SAĞLIK
Eskişehir’de mobil sigara bıraktırma aracı taraftarla buluştu 01 Mart 2026 Pazar - 12:52:09 Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen "Mobil Sigara Bıraktırma Aracı", Eskişehir Stadyumu önünde taraftarlarla buluştu. Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü, toplum sağlığını korumak ve tütün bağımlılığına dikkat çekmek amacıyla yürüttüğü saha çalışmalarına bir yenisini ekledi. Eskişehirspor’un iç saha müsabakası öncesinde stadyum girişinde konuşlandırılan mobil sigara bıraktırma aracı, taraftarlardan yoğun ilgi gördü. Sağlık ekipleri, maç atmosferi içerisinde vatandaşlara sigaranın zararları, nikotin bağımlılığıyla baş etme yolları ve profesyonel destek mekanizmaları hakkında birebir bilgilendirmelerde bulundu. "Vatandaşımızın ayağına gidiyoruz" Çalışmalar hakkında açıklamalarda bulunan Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sigaranın önlenebilir hastalık ve ölümlerin en büyük nedeni olduğunu vurguladı. Bildirici, "Sigara; kalp-damar hastalıklarından kansere kadar birçok ciddi soruna zemin hazırlıyor. Mobil aracımızla vatandaşlarımızın ayağına giderek, bırakma sürecinde bilimsel destek sunuyoruz. Sağlıklı bir yaşam için atılan her adım, güçlü bir toplumun temelidir" dedi. 6 farklı merkezde ücretsiz hizmet Tütünle mücadelenin koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında hayati önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Bildirici, şehir genelindeki Sağlıklı Hayat Merkezleri’nin (SHM) sunduğu imkanlara dikkat çekti. Bildirici, buralarda sadece sigara bırakma değil; beslenme danışmanlığı, obeziteyle mücadele, psikososyal destek ve çocuk sağlığı gibi pek çok alanda tamamen ücretsiz hizmet verildiğini hatırlattı. Öte yandan Eskişehir genelinde vatandaşların bu hizmetlere kolayca erişebilmesi amacıyla Odunpazarı ilçesinde Emek, Yenidoğan ve Deliklitaş; Tepebaşı ilçesinde ise Zübeyde Hanım, Şirintepe ve Şarhöyük Sağlıklı Hayat Merkezleri, alanında uzman personeliyle tamamen ücretsiz olarak danışmanlık ve koruyucu sağlık hizmetleri sunmaya devam ediyor. İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, mobil sağlık taramalarının ve bilgilendirme faaliyetlerinin kentin farklı noktalarında devam edeceğini bildirirken, tüm vatandaşları sağlıklı bir gelecek için bu merkezlerden destek almaya davet etti.
01 Mart 2026 Pazar - 12:16 Dr. Öztaş’tan gebelik döneminde oruç tutma konusunda önemli uyarılar Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sonay Öztaş, gebelik döneminde oruç tutma konusunda anne adaylarına önemli uyarılarda bulundu. Dr. Öztaş, karar sürecinde en belirleyici unsurun anne ve bebek sağlığı olduğunu vurguladı. Gebelik ve emzirme döneminde dini açıdan kolaylık sağlandığını hatırlatan Op. Dr. Sonay Öztaş, "Normal şartlarda sağlıklı bir yetişkin uzun süreli açlığa dayanabilir. Ancak gebelikte metabolizma hızlanır, enerji ihtiyacı artar ve kan şekeri daha hızlı düşer. Biz hekimler gebelerimize az ve sık beslenmelerini öneriyoruz" dedi. "Uzun süreli açlık risk oluşturabilir" Uzun süreli açlığın gebelikte bazı riskler oluşturabileceğini belirten Dr. Öztaş, kan şekerinin düşmesine bağlı olarak yağ dokusunun parçalandığını ve kanda keton adı verilen maddelerin arttığını ifade etti. Bu maddelerin bebeğe uzun vadeli etkileri konusunda kesin veriler bulunmasa da risk ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi. "Sıvı tüketimi hayati önem taşıyor" Gebelikte artan kan hacmi ve bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısı nedeniyle su ihtiyacının da arttığını dile getiren Op. Dr. Öztaş, "Uzun süre susuz kalmak tansiyon düşüklüğüne, böbrek fonksiyonlarında etkilenmeye ve ciddi halsizliğe yol açabilir" uyarısında bulundu. "Her gebe için aynı cevap verilemez" "Gebe oruç tutamaz mı?" sorusuna net bir "evet" ya da "hayır" yanıtı verilemeyeceğini belirten Dr. Öztaş, değerlendirmelerin kişiye özel yapılması gerektiğini söyledi. Eğer gebelik sağlıklı ilerliyorsa, anne adayında diyabet, hipertansiyon, kalp ya da böbrek hastalığı gibi ek bir rahatsızlık yoksa ve gebelik düşük riskli gruptaysa; doktor kontrolünde bireysel değerlendirme yapılabileceğini belirten Öztaş, riskli gebeliklerde, gebelik şekeri olanlarda, tansiyon problemi yaşayanlarda veya bebekte gelişme geriliği bulunan durumlarda ise oruç tutmanın önerilmediğini ifade etti. "Sahur şart, dengeli beslenme şart" Oruç tutmaya karar veren gebelerin mutlaka sahur yapması gerektiğini belirten Op. Dr. Sonay Öztaş, günlük alınması gereken sıvı miktarının iftar ile sahur arasında tamamlanmasının önemine dikkat çekti. Sahur ve iftarda aşırı yemek tüketiminin hazımsızlık ve gereksiz kilo artışına yol açabileceğini hatırlatan Öztaş, dengeli ve kontrollü beslenmenin önemini vurguladı. Son olarak anne adaylarına çağrıda bulunan Öztaş, gebelik döneminde oruç tutmak isteyenlerin mutlaka takiplerini yapan hekim ve sağlık personeline danışmaları, mümkünse diyet desteği alarak süreci planlamaları gerektiğini sözlerine ekledi.
01 Mart 2026 Pazar - 11:03 Kapalı damarı Almanya’da açılmayınca, Elazığ’a gelip sağlığına kavuştu Almanya’nın Frankfurt kentinde yaşayan 2 çocuk babası Mustafa Katrancı, bacaklarında yaşadığı damar tıkanıklığını oradaki hastanelerde tedavi ettiremeyince, Elazığ’a gelerek ameliyat olup sağlığına kavuştu. Almanya’nın Frankfurt kentinde yaşayan 55 yaşındaki 2 çocuk babası Mustafa Katrancı, bacaklarındaki damar tıkanıklığı nedeniyle günlük hayatını sürdürmekte zorlanıyordu. Gün içinde 100 metreden fazla yürüyemiyor, kısa mesafelerde bile şiddetli ağrı yaşıyordu. Frankfurt’ta başvurduğu hastanede yapılan kontrollerde bir bacağındaki damarın yüzde 70, diğerinin ise tamamen tıkalı olduğu ortaya çıktı. Kısmen tıkalı olan damar açıldı ancak tamamen kapalı olan damar için doktorlar riskli olduğu gerekçesiyle müdahale edemeyeceklerini, bu nedenle bypass ameliyatı olması gerektiğini belirtti. Açık ameliyat olmak istemeyen Mustafa Katrancı, başka bir çözüm arayışına girdi. Memleketi Elazığ’da görev yapan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Necati Dağlı ile iletişime geçen Katrancı, yapılan değerlendirme sonrasında Elazığ’a gelerek Fırat Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Burada gerçekleştirilen işlemle hem tamamen tıkalı olan bacak damarı hem de karın bölgesindeki tıkalı damar ameliyatsız bir yöntem olan anjiyografi ile açıldı. Özel ilaçlı balon tekniği kullanılarak yapılan başarılı müdahale sayesinde hasta açık ameliyat olmaktan kurtuldu. İşlem sonrasında yürüyüş mesafesi belirgin şekilde artan Mustafa Katrancı bypass olmaktan kurtulmuş bir şekilde sağlığına kavuşarak taburcu edildi. Almanya’da yaşadığını belirten Mustafa Katrancı, "Almanya’dayken iki bacağımda sorun vardı. Birinde yüzde 70 bir diğerinde ise yüzde 100 tıkanıklık vardı. Orada geçen ay anjiyo oldum. Yüzde 70 tıkalı olan bacağımı açtılar, yüzde 100 tıkalı olan bacağımı ’açamayız, bypass olman gerekiyor’ dediler. Necati hocamı duymuştum ondan dolayı Elazığ’a geldim. Şu anda tıkalı olan damarlarımı açtılar. Şükürler olsun sağlığıma kavuştum kendimi iyi hissediyorum" dedi. Hastanın Almanya’nın Frankfurt kentinden geldiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Necati Dağlı, "Hastamıza orada karın damarı yani eksternal iliak tam çıkış yerinden yüzde 100 tıkalıydı. Göbeğinin alt kısmında kasığını alt kısmına kadar yüzde 100 tıkanıklık vardı. Yan damarlardan doluş sağlanmaktaydı. Bunun üzerine Almanya’da yapılan anjiyo grafiklerinde hastanın kesinlikle açılamayacağını, anjiyo ile olmayacağını mutlaka karın damarından bacak damarına doğru, bypass ameliyatının olması gerektiğini bunun da çok yüksek riskli ameliyat olduğu için ölüm riskinin olduğunu belirtmişler. Hastamız bize ulaştı. Hastamıza yaptığımız muayeneler sonrasında tıkalı damarı açabileceğimizi ifade ettik. Daha sonra anjiyo grafi ile karnın alt kısmında kasığın altına kadar yüzde 100 tıkalı damarı, anjiyo ve ilaçlı balon yöntemiyle stent koymadan tedavi etmiş olduk. Buradaki avantajımız, stentler kendi damarına göre bir tık bacak damarlarında daha kısa süreli tıkandığını gözlemlenmiş. İlaçlı balonlar, özellikle iliak damara uygulanan ilaçlı balonların daha yeni bir yöntemdir. Daha önceden sadece stentle açılabileceği söyleniyordu ama yeni yayınlarda ilaçlı balonlarla da bu damarın açılabileceği bilimsel literatürde ifade edilmişti. Dolayısıyla bizde karın damarından çıkan bu damarı, ilaçlı balonla açarak hastamızı sağlığına kavuşturduk. Dün yaptığımız 1 saatlik işlemle hastamız sağlığına kavuştu. Bugün de hastamızı taburcu edeceğiz. Almanya’da yapılamaz denilen şey, muhtemelen doktorların eksikliğinden kaynaklanıyor. Tüm dünyada yapılan bir işlemi yaptık. Elazığ’da da yaklaşık 13 yıldır bu işlemi yapıyorum. 2012 yılından beri, yüzde 100 tıkalı bacak, karın ve kalp damarları yapıyorum" ifadelerini kullandı.
Görenler kilo aldı sandı, karnından 30 santim uzunluğunda 10,5 kiloluk kitle çıktı
05 Şubat 2026 Perşembe - 13:28 Görenler kilo aldı sandı, karnından 30 santim uzunluğunda 10,5 kiloluk kitle çıktı Fransa’nın Commercy kentinde yaşayan yaşlı kadının karnından, Samsun’da yapılan ameliyatla 30 santimetre çapında ve 10,5 kilogram ağırlığında dev bir kitle çıkarıldı. Yaklaşık 2-3 yıldır karın şişliği şikayetleri bulunan 75 yaşındaki Gülhanım Aşkın, son 1 ayda şikayetlerinin hızla artması üzerine Samsun Büyük Anadolu Hastanesi’ne başvurdu. Yapılan tetkikler ve özellikle tomografi sonuçlarında, karın arka duvarından kaynaklanan oldukça hacimli bir kitlenin varlığı belirlendi. Hastanın nefes almakta ve günlük yaşam aktivitelerini sürdürmekte zorlanması nedeniyle ameliyat kararı alındı. Yaklaşık 30 santimetre çapında ve 10,5 kilogram ağırlığında büyük bir kitle Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Sedat Ocak tarafından gerçekleştirilen başarılı ameliyatla çıkarıldı. "Meslek hayatımda ilk kez bu büyüklükte bir kitle çıkardım" Ameliyatı gerçekleştiren Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Sedat Ocak, "Hastamız karın şişkinliği şikayetiyle bize başvurdu. Yapılan tetkiklerde karın arka duvarından kaynaklanan oldukça büyük bir kitle tespit ettik. Ameliyatta yaklaşık 30 santimetre çapında, çevre organlara baskı yapan bir kitle ile karşılaştık. Titiz bir çalışma ile özellikle karın arka duvarındaki büyük ana damarlara zarar vermeden kitlenin tamamını çıkardık. Ameliyat sonrası hastamızın şikayetleri hızla azaldı. Kitleyi tarttığımızda yaklaşık 10,5 kilo olduğunu gördük. Meslek hayatımda ilk kez bu büyüklükte bir kitle çıkardım. Ameliyatın başarılı geçmesinden dolayı mutluyum" dedi. "Görenler ’ne kadar kilo almışsın’ diyorlardı" Sağlığına kavuşan Gülhanım Aşkın ise yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: "Karın şişliğim giderek arttı. Nefes alamaz, yürüyemez, yemek yiyemez hale geldim. Birden büyüdü. Görenler ’ne kadar kilo almışsın’ diyorlardı. Ben bunun kilo olmadığını söylüyordum. Doktorumuzdan Allah razı olsun, beni kurtardı. Hocamız sayesinde yeniden sağlığıma kavuştum." Başarılı ameliyat sonrası Aşkın’ın genel sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.
Susuz’da okul kantinleri ve gıda işletmelerine sıkı denetim
05 Şubat 2026 Perşembe - 13:05 Susuz’da okul kantinleri ve gıda işletmelerine sıkı denetim Susuz’da halk sağlığının korunması ve özellikle öğrencilerin güvenilir gıdaya erişiminin sağlanması amacıyla okul kantinleri ile gıda üretimi ve satışı yapan işletmelere yönelik denetimler aralıksız sürüyor. Susuz Kaymakamlığı koordinesinde, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri tarafından gerçekleştirilen denetimlerde; okul kantinleri, yemekhaneler, marketler, fırınlar ve gıda satışı yapan işletmeler tek tek kontrol edildi. Denetimlerde ürünlerin son kullanma tarihleri, hijyen koşulları, çalışanların kişisel temizliği, gıdaların muhafaza şartları ve işletmelerin yasal mevzuata uygunluğu incelendi. Özellikle okul kantinlerinde satışı yapılan ürünler üzerinde hassasiyetle duran ekipler, çocukların sağlığını tehdit edebilecek ürünlere karşı titiz bir çalışma yürüttü. Etiket bilgileri, ambalajlı ürünlerin uygunluğu ve açıkta satılan gıdalar detaylı şekilde kontrol edildi. Kurallara uymadığı tespit edilen işletmelere gerekli uyarılar yapılırken, mevzuata aykırı durumlar için idari işlem uygulandı. Denetimlerde ayrıca işletme sahipleri ve çalışanlara gıda güvenliği, hijyen kuralları ve sağlıklı gıda üretimi konularında bilgilendirmelerde bulunuldu. Yetkililer, vatandaşların güvenilir ve sağlıklı gıdaya ulaşabilmesi için denetimlerin belirli aralıklarla devam edeceğini belirterek, özellikle çocukların tükettiği gıdalar konusunda taviz verilmeyeceğini vurguladı.
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde göz hastalıklarına lazer ile tedavi
05 Şubat 2026 Perşembe - 12:44 Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde göz hastalıklarına lazer ile tedavi Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde Refraktif Cerrahi Merkezi açılışı Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan tarafından yapıldı. Merkezde miyop, astigmat, hipermetrop gibi göz hastalıkları lazer ile tedavi edilecek. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde Refraktif Cerrahi Merkezi açılışı yapıldı. Açılış töreninde konuşan Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, "Bugün hastanemiz için yine gurur verici bir an yaşıyoruz. Refraktif Cerrahi Merkezimizin açılışıyla, Antalya’mız ve bölgemiz için bir ilki daha hep beraber hayata geçireceğiz. Göz sağlığı bu anlamda daha güçlü, daha erişilebilir ve daha modern bir hizmeti sunacak hastalarımıza" ifadelerini kullandı. "2025 yılında 80 bine yakın ameliyat yaptık" Üniversitede son 5 yılda alt yapıya yönelik kapsamlı çalışmalar yapıldığının altını çizen Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, "Akdeniz Üniversitesi bu 5 yılda bence iyi bir yol kat etti. Hep beraber katettik bu yolu. Geçen yıl 80 bine yakın ameliyat yaptık hep beraber. Birçok insanın sağlık sorununu çözdük, insanlara şifa olma görevini hep beraber üstlendik doktorlar olarak ve destek personelimiz olarak" şeklinde konuştu. "İnsanların hayatlarına dokunuyoruz" İnsanlara umut olmanın ve onlara dokunmanın çok kıymetli olduğunu söyleyen Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, "Biliyorsunuz çok vahim bir kazayla biz pazar sabahına uyandık ve maalesef 10 vatandaşımızı kaybettik. Üçü de maalesef gencecik Akdeniz Üniversitesi öğrencisiydi. Allah’tan rahmet diliyorum. Bu haberi aldığım zaman çok üzülecek vaktimiz bile olmadı. Çünkü 5 hasta Akdeniz Üniversitesi’ne sevk edildi. 3 hastanın durumu bir hayli ağırdı ve Ömer Özkan hocam ve ekibimizle beraber ameliyata aldık. Orada şunu gördüm; ameliyattan dışarıya çıktığımız anda yaklaşık 50-60 hasta yakınının sizin gözlerinizden, ağzınızdan çıkacak şeyleri umut etmesi o kadar farklı bir şey ki yaptığımız iş çok kıymetli hocalarım, çalışma arkadaşlarım" ifadelerini kullandı. "İnsan kaynağımızı en üst seviyeye taşımak için uğraşıyoruz" Daha fazla insana umut olmak için hem insan kaynağı hem de altyapının gerekliliğine değinen Rektör Prof. Dr. Özkan, "Akdeniz Üniversitesi olarak da hem altyapısıyla hem insan kaynağımızla bunu en üst seviyeye taşımak için uğraşıyoruz. Hatta biz ilk geldiğimiz dönemde tomografimiz bile yoktu. Hep beraber el ele vererek altyapıyı güçlendirmeye çalıştık." dedi. Rektör Özkan altyapıyı güçlendirmek için çalışmaya devam ettiklerini bu merkezin de bu kapsam da önemli bir adım olduğunu kaydetti. "Kornea hastalıklarının tedavisinde de kullanılacak" Açılan merkezle ilgili bilgi veren Rektör Özkan, "Bu merkezimiz de hipermetrop, miyop ve astigmat için çok güncel tedaviler sunacak bize. Sadece tedavi değil ben buradan araştırma da istiyorum hocalarım. Bunu da buradan belirtmek istiyorum. Çünkü çok güzel bir alet anladığım kadarıyla. Sadece gözlükten kurtulmayacak hastalarımız, aynı zamanda kornea naklinde ve kornea hastalıklarında da bu elimiz ayağımız olacak bu alet" dedi. "Bölgemiz için referans merkezi haline gelecek" Merkezin bölge için bir referans merkezi olacağını kaydeden Rektör Özkan, "Halkımıza yüksek teknoloji ve akademik güvence ile tedavi imkanı sunacak olan Lazer Merkezimizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. İnanıyorum ki Refraktif Cerrahi Merkezimiz kısa sürede bölgemiz için yine olduğu gibi bir referans merkezi haline gelecek. Üniversitemizin sağlık alanında da önemli bir güç olacak. Emeği geçen herkese, herkese ama hem alımında hem bundan sonraki hizmetinde çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız, sağ olun, var olun" şeklinde konuştu. Konuşmanın ardından Rektör Özkan ve beraberindeki heyet açılış kurdelesini keserek Antalya ilinde kamu kurumları arasında tek olma özelliğini taşımakta olan merkezi gezdi ve bilgi aldı. Törene Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Gülbin Arıcı, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Yıldıray Çete, başhekim yardımcıları, akademisyenler ve hastane çalışanları katıldı.
Çocuklarda görülen enfeksiyonların ilk belirtisi, yüksek ateş
05 Şubat 2026 Perşembe - 12:05 Çocuklarda görülen enfeksiyonların ilk belirtisi, yüksek ateş Okullarda ikinci dönemin başlamasıyla beraber çocuklarda yoğun olarak görülen enfeksiyon hastalıklarına karşı uyarıda bulunan uzmanlar, hijyen kurallarına uyulması, hasta çocukların doktorun önerdiği zaman okula dönmesi gerektiğini belirtiyor. Uzmanlar, ateşin bir hastalık değil, vücudun verdiği bir cevap olduğunu vurgularken, özellikle 3 günden uzun süren bir ateş varsa mutlaka bir doktora başvurulması gerektiğine dikkat çekti. İkinci dönem eğitim ve öğretimin başlamasıyla beraber uzmanlardan salgınlara karşı uyarı geldi. Kış aylarında ortamlarda havalandırmanın sağlıklı yapılamadığına dikkat çeken Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özge Metin Akcan, bu dönemlerde dikkat edilmesi gereken noktaları sıraladı. Doç. Dr. Özge Metin Akcan, "Okullar açıldı, kış mevsimdeyiz, havalar soğuk ve kapalı ortamlarda havalandırma güzel sağlanamıyor. Mümkün olduğu kadar havalandırmanın sağlanması, el hijyenine dikkat edilmesi, özellikle kış aylarında görülen viral enfeksiyonların yayılmasını önlemek için önemli. Bunun dışında şu anda sık gördüğümüz suçiçeği enfeksiyonları var. Aşısı olmayan çocukların aşılanması bu aşamada önemli. Hala influenza enfeksiyonlarımız devam ediyor. Bunun dışında halk arasında BETA olarak bilinen boğaz enfeksiyonlarımız devam etmekte. Bunlara karşı da dikkatli olunması gerekiyor. Ellerin yıkanması, hijyen kurallarına uyulması, ishal varsa tuvaletin mümkünse ayrılması, boğaz enfeksiyonu olan çocuk istirahate ayrıldığında çocuğun doktorun önerdiği zaman okula tekrar dönmesi, bunun dışında hasta çocukların mümkün olduğunca okula gönderilmemesi de çok önemli" dedi. "3 günden uzun süren bir ateş varsa mutlaka bir doktora başvurmaları gerekiyor" Ateşlenen çocuğun takip edilmesine dikkat çeken Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özge Metin Akcan, "Aileler şu anda özellikle doktora sık sık başvuruyor. Bu da ne demek oluyor diye bakarsak, antibiyotik kullanma ihtimalinin artması. Aslında enfeksiyonların çoğu bu aşamada bir enfeksiyon ve viral enfeksiyonlar. Maalesef ki antibiyotikler bir cevap vermiyor. Burada ne öne geçiyor; dinlenme, uyku düzeni, beslenme. Bunun dışında sıvı tedavisi, özellikle su içme, hidrasyonun sağlanması önemli. Çocuklarda ateş ailelerin en çok korktuğu semptomlardan birisi. Ateşli çocuğu tabii ki takip etmemiz gerekiyor. Özellikle 3 günden uzun süren bir ateş varsa mutlaka bir doktora başvurmaları gerekiyor. Onun dışında evde fark ettiniz, ne yapmamız gerekiyor; o sırada çocuğun üstünü soymamız ve ince giydirmemiz, ıık suyla yıkamamız, ateş düşürücü uygun dozda, uygun şekilde vermemiz gerekiyor. Tekrarlayan ateş düşürücü verdiğimiz zaman ise mutlaka doktorun önereceği aralara uyarak verilmesi gerekmekte" ifadelerini kullandı. "Ateşi tedavi etmeyiz, altında yatan hastalığı tedavi ederiz" Özellikle ailelerin çocukları yanlış şekilde iyi etmenin yolunu bulmaya çalıştığını ifade eden Doç. Dr. Özge Metin Akcan, "Örnek vermek gerekirse; sirkeli suya sokuyorlar, soğuk suya sokuyorlar, soğuk suya sokunca da birden vücut ısısı düşürüyorlar ama vücut bu sefer ne olarak cevap veriyor, algıladığı vücudun soğuduğu. Çocuklar bu sefer kendi beyninden gelen yanıtla tekrar vücut ısınmaya başlıyor. Tekrar ateşle gelebiliyor. Onun dışında aslında viral enfeksiyonlarda ateş kendi düşeceği zaman düşüyor, bu dönemde bizim verdiğimiz ek bir ilacın faydası olmuyor. Ateş hastalık değildir, ateş vücudun verdiği bir cevaptır. Ateş olduğu zaman ‘demek ki bir ortamda sıkıntı var ve buna karşı savaşıyoruz’ demektir. Bu da nasıl oluyor, vücutta enfeksiyona karşı savunacak hareketi tetikleyen mekanizmadır. Biz aslında ateşi tedavi etmeyiz, altında yatan hastalığı tedavi ederiz. O yüzden hastalığımız neyse onu tedavi etmek önemlidir" diye konuştu.
Prof. Dr. Korkmaz, "Kadınlarda depresyon erkeklere oranla yaklaşık 1,5-2 kat daha fazla görülüyor"
05 Şubat 2026 Perşembe - 11:43 Prof. Dr. Korkmaz, "Kadınlarda depresyon erkeklere oranla yaklaşık 1,5-2 kat daha fazla görülüyor" Kadınlarda depresyonun erkeklere oranla yaklaşık 1,5-2 kat daha fazla görüldüğünü vurgulayan Prof. Dr. Sevda Korkmaz, "Yaşam boyunca her 10 erkekten biri ve her 5 kadından biri en az bir kez depresyona yakalanıyor" dedi. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Fırat Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevda Korkmaz, depresyon hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu. Depresyonun hem dünyada hem de ülkede oldukça sık görülen bir ruhsal hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Korkmaz, "Depresyon; keyifsizlik, neşesizlik, hayattan zevk alamama, motivasyon eksikliği, değersizlik hissi, karamsarlık, suçluluk duygusu ile ölüm ve intihar düşünceleri gibi klinik bulgularla ortaya çıkıyor. Toplumda görülme sıklığı, bölgelere göre değişmekle birlikte yaklaşık yüzde 8-10 arasındadır. Kadınlarda depresyon erkeklere oranla yaklaşık 1,5-2 kat daha fazla görülüyor. Yaşam boyunca her 10 erkekten biri ve her 5 kadından biri en az bir kez depresyona yakalanıyor. Depresyon daha çok 30’lu ve 40’lı yaşlarda başlıyor, ancak genel olarak 7’den 77’e tüm yaş gruplarında görülebiliyor. Hastalığın ortaya çıkmasında erken ebeveyn kaybı, madde ve alkol kötüye kullanımı, anksiyete bozuklukları, kadın olmak, düşük sosyoekonomik düzey, ayrı yaşama ya da boşanmış olma, işsizlik, daha önce depresyon geçirmiş olma, yakın zamanda yaşanan önemli yaşam olayları ve stres etkenleri, kişilik yapısı, çocukluk döneminde cinsel ya da fiziksel istismar öyküsü, bazı ilaçlar, tıbbi hastalıklar ve hormonal değişiklikler risk faktörleri arasında yer alıyor" diye konuştu.
Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde HOLEP dönemi başladı
05 Şubat 2026 Perşembe - 11:27 Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde HOLEP dönemi başladı Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği’ne, iyi huylu prostat büyümesinin cerrahi tedavisinde kullanılan ileri teknoloji HOLEP (Holmium Lazer Prostatektomi) cihazı tahsis edildi. Hastaneye kazandırılan cihazla birlikte, modern lazer teknolojisine dayalı HOLEP yöntemi Üroloji Kliniği’nde aktif olarak uygulanmaya başlandı. Kapalı cerrahi yöntemler arasında yer alan HOLEP, prostat büyümesine bağlı idrar yolu şikâyetlerinin tedavisinde etkili ve güvenli bir seçenek olarak öne çıkıyor. Uygulama sırasında idrar kanalından girilerek büyüyen prostat dokusu holmiyum lazer yardımıyla kapsülünden ayrılıyor. Mesane içine alınan dokular ise özel bir cihazla parçalanarak vücut dışına çıkarılıyor. Gerekli görülen durumlarda çıkarılan dokular patolojik incelemeye gönderiliyor. HOLEP yöntemi, prostat hacminden bağımsız olarak hem küçük hem de büyük prostatlarda güvenle uygulanabiliyor. Lazer teknolojisi sayesinde kanama kontrolünün etkin şekilde sağlanması, özellikle kan sulandırıcı ilaç kullanan hastalar için önemli bir avantaj oluşturuyor. Ameliyat sonrası sonda kalış süresinin ve hastanede yatış süresinin kısa olması ise hastaların günlük yaşamlarına daha hızlı dönmesine imkân tanıyor. Üroloji Kliniği’ne tahsis edilen HOLEP cihazı ile birlikte Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sunulan ürolojik cerrahi hizmetlerin kapsamı ve kalitesinin artırıldığı, hasta güvenliği ve konforunun öncelikli hale getirildiği bildirildi. Hastanenin, sağlık alanındaki teknolojik gelişmeleri yakından takip ederek bölge halkına nitelikli sağlık hizmeti sunmaya devam edeceği belirtildi.
Rahim ağzı kanserine karşı "Güç sende" söyleşisi
05 Şubat 2026 Perşembe - 11:15 Rahim ağzı kanserine karşı "Güç sende" söyleşisi Acıbadem Kent Hastanesi ve Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği iş birliğiyle düzenlenen "Güç Sende" söyleşisinde, rahim ağzı kanseriyle mücadelede erken teşhisin önemi anlatıldı. Katılımcılar, bilgilendirme toplantısının ardından Japon iyileştirme sanatı Kintsugi atölyesinde bir araya gelerek farkındalık etkinliğine imza attı. Ocak Ayı Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı ve 4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında düzenlenen "Güç Sende" söyleşisinde, rahim ağzı kanserinin aşı, tarama ve farkındalıkla önlenebileceğine dikkat çekildi. Acıbadem Kent Hastanesi ile Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği iş birliğinde gerçekleştirilen etkinlikte, uzmanlar ve katılımcılar rahim ağzı kanseriyle mücadele yöntemlerini konuştu. Sanatçı Berna Laçin’in moderatörlüğünü üstlendiği söyleşinin ardından katılımcılar, Japon iyileştirme sanatı olarak bilinen "Kintsugi" atölyesine katılarak farkındalık çalışmasına destek verdi. "Türkiye’de yaklaşık 10 milyon kadının HPV pozitif olduğu tahmin ediliyor" Acıbadem Kent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil, Türkiye ve dünyadaki rahim ağzı kanseri verilerini paylaştı. Türkiye’de hastalığın görülme sıklığının yüz binde 4,5 civarında olduğunu belirten Prof. Dr. İtil, bu oranın gelişmemiş ülkelerde yüz binde 30 seviyelerine kadar çıktığını kaydetti. Bulaşma oranlarına ilişkin bilgiler veren Prof. Dr. İtil, "Türkiye’de yaklaşık 8 ila 10 milyon kadının HPV pozitif olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca serviks kanseri öncüsü lezyonların görülme sıklığı çok daha yüksektir" dedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) stratejisine değinen İtil, hedeflerin tutturulması halinde hastalığın yok edilebileceğini vurguladı. İtil, "Hedef kitlenin yüzde 90’ının aşılanması, toplumun en az yüzde 70’inin taranması ve tarama sonucu pozitif çıkan veya lezyon tespit edilen hastaların yüzde 90’ının tedaviye erişiminin sağlanması gerekmektedir. Bu hedefler tutturulduğunda, serviks kanseri bir ülkeden tamamen yok edilebilir. Avustralya, İngiltere ve Kuzey Avrupa ülkeleri gibi aşılama oranlarının yüksek olduğu bölgelerde, 2030 yılından sonra serviks kanserinin tamamen eradike edilmesi öngörülmektedir" ifadelerini kullandı. "30-65 yaş aralığındaki kadınlara ücretsiz tarama yapılıyor" Prof. Dr. İtil, kamuoyunda HPV ve aşılamayla ilgili bilgi kirliliği yaşandığına dikkat çekerek, doğru bilgilendirmenin önemine işaret etti. Sağlık Bakanlığı’na bağlı Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) şubelerinin her ilde hizmet verdiğini hatırlatan İtil, şunları söyledi: "Bugüne kadar yaklaşık 16 milyon kişi tarandı. 30-65 yaş aralığındaki kadınlara ücretsiz HPV ve serviks kanseri taraması yapılmaktadır. HPV pozitif çıkan hastalara daha sık tarama, kolposkopik inceleme ve gerektiğinde biyopsi gibi ileri tetkikler uygulanmalıdır. Serviks kanseri, yüzde 99,5 oranında HPV kaynaklı olduğu için sebebi bu kadar net bilinen, yoğun tarama programları ve aşılamayla önlenebilen ender kanser türlerinden biridir." Berna Laçin: "Sağlık sorunları utanç kaynağı olmamalı" Etkinliğin moderatörü Sanatçı Berna Laçin, kadın sağlığı konularının kültürel kodlar nedeniyle konuşulmaktan çekinildiğini ancak bu durumun sağlığı olumsuz etkilediğini belirtti. Kadınların tarihsel süreçte sağlık alanında geri planda kaldığını ifade eden Laçin, "Kendi meselelerimiz hakkında konuşmaktan çekindik ve utandık. Ancak bu buluşmayı, sağlık sorunlarının ayıp olmadığını bilmek, vücudumuzu tanımak ve farkındalık kazanmak adına bir bilgilendirme faaliyeti olarak nitelendirebiliriz" şeklinde konuştu. Meme kanserindeki farkındalığın rahim ağzı kanseri için de oluşturulması gerektiğini vurgulayan Laçin, aşılamanın önemine değindi. Laçin, "Rahim ağzı kanseri özelinde bir aşı mevcuttur. Devletin bu aşılamaları üstleneceğine dair duyumlar alıyoruz, bu çalışmaların bir an önce hayata geçmesini umuyorum. Böylece gençlerimiz, henüz hastalıkla tanışmadan önlem alabilir. Önleyici tedbirler, hem birey hem de toplumun sağlık yükü açısından büyük önem taşımaktadır" dedi. "Meme kanserine gösterilen hassasiyeti rahim ağzı kanserine de göstermeliyiz" Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği Başkan Yardımcısı Feyza Öztürk ise derneğin kadın kanserlerine yönelik farkındalığı artırmak amacıyla yola çıktığını ifade etti. Kanserin küresel ölçekte en sık görülen ikinci ölüm sebebi olduğunu hatırlatan Öztürk, "Meme kanseri, hakkında sıkça konuşulan bir alan olmakla birlikte, benzer sıklıkta görülmesi ve önlenebilir nitelikte olması nedeniyle rahim ağzı kanseri konusunda da bir kampanya yürütmekteyiz. Özellikle çocukluk çağından itibaren uygulanabilen bir aşısının bulunması, hastalığın tedavisinin ve koruyuculuğunun mümkün olması büyük önem arz etmektedir" açıklamasında bulundu.
Deprem sonrası bel fıtığı vakalarında artış yaşandı
05 Şubat 2026 Perşembe - 11:11 Deprem sonrası bel fıtığı vakalarında artış yaşandı Kahramanmaraş’ta 6 Şubat depremlerinin ardından özellikle bel ağrısı ve bel fıtığı şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvuran hasta sayısında artış yaşandığı bildirildi. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Beşir Şahin İnceer, "Deprem anında ani yapılan hareketler, vücudun kendini koruması için refleks olarak yaptığı koruma hareketleri, zorlamalar, depremden sonra ağır eşya taşımalar, çadırda, konteynerde kalma, bunlar omurgada zorlanmaya yol açtı" dedi. Özel HG Hospital Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Beşir Şahin İnceer, deprem sonrası dönemde omurga kaynaklı rahatsızlıkların sık görülmeye başladığını belirterek, hastaların büyük bölümünün şikayetlerini doğrudan deprem süreciyle ilişkilendirdiğini söyledi. İnceer, deprem anında yapılan ani hareketler, korunma refleksleri, kaçma sırasında oluşan zorlanmaların yanı sıra deprem sonrası ağır eşya taşınması, ev değişiklikleri, çadır ve konteyner yaşamı ile araçlarda kalmanın omurgada anormal yüklenmeye yol açtığını ifade etti. Depremin ortaya çıkardığı psikolojik stresin de kas-iskelet sistemi üzerinde etkili olduğuna dikkat çeken Dr. İnceer, uzun süreli kaygı ve tetikte olma halinin bel ve sırt kaslarının gevşemesini engellediğini, bunun da bel ağrıları ve bel fıtığı oluşumuna zemin hazırladığını vurguladı. Uzman Dr. Beşir Şahin İnceer, deprem ile bel fıtığı arasındaki bölgede belirgin bir ilişki gözlemlediklerini dile getirerek, şu bilgileri paylaştı: "Deprem anında ani yapılan hareketler, ters hareketler, vücudun kendini koruması için refleks olarak yaptığı koruma hareketleri, zorlamalar, kaçma sırasında kendini koruma sırasında. Bunlar omurgada bir zorlanmaya yol açtı. Depremden sonra özellikle ağır eşya taşımalar, ev taşımaları, çadırda, konteynerda kalma, insanlar arabalarda kaldılar. Bunların hepsi omurgada anormal bir yüklenmeye ve bel ağrılarının, bel fıtıklarının oluşumuna yol açtı. Tabii bir de işin görünmeyen tarafı var insanlarda. Depremin psikolojik hissi, stres dediğimiz durum. Burada vücut uzun süre strese maruz kaldığında, her an bir deprem olacak, her an bir sallanacak hissi, insanlarda her an savaş ya da kaç dediğimiz duruma hazır bir şekilde tetiklenmiş bir şekilde bekliyor vücut. Yani bel kasları, omurga kasları gevşemeye fırsat bulamıyor. Sürekli stres altında. Bu da omurga kaslarında gevşemeye fırsat bulamayıp sürekli bir kasılı halde kalmasına yol açıyor. Ve bu da yine omurgada, belde fıtıklara ve bel ağrılarına, bacak ağrılarına oluşmasına zemin hazırlıyor. Depremle bel fıtığı arasında çok belirgin bir ilişki. Omurgada bizim diskler dediğimiz iki omurgayı bir arada tutan, omurun arasında yerleşen diskler mevcut. Bu disklerin içerisindeki materyal dışarı çıkıp bacağına sinirlere baskı yaptığında bel fıtığına bağlı ağrılar oluşuyor. Bel fıtığında genellikle bel ve bacak ağrıları görüyoruz ve birçoğu ameliyata gerek kalmadan iyileşebiliyor. Ve hastalara bizim tavsiyemiz şu eğer bel ağrısı varsa bir an önce başvurmaları ve tedavi yapmaları. Erken tedavi ile doğru tedavi ile kalıcı bir hasar oluşmadan ağrıları önlemek ve bu sorunların önüne geçmek mümkün."