtiyaçları göz ardı edilmemelidir" diyerek sözlerini tamamladı.
Balıkesir’de ’Sağlıklı Yaşam’ için sigara bırakma ofisi kuruldu
04 Eylül 2025 Perşembe - 10:09 Balıkesir’de ’Sağlıklı Yaşam’ için sigara bırakma ofisi kuruldu Balıkesir Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ile Balıkesir İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle, sağlıklı yaşamı teşvik etmek ve sigara bağımlılığından uzaklaşmayı sağlamak amacıyla yeni bir kampanya başlatıldı. Bu kapsamda, Balıkesir Olimpik Yüzme Havuzunda "Sigarayı Bırakma Ofisi" açıldı. Balıkesir İl Sağlık Müdürü Dr. Miraç Çavdar’ın da katılımıyla gerçekleştirilen açılışta, ofisin sigara içen tüm personele kapsamlı tıbbi destek sunacağı ve sigara alışkanlıklarından kurtulmak isteyenlere önemli bir fırsat tanıdığı belirtildi. Ayrıca, kişiye özel hazırlanan yol haritaları ile sigara bırakma sürecinde rehberlik yapılacağı, sağlanacak destek ile sağlıklı bir yaşam için güçlü bir adım atılmasının hedeflendiği ifade edildi. Balıkesir’de sağlıklı yaşam bilincini artırmayı amaçlayan bu girişim, toplumsal sağlığa katkı sağlamayı ve sigara kullanımının sonlanmasına yönelik farkındalık oluşturmayı amaçlıyor. Uzman doktor, haftanın belirli günlerinde sigara içen bireylerle birebir görüşmeler yaparak kişiye özel bırakma planları hazırlayacak. Ayrıca, sigarayı bırakan personellerin sağlık durumları düzenli olarak takip edilerek, sürecin etkin bir şekilde ilerlemesi sağlanacak. Bu proje, sigara alışkanlıklarını terk etmek isteyenler için kapsamlı bir destek sunarken, Balıkesir’de daha sağlıklı bir yaşam kültürünün yaygınlaşmasına katkı sunmayı hedefliyor.
Uzmanı yüksek topuklu ayakkabılara karşı uyardı: "Doğal duruşu bozabilir"
04 Eylül 2025 Perşembe - 09:40 Uzmanı yüksek topuklu ayakkabılara karşı uyardı: "Doğal duruşu bozabilir" Memorial Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Muhammed Melez, yüksek topuklu ve dar ayakkabıların uzun süreli kullanımında ortaya çıkabilecek sorunlarla ilgili bilgi verdi. Yüksek topuklu ve dar ayakkabılar, kadınlarda hoş ve zarif bir görünüm sağlıyor olsa da insan ayağının ergonomisine uymadıkları için çeşitli sağlık sorunlara neden olabiliyor. Yüksek topuklu ayakkabılar zamanla ağrı, duruş bozuklukları ve uzun vadede ayak hasarına yol açabiliyor. "Şık ve uzun görünmek isterken doğal duruşunuzu bozabilirsiniz" Yüksek topuklu ayakkabıların doğal duruşu bozduğunu söyleyen Op. Dr. Muhammed Melez, "Dar ve yüksek topuklu ayakkabılar, kadınların daha şık görünmesini sağlamasının yanı sıra onları daha uzun boylu gösterir. Ancak yüksek topuklu ayakkabılar doğal duruşu bozmaktadır. Giyildiğinde ayak topuğunu parmakların üzerine çıkaran yüksek topuklu ayakkabılar, göz alıcı ama doğal olmayan bir duruş oluşturmaktadır. Şıklık ve uzun görünmek için tercih edilen ayakkabılar vücut ağırlığını ayakların ön kısmına kaydırmaktadır. Bu da zamanla ayaklarda sorunlara neden olabilmektedir. Ayrıca ayak parmaklarının ayak kemikleriyle birleştiği noktada (falankslar ve metatars başları) bükülmesine neden olarak, vücudun doğal yastıkçığını ayak tabanının altından kaydırmakta ve bölgeye ek baskı uygulamaktadır" dedi. "Omurga eğriliklerine yol açabilir" Melez, "Rahatsızlığa ve ayak hasarına neden olmalarıyla bilinen bu ayakkabılar, özel günlerde ve sosyal etkinliklerde popüler bir seçenek olmaya devam etmektedir. Yapılan araştırmalarda uzun süreli kullanım nedeniyle yüksek topuklu ayakkabıların kadınların omurgasına, kalçalarına, dizlerine, ayak bileklerine ve ayaklarına zarar verdiği, hatta duruşlarını ve yürüyüşlerini değiştirdiği belirlenmiştir. Özellikle kemikleri henüz tam olarak gelişmemiş genç kadınlarda omurga eğriliğine bile neden olduğu tespit edilmiştir" ifadelerini kullandı. Muhammed Melez, topuklu ayakkabıların vücuttaki olumsuz etkilerini ise şu şekilde sıraladı: "Yüksek topuklu ayakkabılar, bel ağrısından ayak bileği burkulmalarına kadar pek çok olumsuz etkiye neden olabilmektedir. Bel ağrısı; yüksek topuklu ayakkabılar ayaklarda dengeli yük dağılımına engel olduğu için ve özellikle bel bölgesinde inflamasyona, ağrı ve sızıya neden olabilir. Ayak ağrısı; Yüksek topuklu ayakkabılar estetik açıdan iyi görünse de genellşkle kullanıcıyı rahatsız eder. Yüksek topuklu ayakkabı kullanmayanlar buna alışmakta zorlanabilmektedir. Alışma aşamasında uzun süre kullanım sonucunda bu tür ayakkabılar rahatsızlığın ve ayak ağrısının nedenidir. Bu sürede topukta, belde, ayak tabanında veya parmaklarda keskin ağrılar ortaya çıkar. Damarlara baskı; Yüksek topuklu ayakkabıların uzun süre kullanımı kan damarlarının normal seyrini bozmakta ve ayağa uygulanan baskı nedeniyle kan akışı kısıtlayarak ve vasküler (damar) yapılara zarar verebilir. Omurgada kamburlaşma; yüksek topuklu ayakkabıların uzun süre kullanımı vücut aksını bozduğu için sırtın normalden daha fazla kamburlaşmasına yol açabilir. Topuğun yüksekliği, sırttaki kamburluk derecesiyle orantılıdır. Kamburluk zamanla üst ve alt sırtta şiddetli ağrıya neden olabilir. Değişen ayak yapısı; uzun süre yüksek topuklu ayakkabı giymek ayağın doğal yapısını değiştirebilir ve başparmak çıkıntısı ya da çekiç parmak gibi deformitelere yol açabilir. Kas ve tendon sorunları; bu ayakkabılar ayaktaki kas ve tendonları, özellikle de Aşil tendonunun çalışma mekanizmasını bozabilir. Zamanla Aşil tendonunun kısalması ile ağrı ve sertliğe neden olabilir. Zayıflamış bağlar; yüksek topuklu ayakkabıların uzun süre kullanımı bağları zayıflatabilir. Yüksek topuklu ayakkabıların sık kullanımı bağların gücünü olumsuz etkileyip, ikincil ayak ve ayak bileği problemlerine sebep olabilmektedir. Diz ağrısı; yüksek topuklu ayakkabı giymek, vücut ve bacaklarda çalışma aksında yaptığı dengesizlik nedeni ile diz ekleminin yük taşıma mekanizmasını bozarak artroza (kireçlenme) neden olabilmektedir. Ayak bileği burkulmaları; hem düz hem de engebeli zeminlerde yüksek topuklu ayakkabı giymek, ayak bileği burkulmasına, düşmelere ve ayak bilekleri ile dizlerde kırılmaya dene olabilir. Tırnak batması; uzun süreli kullanımda parmakların duruşunu bozan bu ayakkabılar, tırnak batmasına neden olabilmektedir. Ayak sağlığının korunması vücut sağlığı açısından da çok önemlidir. Günlük yaşamda mümkün olduğunca rahat ayakkabılar tercih edilmelidir. Topuklu ve dar ayakkabıların olumsuz etkilerinin görülmesi durumunda mutlaka doktora danışılmalı ve ayaklar mümkün olduğunca dinlendirilmelidir."
Prof. Dr. Adnan Çalık: "Kanser kelimesi eskisi gibi ‘son’ anlamına gelmiyor"
04 Eylül 2025 Perşembe - 09:16 Prof. Dr. Adnan Çalık: "Kanser kelimesi eskisi gibi ‘son’ anlamına gelmiyor" Kanser kelimesinin eskisi gibi bir ’son’ anlamına gelmediği, eskiden ölümcül olan birçok kanser türünün bugün uzun süreli kontrol altına alınabildiği belirtildi. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan İmperial Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Adnan Çalık, 30 yıl önce birçok kanser için tedavi şansının oldukça sınırlıyken, bugün pek çok tipte sağ kalım oranının 1,5 ila 2 kat arttığını söyledi. Son 30 yılda kanser tedavilerinde başarı oranının ciddi bir şekilde artığını kaydeden Çalık, "Son 30 yılda (1995 - 2025) kanser tedavilerinde başarı oranı ciddi şekilde arttı. Bu artışı ölçmek için genelde 5 yıllık sağ kalım oranları kullanılır. Dünya genelinde ve Türkiye’deki verilerde genel sağ kalım oranı artışı; 1990’larda tüm kanserlerde 5 yıllık sağ kalım oranı yüzde 50. Günümüzde (2020’ler) tüm kanserlerde yüzde 68-70. Tedavi başarısında yaklaşık yüzde 18-20’lik mutlak artış var. Erken tanı yöntemleri (mamografi, kolonoskopi, düşük doz BT ile akciğer taraması), cerrahi tekniklerde ilerleme (laparoskopik ve robotik cerrahi), radyoterapi optimizasyonu (IMRT, stereotaktik RT), Kemoterapi protokollerinin iyileştirilmesi, hedefe yönelik tedaviler (ör. HER2 pozitif meme kanseri için trastuzumab) İmmünoterapiler (checkpoint inhibitörleri, CAR-T hücre tedavileri) ve kişiselleştirilmiş onkoloji (genetik ve moleküler biyobelirteçlere dayalı) kanserlerde tedavi sürecini pozitif etkiliyor" dedi. Yaklaşık 30 yıl öncesine göre kanser vakalarında sağ kalım oranının 1,5-2 kat arttığına dikkat çeken Çalık, "30 yıl önce birçok kanser için tedavi şansı oldukça sınırlıyken, bugün pek çok tipte sağ kalım oranı 1,5 ila 2 kat arttı. Özellikle meme, prostat, hematolojik kanserlerde dramatik ilerleme var; akciğer ve pankreas gibi kanserlerde ise artış daha sınırlı ama son 10 yılda immünoterapi ile hızlı bir yükseliş var. Bu çok önemli bir nokta. ’Kanser’ kelimesi hâlâ toplumda ölümle eş anlamlı algılanıyor ama bu algı günümüzde tıbbi gerçeklikle tamamen örtüşmüyor. Kanser, her zaman ölüm değil. Son 30 yılda tedavi başarısı dramatik biçimde arttı. Meme, prostat, tiroit, cilt kanserleri gibi birçok türde 5 yıllık sağ kalım yüzde 85-95’e ulaştı. Çocukluk çağı lösemilerinde başarı oranı yüzde 90’ın üzerinde. Erken evrede yakalanan birçok kanserde tamamen iyileşme mümkün" diye konuştu. Bazı kanser türlerinde iyileşme oranları gripten bile daha yüksek hale geldi Bazı türlerde iyileşme oranları gripten bile daha yüksek hale geldiğini belirten Çalık, kanser kelimesinin eskisi gibi ‘son’ anlamına gelmediğini belirterek "Eskiden ölümcül olan birçok kanser, bugün uzun süreli kontrol altına alınabiliyor. Erken teşhis, başarı oranını katlıyor. Tarama programlarına katılım hayat kurtarıyor. Meme, kolon, rahim ağzı kanserlerinde bu çok belirgin. Tedavi yöntemleri çok gelişti. İmmünoterapi, hedefe yönelik ilaçlar ve minimal invaziv cerrahiyle yan etkiler azaldı, yaşam kalitesi arttı. Kanser kelimesi eskisi gibi ‘son’ anlamına gelmiyor. Bazı türlerde iyileşme oranları gripten bile daha yüksek hale geldi (ör. erken tiroit kanseri) Yaşam beklentisi uzadı, umut çok daha güçlü. Günümüzde bazı ileri evre hastalarda bile 5-10 yıl yaşam olasılığı mümkün, bu bir devrim" şeklinde konuştu.
Sağlık Bakanlığı "Ulusal Doku ve Hücre Bankacılığı" sistemini hayata geçiriyor
04 Eylül 2025 Perşembe - 01:12 Sağlık Bakanlığı "Ulusal Doku ve Hücre Bankacılığı" sistemini hayata geçiriyor Sağlık Bakanlığı "Ulusal Doku ve Hücre Bankacılığı" sistemi hakkında İnsan Doku ve Hücrelerinden Elde Edilen Ürünler ve Bu Ürünler ile İlgili Merkezler Hakkında Yönetmelik Resmi Gazete’de yayımlandı. Sağlık Bakanlığı, Ulusal Doku ve Hücre Bankacılığı Sistemi’ni hayata geçiriyor. Artık ameliyat ve tedavilerde, ithal doku ve hücre ürünlerinin yerine hastaların kendi hücre ve dokularından veya uygun donörlerden alınan hammaddelerden elde edilen yerli üretim ürünler kullanılacak. Bu sayede bağışıklık sistemi reddi riski en aza indirilecek ve tedavi başarı oranları artırılacak. Ülke genelinde kurulacak olan Hücre ve Doku Ürünleri Üretim Merkezlerinde ürünler yerli imkânlarla üretilecek. Hücre ve Doku Ürünleri Üretim Merkezleri sayesinde yerli üretim kapasitesi artırılacak ve dışa bağımlılık büyük ölçüde azaltılacak. Üretim, uygulama ve tedavi süreçleri dijital ortamda izlenecek Sağlık Bakanlığı, tedavilerin güvenli şekilde uygulanabilmesi için ürünlerin üretimden kullanım aşamasına kadar tüm sürecini dijital ortamda takip edecek. Geliştirilen takip sistemiyle, hangi ürünün, hangi hastaya, nerede ve kim tarafından uygulandığı güvenli şekilde dijital ortamda kayıt altına alınacak ve izlenecek. Üretim güvenliği sağlanacak İnsan doku ve hücrelerinden elde edilen hammaddeler, yüksek biyogüvenlik standartları altında toplanacak. Üretim, Hücre ve Doku Ürünleri Üretim Merkezlerinde, Sağlık Bakanlığı ve Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) denetiminde gerçekleştirilecek. Böylece üretim güvenliği ve ürün kalitesi en üst düzeye çıkarılacak. Ürün çeşitliliği artırılacak ve yeni tedavi yöntemleri geliştirilecek Kişiye özel tedavi ürünleri, Sağlık Bakanlığı öncülüğünde ve Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) koordinasyonunda yürütülecek çalışmalarla geliştirilecek. Bu sayede yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine ve ürün çeşitliliğinin artırılmasına da katkı sağlanacak. Geleceğin tedavisi olan kişiye özel üretilecek ürünler ile hastaların tedavi etkinliği üst seviyelere çıkarılacak. Vatandaşlar ürün ve tedavilerden kolayca faydalanabilecek Tedavi ihtiyacı hekimler tarafından belirlenecek ve reçetelenen ürünler hastane eczaneleri, yetkili merkezler ve Devlet Malzeme Ofisi (DMO) aracılığıyla vatandaşlara ulaştırılacak. Hastaların ürün ve tedavilere erişimleri Sağlık Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca güvenli ve uygun şartlarda sağlanacak.
Manisa’da mobil sigara bırakma aracı sahaya indi
03 Eylül 2025 Çarşamba - 21:49 Manisa’da mobil sigara bırakma aracı sahaya indi Manisa’da tütünle mücadele kapsamında sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara kolay ulaşım sağlamak amacıyla Mobil Sigara Bırakma Aracı hizmet vermeye başladı. Manisa İl Sağlık Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen proje çerçevesinde, "Tütün Bağımlılığı Tedavisi Eğitimi" almış hekimler aracılığıyla mobil poliklinik hizmeti sunuluyor. Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren, mobil aracın önemine dikkat çekerek, "Manisa’mızda tütünle mücadeleyi sokağa, mobil sigara bırakma aracı ile sahaya indirdik. Vatandaşlarımıza her yerde bu hizmeti verebilmek, dumansız hava sahasını genişletmek ve sağlıklı bir toplum için tütün ile mücadeleye devam edeceğiz. Bu mücadelede mobil olarak hizmet verebilmek, daha fazla kişiye ulaşmamızda çok önemli" dedi. Uzmanlar, sigaranın doğum öncesi dönemden itibaren 50’nin üzerinde hastalığa neden olduğuna, önlenebilir ölüm sebeplerinin başında geldiğine dikkat çekiyor. Dünya genelinde 1,3 milyar, Türkiye’de ise yaklaşık 15 milyon kişinin sigara içtiği, ülkemizde her yıl 100 bin kişinin tütün kullanımına bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiği bildirildi. Pasif içiciliğin de ciddi bir tehdit oluşturduğunu hatırlatan uzmanlar, her yıl dünyada yaklaşık 1 milyon kişinin sigara dumanına maruz kaldığı için yaşamını yitirdiğini belirtiyor. Sigara dumanında 4 binden fazla kimyasal madde bulunduğu, bunların en az 50’sinin kanserojen olduğunun bilimsel olarak kanıtlandığı ifade ediliyor. Sağlık yetkilileri, sigarayı bırakmak isteyen vatandaşların Alo 171 Sigara Bırakma Hattı ve sigara bırakma polikliniklerinden destek alabileceklerini hatırlattı.