SAĞLIK
Şanlıurfa’da rahatsızlanan İspanyol turist acilen alındığı ameliyatla sağlığına kavuştu 29 Nisan 2026 Çarşamba - 13:07:03 Şanlıurfa’da karın ağrısı şikayetiyle hastaneye başvuran İspanyol turist acilen alındığı ameliyatla sağlığına kavuşurken, tedavi sürecinde kullanılan yapay zeka destekli çeviri, iletişimi kolaylaştırdı. Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi, ziyaret amacıyla kente gelen yabancı bir hastaya yönelik başarılı müdahalesiyle dikkat çekti. İspanya vatandaşı Jose Miguel Marzal Gas, 2 gündür devam eden şiddetli karın ağrısı şikayeti üzerine hastanenin acil servisine başvurdu. Yapılan muayene ve tetkiklerin ardından hastaya "akut perfore apandisit" tanısı konuldu. Hayati risk taşıyan durum nedeniyle hasta acil ameliyata alındı. Başarıyla gerçekleştirilen operasyonun ardından İspanyol turist sağlığına kavuştu. Genel durumu iyi olan turist, başarılı ameliyatı gerçekleştiren genel cerrahi uzmanı Op. Dr. İskender Kutlu’ya yapay zeka çevirisi yardımıyla teşekkür etti. Tedavi sürecinden memnuniyet duyduğunu belirten Jose Miguel Marzal Gas, "Cumartesi günü öleceğimi düşündüm. Çok şiddetli bir ağrım vardı. Ancak kısa sürede kendimi toparladım. Doktoruma ve burada görev yapan tüm sağlık çalışanlarına minnettarım" ifadelerini kullandı. Sağlığına kavuşan turistin taburcu edilmesinin ardından kentteki gezisine kaldığı yeden devam edeceği öğrenildi.
29 Nisan 2026 Çarşamba - 12:41 Ani sıcaklık değişimleri çocukları vuruyor: Uzmandan ailelere "kat kat giydirin" uyarısı Ani hava değişimlerinin çocuk sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çeken Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülsenem Aracı, gün içindeki sıcaklık farklarının özellikle okul çağındaki çocuklarda hastalık riskini artırdığını belirterek ailelere "kat kat giydirin" uyarısında bulundu. Son yıllarda sıkça yaşanan ani hava değişimleri, özellikle çocukların sağlığını tehdit ediyor. Liv Hospital Samsun Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Gülsenem Aracı, gün içinde yaşanan hızlı ısı farklarının çocukların bağışıklık sistemi üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu belirtti. Çocukların vücut ısılarını yetişkinlere göre daha zor dengelediğini vurgulayan Uzm. Dr. Aracı, "Gün içindeki ani sıcaklık değişimleri; soğuk algınlığı, grip ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının artmasına neden oluyor. Özellikle okul çağındaki çocuklar, kalabalık ortamlarda bulunmaları nedeniyle hastalıklara daha açık hale geliyor" şeklinde konuştu. "Sadece fiziksel değil, zihinsel etkiler de görülüyor" Değişken hava şartlarının yalnızca hastalıklarla sınırlı kalmadığını ifade eden Aracı, bu durumun çocukların günlük hayatını da etkilediğini belirtti. "Ani hava değişimleri çocuklarda halsizlik, iştahsızlık ve odaklanma sorunlarına yol açabiliyor. Aynı zamanda kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirilmesi, hem hareketsizliği artırıyor hem de bulaşıcı hastalık riskini yükseltiyor. Bu durum çocukların fiziksel olduğu kadar zihinsel gelişimini de olumsuz etkileyebiliyor" diye konuştu. Ailelere önemli öneriler Ebeveynlerin bu süreçte dikkatli olması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Aracı, şu önerilerde bulundu: "Çocuklar hava koşullarına uygun şekilde giydirilmeli ve kat kat giyim tercih edilmelidir. Dengeli beslenme, yeterli uyku ve bol su tüketimi bağışıklık sistemini destekler. Ayrıca çocukların düzenli olarak açık havada zaman geçirmesi ve hijyen kurallarına dikkat edilmesi de hastalıklardan korunmada önemli rol oynar. Ani hava değişimlerinde belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir sağlık uzmanına başvurulmalıdır." "Kat kat giyinme yöntemi öne çıkıyor" Değişken hava şartlarında en etkili yöntemlerden birinin kat kat giyinme olduğunu belirten Uzm. Dr. Aracı, "Tek kalın kıyafet yerine ince ama birden fazla katman tercih edilmelidir. Bu sayede gün içinde değişen hava koşullarına göre kıyafetler kolayca çıkarılıp giyilebilir ve vücut ısısı dengede tutulur. Pamuklu ve nefes alabilen kumaşlar tercih edilmeli, sentetik ürünlerden kaçınılmalıdır. İç katmanda pamuklu tişörtler, dış katmanda ise rüzgârı kesen ama hava alan giysiler daha sağlıklıdır" ifadelerini kullandı.
29 Nisan 2026 Çarşamba - 12:27 Uzmanlardan ’Kene’ uyarısı: "Vaka sayısı artacak, ölümcül olabiliyor, ciddiye alalım" Havaların sıcaklıklarının yükselmesiyle kene kaynaklı vakaların da kendini gösterebildiğini söyleyen İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. İlker İnanç Balkan, "Ülkemizde 3 hastalık kenelerle ilgili çok önemli, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), lyme, Akdeniz benekli ateşi. Çıplak elle değil tutunmuşsa cımbızla hiç koparmadan almak lazım. KKKA için konuşursak kenenin tutunmasından sonra 10 gün içerisinde belirtiler başlar. Halsizlik, ateş, kas ve baş ağrısı gibi belirtiler çok özgül değil, o yüzden gecikmelere yol açabiliyor. İlk 2-3 gün hiç belirti olmayabilir, keneler ölümcül bir virüsü bulaştırabilir ve 10 gün içerisinde de ölüme yol açabilir. Vaka sayısı artacak, ciddiye alalım, daha dikkatli olmamız gerekiyor" dedi. Sivas’ta Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) nedeniyle 21 yaşındaki bir gencin vefat ettiği iddia edilirken havaların ısınmasıyla birlikte uzmanlar keneye karşı uyardı. Sıcak yaz günlerinde park, bahçe, mesire alanı gibi yeşil alanlarda vatandaşların yoğunluk oluşturduğuna dikkat çekilirken İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa- Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. İlker İnanç Balkan da önemli tavsiyelerde bulundu. Kenenin kesinlikle çıplak elle çıkarılmaması gerektiğini aktaran Prof. Dr. Balkan, kişilerin açık renkli, uzun giysiler tercih etmesi ve vücutlarını kontrol etmesi gerektiğini belirtti. "Çıplak elle çıkarılmamalı" "Keneler nisan ayı ortasıyla eylül ayı ortası arasında toprak sıcaklığı 16-18 dereceye çıktığında hayatımızda bir yer teşkil etmeye, hastalık bulaştırmaya başlıyor" diyen Prof. Dr. İlker İnanç Balkan, " Ülkemizde 3 hastalık kenelerle ilgili çok önemli, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), lyme, Akdeniz Benekli Ateşi. Lyme hastalığı, Akdeniz Benekli Ateşinin kene popülasyonu daha farklı bölgelerde. Akdeniz benekli ateşi özellikle Trakya bölgesinde daha çok görülüyor. Lyme daha kırsal, dağlık ve ya tarımla ilgili faaliyetlerin olduğu bölgelerde. KKKA’nın taşıyıcısı keneler ülkemizde belirli bir bölgede daha çok görülüyor. Kelkit Vadisi denilen veya Doğu Karadeniz, Orta Anadolu Hattı’nda özellikle Sivas, Çorum, Tokat gibi illerimizin bulunduğu bölgede yoğun olarak görülüyor. Kırsal alanda çalışanlar, pikniğe gidenler, tarım ve hayvancılıkla meşgul olanlar özellikle dikkat etmeli. Kenenin tutunduğunu fark etmek bazen güç oluyor. Pikniğe gidenler, açık alanda çimenlerin üzerine oturmak yerine bir örtünün üzerine oturmalı, mümkünse pantolonlarını bir çorabın içerisine alarak bulunmalı. Eve geldiklerinde kontrol etmeleri çok önemli. Vücutta diz arkası, kulak arkası, saçlı deri gibi kıyıda köşede kalmış vücut bölgelerine keneler tutunabilir. Çıplak elle değil eğer kene tutulmamışsa bir peçete yardımıyla alınmalı. Eğer tutunmuşsa cımbızla hiç koparmadan almak lazım. Kenenin çıkartılması esnasında baş kısmı eğer cildin içerisinde kalırsa hastalığın bulaşması kolaylaşır" dedi. "İlk 2-3 gün hiç belirti olmayabilir" Sözlerini sürdüren Prof. Dr. Balkan, "KKKA için konuşursak kenenin tutunmasından sonra 10 gün içerisinde belirtiler başlar. Halsizlik, ateş, kas ve baş ağrısı, mide bulantısı, karın ağrısı gibi çok özgül olmayan belirtiler, gribi de düşündürebilecek belirtiler. O yüzden kişinin dikkatini çekmeyebiliyor, bu da gecikmelere yol açabiliyor. İlk 2-3 gün hiç belirti olmayabilir, sonrasında başlayabilir. Kene tutunmasını izleyen 10 gün içinde belirtilerden herhangi birisi ortaya çıkarsa derhal sağlık kuruluşuna başvurmak, gecikmemek gerekir. KKKA’ya yol açan virüs, vücuda yayıldığında tüm organları etkileyen organ yetmezliklerine, vücut içerisinde kanamalara yol açan, çok ağır bir klinik tabloya ve çoklu organ yetmezliğine sebep olabiliyor, bu çok hızlı ilerleyebiliyor. Burada biraz zamanla yarıştığımızı söylemeliyim. Destek tedavisi yapılıyor, kanamayı önleyici tedaviler. Antiviral bir ilacımız var ama hafif vakalarda çok ihtiyaç olmuyor. Yılda 500 ila bin vaka arası kayıtlara geçiyor. Bunlardan da yüzde 3 ila 5’i arasında vaka maalesef ölümle sonuçlanıyor. Yüzde 10-15 gibi ağır vaka olduğunu söyleyebiliriz. Eşlik eden başka hastalıkların bulunması da bir faktör. İyi takip edilmezse, geç kalınırsa ölümcül olabiliyor. Virüse özgü bir antiviralimiz yok, aşı çalışmaları devam ediyor. Spesifik, virüse özgü bir tedavi henüz elimizde yok" şeklinde konuştu. "Vaka sayısı artacak, ciddiye alalım, ölüme yol açabilir" Henüz sıcaklıkların yeni geldiğini ve kişilerin bulundukları noktalarda mutlaka dikkatli olması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Balkan sözlerine şöyle devam etti: "Vaka sayısı artacak, bunu ciddiye alalım, böyle bir risk var. Keneler ölümcül bir virüsü bulaştırabilir ve bu virüs 10 gün içerisinde de ölüme yol açabilir. Çocuklarımızı, sevdiklerimizi korumak amacıyla daha dikkatli olmamız gerekiyor. Sağlık Bakanlığı’mızın yayınladığı broşürler var, bilgilendirme videoları var. Bağda, bahçede, tarlada, piknikte vakit geçiren vatandaşlarımız eve döndüklerinde vücuda tutunan bir kene var mı, kontrol etsinler. Aile fertleri birbirini kontrol ederek kene tutunması açısından birbirini gözden geçirerek bu önlemi alabilirler. Açık renk kıyafetler giymek kenenin fark edilmesini kolaylaştıracaktır. Kişinin kene teması bütün yaklaşımı değiştiriyor, hastayı gözlem altına almayı gerektiriyor. Tanı konuncaya kadar mutlaka hastalarımızı gözlem altında tutuyoruz. Durumu hekime bildirmemiz, özellikle bu aylarda nisan-eylül aylarında keneyle ilişkili hastalıkların görüldüğü coğrafyada yaşayan vatandaşlarımız bu konuda daha duyarlı, hassas olabilirlerse daha erken tanı konulması ve tedavinin başlanması açısından hayat kurtarıcı olacaktır. Bütünlüğünü koruyarak çıkarmak lazım, sonra orayı sabunlu suyla yıkamak lazım. Kene tutunmuş vaziyetteyken üzerine herhangi bir kimyasal uygulamak kenenin kusmasına yol açacağından kene de virüsü zaten sindirim sisteminde taşıdığı için hastalığı daha da fazla bulaştırmasına yol açacağından kesinlikle önerilmez. Kenenin bütünlüğünü bozmadan çıkarma imkanımız yok ise hiç dokunmadan sağlık kuruluşuna başvuralım bu önemli"
29 Nisan 2026 Çarşamba - 12:25 Diyarbakır’da 2 bin 300 aileye yeni doğan destek paketi Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışıyla hayata geçirdiği "yeni doğan destek paketi" ile son bir yılda sosyoekonomik zorluk yaşayan 2 bin 300 aileye, doğumun ilk anından itibaren destek sundu. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, toplumsal dayanışma ağlarını güçlendirmek amacıyla 7’den 70’e her kesime ulaşma hedefiyle çalışmalarına devam ediyor. Yardım İşleri Şube Müdürlüğü, sosyal belediyecilik politikası gereği yeni doğan bebeklere yönelik özel destek paketleri oluşturdu. Yeni Doğan Destek Paketi Projesi kapsamında yapılan incelemelerde, özellikle geliri düşük ailelerin yeni doğan bebeklerinin temel ihtiyaçlara erişimde güçlük yaşadığı tespit edildi. Bu doğrultuda hazırlanan destek paketleri ailelere ulaştırılıyor. Sosyal Hizmetler ve Yardım İşleri Şube Müdürlüğü, son 1 yılda 2 bin 300 aileye ücretsiz yeni doğan destek paketi ulaştırdı. 0-1 aylık bebekler için hazırlanan destek paketinde, anne için hijyen pedi, bebek için hastane çıkış seti, battaniye, bez, şampuan, ıslak mendil ve ateş ölçer gibi temel ihtiyaç ürünleri bulunuyor. Projeye ilişkin bilgi veren Sosyal Hizmetler ve Yardım İşleri Şube Müdürü Nihal Bozhan Özbek, yeni bir bebeğin dünyaya gelişinin mutluluk kadar sorumluluk da getirdiğini belirterek, her bebeğin eşit şartlarda hayata başlaması gerektiğine inandıklarını ifade etti. Özbek, projenin yalnızca bir sosyal yardım değil, aynı zamanda bir dayanışma çalışması olduğunu vurguladı. "Her bebek eşit başlangıç hakkına sahip’’ Sosyal yardım talebi ile müdürlüğe müracaatta bulunan ailelerin evlerine ziyaretler gerçekleştirerek sosyal incelemelerde bulunduklarını ifade eden Özbek, sahada yaptıkları incelemeler sonucunda yeni doğum yapan annelerin temel ihtiyaçlara erişiminde güçlük çektiklerini tespit ettiklerini ve bu ihtiyaca somut bir destek sunmak istediklerini söyledi. Her yeni doğan bebeğin eşit bir başlangıç hakkına sahip olması gerektiğine inandıklarını aktaran Özbek, özellikle sosyoekonomik açıdan gelir durumu düşük olan ailelere bu hassas süreçlerinde yalnız olmadıklarını hissettirmek amacıyla bu projeyi ortaya çıkardıklarını kaydetti. "Doğan her bebeği bu kentin bir değeri olarak görüyoruz’’ Bu projenin sadece bir sosyal yardım projesi değil, aynı zamanda bir sosyal dayanışma projesi olduğunun altını çizen Özbek, "Çünkü biz Diyarbakır’da doğan her bebeği bu kentin bir değeri olarak görüyoruz ve hayatlarının en başlangıcından itibaren onların yanında olduğumuzu hissettirmek istiyoruz" dedi. Yaklaşık bir yıldır sürdürülen proje kapsamında bugüne kadar 2 bin 300 aileye destek verildiğini bildiren Özbek, ailelerden alınan geri dönüşlerin olumlu olduğunu ve çalışmanın artarak devam edeceğini vurguladı. Özbek, "Bu çalışmaya başlayalı tam bir yıl oldu. Bugüne kadar 2 bin 300 aileye ulaştık ve sayımız her geçen gün artıyor. Ailelerin bu anlamda yaptıkları geri dönüşler çok olumlu. Yeni doğum süreçlerinin en başında yanlarında olduğumuzu hissetmeleri, böylesi küçük paketlerle desteklenmeleri onların kendilerini değerli hissetmelerini sağlıyor ve biz bu olumlu dönüşlerle ciddi bir motivasyon yakaladık. Bu hizmeti sürdürmeye devam edeceğiz" dedi. Projeden yararlanan Ferhat Göçlü ise verilen destekten memnuniyet duyduklarını belirterek, "Bizim 3 çocuğumuz vardı. Bu dördüncü oldu. Bunun için çok sevinçliyiz. Büyükşehir Belediyesinin bize vermiş olduğu çanta biraz olsa da bize katkı sağladığı için teşekkür ederiz" şeklinde konuştu.
Tunceli’de "Akran zorbalığı ve siber zorbalık" söyleşisi
15 Ağustos 2025 Cuma - 14:46 Tunceli’de "Akran zorbalığı ve siber zorbalık" söyleşisi Tunceli’de "Akran zorbalığı ve siber zorbalık" söyleşisi düzenlendi. Tunceli Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, çocuklar ve gençler arasında giderek artan akran ve siber zorbalık sorununa dikkat çekmek amacıyla söyleşi düzenledi. Söyleşide, sorunun nedenleri, sonuçları ve çözüm yolları masaya yatırıldı. Tunceli Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nde düzenlenen ve moderatörlüğünü kurumun rehberlik öğretmeni Hatice Yalçın Alataş’ın yaptığı söyleşiye Avukat Ali Sait Kaşan, Tunceli İl Milli Eğitim Müdürlüğünde görevli rehber öğretmen Erkan Sarıuşak ve Tunceli İl Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memuru Emre Yıldırım konuşmacı olarak katıldı. Programın açılış konuşmasını yapan Tunceli Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Hüseyin Okan, Bakanlık vizyonu doğrultusunda çocukların sağlıklı ve mutlu bir geleceğe sahip olmalarının en temel öncelikleri olduğunu vurguladı. Okan, "Bu programda, zorbalığı önleme yolları ve toplumsal farkındalık oluşturma üzerine konuşacağız. Bu söyleşimizin amacı, ailelerin ve toplumun bu önemli soruna karşı bilinçlenmesine, çocuklarımızı ve gençlerimizi koruma yolları hakkında bilgi edinmelerine ve gerekli destek mekanizmalarını tanımalarına yardımcı olmaktır. Ayrıca, bu konudaki kararlılığımızı göstermek adına hazırladığımız ’Akran Zorbalığının Azaltılması’ projemizin de bakanlık onay aşamasında olduğunu belirtmek isterim. Bu proje ile uluslararası başarılı programları yerinde inceleyerek kendi koşullarımıza uyarlamayı hedefliyoruz. Önceliğimiz, ilimizdeki çocuk bakım kuruluşlarında ve aile yanında desteklediğimiz dezavantajlı çocuklarımız olacaktır. Bu projemiz, sadece zorbalığa karşı bir mücadele değil, aynı zamanda çocuklukta başlayan ve yetişkinlikte de devam edebilen şiddet döngüsünün kırılmasına yönelik önemli bir adımdır. Birlikte, çocuklarımızı akran zorbalığının karanlık gölgesinden uzaklaştıracak, onlara aydınlık ve umut dolu bir gelecek sunacağız. Projemizin hayata geçmesiyle birlikte, akran zorbalığıyla mücadelemizi daha somut adımlarla ileriye taşıyacağız" dedi. Hukuki süreçlerin de değerlendirildiği söyleşi, katılımcıların sorularının yanıtlanmasıyla sona erdi.
Doç. Dr. Ökdemir, "Obezite günümüzün en önemli hastalığından biridir"
15 Ağustos 2025 Cuma - 14:36 Doç. Dr. Ökdemir, "Obezite günümüzün en önemli hastalığından biridir" Obezitenin günümüzün en önemli hastalıklarından biri olduğunu dile getiren Doç. Dr. Deniz Ökdemir, "Çocuklarda obezite sıklığı çok fazla ve hızlı artıyor. Dünyadaki en sık ölüm nedenleri arasında yer alan kalp krizi, inme ve diyabet gibi hastalıkların temelinde de obezite var" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Deniz Ökdemir, çocuklardaki obezite hastalığı hakkında bilgiler verdi. Ökdemir, "Obezite çocuklarda vücut yağ oranının normalin üzerinde olmasıdır. Bunu anlamak için çocuklarda vücut kitle endeksine bakıyoruz. Vücut kitle endeksi, çocuğun ağırlığının boyunun karesine bölünerek buluyoruz. 30’un üzerinde olması obezite olarak tanımlanıyor. Obezite günümüzün en önemli hastalığından biridir. Çocuklarda obezite sıklığı çok fazla ve hızlı artıyor. Çocuklarımızı küçük yaşta obez olması, erişkin yaşlarda da obez olacakları anlamına geliyor. Dünyadaki en sık ölüm nedenleri arasında yer alan kalp krizi, inme ve diyabet gibi hastalıkların temelinde de obezite var. Obeziteye karşı çocuklarımızı ekran bağımlılığından korumamız gerekiyor. Onları sosyal alanlara tekrar katmamız gerekiyor. Fast foot gibi yiyeceklerin yaşamlarından çıkarılması ve sağlıklı beslenmelerinin sağlanması gerekiyor. Günlük en az bir-iki saat fiziksel aktivite olması lazım. Obez çocukların aynı zamanda özgüvenleri de düşük olacaktır. Birçok aktiviteye katılmak istemeyecektir. Bu nedenle, çocuklarımızı korumak için farkındalığımızı artıralım, sağlıklı yaşam oluşturalım. Çocuklarımız bizim için çok kıymetlidir" dedi.
Böbreğinden 100’e yakın taş çıktı
15 Ağustos 2025 Cuma - 13:40 Böbreğinden 100’e yakın taş çıktı Yozgat’ta yaşayan 45 yaşındaki Serhat Evran’ın böbreğinden 100’e yakın taş çıktı. Akdağmadeni ilçesinde yaşayan Serhat Evran doktorları bile şaşırtan sağlık problemiyle karşı karşıya kaldı. Şiddetli böbrek ağrısı şikayetiyle Yozgat Şehir Hastanesi’ne başvuran Evran’ın detaylı tetkiklerinin yapılmasının ardından böbreğinde 100 taneye yakın taş tespit edildi. Ameliyatı gerçekleştiren Op. Dr. Fatih Kocamanoğlu ve Op. Dr. Arif Bedirhan Bayraktar hastanın son durumunu kontrol ederek kısa sürede taburcu olacağını söyledi. Hastanın durumu hakkında açıklama yapan Op. Dr. Fatih Kocamanoğlu hastanın 10 yıl kadar önce sağ böbrekten taş cerrahisi operasyonu geçirdiğini ifade etti. Kocamanoğlu, "Yaptığımız incelemede sağ böbreğin tamamını dolduran taşları vardı. Hastayla görüşerek bu tür büyük taşlarda büyük bir cerrahi olabileceğini ve hastanın birkaç delikten girerek, sırttan delerek ameliyat yapılması gerektiğini söyledik. Hastamız kabul etti. Çarşamba günü hastanın ameliyatını yaptık. Tek delikten girerek neredeyse tamamını temizledik. Bugün de hastamızı sağlıklı bir şekilde taburcu edeceğiz" dedi. "Ülkemizde her 10 kişiden biri böbrek taşından muzdarip" Böbrek taşının yaygın olduğuna değinen Kocamanoğlu, "Böbrek taşı oranı ülkemizde çok yüksek. Her 10 kişiden biri böbrek taşından muzdarip. Taş hastalarına önerilerimiz oluyor. Günlük idrar çıkışları 2 buçuk litreye yakın olacak şekilde sıvı tüketmelerini özellikle su tüketimi öneriyoruz. Spor ve aktivite, tuz kısıtlaması öneriyoruz. Bu önerilere uyarlarsa taş oluşma riskinin azalabileceğini hastalara iletiyoruz. Tedavi sadece cerrahi olarak taşların çıkartılması değil, sonraki yaşam tarzı değişikliği de bizler için çok çok önemli" şeklinde konuştu.
Uzmanı uyardı: "Yaz aylarında su tüketimi hayati önem taşıyor"
15 Ağustos 2025 Cuma - 13:21 Uzmanı uyardı: "Yaz aylarında su tüketimi hayati önem taşıyor" Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Yakup Boyraz, yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte su tüketiminin hayati önem taşıdığını belirtti. Günlük sıvı ihtiyacının kişiye göre değiştiğini vurgulayan Dr. Boyraz, özellikle gebeler, emziren anneler ve ağır işlerde çalışanların su tüketimine daha fazla dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Dr. Boyraz, "Sıvı ihtiyacı; fiziksel aktivite düzeyi, hava sıcaklığı ve beslenme şekline göre değişiklik gösterir. Normal şartlarda vücudun toksinleri atabilmesi için günde 8-9 bardak su içilmelidir. Yaz aylarında ise erkekler için bu miktar 2,5-3 litre, kadınlar için 2-2,5 litre, gebeler için en az 3 litre, emziren anneler için ise 3,5-4 litre olmalıdır. Ağır işlerde çalışanlar ve sporcularda bu ihtiyaç 5-8 litreye, bazı durumlarda ise 10 litreye kadar çıkabilir" dedi. Böbrek yetmezliği veya kalp yetmezliği nedeniyle sıvı kısıtlaması gereken hastaların, mutlaka doktorlarının önerilerine uyması gerektiğini belirten Boyraz, "Sıvı ihtiyacının karşılanmasında en iyi içecek sudur. Su içmekte zorlananlar, suyu nane, limon veya çubuk tarçınla aromalandırabilir. Soda, süt, ayran ve limonata da sıvı ihtiyacını karşılamaya yardımcı olur. Ancak çay, kahve gibi kafeinli içecekler, şekerli ve gazlı içecekler ile alkolden uzak durulmalıdır" diye konuştu. Dr. Boyraz, yağlı ve tuzlu yiyeceklerden de kaçınılması gerektiğini belirterek, "Güneşin en yoğun olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında mecbur kalmadıkça dışarı çıkılmamalı. Klimalı ortamlarda uzun süre kalınmamalı ve su, ılık şekilde tüketilmelidir" şeklinde konuştu.
Yaz güneşine maruz kalırken cildinize dikkat edin
15 Ağustos 2025 Cuma - 12:31 Yaz güneşine maruz kalırken cildinize dikkat edin Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, 2025 yazı son 50 yılın en sıcak yaz aylarından biri olarak kayıtlara geçerken, bilinçsizce güneş ışığı almak bazı riskler taşıyor. Sıcaklık artışına dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Nursel Dilek, güneş maruziyetine karşı uyardı. Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi, güneş ışınlarına maruz kalma süresini de artırıyor. Kontrolsüz güneşe maruz kalmanın ciddi cilt problemlerine ve uzun vadede cilt kanserlerine neden olabileceğini vurgulayan Medicana Konya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Nursel Dilek, güneşin hem yararlı hem de zararlı etkilerini açıkladı. Güneşe çıkış saatine ve giyime dikkat Yaz aylarında artan sıcaklık, nem oranı ve güneş ışınlarına maruziyet çeşitli cilt hastalıklarında belirgin bir artışa neden oluyor. Prof. Dr. Nursel Dilek, özellikle güneş yanıkları, güneş lekeleri, isilik, mantar enfeksiyonları, alerjik döküntüler ve rozasea (gül hastalığı) gibi cilt hastalıklarının yaz döneminde daha sık görüldüğünü belirtti. Güneşin zararlı etkilerinin sadece kısa vadede yanıkla sınırlı kalmayacağını kaydeden Prof. Dr. Nursel Dilek, "Uzun süreli ve kontrolsüz güneşlenme, başta cilt kanserleri olmak üzere birçok ciddi deri hastalığına zemin hazırlar. Ayrıca sıcak ve nemli ortamlarda mantar hastalıkları, terlemenin arttığı bölgelerde isilik gibi şikayetler sık karşımıza çıkar. Özellikle yaz döneminde kişisel hijyenin, uygun kıyafet seçiminin ve güneş koruyucu ürün kullanımının ihmal edilmemesi gerekir" dedi. Güneşten faydalanırken dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Dilek, özellikle 11.00 ile 15.00 saatleri arasında doğrudan güneşe çıkmaktan kaçınılması gerektiğini söyledi. Bu saat aralığının 10.00-16.00 arasında da genişletilebileceğini belirten Dilek, "Güneşin en yakıcı etkisi bu saatlerde görülüyor. Giyilen kıyafetlerin dokusu ve rengi de önemli. Kalın dokulu, açık renkli, kuru kıyafetler tercih edilmeli. Islak kıyafet ya da mayo ile uzun süre güneşte kalmak koruyucu olmaz" şeklinde konuştu. Güneş kremi doğru kullanılmalı Güneşten korunmada güneş koruyucuların önemli bir yeri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nursel Dilek, bu ürünlerin krem, losyon, sprey ve köpük formunda olabileceğini söyledi. Dilek şöyle devam etti; "Mineral içerikli kremler ultraviyole ışınları yansıtırken, kimyasal içerikliler ışınları emerek koruma sağlar. Tüm yaş gruplarına uygun güneş kremi seçimi büyük önem taşıyor. SPF değeri, ürünün koruyuculuğunu gösterir. En az SPF 30 içeren ürünler öneriyoruz. Ancak unutulmamalı ki hiçbir güneş kremi 2-3 saatten uzun koruma sağlamaz. Bu nedenle güneş kremleri 2-3 saatte bir yeniden uygulanmalı. Ayrıca güneşe çıkmadan 20 dakika önce sürülmesi gerekir." D vitamini eksikliği yapmaz Güneş koruyucuların D vitamini eksikliğine yol açtığı yönündeki iddialara da açıklık getiren Prof. Dr. Nursel Dilek, bu konuda şu bilgileri paylaştı; "Güneş kremleri D vitamini sentezini engellemez. Dirsek ve diz altı bölgeleri 30 dakika boyunca güneşle temas ettiğinde, vücut için gerekli D vitamini sentezi gerçekleşir. Güneş kremini ideal şartlarda kullanan bir kişi bile yarım saatlik korumasız güneş teması ile yeterli D vitamini alabilir. Özellikle çocuklarda 6 aydan itibaren güneş koruyucu kullanımı büyük önem taşımaktadır. Çünkü çocukluk ve gençlik döneminde oluşan güneş yanıkları, ileride cilt kanseri riskini ciddi şekilde artırmaktadır."
"Sıcak havalarda tansiyon dalgalanmalarına karşı önlem şart"
15 Ağustos 2025 Cuma - 11:46 "Sıcak havalarda tansiyon dalgalanmalarına karşı önlem şart" Artan yaz sıcaklarının özellikle hipertansiyon hastaları için ciddi risk oluşturabileceğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özkan Akyol, yüksek sıcaklık ve nem, damarların genişlemesine neden olarak tansiyonun düşmesine veya ani dalgalanmasına yol açabiliyor. Gün içinde bol su içmek, serin ortamlarda kalmak, güneş altında uzun süre durmaktan kaçınmak ve ilaçların aksatılmaması gerekiyor. Ayrıca ani pozisyon değişikliklerinin de tansiyon dengesini bozabileceği unutulmamalıdır" dedi. Liv Hospital Samsun İç Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Özkan Akyol, sıcak havalarda tansiyon hastalarının nelere dikkat etmesi gerektiği konusunda uyarılarda bulundu. Artan yaz sıcaklarının özellikle hipertansiyon hastaları için ciddi risk oluşturduğunu söyleyen Uzm. Dr. Akyol, "Yüksek sıcaklık ve nem, damarların genişlemesine neden olarak tansiyonun düşmesine veya ani dalgalanmasına yol açabiliyor. Terleme ile kaybedilen sıvı ise bu durumu daha da ağırlaştırabiliyor. Yüksek tansiyon hastalığının, özellikle 50 yaşından sonra, çoğu zaman hiçbir nedene bağlı olmadan görülebilir. Sağlıklı bireylerde tansiyon değeri 120/80 olarak kabul edilir. Bu değer en fazla 135/85 olabilirken, yüksek tansiyon hastalarında basınç bu ölçümün üzerindedir" diye konuştu. "Genetik faktörlere bağlı gelişebilir" Yüksek tansiyon nedenlerinden bahseden Uzm. Dr. Akyol, "50 yaşın üstündeki yetişkinlerde, her iki kişiden birinde görülen yüksek tansiyon, çoğunlukla genetik faktörlere bağlı olarak gelişen bir hastalıktır. Ailesinde yüksek tansiyon hastası olan kişilerde, ilerleyen yaşla birlikte yüksek tansiyon görülme ihtimali de artar. Öte yandan, yüksek tansiyonu olan kişilerin yaklaşık yüzde 10’unda, tansiyon yüksekliği, hormonal hastalıklar, kalp ve böbrek hastalıkları veya şeker hastalığı gibi başka bir hastalık eşliğinde ortaya çıkıyor" şeklinde konuştu. "Gün içinde bol su içmek önemli" Sıcak havalarda dikkat edilmesi gereken noktalara değinen Uzm. Dr. Akyol, "11.00–16.00 saatleri arasında mümkünse dışarı çıkılmamalıdır. Gün içinde bol su içmek, serin ortamlarda kalmak, güneş altında uzun süre durmaktan kaçınmak ve ilaçların aksatılmaması gerekiyor. Ayrıca ani pozisyon değişikliklerinin de tansiyon dengesini bozabileceği unutulmamalıdır. Hipertansiyon hastalarının günlük yaşamlarını hava şartlarına göre planlamaları, sıvı dengesini korumaları ve gerekli durumlarda hekimlerine danışmaları hayati önem taşıyor" diyerek sözlerini noktaladı.
Hastaneye gitmeden tedavi: Evde diyaliz başladı
15 Ağustos 2025 Cuma - 11:30 Hastaneye gitmeden tedavi: Evde diyaliz başladı Sakarya’da böbrek yetmezliği hastaları için büyük kolaylık sağlayacak evde hemodiyaliz uygulaması artık ilçelerde de hayata geçiriliyor. Proje, ilk olarak Akyazı’da başladı. Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi (SEAH) Nefroloji Kliniği tarafından yürütülen çalışma çerçevesinde, daha önce şehir merkezinde verilen "home diyaliz" hizmeti, Akyazı İlçe Devlet Hastanesi üzerinden ilçelere yayılıyor. Tedavisi burada süren diyaliz hastaları, evlerinde diyaliz cihazını kullanabilmek için eğitim almaya başladı. İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Kayhan Özdemir, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Op. Dr. Özcan Öktem ile Başkan Yardımcısı Uz. Dr. Oğuzhan Bodur, SEAH Nefroloji Klinik İdari Sorumlusu Prof. Dr. Hamad Dheir ve Başhekim Dr. Yavuz Tepeçınar Akyazı’daki eğitim sürecini yerinde inceledi. Özdemir, Sakarya’nın ilçelerde evde hemodiyaliz hizmeti veren ender illerden olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Hamad Dheir, yaklaşık 1 buçuk yıl önce merkezde başlatılan uygulama ile şu anda 10 hastanın evde diyaliz aldığını belirterek, "Uygulamayla hastalar gün içinde istediği saatte diyalize girebiliyor. Önce hastalarımıza uygulama ile ilgili eğitim veriyoruz. Hastalarımız cihazı uygun şekilde kullanmayı, dikkat etmeleri gereken kısımları öğreniyor. Ardından evlerine kurulan makineyle diyalize giriyorlar. Herhangi bir sorun olduğunda diyaliz ekibimizle saat fark etmeksizin iletişim kurabiliyorlar. Bu sayede çok daha konforlu bir ortamda tedavi alıyorlar" diye konuştu. "Bu hizmet bizim için çok büyük kolaylık" Eğitim alan hastalardan 43 yaşındaki ev hanımı Ayşe Gülerson, 26 yıldır diyalize girdiğini belirterek, uygulama sayesinde evinde tedavi olabileceğini söyledi. Haftada üç gün hastaneye gitmek zorunda olduğunu belirten Gülerson, "Evimizde böyle bir imkan sunulması demek diyaliz için hastaneye gidip gelme olayının ortadan kalkması anlamına geliyor. Uyurken bile diyaliz işlemi tamamlanmış olacak. Hastanelerimizdeki hizmetlerden çok memnunuz ama bu hizmet bizim için çok büyük kolaylık. Hamad hocamıza ve Türkiye’de ilçelerde nadir olmasına rağmen Sakarya’da bu hizmeti başlatan sağlık müdürlüğümüze ve hastanemize teşekkür ederim. İnşallah eğitimi başarıyla tamamlayarak bu hizmetten yararlanırım" şeklinde konuştu.